Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 3060 23-07-2017

    MEHMET BİLDİRİCİ 3060
    ŞAİR İBRAHİM ERGİN İLE SOHBETLERİMİZİN DEVAMINI İSTİYORUM.
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Sevgili arkadaşım İbrahim Ergin, ağır bir kalp krizi geçirdi, evine dinlenmekte, eski sağlığına kavuşup aramıza dönmesini ve sohbetlerimizi kaldığı yerden devam etmek aramızda görmek istiyorum.
    Bazı arkadaşlıklar çok eskiye dayanır. Bazıları yenidir. İbrahim Ergin benim birkaç yıldır arkadaşım. Devrim Gazetesinde yazdığım köşe yazıları dolayısıyla tanıştık. Ama sanki 40 yıldan bu yana arkadaşız. Onunla farklı coğrafyalardan ve farklı mesleklerdeniz. O Yekesikli, edebiyat dünyasının içinden ben Konya’dan teknik adam, tarihi çok sevdiğinden sonradan daldan eğme tarihçi oldum.
    Büyük Filozof Eflatun (Plato) Atina’da açtığı Felsefe Okulu olan Akademi’sinin kapısına “GEOMETRİ BİLMEYEN BENİM FELSEFE OKULUMA GELMESİN” der. Okul hayatımda matematiği çok sevdim. Çok sonraları Eflatun’u tanıdım ve bu lafın anlamını çok iyi kavradım. Şuna inanıyorum matematik formasyonundan sonra olayları ve tarihi kavramak ve olayları tarih sırasına yerleştirmek çok kolay ve zevkli oluyor. Ayrıca bunlara ilaveten Konya Devlet Mühendislik Mimarlık AKADEMİSİ’NDE ders verme onuruna erştim.
    Şair İbrahim Ergin’i şiirlerini çok sevdim, yıllar sonra şiire ısınmaya başladım. Herkes çeşitli şekillerde öğrenir. Ben yazarak bir şeyi daha iyi anlıyorum.
    Kendisinden istiyerek parça parça kâğıtlara yazdığı şiirleri alarak bilgisayara geçtim ve kitaplaştırmak için kendisine verdim. Bir an önce iyileşerek ve yeniden sıraya koyarak bu güzel şiirlerini kitaplaştırmak en büyük dileğim.
    İbrahim Ergin coğrafyasına (Karya) âşık, ben kendisini daima Karyalı Şair olarak gördüm. Ben Miletli Pericles’in sevgilisi, FİKİR ARKADAŞI ASPASİA (M.Ö 470-400) hakkında yazı yazmıştım. Kendisi önceden okuduğu bir kitapta Milet ile Milas karıştırılmış, Thales’n Milas’ta yaşadığı yazılmış, İbrahim Ergin ben bu Aspasia’yı çok sevdim, Milas’lı ise bir hikâye yazacağım derdi. Bende Milet’li olarak yaz dedim, o zaman o benim hemşerim olmaz dedi,,, gülüştük.
    Karya özellikle ilk çağda çok zengin bir uygarlık ortaya koymakta, bugün yapılan arkeolojik kazılarda Stratonice’de, Knidos’ta, Kaunos’ta şaheserler tek tek ortaya çıkmakta….
    Henüz olduğu gibi toprak altında olan yerler sessizce kendilerine gelecek sırayı beklemektedir. Örnek olarak Kavaklıdere yakınlarında Hilarima…
    SON YILLARDA MUĞLA’DA DÜNYA ÇAPINDA İKİ ÇOK ÖNEMLİ ARKEOLOJİK OLAY OLDUĞUNU GÖRÜYORUM.
    İLKİ MİLAS’TA SATRAP MOUSULOS’UN BABASI HEKATOMNOS’UN MEZARININ BULUNMASI,
    İKİNCİSİ MUĞLA’NIN SEYDİKEMER İLÇESİ DÂHİLİNDE OIONANDA’DA EPİKÜRCÜ FİLOZOF DİYOJEN (DOIGENES) KENTİN DUVARLARINA KAZIDIĞI YAZILARIN 2013 YILINDA İNGİLİZ MATIN SMITH’İN TÜM YAZITLARI OKUYUP DÜNYAYA AÇIKLAMASIDIR.
    Sevgili arkadaşım İbrahim Ergin işte senin sahip çıkacağın bir konu, sağlığına kavuş, aramıza dön bu ünlü Diyojen’i Muğla kültür hayatına kazandıralım. Diyojen’i uzun uzun konuşalım.
    (Muğla Devrim 20.07.2017 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 23-07-2017

    ALMAN FİLOZOF IMMANUEL KANT’IN (1724-1804) HAYATI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İmmanuel Kant 1724 yılında Könisberg kentinde dokuz çocuklu bir ailenin oğlu olarak Köninsberg kentinde dünyaya gelmiştir. Babası koşum yapımcısı (harness maker) Georg CANT, annesi Anna Regina Cant’tır. İmmanuel Cant olan soyadını Alman diline uyumu yönünden KANT olarak değiştirmiştir.
    Ailesi 18 yüzyıl Lutheran Kilisesinin Pietizm kolunun takipçileridir. Mahalli bir Pastör Kant’ta önemli potansiyel ve üstün zekayı görüp onun eğitimini sağlamıştır. Kant okulda Latin (ve Yunan) klasiklerine derin bir ilgi duymuştur.
    1740 yılında (16 yaşında) Könisberg Üniversites’nde teoloji öğrencisidir. Ancak kısa bir süre sonra Matematik ve Fizik derslerine ilgi duymaya başlamıştır.
    1746 yılında babasını ölünce ailesinin geçimini sağlamak için 1755 yılına kadar geçen süre içinde Üniversiteden ayrıldı, zengin ailelere özel dersler verdi. Bu sıralarda “Rationalizm ve Empricism” konusunda benzerlikler sorgulayan çeşitli makaleler yazmıştır. Burada akılcılık ve deneycilik incelenmiştir. Empricism’in İngilizce’de aynı zamanda şarlatanlık anlamına gelmesi ilginçtir.

    Pietizm (Ailesinin Takip Ettiği Dini Akım
    PİYETİZM i. (fr. piété, dindarlıktan). Dindarlığın yenilenmesi amacını güden protestan dinî akımı. (Ruhun selâmeti için duyguya ve esas olarak ferdî planda ahlâkî hayata verdiği önem bu akımın belirgin özelliğidir.)
    Piyetizm, Luther’ci Alman kilisesinde XVII. yy. sonunda resmî kilisenin dogmacı tutumuna karşı bir tepki olarak doğdu. Köklerini İngiltere’de püritenlerle kongregasyoncuların yerleşik kiliseye karşı açtıkları savaşta aramak gerekir. Almanya’da Reformu kabul eden toplulukların ve İngiliz ilâhiyat eserlerinin etkisiyle gelişti.
    KANT’IN DOĞDUĞU KONIGSBER KENTİ NERESİ
    Konisberg kenti bir Alman kenti ve bugün Almanya’nın çok uzağında Baltık Denizi kıyısındadır. Alman tarihi bakımından çok önemi vardır. Zira 1701 yılında Hohenzoller Hanedanı tarafından Prusya burada kurulmuştur ki bu devlet zamanla tüm Almanya’yı birleştirmiş ve 1. Dünya Savaşına giren Alman İmparatorluğu’dur. Osmanlı İmparatorluğu da Avusturya Macaristan ve Hohenzoller hanedanı tarafından yönetilen savaşa giren ve kaybeden taraf olmuştur.
    1740 yılında (Kant 16 yaşında) Prusya’nın başına II. Frederick gelmiş 1786 yılına kadar yönetmiştir. Büyük Frederick ya da Filozof İmrator olarak anılmış zamanda çok önemli olaylar olmuş Prusya büyümüş, büyümüştür, zaman içinde Könisberg yanında Berlin de başkent olmuştur.
    Könisberg yanında BERLİN de Prusya’nın önemli kenti ve daha sonra başkentidir.
    Büyük Frederick sert bir yönetim ortaya koymuş bu arada da Fransız Filozof VOLTAIRE (1694-1777) ile mektuplaşmıştır.
    Bu yüzyıl Rusya’da çok önemli gelişmeler olmuş Deli Petro (Büyük Petro-Petro the Great) başkenti Moskova’dan kendisinin kurduğu deniz kıyısında Saint Petesburg kentine taşımıştır.
    İlginç olan benzer hareket yaklaşık 2000 yıl önce Pers satrabı MOUSOLOS tarafından başkent Milas’tan Halikarnassus (Bodrum) taşınmıştı. İlginç bir benzerlik
    Deli Petro ile başlayan gelişme Rus Çariçesi II KATERİNA (1729-1796) zamanında devam etmiştir. Katerina sanata ve ekonomiye çok önem vermiş, Avrupa’dan satın alınmış pek çok sanat eserleri HERMITAJ Müzesine konulmuştur.
    Tarihte tahta geçen kadınlar babadan veya kocadan gelir. Bunun tek istisnası II Katerina’dır. Alman gelin olarak Rus hanedanına girmiştir. Bir saray darbesi ile eşini tahtan uzaklaştırmıştır. Resmi kayıtlara göre 25 civarında sevgilisi olmuş, ama devlet işlerine hiç birini karıştırmamış. BÜYÜK KATHERİNA olarak anılmaktadır.
    II Katherina’da Voltaire ile mektuplaşmıştır.
    Osmanlı İmparatorluğunda bu anlamda hiç gelişme yoktur. Toprak kaybı başlamış, yüzyılın sonunda III Selim (Pad.1789-1808) ile bir devinme olurken yeniçeriler tarafından bastırılmış III. Selim öldürülmüştür.
    Könisberg II. Dünya Savaşı sonu Sovyetler Birliği’ne bırakılmış, ismi değiştirilerek KALLININGRAD olmuştur. Kent bugün Rusya ile kara bağlantısı olmayan baltık Denizinde Litvanya ve Polonya arasında sıkışmış durumdadır.
    Bu yüzyılda Fransa’da önemli gelişmeler olmuş, dünyada siyasal değerleri tümüyle etkileyen Fransız İhtilali 1789 yılında gerçekleşmiştir.

    Bu ek bilgilerden sonra dönelim Kant’ın hayat hikâyesine
    Kant 1755 yılında Köninsberg Üniversitesi’ne öğrenimini tamamlamak için geri dönmüştür. Aynı yıl Felsefe konusunda doktorasını tamamlamıştır. Önündeki 15 yıl içinde konuşmacı (lecturer) öğretmen olarak çalışmış felsefe konusunda önemli eserlerini tamamlamıştır.
    1770 yılında tam profesör olarak atanmış, Metafizik ve Mantık (logic) derslerini yürütmüştür.
    1781 yılında “Critique of Pure Reason” isimli eserini yayınlamıştır. Bu büyük eser batı düşüncesinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Saf Sebebin Eleştirisi anlamındadır.
    Burada şunu açıklamak istemektedir, Sebep ve tecrübeler düşünce ve anlayışı oluşturur. Bu devrimci öneri (proposal) insanın beyninde olayların nasıl geliştiğini açıklamaya çalışır. Bu eser kendisinden sonra batı düşüncesinde çok etkili olmuştur.
    Kant ETİK (ethics), üzerine odaklanır bunu şöyle açıklar moral (ahlak) değerlerin felsefesi. Bir moral (ahlak) yasa önerisinde bulunur. CATEGORICAL IMPERATIVE (sınıflama zorunluluğu) burada etik ahlaki yargılamaların desteklediği olmalıdır. Doğru nedir yanlış nedir, bir ara gri bölge yoktur. Eğer kişiler ahlakılı olduğunu savunursa bunlara uymalıdır.
    Son Yılları “The Critique of Pure Reason” zamanında çok az ilgi çekmiş, zaman içinde bunları geliştirmek için “Critique of Practical Reason ve Critique of of Judgement” (yargı) adlı çalışmalarını sürdürmüştür. Son yıllarını hayata küsmüş olarak geçirmiş ve 80 yaşında döğdüğü kent Könisberg te ölmüştür.
    Kant genelde tek çalışan bir kişidir. Leibnitz (1646-1716), David Home (1711-1776), Rene Descartes (1596-1650), Plato (Eflatun) gibi düşünür ve filozofların üzerinde etkisi olmuştur..

    IMMANUEL KANT’IN YAŞAMI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRMEM
    Kant, Almanya’nın ve Avrupa’nın çok çok uzağında bir kasabada yaşamış ve orada ölmüştür. Kant çok kabiliyetli ve zeki bir kişidir. Bütün çalışmaları kişiseldir. Einestein örneğinde olduğu gibi, kasabası Köninsberg dışına çıkmamıştır. Örnek olarak bir dahi olan Mozart (1756-1791) konserler vermek için tüm Avrupa başkentlerini gezmiştir.
    Köninsberg’i yöneten BÜYÜK FREDERİCK 1740-1786 yönetici ve Filozof Kral, Voltaire ile mektuplaimış, Kant’a sahip çıkmamış, tanışmamış gözükmektedir.
    Tüm bunlardan benim değerlendirmem, Kant zamanında pek anlaşılamamış, zamanla anlaşılmış Avrupa’yı derinden etkilemiştir. Bu husus ta ayrıca incelenmesi gereken önemli bir konu olduğunu düşünüyorum.
    Sevgili arkadaşlarıma sevgi ve saygıyla sunarım. Toplantıda Görüşmek dileğiyle
    20.07.2017
    Felsefe Grubuna gönderildi, 20.07.2017 tarihinde Felsefe toplantısında sunuldu. Katılımcı 10 kişiydi.

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 23-07-2017

    NADİR NADİ’NİN (1908-1991) BİR ESERİ, DOSTUM MOZART
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İstanbul’da iken kitap müzayedelerine katılıyorum. Yayından çoktan kalkmış, eski kitapları çok ucuz fiyata da almak mümkün. Ayrıca alamasam da her müzayede de onlarca kitap önümden geçiyor. Bir fikir sahibi oluyordum. İçinde zevkle yaşadığım AKYAKA’da bundan uzağım.
    Bu yazımda da yazar ve Cumhuriyet Gazetesi eski sahiplerinden Nadir Nadi’nin 1986 yılında 5 baskısı yapılmış 222 sayfalık bir bir kitabından söz edeceğim.
    DOSTUM MOZART
    Nadir Nadi 1924 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nin kurucusu Muğla’nın Fethiye ilçesinden YUNUS Nadi’nin (Fethiye1880-1945) oğludur. Nadir Nadi 1908 yılında Fethiye’de doğmuş 1929 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Viyana ve Lozan Üniversitesi’nden yükseköğrenimi tamamlamıştır, babasının ölümünden sonra uzun yıllar Cumhuriyet gazetesinde yöneticilik yapmıştır.
    1950 yılında Muğla’dan bağımsız milletveki seçilmiştir.
    Genelde bunlar bilinir ama onun amatör kemancılığı az bilinir. Ama iyi bir keman virtüözüdür. Nitekim bu kitabını şu sözlerle babasına atamıştır. “Onca direnmeme rağmen beni keman öğrenmeye zorlayan önüme hiç duymadığım renkli bir dünyanın perdesini açan babama demiştir.
    İyi bir kemancı olan Nadi Viyana’da kaldığı sürece Mozart eserlerini yakından tanıma fırsatı bulmuş ve son olarak 1986 yılında bu kitabı kaleme almıştır.
    Önce tüm dünyada dahi besteci sayılan son ismi ile WOLFGANG AMADEUS MOZART (1756-1791) kimdir çok kısa hatırlayalım.
    Babası dönemin önde gelen müzükçilerinden LEOPOLD Mozart, annesi Anna Maria’dır. Çiftin 7 çocukları olmuş, ancak Mozart ve ablası Maria Anna (Nanneri) yaşamıştır. Mozart Katolik bir aileden gelmektedir.
    Babası Leopold çocuklarının yetişmesi için onların arkasında olmuştur.
    Dahi Mozart 3 yaşında müziğe duyarlı olmuş, 5 yaşından itibaren beste yapmaya başlamıştır. Çünkü arkasında devamlı destek olan babası vardır. Avrupa’nın pek çok başkentlerinde konserler vermiş, 630 adet opera, senfoni… vs gibi eserleri çok kısa hayatı içinde gerçekleştirmiş, 1781 yılına Viyana’ya yerleşmiş 1791 yılında orada ölmüştür.
    İnternet ortamında hayatına ve müziğina ait çok daha geniş bilgilere ulaşmak mümkündür.
    Nadir Nadi’nin kitabına dönersek, Elde bulunan mektuplara ve onun hakkında yapılmış araştırmalara dayanarak Mozart incelenmiştir.
    (!8.07.2017
    Mozart bir dâhidir. Ama bir tarafta da bir insandır. Bunlar göz önüne konmaktadır. Beş yaşında bir çocuk saraylarda konser vermiş, imparatoriçelerin kucaklarına oturmuştur. Tabii bunları baba Leopold Mozart sağlamaktadır.

    5 yaşında beste yapmıştır. Düzeltmeler baba tarafından yapılmış olabilir. Babasına büyük saygısı vardır, ama bu aynı zamanda bazen aşırıya kaçan baba baskısı sıkıntılara sebep olur.
    Çok tantanalı bir hayat sürmüş, Mozart ekonomi bilmeyen bir kişidir. Ekonomi olarak çok darboğazlara düşmüştür. Bu konuda dostlarıdan para isteyen mektuplar bulunmaktadır. Onlara borç para vermeleri için yalvarır.
    Amcasını kızı Thekla Mozart ile açık saçık konularda yazışmaları bulunmaktadır.
    Sonuçta özel hayatında sıkıntıları olmasına rağmen müzikte çıtayı çok üste tutmayı başarmış dünyanın en önde gelen besteci ve müzik adamı olmayı başarmış ve 35 yaşında ölümünün ardından tüm insanlığa 630 eser bırakmayı başarmıştır.
    Bunlar arasında Osmanlı hayatından ve müziğinden esinlenmeler vardır. İstanbul’da iken Fransız MEZO müzik programlarını bolca seyrederim. Burada solist olarak görüp gurur duyduğum Fazıl Say yanında uzakdoğudan onun kadar ünlü başta bir piyanist LANG LANG var. Londra Albert Hall salonunda eşsiz bir konseri oldu. Lang Lang çeşitli parçalar yanında konserini Mozart’ın Alla Turca (Türk Marşı) ile bitirdi. Dakilarca alkış alkış….
    Nadir Nadi Viyana’da böyle konserlere katılmış, ben Londra’yı bile görebilmiş değilim, ama bugün ileri teknoloji beni bu salona götürebiliyor…
    Konya Devlet Su İşlerinde emekli olduğum yıl, benden genç br arkadaşım gırgırına “Mehmet Bey en sevdiğin şarkı nedir? Diye sorar, ciddi bir ortam olmadığından geçiştirmiştim.
    Bu soruya cevabımı burada veriyorum.
    EN SEVDİĞİM MÜZİK PARÇASI WOLFGANG AMEDIUS MOZART’IN TÜRK MARŞIDIR.
    Yazıya Mozart’ın bir portresi eklenmiştir. Portre J. Lange
    (18.07.2017 Devrim gazetesinde yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 23-07-2017

    BAYIRLI MEHMET ALPER
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir önceki yazımda Marmaris Bayır’ın 1880 yıllık çınarından söz etmiştim. Bu yazımda da Bayır’a çok hizmet sunmuş bir genç Cumhuriyet Çınarı Mehmet Alper’den söz edeceğim.
    Mehmet Alper 1910 yılında Bayır köyünde doğmuş, Hamitoğulları lakabını taşıyan bir aileye mensuptur.
    Gezdiğimiz Yağhane’de asılı bulunan biyografisinden burada bir özet sunulacaktır. Kurtuluş Savaşı kazanılmış ancak köylerde fakirlik diz boyudur. 1935’li yıllarda Hükümet bir hamle başlatır. Köylarden seçilmiş gençleri Ankara’ya çağırır, birkaç ay kurs verdikten sonra onları köylerine EĞİTMEN olarak atar. Köyünde ve hergün yayan olarak gittiği Turgut’ta eğitmenlik yapar. Mehmet Alper köylülerini fakirlikten kurtarmak için aynı zamanda ticarete başlar, İzmir’de Nevzat Selçuk ile tanışır. Balya balya toplattığı defne, kekik ve ada çaylarını İzmir’e gönderir. Nevzat Selçuk bunları Avrupa ülkelerine ihraç eder. Köylüye bir gelir kaynağı oluşturur. Mehmet Alper bunlarla yetinmez, bizim gezip hayran kaldığımız bir YAĞHANE kurar. Çevrede zeytin boldur, bunları değirmen de sıkıp zeytinyağı üretir.
    Bununla da yetinmez defne, kekik ve ada çayını güğüm gibi kapalı kapta kaynatıp bunun buharını soğuk havuzdan geçirerek bitkinin esansını yani yağını elde eder. Bu kimya laboratualarında kullanılan bir metottur. Buradaki daha ilkel koşullardadır. AMA İLKTİR. BİR KÖYDE UYGULANMIŞTIR.
    Ben şahsen bu işlerin uzmanı değilim. Ancak o günkü yoklukta bunların başarılması adeta bir mucizedir.
    Uzun uzun düşüdüm. o Tarihte kara yolları yoktur. Kekik balyaları, nasıl taşındı? Bayır’dan hayvanlarla en yakın denize iniş önceki yazımda bagsettiğim Gerbe Kilise koyuna oradan denizden Marmaris’e oradan İzmir’e olabilir mi? Çok ilginç.
    Mehmet Alper’in torunları dedelerinin YAĞ HANESİ’ni yıllar sonra derleyip toparlamışlar turistlere ziyaretçileri götürüp anlatıyorlar. Resimde görülen en genç torun ALP METİN bunları öğrenmiş güzel güzel anlatıyor. Yağhane’nin üstünü de bir kafe yapmayı düşünüyorlar.
    Ayrıca Bayır’ın altlarına bir de Zeytin Yağı Fabrikası açmışlar biz göremedik.
    1880 yıllık BAYIR Çınarının yanında Cumhuriyet çınarı Mehmet Alper unutulmamalı, güç iartlarda elde ettiği başarılar gençlere örnek olmalıdır.
    Mehmet Alper’in meslek yaşamı ile belgeler çerçevelenip duvarlara asılmıştır. Mehmet Alper resmi ve yağhaneden bir görüntü yazıya eklenmiştir.
    (Görüntüler eklenememiştir.- Devrim Gazetesi 15.07.2017 yayınlanmıştır.


  5. MEHMET BİLDİRİCİ 12-07-2017

    MARMARİS BAYIR GEZİSİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    27.06.2017 günkü Orhaniye ve Selimiye gezisinden sonra Bayır mahallesine gittik. Zira burada Akyaka’dan tanış olduğumuz Süleyman Metin’in eşi Meral Hanım Bayır’lı. Akyaka’da Bayır hakkında çok şeyler anlatmıştı, görmek istedik. Bayır’ın merkezi 1880 yıllık bir çınar ağacı ve su kaynağının olduğu bir yerde. Çok güzel bir yer doğrusu ben Bayır’ın bu kadar güzel olacağını beklemiyordum. Meral Hanım’ın babası bu çınar ağacının altında büyük bir dükkânda turistlere hatıra eşyalar satıyor. Unutmadan söylemeliyim Marmaris’ten ciplerle pek çok safari turları buraya geliyor. Bizde bize ikram edilen soğukluklarımızı içtikten sonra 20 asırlık çınarı ve Bayır’ı incelemeye başladık.
    Tarihi Çınar çok az yerde rastlanılabilecek cinsten. Tam 1880 yaşında. Etrafı kafeler ve dükkânlar ile kuşatılmış, köyün camii de burada. Dev çınar ağacı çevresinde resim çektirdik ve tarihi ağacın künyesini buraya aldık. Meral Hanım’ın dedesi MEHMET ALPER’İN TARİHİ bir YAĞ HANESİ var, olduğu gibi korunmuş, benim fevkalade ilgimi çektim. Onu gezdik ve gerekli notlar aldım. Bayırlı Eğitmen Mehmet Alper’in köyüne kazandırdıkları inanılmaz. Bunu ayrı bir yazı ile inceleyeceğim.
    Daha sonra daha kısa yoldan Osmaniya-İçmeler üzerinden Marmaris’e indik.
    Bu tarihi mekânın tarihine ait bazı bilgileri de burada sunacağım.
    Bayır’ tarihi konusunda George Bean’in Eskiçağda Menderes’in Ötesi kitabından kısa ancak özlü bilgiler gelmektedir. Marmaris sahilinden kıyıdan güneye doğru gidilirken GERBEKİLİSE veya GERBEKSE olarak bilinen bir koy vardır. Buradan birkaç saat tırmanışla Bayır’a ulaşılır. Bayır’ın bir yazıt sayesinde SYRNA olduğu anlaşılmıştır. Bir Rodos yerleşimi değildir. Fakat Asklepios kutsal alanı olması dolayısıyla öne çıkmıştır. Mitolojiye göre ASKLEPIOS’un oğlu Truva’daki Yunan askerlerinin doktoru PODALEIRIOS Karya Kralının kızı SYRNA ile evlenmiş ve bu topraklar ona verilmiştir. Bayır’ın eski ismi bu olmalıdır.
    Bayır Camiin verandasında M.Ö 200 yılında Asklepios (Sağlık Tanrısı) kutsal alanında yapılan inşaata katkıda bulunanların listesi olan bir mermer blok bulunmuştur. Meral Hanım’ın babası da bunu doğrulamıştır. Bu yere daha sonra kilise yapılmış ve üzerine bugünkü cami inşa edilmiştir.
    Bunları değerlendirirsek bazı ilginç sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bölge çok dağlık olduğu için Karia’daki olduğu gibi bu bölgede döşeme yollar yoktur. Bütün ulaşım denizden olup hep Rodos adasına doğrudur. Antik çağda bu bölgede en büyük merkez Rodos’tur. Bölge Rodos yönetimi altındadır. İlk çağda Marmaris çok küçük bir yerdir. Bu çevrede diğer bir antik kent Marmaris’in güney sahşlinde tiyatrosu olan AMOS’tur. Buradan daha güneye inildiğinde Kadırga Burnu’ndan içeri girilince GERBEKİLİSE veya GERBEKSE koyuna girilir. Burası Bizans dönemi önemli bir alışveriş merkezidir. Bazı turistik haritalarda SYRNA antik kenti Eren Dağı eteğinde bulunan bu koyda gösterilmiştir. Ancak SYRNA antik yerleşiminin ben şahsen BAYIR olduğunu kabul etmek istiyorum.
    Bir Marmaris Sahilleri turu gezisinde bu koyda kalmış ve yüzme molası verilmişti. Gerbe Kilise koyunda bazı yapı ve Kilise kalıntıları olduğunu öğrenmiştim.
    Gerbe Kilise Koyundan daha güneyde ÇİFTLİK Limanı ve önünde sahipli Çiftlik Adası yer alır.
    Bu SYRINA’nın (Bayır) 2-3 km kuzeyde Akropolis’i olmalıdır. Ayrıca 1880 yıllık bir çınarın burada oluşu buna destek vermektedir. Bir sonraki yazımda Bayırlı Eğitmen Bayır’ın herşeyi Mehmet Alper konu edilecektir.
    DEVRİM gAZETESİ
    Resimler eklenememiştir.

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 12-07-2017

    ORHANİYE, GEZİSİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bayram dolayısıyla yalnız yaşadığım Akyaka’da oğlum Prof Dr. Öztuğ Bildirici ve torunum Mehmet DEMİR beni arabaları ile Konya’dan ziyarete geldiler. Demir deniz kuşu günde iki defa denize koşuyor, babası ile saatlerce yüzüyorlar.
    Bir günde çevreyi tanımak için 27.06.2017 günü arabaları ile Marmaris üzerinden Orhaniye, Selimiye ve Bayır mahallesine geziye gittik.
    Orhaniye’de beni yanlarında getirdikleri bir sandalyeye oturtup, yüzdüler ve “Kız Kumu’nda yürüdüler, tabiki buraya ilk gelen Demir burayı çok sevdi. Orhaniye’nin hemen karşısında bir Kale Adası var sahilden sadece kalenin bir odası görünüyor. Deniz bisikleti kiraladılar bende dâhil adanın yan tarafına denizden gittik. Meğer buradan çok net görünüyor. Ada üzerinde oldukça büyük bir kale var, tabi adaya çıkamadık.
    Kale Adası hakkında Türk-Alman bilim heyetinin bir yüzey araştırması var. İnternetten erişebilirsiniz. Ben buradan Kale Adası hakkında bazı bilgiler eklemek istiyorum. Kale Adası’nıda Bizans döneminde yaşandığı kabul edilmektete olup üzerinde 20 civarında yapı ve sarnıç kalıntısı var.
    Bu kalenin ve Orhaniye’nin Bizans ve Osmanlı döneminde Cumhuriyet öncesine kadar Rumların yaşadığını ve isminin KIRVASİL olduğunu öğrendim. Yakın mahalle Turgut ve Orhani’ye pek çok kilise kalıntısı bunu doğruluyor.
    Zira daha önceden Orhaniye’den katıldığım bir gemi gezintisinde çevrede yakın dönemden kalma kilise kalıntılarına rastlamıştım.
    Bazı haritalarda Hellenistik dönem yerleşimi BYBASSUS burada gösterilmektektedir. Hâlbuki yaptığım araştırmalarımda BYBASSUS’un Hisarönü civarında olduğunu belirlemiş bulunuyorum.
    Bybassus tarihi oldukça karmaşık bir konu olduğundan bu yazımda buna girmeyeceğim.
    Mitolojik olarak Bybassus kralının kızının korsanlardan kaçarken kucağına aldığı kumların dökülmesinden oluşan “KIZ KUMU” deniz içinde yaklaşık 2-3 m derinliğinde 1-2 m genişliğinde bir bir duvar.
    Bunun jeolojik olarak nasıl oluştuğu da çok ilginç, uzmanlarınca bir açıklama getirilmelidir. Zira başka hiçbir yerde rastlanmayacak ilginç bir olay.
    Güzel bir gün geçirdik ve yeni bilgiler öğrendik. Daha fazlasını torunum Demir buralarda yaşarsa yeni buluntuları değerlendirerek daha güzel yazılar yazacağına inanmak istiyorum.
    Yazıma Kaleden ve Orhaniye’den iki fotoğraf eklenmiştir.
    Devrim Gazetesi

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 3047 8 son 12-07-2017

    UYGARLIKLAR BEŞİĞİ ANADOLU 8
    DİYOJEN OIONANDA KENT DUVARLARINA NE YAZMIŞ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu yazımda da Epikür felsefesine bağlı Diyojen’in Muğla’nın Seydikemer ilçesinde Oionanda (İncealiler) kenti duvarlarına yazdıkları yazılardan örnekler sunulacaktır. Bu metinler eski Yunanca olarak kentin duvarlarına insanlara mutluluğu ve hazzı yakalayabilmek için kazınmıştır.
    Üzerinde 43 yıl araştırma yapan İngiliz Bilim Adamı Martin Smith bunların orijinal Yunanca metinleri çeşitli noktalardan toplamış düzgün bir metin haline getirmiştir. Bu şu şekilde olmuştur, kentin muhtelif yerlerine dağılmış parçalar uzun uğraşlar sonucu bir bulmaca (puzzle) çözer gibi bir araya getirilmiş ve arkasından bunları İngilizce’ye çevrilmiştir.
    İnternette tamamı 7 dosya kâğıdını (A3) kapsamaktadır.
    BU YÖNDEN DÜŞÜNÜLÜRSE İŞİN KÜLTÜREL BOYUTU ORTAYA ÇIKACAKTIR.
    Ben burada ilk iki sayfayı Türkçeye çevirececeğim.
    Şimdi söz Diyojen’de

    “Ben Atinalıların dostu Diyojen buraya bu duvara Doğal Felsefemi kazıyorum.
    (Burada açıklamak yapmak gerekmektedir. Bu yazılar M.S 2 yüzyılın ikinci yarısında yazılmıştır. Oinanda bir Roma kentidir. Önde gelen Romalılar burada yaşamaktadır. Atina bir başkent değildir. Diyojen’in ben Atina’lıların dostuyum demesi ve yazılarında Grekçe kullanması ilginçtir. Sebebi M.Ö 4 yüzyılda Epikür Felsefe Okulunun orada kurulmuş olması ile açıklanabilir M.Bildirici)
    Pek çok insan eşyanın tabiatı hakkında yanlış kavramlar yüzünden yanılgı içindedir ve bu yüzden ızdırap çekerler.. Onlar vücutlarından gelen ikazlara rağmen bunu dinlemezler. Zira vucud ruhu gerekli olmayan işlere sürükler, hâlbuki vücudun ihtiyacı küçük ve edinmesi çok kolay doğal ihtiyaçlardır... Bu insanlar ruh için vücudun doğal zevklerinin ki bunlar bize zararı olmadığı gibi aynı zamanda tehlikeli olamayacağını anlamazlar.
    Hayatımda pek çok kişinin bu çıkmazda olduğunu gördüm. Bu davranışlar beni çok çok üzdü ve onların kayıp hayatları üzerine gözyaşları döktüm.
    Bu yüzden bu metinleri hazırladım. Düşündümki iyi insanlar arasında öğrenme kapasitesi olanlar bundan faydalanacaktır.
    Ben hayatımın güneş batımında ölüme yaşlılık dolayısıyle yaklaşmışken bu kutsal doktrinleri iyiliksever mutlluğu yakalayacak kişilere vermek istedim.
    Ölümden ve tanrılardan korkmak boşuna ama insanların büyük kısmında bu durum vardır. Onlar şurada aldanırlar, gerçek haz sokak kalabalığının alkışlamasından, parfümlerden ve merhemlerden gelmez, buna karşı doğaya yönelmekten gelir. Doğayla ilgilenmek bize yarar sağlamaz düşüncesini ben çürütmüş bulunuyorum.
    Her nekadar yönetici olarak bir görevim olmasada bu tavsiyelerimi bu duvara yazdım.
    Pek az kişi bu yersiz inançlardan, ölüm ve tanrılardan korkmadan kendini kurtarmış olanlara tavsiyelerimi sunacağım. Fakat şunu söylemeliyim ki pek çok kişi veba gibi aynı hastalıklardan ızdırap çeker. Pekçok kişi eşyanın tabiatındaki yanlış kavramlardan dolayı ızdırap çeker, bu gitgide daha da yaygınlaşır. Koyunlarda olduğu gibi birinden diğerine geçer. Bunları sadece bugün yaşayan hemşerilerime değil henüz doğmamış olanlar ve daha sonra buraya gelecekler içinde söylüyorum.
    Bu duvarlarda yazılanlar geniş halk tabakalarına yayılacak, ben onların kurtuluşu için bir ilaç (medicine-doktrin) olacaktır. Bunlar biz Epikür felsefesine bağlı olanlar içi denenmiş ve doğru olduğu görülmüştür.
    (Böylece devam ediyor….)
    Bu şekilde 8 serilik bir yazımı tamamlamış bulunuyorum. Diyojen elbette bununla bitmeyecektir.
    Konu ile ilginenler oldukça konuyu tartışmaya açığım.
    Muğla kültürürüne çok değer katacak Diyojen konusu için bu yazılanlar sadece bir başlangıç olacağına inanıyorum.
    (Muğla Devrim Gazetesi 11.07.2017 tarihinde yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 3046 12-07-2017

    UYGARLIKLAR BEŞİĞİ ANADOLU 7
    FİLOZOF EPICUR (M.Ö 341-270) VE FELSEFE OKULU
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Oionanda’da yaşamış bulunan Diyojen Epicür (Epıcur) felsefe okuluna ve disiplinine bağlıdır. Onu iyi anlabilmek için Fifozof Epicür’de iyi bilinmelidir.
    Öğretisinin özü basit şeylerle mutluluğu yakalamak, dostluklar ve arkadaşlıklar kurma esasına dayanır.
    Epicür M.Ö 341 yılında Anadolu karasının bir uzantısı olan Sisam (Samos) adasında doğmuştur. Ailesi Atinalı asker kökenli olup görev için Sisam adasında bulunmuşlardır.
    Epikür 14 yaşında felsefeye başlamış, hayatının 35 yılı genelde Anadolu antik kentlerinde geçmiştir. M.Ö 327-324 arasında Teos antik kenttinde yaşamıştır. Teos Efes Milet gibi İzmir civarında bir İyon kentidir. Burada Demokritos’un atoma dayalı fizik görüşünü benimsemiştir. BURADA ATİNA’DAKİ ANNESİNE YAZDIĞI MEKTUP SONRA Oıonanda’da korunmuştur.
    32 yaşında Midilli (Lesbos) adasında ders vermeye başlamış, 4 yıl devam etmiştir.
    306 yılında Atina’ya yerleşmiş evinin bahçesinde BAHÇE (Ho Keops) adını verdiği felsefe okulunu açmıştır. Bu okul M.S 4 yüzyıla kadar devam etmiştir.
    Bu tarihte Atina’da Eflatun (Plato) tarafından açılmış Academy (Güzel Sanatlar Akademisi) (Konya Mühendislik Mimarlık Akademisi) gibi kurumlardaki Akademi ismi buradan gelmektedir. Bir diğeri Aristo (Aristotle) kurduğu LYCEUM (Lise ismi buradan gelmektedir) bulunuyordu. Epikür’ün Okulu Atina’da üçüncüdür. Okula kadınlar da kabul edilmiştir. Okuldaki yaşamda çok basitti, ana içecek su idi, seyreltilen bir şaraba da müsaade edilmiş, yenenler ise arpa ekmeği gibi sade yiyeceklerdi.
    Epicür kadere inanmaz, kadere karşı kayıtsız kalınmasını savunur. Hayat ve ölüm karşısında da kayıtsız kalınmalıdır. O halde akıllıca davranıp bize sunulanlardan mutluluk sağlayanları seçebilmelidir. Hiçbir şeyin gereğinden fazlasından kaçınmalıdır zira bunlar sonunda insana acı verir.
    Sonra insan şan ve şeref mevki, mülk, gibi gösterişe dayalı değerlerden uzak durmayı da bilmelidir. Bu sahte değerler İnsanı, hep da¬ha fazlasını elde etmeye tahrik ederler, ama bunlara yeter derecede sahip olunamayacağı için, insan sürekli bir huzursuzluk içine düşürür. Bu yüzden sonunda duyumsuzluk ve tiksinti uyandırır bunlar yerine manevi hazlara ilgi göster¬melidir.
    İnsan uyuşabildiği, kendisiyle aynı düşüncede ve karakterde olan insanlarla dostluk kurmalıdır. Bu düşüncenin bir sonucu olarak Epikürcüler, İlkçağda, gerçekten ben¬zerine ender rastlanan bir arkadaş topluluğu yaratmışlardır.
    Epikürcüler ölüme karşı korkusuz ve kayıtsız bir tavır takınmak gerek¬tiğine inanırlar. Çünkü hayatla birlikte her şey sona eriyor ve artık içinde yaşamadığımız za¬man, içinde hiç yaşamamış olduğumuz zaman kadar bizi İlgilendirmez. Var olduğumuz süre¬ce ölüm yoktur ve ölüm var olunca da artık biz yokuz. Öyleyse ölüm korkulacak bir şey de¬ğildir.
    Nitekim Atina'nın o çağda çalkantılı ortamına rağ¬men Epikürcüler Atina'daki "Epikür’ün Bahçesi"ni bir barış adacığı şekline dönüştürmüşler¬dir.
    Sonuç olarak Epikür’ün disiplini aradan 24 yıl geçmesine rağmen bugünkü insanın alacağı dersler vardır.
    Ayrıca Anadolumuzun bağrında ne büyük düşünürler yaşadığını ortaya koymaktadır.
    Devrim Gazetesinde yayınlanmıştır.

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 3045 12-07-2017

    SAYIN CELALETTİN ÇİFTÇİ
    İTÜ SINIF Arkadaşım
    Sen ilaveten asker arkadaşım ve enerjini takdir eden biriyim. Ama bir arkadaşımızın tüm hocalarına hakaret eden bir mailine destek verdiğin için kırgındım. Önce yazmak istemedim.
    Ama yeni ortaya çıkan Likyalı DİYOJEN hakkında maillerin üzerine bazı açıklama yapmak durumundayım.
    İlk Sinoplu Diyojen hani Büyük İskender’e “GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM” diyen. Varlığa ve otoriteye meydan okuyan kişi tarihte bilinen bir kişidir.
    Bu Likyalı Diyojen çok farklı. Tarihi kayıtlara geçmemiş, Epikürcü Filozof. İkinci yüzyılda Likya’da yaşamış, Rodos ve Atina’da eğitim almış. İhtiyarlayınca insanlara mutluluğu öğretmek için kentinin duvarlarına felsefesinin esaslarını kazımış. Bir yönetici olmadığı halde
    Zamanla kent tarihe geçmemiş kaybolmuş. Ancak İngiliz Martin Smith 43 yıl çalışarak bu yazıtları okumuş ve yayınlanmış, böylece tarihten bilinmeyen bir Filozof yeniden doğmuş.
    Merak edenler Google’ndan “DESCRIPTIONS DIOGENES OF OIONANDA” maddesine girebilir. Burada 32 dakikalık Türkçe video her şeyi anlatıyor.

    Sen bu adamı hiç duymadım diyorsun. Doğru bir ay önce ben de hiç duymamıştım. Muğla kültür ve sanata düşkün bir kent ama hiçbir Muğlalı da duymamıştı.
    Ben Muğlalılara dünya çapında hemşerileri DIOGENES OF OIOANDA’yı Muğla Devrim Gazetesinde tanıtmaya çalışıyorum.
    Buradaki yazılarıma da gene Google’dan
    Mugla devrim maddesine girip köşe yazarlarına girip yazılarıma ulaşmak mümkün
    Epikürcü Filozof DİYOJEN’e ta Trabzon’dan gösterdiğin ilgiye teşekkürler
    Mehmet Bildirici

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 3044 12-07-2017

    KÜLTÜR BEŞİĞİ ANADOLU 6
    OIONANDA VE EPİKÜRCÜ FİLOZOF DİYOJEN ÜZERİNE
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetesinde 21 ve 24 Haziran 2017 tarihli sayılarında Likyalı (Muğlalı) Diyojen hakkında yazdığım yazılar ses getirdi Avni Batur isimli Akyaka Felsefe Grubundan bir arkadaşım konuya ilgi duymuş, internet üzerinden araştırma yapıp bana göndermiştir. Ayrıca Akyaka Felsefe Grubumuzda 22.06.2017 günü Filozof Diyojen üzerine bir TANITIM TOPLANTISI yapmış bulunuyorum. Burada bu Epikürcü Diyojen ve Oionanda (İncealiler –Seydikemer-Muğla) ve antik suyolu hakkında topladığım bilgileri Felsefe grubuma sunmuştum.
    Burada Akyaka’da resmi olmayan bir FELSEFE GRUBUMUZ olduğunu belirtiyor ve hakkında çok kısa bir açıklama yapacağım. Felsefe Grubu her hafta Perşembe günü saat 17.00 de Akyaka Kültür ve Sanat Derneği’nde (Oktay Akbal Kütüphanesi) 2 saat süre ile toplanıyor. Her hafta bir arkadaş bir konuyu hazırlıyor ve sunuyor, bunlar antik Yunan Felsefesinden bir konu olabildiği gibi Bertrand Russel gibi modern bir düşünür de olabiliyor. Grubun lideri Felsefe eğitimi almış aynı zamanda Cam sanatçısı Özden Uz ve Dernek Başkanımız Aydın Turunç. Ben şahsen bu toplantılardan çok şey öğrendiğimi burada belirtiyorum.
    AYRICA ŞU AÇIDANDA BAKILMALI, MUĞLA’DA BÖYLE BİR GRUP YOKKEN BİR MAHALLESİ olan AKYAKA’DA BÖYLE BİR FELSEFE GRUBU OLUŞU AKYAKA LEHİNE ARTI BİR PUAN OLUYOR DİYE DÜŞÜNÜYORUM
    Şimdi geçelim bana gelen mailde bölgede yaşayan bir kişinin çok ilginç anlattıklarına. Önceki yazımda Oionanda’nın Fethiye’ye 88 km olduğunu yazmıştım. Bu mail buna açıklık getiriyor.
    Muğla ilinde SEYDİ KEMER ilçe olduktan sonra İncealiler (INCALLAR) bu ilçe sınırları içine alındı.
    Denizli-Fethiye yolunda kuzeyden gelirken Karabel gecidine varmadan solda bulunan incealiler koyune ulaşılır. İncealiler mahallesine varınca Kahveden bir rehber alınmalıdır. Zira antik kente çıkış zor bir tırmanışı gerektirmektedir.
    İncealiler’e yaklaşık 8-9 km mesafede olan ÇUKUR ÇEYLEN’deki evimizde kötü ruh kovucusu bir koçbaşı taşı var. Büyük olasılıkla Oionanda antik kentinden geldiğini sanıyorum. Bu taşlar köyümüzdeki evlerin duvarlarında ve merdiven diplerinde var. Aynı zamanda pek çok evlerin duvarlarında ve merdivenlerinde görülmektedir.
    Köyümüzde lahitler de (sarcophaus) bulunmakta, köyümüzde bunlara beşiktaş !!!!! ismi verilmektedir. Bir spor kulübü ile benzemesi çok ilginç
    Bizim evdeki KOÇBAŞI bizm evdeki antene yuvalık yapıyor.
    Oionanda antik kentinden kalan en eski eser M.Ö. 200 yıllarına tarihlenen Sur’latdır (city Wall). Duvarlar son derece güzel taş işçiliği ile yapılmıştır. Bir de kulesi yer almaktadır.
    Roma döneminde kentin yukarı AGORA’yı (Çarşı) tepeden görecek şekilde İmparator AUGUSTOS (İlk Roma İmparatoru M.Ö 27- M.S 14) döneminde bir bir tapınak inşa edilmiştir. Bu tapınak içinde imparatora ait bir yazıt ele geçirilmiştir.
    M.S 70 yıllarından itibaren Flavius döneminde yukarı agoraya çıkan yolun güneyinde Jimnazyum ve hamam inşa edilmiştir. Burada Rhodiapolis’li (Antalya’da bir antik kent) OPRAMOS para yardımında bulunmuştur.
    Bu tapınak yapısına 3 yy başlarında sütunlu bir avlu eklenmiş ve yapı imparatorlar Septimus Severus ve Caracalla’ya adanmıştır. Kentin güneyinde ki basınçlı taş borulu su getirme yolunun bu dönemde yapıldığı kabul edilebilir. Bu konu Devrim gazetesinde bir yazımda (01.07.2017) ayrıca incelenmiştir.
    Kent, tepe yamaçlarina inşa edilen mezarlarla çevrilidir. Mezarlarin hemen hemen tümü Roma dönemine aittir. bunlarin en büyügü M.S. 2. yy.'in yarisinda Licinnia Flavilla tarafindan yaptirilan Hereon’dur. Bu anit mezarda Licinia Flavilla'nın ailesinin soyagacini veren bir yazit yer almaktadir. Bu yazitta Roma döneminin Likya seçkinlerini tanımamiz mümkün olmaktadir.
    Yazıya Felsefe Grubundan bir resim eklenmiştir.
    (Devrim gazetesinde yayınlanmıştır


Toplam 152 yorum bulundu. 1-10 arası listeniyor.