Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 2748 11-04-2016

    CİSİMLERİN MUKAVEMETİ
    Sevgili Sınıf Arkadaşlarım
    31.Mart 2016 günü gerçekleşen sınıf yemeğine çıkmadan önce “İTÜ Vakfı”nın yayınlarını inceledim ve değerli bir hocamızın kitabının yeniden basıldığını gördüm. “CİSİMLERİN MUKAVEMETİ” ilk yayın çok değerli hocamız MUSTAFA İNAN’a ait 1967 tarihli, bu ise Prof Dr. Esin İnan tarafından günümüz Türkçesine uyarlanmış 9. Baskısı. 600 sayfa
    Mustafa İnan 1911yılında Adana’da dünyaya gelmiş, 1937 yılında Mühendislik Mektebi Âlisi’den (İTÜ) mezun olmuş, İsviçre Zürih’te doktorasını yapmış, 1941 yılında İTÜ’ye asistan girmiş daha sonra İTÜ İnşaat Fakültesi’nde Profesör olmuş bizim dönemimizde Mukavemet, Elastisite, Plastisite derslerini yürütmüş genç yaşta 1967 yılında kan kanserinden aramızdan ayrılmıştır.
    Bizim dönemimizde basılmış ders kitabı yoktu. Biz derslerde not tutardık. Bu notlar daha sonra 1967 yılında ölümünden kısa süre önce kitap haline gelmiş.
    Mustafa İnan Üniversitenin en önde gelen bir öğrencisi ve hocası olduğu gibi çok iyi ders anlatması ile de bilinirdi, Bunun yanında kültürel konularda çok derin bilgisi olduğu söylenir.
    Mustafa İnan Türkiye’nin önde gelen arkeologlarından Prof. Dr. Jale İnan ile evliydi. Tek oğulları Makine Yüksek Mühendisi Hüseyin İnan halen bir İspanyol ile evli ve yaşamını orada sürdürmektedir.
    Prof. Dr. Esin İnan hocanın öğrencisi ve bir zamanlar gelini idi. Kitabın 9. baskısı onun tarafından 2014 yılında gerçekleşmiş ve oğlu tarafından desteklenmiştir.
    Mustafa İnan’a ölümünden kısa süre sonra TÜBİTAK tarafından “HİZMET ÖDÜLÜ” verilmiştir. Gene TÜBİTAK tarafından ailesinin de desteği ile hayatının bir roman haline getirilmesi istenmiştir. Bu işi hocanın öğrencisi İnşaat Yüksek Mühendisi ve tanınmış romancı “OĞUZ ATAY” yüklenmiş “BİR BİLİM ADAMININ ROMANI” olarak yayınlanmıştır.
    Yeni yayına çıkan “CİSİMLERİN MUKAVEMETİ” 600 sayfa hacminde tuğla gibi bir kitaptır.
    Kendim adına bu yaşta (77) alıp okumam, Mukavemet dünyasına girmem pek mümkün görünmemektedir. Ama bunu torunum için aldım, 8 yaşında Mimar olmaya kararlı bu torunumun (Demir) kitaplığında bulunması gerekir diye düşündüm.
    Ama ikincisi önceden çıkan “Bir Bilim Adamanın Romanı” bir anı kitabıdır tüm arkadaşlarımın edindiğini ve okuduğunu düşünüyorum.
    Mustafa İnan’ın benim için çok daha özel bir yeri var. Ben son sınıfta kol olarak “TATBİKİ MEKANİK” kolunu seçmiştim. Kürsü Başkanı Mustafa İnan idi. Son Diploma Travayı’mda “Dairesel Çubukların Burkulması” idi. Kasım 1962 de tüm derslerimi vermiş, en son diploma almam için onunla mülâkat yapmam gerekiyordu.
    Odasına girdim, sadece ikimiz vardık. Bana sorular soruyordu, sorular zordu, mekaniği anlayıp anlamadığımı ölçmek istiyordu. Dışardan hocayı telefonla arıyorlardı, bu ise bana can simidi oluyor, düşünme fırsatı sağlıyordu…..
    Bu mülakatı geçtikten sonra diploma elime geldi. Yüksek İnşaat Mühendisi olmuştum.
    Böyle hocalardan eğitim aldığımız için ne kadar gururlansak azdır.
    MEHMET BİLDİRİCİ
    (itü62insaat@yahoogrops.com da yayınlandı)
    06.04.2016

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 2736 11-04-2016

    SALAMIS DENİZ SAVAŞINA KATILAN KARIALI ARTEMİSIA (M.Ö. 480) II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İçinde Muğla’nın bulunduğu bölgenin eski çağdaki ismi Karia’dır. Karia M.Ö. 545 yılında Pers hâkimiyeti altına girmiştir. Pers İmparatorluğu Anadolu’yu yönetmek için Anadolu’yu satraplık’lara bölmüştür. Karia’da da başkenti Milas olan bir satraplık (valilik) bulunmaktadır. Pers Kralı Xerxes (Serhas) (yön M.Ö. 485-465) imparatorluğun başındadır. Pers yönetimine isyan başlatan Milet’in intikamını almak için denizden Atina başta olmak üzere Grek kentlerine bir sefer düzenlemiş, Salamis deniz savaşını M.Ö. 480 yılında gerçekleştirmiş, ama umduğunu bulamamıştır.
    Bu deniz savaşına Halikarnas (Bodrum), Kos Adası (İstanköy), Nisyros adası adına ARTEMISIA komutasında 5 gemiden oluşan bir deniz birliği ile kralın donanmasına katılmıştır.
    ARTEMISIA BÖYLECE DÜNYADA DENİZ SAVAŞINA KATILAN İLK KADIN OLMAKTADIR.
    Gelen tarihi kayıtlarda Artemisia ile bilgiler hemen hemen hiç yoktur. Babasının adı Lygdamis olarak bilinmektedir. Nerede yaşadığı ve satrap olup olmadığına dair net bilgiler gelmemektedir.
    Buna karşılık tarihin Babası Herodot’un kitabında Artemisia hakkında geniş bilgiler yer almaktadır. Kral Serhas tüm komutanlarını toplar bu sefer hakkında fikirlerini sorar. Komutanlarının tümüne yakını olumlu görüş bildirmesine karşı Artemisia seferin risklerini bir bir sıralar, yapılmamasını önerir ama ciddiye alınmaz sefere karar verilir. Sonuçta Artemisia’nın görüşlerinin doğru çıkması sonucu Kral Serhas şöyle der;
    “Benim tüm adamların kadın çıktı, Kadınım (Artemisa) ise adam çıktı”
    Elimizdeki bilgiler yetersizdir. Onu anlayabilmek için bazı tahminler yapılabilir.

    Artemisia çok büyük olasılıkla Karia’lıdır. Karia’lılar bu bölgede yaşadığı bilinen en eski yerel halktır. Kendi farklı dilleri, dinleri ve gelenekleri vardır. Ancak bunlar yeterince araştırılıp ortaya çıkarılamamıştır.
    Artemisia nerede yaşamış olabilir? Büyük olasılıkla o zaman satraplığın başkenti Milas’ta.
    Karia dili kullanılıyor mu idi? Halk arasında konuşulduğu kanısındayım. Göç olarak gelen Greklerle iç içe yaşadıklarına göre resmi yazı dilinin Grekçe olduğunu görüyoruz.
    Artemisia Milas’ta satraplık koltuğuna oturdu mu? Bilinmez?
    Ya da Karia’nın ileri gelenleri 5 gemilik bir filoyu hazırlayıp başına Artemisia’yı getirmiş olabilirler. Kaptan kadın olunca tayfalar arasında başka kadın var mıydı?
    Sonuç olarak ARTEMİSIA bir deniz savaşına 5 gemi ile katılan dünyadaki ilk kadındır. Bu Muğla yönünden çok çok önemlidir.
    Muğla Valiliği ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı böyle konulara çok duyarlı olduğunu düşünüyorum. Artemisia’ya yakışır bir heykelin dikilmesi çok yerine olacaktır.

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 11-04-2016

    ANADOLU’NUN HAVVA ANASI PUDU-HEPA (M.Ö. 13 yüzyıl) I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Pudu-Hepa M.Ö. 13 yüzyılda yaşamış Hitit Kraliçesi’ dir (Tawannanna). Hitit Kralı III. Hattuşili’nin (Krallığı M.Ö.1267-1237) eşi IV. Tuthalya’nın annesidir. Tarihte Çatalhöyük’ten beri Anadolu’da kadın tanrıçalar vardır. Onlara tapınılır, ama kadın toplum içinde yer almaz, aile içinde evin gerisinde çocukları büyütür, yemek pişirir evin hizmetlerinde bulunur.
    Nadir ve yetenekli kadınlar toplum içinde görünmeyi başarabilmişlerdir. Pudu-Hepa Anadolu’da bunu başaran ilk kadın veya ilk kadınlardan biridir.
    Pudu-Hepa ismi Hurrice’dir. Kendisi de bir Hurri rahibin kızıdır. Tahminen Çukurova’da bir yerde doğmuştur. Hurriler Çukurova, Güney Doğu Anadolu, Suriye yaşamış bir halktır. Hitit ve Urartular hakkında pek çok kalıntı ve yazıt bugüne geldiği halde Hurri’lerden gelen sadece Paris Louvre Müzesi’nde üzerinde Hurri dilinde yazıt olan bir aslan heykelidir.
    Kral III. Hattuşili kendisini Suriye civarında görür, rüyasında Tanrıça Isthar bu kızı al kendine Tawannanna yap ve sev der.
    Böylece Pudu Hepa Anadolu’nun ortasında Hattuşas’da Hitit Sarayına gelin gelir. Eşi kral olunca eşinin yanında yer alır, diplomatik yazışmalarda ismi ve mührü görülür. Mısır Firavun’u (Pharaof) Kralı II. Ramses’in Pudu-Hepa için övücü sözlerini içeren belgeleri bulunmuştur. Adana Anadolu Arkeoloji Müzesi’nde Pudu-Hepa’ya bir mühür sergilenmektedir.
    Ancak Anadolu’ya ait bu özgün uygarlık M.Ö 7 yüzyıldan itibaren tarihten silinir, Sümer uygarlığının da tarihten silindiği gibi.
    Dünya ve Türkiye bu uygarlığı yirminci yüzyılın başından itibaren yeniden ortaya çıkarılmaya başlar, dili çözülür ve yazıtları bir bir okunmaya başlar. Cumhuriyetin ilk yıllarında Hititlere ETİ ismi verilir. Özellikle Atatürk’ün bu konuya çok ilgi gösterdiğini biliyoruz. Eti ve Sümerlerin Türk olduğu kabul edilerek ETİBANK ve SÜMERBANK kurulur. İstanbul’da bir seçkin semte Etiler ismi verilir.
    Ben şahsen bu iki uygarlığın Türk olduğu konusunda gençliğimde pek çok tartışmayı izledim ve hatta bazılarına katıldım
    Sonuç olarak ben matematiksel düşünceyle tarihi olayları yerlerine koymanın daha doğru olduğu düşüncesindeyim.
    1.-Sümer Uygarlığı gibi Hitit (Eti) uygarlığı da çok önemli uygarlıklardır. Ama her ikisi de tarihin derinliklerine gömülmüş, 19 ve 20 yüzyıllarda yeniden keşfedilmiştir.
    2. Biz Türkler Anadolu’ya 1071 tarihinde geldiğimize göre kaybolmuş bu uygarlıklar hakkında bir bilgimizin olması mümkün değildir. Nitekim Türk ve Osmanlı tarihlerinde isimleri asla geçmez….
    3.Hitit ya da Eti uygarlığın Anadolu’muzda 26 yüzyıl sonra ortaya çıkması fevkalade sevindirici ve heyecan vericidir. Anadolu’nun Anası Pudu-Hepa’ya (Türk veya değil) sahip çıkmalıyız onu başımızın tacı yapmalıyız diye düşünüyorum.
    Yazıya onun uzmanlarca yazılmış bir resmi eklenecektir.
    Oğlu Hitit Kralı IV. Tuthalya ilgili yazım Muğla devrim 22.02.2016 yayınlanmıştı.
    (Muğla Devrim 08.04.2016 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 2730 15-03-2016

    İÇİNDE ANADOLUNUN BULUNDUĞU BÜYÜK İMPATARORLUĞU KURAN MAKEDONYA KRALI BÜYÜK İSKENDER (M.Ö 336-323) VI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İskender M.Ö 356 yılında Makedonya Krallığı’nın Başkenti Pella (Kuzey Yunanistan) doğmuştur. Babası Makedonya Kralı II Phlip annesi ise Olimpia’dır. Onaltı yaşında iken babası tarafından büyük filozof ARİSTO (Aristoteles) kendisinin eğitimi ile görevlendirilmiştir. Yirmi yaşında iken babası öldürülmüş onun yerini almayı başarmıştır. Ayrıca babası döneminde Makedonya krallığında çok ciddi bir askeri eğitim veriliyordu. İskender bu askeri eğitim sistemini geliştirerek devam ettirmiş, girdiği tüm savaşları kazanmıştır.
    İskender (Megas Alexandros) aslen Helen olmayıp Makedon asıllıdır ancak krallığı Helen kültürü dini ve geleneklerini kabul etmiştir. O sıralar Anadolu Pers (İran) yönetimi altındadır. Genç yaşta Yunanistan’da birliği sağlamış Anadolu’daki kentleri Pers yönetiminden kurtarmak için Helen dünyasını birleştirmiş arkasına almıştır.
    Büyük İskender M.Ö 334 tarihinde büyük bir ordu ile Çanakkale Boğazından Anadolu toprağına ayak basmıştır. Ege bölgesindeki kimi kentler teslim olmuş kimileri zorla alınmıştır. Aynı yıl Halicarnas (Bodrum) surları önüne ulaşmış, kuşatmış ama kenti alamamıştır. Burada büyük bir Pers direnişi ile karşılaşmış, kuvvetler bırakarak Tarsus’a doğru Likya üzerinden yoluna devam etmiştir.
    Bu sefer Karia tarihi yönünden çok önemlidir. Karia bölgesine giren ilk büyük ordu M.Ö 546 yılında Harpagos komutasındaki Pers (İran) ordusudur. Çine Çayı (Marsias) boyundan Karia girmiş ve tüm Karia Pers yönetimi altına girmiştir.
    İkincisi ise Büyük İskender ordusunun Karia’dan geçişidir. Bodrum’dan Likya üzerinden Tarsus’a nereden geçmiştir. O zamanlar henüz antik yollar (döşeme yol ) yoktur, yerel rehberler en uygun rotalarla ordulara yol veriyordu.
    Araştırmalarıma göre Yerkesik- Ula civarı- Kızılyaka (Callipolis) den geçtiğini sanıyorum. Üçüncü ordu ise büyük Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos yoludur. Hemen hemen geçtiği rota bellidir. Büyük İskender’in rotasının da Üniversite çevrelerinden ciddi şekilde araştırılmalıdır. Bu arada bu orduların asker sayısı çok ciddi araştırmalıdır. Yazılan rakamları çok abartılı buluyorum.
    Büyük İskender’in Asya seferi bir yazıda anlatılması mümkün değildir. Merak edenler bu konuda pek çok kitap okumaları gerekir. Tarsus’ta bir hastalık geçiren İskender M.Ö 333 yılında İskender Pers İmparatorluğu’nun peşinde Suriye’ye, İran’a ta Hindistan’da Ganj nehrine kadar gidiyor. Dönüşte M.Ö 323 yılında Babil’i başkent yapıyor, 33 yaşında çok genç yaşta ölüyor.
    Bu seferin Anadolu’da etkileri ise şöyle; Anadolu Helenlerin ana yurdu değil. Yaklaşık M.Ö 900 civarlarında Helenler Ege kıyılarına yerleşiyor. İzmir’in güneyine (Efes, Milet) İon’lar (Yunan kelimesi buradan türeme), İzmir’in kuzeyine Aeolis’ler, Karia ve çevresine Dor’lar yerleşiyor.
    Daha sonra yaklaşık 200 yıl bir Pers yönetiminden sonra Büyük İskender’in Asya seferi tüm Anadolu, Suriye, Mısır, İran ve Afganistan’da Helenizm uygarlığı etkisine giriyor. İskender adına 20 civarında kent kuruluyor. En başta Mısır’da İskenderiye (Alexandria), Anadolu’da İskenderun..vs.
    Ben burada iki noktayı belirteceğim. İlki Kurtuluş Savaşı, İzmir’in işgali, Yunan hükümetin Türk karşıtı uygulamaları elbette bizleri yaralayan olaylardır. Ancak bunlarla aynı soydan gelen ve aynı dili konuşan yaklaşık 2500 yıl önce yaşayan Thales, Eflatun (Platon) Aristo ve Büyük İskender’i bu yargılarla değerlendirmenin doğru olmadığını, onları zamanına göre değerlendirmelerinin yerinde olduğu görüşüyorum, ben şahsen bu kritik eşiği aştığımı sanıyorum. Ancak bu eşiği aşamayan pek çok aydınımızın olduğu da bir gerçektir.
    Avrupa ve dünya tarihinde çok büyük asker ve devlet adamı İskender’i nasıl ve ne zaman farkına vardığımı da kısaca belirteceğim.
    Konya Lisesi’nde öğrenci iken Konya Lisesi Müdürü ve Felsefe öğretmenimiz Selman Erdem (1923-2012) çok nazik davranışları ve düşünceleri ile bizleri çok derinden etkiledi. Derste estetik konuşmaları yanında büyük yazarlardan bahseder, Eflatun Devlet isimli eserinde şöyle der ve bu eseri okuyan parmak kaldırsın derdi. Böyle pek soru sorduğu halde hiç parmak kaldıran olmadı. Çok huzurlu bir ortamda eğitim alıyorduk, ama o günün Konya’sında kütüphanesinde Eflatun’un eseri olan belki birkaç kişi var ya da hiç yoktu.
    Konya Lisesi’nden sonra İstanbul’a İstanbul Teknik Üniversitesi’ne (İTÜ) de öğrenim için gittiğimde, değerli öğretmenim nelerden bahsetti diye irdelemeyi denedim. Bir anda kendimi eski Yunan’da Eflatun’un karşısında buldum. Ben Üniversitede Matematik ve mühendislik okuyordum. Felsefe ve tarih eğitimi almıyordum. Ama biraz kendimi zorlayarak okumaya anlamaya çalıştım. Aldığım matematik eğitiminin burada çok yararını gördüm, matematiksel düşünmenin çok önemli olduğunun farkına vardım. Zaten Eflatun’da Akademi adlı okuluna gelecek öğrencilere önce geometri öğrenin sonra Akademi’ye gelin demiyor muydu?
    Yıl 1958 Konya Talebe Yurdunda kalıyorum, Okuduğum kitapların etkisi ile Büyük İskender’i fark ettim, Droysen isimli bir Alman Tarihçinin 4 ciltlik kitabını bir çırpıda okudum, gene bazı yakın arkadaşlarım bu kitapları da nereden buluyorsun diye çok değişik karşılandığım oluyordu.
    Şimdi dönüp geriye bakıyorum aradan 58 yıl geçmiş, tarihi incelemeye doğru bir noktadan başladığıma inanıyorum.
    Antik çağda Anadolu’daki krallar konusunda 6 setlik bir diziyi tamamladım.
    Önümüzde de gene Antik çağda öncü kadınlar konusunda bir sete başlamak istiyorum

    (Muğla Devrim 14.03.2016 da yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 2729 15-03-2016

    II. YÜZYILDA ANADOLU’YU BAŞTANBAŞA İMAR EDEN
    ROMA İMPARATORU HADRIAN (117-138) V
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu yazımda da Anadolu’muzu baştanbaşa imar eden imparatorların başında gelen Hadrian’dan söz edeceğim.
    Roma yönetimi, Anadolu’ya M.Ö 133 yılında gelmiş ancak İmparatorluğun kuruluşu ile imar işlerinde etkisini göstermiştir. M.S 98-180 yılları arasında hüküm süren 5 imparator tarihte iyi imparatorlar olarak bilinir. Bunlar
    Nerva (96-98)
    Trajan (98-117)
    Hadrian (118-138)
    Antonius Pius (138-161)
    Marcus Aurelius (161-180)
    Amerikalı tarihçi Will Durant 82 yıl süren bu beş imparator döneminde olan yapılaşma dünyanın hiçbir imparatorluğunda ve hiçbir zamanında görülmemiştir diye yazar. Bunlardan ikincisi olan Trajan Anadolu gezisi sırasında Antalya Selinus (Antalya Gazi Paşa) antik kentinde ölür. İç organları buraya gömülür cenazesi Roma’ya götürülür. (Kanuni Sultan Süleyman’ın Macaristan’da ölüp İstanbul’a taşındığı gibi).
    Son imparator Marcus Aurelius ise tarihte filozof imparatordur. Büyük Filozof Eflatun “Ya krallar filozof, ya da filozof olmalı” olmalı der. Onun öngörüsü burada gerçekleşir.
    Trajan döneminde Roma en geniş sınırları içindedir. 117 yılında ölmeden önce Hadrian’ı evlat edinir, o imparator olur. O dönemde ki Roma imparatorluğunun sınırları içinde yaklaşık 25 modern ülke yer almaktadır. Bunlardan biri de Anadolu’dur.
    Hadrian 76 yılında İspanya’da doğar, köklü bir ailenin çocuğudur. Hadrian döneminde
    İmparatorluk coğrafyasında sayısız anıtsal yapılar ortaya çıkar. Roma’da Panteon binası, kendi adıyla anılan villa, İngiltere’de 122 km uzunluğunda 4,5 yüksekliğinde ve 2,5 m genişliğinde Hadrian duvarı bunlardan bazılarıdır. Grek kültürüne ve Atina’ya çok önem verir, Atina’yı imparatorluğun kültür başkenti yapar.
    Hadrian 129-130 yıllarında Anadolu’da uzun bir geziye çıkar, ziyaret ettiği kentlerde anıtsal kapılar, görkemli yapılar onun onuruna yaptırılır.
    Bunlara bazı örnekler şöyle
    Antalya’nın en güzel antik anıtı Üç Gözlü Kemer
    Phaselis kentinde Hadrian Kemeri
    Isaura (Konya Bozkır Zengibar Kalesi) ve daha başkaları
    Hadrian o günün anlayışına göre tanrılaştırılır, adına tapınaklar yaptırılır
    Efes’te Hadrian Tapınağı, Cyzikus’ta (Bandırma) Hadrian Tapınağı
    Adına kentler kurulur veya geliştirilerek onun ismi verilir.
    Bunların başında EDİRNE (Hadrianople), Karabük Eskipazar yakınında Hadrianapolis, Konya Doğanbey yakınında Hadrianapolis kenti ve başkaları… Konya (Iconium) kentinin gelişimi 1. yüzyılda İmparator Cladius’tan başlamış, bölgenin surlarla ve yapılarla donanımlı bir kent haline gelişi Hadrian döneminde tamamlanmıştır.
    Roma döneminde ki Edirne %90 toprak altında olup bugün tamamen Selimiye Camii başta olmak üzere görünenler hep Osmanlı eserleridir. İstanbul’dan sonra en çok Osmanlı eseri bu kenttedir.
    Hadrian hakkında internette çeşitli bilgiler, döneminde yaşanan politik olaylar hakkında çeşitli yayınlar vardır. Buna bir örnek “Arkeoloji ve Sanat Yayınlarından” “Historia Augusta Hadrianus- 2011” kitabıdır.
    Bu yazımda gayem bu imparatorun Anadolu’da yaptıklarının bir envanterini en azından bir taslağını çıkarmaktadır. Bu konuda araştırma ve kazılar sürdükçe bunlara yenileri eklenecektir. Anadolu’nun aydınlatılması ve turizm alanında değerlendirilmesi başta Türk insanına düşen bir görev olduğu görüşündeyim.
    Bunlar ise Anadolu’nun dünya çapında arkeolojik değerini ortaya koymaktadır.
    Son olarak Hadrian’da bir insandır, tanrılaştırılsa da çok büyük imparatorluğun başında olsa da yaşlılığında ağrıları sızıları olmakta onlardan şikâyet etmektedir. İntiharı bile düşündüğü olmuştur. Tanrı tanrıdır, insan onun yarattığı düşünen varlıktır düşüncesi ne kadar doğru….

    (Muğla Devrim 10.03.2016 Yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 2727 15-03-2016

    ADİL KARAAĞAÇ’I (1923-2016) KAYBETTİK
    Adi Karaağaç Konya 2 dönem Konya Milletvekillerinden Mustafa Fevzi Karaağaç’ın oğludur. 1942 yılında Konya Lisesi ve 1947 yılında İstanbul Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu, önce Konya’da bir eczane açtı. Daha sonra Ecza Deposu kuruculuğuna yöneldi ve Türkiye’nin en önde gelen eczacıları arasında yer aldı.
    Adil Karaağaç Konya Lisesi’nden mezun en eski öğrencileri arasında yer alıyordu

Toplam 116 yorum bulundu. 111-116 arası listeniyor.