Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ’NDE 9-12 EKİM 2019 TARİHLERİNDE GERÇEKLEŞEN HİDROLOJİ KONGRESİ ARDINDAN İZLENİMLERİM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Geçtiğimiz günlerde Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Kampüsünde 10. HİDROLOJİ kongresi gerçekleşti. Çok başarılı geçtiğine inandığım kongre Doç. Dr Ceyhun Özçelik tarafından hazırlandı. Bu konuda yakından tanıdığım Özçelik’in çok özverili ve yorucu bir çalışma yaptığının farkındayım. Kongreye devlet kurumları başta Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Tarım ve Orman Bakanlığı ve Türkiye’nin hemen hemen tüm üniversitelerinden geniş bir katılım olmuştur.
    Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün olmak üzere tüm Büyükşehir Belediyesi ve MUSKİ yöneticileri katılmış, çok iyi ev sahipliği yapmışlardır.
    Ancak kongre üniversite kampüsünde olmasına karşı Rektörlükten kimseler ortada yoktu. Bunun yanında memleketim Konya’dan hiç katılım olmaması düşündürücüydü.
    Kongrenin ana konusu su yani Hidroloji idi. Su ise günümüzün ve geleceğimizin en önde gelen sorunu, nüfus hızla artıyor, temiz su kaynakları kirleniyor, yeterince artmıyor. Üzerinde durulması gereken bir konu, ayrıca su tamamen Uluslararası bir sorun. Akarsuların bazıları bir ülke topraklarında doğuyor ve denize dökülüyor Kızılırmak gibi ama bazıları bir ülke topraklarında doğuyor başka bir ülkede denize dökülüyor. Fırat, Dicle nehirleri gibi, komşular arasında sorun oluyor.
    Bir örnek vermek istedim. Uluslararası İsrail ve Ürdün’de yapılan “Cura Aquarum” toplantılarına katıldım. 2007 yılında Ürdün’de yapılan toplantıda Ürdün Su Bakanı Osman Alkurdi açıkladı. İki ülke arasında bulunan deniz seviyesi altında bulunan Ölü Deniz son yıllarda hızla küçülüyor. Bunun hayata döndürülmesi için 180 km uzaklıktan Akabe Körfezinden su basılması gerekiyor. Bu ise Uluslararası finansman temin ederek ve Ürdün ile İsrail’in anlaşması ile mümkündür.
    Ürdün ve İsrail’in dinleri, dilleri, gelenekleri, yaşam şekilleri farklı olabilir. Ama ne yapıp yapıp su konusunda SAVAŞMAMALARI gerekir. SU SAVAŞLARI OLMAMALIDIR.
    Kongreye bende katıldım, hem de hiçbir kuruma temsil etmeyen, DSİ emeklisi olarak, bundan da gurur duyuyorum.
    Konum ise “Karia Bölgesinde Su Mirasının Yeniden Keşfi” Şunu hatırlatmak isterim ben 1991 yılından bu yana tam 28 yıldan beri Tarihi Su Yapıları konusunda sürekli çalışıyorum. Tabii son yıllarda seyahat güçlüğü yüzünden hızım azaldı ve sadece masa başında bunu yürütebiliyorum. Bu işlere başladığımda DSİ IV. Bölge Müdürlüğünde çalışıyordum. Konya ve Türkiye’deki pek çok ilde DSİ imkânları ile inceleme yapma fırsatı buldum. DSİ Aydın Bölge Müdürlüğü aracı ve mühendisleri ile Knidos, Marmaris, Patara ..vs gibi kentlerde inceleme yaptım. Sunumumu da ileride özetlemek isterim.
    Kongre’de pek çok kişi ile tanışma ve görüşme imkânım oldu. Bunların başında değerli DSİ Genel Müdür yardımcısı Sayın Murat Dağdeviren, genç bir mühendis, oğlum yaşında konuşma fırsatım oldu, mühendislik bilgileri ve davranışları beni çok etkiledi, eski DSİ Konya Bölge Müdürü Sayın Mustafa Uzun ile kısacıkta olsa görüştüm.
    MUSKİ bugün Muğla ili çapında modern Muğla’nın içme ve atık su problemleri ile boğuşuyor. Müdür Yardımcısı Sayın Ali Tekkaya’yı tanıma fırsatım oldu. Aslında benim çalışmam eski dönemlerde, ilk çağlarda bunun nasıl çözüldüğü konusunda örnekler sunmaktı. Şunu itiraf etmeliyim ki Karia antik kentlerinde bunlara çok uygun çözümler üretilmiş, örnek olarak Knidos içinde kalıntılar arasında su borularından geçilmiyor. Ama hala suyun nereden getirildiği konusunda yayın yok. Bu da ben dâhil tarihe meraklı İnşaat mühendislerinin bir ayıbıdır diyorum.
    Anlatacak o kadar çok şey var ki. Son olarak İzmir’den gelip ileri yaşında (85 yaşında) toplantıya katılan “Mühendis ve Su” adlı bir ilginç sunum yapan Em. Prof. Dr. Ünal Öziş’ten (1934) söz edeceğim. Şunu da belirtiyim ondan sonraki en yaşı ben olduğumu sanıyorum.
    Ünal Hoca bana tarihi su yapıları sevgisini (ya da mikrobunu) aşılayan kişidir. Kendisi ile 1994 yılında Ankara’da yapılan DSİ Genel Müdürlüğünün 40. Kuruluş toplantısından bu tarafa tanışırız. Sayılamayacak kadar toplantılara katıldık. Yirmi beş yıl sonra Muğla Üniversitesi’nde buluşmak çok keyif vericiydi. Evimin bulunduğu Akyaka çok yakındı, misafir etmek istedim, sağlık sebeplerinden kalamadı.
    Ünal Hoca tanıştığımız 25 yıl boyunca daima bana destek verdi, tüm yayınlarında benim yayınlarımı kaynak gösterdi. Bu vesile ile kendine sağlıklı günler diliyorum.
    Son olarak kongreyi düzenleyen Doç. Dr. Ceyhun Özçelik ve Kader Benli’ye teşekkürlerimi sunuyorum.


    (Muğla Devrim 23.10.2019 günü yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    AKYAKA’NIN CENNET KOYLARINDAN EN GÜZELİ ALBAYIN KOYU
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Akyaka denizi, dağı ve ormanları dillere destandır. Plajlarının yürü yürü derinliğinin dizinize geldiği yerler yanında, Orman Kampı içinde derinleşen, atlama yapılabilen noktaları vardır. İyi yüzme bilenler için buralarda yüzmeye doyum olmaz. Orman kampı içinde 72 basamakla inilen 72 koyu diğer güzel koydur. Ama bence en ünlü koy ALBAYIN KOYU olarak bilinir. Bu Albay kimdir? Bu yazıda bunu konu edeceğiz.
    Bu Albay aslen Rodos Adası’ndan gelme fakir Muğlalı bir ailenin oğlu SÜLEYMAN FAİK TURNA (1918-1983).
    Albay’ın oğlu Diş Hekimi Caner Turna’ın Akyaka’da evi var, komşum ve arkadaşım. Kendisinden babası hakkında bilgi istedim, lütfetti anlattı, bende yazdım. Süleyman Faik Turna Akyaka’da unutulmamalıdır diye düşünüyorum.
    Annesinin babası Emin Efendi Rodos’tan gelmiştir. Rodos’ta Namık Kemal Mutasarrıf iken onun kâtibi kültürlü bir kişidir. Annesi Muğla Kafaca (Gavuca) köyünden babası Ali Onbaşı Bursa taraflarındandır. Babası Ali Onbaşı annesi üzerine ikinci evlenince annesi baba evine döner. Turna’yı annesi büyütür.
    Muğla’da İlkokulu bitirir, aile fakirdir, Turna Subay olmak arzusundadır. Annesi 1 Reşat altını verir yıl 1929, Cumhuriyet idaresi yürürlüktedir. Türkiye Latin harflerine geçmiştir. Turna Ulalı bir arkadaşı ile subay olmak üzere Bursa Işıklar Lisesine kadar yayan yapıldak giderler, Muğla nire, Bursa nire. Aydın’a kadar kervanlarla yürür, Aydın’dan Bursa’ya trenle giderler.
    Tesadüf Muğlalı Mustafa Muğlalı general olarak orada teftiştedir. Onun önüne çıkmayı başarırlar. Mustafa Muğlalı ellerine bir mektup verir, Erzincan Askeri Okuluna gönderir. Orada çok çok istediği askeri okula yazılırlar, burada eğitimi 6 yıl sürer ve bu arada ailesini göremez. Henüz daha çocuk sevgi ve ilgi ister, bunu nasıl elde ettiklerini şöyle anlatır. Askeri sınıf öğretmenleri vardı, tabii onların da sevgisi askeriydi der.
    Turna daha sonra subay olur. Subaylığı o kadar benimser ki, hiç sivil gezdiği görülmez, çok otoriter bir subay babadır. Evde yemek masası ayrıdır. İki oğlu olmuştur. Dr. Caner’in ağabeyi o da subay çıkmıştır. Yolda babasını görmez, neden selam vermedin diye onu cezalandırır, tokatlar !!!!! Subay olan oğlunun ölümü Faik Turna’yı çok yaralar, İstanbul’dan Akyaka’ya gelip beş altı ay kamp kurarlar, 1970’li yıllar. Akyaka’da kalacak otel, pansiyon yoktur, bugün Albay’ın koyu denen koyda çadır kurar burada kalırlar. Halk daha sonra buraya ALBAYIN KOYU adını verir.
    Çok başarılı bir Türk subayıdır. İngiltere ve İran’da Askeri Ateşe olarak görev yapar. Faik Turna’nın önünde ölen ve Dr. Caner Turna isimli iki oğlu vardır.
    (Muğla Devrim 25.10.2019 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    ŞADAN GÖKOVALI 5 EKİM 2019 ŞİİR GÜNÜNDE SUNULAN KONYA LİSESİ ÖĞRENCİSİ NAİL ÇAKIRHAN ŞİİRLERİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Prof. Dr. Şadan Gökovalı şiir gününde okunmak için Nail Çakırhan’ın 1929 yılında 19 yaşında Konya Lisesi öğrencisi iken yazdığı 2 şiiri ekliyorum.

    KONYA’DA ÇIKAN KERVAN DERGİSİNDE NAİL V. ŞİİRLERİ
    Mehmet BİLDİRİCİ

    Daha önce yayınlanan bir yazımda Konya-Muğla gönül bağlarından söz etmiştim. Burada pek çok Muğlalı’nın Konya’da öğrenimlerini yaptıklarını belirtmiş idim. Bunların başında da Konya Lisesi mezunu Sayın Nail Çakırhan gelmektedir.
    Nail Çakırhan’ın Konya Lisesi’nde öğrenci iken yazdığı şiirler KERVAN adlı dergide 1929 yılında yayınlanmıştır. Sadece altı sayı olarak çıkan bu dergideki Nail V imzalı şiirler, yakın dostum, Araştırmacı-Yazar Sefa Odabaşı tarafından önce Konya’da Yeni Meram Kırkambar sayfasında ve ardından da “20. Yüzyıl Başlarında Konya’nın Görünümü” adlı kitabında yayınlanmıştır.
    KERVAN
    Geceleri eriten bir nur gibi ilerle
    Göğü yere indiren tipide karda kervan
    Kasırgayla arkadaş, kardeş ol şimşeklerle
    Kimseye minnet etme kalsa da darda kervan
    Haydi mübarek olsun sefere çıktın bugün
    Muradına erersen ne gururlan ne öğün
    Dirileri titreten o gün, heybetli ünün
    Ölülere can versin, sonsuz yollarda kervan
    (Nail.V. Kervan- 1 Mart 1929- Sayı 1)

    ÇIĞ (Hocam Sadettin Nüzhet Bey’e)
    Birkaç günden beridir evine boş dönene
    Hani ekmek diyordu, kadın bir kedi gibi
    Uzun uzun baktı da o yaşlı gözlerine
    Yokluğunu hissedince boyun büktü darıldı
    Erkekse gözlerinin bütün feri sönene
    Dünyada her açlığın dermanı bu der gibi
    Onu birden alarak kolunun çemberine
    Hayalden ince bele çılgın gibi sarıldı
    Daha demin üç gündür açız diyen dudaklar
    En mahrem köşelerde bir sır gibi gezindi
    O yerlerin mest eden parlak manzarasıyla
    Gözler sanki çıldırdı rabbim ne bakıştı o..
    Sar da Davut Ayşe’ni bir daha sar bir daha
    Ona ilk verdiğin söz ne büyük bir yemindi
    Yaşanmaz, yaşanmaz böyle bir yüz karasıyla
    Desene! Yaz içinde şimşekli bir bakıştı o
    Bu ses geçmiş günlerin geçmeyen bir izi gibi
    Bir yanan ağ halinde yandı kafatasında
    Bu ses, bir lokma için, bu sağır odasında
    Canavarca boğulduğu bir adamın sesiydi.

    Ağzından zehir saçan bu seslerin sahibi
    Yarı sönmüş ocağın simsiyah bacasından
    Dilini çıkararak acı acı sırıtan
    Uzun kızıl dudaklı bir şeytan gölgesiydi.
    Zirvesinde korkuyla açlığın karıştığı
    Kalbin buz dağlarından indi bir şehvet çığı
    Ruhunu bir sel kadar bulanık sularına
    Kollar tekrar sıkıldı çelik bir hilal oldu
    Midede doğan isyan kalpte ihtilal oldu
    Sonra bitkin daldılar sonsuz uykularına
    (Nail V-Kervan 15 Mart 1929-sayı 2)

    DERTTEN BİR GEMİ İSTİYOR
    İrem bağı da olsa korkunç bir mezar olur -Hocam Namdar Rahmi Bey’e
    Bir kadın kahkahası birden ahu zar olur
    Daha doğmadan ölen aşkının mabedinde
    İsa’nın omuzun da taşıdığı haç gibi
    Elem, bence mukaddes ben zevki kırbaç gibi
    Ruhumda şaklatırım boğar boğar da kinde
    Ne olurdu mabedin ince dehlizlerinde
    Devasa ızdırabın zift kokan dizlerinde
    Can verip baykuşların kalbine gömülseydim
    Mabedin dert kaldığı günden beri
    Çılgın ruhum her gözde kanlı bir nem istiyor
    Bitmek nedir bilmeyen mihnet elem istiyor
    Vahyini dertten alan ruhumun peygamberi
    Aşkımın harabesi, ömrümün şaheseri
    Bu çılgın at ağzına dertten bir gem istiyor
    (Nail V.- Kervan-15 Nisan 1929-sayı:4)

    Şiirlerin ithaf edildiği hocaları Sadettin Nüzhet ve Namdar Rahmi hakkında kısa açıklamalar şöyledir. Sadettin Nüzhet Ergun (Bursa 1901-İstanbul 1946) tanınmış edebiyatçı, Konya, Ankara Öğretmen Okullarında, İstanbul’da çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Bu arada 1925-1927 yıllarında Konya Lisesi’nde Nail V.’nin edebiyat öğretmenidir. Yayınlanmış pek çok eserleri vardır.
    Diğer hocası Namdar Rahmi Karatay (1896- İzmir 1953), Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay soyundan gelen Rahmi Bey’in oğludur. 1912 yılında Konya İdadisi (Lisesi) mezunudur. Konya Lisesinde felsefe öğretmenliği ve Milli Eğitim Bakanlığının çeşitli kademelerinde görev almıştır. Tanınmış bir şairdir. Ayrıca Konya’da, arkadaşı Naci Fikret ile “ENERJİTİZM” adlı bir felsefi görüşü savundu, yayınlanmış çeşitli eserleri bulunmaktadır.

    (Muğla- DEVRİM- 6 AĞUSTOS 1999 )
    (14 AĞUSTOS 1999 – MUĞLA DEVRİM )

    ANI: İdima’dan Gökova Akyaka’ya isimli ilk sergimi 2004 yılında Nail Çakırhan & Halet Çambel Kültür Evinde açtım. Bu ilk sergimde Nail Çakırhan ve değerli eşi Halet Çambel de katılmıştı. Ben bu şiirleri sergiye koymuştum. Bu sergide bunları kendisine okudum. O tarihte Çakırhan 94 yaşındaydı, dinledi. Sonraki araştırmalarımda Nail Çakırhan tarafından çıkarılan “ONLARDA YAŞAMALIYDI” Şiir kitabında bunların yer almadığını gördüm.

    (Muğla Devrim 19.10.2019 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    ŞADAN GÖKOVALI’NIN 05 EKİM 2019 GÜNÜ YÜCELEN OTELDE ŞİİR GÜNÜ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    05 Ekim 2019 günü Akyaka’da Yücelen Otel’de şiir şöleni oldu, geniş bir katılım vardı, Şadan Gökovalı sevgi seli ile karşılaştı, bizler de şiire doyduk.
    Bu etkinliği hazırlayan Muğla Büyükşehir Belediyesi Başkanı Dr. Osman Gürün’e, salonunu, bu etkinlik için tahsisi eden Hamdi Yücel’e ve programı ezbere okuduğu şiirlerle dolduran ve toplantıyı yöneten Sadettin Özbek’e bir katılımcı olarak teşekkür ederim.
    Ben şair ve edebiyatçı değilim, Şadan Gökovalı tarafından şiir okumak için davet edildim, hem de bana yazılmış zarif bir şiirle….
    Çağrılınca kürsüye çıktım, ama bir talihsizlik olarak bilgisayardan bir çıktı alamadım. Ezbere de okuyamadım ve açıklama yaparak indim. Bunları gazetede yayınlarım dedim.
    Hocamın şiirle yaptığı davetiyesini ve şiiri buraya yazıyorum.

    A benim bahtı yârim
    Gönülde tahtı yârim
    Yüzünde göz izi var
    Sana kim baktı yârim
    Kültür evimde göz izi var
    Sen mi baktın Mehmet?
    Not: 05 Ekim 2019 saat 14.00 de Yücelen Otel Şadan Gökovalı Salonunda Şadan Gökovalı Şiir Günleri var
    Yazdığın ve veya sevdiğin bir şiiri okur musun? Please !!!!!
    Ben de aşağıdaki daha önce Konya’da ve Devrim Gazetesi’nde yayınlanan şiiri buraya alıyorum. İkinci yazımda Şadan hocamın istediği Nail Çakırhanı’ın istediği iki şiirine yer vereceğim.

    KONYA - DİNEKSARAY’DA (ISAURAPOLIS) BULUNMUŞ
    DÖRDÜNCÜ YÜZYILA AİT ŞİİR
    Bu şiir, Konya’nın güneyinde Dineksaray’da bulunmuş bir yazıttan Türkçeye çevrilmiştir. Bugün nerede olduğu bilinmeyen bu uzun yazıtın Grekçe orijinali ve İngilizce çevirisi “Buckler-Calder-Cox. Asia Minor 1924, (57 nolu yazıt) adlı eserdedir. Dördüncü yüzyıla tarihlenen ve mezar taşına kazınan şiir, çevrede o dönemde yüksek bir kültürün olduğunu kanıtlamaktadır. İngilizce metine manaya sadık kalarak şiir şekline tarafımdan Türkçeye dönüştürülmüştür.

    Hey yabancı, sana söylüyorum
    Geçip giden kişi, dinlemelisin
    Kimsin?
    Ben uzun yıllar içinde gelişen
    İSA adlı asmanın bir yaprağıyım
    Öbür dünyada sevinç seninle olsun
    Yanlış bir şey anlatmıyorum
    Emin olmasın ki, NESTOR
    Bir rahip burada yatıyor
    Erdemli dulların yardımcısı
    Oğlu PANCRATIAS ile birlikte
    Çok iyi İsa’nın hizmetkârlardı
    NESTOR, tüm ülkenin seçilmiş hazinesi
    Gençlerin ilahi doktrin öğretmeni
    İnsanlar arasında akıllı, inançlı ve yargı sahibi
    Vali ve yöneticilere yol gösterici
    Halkın tümü bunu böyle bilirdi
    Benim iyilikleri sevmem
    Doğru düşüncemin bilinciyle
    Oğlum PANCRATIAS
    Tanrı’ya adanmış kutsal sıvıyı,
    Gözyaşlarını üzerime boşalttı
    Tarifsiz özlem ve üzüntüler çekerek
    Evlenmeyi bir tarafa bırakarak
    Tüm zamanını sevgime adadı
    Benim güzel ve iyi eşim MAMMEIS
    Bütün rahipler arasında öne geldi
    Din kardeşlerini seven bir Telephid
    Dünya zevklerine gem vuran
    Bunu inançla savunan, İSA’nın hizmetçisi
    Burada eşi ve oğlu ile aynı saygıyı görüyor
    İlahilerle en yüksek düzeyde
    Sanatı ile bizi onurlandırarak
    Zaman aktıkça bu sözlerimi insanlar
    Ve daha henüz doğmamış olanlar işitsin

    (6 Nisan 1996 – YENİ KONYA KIRKAMBAR)
    ÇAĞRI DERGİSİ
    ANI: Büyük Şair, hemşerim, ağabeyim FEVZİ HALICI (1924-2017) İstanbul PERA Palas’ta Gönül Dostları isimli şiir günleri düzenlerdi. Onun davetlisi olarak defalarca bu toplantılara katıldım. Otel sahibi Hasan Süzer sanata çok düşkün bir kişi idi, lüks olduğu kadar tarihi olan otelinde bizlere çay, pasta da ikram ederdi. Yönetici Ahmet Özdemir’di. Önce ustalar konuşur, sonra herkes mikrofona davet edilirdi. Ben de çağrıldım, ben şair değil araştırmacıyım. Tarihi bir şiirim var yanımda değil dedim. O zaman öbür toplantıda okursunuz denildi. Ben de öyle yaptım. Şiir beğenildi, Yeni Konya Kırkambar, Çağrı Gazetesi ve Muğla Devrim gazetesinde de yayınlandı.
    (Muğla Devrim 15 Ekim 2019 yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    MUĞLA KAVAKLIDERE’DE BAKIRCILIK VE BAKIRCILARIN PALLECİ DİLİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Muğla ilçelerinin tümünü, Kavaklıdere ilçesini gezdim, buradaki Bakırcılar Çarşısını gördüm. Bakırcılık sanatının burada çok eskilerden geldiğini öğrendim. Çok ilgimi çekti. Bunun burada yaşayan ve Lozan anlaşması ile göç etmiş Rumlardan geldiği kanısındayım. Ama bu konuda daha fazla bilgiye ulaşamadım.
    Son olarak ta Kavaklıdere’de iki mahallenin Afrika kökenli olduğunu öğrendim, ama bu konuda hiç bilgiye ulaşamadım. Belki yazılarıma gelen mesajlardan bilgi sahibi olurum ümidindeyim.
    Kavaklıdere ve yakın köy Genek’te (Menteşe) bakırcılık yanında bakırcıların kendi aralarında konuştukları özel bir dil olduğunu duydum ve çok ilgimi çekti.
    Bu konuda Zekai Eroğlu’nun Muğla Tarihinde sayfa 166-167 ilginç açıklamalara rastladım. Buradan bir özet sunmaya çalışacağım.
    Bu nasıl bir dil, yöreye has içinde pek çok Türkçe kelimelerin karıştığı bir Rumca olduğu kanısındayım. Bunun dil uzmanlarınca araştırılmasının çok yerinde olacağına inanıyorum.
    Bu kitaptan örnekler vereceğim. Özellikle sayılar çok farklı
    Sağım: bir Kulak: iki Saçayak: Üç Taban: Dört Fatka: Beş
    Kelimelerden bazı örneklerde şöyle:
    Çapan: Kadın Metrek çapan: Müslüman kadın Yalı çapan: Rum kadın
    Palle: Bakır Kös palle: eski bakır Yıkım palle: yeni bakır
    Partal: Elbise Kös partal: eski elbise Yıkım partal:yeni elbise
    Nazilli: Para Partal Nazilli: Banknot, kâğıt para
    Manak: Yoğurt Çene: Ceviz Çiçe: Et Karamancı: Hırsız
    Kırtıl: Arpa Nasıf: Ekmek
    Sözü edilen eserde ayrıca 100 civarında kelime bulunmaktadır. Birkaç cümlede şöyle
    ”Yanbol nereye ovanıyor? Efendi nereye gidiyor.
    “Sağım kalın genek nasıfla: Bir beyaz mecidiye söyle
    BENİM YORUMUM
    Kavaklıdere ilçesinde Bakırcılık sanatının gelişmesi ve bu gün dahi devam etmesi çok çok önemli hele hele bu sanâtkarların kendi aralarında konuştukları bir dil olması daha da önemlidir. Buna rağmen internet ortamında da araştırıldığında konu hakkında bilgiler bulunmamakta buna karşın bazı bölük pörçük yer almaktadır. Buna karşın Zekai Eroğlu’nun Muğla tarihinde verdiği bilgiler oldukça doyurucudur.
    Bu durumda bu bilgilere dayanarak konu araştırılmalıdır.
    1.. Muğla’da bakırcılık sanatı Kavaklıdere’de çok gelişme göstermiştir. Bu sanat Osmanlı döneminde burada yaşayan Rumlarca sağlanmıştır. Rumlar 1924 yılında göçe tabi tutulmuş kavaklıdere’yi terk etmiştir. Sonradan burada yaşayan ve buraya yerleşen Türk ustalar bu sanatı onlardan öğrenmiş ve başarı ile bugün devam ettirmektedir.
    2. Bu Rumlar burada yaşayan yerli Rumlar mıdır? Yoksa bu sanatlarını uygulamak için başka yerden mi gelmişlerdir. Bu konuda çok çelişkili bilgiler gelmektedir. Kanımca başka bir yerden gelme ve en az Cumhuriyete kadar 4 nesil burada yaşadıklarıdır.
    3. Rum ustalardan bakırcılığı öğrenip başarılı bir şekilde devam ettiren Türk ustalar arasında acaba bu Palle dilini hala bilen var mı?
    4. Osmanlı devleti boyunca Türkler ve Rumlar iç içe yaşamış konuştukları Rumca bol Türkçe kelimelerle birleşerek değişik bir lehçe haline gelmiştir.
    5. Acaba bu Palle dili ile Yunanistan’da olsa basılmış bir kitap yayın var mıdır?
    Benzer durum Konya Sille’de görülmektedir. Cumhuriyet öncesi Sille’de yaşayanların Rumcası Türkçe kelimelerle birleşerek değişik bir dil haline gelmiştir.
    Ayrıca Konya civarında yaşayan Karamanlılar kendi dillerini unutmuş Türkçe konuşurlar ve Türkçe yazarlardı. Ama Türkçeyi Arap Harfleri ile değil Grek harfleri ile…..
    Muğla ve Anadolu’daki eski kültürel olayları ben şahsen çok önemli buluyor, tarafsız bir gözle ortaya çıkarılmalıdır diyorum.
    (Muğla Devrim 17.10.2019 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    AKYAKA’DAN ASKER UĞURLAMA ŞÖLENİ, MURAT KARADAĞ’IN OĞLU MEHMET ŞİMDİ ASKER
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Askerlik görevi kutsal bir görevdir. Her ailenin anılarında özel bir yeri vardır. Askere uğurlama törenlerle olur. Akyaka’da kendi geleneklerine uygun olur.
    Bu bağlamda Akyaka’nın en eski ailelerinden dostum merhum Mustafa Akkaya’nın kızı Ayşe Ana’nın oğlu Akyaka’nın önde gelen iş adamlarından MURAT KARADAĞ oğlu Mehmet’i 03 Ekim 2019 akşamı askere uğurladı. Bunun için Ovadaki tesislerinde dostları ve oğlunun arkadaşlarına bir yemek verdi. Samimi ve neşeli geçen törende annesi ve babaannesinin bulunamamasından dolayı biraz burukluk vardı, törene bende katıldım. Zira annesi ani rahatsızlığından ötürü Adapazarı’nda bir hastanede tedavi görüyor, henüz Muğla’ya nakline izin verilmiyor, ona da acil şifalar dilerim. Babaannesi Ayşe Ana ise kızı ile torunu Benan’ı ziyaret için Ukrayna’da idi. Zira Mehmet’in askere gidişi çok ani bir kararla oldu.
    Murat Karadağ Ula Belediye Başkanı İsmail Akkaya’nın yeğenidir. Yeğeninin oğlunun askere gönderilmesinde katılan en önde gelen kişiydi. Belediye Meclis üyesi Beyhan Akcan ve Salih Güven bir masadaydı. Benim içinde bu masada bulunmak özel ve çok keyif vericiydi.
    Ben Akyaka’ya geldiğim 1980’li yıllarda Murat Karadağ çok küçük bir çocuktu. Büyüdü zaman içinde benim evimin altındaki dükkânı kiraladı. Dükkânım mesken olarak yapılmış, ancak taban suyunun yakınlığından dolayı oturmaya uygun değildi. Murat burayı 1996-2013 yılları arası işletti, kafa kafaya verdik, o da masraftan kaçınmadı, bu dükkânı MEVSİM Market olarak bir marka haline getirdi, şimdi son yıllarda Mevsim Market yok ama ben adres tarif ederken ben Mevsim Marketin üzerinde oturuyorum diye tarif ederim. Murat Karadağ şimdi az ileride Mevsim Otel ve Ayşe Ana Lokantasının sahibi, Mevsim Market şimdi İbrahim Yıldız’ın sahibi olduğu Melin Market 2 oldu.
    Murat ile ilişkilerimiz bir kiracı mal sahibi ilişkisinin çok ötesindeydi. Pek çok güzel anılarımız oldu. Mehmet ve kızı Merve elimizde büyüdü, ben kendimi onların manevi dedesi sayarım.
    Geniş bir katılım vardı. Şunu açıklamak isterim. Rahmetli Mustafa Akkaya’nın üç oğlu ve iki kızı vardı. Rahmetli Mustafa Akkaya sağlığında hepsine arsa verdi, hepsi bir mahallede oturuyorlar. Eşi Durdu Akkaya (1935) Akyaka’nın en yaşlılarından halen sağ çocukları ve torunları ile bir arada yaşıyor. Ancak Hacı olarak bilinen İsmail Akkaya’nın ağabeyi Mestan Akkaya geçen yıl aramızdan ayrıldı. Yaklaşık bir hafta önce kızım Sibel ile Ayşe Anayı ziyaret etmiştim. Durdu teyzenin evinde tüm yakınları yanında koskoca Aşure kazanı kaynıyordu. Bu Akyaka’da bir gelenekti, eskiden Erendede mevkiinde yapılırmış, kazanla aşure kaynatılmasına ilk defa tanık oldum ve hiç unutmayacağım. Konya’da küçüklüğümde pekmez kaynatmalarını hatırladım. Ne mutlu Durdu ana ailenin ana atası tüm çocukları ve torunları çevresinde.
    Murat’ın kız kardeşi Gül ve eşi ve bütün yeğenler, teyzesi Raziye ve eşi Fikret Kamit, Murat’ın Yenice’den halası ve eniştesi de oradaydı. Hemşerim Ilgın’lı İbrahim Şahin de orada organizasyona katkı sağlıyordu. Kuzenler Kader, Kıymet, Figen seçebildiklerim arasındaydı.
    Son an beni haberdar eden Murat’ın otelini yöneten Maya Hanım & eşi, komşum Duygu Metin, oğlu Ahmet Metin birlikteydik. Bende onların dedeleri olarak komşum değerli insan Saadettin Tuncer ve eşi Serap Hanımı davet ettim, onun arabası ile katıldık. Törenin çok ani olmasına rağmen yemekler düzgündü. Her şey güzeldi.
    Askere geleneksel kına yakıldı, müzik eşliğinden danslar halaylar çekildi. Ben de bir kadeh rakı bile aldım. Torunum saydığım Merve ile dans bile ettim. Yıllar önce Yenice gezisini hatırladım, Merve’nin ayağını yaraladığını hatırladım, esas dedeleri Mehmet Karadağ’ı hatırladım. Keşke bu töreni o da görseydi diye düşündün, O nu da rahmetle anıyorum.
    (Muğla Devrim 10.10.2019 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    GÖKOVA DOĞUMLU BİR ŞAİR ÖZGÜL ABBAK VE ŞİİR KİTABI “SONBAHAR’DA HÜSRAN VAR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Özgül Abbak’ı yakın zamanda bana ev işlerinde yardımcı olan Emine Arı sayesinde tanıdım. Akyaka’da ve Gökova’da karşılıklı ziyaretler yaptık. Bana yukarıdaki şiir kitabını armağan etti. Bir çırpıda okudum beğendim. Bende sizlere bu güzel şiirleri okumalarını öneririm. Kitap İstanbul Fatih Tunç Yayıncılık basımı 2019, 125 sayfa
    Önce kendisini tanıtmak isterim. Abbak 1957 Muğla Gökova köyünde doğdu. Ula Orta Okulunda, Muğla’da Akşam Ticaret Lisesi’nde eğitim gördü.
    Şiir yazmaya Ortaokul yıllarında başladı, 1976 yılında evlendi, üç çocuğu ve üç torunu oldu. Yıllar sonra çevresinin teşviki ile şiir yazmaya ve şiir kitabı çıkarmaya karar verdi.
    Özgül’ün duygusal şiirleri, bestecilerin dikkatini çekti ve şiirleri bestelendi. Dört şiiri Cihangir Bostancı tarafından bestelendi. Bostancı bir kazada ölen Beyaz Kelebekler’de solistti, halen bestekâr, yazar, müzik adamıdır.
    Özgül Abbak Gökova (Kozlukuyu) köyüne ilk yerleşen Yasakçı ailesine mensup, babası Şükrü Abbak Yerkesikli ağır vasıta sürücüsü, köyde müteşebbis bir kişiydi, annesi Tahsin Yasakçı’nın kızı Gülsiye Abbak’tır. Geniş Yasakçı ailesi Gökova’ya ilk yerleşen sülale olduğu kanısındayım.
    Çocukluğu bugün SİT alanı olan ve arkaları kaya mezarlara dayanan yerlerde geçmiştir.
    Yazıma bir şiiri ve kitabının kapağı eklenmiştir.
    BENİM YORUMUM
    1996 yılından beri bölgede araştırma yaparım, bu yöreden çıkmış insanları tanımaya çalışırım. Ama yıllar sonra Gökova Kozlukuyu’da antik İdyma kenti Nekropolünde (kaya mezarlarda) çocukluğu geçmiş bir şair hanıma rastlayacağımı asla tahmin etmezdim. Üstelik bu şair hanım kitabı Kültür Bakanlığı denetiminden geçmiş, İstanbul’da basılmış, şiirlerinin bir kısmı Türk Müziği makamlarınca bestelenmiş olsun. Nitekim bu yıl Abbak İstanbul Kitap Fuarı’na katılmıştır. Kendisi gerek yayınevi ve gerekse Cihangir Bostancı, şiirlerine internet vasıtasıyla ulaşmışlardır.
    Kendisini kutluyor, daha nice eserler vermesini diliyorum.

    SONBAHARDA HÜSRAN VAR
    Veda etti İlkbahar,
    Hoş geldin sen Sonbahar,
    Sarı sarı yapraklar,
    Sardı beni acılar,
    Sonbaharda hüsran var

    Yüreğim söz dinlemez,
    Biçareler hiç gülmez,
    Güzel günlerde gelmez,
    Sardı beni acılar,
    Sonbaharda hüsran var,
    (Muğla Devrim 08.10.2019 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    ÇAĞRI DERGİSİNDE 2000-2017 YILLARI ARASI ÇIKAN YAZILARIM-29 adet
    MEHMET BİLDİRİCİ
    ÇAĞRI Dergisi 1957 yılından ölümüne kadar Feyzi Halıcı tarafından çıkarılmış şiir ve sanat dergisidir. Bu dergide 2000-2017 yılları arasında yayınlanmış yazılarım aşağıdadır. Son yıllarda Çağrı’nın yayınında oğlu Emrehan Halıcı ve ikinci eşi Bahar Halıcı’nın destekleri vardır.

    Ekim 2000 Saint Paul/ün Konya’daki ziyaretleri ve izleri s.12
    Kasım 2000 Sarayönü Başhüyük’te çeşme s.8
    Şubat 2001 Dineksaray'da bulunmuş şiir s.32 (arka sayfa)
    Nisan 2001 Ilgın isminin kökeni s.19
    Mayıs 2001 Hitit dönemi su yapıları s.23
    Haziran 2001 Konya'yı ziyaret eden ünlü filozof Çiçero s.16
    Ağustos 2001 Elengrit dağı ve Yatağan Mürsel s.12
    Eylül 2001 Kudüs'te yapılan Antik çağda su toplantısının ardından s.7
    Ekim 2001 Ata Karatay'ı ziyaret, Sadrettin Karatay'ın yazıları s.12
    Kasım 2001 (Benim adına çıkmış başka yazı)
    Aralık 2001 Gazeteci- Öğretmen Namık Ayas s.20
    Ocak 2002 Çağrı dergisine Merhaba s. 10-11
    Şubat 2002 Halk inanışına göre Konya'da yatan peygamberler
    Nisan 2002 Tarihi sorgulayan bir turist gözüyle Paris gezisi s.14-15
    Mayıs 2002 Selçuklu döneminde Gürcülerle İlişkiler s.18
    Haziran 2002 Seydişehir yakınında kayıp kent Amblada s.14
    Ağustos 2002 Meram'da eski zamanlarda bir gezi s.10-11
    Ekim 2002 Paris Louvre Müzesinde Lystra halı tablo s. 9
    Kasım 2002 Konya Lisesi Müdür Yardımcısı, Turgut Kargalık s. 20-21
    Ocak 2003 Roma gezisinden izlenimler s.12
    Nisan 2003 Konya Lisesi'nde Fransızca öğretmeni Ahmet Bey s. 17
    Haziran 2003 Elengirit Dağı ve Yatağan Mürsel (tekrar) s.25-26
    Ağustos 2003 Konya'da eski dinler ve onların bugüne gelen izleri s. 15-16

    Ocak 2004 Çatalhüyük’ü bize kazandıran James Melleart s.24
    Nisan 2004 Anam Nesibe Bildirici’yi kaybettim s.27
    Şubat 2005 Ata Karatay’ı ziyaret (tekrar) s.18
    Nisan 2005 Konya’da yatan 14 peygamber s. 24
    Kasım 2005 1957 yılında İstanbul’a ilk gelişim s.13
    Ocak 2006 Mehmet Ferit Uğur anılar
    Kasım 2017 Feyzi Halıcı’nın Kaybı (Yazı 2017 de)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    KAYSERİ’DEN ÇIKMIŞ BİR AZİZE, DİN ULUSU AYA MAKRİNA (327-380)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Toplumun yarısı kadın, ama tarihte kadının adı yok, daha doğrusu sesi daha cılız çıkmış, sesini az duyurabilmiş.
    Devamlı söylüyoruz ve yazıyoruz. Anadolu uygarlıkların yeşerdiği, dünyaya ışık verdiği bir ülke diye. Bu uygarlıkları tanımamız için bunları kimlerin temsil ettiği bilinmelidir. Müslüman Anadolu’da Cumhuriyete kadar kadına yer verilmemiş, özellikle dini konularda sahanın dışında kalmış, ilk çağda ise durum biraz farklı önemli din adamları ve kuramcılar arasında kadınlara da az da olsa rastlıyoruz. Bunların başında Konya’dan Azize Tekla (1 yüzyıl) başı çekmektedir.
    Bu yazımda da 4. yüzyılda Hıristiyanlığı şekillendiren büyük kilise babası daha önce incelediğimiz Aziz Basilious’un ablası Azize Makrina’yı konu edeceğiz. Bununla o çağda yaşamış ve azize ilan edilen bir kadının giyimi kuşamı yaşamı bize o günü anlatacaktır.
    Aya Makrina Aziz Basilious ve Gregory of Nyssa (Kayseri civarında bir yer) ablaları olarak 327 tarihinde Kayseri’de doğmuştur. Annesi de azize kabul edilen EMILIA’dır. Makrina’lar dokuz kardeştirler.
    İnanılan geleneksel bilgilere göre Emilia rüyasında bir melek görür ve kızına Thekla adını vermesini ister, ama doğumdan sonra ismini babaannesinin adı Makrina konulur. Zira babaannesi İmparator Galerius döneminde büyük acılar çekmiştir.
    Annesi Emilia onun eğitimi ile bizzat ilgilenir, Onu okumayı, yazmayı, dini kitapları okumayı ve bu arada kendisine dönemin geçerli el sanatlarını öğretir. Kiliseye devam eder. Konuşulan ve yazılan dil Grekçe’dir.
    Büyüyünce dindar geçlerden biri ile nişanlanır, ama evlenmeden nişanlısı ölür, pek çok isteyeni vardır, ama o kendini dine adar ve bakire kalır. Bir abla olarak devamlı çalışmaları ile ailesine destek olur.
    Kardeşleri büyüdükten ve annesi öldükten sonra ailesine ait esirleri serbest bırakır. Bunu örnek alıp başkaları da takip eder.
    Makrina daha sonraki hayatında bir Manastıra çekilir ve tamamen kendini dine adar.
    Manastırda hep birlikte bir aile gibi yaşanır, birlikte çalışılır, birlikte üretilir, birlikte Tanrı’ya dua edilir.
    Sonuç olarak Makrina üzerinde etkili olduğu küçük kardeşi ve diğer din büyükleri gibi zamanın kültür merkezlerinde öğrenim görmemiştir. Ama sonraki dönemlerle kıyaslandığında önemli sayılacak bir eğitim aldığı görülmektedir.
    Genel kaynaklarda ölümü ile aile mezarlığına gömüldüğü yazılmakla birlikte daha önceki 19.09.2019 günü Devrim gazetesinde yayınlanan bir yazımda Niğde Hassaköy’de Makrina’ya ait mezar odası resmi verilmişti. Kanımca Makrina’nın burada gömülü olduğu kanısındayım. Ailesine ait başka mezarlar olduğu bilgisine ulaşamadım.
    Yazıya onun daha sonradan yapılmış bir ikonasına yer verilmiştir.

    (Devrim Gazetesi 02.10.2019 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 04-11-2019

    BÜYÜK ÜSTAT PROF. DR. ŞADAN GÖKOVALI’NIN 05 EKİM GÜNÜ YAPILACAK ŞİİR GÜNÜ İÇİN ŞİİRLER
    MEHMET BİLDİRİCİ

    A benim bahtı yârim
    Gönülde tahtı yârim
    Yüzünde göz izi var
    Sana kim baktı yârim
    Kültür evimde göz izi var
    Sen mi baktın Mehmet ?
    Not: 05 Ekim 2019 saat 14.00 de Yücelen Otel Şadan Gökovalı Salonunda Şadan Gökovalı Şiir Günleri var
    Yazdığın ve veya sevdiğin bir şiiri okur musun? Please!!!!!

    Daha önce 18.09.2019 günü Gökova’ya gittim, Bakıcım Emine Şadan Gökovalı Kitaplığını açtırdı, 2-3 saat kadar yalnız inceledim. Bunu haber alan Şadan Gökovalı yukarıdaki özel şiirsel davetiyeyi göndermişti. Bende kendisine aşağıdaki mektubu gönderdim.

    SAYIN PROF. DR. ŞADAN GÖKOVALI
    18.09.2019 tarihinde doğduğunuz köy olan Gökova’da adınıza ve eserlerinize yer verilen bir kültür anıtı olan kütüphanenizi gezdim. Çok mutlu oldum ne mutlu size böyle bir anıtsal kitaplığı kazandırmışsınız. İsminizi ve eserlerinizi henüz doğmamış olanlar da işitecek.
    Bunu haber alıp bana 05 Ekim 2019 günü Yücelen Otelde yapılacak Şiir Gününe şiirsel bir davetiye göndermişsiniz. Ben de çam sakızı çoban armağanı üç şiir gönderiyorum.


    KONYA - DİNEKSARAY’DA (ISAURAPOLIS) BULUNMUŞ
    DÖRDÜNCÜ YÜZYILA AİT ŞİİR
    Mehmet BİLDİRİCİ

    Bu şiir, Konya’nın güneyinde Dineksaray’da bulunmuş bir yazıttan Türkçeye çevrilmiştir. Bugün nerede olduğu bilinmeyen bu uzun yazıtın Grekçe orijinali ve İngilizce çevirisi “Buckler-Calder-Cox. Asia Minor 1924, (57 nolu yazıt) adlı eserdedir. Dördüncü yüzyıla tarihlenen ve mezar taşına kazınan şiir, çevrede o dönemde yüksek bir kültürün olduğunu kanıtlamaktadır. İngilizce metine manaya sadık kalarak şiir şekline tarafımdan dönüştürülmüştür.


    Hey yabancı, sana söylüyorum
    Geçip giden kişi, dinlemelisin
    Kimsin?
    Ben uzun yıllar içinde gelişen
    İSA adlı asmanın bir yaprağıyım
    Öbür dünyada sevinç seninle olsun
    Yanlış bir şey anlatmıyorum
    Emin olmasın ki, NESTOR
    Bir rahip burada yatıyor
    Erdemli dulların yardımcısı
    Oğlu PANCRATIAS ile birlikte
    Çok iyi hizmetkârlardı
    NESTOR, tüm ülkenin seçilmiş hazinesi
    Gençlerin ilahi doktrin öğretmeni
    İnsanlar arasında akıllı, inançlı ve yargı sahibi
    Vali ve yöneticilere yol gösterici
    Halkın tümü bunu böyle bilirdi
    Benim iyilikleri sevmem
    Doğru düşüncemin bilinciyle
    Oğlum PANCRATIAS
    Tanrı’ya adanmış kutsal sıvıyı,
    Gözyaşlarını üzerime boşalttı
    Tarifsiz özlem ve üzüntüler çekerek
    Evlenmeyi bir tarafa bırakarak
    Tüm zamanını sevgime adadı
    Benim güzel ve iyi eşim MAMMEIS
    Bütün rahipler arasında öne geldi
    Din kardeşlerini seven bir Telephid
    Dünya zevklerine gem vuran
    Bunu inançla savunan, İSA’nın hizmetçisi
    Burada eşi ve oğlu ile aynı saygıyı görüyor
    İlahilerle en yüksek düzeyde
    Sanatı ile bizi onurlandırarak
    Zaman aktıkça bu sözlerimi insanlar
    Ve daha henüz doğmamış olanlar işitsin

    (6 Nisan 1996 – YENİ KONYA KIRKAMBAR)
    ÇAĞRI DERGİSİ
    ANI: Büyük Şair, hemşerim, ağabeyim FEVZİ HALICI (1924-2017) İstanbul PERA Palas’ta Gönül Dostları isimli şiir günleri düzenlerdi. Onun davetlisi olarak defalarca bu toplantılara katıldım. Otel sahibi Hasan Süzer sanata çok düşkün bir kişi idi, lüks olduğu kadar tarihi olan otelinde bizlere çay, pasta da ikram ederdi. Yönetici Ahmet Özdemir’di. Önce ustalar konuşur, sonra herkes mikrofona davet edilirdi. Ben de çağrıldım, ben şair değil araştırmacıyım. Tarihi bir şiirim var yanımda değil dedim. O zaman öbür toplantıda okursunuz dedi. Ben de öyle yaptım. Şiir beğenildi, Çağrı Gazetesi ve Muğla Devrim gazetesinde de yayınlandı.


    KONYA’DA ÇIKAN KERVAN DERGİSİNDE NAİL V. ŞİİRLERİ
    Mehmet BİLDİRİCİ

    Daha önce yayınlanan bir yazımda Konya-Muğla gönül bağlarından söz etmiştim. Burada pek çok Muğlalı’nın Konya’da öğrenimlerini yaptıklarını belirtmiş idim. Bunların başında da Konya Lisesi mezunu Sayın Nail Çakırhan gelmektedir.
    Nail Çakırhan’ın Konya Lisesi’nde öğrenci iken yazdığı şiirler KERVAN adlı dergide 1929 yılında yayınlanmıştır. Sadece altı sayı olarak çıkan bu dergideki Nail V imzalı şiirler, yakın dostum, Araştırmacı-Yazar Sefa Odabaşı tarafından önce Konya’da Yeni Meram Kırkambar sayfasında ve ardından da “20. Yüzyıl Başlarında Konya’nın Görünümü” adlı kitabında yayınlanmıştır.
    KERVAN
    Geceleri eriten bir nur gibi ilerle
    Göğü yere indiren tipide karda kervan
    Kasırgayla arkadaş, kardeş ol şimşeklerle
    Kimseye minnet etme kalsa da darda kervan
    Haydi mübarek olsun sefere çıktın bugün
    Muradına erersen ne gururlan ne öğün
    Dirileri titreten o gün, heybetli ünün
    Ölülere can versin, sonsuz yollarda kervan
    (Nail.V. Kervan- 1 Mart 1929- Sayı 1)

    ÇIĞ (Hocam Sadettin Nüzhet Bey’e)
    Birkaç günden beridir evine boş dönene
    Hani ekmek diyordu, kadın bir kedi gibi
    Uzun uzun baktı da o yaşlı gözlerine
    Yokluğunu hissedince boyun büktü darıldı
    Erkekse gözlerinin bütün feri sönene
    Dünyada her açlığın dermanı bu der gibi
    Onu birden alarak kolunun çemberine
    Hayalden ince bele çılgın gibi sarıldı
    Daha demin üç gündür açız diyen dudaklar
    En mahrem köşelerde bir sır gibi gezindi
    O yerlerin mest eden parlak manzarasıyla
    Gözler sanki çıldırdı rabbim ne bakıştı o..
    Sar da Davut Ayşe’ni bir daha sar bir daha
    Ona ilk verdiğin söz ne büyük bir yemindi
    Yaşanmaz, yaşanmaz böyle bir yüz karasıyla
    Desene! Yaz içinde şimşekli bir bakıştı o
    Bu ses geçmiş günlerin geçmeyen bir izi gibi
    Bir yanan ağ halinde yandı kafatasında
    Bu ses, bir lokma için, bu sağır odasında
    Canavarca boğulduğu bir adamın sesiydi.

    Ağzından zehir saçan bu seslerin sahibi
    Yarı sönmüş ocağın simsiyah bacasından
    Dilini çıkararak acı acı sırıtan
    Uzun kızıl dudaklı bir şeytan gölgesiydi.
    Zirvesinde korkuyla açlığın karıştığı
    Kalbin buz dağlarından indi bir şehvet çığı
    Ruhunu bir sel kadar bulanık sularına
    Kollar tekrar sıkıldı çelik bir hilal oldu
    Midede doğan isyan kalpte ihtilal oldu
    Sonra bitkin daldılar sonsuz uykularına
    (Nail V-Kervan 15 Mart 1929-sayı 2)

    DERTTEN BİR GEMİ İSTİYOR
    İrem bağı da olsa korkunç bir mezar olur -Hocam Namdar Rahmi Bey’e
    Bir kadın kahkahası birden ahu zar olur
    Daha doğmadan ölen aşkının mabedinde
    İsa’nın omuzun da taşıdığı haç gibi
    Elem, bence mukaddes ben zevki kırbaç gibi
    Ruhumda şaklatırım boğar boğar da kinde
    Ne olurdu mabedin ince dehlizlerinde
    Devasa ızdırabın zift kokan dizlerinde
    Can verip baykuşların kalbine gömülseydim
    Mabedin dert kaldığı günden beri
    Çılgın ruhum her gözde kanlı bir nem istiyor
    Bitmek nedir bilmeyen mihnet elem istiyor
    Vahyini dertten alan ruhumun peygamberi
    Aşkımın harabesi, ömrümün şaheseri
    Bu çılgın at ağzına dertten bir gem istiyor
    (Nail V.- Kervan-15 Nisan 1929-sayı:4)

    Şiirlerin ithaf edildiği hocaları Sadettin Nüzhet ve Namdar Rahmi hakkında kısa açıklamalar şöyledir. Sadettin Nüzhet Ergun (Bursa 1901-İstanbul 1946) tanınmış edebiyatçı, Konya, Ankara Öğretmen Okullarında, İstanbul’da çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Bu arada 1925-1927 yıllarında Konya Lisesi’nde Nail V.’nin edebiyat öğretmenidir. Yayınlanmış pek çok eserleri vardır.
    Diğer hocası Namdar Rahmi Karatay (1896- İzmir 1953), Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay soyundan gelen Rahmi Bey’in oğludur. 1912 yılında Konya İdadisi (Lisesi) mezunudur. Konya Lisesinde felsefe öğretmenliği ve Milli Eğitim Bakanlığının çeşitli kademelerinde görev almıştır. Tanınmış bir şairdir. Ayrıca Konya’da, arkadaşı Naci Fikret ile “ENERJİTİZM” adlı bir felsefi görüşü savundu, yayınlanmış çeşitli eserleri bulunmaktadır.

    (Muğla- DEVRİM- 6 AĞUSTOS 1999 )
    (14 AĞUSTOS 1999 – MUĞLA DEVRİM )

    ANI: İdima’dan Gökova Akyaka’ya isimli ilk sergimi 2004 yılında Nail Çakırhan & Halet Çambel Kültür Evinde açtım. Bu ilk sergimde Nail Çakırhan ve değerli eşi Halet Çambel de katılmıştı. Ben bu şiirleri sergiye koymuştum. Bu sergide bunları kendisine okudum. O tarihte Çakırhan 94 yaşındaydı, dinledi. Sonraki araştırmalarımda bu şiirlerin kendinde olmadığını öğrendim.
    Saygı ve sevgilerimle
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Mehmet Bildirici Sok No 2 Akyaka


    Koldaşım Mehmet
    Etmişsin bunca zahmet
    Üretime devam et
    Nail V nin şiirleri birer hazine

    5 Ekim de Şadan Gökovalı şiir günlerinde bu üç şiirden ilki ve sonuncusunu oku lütfen
    Akyaka’da kültür evinin olması hayatının ödülü olur
    İnsan ne zaman ölür ne zaman ne zaman?
    En son anıldığı zaman
    Merhaba

    Mümkünse son maili bir daha gönderir misin? Lütfen selam

Toplam 517 yorum bulundu. 1-10 arası listeniyor.