Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 01-10-2021

    DENİZLERDEN DÜNYAYI İLK DOLAİAN KİŞİ FERDİNANT MAGELLAN (1480-1521
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önce iki denizci hakkında yazmıştım. KRİSTOF KOLOMB—VASCO DA GAMA idi. Bu defada denizden ilk defa dünyayı dolaşan FERDINANT MAGELLAN dünyayı dolaşarak insanlık coğrafyasını değiştirdi, yeni karalar bulundu, buralar üzerinde koloniler (sömürgeler) kuruldu. Dünya tarihi yeni bir çağa girdi.
    Bunlara başta İspanya kral ve kraliçeleri ile Portekiz Kralları destek oldu ve bundan fazlasıyla yararlandılar. Örnek vermek gerekirse İspanya’dan kat kat büyük Güney Amerika ve Meksika’da İspanya dili ve kültürü hâkim oldu. Keza Portekiz’den kat kat
    Brezilya’da Portekiz dili kültürü altına girdi.
    Ferdinant Magellan Portekiz asıllı ailenin oğlu olarak doğdu. Denizcilik alanında gelişme gösterdi.
    Ferdinant Magellan 1505-1513 yılları arasında Portekiz emrinde çalıştı, Hindistan’a varan seferler de bulundu.
    Daha sonra İspanya Krallarının teklifi ile ülkesinden ayrıldı. İspanya Kralı kendisine destek verdi. 1519-1521 yılları arasında İspanya adına keşifler yaptı. 1519 yılında pek çok gemi ve denizci ile İspanya’dan Sevilla limanından denize açıldı ilk defa Güney Amerika sahillerinden geçerek Güney Amerika’nın en güneydeki ismi verilen Boğazı (MAGELLAN BOĞAZI) geçerek PASİFİK OKYANUSU’NA açıldı. Güney Amerika’daki yerlilerle ilk karşılaşan Avrupalı oldu. Ayrıca Pasifik Okyanusu’na sakin deniz anlamına PASİFİK ismini verdi. Ama Pasifik Okyanusu onun tanımladığı kadar sakin olmadığı anlaşılmaktadır..
    Buradan devam etti, Pasifik Okyanusu’nu aşarak Filipinler’e ulaştı. Buraya ayak basan ilk Avrupalı da Magellan olmuştur. Ancak Magellan girdiği bir çatışmada öldürülmüş ve yardımcısı çok az denizci ile İspanya’ya dönebilmiştir.
    Diğer bir deyişle Magellan ilk dünyayı dolaşan kişi olamamış, ölümü buna mani olmuştur. Filipinler’de toprağa verilmiştir.
    Sonuç olarak 30-35 yılda bu üç büyük kâşif denizci ile dünya coğrafyası değişmiş, batılı ülkeler bundan kat yararlanmış, Ancak Osmanlı bunun farkına varmayarak yerinde saymıştır.
    Aşağıda yazıma Magellan’ın seferini gösteren harita ile bir portresi ve gemileri eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 29.09.2021 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 01-10-2021

    İLK DEFA PORTEKİZ’DEN AFRİKA’YI DOLAŞARAK DENİZDEN HİNDİSTAN’A GİDEN AVRUPALI VASCO DA GAMA (Portekiz 1469-Hindistan 1524)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Kristof Kolomb bulduğu toprakların farklı büyük bir kıta olduğunu öğrenemeden 1506 yılında ölmüştür. Bu koskoca kıtaya daha sonra AMERİKA denmiştir.
    Amerika kıtasının keşfinden birkaç yıl sonra Portekizli Vasco da Gama Afrika kıtasını güneyden dolaşarak Hindistan’a ulaşmayı başarmıştır. Avrupa’dan deniz yolu ile ulaşan ilk Avrupalı olmuştur. İnsanlık tarihi açısından bence çok önemli bir olaydır.
    Vasco da Gama 1469 yılında Portekiz’de dünyaya gelmiştir. Gemiciliğe meraklı bir kişidir.
    Portekiz genç bir devlettir. 1143 tarihinde kurulmuştur. Bu yıllarda denizcilikte çok önde bir ülkedir. Denizde ki keşifleri sayesinde dünyanın her tarafında koloniler (sömürgeler) kurmuş, dilini ve kültürünü taşımıştır. Güney Amerika’da Brezilya, Afrika’da Angola, Mozambik Hindistan’da Goa ve Çin’de Macao bunlardan bazılarıdır. Keşifler sayesinde Portekiz çok büyük devlet haline gelmiştir.
    Portekiz Kralları bu keşifleri hep desteklemiştir.
    Portekiz Kralı 1. Manuel (krallığı 1495-1521) Doğu ülkelerine denizden ulaşabilmek gerekli desteği Vasco da Gama’ya sağlamıştır. 1496 yılında 4 gemi ve 160 denizci ile yola çıkmış Afrika kıtasının en güneyi olan Ümit Burnuna dönerek Hint Okyanusu’na açılmış 1498 yılında Hindistan’da Kerala eyaletine ulaşmıştır.
    Marco Polo daha önce İpek yolundan Çin’e kadar gitmişti. Denizden Hindistan’a giden ilk Avrupalı Vasco da Gama olmuştur. Yerliler tarafından hoş karşılanmamıştır. 1499 yılında aynı yoldan Portekiz’e dönmüş bir kahraman olarak büyük törenlerle karşılanmıştır.
    Vasco da Gama ilk seferinden sonra daha daha fazla gemi ve denizci ile yeni seferler yapmış, 1524 yılında orada ölmüştür. Cenazesi Portekiz’e getirilmiş bir Manastır’da gömülmüştür. Portekiz ulusal bir kahraman kabul edilmektedir. Yaptığı gezilerin bir haritası yazıya eklenmiştir.
    Denizlerdeki bu keşifler ve baş döndürücü gelişmeler Müslüman Ülkeler olan Osmanlı İmparatorluğu, İran’ın aleyhine olmuştur.
    Yazı ekine internetten bir portresi ile modern zamanlarda onun adı verilen Portekiz’deki bir köprünün resmi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 25.09.2021 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 01-10-2021

    ANADOLU’DA YEŞEREN KÜLTÜRLERE DUYARLI ARKADALARIM
    MEHMET BİLDİRİCİ 21.EYLÜL 2021
    BU AY DOSTUM, ARKADAŞIM, MESLEKTAŞIM MİMAR ZAKARYA MİLDANOĞLU HAKKINDA MİMARLAR ODASI İSTANBUL ŞUBESİ TARAFINDAN KENDİSİ ANLATAN BİR KİTAP YAYINLANDI.
    Lütfedip bana da gönderdi. Mimarlık ve Ermeni tarihi ve restorasyonları konusunda Türkiye’de büyük deney sahibi olan Zakarya Mildanoğlu’nun bu kitabını büyük beğeni ile okudum. Duygularımı yazılı olarak kendisine yazmak istedim. Daha sonra bu yazımı kendisinin de onayı ile sizlerle paylaşmak istiyorum. Kitap Mimarlar Odası İstanbul Şube—2021 yayını—270 s
    Sayın Zakarya Mildanoğlu
    İstanbul Mimarlar Odası yayını “ZAKARYA MİLDANOĞLU” isimli yayınınızı lütfetiniz bana gönderdiniz. Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam, söz uçucu, yazı kalıcıdır diye düşünerek bu maili yazıyorum.
    Tek kelime ile şahane bir kitap, Mimarlar Odasını ve arkadaşınız Saliha Aslan’ı da kutlamak gerek. Bazı bölümleri iki defa satır satır okudum.
    İTÜ’den hocalarıma rastladım, Selma Soysal, kendisi ile son yıllarında yakın olmuştum, Topoğrafya hocası Mustafa Aytaç, Haydar Kazgan……
    Galata ile pek çok belge topladım, sergiler açacaktım, ama yaşlandım, yapamadım, Mete Göktuğ ile tanışırım. Karaman-Ereğlili hemşerim Sarkis Çerkesyan…..Bir akşam Sarkis Seropyan ile misafirim olmuştu, asla unutmuyorum……
    Ani, Van Ahtamar, ikişer defa okudum….
    AMA TANRIÇA ANAHİT’İN BRITISH MUSEUM’DA Kİ BÜSTÜ HARİKAYDI, BENİ BÜYÜLEDİ. DAHA ÖNCE ERMENİ PAGAN TANRIÇALARININ BÜSTÜNÜ GÖRMEMİŞTİM.
    DOĞU ANADOLU DA URARTU BATIDA IYONYA, TÜM ANADOLU’DA BİLEMEDİĞİMİZ FARKINDA OLAMADIĞIMIZ ÖYLE DEĞERLER VARKİ….
    KARINCA KARARINCA ONLARI ARAŞTIRIYOR, MUĞLA DEVRİM GAZETESİNDE YAZIYORUM….
    TEŞEKKÜRLER….TEŞEKKÜRLER JALE HANIMA DA SELAMLAR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Face-book 21.09.2021

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 01-10-2021

    KEŞİFLERİ İLE DÜNYAYI DEĞİŞTİRENLER KRİSTOF KOLOMB (1451-1506)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ortaçağda İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fetih edilip Osmanlı başkenti yapılması ile Avrupa’da tüm dengeler değişmiştir. Zengin doğu ülkesi Çin ve Hindistan ile ticaret yapılan İpek Yolu kapanmış, Avrupa’yı zorlamıştır.
    Bu durum doğuya denizden ulaşmak düşüncelerini geliştirmiştir. Bu tarihlerde denizcilikte Portekiz ve denizcileri öndedir.
    İlk defa Portekizli Bartolomeo Dias (1451-1500) Portekiz kralı Jaoa (krallığı 1455-1495) desteği ile 1488 yılında Afrika’nın Atlas Okyanusunda sahillerinden giderek en güneydeki Ümit Burnuna ulaşmıştır. Tabii ki bundan öncede bu ortamı hazırlayan başka denizciler ve denizcilik olayları vardır.
    Şimdi konumuz olan Kristof Kolomb (1451-1506) dönelim. Aynı dönemlerde İtalya’da Cenova Cumhuriyetinde doğmuş. Babası tüccardır, onun mallarını satmak için denizciliğe başlamıştır. Bir ara Portekiz’e sığınır, orada kardeşi ile haritacılık üzerine çalışırlar. 1479 yılında çok önemli bir denizcinin kızı İtalyan asıllı Felipa ile evlenir. 1485 yılında İspanya’ya yerleşir.
    Çok okuyan araştıran ve önceki haritaları inceler, özellikle Avrupa’dan ilk defa ipek yolundan Çin’e giden Marko Polo’nun (1254-1324) seyahatnamesini dikkatlice okur, denizden (Atlas Okyanusu) devamlı batıya gidildiğinde doğunun zengin ülkeleri Hindistan (India) ve Çine ulaşılacağına inanır.
    Bu tarihten sonra sıra ile başta Porkekiz Kralı, Cenova Cumhuriyetine ve İspanya Kraliçesine anlatmaya ve destek aramaya başlar.
    Kastilya Kraliçesi İSABEL İspanya’da son Müslüman Endülüs kentini alır Aragon Kralı Ferdinant ile evlenir ve bugün ki İSPANYA kurulur. İSABEL (1451-1504) (Kraliçeliği 1474-1504) tarihin en güçlü kraliçelerinden biridir. 1492 yılında bir karar çıkararak İspanya’da yaşayan Müslüman ve Yahudileri Katolik olmaya veya İspanya’dan kovulmalarına karar alır. Bugün Türkiye’de yaşayan Sefarat (İspanya) Yahudileri Osmanlı İmparatorluğuna sığınır. İspanya’da Engizisyon Mahkemelerine kadar varan bir din zulmü uygulanır..
    Dünyayı değiştirmeye kararlı Kristof Kolomb tüm kralların kapılarını çalar, projesini anlatır, ama hiç bir hükümdar anlamaz hayalci bulur. Kristof Kolomb’un bu fikirlerini anlayan tek hükümdar Kraliçe İSABEL olur. Dünyanın ve Avrupa’nın ufuklarını açar.
    İsabel bir yanı ile zalim biri diğer yandan olmaz denilen projeye destek veren kişidir.
    Kraliçe İsabel’in desteği ile Kristof Kolomb üç gemi ve mürettebatla İspanya’nın Polos limanından Atlantik okyanusunda batıya göre doğru Ağustos 1492 yola çıkar, Üç gemi ile SANTA MARIA-PINTA ve NİNA ile.
    İSANLIĞIN BİLİNMEYENE DOĞRU YOLCULUĞU BÖYLECE BAŞLAMIŞ DÜNYA ADALARI KITALARI KUTUPLARI KEŞFEDİLMİŞ, DAHA SONRA UZAYA YÖNELMİŞTİR.
    Kristof Kolomb 33 gün süren bir yolculuktan sonra 12 Ekim 1492 tarihinde Guanahani (San Salvator-Orta Amerika) adlı adaya ulaşır, Çevreyi dolaşır, gördüğü insanlar Hintli sanır ve onları INDIAN (Hintli) olarak isimlendirir, onlara devamlı Çin Hükümdarının yerini sorar
    Kolomb ilk gezide 1493 Ocak ayında İspanya’ya döner ve 20 Nisan 1493 tarihinde Kraliçe tarafından büyük törenlerle karşılanır,
    Bunun üzerine Kristof Kolomb’a keşfedeceği ana karalarda kral naipliği ve valilik görevleri verilir.
    Daha sonra Kolomb İspanya hükümdarları adına daha fazla gemi ve mürettebatla 25.Eylül 1493-11 Haziran arasında ikinci gezisini yapar.
    Bundan sonra iki gezi daha yapılır. Hamisi Kraliçe İsabel 1504 tarihinde, Kolomb ise 1506 yılında hayata veda eder. Kolomb’un bu gezisi diğer Avrupa ülkeleri Portekiz ve İngiltere’nin gözünü açmış pek çok toprakların sahibi olmuştur.
    Sonuçta Kristof Kolomb Batı Uygarlığına, Avrupa’ya ve dünyaya büyük ufuklar açan bir kişidir. Tabii bu arada Amerika yerlileri zaman zaman katliama uğrar, batı karşısında kurdukları uygarlıklar yok olur. Bu da işin acı tarafı
    Çıkardığım Sonuçta şöyledir. O tarihlerde Batı Hristiyan ve Osmanlı ve diğer Müslüman ülkeler toprak yönünden hemen hemen denk sayılır. Yeni kıtalar adalar bulunması ile Batı Uygarlığı sonsuza kadar fark atmıştır.
    Osmanlı uyumuş, gelişmelere gözünü ve kulağını kapamıştır, bedelini ağır ödemiştir.
    Bugün de dışarıdaki bilimsel ve olumlu gelişmelere kulağımızı ve gözümüzü kapa- mamalıyız. Bir gözümüzle içimizi bir gözümüzle dış gelişmeleri takip etmeliyiz.
    Yazı ekine Kolomb’un internetten bir resmi ve ilk seferindeki gemileri konulmuştur. Bahsedilen yerler için bit atlasa bakılmalıdır.
    (Muğla Devrim 21.09.2021 yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 18-09-2021

    SEVGİLİ KONYA LİSELİ ARKADAŞLARIM 18.09.2021
    1957 KONYA LİSESİ MEZUNU MERSİN HÂKİMİ CİHAN CETER’İ (1940-2021) KAYBETTİK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu ay içinde Konya Lisesi 1957 Fen Kolundan mezun olan Cihan Ceter’i kaybettik. Hakkında kısa bilgiler şöyledir. 1940 yılında Konya-Sarayönü Başhöyük köyünde doğmuştur. Başhöyük 1900’lu yılların başında Kafkasya’dan göç etmiş Karaçay Türklerinin köyüdür.
    Lise öğrenimi Konya Lisesi’nde tamamlamış, daha sonra İstanbul Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Çeşitli illerde savcılık yapmıştır (Ordu, Sivas, Bursa) ardından Mersin ve Alanya’da Ağır Ceza Hâkimi olmuştur. Emekliliğinin ardından Alanya’da Avukatlık yapmıştır. Daha sonra bürosunu oğluna devretmiş, eşinin memleketi Eskişehir’e yerleşmiştir.
    Birkaç yıl süren Alzehimer hastalığı sonucu 16.09.2021 Eskişehir’de aramızdan ayrılmış, cenazesi doğum yeri olan Başköyük’te toprağa verilmiştir.
    Cihan Eskişehirli Yıldız Ceter ile evli olup, Hukukçu Barış isimli bir oğlu ve Emine isimli bir kızı vardır. Cihan Ceter’e Tanrıdan rahmet ailesine baş sağlığı dilerim.
    Cihan ile mezuniyetten uzun yıllar sonra Konya’da Konya Liselilerin toplantısında görüştük. Dünürüm Sedat Alakay yakın akrabasıydı, Başhöyük’te, baba evinde çay içtik.
    Daha sonra ara ara aradığımda kemdisinin rahatsız olduğunu ve Eskişehir’de yaşadığını öğrendim.
    En son kızı Emine Ceter ile mail üzerinden haberleştim. Babasının hasta olduğunu yazdı. En sonda 16.09.2021 babamı kaybettik diye yazdı.
    Değerli arkadaşım son uykunu memleketinde huzur içinde uyu.
    Yazıma birlikte bir fotoğrafımızı ekliyorum
    (Sınıf arkadaşlarına mail gönderildi) 18.09.2021

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 18-09-2021

    KIBRIS COĞRAFYASINDAN FENİKELİ STOA FİLOZOFU ZENON (M.Ö.334-262)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu yazımda Atina’da Stoa adlı felsefe okulunun kurucusu Kıbrıslı Zenon’un yaşamını aktarmaya çalışacağım.
    Zenon Kıbrıslı Fenikeli zengin bir tüccarın oğludur. Kıbrıs’ta Kitium adlı bir kentte doğduğu bilinmektedir. Ancak Bu kentin yeri bilinmemekte olasılıklı bir Fenike yerleşimidir. Fenike tarihi incelenirse tüm Akdeniz’de Fenikelilerin Büyük İskender’e kadar (M.Ö 330) ticaret yaptıkları bilinir. Bu çağlarda Fenikelilerin Güney Anadolu ve Kıbrıs’ı da yönettikleri bilinir. İlk Çağda denizcilikte en önde olan Fenikeliler bugünkü alfabeyi de bulan ulustur. Zenon Kıbrıs’ta yaşayan ataları Fenikeli olan zengin bir ailenin oğlu olduğu kabul edilebilir.
    Zenon’un eserlerinden bazı parçalar bugüne gelmiştir. Hayatını daha sonra Filozofların hayat hikâyelerini anlatan Diogenes Laertes (180-240) öğreniyoruz.
    Anlatılanlara göre Zenon Fenike’den ticari yüklü gemi ile Atina- Pire Limanına gelir, fırtınadan gemisi batar ve her şeyini kaybeder, Atina’da kitapçıya gider, Felsefe ile karşılaşır Sokrates ve Eflatun’un (Plato) etkisinde kalır ve Stoa isimli kendi Felsefe Okulunu kurar. Stoacı felsefesinin kurucusu kabul edilir. Stoa felsefesi mutluluğu arayan bir bir okuldur.
    Stoa Felsefesinin iyi anlayabilmek için daha fazla felsefe tarihi okumak gereklidir. Ben İlk Çağ tarihi ve felsefe hakkında pek çok kitap okudum ama felsefe yorum yapacak gücü kendimde bulamıyorum. Benim amacım bu büyük insanların hayat hikâyelerini ortaya çıkarabilmek onların önemini boyutunu karşılaştırılmalı ortaya koyabilmektir.
    Zenon Sokrates ve Platon’dan etkilenmiş, yakın çağda Rene Descartes(1596-1650) ve büyük filozof Baruh Spinoza’yı (1632-1677) etkilemiştir.
    72 yaşında Atina’da ölmüştür.
    Sonuç olarak M.Ö.4 yüzyılda o zamanki dünyada Atina düşüncenin tiyatronun ve felsefenin merkezidir. Bu merkez ise geniş bir coğrafyadan insanları buraya çekmektedir. Bunlar arasında İstanbul, Anadolu ve Kıbrıs’ın olduğu da görülmektedir.
    Anadolu’nun güneyinde (Adana, Alanya, Konya Ereğli) Fenike uygarlığının izlerine ve bazı yazıtlara rastlanmaktadır. Kıbrıs Adası’nda Kitium kentinin bir Fenike yerleşimi olduğu kabul edilebilir. Büyük İskender sonrası Fenike izleri kaybolmuş tüm orta doğu gibi Helen uygarlığını benimsemiştir.
    Bu büyük filozofun eserleri çoğunlukla günümüze gelememiştir. Ama aşağıdaki özlü deyişler ona aittir.
    "Dil ile gezmektense ayaklarla gezmek daha iyidir."
    "İki kulağımız ve bir ağzımız var, bu yüzden söylediğimizden daha çok dinlemeliyiz."
    "Mutluluk hayatın güzel bir akışıdır." –
    "Kötü bir duygu, aklın akla ve doğaya aykırı bir kargaşasıdır."
    "Sağlık, küçük adımlarla gerçekleştirilir, ancak gerçekten küçük bir şey değildir."
    Yazıma Zenon’un Atina bulunan bir büstüne yer verilmiştir.
    (Diogenes Laertes hakkında Yazım Devrim Gazetesinde 30.01.2019 Tarihli)
    Fenikeliler hakkında Devrim gazetesinde Yazım 18.08.2017 tarihli)
    (Muğla Devrim 17.09.2021 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 18-09-2021

    AKYAKA’DA CAM SANATÇISI DEĞERLİ YAKIN BİR ARKADAŞIMIZ NECİP ÖZDEN UZ’U (1949-2021) KAYBETTİK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Türkiye’de Camı eriterek sanat eserleri üreten çok az sanatçı olduğunu sanıyorum. Bunlardan biri de Özden Uz’du.
    22.08.2014 tarihinde Akyaka’da Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneğinde Cam Eserler Sergisini açmıştı. Bu sergi için hazırlanan bültende kendini şöyle anlatmıştır.
    1949 Beyşehir (Konya) doğumluyum. Darüşafaka Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nden Jeoloji Yüksek Mühendisi olarak mezun oldum. Uzun yıllar İstanbul’da kimyasal maddeler ürettim. 2000 yılında emekli olup Akyaka’ya kaçtım.
    Cam Ocağı Vakfı’nda hafta sonu kursuna katıldım ve kalıpla cam şekillendirme çalışmalarına başlamış oldum. Kalıp hazırlamak için seramik çamuruyla model hazırlamam için seramik öğrenmem gerekti. Akyaka’da atölye açan Erdoğan Nur'dan seramik dersi aldım ve çok yararlı bir dönem geçirdik. Akyaka’da atölye açtım, dostlarla çok çeşitli ve keyifli çalışmalar yaptık.
    Yaklaşık üç yıl resim, seramik, cam füzyon, cam heykel ve cam şekillendirme, kumaşa kalıp baskı çalışmaları yaptık. Şimdi evimdeki atölyede cam ve seramik çalışmalarına devam ediyorum.
    Beş bin yıldır bilinen cam saydamlığı, ışığı yansıtması ve kırması ile oluşturduğu renkler ve ışık oyunları ile her zaman gözde bir malzeme olmuştur. Cam çalışmalarında zaman zaman sürpriz sonuçlar alınması da ayrı bir hoşluk yaratır.
    Camın en önemli özelliği olan saydamlığı, sağladığı avantajların yanı sıra görünmeyen malzeme ile tasarım yapma zorluklarını da beraberinde taşır. Belki bu maceradır camı çekici kılan.
    2013 de Teoman Ata’nın eğitimindeki Grup Gökova ile Nail Çakırhan ve Halet Çambel Kültür ve Sanat Evinde karma resim sergisine katıldım.
    Özden Uz aynı zamanda benim de üyesi bulunduğum, Akyaka Kültür ve Sanat Derneği üyesi idi. Derneğin pek çok etkinliklerde ve gezilerinde bir arada olduk. Özellikle Dernek bünyesinde onun öneri ve öncülüğünde herkesin katılabileceği FELSEFE Gurubu oluştu. Bu toplantılara bende defalarca katıldım. Çok yararlı bilgiler edindim.
    Felsefe toplantılarının oluşu Akyaka gibi küçük bir yerde ne çok aydın kişilerin yaşadığını gösteriyordu.
    Derneğin düzenlediği tekne gezintilerde bir arada olduk.
    Yıllar sonra dışarıdan Hukuk diploması aldı. Bunun kutlanması için 29.08.2016 günü tüm arkadaşlarının katıldığı bir yemekli gemi gezisi düzenlendi, benim için unutulmazdı.
    Ben de kendisine Beyşehir doğumlu olduğunu hatırlattım, hemşeri miyiz diye sordum. Hayır dedi ben doğduğumda babam orada görevliydi dedi.
    Yirmi yıldır Akyaka’da yaşayan Özden Uz’u kaybettiğimizi AKSD Derneği yazısından öğrendim. Özden Uz’un 10. Ağustos günü Akyaka Mezarlığında toprağa verilmiştir.
    Çok değerli bir arkadaşımın kaybı ile derin üzüntü içindeyim. Tanrıdan rahmet ailesine baş sağlığı diler ışıklar içinde uyumasını dilerim
    Yazıma Özden Uz’un bir portresi ile cam sanatından bir örnek eklenmiştir
    ( Muğla Devrim 15.09.2021 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 18-09-2021

    TÜRK TIBBINA BÜYÜK KATKILARI OLAN ÇAĞDAŞ YAŞAM DERNEĞİNİN KURUCUSU TÜRKAN SAYLAN (1935-2009)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Özellikle iki yıldan bu yana boğuştuğumuz bu günlerde Türkiye’de insan sağlığına büyük katkıları olan tüm doktorlar yardımcıları ve sağlık çalışanları bizler adına bir savaş veriyorlar. Hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum. Hakları zor ödenir cinsten.
    Bu konuda Türkiye’de öncü tıp kadınları da çıkmıştır. Bu yazımda bizlere bir örnek ikon olan bir bilim kadınını tanıtacağım..
    PROF. DR. TÜRKAN SAYLAN (1935-2009)
    13 Aralık 1935 günü İstanbul'da dünyaya geldi.. Cumhuriyet döneminin ilk Müteahhitlerinden Fasih Galip Bey ile (evlendikten sonra Leyla adını alan) İsviçreli Lili Mina Raiman çiftinin beş çocuğunun en büyüğüdür. 1946–1953 yıllarında Kandilli Kız Lisesi'nde okudu. 1963’te İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirdi. 1964-1968 yılları arasında SSK Nişantaşı Hastanesi’nden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığını aldı.
    1968 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’nda Başasistanlığa başladı. 1971’de İngiliz Kültür Heyeti’nin bursuyla İngiltere'de ileri eğitim gördü, 1974'te Fransa’da ve 1976’da İngiltere’de kısa süreli çalışmalar yaptı, 1972’de doçent, 1977’de Profesör oldu. 1982–1987 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nı, 1981–2001 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü’nü yürüttü.. Dermatoloji Kliniği öğretim üyesi olarak 2002 yılı sonuna kadar çalıştı ve 13 Aralık 2002'de emekli oldu.
    1976 yılında lepra (cüzzam) çalışmalarına başladı, Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı’nı kurdu. 1986’da kendisine Hindistan’da “Uluslararası Gandhi Ödülü” verildi. 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü’nün lepra konusunda danışmanlığını yaptı.
    1957'de evlendi ve bu evlilikten iki oğlu oldu. Biri Grafiker diğeri hekim iki oğlundan iki torunu vardır. Son 17 yıldır meme kanseri hastası olan Saylan, 18 Mayıs 2009 tarihinde aramızdan ayrıldı.
    Vefat ettiğinde gönüllü kuruluş olarak Çağdaş Yaşam Derneğinin Genel Başkanlığını, TÜRKÇAĞ ve KANKEV Vakfı Başkanlığı ile Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı Başkanlığı’nı sürdürmekteydi.
    1989 yılında, "Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş insan ve çağdaş topluma ulaşmak amacı ile oluşturulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) kurucularındandır ve uzun bir süre Genel Başkanlığını yürütmüştür.
    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin dışında farklı sivil toplum kuruluşlarında da çeşitli görevlerde bulunmuş, örneğin 1990’da oluşan “Öğretim Üyeleri Derneğini kurmuş ve ilk dönem II. Başkanlığını yapmıştır. Ayrıca 1995’te, mezun olduğu lise için oluşturulan Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı (KANKEV)’nın ve yine 1995’te kurulan 'Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı' (TÜRKÇAĞ)’nın kurucusu ve başkanıydı.
    Özellikle Atatürk Devrimlerinin en önemlisi olan kadınların eğitimini ve kızların okumasına büyük öncelik vermiştir. Hizmetlerinin en büyüğü budur. Ölümünden sonra bile kurduğu dernek Kızların okumasına öncülük etmektedir.
    Yetişme çağında olan kızlar, Atatürk ilkelerinden ve sizin anneniz Türkan Saylan’ın izinden sakın ayrılmayın.
    Tüm Türk doktorlara yardımcılarına ve sağlık çalışanlarına iyi ki varsınız…
    Yazıma İnternetten Türkan Saylan’ın iki portresi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 14.09.2021 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 18-09-2021

    DÜNYA SAHNELERİNDE BİR OPERA SANATÇISI TÜRK KIZI LEYLA GENÇER
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Türkiye klasik batı müziği ve opera yönünden çok zengin bir ülke değildir. Ancak İstanbullu bir Türk kızı Leyla Gençer Dünya Sahnelerinde doruğa ulaşmıştır. Bu yazımda Türk kadınını Müzik dünyasında başarı ile temsil etmiş bu Türk kızına yer verilecektir.
    LEYLA GENÇER (İstanbul1928-Milano 2008)
    Leyla Gencer 1928 yılında İstanbul Polonezköy'de doğdu. Babası Safranbolu’dan köklü ve tanınmış Müslüman bir ailesinin oğlu olan Hasanzade İbrahim Bey, annesi Polonyalı Katolik bir ailenin kızı olan Alexandra Angela Minakovska'dır. Ailesi sonradan Çeyrekgil soyadını aldı. Annesi, İbrahim Bey'le evlendikten sonra Müslüman olup Atiye adını aldı. Gencer ileriki yıllarda bir röportajında "Müslüman ve oryantal bir altyapıdan geliyorum" demiştir.
    Babası İbrahim Bey, ağabeyi Hüseyin Çeyrekgil ile çiftçilik, balıkçılık, taşımacılık ve Çubuklu suyunun işletmesini yapıyordu; ayrıca Lale Sineması’nın işletmesini üstlenmişti ve Karaköy’de hanları bulunuyordu. Leyla, babasını genç yaşta kaybetti. 1946'da varlıklı bir bankacı olan İbrahim Gencer ile evlendi ve Gencer soyadını aldı.
    Leyla Gencer, İstanbul İtalyan Lisesi'ni bitirdi ve bir süre İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda şan eğitimi aldı. Konservatuvarda, Fransa'nın önde gelen hocalarından Reine Gelenbevi, ünlü orkestra şefi Muhittin Sadak ve besteci Cemal Reşit Rey'in öğrencisi oldu.
    Leyla Gencer, Devlet Tiyatroları Ankara Operası'nda koroda görev yapmakta iken Ankara'ya geldiği yıl olan (1950'de) sahnelenmeye başlayan Cavalleria rusticana operasında Santuazza rolü ona verildi, Gencer'in opera kariyeri bu rolle başladı.
    İlk defa 1953 yılında, Türkiye ile İtalya arasında imzalanan Kültür Anlaşması çerçevesinde bir radyo konseri vermek için Roma'ya gitti. Bu konserin başarısı üzerine Napoli Yaz Festivali'nde sahnelenen Cavalleria rusticana operası'nda başrol üstlenmek fırsatını elde etti. Bir sonraki sezon Napoli'nin ünlü San Carlo Operası'nda Eugenio Onegin ve Madam Butterfly operalarında başrol oynama teklifi aldı. Leyla Gencer'in uluslararası platformdaki opera serüveni böylece başladı, Madam Butterfly operasındaki başarısı ile Napolillerin sevgisini kazanan Gencer, Napolili Türk olarak anılmaya başladı. Bu başarı bir sonraki sezon San Carlo Operası'nda sahnelenen La Traviata’daki Violetta rolü ile sürmüştü. Sanatçı "La Traviata"'yı Palermo, Trieste, Ankara, Torino, Varşova, Poznan, Lodzi Krakov'da, Viyana Devlet Operası'nda Herbert von Karajan yönetiminde, San Francisco ve Philadelphia'da, Moskova ve Leningrad'da seslendirdi..
    26 Ocak 1957 gecesi Leyla Gencer, kendisine koyduğu Milano'nun ünlü La Scala Tiyatrosu'nda sahneye çıkma hedefine ilk defa ulaştı. Fransız besteci Francis Poulenc'in Carmelit'lerin Diyaloğu eserinin dünyadaki ilk temsilinde başrolü (Lidoine-başrahibe) oynadı. Scala'daki ilk sahneye çıkışından sonra Gencer, 18 Şubat 1957'de tüm zamanların en büyük orkestra şefi kabul edilen ve kısa bir süre önce ABD'de hayatını kaybeden Arturo Toscanini için Milano'nun Duomo di Milano Katedralı'nda düzenlenen görkemli cenaze töreninde Verdi'nin Requiem'i seslendirilirken soprano partisini başarıyla söyledi. Bu başarının ardında La Scala Operası'nın Köln Operası'nın açılışı nedeniyle düzenlediği turnede Verdi'nin Kaderin gücü adlı eserinde başrol oynadı. 1958'de Pizzetti'nin dünyada ilk gösterimi gerçekleşen Katedral'de Cinayet adlı eserinde başrahibe rolünü, ardından Boito'nun az bilinen Mefistofele operasında Margherita rolünü üstlendi.
    Gencer, 1960'larda mesleğinin doruğuna çıktı. 1985 yılında sahneye veda eden sanatçı, 1983-1988 yılları arasında As. Li. Co.’nun genel sanat yönetmenliğini yürüttü.
    Leyla Gencer, 1988 yılında "Devlet Sanatçısı" unvanıyla onurlandırıldı.
    2004 yılında Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından 1000 yılın Türkleri özel koleksiyonunda adına 15.000.000 TL değerinde 0.999 ayar gümüş hatıra para basıldı.
    10 Mayıs 2008'de Milano'daki evinde kalp ve solunum yetmezliğine bağlı olarak öldü. Leyla Gencer’in cenazesi 12 Mayıs günü Milano’da La Scala Operası’nın Santa Babila Kilisesi‘nde düzenlenen kalabalık bir törenden sonra vasiyeti doğrultusunda krematoryuma götürülerek yakıldı.
    Leyla Gencer’in külleri daha sonra İstanbul’a getirildi. Kendi vasiyeti gereği küller, 16 Mayıs günü Dolmabahçe Sarayı ile Dolmabahçe Camii arasındaki yapılan bir törenden sonra Dolmabahçe açıklarında Boğaz sularına döküldü[3]. Törende, Mozart'ın Requiem'inden "Lacrimosa" ile Ahmed Adnan Saygun'un "Yunus Emre Oratoryosu"'nun 5, 12 ve 13. bölümleri İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu tarafından seslendirildi.
    Türk kızları için örnek bir sanatçı olarak aziz anısı üzerine saygıyla eğiliyorum.
    Yazı ekine internetten bir portresi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 09.09.2021yayınndı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 18-09-2021

    TÜRK BALESİNİN KURUCUSU İRLANDALI NİNETTE DE VALOIS (1898-1901)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bale geleneksel bir Türk sanatı değildir. Ancak çağdaş uygarlığı yakalama yarışına girince geleneksel sanatların yanında çağdaş sanatlara da yönelmek durumdayız. Nitekim Atatürk devrimleri ile Türk gençleri bu alanlarda Avrupa’ya gönderilmiş ve dünyadaki bu sanatın öncüleri Türkiye’ye davet edilmiş ve bu dalların Türkiye’de de oluşmasını sağlamıştır. Bu arada pek çok öncüler Türkiye’de kalıp öğrenci yetiştirmişlerdir. Bunlardan bu yazımda bir örnek sunulacaktır.
    İrlandalı Dünyaca Ünlü Bale Sanatçısı ve Kareografi (bale eseri hazırlayan) Ninette de Valois (1898-1901)
    Valois İrlanda’da doğdu, Babası İngiliz Ordusunda subaydı. Annesi tanınmış bir cam sanatçısıydı. Köklü bir aileden geliyordu 1905 yılında büyükannesinin yanına İngiltere’ye taşındı. 13 yaşında bale derslerine başladı. 1919 da henüz 21 yaşında iken İngiliz Kraliyet okulunda baş balerin oldu. Zamanla dünya çapında tanınan bale sanatçısı ve balerin olmuştur. Zamanla İngiliz Balesinin kurucusu olmuştur.
    Ülkesinde el üstünde tutulan, balenin kurucularından Valois'in yolu 1947’de Türkiye’ye düştü. Ünlü sanatçıyı Türkiye’ye getiren Milli Eğitim Bakanlığı’nın resmi bir daveti oldu. Genç Cumhuriyet, bilimde sanatta sağlam temeller atabilmek için, alanında başarılı insanları ülkeye davet ediyordu. Valois de bale sanatının kurucusu olması için Türkiye’ye çağırılıyordu. İlk defa İstanbul Yeşilköy’de okul açıldı. 25 civarında öğrenci toplandı, ilk mezunu 1957 yılında verdi, Okul daha sonra Ankara’ya taşıntı. Bugün ünlü balerin Meriç Sümen onun öğrencisidir.
    Valois, yıllar sonra anılarını yazdığı kitabında Türkiye’ye gelişini şöyle anlatıyordu
    1947 yılının mayıs ayında Türkiye’ye gidecektim. Çevremdeki kişiler cesaretimi bir binbir Gece masalı olarak yorumladılar ve kimse bu teşebbüsümü ciddiye almadı. Oysa ben aynı kanıda değildim. İstanbul’a uçtum ve havaalanında İngiliz Kültür Heyeti Başkanı Dr. Phillips’le tek sıralı safta duran üç Türk tarafından karşılandım. İki kişinin ortalarına aldıkları kendinden emin zat, kırmızı güllerden yapılmış iri bir buketi sımsıkı kavramıştı. Bu üç kişi Milli Eğitim Bakanlığı ilgileriydi. Ve böylece Türk topraklarında büyük bir merasimle karşılanmış oldum
    Büyük usta Valois 102 yaşında Londra’da öldü. Bugün pek çok tanınmış Türk Bale sanatçıları onun öğrencileridir ve o Türk Balesinin kurucusudur.
    Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti kısıtlı bütçesi ile böyle bir teşebbüste bulunması hayret edilecek bir olaydır.
    Yazı ekine bir fotoğrafı eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 07.09.2021 yayınlandı)

Toplam 333 yorum bulundu. 1-10 arası listeniyor.