Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 18-01-2020

    WEB SİTEM REKORA GİDİYOR. 3357
    10.09.2009 tarihinde açılan Web Sitem takip ediliyor. 17. Ocak 2020 itibariyle ziyaretçi sayısı 300.000 (Üç yüz bin) sayısına ulaştı.
    Aynı zamanda on line olarak 7 rakamını gördüm. Bu ise beni çok çok mutlu ediyor.
    Teşekkürler….. Teşekkürler …. Teşekkürler…. Thanks

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    2019 YILINI UĞURLARKER
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir yılı daha geride bırakmak üzereyiz. Dünyada ve ülkemizde olumsuz olaylar oldu, ama sakin olarak bakarsak olumlu olanları da görebiliriz. 2018 yılına dünyada ve Türkiye’de İŞİD terörü ile girmişti. Çok şükür bugün o noktadan uzağız. Yılın son yazısında politika yorumları yapmayacağım. Ama şunu görüyorum, bizi yönetenler bizi ortaçağ karanlığına götürmeye çalıştığı gibi bir yanda da insan hakları, demokrasi, bilimsel düşünce sesleri kuvvetle yükseliyor. Bu ikinci grubun Türkiye’de hâkim olmasını arzu ediyor ve umuyorum.
    Ben 1996 yılından bu yana Muğla Devrim gazetesinde yazıyorum. O zamanlar gazetenin sahibi ve başyazarı Ünal Türkeş (1942-2017) idi. Tarihi konulara ilgim bizi buluşturdu. Dürüst ve bilgili insandı. Kendisinden çok yararlandım, Konya ve Konya tarihine de çok ilgi duyardı. Bu konuda da kendisine yararlı olduğumu sanıyorum, Bunu yazılarında görmek mümkündür. İki yıl önce çok verimli çağında aramızdan ayrılan Ünal Türkeş’i rahmetle anıyorum.
    Böylece 23 yıldan bu yana Muğla Devrim Gazetesi köşe yazarı oluyor ve bundan büyük bir onur duyuyorum.
    Ben meslekten gazeteci değilim ama amatör olarak (freelance- ara ara) yazan bir kişiyim. İlkyazımı 1971 yılında bir Konya Gazetesinde yazmış bulunuyorum. Kendimi iyi bir arşivci kabul ediyorum. Bugüne kadar geçen 48 yılda Konya-Muğla ve diğer kentlerde yayınlanan yazım 803 adedi bulmuştur. Bunu 1000’e ulaştırmak arzusundayım.
    Bu yayın organları içinde 23 yılda Devrim Gazetesi başı çekmektedir. Bu güne bu gazete de çıkan yazılarımın sayısı 340 adettir. Az bir sayı olmadığını kabul etmeliyiz.
    Bunun yıllara göre dağılımı da şöyle
    1996-2004 arası 12 adet,
    2014 yılı 9,
    2015 yılı 25,
    2016 yılı 53,
    2017 yılı 90,
    2018 yılı 79,
    2019 yılı 73 adet olmak üzere toplam 340 adettir.
    Ünal Türkeş’in ölümünden sonra yayınlanan yazımım sayısı 174 adettir. Yani tüm yazılarımın yarısı olmaktadır.
    Ünal Türkeş’in ölümünden sonra, bir tereddüdüm oldu, acaba devrim yayın hayatına aynı başarıda devam edecekmiş diye. Ünel Türkeş’in koyduğu prensiplerle hem de daha faydalı güzel yayınları devam ettiler. Bu konuda gazete sahibi Mahir Ateş, Yazı işleri Müdürü Nazife Ersöz Şahin, Güliz Karaoğlan ve tüm Devrim gazetesi çalışanlarının yeni yılını kutluyorum, DEVRİM gazetesinin başarılı yayın hayatının devamını diliyorum
    2020 yılında yeni yayınlarda görüşmek dileğiyle

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    AKYAKA’DA VETERİNER HEKİM NECATİ DEMİREL (1955) BENİ ZİYARET ETTİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    16 Kasım 2019 günü akşamı Veteriner Hekim Necati Demirel kadim değil ama gerçek dostum Muğla’nın şairi İbrahim Ergin beni aramışlar telefonum kapalıymış ulaşamamışlar çat kapı evimin kapısındalar, hemen buyur ettim, bir rakı masası kurduk. Koyu bir sohbet başladı. İbrahim Ergin beni tanıştırmak istemiş, Necati Bey yazılarımı takip ediyor, beni ve düşüncelerimi tanımak istiyor, bu istek bizi buluşturdu. Ben de fırsat elime geçti uzun uzun tarihi konuşmalar yaptım.
    Necati Demirel farklı bir meslek grubundan başarılı bir mesleki yaşamı var. Muğla Veterinerlik ve Hayvancılık Sanayi Ticaret Limited Şirketi sahibi. Emrinde 8 Veteriner çalışıyor. Bunların içinde kızı Başak Dilan’ın olması ne kadar güzel, ne mutlu kızı ile bu kadar yakın olmaları, bunun ötesinde de Gökova Mahallesinde Hayvan Hastanesi var. Damadı Göksel Bayramlı Bey’de bu hastanenin başında tam bir aile mutluluğu oluyor. Şirketinin kuruluşu 1988, Gökova Hayvan Hastanesi açılışı 2008 yılı. Bu hastane çevre ve Muğla’da bir yeniliktir.
    Necati Demirel Orta Anadolu Çorum Alacahöyük doğumlu, 1980’li yıllarda Muğla’ya gelmiş, anne babasını da Muğla’ya yerleştirmiş. Doğum yeri de çok ilginç Hitit uygarlığının ve güneşinin parladığı yer. Alacahöyük. Orada bulunan küçük bir gölet restore edilerek bugün 2300 yıl sonra tarıma hizmet vermektedir.
    Necati Bey anladığım kadarı ile tam kültür ve sanatın içinde değil ama tam kıyısında, tüm sanatçıların dostu ve destekçisi, Akyaka’da iken bir kültür projesini görmek için beni Muğla’ya davet etti. Bende bunu 21 Kasım günü gerçekleştirdim. Birlikte YARIM HAN’I ziyaret etti. Önce bürosunda bir kahve ikramından sonra oraya önceden gelmiş İbrahim Ergin ile buluştuk.
    Yarım Han Muğla’nın en ünlü yapılarının başında gelen Rum Filvaki Usta’nın Cumhuriyet öncesi gerçekleştirdiği Saat Kulesi’nin hemen yakınında bulunuyor.
    Han iki katlı çeşitli odalardan oluşan eski bir yapı eskiden otel olarak kullanılmış sonra boşaltılmış, şimdi Muğla sanatseverlere hizmet ediyor. Biz ziyaret ettiğimizde yoğun bir çalışma vardı. Bazı odalar şimdiden bağış kitaplarla dolmuştu. Kollektif bir çalışma sonucu bunlar gerçekleşiyor, emeği geçenleri kutluyorum. Sanatsever, kültür ve kitapseverlerin bulaşacağı bir mekân oluşmuş.
    Necati Bey Yarım Han’ın bir odasında yaşamış ilginç bir kişinin yaşam öyküsünü anlattı, bununla yazımı tamamlayacağım.
    Fahri Balcı Karabörtlenli, varlıklı bir ailenin oğlu, evlenir eşi doğum yaparken çocuğu ile ölür, bu olay onda şok etkisi yapar, zira ailesi bu olayda gerekli ilgiyi göstermemişler, ya da bu onu öyle yorumlamıştır. Karabörtlen’den bir daha dönmemek üzere ayrılır. Karabörtlen Muğla’ya en fazla 1 saattir. Bu hanın bir odasına yerleşir. Daha sonra memlekette her malını satar. Sol düşünceli aydın bir adamdır, İşçi derneklerinde çalışır. Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluşunda 1965’li yıllarda Muğla’da bu partinin temsilcisi olur.
    Bir gün Necati Bey’den bir ricada bulunur, Size vekâlet verip para bırakıyım. Bana Karabörtlen girişine bir çeşme yaptırın der. Fahri Balcı çeşmesi onun adına suyunu akıtmaktadır.
    Umarım onun bir ömür geçirdiği odasının bir duvarına resmi ve bir plâket konur.
    Yazıma Akyaka’da evimden ve YARIM Han ziyaretimden birer fotoğraf eklenmiştir.
    (Devrim 23.12.2019 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    AKYAKA’NIN YÜZ AKI YÜCELEN OTEL VE HAMDİ YÜCEL GÜRSOY (1939)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben Akyaka’da evimi aldığım 1985 yılında turizmin patladığına inanıyorum. Ama o tarihlerde oteller, lokantalar ve pansiyonlar yeterli değildi. 1985 yılında ben de evimi masrafların çıkması için günlük kiraya veriyorduk. Üst kat henüz tam işlenmiş değil pencere camları gazete ile kaplıydı. Ama o kadar talep vardı ki o haliyle orada kalanlar olmuştu.
    Daha sonra Akyaka hızla gelişmeye yeni oteller apart evler yapılmaya başlandı, bunu lüks otellerin yapımı devam etti.
    İşadamı Hamdi Yücel Gürsoy (31.12.1939) Muğla’ya yerleşmiş Tokat Zile’li bir ailenin oğluydu. Başlarda Muğla’da kereste ticareti yapıyordu, işleri iyiydi. Turizmin gelişmesi karşısında bundan uzak duramadı önce çok sevdiği Akyaka’da çeşitli bina inşaatları yaptı, Nail Çakırhan (1910-2008) ile tanıştı, onun kültürel etkisinde kaldı. Şimdiki Orman Kampına girişin önüne bulunan yerleşimi zor sulak bir arsayı satın aldı. Arsa içinde bütün kıyıda görülen azmak suları çıkıyor, arsa dışarıdan bakıldığında batak gibi görünüyordu.
    Bu sulak arazinin sularının denizle buluştuğu nokta da çok basit bir balıkçı lokantası vardı. Akyakalı buraya gelerek deniz ürünleri yer ve rakı içerdi. Lokantayı işleten sonra pansiyonculuk yapan Şükrü’ydü.
    Hamdi Bey bu araziyi Şadi ve Şadan Gökovalı’dan satın almıştı, Arazide kaynayan sulara bir yön verdi. Nail Çakırhan ile de yakınlaşmıştı. Onun görüş ve önerilerini ticari kazanç düşüncenin önüne alarak iki katlı çevreyle uyumlu YÜCELEN otelini yaptı. Yıl 1986 veya 1987. Hamdi Bey ticari ve mali olarak güçlüydü. Buradan daha fazla yararlanma yerine doğa ve estetiği seçti. Otel iki katlı yapı ve bloklardan oluşuyor kapasitesi yaklaşık 300 odadan oluşuyordu.
    Yücelen Otelin yemek ve kahvaltı salonu deniz kıyısında, giriş kısmı geride Hamdi Gürsoy Sokak 4- Akyaka adresinde yer alıyordu.
    Hamdi Bey Akyaka sevdalısı ve bir kültür adamıydı. Akyaka’da hatırlayabildiğim tüm kültür etkinlikleri burada yapılırdı. Nail Çakırhan & Halit Çambel anma törenleri, Oktay Akbal Anma törenleri ve daha nice nice sayamayacağım başka törenler..
    Akyaka sevdalısı Türkiye’nin en önde gelen yazarları, düşünür ve edebiyatçılar hep burada kalır misafir edilirdi. Hamdi Bey’in Akyaka için bu yönüyle çok katkıda bulunduğuna inanıyorum.
    09 Kasım günü bir misafirime Akyaka’yı gezdirmek istedim, tabii ilk önce seçtiğim yer Nail Çakırhan evi ve Yücelen Oteliydi. Misafirime burada anlattığım benzer konuşmaları yapıyordum. Bir baktım Hamdi Bey de bahçeyi denetliyor. Yanımıza geldi kısa bir sohbet yaptık ve bize gelin size özel akvaryumumu göstereyim dedi. Kaynayan su kanalının ucu kapatılmış ve çeşitli balıklar, yüzen küçük kaplumbağalar içinde yüzüyordu. Birlikte zevkle takip ettik. Ben şahsen ilk defa böyle doğal bir akvaryum görüyordum. Ne kadar keyif aldığımı anlatamam.
    Sonra misafirimle bahçeyi gezdik. Nail Çakırhan & Halet Çambel büstlerinin önüne geldik. Resim çektirdik. Bu iki arkeoloji ve kültür adamının Akyaka, Adana Kadirli, Türkiye ve Dünya için ne kadar önemli kişiler olduğunu anlatmaya çalıştım. Zira misafirim Perihan Alişan Hanım Adana Kadirli doğumlu idi.
    Bu iki heykelin Nail Çakırhan solcu olarak bilindiği için Akyaka ve Muğla merkezde bir meydana dikilmesi gerekirken bu mümkün olmadı. Yöneticiler çekindiler Hamdi Bey buraya diktirdi, Hamdi Bey mangal gibi yürekli bir adamdı
    Misafirim de Yücelen Otele bayıldı bol bol video çekti, facebook’a gönderdi.
    Otelin salonlarında unutulmaz pek çok toplantılara katıldım. Unutmak mümkün değil.
    Birkaç defa öndeki Kafeteryada yemek davetine katıldım, en unutmayacağım anım Muğla Hidroloji Kongresinde ilk günü olan 09 Ekim Salı Akşamı gala yemeğin burada olmasıydı. Gelenler arasında Akyaka’da yaşayan tek kişi bendim.
    Resmi araçlarla buraya geldik, ben yol tarif ettim, nefis geçen yemek ve konuşmaların ardından arkadaşlarım arabalara binip Muğla’ya döndüler ben ise 100 m ilerdeki evime yürüyerek gittim.
    Bu mekanda her Aralık ayında Muğla İnşaat Mühendisleri odasının yıllık yemeği olur, buna katılıp tüm Muğlalı İnşaat mühendisi meslektaşlarımla toplu olmak istedim. Bu ayda İstanbul’da olduğumdan henüz kısmet olmadı.
    Hamdi Bey Akyaka için maddi ve manevi elini taşın altına koyan biri, ne mutlu Akyaka’da böyle kişiler de yaşıyor.
    Ben de kendisinin böyle toplantılarda Mehmet Bey yazılarını okuyorum, devam et demesi bana büyük moral veriyor…..
    Yazıma kendisi ile Otelde bir toplantıda çekilmiş bir fotoğraf ile Nail Çakırhan Konağı içinden ve büstü önünde bir resmimi ekliyorum.
    Devrim 16.12.2019 yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    ULA İSMİ NEREDEN GELİR, ULA’DA TOPRAK AĞALARI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İçinde evim olup yaz aylarını geçirdiğim Akyaka, Ula ilçesinin bir mahallesidir. Daha önce Akyaka’da Belde Belediyesi vardı. Bugün Akyaka turistik otelleri lokantaları ile aranan ve seçkin bir tatil beldesine dönüşmüş durumdadır.
    Bir de düne bakarsak 1937’li yıllarda henüz köy bile değildi. Sadece İskelesine gemiler yanaşmasından dolayı burada yaşayan 40-50 kişiyi geçmezdi. Aynı tarihte Çukur’daki en büyük köy olan ve içinde çevredeki pek çok köyün içinde bulunduğu Gökova sadece 1299 idi. Ula ilçe merkezi ise 4024 kişiden oluşuyordu
    Bu gelişme ile Akyaka’nın yakın zamanda Ula ilçesinin en büyük tarihi ve turistik beldesi olacağına inanıyorum. Bunun için gerçekli ve geçerli projeler üretebilelim ve uygulayabilelim.
    Ula ilçesi ismi nereden geldiği de artık tartışılabilmelidir. Evliya Çelebi’ye göre Menteşe beylerinden Ulama Bey tarafından kurulmuş ve kendi adından Ula denilmiştir.
    Durum böyle olabilir mi? Karia’nın tarihi incelendiğinde İdima ve tüm kıyı M.Ö 5 yüzyılda Perslere karşı Atina öncülüğünde kurulan DELOS Deniz Birliğine katılmıştır.
    Bu listelerde İdima’nın bu birliğe girdiği kesindir. Listelerde vardır.
    Bu tarihlerde Karia bölgesinde büyük uygarlık ve yoğun yaşamın gerçekleştiği kesindir. Bunu Ula ve Karia bölgesinde bu günkü her yeni yerleşimde görmek mümkündür. Her tarafta kaya mezarlar vardır. Bu kaya mezarlar Ula içinde de vardır. Ama korunamamaktadır. Kente girişte hemen kentin kuzeyinde 5 kişilik ve soyulmuş bir kaya mezar vardır. Ağzına bir demir kapı yapılıp korumak mümkündür. Bu yapılırsa Ula’nın çok şey kazanacağına inanıyorum. Tarihi bir köy kabul etmediğimiz Kızılağaç’ta dahi iki adet basit kaya mezar vardır.
    Zekai Eroğlu’nun Muğla tarihinde isminin OLA OULA isminden geldiği ve zamanla Ula’ya dönüştüğü ve Delos Birliği içinde olduğu yazılıdır.
    Ayrıca benzer görüş internet sitelerinde o çağda OLA isimli bir kent ve köyden bahis edilmektedir. Bu konuda da pek çok bilgiye rastlamaktayım.
    Bölgede uzun araştırma yapan George Bean “Carian Coast III” isimli eseri içinde yayınladığı haritada bugün Marmaris Muğla yolunun solunda (batısında) Ola isimli antik bir yerleşime yer vermiştir.
    Ben şahsen uzun araştırmalarıma rağmen Delos Deniz Birliği’nin tam listesine ulaşamadım, ama devam edeceğim.
    Şimdi Evliya Çelebi’nin beyanını göz önüne alırsak, Ulama Bey aldı geliştirdi demiyor, Ula’yı kurdu ve kendi adını verdi deniyor. Ben şahsen tarihte Ulama Bey diye kahraman duymadım. Türk tarihinde böyle bir başka isim de yok. İyi de kurdu da neden bir Türkçe ad vermedi. Türkiye’de Şehir ve ilçeler arasında başka bir Ula’ya benzer bir isim de , en azından yok ya da ben bilmiyorum..
    Ben bunu bir fantezi olarak kabul etmeliyiz diye düşünüyorum. Ama şu bir gerçek ki Ula ismi çevrede yaşayan çok insan tarafından bugüne getirilmiştir. Ayrıca Ula ismi Türkçe olmasa da çevrenin tarihini yansıtan güzel bir isimdir. Çok değişik ve orijinaldir.
    Ula yakınlarında bazı tarihi köylerden de yer almaktadır.
    Gökova (Kozlukuyu) ismi İdima’dan gelmemektedir. Buranın tamamen boşaldığı kabul edilebilir. Bir kaynakta 15 yüzyıldan itibaren haritalarda GIOVA (COVA) olarak görülmekte olduğu yazılıdır. Körfezin Yunanca ismide “Keramikos Kolpos”dur.
    Ovada Çukurda İdimada’dan sonra ikici bir antik kent Kızılyaka, Elmalı, Sarayyanı, Portakallık’ta olan KALLIPOLİS Kentidir.. Bu kelime Türkçede GELİBOLU olarak benimsenmiş olup Körfez’de Çamlık köyünün eski adıdır. Köyün ismi değişmiş ama köyün önündeki Gelibolu adası bu tarihi ismi yaşatmaktadır. İsmin buraya nasıl taşındığı konusu aydınlanmamıştır. Acaba Çamlık Kallipolis’in limanımı idi?
    İnternette rastladığım kaynakta Ula yakınında olan Killandos kentinin de Delos Deniz Birliğinde olduğu yazılıdır. Muğla Üniversitesi’nce burası Uluslararası bir toplantı yapılmadan Thera olduğu kabul edilmektedir. Bunun doğru olmadığı konusunda da Devrim gazetesinde yazılarım vardır.
    Bu kaynakta Bugünkü Esentepe’nin bir eski bir Rum yerleşimi olduğu, Duran Ağa Çiftliği ve Konstanti Çiftliği olduğu belirtilmektedir. Burada antik Kallipolis kentine ait yazıtlar bulunduğu bilinmektedir.
    Sonuç olarak Ula’nın çok küçük bir antik kent veya antik yerleşim olduğu kanaatine varılabilir. Ula içindeki kalıntılarda buna destek vermektedir.
    Bu konuda Devrim Gazetesinde eski yazılarımın da bir listesi eklenecektir. Ula son dönemlerde de nüfusu az olmasına karşı Menteşe ve Osmanlı döneminde sayısız eserlerle süslenmiştir.
    Bu şekilde az nüfuslu bir ilçede çevrede toprak sahibi olmuş yaklaşık 15 civarında ağa Ula’ya yerleşmiş ağa bir mahalle kurmuş kendilerine bir cami yaptırmış olması fevkalade ilginçtir. Bunların toprak sahibi olmaları Salih Paşa (1750-1800) gibi ağanın çalıştırmak için köle zencilerin getirmesi bence fevkalade önemli ve araştırılacak konudur. Ula’dan pek çok önemli şahsiyetler de çıkmıştır. Bunların başında Osmanlı dönemi Mebusu Hamza Bey ve Şair Yazar Mimar Nail Çakırhan sayılabilir.
    Ben son olarak yeni edindiğim bir ağa ailesine ait bilgilerden bahsedeceğim,
    MUAMMER ÖZTÜRK AĞA
    Son Osmanlı Mebusu Hamza Bey ile amcazade oluyor.
    İki oğlan bir kızdan oluşuyor.
    Ula’da Sağır, Muammer Ağa, kız kardeşleri Muğla’da Saadet Hanım. Çok şatafatlı bir yaşamları oluyor
    Evde 2-3 çalışanı var bahçede kiler, çalışanların kaldığı odalar, içinde oldukça büyük hamam, evin içinde İngiltere’den alınmış buzdolabı, elektrikli fırın, son model arabası var. Yıl 1960’lar
    1970 öncesi bir ay araba ile Paris’e gidiyorlar. Nesli devam etmiyor. Saltanat bitiyor
    Doğum yerim Ula değil ama şuna inanıyorum, bu küçük ilçe dipsiz bir kuyu araştırınca daha neler neler çıkacak,

    Aşağıya Son dört yılda Ula ile ilgili yazılarımın bir özetini veriyorum. Bilgiler birbirine eklenilmelidir. Ancak doğrulara böyle ulaşabiliriz.

    -Muğla ismi Nerden Geliyor Devrim 11.08.2015
    -Kızılyaka Gezisi Devrim 26.08.2015
    -Antik Kallipolis kenti Devrim 02.09.2015
    -Antik Çağda Ula Devrim 01.10.2015
    -Karabörtlen gezisi Devrim 21.01.2017
    -Kızılyaka Çöriş Gezi Devrim 23.01.2017
    Akyaka Toprak Ağaları Devrim 23.11.2018
    Şevki Şener Devrim 23.02.2019
    İsmail Akkaya Devrim 09.04.2019
    Akyaka Master plan Devrim 10.04.2019
    Akyaka Sil Baştan Devrim 08.06.2019
    Akyaka Yenileniyor Devrim 24.06.2019
    Ula Belediye Meclisi Devrim 02.08.2019
    Ula ismi nereden Devrim 22.11.2019
    Ula ismi nereden II Devrim 09.12.2019


    (Muğla Devrim 20.12.2019 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    ULA İSMİ NEREDEN GELİR, ULA’DA TOPRAK AĞALARI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İçinde evim olup yaz aylarını geçirdiğim Akyaka, Ula ilçesinin bir mahallesidir. Daha önce Akyaka’da Belde Belediyesi vardı. Bugün Akyaka turistik otelleri lokantaları ile aranan ve seçkin bir tatil beldesine dönüşmüş durumdadır.
    Bir de düne bakarsak 1937’li yıllarda henüz köy bile değildi. Sadece İskelesine gemiler yanaşmasından dolayı burada yaşayan 40-50 kişiyi geçmezdi. Aynı tarihte Çukur’daki en büyük köy olan ve içinde çevredeki pek çok köyün içinde bulunduğu Gökova sadece 1299 idi. Ula ilçe merkezi ise 4024 kişiden oluşuyordu
    Bu gelişme ile Akyaka’nın yakın zamanda Ula ilçesinin en büyük tarihi ve turistik beldesi olacağına inanıyorum. Bunun için gerçekli ve geçerli projeler üretebilelim ve uygulayabilelim.
    Ula ilçesi ismi nereden geldiği de artık tartışılabilmelidir. Evliya Çelebi’ye göre Menteşe beylerinden Ulama Bey tarafından kurulmuş ve kendi adından Ula denilmiştir.
    Durum böyle olabilir mi? Karia’nın tarihi incelendiğinde İdima ve tüm kıyı M.Ö 5 yüzyılda Perslere karşı Atina öncülüğünde kurulan DELOS Deniz Birliğine katılmıştır.
    Bu listelerde İdima’nın bu birliğe girdiği kesindir. Listelerde vardır.
    Bu tarihlerde Karia bölgesinde büyük uygarlık ve yoğun yaşamın gerçekleştiği kesindir. Bunu Ula ve Karia bölgesinde bu günkü her yeni yerleşimde görmek mümkündür. Her tarafta kaya mezarlar vardır. Bu kaya mezarlar Ula içinde de vardır. Ama korunamamaktadır. Kente girişte hemen kentin kuzeyinde 5 kişilik ve soyulmuş bir kaya mezar vardır. Ağzına bir demir kapı yapılıp korumak mümkündür. Bu yapılırsa Ula’nın çok şey kazanacağına inanıyorum. Tarihi bir köy kabul etmediğimiz Kızılağaç’ta dahi iki adet basit kaya mezar vardır.
    Zekai Eroğlu’nun Muğla tarihinde isminin OLA OULA isminden geldiği ve zamanla Ula’ya dönüştüğü ve Delos Birliği içinde olduğu yazılıdır.
    Ayrıca benzer görüş internet sitelerinde o çağda OLA isimli bir kent ve köyden bahis edilmektedir. Bu konuda da pek çok bilgiye rastlamaktayım.
    Bölgede uzun araştırma yapan George Bean “Carian Coast III” isimli eseri içinde yayınladığı haritada bugün Marmaris Muğla yolunun solunda (batısında) Ola isimli antik bir yerleşime yer vermiştir.
    Ben şahsen uzun araştırmalarıma rağmen Delos Deniz Birliği’nin tam listesine ulaşamadım, ama devam edeceğim.
    Şimdi Evliya Çelebi’nin beyanını göz önüne alırsak, Ulama Bey aldı geliştirdi demiyor, Ula’yı kurdu ve kendi adını verdi deniyor. Ben şahsen tarihte Ulama Bey diye kahraman duymadım. Türk tarihinde böyle bir başka isim de yok. İyi de kurdu da neden bir Türkçe ad vermedi. Türkiye’de Şehir ve ilçeler arasında başka bir Ula’ya benzer bir isim de , en azından yok ya da ben bilmiyorum..
    Ben bunu bir fantezi olarak kabul etmeliyiz diye düşünüyorum. Ama şu bir gerçek ki Ula ismi çevrede yaşayan çok insan tarafından bugüne getirilmiştir. Ayrıca Ula ismi Türkçe olmasa da çevrenin tarihini yansıtan güzel bir isimdir. Çok değişik ve orijinaldir.
    Ula yakınlarında bazı tarihi köylerden de yer almaktadır.
    Gökova (Kozlukuyu) ismi İdima’dan gelmemektedir. Buranın tamamen boşaldığı kabul edilebilir. Bir kaynakta 15 yüzyıldan itibaren haritalarda GIOVA (COVA) olarak görülmekte olduğu yazılıdır. Körfezin Yunanca ismide “Keramikos Kolpos”dur.
    Ovada Çukurda İdimada’dan sonra ikici bir antik kent Kızılyaka, Elmalı, Sarayyanı, Portakallık’ta olan KALLIPOLİS Kentidir.. Bu kelime Türkçede GELİBOLU olarak benimsenmiş olup Körfez’de Çamlık köyünün eski adıdır. Köyün ismi değişmiş ama köyün önündeki Gelibolu adası bu tarihi ismi yaşatmaktadır. İsmin buraya nasıl taşındığı konusu aydınlanmamıştır. Acaba Çamlık Kallipolis’in limanımı idi?
    İnternette rastladığım kaynakta Ula yakınında olan Killandos kentinin de Delos Deniz Birliğinde olduğu yazılıdır. Muğla Üniversitesi’nce burası Uluslararası bir toplantı yapılmadan Thera olduğu kabul edilmektedir. Bunun doğru olmadığı konusunda da Devrim gazetesinde yazılarım vardır.
    Bu kaynakta Bugünkü Esentepe’nin bir eski bir Rum yerleşimi olduğu, Duran Ağa Çiftliği ve Konstanti Çiftliği olduğu belirtilmektedir. Burada antik Kallipolis kentine ait yazıtlar bulunduğu bilinmektedir.
    Sonuç olarak Ula’nın çok küçük bir antik kent veya antik yerleşim olduğu kanaatine varılabilir. Ula içindeki kalıntılarda buna destek vermektedir.
    Bu konuda Devrim Gazetesinde eski yazılarımın da bir listesi eklenecektir. Ula son dönemlerde de nüfusu az olmasına karşı Menteşe ve Osmanlı döneminde sayısız eserlerle süslenmiştir.
    Bu şekilde az nüfuslu bir ilçede çevrede toprak sahibi olmuş yaklaşık 15 civarında ağa Ula’ya yerleşmiş ağa bir mahalle kurmuş kendilerine bir cami yaptırmış olması fevkalade ilginçtir. Bunların toprak sahibi olmaları Salih Paşa (1750-1800) gibi ağanın çalıştırmak için köle zencilerin getirmesi bence fevkalade önemli ve araştırılacak konudur. Ula’dan pek çok önemli şahsiyetler de çıkmıştır. Bunların başında Osmanlı dönemi Mebusu Hamza Bey ve Şair Yazar Mimar Nail Çakırhan sayılabilir.
    Ben son olarak yeni edindiğim bir ağa ailesine ait bilgilerden bahsedeceğim,
    MUAMMER ÖZTÜRK AĞA
    Son Osmanlı Mebusu Hamza Bey ile amcazade oluyor.
    İki oğlan bir kızdan oluşuyor.
    Ula’da Sağır, Muammer Ağa, kız kardeşleri Muğla’da Saadet Hanım. Çok şatafatlı bir yaşamları oluyor
    Evde 2-3 çalışanı var bahçede kiler, çalışanların kaldığı odalar, içinde oldukça büyük hamam, evin içinde İngiltere’den alınmış buzdolabı, elektrikli fırın, son model arabası var. Yıl 1960’lar
    1970 öncesi bir ay araba ile Paris’e gidiyorlar. Nesli devam etmiyor. Saltanat bitiyor
    Doğum yerim Ula değil ama şuna inanıyorum, bu küçük ilçe dipsiz bir kuyu araştırınca daha neler neler çıkacak,

    Aşağıya Son dört yılda Ula ile ilgili yazılarımın bir özetini veriyorum. Bilgiler birbirine eklenilmelidir. Ancak doğrulara böyle ulaşabiliriz.

    -Muğla ismi Nerden Geliyor Devrim 11.08.2015
    -Kızılyaka Gezisi Devrim 26.08.2015
    -Antik Kallipolis kenti Devrim 02.09.2015
    -Antik Çağda Ula Devrim 01.10.2015
    -Karabörtlen gezisi Devrim 21.01.2017
    -Kızılyaka Çöriş Gezi Devrim 23.01.2017
    Akyaka Toprak Ağaları Devrim 23.11.2018
    Şevki Şener Devrim 23.02.2019
    İsmail Akkaya Devrim 09.04.2019
    Akyaka Master plan Devrim 10.04.2019
    Akyaka Sil Baştan Devrim 08.06.2019
    Akyaka Yenileniyor Devrim 24.06.2019
    Ula Belediye Meclisi Devrim 02.08.2019
    Ula ismi nereden Devrim 22.11.2019
    Ula ismi nereden II Devrim 09.12.2019


    (Muğla Devrim 20.12.2019 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    MUĞLA -MARMARİS YOLUNDA GÖKÇE (FEREK) KÖYÜ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ula ilçesinin Marmaris ile komşu köyü Gökçe’dir. Muğla Marmaris yolunda Akçapınar’dan sonraki mahalle Gökçe’dir. 1989 yılında Akçapınar’dan ayrılarak köy olmuştur. Merkez ilçe Ula’ya uzaklığı 11 km dir.
    08.11.2019 günü bir misafirimin Gökçe köyünde eskiden üzerinde evi olan ve halen yıkılmış olan arsasını görmeye ve Gökçeyi tanımak için bir gezi yaptık. Akyaka-Gökova-Akçapınar üzerinden Gökçe’ye Belediye arabaları ile gittik. Burası Ula’nın son mahallesi, bundan sonrası Marmaris’e bağlı Çettibeli’dir.
    Ben daha önce Gökçe’ye gezi için geldiğimde anayolun batısından denize doğru olan yerleri ve yörede yapılmış ilk camilerden biri olan eski Ferek Camii’ni görmüştüm.
    Gökçe’nin Cumhuriyet öncesi ismi FEREK’TİR. Kanuni Sultan Süleyman Rodos seferine gidiş ve dönüşte Ferek köyünden geçmiştir.
    Yağışlarda bol su taşıyan Ferek çayının mahallenin içinden geçerek Gökova Körfezi’ne aktığı görülmektedir. Devlet Su İşleri Aydın Bölge Müdürlüğü tarafından dere ıslah çalışmaları yapılmıştır.
    Bu gezimde eski Ferek köyünün mahalle merkezinden batıya doğru 3-4 km uzaklıkta olduğunu öğrenmiş bulunuyorum.
    Bölge ormanlık ve çok sulak bir bölge, birlikte Perihan Alişan isimli misafirimin arsası da eski Ferek’te idi. Perihan arsasını 1987 yılında almıştı. O zaman buralarda yerleşim oldukça azmış, ama arsanın üzerinde aldığında eski bir ev varmış, arsanın tapusunda Ferek mahallesi yazılı buradan tarihi Ferek köyünün içinde yer aldığı açıkça görülüyor. Ferek çayı bol su taşıyor var buraya çok yakın. Sulak ve bol ormanlık yer. Şimdi buralar da çok gelişiyor. Hemen yakınında Princess Marketing, Osmanlı Konakları yapılmakta, tarihi Ferek canlanmaktadır. Gökçe Marmaris’e daha yakın olduğu için ticari ve kültürel ilişkiler daha ziyade Marmaris ile olmakta, nitekim Marmaris ve Datça’da işi olan ailelerin burada kira ile oturduklarına tanık olmuş bulunuyorum.
    Gökçe’nin batısında körfeze ait iki tepede kale kalıntıları olduğu bilinmektedir. Biri 273 kotunda Kale Tepesidir. Bu tepe benim Akyaka’da ki evimin balkonundan her gün seyrettiğim bir tepedir. Üzerinde ne vardır? Ne yazık ki üzerine tırmanamadım.
    İkincisi Kızılasar veya Kızılhisar tepesi olarak bilinen ve üzerinde kalıntılar olan tepedir. Buradaki yapı kalıntıları George Bean'in Carian Coast III adlı eserinde detaylı incelenmektedir. Helenistik temeller üzerine bir Ortaçağ kalesi, tamamen körfeze hâkim bir konumdadır.
    Kızılasar'da bulunmuş bir mezar taşında bir kadın söz edilmektedir. İdimalı Anaksıkratea isimli bir kadın kocası Rodoslu Menekrateus. Yazıtın geç Helenistik döneme ait olduğu saptanmıştır. Zira M.Ö 2 ve 1 yüzyıllarda bölge Rodos tarafından yönetilmiştir. Ferek antik yerleşiminin İdima içinde olduğu da tartışılabilir ve düşünülebilir. Buradan zamanında İdima’nın oldukça gelişmiş köy olduğu anlaşılmaktadır.
    Cumhuriyet öncesi burada çalıştığı bilinen eski bir değirmen kalıntısı yer almaktadır. Ertuğrul Aladağ'ın "Kentimin Öyküsü" isimli kitabında Cumhuriyet öncesi bu değirmeni bir Rum ailenin işlettiği, değirmencinin güzel kızı Stella'nın bir Türkmen oğluna kaçtığı ve Dudu ismi ile Muğla'da yaşadığı anlatılmaktadır.
    Muğla'dan 1922 de göç ettirilen Rumlar bu yoldan Marmaris'e ve oradan Rodos adasına gitmişlerdir.
    Ferek deresinden Marmaris’e giden yoldan devam edilirse Domuzbelen Şelalesine ulaşılmakta doğal güzel bir noktadır.
    Yazıma Ferek’te bulunmuş bir eski yazıt (Anaksikratea isimli İdimalı kadın), eski Ferek’te yapılaşma, bugün Eski Ferek mahallesinde oturanlardan 3 kare resim konacaktır.
    Devrim 13.12.2019 yayınlandı

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    GÖKOVA, HALKIN DEYİŞİ İLE KOZLU KUYU NE ZAMAN KURULMUŞ OLABİLİR
    MEHMET BİLDİRİCİ II
    Devrim Gazetesinde 22.11.2019 günlü gazete yukarı başlıkta bir yazım çıkmıştı. Gökova’ya ilk yerleşen ailelerden olan Gökova’nın yerlisi Prof. Dr. Şadan Gökovalı’dan (1939) bir mail aldım, bu yazımı önemli bulduğunu belirterek bana bazı ilave bilgiler eklemiştir. Kendisine sonsuz teşekkürlerimi sunuyor ve onları aşağıya ekliyorum. Böylece bilgiler katmerleşmiş ve çoğalmıştır.
    İşte yazdıkları:
    18 aileyi kaplayan listede
    Hâkim Bey takma adlı Salih’in soyadının Gözgü olduğu,
    (Kanadalı Meryem’in halen oturduğu bu evi de görmüş bulunuyorum. En yüksekteki ev idi.)
    Evinde yazıt bulunan aynı zamanda Muhtar olan Mustafa Yasakçı’nın babasının Mustantik olduğu,
    Yasakçıların zeytinliğinin Delik Köprüden Süleyman’ın kahvesine kadar olduğu, Mustantik’in burada gömülü olduğu,
    Osman’ın halk arasında lakabının Garlangozcu olduğu,
    Gara Yaşar’ın soyadının Arslan olduğunu
    Şükrü Abbak’ın Yerkesikli olduğu ve Mustanti’in damadı olduğunu, eşinin Gülsiye ve Muhtar Mustafa Yasakçı’nın kardeşi olduğunu
    Dört kardeş olduklarını, köyün tarihini henüz sağ olan 88 yaşındaki ablası Durdu’nun bildiğini, babaları Mehmet Gökovalı’nın 1939-1950 yılları arasında muhtarlık yaptığını, aile olarak aslen Yörük olduklarını,
    Su ihtiyacının iki kuyudan karşılandığını, ikinci kuyu Avukat Yaşar’ın evinin yerindeydi. Onun evi de Akyaka’dan gelişte inen rampadan çaya doğru idi. Kozlukuyu ismi buradan gelmektedir. Zira kuyunun yanında bir ceviz ağacı vardı. Devletin verdiği isim ise Gökova.
    Köy su ihtiyacını buradan karşılardı, önceleri su kuyudan kovalarda, daha sonra dinamo ile alınırdı. Daha sonra şebeke suyu geldi. Halen kuyular kapanmış olup kullanılmamaktadır.
    Okaliptüs ağaçlarının tohumlarının Avustralya’dan Halikarnas Balıkçısı tarafından getirildiği, 1940’lı yıllarda Muğla Valisi Recai Gürel zamanında dikildiği, babası Mehmet Gökovalı köyün muhtarı olduğunu, Bütün detayları eski Muhtar Mustafa Yasakçı’nın da bildiğini yazdı
    Prof Dr. Şadan Gökovalı’ya teşekkür ediyor bu yazıma aynı tarihi yerleşiminin yeni fotoğraflarını ekliyorum. En üstte İdima akropolü ve diğerinde kent içi sokakları görülmektedir.

    Muğla Devrim 09.12.2019 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    İnşaat Yüksek Mühendisi Mehmet Bildirici, tarihi bir Ermeni yerleşimi olan Urfa’nın Germüş köyündeki tarihi su kanallarını bekleyen tehlikeye dikkat çekiyor. Bildirici, imara açılan Germüş köyünde tarihi eserlerin yanı sıra su kanallarının da tehdit altında olduğunu belirtiyor.
    İki hafta önce Agos’ta, ‘Germüş’te imar oyunları’ başlığıyla yayımladığımız haberde, tarihî bir Ermeni yerleşimi olan Urfa’nın Germüş köyünde imar izni verildiğine, bunun da Germüş’teki tarihî yapılar için önemli bir tehlike oluşturduğuna dikkat çekmiştik. İmar izninin sadece tarihî binalar için değil, Germüş’ün bir başka paha biçilmez zenginliği olan su kanalları açısından da tehlike oluşturduğu ortaya çıktı.
    Top bakanlıkta
    2011’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın teklifiyle ‘turizm gelişim merkezi’ ilan edilen Germüş’teki Surp Asdvadzadzin Kilisesi gibi tarihî yapıların turizm amaçlı kullanımıyla ilgili her türlü yetki, Kültür Bakanlığı’na geçti. Germüş Kilisesi ve çevresindeki yerleşim alanları, daha önce Şanlıurfa Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nca “kentsel arkeolojik sit alanı” ilan edilmişti. Bu çerçevede, 8 adet konut da tescil edilmişti. Buna rağmen, Kültür ve Turizm Bakanlığı Turizm Yatırımları, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Genel Müdürlüğü izniyle, Ermeni mezarları ve yerleşim yerlerine 1.6 emsal imar izni verildi. Böylece, ‘kentsel arkeolojik sit alanı’ ilan edilen alanlara imar izni verilmediği hâlde, Germüş Kilisesi ve çevresinde boş arazilerin bulunmasına rağmen, ikinci bir kilise ile 19. yüzyıldan kalma taş yapıların bulunduğu yerleşim alanına, imar izni verilmiş oldu.
    Sudan gelen miras
    İnşaat Yüksek Mühendisi Mehmet Bildirici, Agos’a yaptığı açıklamada, Germüş’ün bir başka tarihî zenginliği olan ‘kehriz’lere dikkat çekiyor.İçme suyu şebekesinin olmadığı dönemlerde, içme suyunda kullanmak ve tarım arazilerini sulamak üzere dağ eteklerinden, yelpazeler içindeki geçirimli katmanlardan su taşıyan yatay yer altı su yolu sistemine ‘kehriz’ deniyor. Mehmet Bildirici’nin DSİ (Devlet Su İşleri Müdürlüğü) tarafından yayımlanan ‘Tarihi Sulamalar’ adlı bir kitabı var. DSİ kaynaklarından yararlanarak yararlanarak hazırladığı kitabında Bildirici, su kaynaklarının kullanımınının ve su anıtlarının tarihine odaklanıyor.
    ‘En güzel kehriz’
    Agos’a konuşan Bildirici, Germüş’teki su kanalları hakkında şöyle diyor: “2014 yılında Sarkis Seropyan ve Nazar Binatlı yönetimindeki gezide, Göbeklitepe’den sonra, bir saatliğine Germüş’e uğradık. Köyü görünce çok heyecanlandım. Kanalların ve giriş su alma bacalarının dolduğunu, esasen köyün nüfusunun da çok az olması nedeniyle fazla suya ihtiyaç kalmadığını gördüm. Konuyla ilgili daha sonra yaptığım araştırmalarda, Germüş’te bulunan su yollarının Ermenice isimleri olduğunu öğrendim. Bugüne kadar katıldığım uluslararası tarihî su toplantılarında, bu tür ‘kehriz’lerin (su kanallarının) İran’dan dünyaya yayıldığı görüşü vardır. Ben şahsen buna karşı çıkıyorum. İran’da MÖ 6. yüzyılda Darius’un yönetiminde, çok önce MÖ 9. yüzyılda Urartu döneminde, su kanallarının rastlanmaktadır. Urartular, dünyanın en eski su uygarlıklarından biridir. Kehrizlerin Doğu Anadolu’da, yani Ermeni platosunda çıktığını savunuyorum. Bu açıdan Germüş, Türkiye’de ve dünyada en güzel kehriz örneklerinden biridir.”
    Germüş’ün imara açılmasının, tarihî su kanalları için de önemli bir tehlike oluşturduğuna dikkat çeken Mehmet Bildirici, kamuoyunu ve yetkilileri, Germüş’teki tarihî miras konusunda duyarlı olmaya çağırıyor.
    http://www.agos.com.tr/tr/yazi/11102/germusun-su-kanallarina-dikkat

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    GÖKOVA, HALKIN DEYİŞİ İLE KOZLU KUYU NE ZAMAN KURULMUŞ OLABİLİR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben Akyaka’yı ilk defa 1975 yılında gördüm, ona âşık oldum, önce 1977 yılında tarla aldım, onu 1985 yılında sahilde bir ev ile değiştim, 2019 yılında da evimin arkasındaki bahçeme cephe yola Sayın Ula Belediye İsmail Akkaya ve Ula Belediye Meclisinin oy birliği ile aldığı kararla ismim verildi. Ben artık kendimi Akyakalı sayıyorum, sonsuza kadar burada uykuya dalmak istiyorum.
    Çok sevdiğim Akyaka’da 1940, 1950’li yıllarda yaklaşık 10 hane yaşıyordu, yani nüfus 50 kişi, bunlarda Gökova köyü kapsamında idi. Yani benim yaşadığım Akyaka 1971 tarihinde muhtarlık olmuş Gökova köyünden ayrılmıştı. Akyaka’nın anası Gökova (Kozlukuyu) idi. Bugün itibariyle yavru Akyaka anası Gökova’yı geride bıraktığı gibi, bağlı bulunduğu Ula ilçesini de geçmek üzeredir. Akyaka’da olan bu gelişme çevreyi de canlandırmakta oralara hayat vermekte kültür götürmektedir.
    Bu yazımda Gökova köyü (bugün Mahalle) ne kadar eskidir. İlk insanlar buraya ne zaman yeniden yerleşmiştir. Bunları incelemeye çalışacağım
    Tabii ki ilkçağı ayırmak gereklidir. İlk çağda burada ve çevresinde yaklaşık 2400 yıl önce bir Karia kenti olan İdima kenti vardır. Burada para basılmıştır. O günlerden bu güne kaleler, yazıtlar kaya mezarlar gelmiştir. Çevresin de zamanın en güzel ve gelişmiş kentler kurulmuş, dünyanın en önemli bölgesi olmuştur.
    Ama ilk çağ sona erdiğinde (M.S 4-7 yüzyıllar) Roma yönetiminin kaosa girmesi, çok uzun süren veba salgını ve yıkıcı depremler sonucu bütün Karia’daki kentler yıkılmış boşalmış, nüfus yok olmuş veya başka yerlere göçmüştür.
    Menteşe Beyliği ve Osmanlı döneminde Milas ve Muğla’da parlaklık devamını korumuş, Akyaka ve Gökova’nın bulunduğu Çukur (Giova) olarak isimlendirilen bu bölgede son 100-150 yıla kadar bir gelişme olmamıştır.
    Gökova diğer adıyla Kozlukuyu ne zaman yeniden kurulmuş olabilir? Bu konuda çok az belgeler vardır. Kaynak kişiler vardır. Bunlara başvuracağız.
    Bodrum’ da (Halikarnas) incelemeler yapan Mousolos’un anıt mezarının temellerini bulan, burada bulduğu değerleri parçaları ben kaçırdı demeyeceğim, devletin önem vermediği bu parçaları devletin izni ve yardımı ile British Museum’a götüren Charles Newton (1816-1896) anılarında Marmaris’ten Muğla’ya bir yürüyüş yapmış, 1856 yılında bölgemizden geçmiştir. Bazı Türkmen çadır ve mezarlarına rastladığından söz etmekte yolu üzerinde Gökova köyünden söz etmemektedir. Buradan bu tarihe kadar köyün bulunmadığı kanısına varılabilir.
    İkinci belge Zekai Eroğlu’nun Muğla Tarihinin 183 sayfasında 1938’li yıllarda nüfuslara yer verilmektedir. Burada Gökova için verilen nüfus 1.299 sayısıdır. Ula ilçe merkezi için verilen sayı 4.024. Bugün Gökova içinde Yazılıtaş, Akçapınar, Şirinköy, Gökçe (Ferek), Haşim Bahçe vs gibi yerleşimlerde Gökova içinde görülmektedir.
    Üçüncüsü Fransız Araştırmacı Loui Robert 1937’li yıllarda çok kapsamlı bir araştırma yapmış, İdima kentinin Kozlukuyu üzerindeki Akrapolu’nü keşfetmiş ve Gökova köyüne ait bir fotoğraf yayınlamıştır. Renksiz çekilen fotoğraf net değildir. Ama o zamanki yerleşim bugünkü ovada değil sel çayının üzerinde tarihi İdima kaya mezarlarının bulunduğu (Nekropol) alanında sayıları yaklaşık 18 civarındadır. Çocukluğu burada geçmiş annesi Yasakçı ailesinden Gülsiye ve babası köyün önde gelenlerinden Yerkesikli Şükrü Abbak olan şair yazar Özgül Abbak (1957) ile tanışırız, zaman zaman bir araya geldiğimizde uzun sohbet ederiz. Kendisine 1937’li yıllarda çekilmiş fotoğrafı büyüterek gösterdim. Evleri tek tek tanıdı ve sahiplerini bana yazdırdı. İşte buraya ilk yeniden yerleşen 18 aile, bunların çoğu Yasakçılar ve diğerleri tahminen 3-4 ailedir.
    En yukardan başlayarak
    - Takma adı Hâkim olan Salih’in (Yasakçı) evi- Kanadalı Meryem Kuzey oturuyor.
    -Mustafa Yasakçı (Evinde bulunmuş Helenistik döneme ait yazıt var), Mustantik oğlu
    -Balıkların Halil --Çobanların Ahmad--Salyangoz Osman--Bebek teyze
    -Muhtar Mehmet Gökovalı (Şadan Gökovalı babası)
    -Hacı Havuslar iki ev
    -Kara Salihlerin evi (Grantın fotoğrafındaki ev) merdiven taşları Akropolden gelme
    -Tahsin Balık—Ramazanlar -Karayaşar (Dursun)
    -Ütüklerin Ali—Çallılar--Ağaların Ali -Taktaklar
    -Mustantik Yasakçı olmak üzere toplam 18 ev, köken olarak 4-5 aile
    Son olarak Yasakçı soyundan şair-yazar Özgül Abbak’ın annesi Gülsiye Abbak (1935) köyün yaşlılarından bu konuda onun görüşleri de bu bilgileri doğruluyor. Köye ilk yerleşenlerin Yasakçılar ailesinden babasını dedesi olduğunu köye girişte Karayolu tünelinden Çaydere’ye kadar zeytinlik dağın Yasakçı dağı olarak anıldığını söyledi.
    Aynı köye ilk yerleşen aileler arasında bulunan Şadan Gökovalı da Kozlukuyu isminin de köye girişteki biri köprü yakınında ceviz ağacı yanında, biri de şimdiki cami sokağında iki kuyu bulunduğu köyün suyunu buradan temin ettiği, bunların bugün kapatılmış olduğu, köyde tarihi bir çeşme ve camii bulunmadığı ifade etmiştir..
    Yazıma bana önemli bilgiler sunan köyün yaşlılarından Gülsiye Abbak’ın bir resmi ile 1937 yılında köyde çekilmiş bir fotoğraf eklenmiştir.

    (Muğla Devrim 22.11.2019 yayınlandı)

Toplam 531 yorum bulundu. 1-10 arası listeniyor.