Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 18-09-2021

    MIKIS THEODARAKİS (KIOS-Sakız Adası 1925- Atina 2021)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Geçen hafta bir Egeli, Çeşmeli, kökleri İyonyalı, dünya çapında müzikçi barışsever, Türk Yunan Barışına katkıları olan Mikik Theodorakis 02.09.2021 tarihinde aramızdan ayrıldı. Ardından Yunanistan’da üç günlük yas ilan edildi.
    Zorba (1964), Z (1969) ve Serpico (1973) filmleri için bestelediği müzikleriyle de bilinen sanatçı, sadece Yunanistan için değil, dünya müziği için de önemli bir isimdi.
    29 Temmuz 1925’te Yunanistan’ın Hios- Sakız adasında, Giritli bir baba ve İzmir-Çeşmeli bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi.
    Babası Girit adasından bir Avukat annesi Çeşme’de evi olan ASPASIA Poulakis idi. Aspasia Milet kentinden çıkan ünlü bir kadının ismi olması ilgi çekici. Sakız adası ve çeşme Anadolu Coğrafyasının parçaları her ne kadar bugün farklı halklara ait olsa da, aynı tarih ve coğrafyada bulunmaktadır.
    Klasik müzik alanında yaptığı başarılı çalışmaların ardından geleneksel ve ulusal çalgılara, ritimlere ve ezgilere yönelen Theodorakis, “Epitafios” Mezartaşı yazıtı beste dizisiyle Yunanistan’da büyük bir kültür devrimi başlattı. Theodorakis 1000 dolayında şarkı yazmıştır. Çok sayıda senfoni, bale, opera ve oratoryo bestelemiştir.
    Theodorakis hem sanatçı ve hem de politikacı idi. Hapis yattı, Parlamento da 1981-1990 arası Komunist Parti Milletvekili olarak görev yaptı.
    Türk-Yunan dostluğunu savunanlardan biriydi. Türkiye’de Zülfi Livaneli ile çeşitli konserler verdi.
    Zülfi Livaneli ölümü üzerine en büyük dostumu kaybettim demiştir.
    Yazıma internetten bir portresi ile annesi ile Çeşme’deki evinin önünde çekilmiş bir resmi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 08.09.2021 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 18-09-2021

    TÜRKİYE VE DÜNYADA KADIN HAKLARI ÖRNEK BİR TÜRK BİLİM KADINI MATEMATİKÇİ ASTRONOM NÜZHET GÖKDOĞAN (1910-2003)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Dünyada demokrasi, laiklik, insanlarda ırk renk cinsiyet ayırımı gözetmemek ve kadın hakları 20 yüzyıl içinde kazanılmış değerlerdir. Bir toplumda kadın yok sayılıp eğitilmez ise erkek ne kadar iyi eğitilse eğitilsin toplumun kültür seviyesi kadının kazanımları kadardır. Bugün bilim ile iç içe pek çok Türk kızı bulunmakta be bunlarla gurur duymaktayız. Bu kesintisiz devem etmelidir.
    Bu yazımda öncü bilim kadınlarına bir başka örnek verilecektir.
    NÜZHET GÖKDOĞAN
    14 Ağustos 1910 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası Atatürk’ün silah arkadaşlarından Mehmet Zihni Toydemir’dir. İlk öğrenimini Bezm-i Alem ve Şişli Terakki Lisesinde, orta öğrenimini Erenköy Kız Lisesi Fen Şubesinde tamamladıktan sonra, 1928 yılında bir Devlet Bursu kazanarak Matematik-Fizik lisansı yapmak üzere Fransa’ya gönderilmiştir. Burada Atatürk’ün destek ve teşviki bulunmaktadır.
    1933-34 ders yılında da Paris Üniversitesi’nde Diplome d’Ètudes Superieur sertifikasını almış ve Paris Rasathanesi’nde staj görmüştür.
    1933 Üniversite Reformu ile birlikte 29 Eylül 1934 tarihinde, bir yabancı profesör ve iki yabancı yardımcı ile İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde kurulan Astronomi Kürsüsüne ilk Türk doçenti olarak tayin edilmiş
    Ayrıca, 1936- 46 yılları arasında ek görev ile İstanbul Teknik Üniversitesi Matematik Doçentliğinde de bulunmuştur. İstanbul Teknik Üniversitesinde görev yapan ilk kadın bilim kadınıdır.
    1 Aralık 1948 yılında Fen Fakültesi’nin teklifi ile İstanbul Üniversitesi Senatosu tarafından Profesörlüğe yükseltilmiş, 1954 yılında da Dekanlığa seçilmiştir. 1956 yılına kadar iki yıl bu görevi yürütmüştür. Prof. Gökdoğan böylece Türkiye’de, 1958 yılında Astronomi Kürsüsünü yönetmeye başlayan Prof. Gökdoğan, 22 yıl Kürsü ve Bölüm Başkanlığı görevinde kalmıştır. 1978 yılında ikinci kez Dekan ve Bölüm Başkanlığı görevlerini sürdürürken 1980 yılında yaş haddinden emekli olmuştur. Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan Astronomi Bölümü’ne 46 yıl hizmet etmiştir.
    Fransızca, İngilizce ve Almanca dillerini bilen Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan, merhum olan Prof. Dr. Mukbil Gökdoğan’la (1909-1992) ile evli olup, biri Devlet Konservatuarı’nda profesör, diğeri de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde profesör olan iki öğretim üyesi annesidir.
    Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan 24 Nisan 2003 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.

    Türkiye’de ilk Profesör olan kadın Mahmut Şevket Paşanın kızı Fazıla Şevket Giz (1903-1981) üniversite öğrenimini Amerika’da yapmış, 1933 Üniversite Reformunda Doçent 1944 yılında Profesör olmuştur.
    Bir diğer öncü bir bilim kadını Ermeni asıllı Paris Pişmiş (1911-1999), Türkiye Darülfünun da yükseköğrenim görmüş 1930 yılında buradan mezun olmuştur. Darülfünun mezunu tek kadındır. Sahip çıkılmaması üzerine 1937 yurt dışına çıkmış, 1999 Meksika’da ölmüştür. Dünyanın önde gelen matematiçi ve Astronomlarından biri idi.
    Yazıma Nüzhet Gökdoğan’ın bir resmi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 06.09.2021 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 18-09-2021

    TÜRKİYE VE DÜNYADA KADIN HAKLARI ÖRNEK BİR TÜRK KADINI TÜRKAN AKYOL (1928-2017)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Dünyada demokrasi, laiklik, insanlarda ırk renk cinsiyet ayırımı gözetmemek ve kadın hakları 20 yüzyıl içinde kazanılmış değerlerdir.
    Özellikle kadınların seçme ve seçilme hakkının kazanılmasında İngiltere ve Amerika’da öncü kadınlar savaşmış, bu uğurda hapse girmiş ama sonunda haklarını elde edebilmişlerdir.
    Türkiye’de durum farklıdır. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde bazı kadın hakları savunucuları çıkmış ama etkili olamamıştır. Cumhuriyetimizin kurucusu ATATÜRK onların hak ettiği hakları önlerine koymuştur. Böylece 1935 yılından bu yana kadınlar hâkim, doktor, bilim kadını, milletvekili olabilmişlerdir.
    Bu konuda pek çok övüneceğimiz Türk kadını Cumhuriyet tarihinde bulunmaktadır. Ancak son zamanlarda İslam ülkelerinde şeriat uygulamaları bulunmakta ve içte şeriat ve Osmanlı heveslileri de görülmektedir. Başta Afganistan, İran, Suudi Arabistan’da kadınlar baskı altındadır. Türkiye’de ise kadınların birlik olarak kazandıkları hakları elden kaçırmamak için tetikte olmalıdır. Atatürk’ün kadınlara verdiği hakların hiçbir zaman elden alınamayacağı kanısındayım. Ama gene modern kadınlara büyük görevler düşmektedir. Haklarımızı ne pahasına olursa olsun asla kaybetmemeliyiz.
    Bu yazında Cumhuriyet dönemi kadınlarından bazılarının hayat hikâyelerine de yer vereceğim. Onlar o kadar çok ki…. İşte onlardan biri
    TÜRKAN AKYOL (1928-2017)
    İlk Bakan- Rektör, Bilim Kadını
    Türkiye'nin ilk kadın bakanı ve rektörü unvanına sahip Prof. Dr. Türkan Akyol, 7 Eylül 2017'de gözlerini kapadığı 89 yıllık ömründe çalışmalarıyla hem tıp hem siyaset alanında saygın bir yer edindi.
    Türkan Akyol, 12 Ekim 1928'de İstanbul'da dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini subay olan babasının görevi nedeniyle Anadolu'nun çeşitli okullarında yapan Akyol, İstanbul'da Erenköy Kız Lisesi'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitimini sürdürdü.
    Tıp fakültesinden 1953'te mezun olan Akyol, aynı fakültenin Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda önce asistanlığını tamamladı, 1965′te doçentlik, 1970′de de profesörlük kadrosuna yükseldi. Fransa ve Hollanda'da kısa dönem burslu olarak çalışan Akyol, 1959'dan 1962'ye kadar New York'taki Albert Einstein Tıp Fakültesinde solunum fizyolojisi ile ilgilendi.
    Türkiye'nin veremle savaşında, göğüs hastalıkları alanında fakültesinde uzun yıllar görev yapan Akyol, on binlerce doktor ve uzman hekimin yetişmesi için çalıştı.
    Ankara Üniversitesinin ilk kadın rektörü oldu
    Türkan Akyol, 26 Mart 1971'de Türkiye'nin ilk kadın bakanı olarak kabineye girdi. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı olarak görevlendirilen Akyol, 13 Aralık 1971'de görevinden istifa etti.
    1980'de Ankara Üniversitesinin ilk kadın rektörü olarak seçilen ve atanan Akyol, 1982'de YÖK Kanunu'na karşı çıkması nedeniyle YÖK'ün onayı ile rektörlük görevinden ayrıldı.
    Tekrar öğretim üyeliğine dönen Prof. Dr. Türkan Akyol, 1983'te Prof. Dr. Erdal İnönü'nün davetiyle Sosyal Demokrasi Partisinin kurucuları arasına katıldı. 1987′de 18. dönem milletvekilliği seçimlerinde İzmir Milletvekili seçilen Akyol, bu dönem sonunda fakülteye geri döndü.
    Erdal İnönü'nün Başbakan Yardımcısı olduğu Demirel hükümetinde 1992'de Kadın İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak dışardan atanan Akyol, 25 Haziran 1993 - 27 Temmuz 1994 tarihlerinde 50. hükümette de görevini sürdürdü.
    Akyol, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Onursal Üyeliği ve Sosyalist Enternasyonal Kadınları Şube Başkan Yardımcısı görevlerinde de bulundu.
    Yazıma bir portresi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 09.09.2021 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 26-08-2021

    2012 YILINDA İSRAİL’DE GERÇEKLEŞEN TARİHİ SU YAPILARI TOPLANTISINDA SUNULAN ANADOLU ANTİK KENTLERİ SU YAPILARI ÖZETLERİ
    MEHMET BİLDİRİCİ 26.08.2021
    2012 yılında Türkiye’den tek benim katıldığım ”CURA AQUARUM IN ISRAEL 2012” ULUSLARARASI TOPLANTISINDA Anadolu antik kentleri de incelenmiştir.
    Toplantıda sunulan bildiriler İngilizce olarak bir kitapta yayınlanmıştır.
    Anadolu antik kentleri hakkında kısa bir özet verilecektir. Tam metinler için aşağıdaki yayına başvurulmalıdır.
    “Cura Aquarum in Israel II Schriften der DWhG, band 21, Siegburg 2014 başvurulmalıdır.
    -HARTMUT WITTENBERG—Hittit Başkenti HATTUSA da yer altı suyu kullanımı M.Ö 1600
    Hattusas kentinde güneyde kentin kapısı kuzeyinde ve güneyinde geniş su havuzları olduğu belirlenmiş, Su kaynağı artezyen yapan yer altı suyu

    MATHIAS DOERING- The Roman Engineering Buildings of antioch (Turkey)
    Antakya hakkında en geniş araştırma
    S. 149-164
    Antakya’ya Su Harbiye (Dafne) pınarlarından gelmektedir. Üzerinde çok ilgi çekici Kantara ve Parmenios Su kemerleri incelenmektedir.
    Kent içinde benimde gördüğüm Trajan Köprüsü vardır. Hep Roma dönemindendir.

    HENNİNG FHALBUSCH- Water Supply System of Pergamon
    S. 165-184
    Pergama Su Yolları için en geniş çalışma
    HELENİZM DÖNEMİ
    Attalos M.Ö 3 yüzyılda I Attalos tarafından tek borulu sistem iç çap 13 dış çap 18
    Pişmiş topraktan, kente girişte ters sifon, Bu ise bir kentte uygulanmış ilk basınçlı suyolu uzunluk yaklaşık 300 m derinlik 27 m
    Aynı yere ikinci olarak Demofon suyolu yapılmış, gene basınçlı su yolu
    MADRADAĞ: 50 Km uzaklıkta borularla getirilmiş bir depoda toplanmış ve kurşun boru ile 200 m derinlikte basınçlı boru ile getirip 18 cm iç çapında kurşun boru ile aşılmış
    İlk çağda bu teknoloji sadece Pergamon krallığında uygulanmış, Roma döneminde başka suyolları yapılmış

    E.J.OWENS- RAFET DİNÇ – Tehe Aqueduct and Water supply of Tralles-AYDIN
    s.185 -196
    Vaziyet Planı yok
    İki sistem var EUDON Sistem (Tabakhane) Tralles’ten 12 km kadar kemerler var
    İkincisi Aydın kuzeyinde 35 km uzaktan gelen The Thebation Sistem (İKİZDERE SİSTEM
    Üzerinde Karakemer 192 s


    DENNIS MURPHY- Water Systems of Lamas Çayı and Surrounding Hinterland
    Lamas Çayından su alan üç sistem incelenmektedir.
    En üstten 1469 kotundan su alan ve Diocaesera (Uzuncaburç) su soyu
    Kızılgeçitten su alan Olba’ya gelen su yolu
    Enalt kottan su alan Elausse- Kız Kalesi (Korikos) suyolu
    Dennis özellile en eltta olan bölgeyi adım adım gezdi. S 197-206
    Genel Plan 197
    Kaynaklar 7
    İlki Mehmet Bildirici Tariahi Su Yapıları

    WERNER ECK-The Armed Forces and Infrastructüre of cities in Roman Imperial Period—The Example of Judea, / Syria Palestina
    Roma döneminde kentlerin alt yapısı ve Ordu ilişkleri inceleniyor.207-214

    -WİLKE SCHRAM-Dynamic Control in Roman Aqueducts
    Sayfa 229-246
    Roma kenti suyollarında dinamik etkiler incelenmektedir.


    -SREFANIEPREISSTER
    When Ceres Commands her Nymphs- An Investigation of the relation between Mills and Aqueductsin the Ancient Mediterranean
    Sayfa 257-264
    Bildiri de Antik dönemde Akdeniz de Değirmen ve Su Yolu İlişkileri incelenmektedir.
    İtalya Milturnae, Fransa Barbegal
    Anadolu’da pek çok su Değirmeni olduğu halde incelenen yoktur.

    -MEHMET BİLDİRİCİ
    Karaman-Ermenek Yukarı Çağlar –Water Tünnels and Water supply System of Ancient Sbede
    Sayfa 275-284
    Mehmet Bildirici Web Sitesinde yer almaktadır


  5. MEHMET BİLDİRİCİ 26-08-2021

    MEHMET BİLDİRİCİ 2140
    MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ
    MUĞLA 28.09.2014

    İlgi : Rektörlüğünüzün Genel konulu 02.10.2013 tarihli ve 12690 sayılı yazısı
    Konu : Ula Taşyenice Okkataş mevkiinde THERA antik kenti hakkında

    Konu ile ilgili dilekçeme verilen cevaba teşekkür ediyorum. İnşaat Yüksek Mühendisi (İTÜ 1962) olmama karşı 1991 yılından bu yana Türkiye’deki tarihi su yapıları ve antik kentlerin oluşumu planları tarihteki yerleri konularında araştırma yapan bunlarla ilgili yayınlar yapan ve bildirileri olan bir kişiyim. Araştırma kapsamında çok sevdiğim ve evimin bulunduğu Gökova Akyaka da içindedir. Bunları web siteme yerleştirmiş bulunmaktayım.
    www.mehmetbildirici.com
    Bu dilekçemde gene THERA konusuna gireceğim. Ege denizinin iki kıyısını (Karia bölgesi & Yunanistan Santorini adası) ilgilendiren tarihi, kültürel ve mitolojik derinliği olan bir konudur.
    O günden bu yana yaptığım araştırmaların sonucunu sunmak istiyorum.
    THERA Muğla’da sanıldığı gibi bir tanrıça ismi değil, Mitolojide Thebai kentinin kahramanı Antesion oğlu THERAS isminden gelmektedir.
    2014 yılı Nisan ayında yaptığım Ege adaları gezisinde SANTORİNİ adasına uğradık. Volkanik batık uygarlıkların olduğu söylenen adada gerçek THERA Antik kenti yer almaktadır. Burada 1895-1903 yılları arasında Alman Arkeoloğu Hiller tarafından ortaya çıkan buluntular, adadaki Müzede sergilenmektedir. Bu kentteki yaşam yaklaşık M.Ö. 1000 yıllarına tarihlenmektedir.
    Antik Karia bölgesinde ise THERA isimli bir kale tarihte geçmektedir. Büyük İskender’in M.Ö 334 yılında Asya seferinde HALIKARNASSOS (Bodrum) kenti kuşatılmış ancak alınamamıştır. Bir yıl sonra bu kent ve THERA kalesi düşmüştür. Bu THERA kalesi Üniversitenizin bulunduğu Karia bölgesini adım adım incelemiş en değerli araştırmacı GEORGE BEAN tarafından YERKESİK olarak belirlenmiştir. Halk da bunu benimsemiş Yerkesik’te kalenin net olarak görüldüğü THERA CAFE isimli bir yer açılmıştır. Yaptığım araştırmada yıkılmış kaleden gelen büyük taşların bulunduğu görülmüştür. Ancak daha sonra yerleşimler olsa bile burası sadece bir kaledir. Antik kent değildir. Ayrıca bu kale Pisi (Yeşilköy) den gelip sahile inen antik yol üzerindedir.
    İkinci bir THERA, Köyceğiz’de Köyceğiz Gölü içinde bulunan batık THERA adasıdır. Bunun anısına da orada THERA Restoran bulunmaktadır. Bir ara Hapishane olan adanın KAUNOS kentinden geldiği kanısındayım. Batık ada olarak bilinen bu adanın Santorini adası ile olan benzerliği ilgi çekicidir.
    Bütün bu gerçekler dururken Muğla Taşyenice OKKATAŞ mevkideki yerleşimim (antik kent değil) acele ve uluslararası bir Sempozyumda tartışılmadan THERA antik kenti olarak kabul edilmesi çok çok ama çok tartışmalıdır.
    Muğla Üniversitesinin kuruluşu yenidir. Bu konular daha önce Batılı araştırmacılar tarafından araştırılmıştır. Şahsen mail ortamında tanıştığım bu konularda pek çok konuda görüşünü aldığım İsveçli PAAVO ROOS’un
    “Survey of Rock-cut Chamber-Tombs in Caria-Göteborg 2006” isimli İngilizce kitabın 35 ve 36 sayfalarında olan bilgiler aşağıdadır. Bunları Türkçeye çevirmeden aynen yazacağım. Zira bazı detayları yakalayamamış olabilirim.

    “This site has been referred to both with the modern village names of Yenice, Doğanköy and Çamköy with the name of the hill Okkataş and with the ancient name it has it has been identified with Okkataş.
    Now when the French expedition has offered the name Taşlıyenice (which I have heard before) for the acropolis, I shall, contrary with my earlier practice adhere to that name, hoping that it will not add to do confusion if I do so and that the same denominataion can be used in the future
    The site lies east of the road between Çamköy to the south and Doğanköy to the north but belongs to the village of Yenice further to the west. It consists of two rock tombs and other remnants up at the level of the pass below acropolis hill proper, and other tombs on or below the western slope down to the road. In fact it is easier to reach the tombs at the pass level on a path from the east.
    This site has been mentioned under very different names, not only concerning ancient identification but also concerning the modern reference.
    Paton who puts it about one hour west of OULA, gives no modern name but says that its ancient name may be Bargasa.
    Paton & Meyre speaks about nameless city between Ula and Yenice. Newton noticed the Hellenic wall and on asking received the name of Asar. Hula Szanto call it mountain OKKATAŞ north-west of Ula, overlooking the plain of Yeniköy
    Diest following Kiepert mention an ancient fort and suggest that it is Kyllandos. Laumonior speaks of the city supposed to be Kyllandos in the narrow pass uniting the plains of Ula and Yenice..
    Frazer & Bean and Bean & Cook call the site as Çamköy near Yenice and mention identification with Cyllandos but observe that ATL’s suggestion Oulaies may be more probable.
    Roos also call it Çamköy.
    Bardakçı call it Kyllandos (Okkataş). Blümel speaks about, Bresson and Varinlioğluand Debord speak about complex tombs, especially at Doğanköy which is no doubt this site.
    Descat doubts the site about Yerkesik to be Thera has also suggested. He instead that Thera shoud be located in this site. Which he calls Taşlıyenice, east of the plain of Yenice.
    Diler (Adnan) calls it Okkataş,and place it 1 km west of the crossroad for Ula.
    HTC uses the nameTaşlıyenice belonging to the acropolis hill also the ruins around it in the description.
    Muğla Üniversitesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığının yayınladığı broşürde ise şunlar yazılıdır.
    “The ancient city of Thera has been localized in the resent researches at the rocky hill called as Okkataş or Taşyenice between Ula and Yenice. The history of site starts in the 4th century, BC, according to the evidence, but the early settlement form which is seen at may Carian sites might point to an earlier occupation. The evidence indicated that the site was occupied till Byzantine periods and then abandoned.

    SONUÇ OLARAK
    Uzun yıllara dayanan araştırmalarım sonucu
    1..Muğla Taşyenice OKKATAŞ mevkiindeki antik yerleşimin “THERA ANTİK KENTİ” olarak yeniden isimlendirmek inandırıcı gelmemektedir. Ortaya yazıt gibi çok önemli belgelere ulaşılamamıştır.
    2.. Bu kabul edildiğinde gene tartışmalı olan KILLANDOS nereye konacaktır. Yerkesik’teki THERA Kalesi ne olacaktır ????
    3.. İngilizce ve Almanca yazılmış tüm kitaplar ve haritalarla Thera antik yol üzerinde olan Yerkesik’te görülmektedir, bu yayınlarla büyük bir çelişki yaşanacaktır.
    4.. Ayrıca yeniden isimlendirme de çok önemli değildir. Önemli olan bu yerleşimin ortaya çıkarılmasıdır.
    BU İSE ÜNİVERSİTENİZ TARAFINDAN YERİNE GETİRİLMEKTEDİR. YAPILAN BU ÇALIŞMALARI ARA ARA GİDİP GÖRMEKTE VE HAYRANLIKLA İZLEMEKTEYİM.
    En derin saygılarımla arz ederim.
    MEHMET BİDİRİCİ
    28.09.2014
    mehmetbildirici34@gmail.com
    Nergiz sokak No16 Akyaka-Ula-Muğla
    Mobil: 0 542 241 0302

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 26-08-2021

    MEHMET BİLDİRİCİ 1670 01-09-2013

    MUĞLA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNE Konu: Thera antik kenti Akyaka’da yaşıyorum. Yirmi yıldan bu yana Akyaka ve çevresindeki antik yerleşimleri ilgi ile izliyorum. Topladığım bilgileri www.mehmetbildirici.com isimli Web Sitemde toplamış bulunuyorum. (Tümü 12.000 sayfa Akyaka bölümü 600 sayfanın üzerinde) Son günlerde Muğla-Marmaris yolu üzerinde Ula kavşağında bir levha konmuş “ANTİK THERA KENTİ”. Hayretle karşıladım, sonra elime bir broşür geçti “Antik Thera kenti”. Altında “MUĞLA ÜNİVERSİTESİ” amblemi yer alıyordu. İstanbul Üniversitesi’nde görevli GEORGE BEAN yöremizde en kapsamlı araştırmalar yapan kişidir. “Eski Çağda Menderes Ötesi” isimli yayınında (sayfa 160) şu bilgiler yer almaktadır. “Rodos yönetimine girmeden önce M.Ö. 333 yılında Thera tarih sahnesinde görülmektedir. Büyük İskender Anadolu’ya ayak bastıktan sonra Ege’deki tüm kentleri almış, ancak Halikarnassos’u (Bodrum) alamamıştı. Bırakılan kuvvetler bir yıl sonra Bodrum’u, Thera kalesini teslim almışlardır. Buradan Thera’ın korunaklı bir kale olduğu, yeri olarak Yerkesik olarak belirlenmiştir. Altında Muğla Üniversitesi amblemi olan broşürde Thera Kalesi, yeni araştırmalar sonucu Yenice-Ula arasında OKKATAŞ olarak bilinen yeri kaydırılmıştır. Son araştırmalar nedir? Okkataş’ta yeni kazılar mı? Yapılmıştır, yeni yazıtlar mı? Bulunmuştur. Üstelik kalesi de yoktur. Ayrıca George Bean Türkçe’ye çevrilmemiş “Carian Coast” isimli eserinde OKKATAŞ’ta olduğu bilinen yerin Killandos olarak bilindiği ifade edilerek Idyma’nın doğusunda olan Kallipolis’in (Ula Elmalı civarı) Roma dönemindeki ismi olabileceği, Killandos isminin bunun Helenistik dönemdeki ismi olabileceği ifade edilmektedir. Maalesef çok değerli bilim adamları yanında, tarihi kendi arzu ve görüşleri doğrultusunda yeniden yazmak arzusunda olanlar vardır. Bunlar kendi aykırı görüşlerini Sempozyumlarda açıklaması en doğaldır. Ancak uluslar arası platformlarda tartışılması gereken bu konularda bir öğretim üyesinin görüşünün üniversite görüşü olarak sunmanın doğru olmadığı kanısındayım. Gözümüz her şeyimiz Muğla Üniversitesinin bu duruma düşürülmemesi gerektiği inancındayım. Bu konuda başka örneklerde vardır. Onlara şimdilik girmeyeceğim. Yeni bir uluslar arası toplantı olmadıkça Taşlı Yenicede’ki bu Ören yeri OKKATAŞ olarak kalmalıdır. Saygılarımla MEHMET BİLDİRİCİ Nergis Sokak No 14 Akyaka- Muğla Fulya Mah. Belen Sokak 10/6 Şili-İstanbul 0 542 241 0302MEHMET BİLDİRİCİ 1671 01-09-2013


  7. MEHMET BİLDİRİCİ 26-08-2021

    DEVRİM GAZETESİNDE BİR HABER- GİZEMLİ KENT GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR.
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Pandemiden dolayı İstanbul’da yaşamama rağmen Devrim Gazetesine yazı yazmaya devam ediyor ve her sabah ilk iş olarak onu İnternetten izliyorum.
    Gazetenin 23.08.2021 günlü sayısında çok sevindirici bir haber yer almaktadır. GİZEMLİ KENT THERA GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR.
    Ula Belediye sınırları içerisinde antik kentlerin sayısı fazla değildir. İlki Gökova Mahallesi- Akyaka Mahallesi içinde yer alan IDYMA kenti. Bir Karia kenti, Antik kentte basılmış madeni para ve çoğu Rodos döneminden kalma yaklaşık M.Ö 2 ve 1 yüzyıla tarihlenen 30 civarında yazıt ve pek çok o dönemden gelme Kaya Mezarlar yer almaktadır. Coğrafyacı Strabo’da Körfezin sonunda ki bu noktada Bargasa isimli bir kentten söz edilmektedir.
    Ancak bu yerin Idyma olduğu 1885’li yıllarda iki Fransız tarafından taşların okunması yani epigrafik çalışmalar sonucu belirlenmiş ve bölgede çizilen haritalarda böyle gösterilmiştir. Bu işin yöntemi de budur.
    İkinci olarak ovada Elmalı Mahallesi, Portakallık, Kızılyaka, Esentepe Duran Çiftlik olan noktalarda KALLIPOLİS (Gelibolu) kentinin kalıntıları ile kaya mezarlar yer almaktadır. Idyma hakkında çok yazıt olmasına karşı Kallipolis hakkında olanlar bir elin parmaklarını geçmez.
    Üçüncü olarak Bargasa antik kentini araştırdım. Yeri son ormanda yanan Çökertme mahallesinin yanında bugün terk edilmiş durumdadır.
    Dördüncü antik kent ULA’dır. Her ne kadar Evliya Çelebi Ulama Bey tarafından kurulmuş Ula demiştir diye yazmasına karşı, kökeni antik çağa uzanmaktadır. Ula içinde antik kalıntılar bunu kanıtlamaktadır.
    Burada önemli bir açıklamaya yer vereceğim. İlk Çağda Atina’nın öncülüğünde M.Ö 5 yüzyılda DELOS Deniz Birliği kurulmuştur. Bu birliğe üye olmak kentlerin tarihi için çok önemlidir.
    Idyma, Bargasa, Ola bu birliğe katılmıştır. Ve kentlerin büyüklüklerine göre katılım payları ödemişlerdir.
    IDYMA 117 DRAHMİ—OLA 17 DRAHMİ—BARGASA 500 DRAHMİ ÖDEMİŞLERDİR.
    Tüm bu dokümanlar, yazıtlar WEB sitemde yer almaktadır.
    Buradan çok önemli sonuçlar çıkarılabilir.
    Idyma gibi OLA da bir antik kenttir. Hakkında benim öğrenebildiğim hiç yazıt yoktur. Kalıntılar var Çevresinde kaya mezarlar var.
    BİR SORU Acaba ULA (antik OLA) bugünkü ULA merkezde midir? Bir yerden taşınmış olabilir mi? Şunun için söylüyorum. Bazı antik haritalarda Ola bugünkü Muğla Marmaris yolunun batısında görülmektedir. Thera olarak kabul edilen Antik kent Ula merkeze sadece 5 km. uzaklıktadır.
    THERA ANTİK KENTİ KABUL EDİLEN YERDE (OKKATAŞ) KAZILARIN BAŞLAMASI FEVKALADE SEVİNDİRİCİDİR. Ula İlçesi için faydaları sayılmayacak kadar çoktur.
    İSİM VERİLMESİ BİLİMSEL OLARAK DEĞİL DE ALEL ACELE SEÇİLMİŞTİR.
    Thera antik kentinin olduğu kent kalıntıları arkeoloji haritaları ve Literatürde OKKATAŞ olarak geçmektedir. Burada sadece 2011 yılında Doç. Dr. Abdülkadir Baran tarafından Sadece yüzey temizliği yapılmış, başkaca bir kazı yapılmamış, herhangi bir yazıt ortaya çıkmamıştır. Bu ise bir kentin yerinin değiştirilmesi için yeterli değildir.
    AYRICA YERKESİK TE BULUNAN THERA NEREYE ALINMIŞTIR. THERA TARİHTE BİR ANTİK KENT DEĞİL BİR KALEDİR. NİTEKİM M.Ö. 333 YILINDA BÜYÜK İSKENDER’E TESLİM OLMUŞTUR. HİÇ BİR KAYNAKTA KARİA’DA THERA KALESİ DIŞINDA THERA ANTİK KENTİNDEN SÖZ EDİLMEZ.
    Bu durum karşısında çevrenin tarihine ilgi duyan yazıt gibi belgeleri toplayan bir kişi görüşlerimi Muğla Üniversitesi Rektörlüğüne yazılı olarak iletmiş bulunuyorum. Bu başvuruma Muğla Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Mansur Harmandar 02.10.2013 tarihli bir cevap yazmış ama yazdıkları tatmin edici değildir. Burada Yerkesik bir kent olamayacağı görüşüne göre buranın önerildiğini belirtmiştir. Bunun üzerine 28.09.2014 tarihinde tamamı yabancı araştırmalara dayalı verileri sundum bu defa cevap dahi alamadım.
    SONUÇ OLARAK: THERA KABUL EDİLEN OKKATAŞ MEVKİİNDEKİ KİLLANDOS KENTİ VE YERKESİK’TEKİ THERA KALESİ BİR TARAFLARA KONMADAN THERA ANTİK KENTİ SEÇİLMESİ KABUL EDİLEMEZ. SADECE YÜZEY TEMİZLİĞİ İLE HİÇ YAZIT VE ELLE TUTULUR BİR KANIT BULUNMADAN YENİ BİR KENT ORTAYA KONULAMAZ.
    ANCAK ÖBÜR TARAFTAN KAZILARIN BAŞLAMASI, KENTİN ÖNCELİKLE KENDİNİN ORTAYA ÇIKARILMASI ÖVÜNÜLECEK OLAYLARDIR.
    BU KONUDA MUĞLA VALİLİĞİ İLE ULA BELEDİYESİNİ YARARLI HİZMETLERİNDEN DOLAYI ÇEVRE TARİHİNE DIYARLI BİR KİŞİ OLARAK TEŞEKKÜR EDİYOR CANDAN KUTLUYORUM.

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 26-08-2021

    TARİHİN İLK KADIN TARİHÇİSİ İSTANBUL BİZANS’TAN PRENSES
    ANNA KOMENA (1083-1153)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Anadolu pek çok farklı kültürden insanların yaşadığı ilgi çekici bir coğrafyadır. Değerini bilmeli üzerinde yaşadığımız zengin coğrafyayı korumak bizlere düşmektedir diye düşünürüm. Burada yaşayan hayvanları bitkileri ve kültürü kalıntılarla ortaya çıkarmalıyız.
    Bu yazımda İstanbul’da Bizans Sarayında doğan ve dünyanın ilk kadın tarihçisi, tarih yazarı Prenses Anna Komena (ya da Anna Komini) konu edilecektir.
    Anna Bizans İmparatoru I. Aleksios ile imparatoriçe İnni Dukena’ın kızı olarak 1083 yılında Mor Odada dünyaya gelir. Mor rengi Bizans İmparatorluğunda asillerin rengidir.
    Babası I. ALEKSIOS ve Irini’nin 7 çocuğunun ilkidir. O yüzden babasının yerine İmparatoriçe olarak geçmesi düşünülmüş ve genç yaşta Dukas ile nişanlanmıştır. Ancak 4 yıl sonra oğlan kardeşi IOANNIS dünyaya gelmiş imparator veliahdı olarak o seçilmiş ve babası ile ortak imparator olmuştur. Bu ise Anna’nın asla kabullenemediği bir durumdur. Daha sonra bununla mücadele etmiş, 14 yaşında Nikoforos BRENNIOS ile evlenmiştir.
    Babası Aleksios 1081-118 yılları arasında 37 yıl imparator olmuştur. Bu dönem ise çok önemli olaylar olmuştur. Alparslan Komutasında Türk orduları sadece 10 yıl önce Anadolu’nun çok büyük kısmını almış buna karşılık 1094-1097 tarihlerinde Birinci Haçlı Seferi meydana gelmiş Bizans ve Selçuklulara büyük kayıplar verdirmiş, aynı şekilde kendileri de büyük kayıplarla karşılaşmışlardır.
    Anna çok iyi bir eğitim almıştır. Helen dilini çok iyi öğrenmiş, antik dile de hâkim olmuştur. Hıristiyan disiplinine göre antik çağ yasaklanan bir kültürdür. Ama Anna gizliden gizliye antik Yunan’ın büyük yazarları HOMEROS, PLATON, (Eflatun) ve ARİSTO’nun kitaplarını okumuş yazdığı eserde bunlar hissedilmektedir. BU İSE HIRİSTİYAN DÜNYASINDA DAHİ ESKİ YUNAN KÜLTÜRÜNÜN ETKİLİ OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR.
    Babası İmparator Aleksios bir hastane yaptırarak buranın yönetimini kızı Anna’ya vermiştir. Anna aynı zamanda doktorluk öğrenmiş ve uygulamıştır. Babasının ölümünden önce tedavisini üstlenmiştir.
    ANNA TARİHTE TARİH YAZARLIĞINA SOYUNAN İLK KADINDIR.. 1069 yılından babasının ölümü olan 1118 tarihine kadar olayları ve babasının imparator olarak başarılarını abartılı !! olarak yazmıştır.
    Cereyan eden olayların unutulmasını istemedim demektedir. Gerçekten bu dönemde Anadolu’ya ve Bizans’a ağır kayıplar verdirmesine sebep olan 1. Haçlı Seferleri olmuştur.
    EN ÖNEMLİ ESERİ ALEXIAD’DIR Bu eser 15 ciltten (kitap) oluşmaktadır.

    ALEKSIAD 15 Cilt
    Aleksiad içinde, Anna 1081-1118 yılları arasında babasının hükümdarlığı dönemine raslayan Bizans İmparatorluğu'nun politik ve askeri tarihini anlatmıştır. Bu, kitabı döneminin en önemli Bizans üzerine yazılmış tarihi olmaktadır. Seküler bir tarihtir. Babasının imparatorluk döneminde Birinci Haçlı seferi meydana gelmiştir. Anadolu ise 1071 tarihinde Selçukluların eline geçmiş durumdaydı.
    Anna eski Yunancayı da iyi bilmektedir. Kitap Eski Yunancanın en prestijli lehçesi Attica lehçesi ile yazılmıştır. 15 kitaptan oluşmakta olup kısaca bölümlerin özeti şöyledir.
    • Kitap Önsöz tarih yazmanın zorlukları, bu eseri yazmanın nedenleri, kocası için tuttuğu yas
    • Kitap 1 (Aleksios'un gençliği - Urselius'un isyanı - Nikiforos Bryennios isyanı - Normanların istila hazırlığı).
    • Kitap 2 : Komninos isyanı (Aileye karşı kıskançlık - Baş kaldırmanın sebepleri - Kaçış - Aleksios'un imparator olduğu ayaklanma - Nikiforos Melissenos isyanı - Komninos'un Konstantinopolis'u ele geçirmesi - İmparator III. Nikiforos'un tahtan çekilmesi).
    • Kitap 3 : Aleksios'un imparator olması (1081) ve Dükas Hanedanı ile iç sorunlar (Maria Bagrationi ve oğlu Konstantinos Dukas - Aleksios ile olan aşk ilişkisi hakkındaki dedikoduların red edilmesi - Aleksios ve karısı İrini Dukena hakkında - Aleksios'un ilk defa kullanılmaya başladığı unvanlar - Aleksios askerleri suçları nedeniyle halktan özür dilemesi - Anna Dalassini (Aleksios'un annesi) imparatorluk yetkisi alması - Anna Dalassini hakkında - Aleksios'un askeri hazırlıkları ve ittifakları - Türklerin, Küçük Asya'da yayılmaları - Normanlar, Adriyatik Denizi'ni aşıyorlar).
    • Kitap 4 : Normanlara karşı savaş (1081-1082) (- Normanların Dyrrhachium Muharebesi (1081) kazanması, Aleksios'un kaçması)
    • Kitap 5 : Normanlara karşı savaş (1082-1083) ve dinsizler ile ilk uyuşmazlık (Finansal çöküş - kilise mülklerine el konulması -
    • Kitap 6 : Normanlara karşı savaşın sonu (1085),
    • Kitap 7 : Peçeneklere karşı savaş (1087-1090) (Husumetlerin başlangıcı - İmparatorluk ordusunun yenilmesi - Kumanlar'ın Peçenekleri yenmesi, ateşkes - Peçenekler ateşkesi ihlal etmesi - Türk Denizci Çaka Bey'in Batı Anadolu'da aktiviteleri - Peçeneklere karşı sefer)
    • Kitap 8 : Peçeneklere karşı savaşın sonu (1091),
    • Kitap 9 : Çaka Bey'e karşı operasyon ve Dalmaçyalılar (1092-1094), Nikiforos Diogenes'un komplosu (1094) (Çaka Bey'e karşı operasyon - Girit ve Kıbrıs'ta operasyon - Çaka Bey tehlikesinin giderilmesi - Nikiforos Diogenes'un komplosu - Dalmaçyalıların teslim olması - Diogenes'in tamamlanması)
    • Kitap 10 : Bir diğer dinsizlik savaşı, Kumanlara karşı savaş, Birinci Haçlı Seferi'nin başlangıcı (1094-1097)
    • Kitap 11 : Birinci haçlılar (1097-1104) (Haçlılar Nicaea'i ele geçiriyor - İznik'in özgürlüğü - Haçlıların başarılı operasyonları - Antakya kuşatması - Küçük Asya'da başarılı Roma operasyonları - Antakya ve Kudüs'ün ele geçirilmesi
    • Kitap 12 : İç meseleler, İkinci istila için Norman hazırlıkları (1105-1107 İsaakios Kontostefanos, sahilleri Norman donanmasına karşı korumakta başarısız oluyor - Norman istilasının başlangıcı)
    • Kitap 13 : Aaron'nun komplosu, ikinci Norman istilası (1107-1108) (Aaron'nun komplosu - Dırça kuşatması - Aleksios'un hileleri - Anavatanda operasyonlar - Deniz operasyonları - Boemondo barış istiyor - Barış görüşmeleri - Boemondo'nun profili - Aleksios ile Boemondo arasındaki görüşmeler - Devol Antlaşması)
    • Kitap 14 : Türkler, Franklar, Kumanlar ve Maniheizm (1108-1115) (Romalıların Türklere karşı başarısı - Franklar ile problemler - Deniz ve kara operasyonları - İmparator'un sağlık problemleri
    • Kitap 15 : Son seferler, Bogomiller, Aleksios'un ölümü (1116-1118) (Türklere karşı savaş ve yeni savaş taktikleri - Zafer ile biten savaşlar - Türkler ile barış - Sultan, kardeşi tarafından öldürülüyor - Aleksios öksüzler yurdu inşa ediyor - Bogomillerin bastırılması, Liderleri Basil'in yakılması - son hastalık ve Aleksios'un ölümü)
    Anadolu ve Balkanların tarihi yönünden bu çok önemli eser Türkçeye Bilgi Umar tarafından çevrilmiştir.
    Yazıma Anna Komena’nın seküler görünen bir resmi eklenmiştir. Yazdığı tarihte seküler (laik) bir tarih denilebilir.
    (Muğla Devrim 23.08.2021 yayınlandı

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 26-08-2021

    BİTLİS GEZİSİ VE AİLESİ BİTLİS’Lİ BÜYÜK YAZAR WİLLIAM SAROYAN (1908-1981)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Anadolu insanların harman olduğu dünyaya ışık saçan kişilerin bolca olduğu bir coğrafyadır. Hem doğusu, hem batısı, kuzeyi ve güneyi pek çok uygarlığın izlerini taşır 1071 yılından itibaren ise Türk insanının kurduğu uygarlık hepsinin üzerine bir şal gibi örtülmüştür..
    Bu yazımda ise Doğu Anadolu’dan bir kent, aile kökeni Bitlis olan bir Amerikalı yazar konu edilecektir.
    Elimde iki adet kitap var birincisi “TARİHİ KENTLER, BİTLİS VE MUŞ” 2016, 240 s, Aras yayınevi yayını, İngilizceden çeviri. Diğeri Hrant Dink Vakfı yayını, WİLLIAM SAROYAN gene Aras yayını 2019 baskısı, 140 s
    Bitlis Doğu Anadolu da Van Gölünün batısında Muş ile birlikte Ermeni kültür ve uygarlığının doğduğu illerden bazılarıdır.
    Türkler 1071 de Anadolu’yu fetih etmeden önce Anadolu yaşayan halklardan biri de Ermenilerdir. Çok uzun süre Türklerle birlikte yaşamış, kültürleri ile mimarlık, el sanatları mutfak kültürü ile Türk kültürüne büyük katkıları olmuştur. Son yüzyılda ise bunlara tiyatro ve temaşa sanatı eklenebilir.
    Ama yirminci yüzyıl başında siyasal çatışmalar olmuş acı olaylar ve zorunlu göçler meydana gelmiştir. Ama öte yandan bin yıl boyunca bilgi ve kültür alışverişi olmuş.
    Ermeni uygarlığı bu son olaylar yüzünden yok mu sayılmalıdır? Ben daha serinkanlı düşünerek kültür ile kavgayı birbirinden ayırmalı, kültür tolere edilmelidir. Diğerlerinden dışlanmamalıdır diye düşünüyorum.
    Türk öncesi Anadolu da Bitlis Pağeş, Muş ise Daron olarak isimlendiriliyordu.
    WILLIAM SARAYON (1908-1981) 1908 yılında Amerika’da Kalifornia Fresno kentinde dünyaya gelmiştir. Babası Armenak Saroyan Doğu Anadolu Bitlis’ten 1905 yılında Amerika’ya göçmüştür. Annesi Takuhi Saroyan’da Bitlis’li Karaoğlanyan ailesindendir.
    Saroyan Amerika’da bir göçmen ailenin doğan ilk çocuğudur
    O yıllarda Van, Bitlis’ten Osmanlı Ermenileri kendi istekleri ile daha büyük kentlere göç etmişlerdir. ÇOK İLGİ ÇEKİCİDİR, OSMANLI BAŞKENTİ İSTANBUL İLE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNİ SEÇMİŞLERDİR.
    Saroyan küçük yaşta iken babası ölür, annesi onları Yetimler Yurduna verir, ama daha sonra anneleri onları yanına alır. Saroyan iyi bir öğrenci değildir, çok çeşitli işler yaparak hayatını kazanır. Ama aklı fikri yazar olmaktır.
    Nihayet bu fırsatı 1930’larda yakalar, zamanla Amerika’nın çok önemli yazarlar arasında yerini alır.
    William Saroyan kısa hikâyelerin yazarıdır. Hikâyelerinde doğudan batı dünyasına göçen ailesinin yaşadıkları ve Ermeni kökeni ile olaylar konusudur.
    William Saroyan 1964 yılında atalarının kenti Bitlis’i ziyaret eder, Bu Türk yazar ve romancıları arasında çok yankı bulur. Onlarla da tanışır.
    William Saroyan 1981 yılında Amerika’da doğduğu kentte hayatını kaybeder.
    William Saroyan’ın Türkçede de yayınlanmış pek eseri bulunmaktadır. Bazıları
    PARİS-FRESNO Güncesi, 1967-1968 Çeviri Beril Eyüpoğlu
    YÜREĞİM DAĞLARDADIR, 2003
    YETMİŞ BİN SÜRYANİ, 2004
    AMERİKA’DAN BİTLİS’E, 2008
    2005 Yılında Van ilindeki Urartu Tarihi Su yapılarını yakından görmek ve incelemek için kendi imkânlarım ve kendi başına Van’a gittim. DSİ Müdür yardımcısı beni tanıyordu bana DSİ Misafirhanesinden yer ayırtmıştı. Cumartesi Akşamı önemli bir parti kongresi varmış, bir gece bir yerlere git dediler ve bana yardımcı oldular Bitlis Öğretmen Evinde yer ayırttılar. Ben Van gölünün güneyinden Bitlis’e gittim. Bitlis bir vadinin içinde sıkışmış yanlarında şahane kâgir konakların bulunduğu bir kentti, ama bakımsız, yazık ki çoğu yıkılmaya terk edilmişti. Ama taş evlere hayran olmamak mümkün değildi. Bitlis de unutamayacağım bir sürprizle karşılaştım. Öğretmen evinin en büyük ve en güzeli odasını bana ayırmışlardı. Öğretmen evinin kral dairesinde kaldım. Ertesi günü adım adım Bitlis’i gezdim bu defa otobüsle Van Gölü’nün kuzeyinden dolaşarak Van’a ulaştım. Birkaç gün DSİ yetkilileri beni Urartu Su yapılarında gezdirdiler bunu ayrı bir yazı konusu yapacağım.
    Yazıma William Saroyan’ın bir portresi ile ailesinin doğmadan bir yıl önce Amerika’da çekilmiş fotoğrafı eklenmiştir. Ailenin açık ve düzgün kıyafetleri ilgi çekicidir.
    (Muğla Devrim 17.08.2021 yayınlandı

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 13-08-2021

    KARAMAN KARADAĞ KILBASAN’DA HELENİSTİK VEYA ROMA DÖNEMİ SU HAVUZU
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Karaman Karadağ civarında Kılbasan yakınlarında Helenistik ya da Roma döneminden kalma BAŞDAĞ HAVUZU
    Havuz Karaman’a 17 km uzaklıkta, Karadağ’ın güney doğusunda 2.800 m yükseklikte bulunuyor. Büyük dairesel havuz—sarnıç ve askeri tesisler ve kiliseler bulunmakta
    HENÜZ KAZI VE ARKEOLOJİK ÇALIŞMA YAPILMAMIŞTIR.
    HAVUZ İÇİNDE SU VARDIR. BU İSE KÖYLÜLER TARAFINDAN HAYVANLARIN SU İÇMESİ YÖNÜNDE KULLANILMAKTADIR
    Havuz yapısı yönünde Anadolu’da görülen nadir su yapılarındandır
    Web sitem: Konya Tarihi su Yolları Karana bölümünde yer almaktadır.
    13.08.2021

Toplam 333 yorum bulundu. 11-20 arası listeniyor.