Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 2988 25-03-2017

    ATİNALI TİMON
    William Shakespare bir tiyatro oyunu,
    İngilizce’den Alova tarafından çevrilmiş, 2009 yılı yayını, 166 sayfa,
    Timon tarihi bilinen bir kişi değil,
    Oyunda eli açık Timon’u çıkar peşinde olanları onu nasıl yalnız başına bıraktıkları anlatılıyor.
    Büyük usta büyük yazar SHAKESPARE anlamaya çalışanlar için okunması gereken bir kitap….

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 2987 25-03-2017

    TELEFONU İNSANLIĞA ARMAĞAN EDEN GRAHAM BELL (1847-1922)
    Bu arada Kitap Müzayede’lerine (ikinci el açık artırmalı satış) gitmeye başladım. Buradan aldığım kitapları da zaman buldukça okumaya çalışıyorum.
    Bu bağlamda bilimde müzikte çıkan dâhileri tanımak hoşuma gidiyor. Bu yazımda Aleksandır Graham Bell tanıtmaya çalışacağım.
    Kitap TÜBİTAK tarafından çıkarılmış Popüler bilim kitaplarından, 1996 yılında yayınlanmış (Tübitak’ın bugün böyle bir kitaba din ağırlıklı kitaplar yanında yer vereceğini sanmıyorum)
    Yazarı Naomi Pasachoff, 148 s (Türkçesi Leyla Uslu)
    Graham Bell 1847 yılında İskoçya Edinburg’ta doğmuş, 1870 yılında ailesi ile Kanada’ya göç etmiş, 1870’li yıllardan (25 yaşlarında) ses ve sağırların eğitimi ile ilgilenmiş ve Profesör olarak atanmıştır.
    1877 yılında eşi Mabel Hubbard ile evlenmiş, İki kızı Elsie (1878) ve Daisy (1880) olmuş. Uzun uzun çalışarak ilk TELEFONU buldu, Maalesef bu bir takım davaları beraberinde getirdi. Ömrünün sonuna kadar kendini bilime verdi. Devamlı çalıştı.
    Kendini insanların daha iyi yaşaması için çalışan bilim adamının ismi Bell ses birimi oldu. Bugün bunun 10 az katı Desibel kullanılmakta…..
    Hakkında pek çok kitap internette bilgiler var, Bell unutulmamalı…….
    Altta hayatından üç resim verilmiştir.

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 2985 25-03-2017

    MÜHENDİSNAME’YE MERHABA
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben Mehmet Bildirici 1939 yılında Konya’da doğdum, 1957 yılında Konya Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1957 yılında çok zor olan giriş sınavlarının ardından önce İTÜ Makine Fakültesi’ne girdim. Hedefim ise İnşaat Fakültesi idi, ikinci bir defa daha giriş sınavlarına geçerek İnşaat Fakültesi’ne yatay geçiş yaptım ve 1962 yılından buradan mezun oldum.
    İTÜ Mezunlar Derneği yayın organı MÜHENDİSNAME’YE geç de olsa MERHABA diyorum. Bana bu imkânı veren Yönetim Kurulu üyeleri ve Sibel Güven’e içtenlikle teşekkürlerimi sunarım, 55 yıllık İTÜ mezunu olarak bu uzun yıllarda topladığım bilgi birikimimle hep İTÜ Mezunlar Derneği’nin yanında olacağım.
    İTÜ de öğrenim gördüğüm 1957-1962 yılları hayatımın en mutlu unutulmaz yılları idi. İstanbul’u tanıdım, Tarihi bir yapı olan Taşkışla’da öğrenim görmek çok güzeldi. Taşkışla’nın içinde bulunduğu ortam, Beyoğlu çok güzeldi. Mühendislik eğitimi yanında kültürel bir evrim geçirdim, aynı zamanda Klasik Batı Müziği ile Eski Yunan Edebiyatı ve Felsefesi ile tanıştım, velhasıl İstanbul’u çok sevdim. Hep burada yaşamak istedim.
    Verilen derslerin hepsini sevdim, Ama Yapı Statiği ve Mekanik dersleri çok daha ilgimi çekiyordu. Bu derslerimize giren Prof. Dr. Adnan Çakıroğlu, Prof. Orhan Ünsaç, Prof. Dr. Mustafa İnan hep hayranı olduğum hocalardı. Son sınıfta Tatbiki Mekanik Kolunu seçmiştim. Bu kürsünün başında Mustafa İnan vardı, Kolumuz da 10 öğrenciden ibaretti.
    İnşaat Fakültesini bu heyecanla bitirdim, hedefim statik veya mekanik konusunda ilerlemek, İstanbul Teknik Üniversitesinde kalmak veya Almanya’da belirli bir süre çalışmaktı…..
    Ama olmadı, memur statüsüne girecektim, memura ve şantiye elemanına ödenen ücretler çok farklı idi. Ailevi sebeplerle kendimi Konya’da buldum, mühendis olarak 30 yıl çalıştım. Müteahhitlik ve betonarme projeleri yaptım, Konya’da 1971 yılında açılan Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi’nde Yapı Malzemesi ve Yapı Statiği derslerini yürüttüm. Ama aynı zamanda serbest mühendis olarak dışarıda görevimi sürdürdüm. Belki tümden bütün mesaimi Akademi’ye versem sadece hoca olsaydım iyi olurdu diye de zaman zaman düşünürüm.
    Bu aşırı stresli hayat beni yormuş, daha sakin bir çalışma ortamı için DSİ IV Bölge Müdürlüğü’nde çalışmaya başladım. Burada enerji kazandım, İngilizcemi kendi kendine çalışarak tarihi ve teknik kitapları anlar duruma geldim.
    1991 yılı hayatımda yepyeni bir dönemi başlattı. Tarihi Su Yapıları konusunda araştırmaya yöneldim. 26 yıldan bu yana yaş icabım biraz yavaşlasa da devam ediyorum.
    DSİ Genel Müdürlüğü 1994 yılında çalışmalarımı kuruşunun 40. Yıl dönemi onuruna “Konya Tarihi Su Yapıları “ olarak yayınladı. Kuruluşunun 50. Yılı dolayısıyla “Tarihi Sulamalar, Su Toplama ve Taşkın Koruma Tesisleri yayınlandı.
    Burada yer darlığından giremiyorum, bu gelişmeler bana yeni bir dünyanın kapılarını açtı, pek çok yurt içi ve yurt toplantılara katıldım. Yerli ve yabancı pek çok bilim adamı ile tanışma olanağı buldum Emekli olunca 1996 yılında İstanbul’a yerleştim. Dıştan da olsa İTÜ ye yaklaşmıştım. Tarihi su yapıları yanında İTÜ Hocalarımı ve değerli sınıf arkadaşlarımı da araştırmaya yöneldim.
    2002 yılında 40. Mezuniyet plaketimi Rektör Prof. Dr. Gülsün Sağlamer’in elinden aldım. 1962 mezunları ile ilgili bir yazımı Sayın Rektör Gülsün Sağlamer’e sundum, bu yazım 1962 yılında İTÜ Vakıf dergisinde yayınlandı. Tabii bu bana büyük moral oldu. Daha sonraki 10 yıl içinde bir yandan araştırma bir yandan da İstanbul Mahkemelerinde bilirkişilik görevimi sürdürdüm.
    Özellikle bizleri yetiştiren hocalarım ile Web siteme koyduğum çalışmalarımın İTÜ de görev yapan hocaların dikkatini çekti. Prof Dr. Zekai Celep ve Prof Dr. Necati Ağıralioğlu bu konuda beni arayıp tebrik ettiler. Sonuçta bize gelen hocalar onların da hocalarıydı. Ayrıca İTÜ 1967 yılı mezunları benim çalışmamı örnek çalışma gösterip sitelerine taşıdılar.
    Sonuçta 26. Mayıs 2012 yılında 50 yıl törenleri için Sayın Rektör Prof. Dr. Muhammet Şahin’den yazılı bir davet aldım. Tören de 1962’ler adına bir konuşma yapmam isteniyordu.
    Bu benim için sürrealist bir olaydı, hazırlandım, kısa bir konuşma yaptım, İTÜ’nün hep dışında kalmıştım. Ama bu defa kaleye içten girmiş, önünde İTÜ Amblemi olan Kürsüye çıkmıştım. Bu benim için çıkacağım en son nokta idi.
    Yazım biraz uzadığı için burada kesiyorum. Hocalarımla ilgili anılara bir başka yazımda Prof. Dr. Kazım Çeçen ile devam edeceğim.
    Yazıma 50. Yıl törenlerinde yaptığım konuşma sırasında çekilmiş fotoğrafımı ve tek resmimi ekliyorum
    (Derginin Nisan 2017 sayısı için hazırlanmıştır)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 2982 25-03-2017

    JOHAN SEBASTİAN BACH (1685-1750) YAŞAMI VE ESERLERİ
    Okuduğum bu kitap hakkında bazı şeyler yazacağım. Bach’ı Müzik dünyasının dışından bir müziksever olarak yorumlamaya çalışacağım, ailesini incelemeye çalışacağım. Yazarı Aydın Büke, Türkçe,488 s.
    Ben Bach’ı Klasik müziğin ilk bestecisi ve kurucusu gibi düşünürdüm. Hayatı incelenince çok farklı bir Bach buldum, parlaklık ve acı günlerde yaşayan Bach.
    Bach’lar çok geniş bir aile ve hep müzikçi, Almanya’nın Thüringen ve Saksonya bölgelerinde yaşamış, Bu aileyi ölümsüz yapacak, Johan Sebastiyan Bach 1685 yılında doğmuş, Bach 9 yaşında annesini, 10 yaşında da babası Johan Ambrisious’u kaybediyor. Ağabeyi Johan Jakop ile büyük abileri Johan Christof’un yanına gidiyor.
    Yani öksüz kalıyor. Eğitimini tamamladıktan sonra Köthen Sarayı ve Leipzig’de kilise orgcusu oluyor. Örnek olarak Köthen çok küçük bir kasaba burayı bağımsız yöneten kişinin pek çok müzikçisi var.
    Bach iki defa evleniyor, ilk Bach ailesinden Barbara, ondan 7, onun ölümünden (1720) sonra evlendiği Anna Magdalena’dan 13 olmak üzere 20 çocuğu oluyor.
    Leipzig’te 1750 yılında ölüyor. Bach anlaşılamıyor, bir kızının evliliğini görüyor. Geriye kalan 4oğul babalarına sahip çıkmıyor. Onlar da müzikçi ama kendilerini daha üstün sanıyorlar, eşekçe davranıyorlar, üvey anneleri yoksullar mezarlığına gömülüyor….
    Ölümünden sonra Bach unutuluyor, sonra yeniden ortaya çıkarılıyor ve bugün en çok çalınan bestecilerinden oluyor. Yani bestecilerin en önüne
    Bu heyecan verici hikâyeyi öğrenmek ve eserlerinden anlayanların bu kitabı okumalarını öneririm. Parlak aynı zamanda trajik bir hayat

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 2981 25-03-2017

    FAHLBUCH İLE GERÇEKLEŞEN SON TOPLANTI 2015 ATİNA VI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Fahlbusch ile beraber olduğum, konferansların beşinci ve son olanı Mart 2015 de Atina’da gerçekleşti. Bu son yazımda bunu anlatacağım.
    Önce Yunanistan ile ilgili gezilerimden söz edeceğim, ilk defa 1998 yılında NOKTA turizm ile Yunanistan ve Atina’yı görme fırsatı buldum, ama bu bir tur gezisiydi. Kavala’yı Selanik’te Atatürk evini gezdik. Ben elimde harita ince ince incelediğimi gören diğer katılımcılar niye kendini yoruyorsun abi dediler. Kavala’dayız bir iki defa Yunanistan’a gelmiş tur görevlisi, buradan İstanbul kaç km dedir diye sordu. Ben de 475 km dedim nereden hemen bildin dediler, bak karşıda Yunan harfleri ile Konstaninopolis 475 yazıyor dedim.
    Atina kent içini gezdik, ama az kalsın en önemli eser Akropolis’te Athena tapınağını kaçırıyorduk, zira planlanan saatte orada grev vardı…
    2014 yılında ikinci defa tek başına gittim oğlum bana Atina merkezden bir otelde yer ayırttı, 4 gün süreyle adım adım elimde broşür ve harita gezdim… gezdim…inceledim… Ama sadece Akropol ve çevresi
    Eski Yunan uygarlığı hep polemik konusu, Avrupalı yazarlarla, bizim bazı Türk yazarlar farklı telden çalarlar, Efes Milet gibi önde gelen Grek yerleşimlerini Anadolulu daha da ileri giderek Hititli ve daha da ileri Türk gibi kabul ederler.!!!!!!
    M.Ö 5 yüzyılda gelişmeleri, Akropol’da Athena tapınağının yapılışını sanki o çağda yaşarmış biri gibi anlamaya çalıştım. M.Ö 5. yüzyılda Atina gibi bir kentin bütçesi ile nasıl böyle bir eserin yapıldığı, parayı mimar ve sanatçıları nasıl bir araya getirdiği gerçekten hayret verici…
    Son günü Sophocles ve Euripides gibi dünyanın en eski ve ilk açık hava tiyatrosunu bulabildim. Perişan!!!!! bu tiyatro öyle perişan mı olmalıydı. !!!!!!
    Eski Yunan uygarlığını ortaya çıkaranlar ve dünyaya tanıtanlar Yunanlılar değil Avrupalılar, Yunan hükümeti bunları onaracak ayağa kaldıracak güçten yoksun…. !!!
    2015 yılında Fahlbusch ile yapılan bu son gezide şahaneydi, Pek çok kent, müzeler hep beraber gezildi, Mora yarımadasında Olimpiyatların yapıldığı kente kadar gittik.
    Benim bu konferansta sunduğum bildirim, Malatya Derme Kanalı idi. Bu toplantının bildirileri henüz basılmadığından yayın ismini veremeyeceğim.
    Bu şahane toplantı ve gezilerin sonunda FHALBUSCH benden bu kadar, bu gezi ile elveda ediyorum dedi !!!!!!!
    Gene sarılma ve öpüşmeler bu veda anının bir fotoğrafı ekliyorum, yazımı aşağıdaki anı ile bitiriyorum
    Türk bilim çevrelerinde pek bilinmez, hocası Gunter Garbrecht ile Pergamon (İzmir Bergama) su yapıları üzerine en kapsamlı suyolları çalışmasını yapmışlardır. Kitap tamamlanınca Fhalbusch mektupla Taksim de Alman Elçiliği’ne git kitabı gör dedi. Gittim, daha önce gelen kitaplar kutusundan benim gözümün önünde açıldı. Çok kalın tuğla gibi iki kitap bol resimler, Almanca olduğu için almadım, Bir iki saat resimlerine baktım. Keşke alsaydım diyorum.
    Toplantılar bitti ama yılbaşı tebrikleri ve mailler devam ediyor, Fhalbusch’un bana verdiklerini asla unutmayacağım, benden sonra gelenlerin ve torunlarımın hatırlaması için bunları kaleme aldım. Tabii ki Fahlbusch’un tarihi su kültürüne verdikleri unutulmamalı Türk Halkı tarafından devamlı hatırlanmalıdır.
    Anadolu’muzun ve Ege’mizin kültür zenginlerini ortaya çıkarmada çaba göstermiş ve bana ışık vermiş Thomas Drew-Bear ile Henning Fhalbusch hakkındaki seri yazılarımı günlerce uğrayıp yayınlayan Muğla Devrim Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Nazife Ersöz Şahin Gazetenin sahibi ve başyazarı Muğla’nın kültür çınarı Ünal Türkeş’e de teşekkürlerimi sunarım.

    (Muğla Devrim yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 25-03-2017

    FAHLSBUCH TARAFINDAN 2012 YILINDA GERÇEKLEŞTIRILEN İKİNCİ İSRAİL KONFERANSI V
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Geçen yazımda 2004 yılında Türkiye Efes Antik kentinde ve 2007 yılında Ürdün Petra antik kentinde gerçekleşen konferanslardan söz etmiştim. Bu yazımda 2012 yılında ikinci defa İsrail’de gerçekleşen, Su tarihi konferansından bahsedeceğim. Burada da Anadolu antik kentlerine ait önemli sunumlar olmuştur. Katılanlar hemen hemen aynı 100 civarında yabancının büyük çoğunluğu Almanya’dan idi. Türkiye’den tek kişi gene bendim. Ben büyük çoğunluğu oluşturan Almanları tek tek tanıyamıyordum. Ama ben tek olunca herkes beni çok iyi tanıdı. Özellikle geçen yazımda, İsviçre’den benden 10 yaş büyük Martin Schwarz ile çok iyi arkadaş olmuştum. Bana göre çok pek çok konuda bilgisi ve deneyimi çok fazla olan harika bir Makine Mühendisi idi. İlerden ondan da söz edeceğim.
    Kasım 2012 de gerçekleşen ikinci İsrail gezimde siyasi gerginlik azalmış, Mescidi Aksa yerine yapılan muhteşem Emevi Cami ve çevresini çok iyi gezme imkânını bulduk. Eyal isminde Kudüs’ü (Jerusalem) avucunun içi gibi bilen Kudüs’ün tarihini bütün yönleri ile irdelemiş bir rehberimizin olması büyük bir şanstı. Tabii anlatılanlar İngilizce idi. Kudüs’ü tüm yönleri ile bize tanıttı.
    Konferans da sunulan bildiriler yaklaşık 20 civarındaydı. Bunun 7 adedi genel konularda ilgili idi. Diğerlerinin yarısı toplantı İsrail’de yapıldığından İsrail’den katılan yerel araştırmacılardan İsrail antik kentleriyle ilgiliydi. DİĞER YARISI OLAN YAKLAŞIK 7 ADEDİNDE ANADOLU ANTİK KENTLERİ BOY GÖSTERİYORDU. TÜRKİYE’DEN KATILAN BEN VE ALMANYA’DAN BİR ALMANLA KATILAN GÜL VARDI. ANADOLU HAKKINDA DİĞER BİLDİRİLER YURT DIŞINDANDI. ANADOLUNUN BU KONUDA ZENGİNLİĞİ BARİZ VE EZİCİ BİR ŞEKİLDE GÖRÜLÜYORDU.
    Her toplantıda olduğu gibi bu toplantı bildirileri bir kitapta yayınlandı.
    Benim bu toplantıda sunduğum çok özel bir konu idi. Biraz ondan söz edeceğim. 1993 yılında Konya Tarihi Su Yapıları araştırmalarımda Ermenek’e gitmiş ve o zamanki Ermenek Belediye Başkanı Halil Akbulut’u ziyaret etmiş su tarihi yönünden görmemi önereceği yerleri sormuştum. En başta Ermenek avgınları (yer altı su kanalı) ile çok büyük bir zenginliği sergiliyordu. Bana Ermenek’i iyi incele ve ben seni Yukarı Çağlar (Yukarı İzvit) köyüne göndereceğim dedi ve yanıma bir de zabıta verdi. Ben burası için bir gün ayırabilmiştim. Gözlerim fal taşı gibi açıldı ve buradaki harika su tünellerinin sadece çıkış noktasını görebilmiştim. Bunları DSİ tarafından yayınlanan kitabımda yer verdim. Bu harika su tünelleri konusunda ilk yazan ben Mehmet Bildirici’dir.
    Aradan uzun zaman geçti, internet ortamında bir “İzvitliler Sitesi” kurulduğunu öğrendim. Temas ettim, köyümüz İzvit’i çok seviyoruz. İzvit’i tanıtmak istiyoruz, dediler. Ben İzvit’te en bulunmaz eserin halkın SIRA DELİKLER diye adlandırdığı su tünellerini öne alın dedim. Bu konuda Ermenek basını ve internet sitelerinde çeşitli yayınlar çıktı.
    Bu arada aynı köyden İzmir’de yaşayan ALİ AKTÜRK isimli daha önce tanışmadığımız bir kişiden mail geldi, köyümüzle ilgilendiğinizi anlıyorum. Ben de köyümle ilgili pek çok resim var, gönderebilirim dedi ve gönderdi 1000 den fazla fotoğraf, bir hazine önüme gelmişti. Günlerce inceledim, Ağustos 2011 de köyde buluşmaya karar verdik ve buluştuk. Beni evlerinde ağırladı, yaşlı babası Mehmet Aktürk de bize çocukluğundan beri bilgiler sundu, bu şekilde biz meğer bilinmeyen bir KENTİ ORTAYA ÇIKARMIŞ OLDUK. Evet biraz şaka gibi ama değil gerçeğin ta kendisi
    Lafı kısa keselim ben arkadan İZVİT- SBEDE (Halen Yukarı Çağlar) hakkında internet ortamında bir kitapçık çıkardım 2012 yılında Konya Liseliler gezisinde Ermenekli yetkililere fotokopilerini sundum.
    Bu çalışmamı İsrail’de Fhalbusch’un önüne koydum. Bir gün katılımcıları bir kente su getiren tünelleri içine soktular, çizmeler dağıtıldı, tabii ben girmedim, Fhalbusch da gitmemişti. İki üç saat konuşma fırsatı oldu, organizatör olduğundan, yoğun bir çalışma içinde bulunduğundan onunla her an görüşmek zordu.
    Bu sohbet sırasında sunduğum bildirinin ayrıntılarını uzun uzun anlattım. Çok ilgisini çekti, gidince bunu detaylı hazırla gönder dedi, bu Anadolu için çok değerli ve hiçbir yerde yayınlanmamış eser ortaya çıktı.
    Bildiriler 2014 yılında “CURA AQUARUM IN ISRAEL II” olarak Almanya’da yayınlandı. Editör Tsivika Tsuk (İsrail) benim Karaman Ermenek Sbede Su Tünelleri sayfa 275-284 sayfaları arası bol resimli olarak yer almaktadır.
    Anadolu burada o kadar çok konuşulmuştur ki bunlar hakkında daha fazlası WEB sitemde bulunmaktadır.
    Yazıma 2012 de Fhalbusch ile İsrail’de çekilmiş bir fotoğraf eklenmiştir.

    (Muğla Devrim 16.03.2017 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 2986 16-03-2017

    MEHMET BİLDİRİCİ 2986
    Aralık 2016 ve Ocak 2017 aylarında havalar İstanbul’da soğuk ve karlı idi. Kan şekerim de yükseklerde idi. Bir dışarı çıkıp gazete almak beni yoruyordu, büyük bir halsizlik içindeydim. Ama masa başında bilgisayarda çalışıyor, çalışıyordum.
    Durumu kızım Eczacı Sibel Bildirici’ye açıklamak istedim. Baba dedi, madem bana soruyorsun, sıkı bir tıbbi kontrol olmalısın dedi. Ara ara izin alıp Şubat başında önce çalıştığı Okmeydanı hastanesinde önceden tanıdığı Onkoloji Bölümünde Uzman Dr. SÜLEYMAN ALTIN’A götürdü. Bir hafta süren kan tahlilleri, karın Doppler, kemik ölçümü dâhil çok detaylı bir taramadan geçtim. Sonuçta her şey normal çıktı, ilaç dahi vermedi, Ama kan şekeri 260-270 idi, Bu şeker mutlaka düşürülmeli bununla yaşanmaz, Vücuduna pek çok zararı olur. Kadıköy’de Diyabet Hastanesine gitmemizi önerdi.
    Kızım Sibel Uzman Doktor Enver Şükrü Göncüoğlu’ndan randevu aldı.. O da Konyalı imiş uzaktan uzağa akraba çıktık. Gene bir hafta süren tetkikleri yaptırdık, Nöroloji, beyin MR’ı, Göz, yediden D3 vitamini tetkikleri…
    Şu an tedavi ve ilaçlar devam ediyor. Şekerim eski seviyesine indi, eskisi gibi devam etse böbreklerimde beynimde hasarlar oluşacakmış, bunun için
    Eczacı kızım SİBEL BİLDİRİCİ’YE
    Doktor SÜLEYMAN ALTIN’A (Okmeydanı Hastanesi)
    Uzman Doktor ENVER ŞÜKRÜ GÖNCÜOĞLU’NA (Kadıköy Diyabet)
    Nöroloji Doktor KÜBRA BATUM’A (Kadıköy Diyabet Hastanesi)
    Devamlı doktorum Dr. MURAT MERTOĞLU’NA (Kirazlı Yunus Emre)
    Başarılı 3 sten takan Uzman Dr. ZEKİ DOĞAN’A (Kirazlı Medicine)
    Kalbi teşekkürlerimi sunarım. İyi ki varsınız.

    haber pano 2986
    Telefon 0 542 241 0302

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 15-03-2017

    MUĞLA ÜNİVERSİTESİ’NDE OKUYAN SAMSUNLU
    NEVİN ÖZİÇ’TEN HABER ALMAK İSTİYORUM
    Sayın Nevin Öziç
    Siz 1999-2000 yıllarında Muğla Üniversitesi’nde eğitim görürken mezuniyetinizi “ULA, GÖKOVA –AKYAKA” isimli bir kitapla taçlandırdınız. Tarihi konuda benden de bilgiler aldınız, Ula Uluları arasına beni de koydunuz, kitabınızı bana da gönderdiniz. Sizinle hiç yüz yüze görüşmedik. Ben onu aldım, itiraf edeyim, bir öğrenci kitabı diye fazla önemsememiştim. Ama sonradan inceleme fırsatı buldum. Meğer kitabınız bir öğrenci kitabının çok çok üstünde olduğunu gördüm. Kitabınızın yeniden basımı bu Belediye tarafından da olabilir. Muğla kültürüne çok değer katacağına inanıyorum
    Size ulaşmak istedim, Samsun’daki adresiniz bir İşhanı idi, evlenmiş olduğunuzu var sayarak, yeni soyadı aldığınızı kabul ederek bu ilanı yazıyorum. Bana ulaşabilirseniz çok mutlu olacağım….
    Akyaka Konusunu işleyen
    Mehmet Bildirici
    Tel o 542 241 0302

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 2979 11-03-2017

    TARİHİ EFES’TE 2004 YILINDA SU TOPLANTISI FAHLBUSCH IV
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Hidrolik konusunda önderim, Fahlbusch ile ilgili 3.yazımda 2004 yılında yapılacak toplantının Efes’te yapılacağını yazmıştım.
    Toplantıyı Efes’te uzun yıllardan beri kazı çalışması yapan “AVUSTURYA ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ himayesinde bünyesinde çalışan arkadaşım Gilbert Wiplinger düzenliyordu. Tabii bu işin başında Fahlbusch, ve arkasında kale gibi Avusturya Arkeoloji Enstitüsü….
    Toplantıya Türkiye’den Üniversite hocaları, Müze yetkileri, çevrede kazı yaban yabancı uzmanlar katılıyordu. Tabii bir o kadar da yurt dışından tarihi su konusuna meraklılar. Toplantıya o kadar bildiriler sunuldu ki bunları tek tek saymaya imkân ve gerek yok. Toplantıdan iki yıl sonra kongrenin iki cilt halinde İngilizce ve Almanca kitabı çıktı. DÜNYA TARİHİ, ANADOLU TARİHİ, EGE TARİHİ yönünden bulunmaz bir altın kitap. İçinde hep Anadolu, hep su uygarlığı… !!!!!!!
    CURA AQUARUM IN EPHESUS Volume 1-2 edited by Wilbert Wiplinger 534 sayfa
    Burada bir açıklama yapmam gerekir Latince “Cura Aquarum” sözcüğü antik Roma’da “Su Yönetimi” kurumu anlamına geliyor. Editörü (düzenleyen Gilbert)
    Bu arada çeşitli antik kentler su yapıları gezildi. Burada bir noktada açıklama ihtiyacı duyacağım. Daha önceki çalışmalarımda çok su yapısı inceledim, ama tek başıma bakıyorum, bakıyorum, anlamaya çalışıyorum. Burada durum farklı antik kent su yapısını en iyi bilen anlatıyor, sorular soruluyor, bu tartışmalar pek çok noktayı aydınlatıyor.
    Sonuçta Bergama (Pergamon), Priene, Denizli Laodikya, Pamukkale Hierapolis kentleri gezildi. Anadolu tarihinden sayfaların yer aldığı 534 sayfada anlatılabilen bir konferans bir yazıda açıklanması mümkün değildir.
    Benim burada bildirim “The Cistern and Aqueduct of Keramos in Ancient Caria”
    Türkçe olarak Antik Caria’da olan Keramos kentinde (Ören) sarnıç ve Suyolu” idi. Volume 1 (cilt) 147-150 sayfalarda yayınlandı.
    Özellikle 1996 yılından itibaren Akyaka ve çevresini daha dikkatli gezmeye başlamıştım.
    Bir defa yolum Ceramos (ÖREN) yolum düştü, suyolu ve su deposu çok değişikti. İlgimi çekti, hemen fotoğraf ve krokilerini çizdim ve daha önce Fahlbusch’a gösterdim, çok ilgi çekici buldu bunu bir bildiri yap demişti. Ben de yazdım ve toplantıya sundum.
    Ören’e girişte tepede bir su sarnıcı bulunmakta sanıyorum, gelen su biraz kumlu burada havuzda süzülüyor. Tabii ben bunu ön tahminle sezinlemeye çalıştım.
    Buradan Muğla Müzesi ve Kültür Müdürlüğüne’ de sesleniyorum. Burada mutlaka kazı yapılıp gerçek ortaya çıkarılmalıdır. Dünya çapında bir su yapısı ortaya çıkacak.
    Ayrıca su doğudan su kemerleri ile geliyor. Üzerinde benim de tespit ettiğim ilginç su kemerleri var. Ama geniş bir vadi her iki tarafından ayakların kalıntılarından burada çok muhteşem bir kemer olduğunu sanıyorum. Benden sonraki Muğlalı su mühendisleri meslektaşlarıma buraya eğilmelerini öneririm. Keramos’taki su yapıları Muğla için zor bulunur bir hazine niteliğindedir.
    Biraz da işin eğlence tarafına girersek Efes’te tarihi Celcius kitaplığı önünde bir akşam muhteşem kokteyl verildi ki harikaydı, sanki karanlıkta sadece cephesi olan bina muhteşem şekilde hayal edilebiliyordu. Hizmeti ise güzel boylu boslu Türk kızları yapıyordu, bir özelliği Efes günündeki şahane tuvaletlerle, ben böyle bir kızla fotoğraf çektirdim. Onu ekleyeceğim
    İtalyan kazı heyeti de Hierapolis antik kenti kazı alanında bir klasik batı müziği dinletisi sundu, bu dinletiden sonra bir yemek vermişti unutulmazdı. Efes toplantısı benim katıldığım ikinci toplantıydı. Pek çok yerli yabancı kültür dostu edindim.
    Fahlbusch’un düzenlediği üçüncü toplantı Ürdün (Jordan) tarihi PETRA kentinde idi. Hemen hemen aynı yabancı bilim adamları buradaydı.
    PETRA kenti 2000 yıl önce bir Arap ve Roma kenti idi. Çok değişik görülmeye değerdi. Burada çok fazla detaya girmeyeceğim.
    Ben burada “İstanbul Kilyos bulunan şahane bir su terazili sistemi bildiri yaptım ve sundum. Daha ileride SU TERAZİSİ seri yazımda geniş şekilde bahsedeceğim, bu konuya geri döneceğim. Bu yazımı Amman kentinde kaldığımız Otelde bir akşam bizler için özel salonunda Ürdün hükümeti su Bakanı Osman El-Kürdi (!!!) şahane bir yemek vardı. Bu “Water Historians- Su Tarihçileri içindi. Bu grup arasında Türkiye’den katılan tek kişi bendim.
    Burada Ürdün Su Bakanı Ürdün’ün su durumu konusunda İngilizce geniş açıklamalar yaptı. Bu arada bilgisayarda iki defa görüntü kayboldu, hemen ortaokul öğrencisi yaşlarında bir çocuk muhtemelen oğlu hemen gelip bilgisayarı ayarladı.
    Bu toplantıdan bir fotoğrafı da ekliyorum.
    Bir sonraki yazımda diğer çok önemli iki toplantıya yer vereceğim.
    Devam edecek
    (Muğla Devrim 10.03.2017 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 2978 11-03-2017

    BENİ ULUSLARARASI TOPLANTILARA TAŞIYAN PROF FAHLBUSCH III
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Geçen yazımda Fahlbusch, Türk Milli Sulama Drenaj Komisyonundan bir yayın istemişti, bununla ilgili geçen yazımı; konuya merak sarmıştım, yürümeliydim, Fahlbusch böyle istemişti” diye yazmıştım.
    Daha sonraki yıllarda “Tarihi ve Kültürel Değerleri ile Tarihi Sulama, Su Toplama ve Taşkın Koruma Tesisleri” isimli çalışmamı (yaklaşık 200 sayfa), DSİ Genel Müdürlüğü’nün 50 kuruluş yılı için yayınlanmak üzere sundum. Bu defa kitabım didik didik incelenmişti. Ama bu inceleme konunun özüne dönük değil, bilgisayar yazılımı ile ilgili idi. DSİ Genel Müdürlüğü konuların içeriğine dönük bir müdahale etmemiştir. Birkaç defa düzeltme yaptım, sonunda götürdüm, DSİ Genel Müdürlüğü ilgili bölümüne teslim ettim. Ama basım tekniği yönünden bir sürprizle karşılaştım.
    1994 yılında basılan ilk kitapta yazılar arasına resimler için boşluk bırakmış ve buralara resimleri yapıştırmıştım. Ofset usulü basılmıştı. Bu defa teknoloji değişti, resimlerde bilgisayara geçecek dediler. En başa dönmüştüm, bu tekniği bilmiyordum. Oğlum Öztuğ imdadıma yetişti, 3 gün resimleri tarayıp (scan) bilgisayara yerleştirdi. Bu arada bu tekniği de öğrenmiş oldum.
    Aceleye geldi taramalar renksiz oldu, kitap ebadı A4 formundan küçüktü, resimler rahat yerleşemedi, ÜSTÜNE ÜSTLÜK KİTABIN YAZARI OLARAK MEHMET BİLDİRİCİ ACELEDEN unutulmuştu, Yazarı olmayan bir kitap !!!!!
    İstediğim gene olmamıştı. Beş yıl daha çalıştım. Tüm resimler renkli olarak taranıp yerleştirilmişti, 2009 yılında Genel Müdürlükçe CD olarak yayınlandı.
    Kitabım tarihi sulama, taşkın koruma konularında benzeri olmayan değerli bir yayın olduğuna inanıyorum. Web sitemden kolayca erişilebilir ve indirilip ciltlenebilir. Dijital çalışan bir fotokopicide ciltlenmesi dahil sadece yarım saat almaktadır.
    Fahlbusch ile ilk buluşmamız sanıyorum 2000 yılında bir Ege kenti Milet’te oldu. Bana gönderdiği mektupta Milet’te bulunacağı günü yazıyordu. İstanbul’dan otobüse atladım, yazdığı tarihte orada oldum. İlk defa karşılıyorduk. Sarıldık, öpüştük, bana Milet suyollarını ve Milet’i bilen bir kişi olarak gezdirdi. Kazı heyeti başkanı Gerhard Tuttahs (1926-2013) idi. Daha sonra Tuttahs’ın bir dergide yayınlanmış “Millet Suyolları isimli Almanca bir bildirisini yolladı, benim Web sitemden ulaşılabilir.
    Önceleri Tuttahs’ı arkeolog sanıyordum, sonra ki araştırmalarımda Almanya’da firması olan çok ünlü bir su mühendisi ve Milet kazılarında su konusunda danışman olduğunu öğrendim. Daha sonra Almanca “Milet und das Wasser-Milet ve Su” isimli 500 sayfa kalınlığında bir kitabını aldım, halen arşivimde bir antik kentinin tarihi su kitabı, İŞTE ANADOLU’NUN VE EGE’NİN ZENGİNLİĞİ !!!!!!!!
    Bundan sonra Fhalbusch düzenlediği 5 altın toplantıya katılmamı sağladı. Bunların ilki 2001 yılında İsrail’de gerçekleşti. Fhalbusch İsrailli bir ekiple tarihi su konusunda uzun zamandan beri çalışıyorlarmış. Burada iki İsrailli ile tanıştım. Biri genç ve civa gibi bir arkeolog Tsvika Tsuk, gezilerde rehberlik yanında ilginç fıkralar anlatırdı. Biri ise yaşlı başlı tarihi ve su konusunda bir bilge YEHUDA PELEG idi. Toplantıyı o düzenliyordu. Türkiye’den tek katılımcı bendim. Beni çok yetkili bir Genel Yöneticisi sandılar bu yönde sorular yönettiler. Ben kendi paramla Fhalbusch’un daveti ile katılan resmi bir hüviyeti olmayan biri olduğumu söyledim.
    “Benim tebliğ konum “ANADOLU’DAKİ TARİHİ BARAJLAR” idi. Bu benim yurt dışında İngilizce yaptığım ilk sunumdu. Heyecanlanmadım desem yalan olur. Fahlbusch bazı yerlerde yardımcı oldu. Yaklaşık bir hafta süren konferansın yarısı ders yarısı ise gezi şeklindeydi. Pek çok tarihi su yapısını gezdirdiler. Siyasi durum karışıktı. Kudüs’ün Arap bölgesine Müslümanlar dışında geçiş yasaktı. Ben bir gün fazla kaldım, Mescidi Aksa yerine yapılan camiyi görmek istedim. Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, Müslümanım dedim. İki terörist kılıklı genç ben den “Kurandan bildiğin birkaç ayet oku dedi” Müthiş Şoke oldum ve bozuldum, girişten vaz geçtim. Halbuki Kudüs’te (Jerusalem) tarihi kiliseler dolu ve kapıda sen kimsin diye soran olmuyordu.
    Sonuçta ilk defa İsrail’i gezdim, Bildirim Almanya’ya yayınlanan kitapta yayınlandı. Bildirimi Toplantıyı düzenleyen Yehuda Peleg düzeltmişti. Yehuda Peleg ile ilgili tekrar yazacağım. Önümüzdeki 2004 yılındaki toplantının Türkiye’de Efes antik kentinde yapılmasına karar verildi ve toplantı sona erdi.
    Yazım ekine suyu ölçen güzeller isimli fotoğraf eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 09.03.2017 yayınlandı)

Toplam 116 yorum bulundu. 11-20 arası listeniyor.