Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. SAİM SAKAOĞLU 18-12-2016

    Sevgili Kardeşim Mehmet,
    Son iletin tam bir saat önce sayfama düşmüş. Hemen okudum. Teşekkür ederim.
    Önce başımız sağ olsun, merhumenin yeni mekânı uçmak olsun.
    Bir dileğim var: Nermin Hanım, hatırladığım kadarıyla bize, ortaokulda, en az iki yıl derse geldi. Bir ve üçü hatırlıyorum da ikide de gelip gelmediğini çıkaramadım. Şükran Hanım ile galiba orta üçte tanışmıştık. (Acaba ikide de gelmiş miydi ki?) Bu iki hocamın telefon numaralarını versen de ben, çok gecikmiş bile olsa arasam diyorum.
    (Galiba Turgut Hocamızla ilgili tarihleri verirken ilkinde bir rakam hatası olmuş.)
    Yaşat Manav'ın ölümünü gazete ilanlarında okumuştum
    Aralık'ın eli kulağında... Artık İstanbul'a taşınıyorsun. Hayırlısı olsun; güle git git, güle güle yaşa sevgili kardeşim.
    Selam ve sevgilerimle
    Arkadaşın Saim Sakaoğlu

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 18-12-2016

    DEĞERLİ SINIF ARKADAŞLARIM (Konya Lisesi 1957)
    Sizlere uzun zamandan beri yazamadım. Ben Mayıs ayından bu yana Akyaka’daki (Muğla-Ula) yazlık evindeyim, Aralık başından İstanbul’a döneceğim.
    İstanbul Beyoğlu Öğretmen evimde yaptığımız son toplantısında bir sonraki toplantının 15 Ekim 2016 da gene Beyoğlu Öğretmen olacağına karar vermiştik. Ama maalesef gerçekleşemedi.
    ÖNÜMÜZDEKİ İLK TOPLANTI 14 OCAK 2017 TARİHİNDE GENE BEYOĞLU ÖĞRETMENEVİNDE OLACAKTIR.
    İstanbul dışında olan arkadaşlarımızın da çocukları dolayısıyla bir ayakları İstanbul’dadır. Lütfen not alın önümüzde çok fazla yıllar yok. Lütfen beraber olalım.
    ÖĞRETMENLER GÜNÜ
    Her yıl 24 Kasımda bizleri iyi yetiştirdiklerine inandığım hayatta olan öğretmenlerimei hiç olmazsa telefonla ararım. Bu defada ilk telefonum İzmir’de matematik öğretmenim Şükran Gözen (1927) oldu. Kendi başına yaşayan hocam sağlığının iyi olduğunu benim kanalımla eski öğrencilerin gözünden öptüğünü söyledi.
    İkinci olarak Ankara’da Lise Orta kısmında Biyoloji öğretmenim Nermin Ertürk (1924) ile uzun uzun konuştum. Sesinin titrek gelmesine karşı sağlığının iyi olduğunu hala kitap okuduğunu söyledi ve ben Muazzez Hocanım’a ulaşamadığını sen ulaşabiliyor musun diye sordu. Sonradan Havva Ersoy arkadaşımızdan öğrendim. Muazzez Kargalık’ı kaybetmişiz. Sonra kendisine tekrar telefon edip haber verdim. Bana sen yazarsın tüm öğrencilerimin gözlerinden öperim dedi.
    Şimdi de bu ay kaybettiğimiz Muazzez Kargalık
    Muazzez Kargalık 1946-1962 yılları arasında tam 16 yıl Konya Lisesi Fransızca öğretmeni olarak görev yapmıştır. Değerli hocamın Ankara, İstanbul, Konya, Bodrum ve başka yerlerde pek çok öğrencisi olduğunu biliyorum. Değerli hocamız Kasım 2016 İstanbul’da 93 yaşında aramızdan ayrılmıştır. Kendisine Tanrı’dan rahmet, öğrencisi olan arkadaşlarıma baş sağlığı dilerim.
    Muazzez Kargalık’ın eşi Turgut Kargalık (1915-2000) Romanya doğumlu Gagavuz Türklerinden idi ve o da Fransızca öğretmeni ve Konya Lisesi Müdür Yardımcısı (1947-1961) olarak görev yapmıştır. Onun görev yaptığı yıllarda Konya Lisesi Türkiye’de en önde gelen bir eğitim kurumudur. Burada Turgut Kargalık’ın çok büyük bir katkısı olduğu da bir gerçektir..
    Çok değerli Muazzez & Turgut Kargalık yeri doldurulamayacak öğretmen ve idarecilerdir. Hayat hikâyesi şöyledir.
    Muazzez Kargalık, İstanbul’da doğdu. Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden 1946 yılında mezun oldu. Konya Lisesi Müdür Yardımcısı Turgut Kargalık’ın ile Ankara’da öğrenci iken 1943 yılında evlendi.
    İlk öğretmenliğine Konya Lisesi’nde başladı ve 1962 yılına kadar devam etti. Daha sonra 1962-1967 yıllarında Ankara Gazi Lisesi’nde, 1967-1977 yıllarında da Bahçelievler Cumhuriyet Lisesi’nde öğretmenliği sürdürdü. 1977 yılında emekli oldu.
    Muazzez Kargalık benim okuduğum yabancı dilin İngilizce olmasından dolayı benim derslerime girmedi.
    Ben Konya Lisesi öğretmenleri ile ilgili araştırmalarıma başladığımda eşim ile onu Ankara’da zevkle döşenmiş evinde 1995 Nisan ayında ziyaret ettik. Benim çalışmalarıma çok büyük destek verdi. Burada söylediği aşağıdaki cümleyi hiç unutmuyorum.
    “BİRBİRİNİZE SOKULUN, BİRBİRİNİZDEN AYRILMAYIN, BİRBİRİNİZE YARDIMCI OLUN”
    1996 yılında Konya’da emekli olup İstanbul’a yerleşince Bodrum ve İstanbul’da yaşayan sınıf arkadaşımız Yaşat Manav’ın (1938- 2015) İstanbul’ da düzenlediği Konya Liselilerin KORUKENT buluşmalarında hep birlikte olduk, onu daha yakından tanıma şansını yakaladım.
    2007 yılında Yaşat Manav ile birlikte organize ettiğimiz Konya Liselilerin Konya gezisinde mezunlar ve öğretmenlerimizle birlikte olduk ve çok büyük mutluluk yaşadık.
    Bu toplantıda arkadaşlarımız Yaşat Manav ile bana birer hizmet plaketi sundular, ben plaketimi sevili hocam Muazzez Kargalık’ın elinden almıştım.
    Muazzez Kargalık’ın Türkiye’nin her yerindeki öğrencilerine tekrar baş sağlığı diliyorum. Aşağıda birlikte Boğaz gezisinden bir fotoğraf eklenmiştir.
    UNUTMAYALIM 14 OCAK 2017 CUMARTESİ GÜNÜ SAAT 11.00 DE BEYOĞLU ÖĞRETMEN EVİNDE BULUŞALIM.
    Son olarak beni mutlu eden bir olay, Web sitemde ziyaretçi sayım 140.000 kişiye ulaştı.
    Saygılarımla
    Mehmet Bildirici Akyaka 27.11.2016

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 18-12-2016

    RANA VEDAT EKİCİ’NİN KAYBI
    Sevgili sınıf Arkadaşlarım
    Sevgili Arkadaşlarımız RANA VEDAT EKİCİ’Yİ 14 Aralık 2016 günü kaybetmiş ve ertesi gün 15 Aralık 2016 Perşembe günü Kadıköy Kızıltoprak Zühtü Paşa Camiinde kılınan cenaze namazı ardından ZİNCİRLİKUYU mezarlığında toprağa vermiş bulunuyoruz. Sevgili arkadaşımıza Tanrı’dan rahmet, ailesine baş sağlığı dilerim.
    Cenazesine geniş bir kalabalık yanında 1962 sınıf arkadaş grubumuzdan 41 kişi katılmıştır.
    Bu katılım listesinden önce her zamanki gibi benim arşivimde Rana Vedat Ekici ile bilgileri ekliyorum.

    6564 RANA VEDAT EKİCİ (Elazığ 1939-İSTANBUL 2016)
    1939 yılında Elazığ’da doğdu. 1957 yılında Elazığ Lisesi’nden, 1962 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. 1967-1972 yılları arasında Orhan Çarmıklı, 1972-1990 yılları arasında Metiş Holding ve daha sonra Özcan Grubu’nda şantiye şefi olarak çalıştı.
    Rana 2000 yıllarından bu yana sınıf arkadaşlarının ay sonu toplantılarını gerçekleştirmektedir. Ekici hiç evlenmemiş olup İstanbul’da yaşamını sürdürmekteydi..

    CENAZESİNE KATILAN SINIF ARKADAŞLARIMIZ
    Hıncal Ant Ankara
    İbrahim Eski
    Mehmet Özlü
    Muammer Özkavaf
    Nevzat Süvari
    Mine Özen Fırat Özen eşi
    Mehmet Cengiz’in oğlu

    İSTANBUL GRUBU
    Erol Asena
    Necati Ayhan
    Mehmet Bildirici
    Özmen Büyüktaşkın
    Faik Çakıllı
    İlhan Çeçen ve oğlu
    Ünal Demirörs
    Teoman Doltaş
    Demet Erdem
    Güngör Ergin
    Hayati Erhan
    Suzi Ertem
    Ali Rıza Gençer
    Mustafa Gür
    Mehmet İndap
    Koral Korkut
    Murat Merzeci
    Bahaddin Obdan
    Tuncay Orhan
    Mehmet Önaşçı
    .Oktay Özenbaş
    Tanju Özkal
    Doğan Ramazanoğulları
    Mustafa Sayar
    Şen & Savcı Sülün
    Ergin Tansuğ
    Ülkü Tatlıdil
    Nurdoğan Ural
    Ali Rıza Yazıcıoğlu
    Christine Mut Taner Mut eşi ve oğlu

    Cenaze törenine katılan 41 kişi 1962 İnşaat Mezunu bir aileyi kapsamaktadır. Ölen arkadaşlarımızın eşleri vardır, Christine Mut, Mine Özen ve oğullar vardır.
    Ben İstanbul’da pek çok arkadaşımın cenaze törenine katıldım, ama 1962 İnşaat mezunlarından bu katılımı görmedim. Bu Rana’nın ne kadar sevildiğinin göstergesi
    IŞIKLAR İÇİNDE UYU SEVGİLİ RANA

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 18-12-2016

    RANA VEDAT EKİCİ’NİN KAYBI VE İNŞAAT MÜHENDİSLERİ KURULUŞ YEMEĞİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İTÜ İnşaat Fakültesi 1962 mezunu sınıf arkadaşım RANA VEDAT EKİCİ’Yİ 14 Aralık 2016 günü kaybetmiş ve ertesi gün 15 Aralık 2016 Perşembe günü Kadıköy Kızıltoprak Zühtü Paşa Camiinde kılınan cenaze namazı ardından ZİNCİRLİKUYU mezarlığında toprağa vermiş bulunuyoruz. Sevgili arkadaşımıza Tanrı’dan rahmet, ailesine baş sağlığı dilerim.
    Cenazesine geniş bir kalabalık yanında 1962 sınıf arkadaş grubumuzdan 41 kişi katılmıştır. Evet 54 yıl önceki sınıf arkadaşlarından 41 kişi cenaze törenine katılmıştır. Bu biz inşaat mühendisleri arasındaki sevgi ve sıkı bağı anlatmaktadır. Bundan ne kadar mutlu olduğumu ve gurur duyduğumu anlatamam. Rana Vedat sınıf arkadaşları İstanbul, Ankara, İzmir ve Bodrum’da yaşıyorlar….
    İkincisi İnşaat Mühendisleri Muğla Şubesi’nin19. Aralık Günü Akyaka Yücelen Otelde yapılacak Kuruluş Günü Yemeği için davetiye almış bulunuyorum. Yücelen Otel Akyaka’daki evime sadece 100 uzaklıkta, katılmayı çok istiyordum. Ancak havaların soğuması ve Tıbbi kontroller için İstanbul’a dönmek zorunda kaldım. Burada 25 ve 40 yıl mezuniyet belgelerini alan arkadaşlarımı kutluyor iyi bir gece geçirmelerini diliyorum.
    Ben İTÜ’den 50 yıl mezuniyet belgemi 2012 yılında İTÜ rektöründen aldığımı da burada belirtmek istiyorum.


  5. MEHMET BİLDİRİCİ 17-12-2016

    KONYA LİSESİ FRANSIZCA ÖĞRETMENİ
    MUAZZEZ KARGALIK’IN (1923-2016) KAYBI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Muazzez Kargalık 1946-1962 yılları arasında tam 16 yıl Konya Lisesi Fransızca öğretmeni olarak görev yapmıştır. Değerli hocamın Ankara, İstanbul, Konya, Bodrum ve başka yerlerde pek çok öğrencisi olduğunu biliyorum. Değerli hocamız Kasım 2016 İstanbul’da 93 yaşında aramızdan ayrılmıştır. Kendisine Tanrı’dan rahmet, öğrencisi olan arkadaşlarıma baş sağlığı dilerim.
    Muazzez Kargalık’ın eşi Turgut Kargalık (1915-2000) Romanya doğumlu Gagavuz Türklerinden idi ve o da Fransızca öğretmeni ve Konya Lisesi Müdür Yardımcısı (1947-1961) olarak görev yapmıştır. Onun görev yaptığı yıllarda Konya Lisesi Türkiye’de en önde gelen bir eğitim kurumudur. Burada Turgut Kargalık’ın çok büyük bir katkısı olduğu da bir gerçektir..
    Çok değerli Muazzez & Turgut Kargalık yeri doldurulamayacak öğretmen ve idarecilerdir. Hayat hikâyesi şöyledir.
    Muazzez Kargalık, İstanbul’da doğdu. Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden 1946 yılında mezun oldu. Konya Lisesi Müdür Yardımcısı Turgut Kargalık’ın ile Ankara’da öğrenci iken 1943 yılında evlendi.
    İlk öğretmenliğine Konya Lisesi’nde başladı ve 1962 yılına kadar devam etti. Daha sonra 1962-1967 yıllarında Ankara Gazi Lisesi’nde, 1967-1977 yıllarında da Bahçelievler Cumhuriyet Lisesi’nde öğretmenliği sürdürdü. 1977 yılında emekli oldu.
    Muazzez Kargalık benim okuduğum yabancı dilin İngilizce olmasından dolayı benim derslerime girmedi.
    Ben Konya Lisesi öğretmenleri ile ilgili araştırmalarıma başladığımda eşim ile onu Ankara’da zevkle döşenmiş evinde 1995 Nisan ayında ziyaret ettik. Benim çalışmalarıma çok büyük destek verdi. Burada söylediği aşağıdaki cümleyi hiç unutmuyorum.
    “BİRBİRİNİZE SOKULUN, BİRBİRİNİZDEN AYRILMAYIN, BİRBİRİNİZE YARDIMCI OLUN”
    1996 yılında Konya’da emekli olup İstanbul’a yerleşince Bodrum ve İstanbul’da yaşayan sınıf arkadaşımız Yaşat Manav’ın (1938- 2015) İstanbul’ da düzenlediği Konya Liselilerin KORUKENT buluşmalarında hep birlikte olduk, onu daha yakından tanıma şansını yakaladım.
    2007 yılında Yaşat Manav ile birlikte organize ettiğimiz Konya Liselilerin Konya gezisinde mezunlar ve öğretmenlerimizle birlikte olduk ve çok büyük mutluluk yaşadık.
    Bu toplantıda arkadaşlarımız Yaşat Manav ile bana birer hizmet plaketi sundular, ben plaketimi sevili hocam Muazzez Kargalık’ın elinden almıştım.
    Muazzez Kargalık’ın Türkiye’nin her yerindeki öğrencilerine tekrar baş sağlığı diliyorum. Aşağıda birlikte Boğaz gezisinde bir fotoğrafımız eklenmiştir.

    (Yeni Meram 30.11.2016 tarihine yayınlandı)
    (Muğla Devrim 01i12.2016 tarihinde yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 17-12-2016

    STRATONOCEIA (YATAĞAN ESKİHİSAR) HAKKINDA BÖLÜK PÖRÇÜK BİLGİLER
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Yatağan ilçesinde bulunan antik Stratoniceia’da bilimsel kazılar yapılmakta her gün yeni bilgi ve bulgulara ulaşılmakta, bunlar kazı yapan arkeologlar tarafından değerlendirilmektedir.
    Akyaka’da bir komşum ve dostum var. 1933 doğumlu Hulusi Kutlu. Marangoz- Müteahhit olarak Muğla yöresinde pek çok yapıda imzası var. Halen 83 yaşında, emeklilik günlerini Yatağan ve Akyaka’daki evlerinde geçirmektedir.
    Bilindiği gibi Stratoniceia 1957 yılında meydana gelen bir deprem sonrası ortaya çıkmış, bu kalıntılar üzerinde evler ve yerleşim yeri vardı Eskihisar. Deprem sonrası Eskihisar başka yere taşınmış. Şimdiki girişteki Cami yakınında Hulusu Kutlu’nun kayınpederi, Sadık Coşkun’un tarlaları ve evi var. Şimdi Muğla Valiliği tarafından resterasyonu yapılan girişteki tarihi camiinin onarımı 1951 yılında Sadık Coşkun ve damadı Hulusi Kutlu tarafından gerçekleştirilmiş. Bu onarım kayıtlara geçmemiş, bunun için Muğla Valiliğine başvuracağını söyledi.
    Tarlalarımızı sürerken kayınpederim çok altın ve madeni paralar bulmuş, bunları Müze’ye verdiğini sanıyorum. Paraların üzerinde hep kral resimleri vardı. (Helenistik Krallar ve Roma imparatorları olmalı).
    Girişteki Caminin suyu bir kanaldan gelirdi. Su kuzey batıda yaklaşık 2-3 km uzaklıkta Sivri dağından geliyordu. 1970’li yıllarda kömür için kazı yapılırken aniden bir antik tünel ortaya çıktı. Hemen Milas Müzesi’ne haber verilir ve o zaman ki Müze Müdürü Haluk Yalçınkaya bir rölevesini çıkarmıştı. Bir ziyaretimde bana da bir kopya vermiş ve ben de tünel hakkındaki bilgileri Web siteme koymuştum. Bir tünel bu vesileyle kapanınca Cami ye gelen suda kesilmişti.
    Hulusi Kutlu’nun bütün hayatı buralarda geçmiş av merakı yüzünden çevreyi karış karış biliyordu. Dini merkez Lagina (Turgut) giden antik yolun izlerinin bulunduğu bu yolun eski adı Dibye yakınından geçtiğini, Dibye’nin Staratoniceia’nın kuzey doğusunda olduğunu belirtti.
    Eşinin anneannesinin kenti kuran Kralın oğlunun üvey annesine aşık olduğunu bu yüzden sararıp solduğunu anlatırdı dedi.
    Civarda av yaparken derin bir vadide gençken büyük bir kilisenin yapı kalıntılarına rastladığını, ben yerini sorduğumda Eski Aydın yolunun NALDÖKEN mevkiinde olduğunu ifade etti. Halen yerinin Müze tarafından korunduğunu söyledi.
    Ama ben bu konuda bir bilgiye ulaşmadığımı belirttim. Umarım öyle olsun dedim.
    Son olarak Lagina’da (Leyne-Turgut) Turgut’taki Camiin suyunun Sivri dağından antik bir kanalla geldiğini, araştırılmasının yararlı olduğunu ifade etti.
    Ben de Turgut’a birkaç defa gittiğimi belirtiyorum. Buranın Belediye binasına konulan seramik duvar panelinde “LAGINA ANTİK KENTİ” diye yazdığını, Lagina’nın bir kent olmadığını, Akdeniz uygarlığında tek burada bulunan tanrıça HECATE adına yapılmış harika bir tapınak yeri olduğunu, bu hatanın Muğla Üniversitesi ve Müze yetkilileri tarafından niçin fark edilmediğini hayretler içinde gördüğümü belirtiyorum.
    Sevgili dostum Hulusi Kutlu’ya teşekkür ederim, anlattıklarının yararlı olduğunu düşünüyorum.
    (Devrim Gazetesi 19.12.2016 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 17-12-2016

    EGE VE AKDENİZ ÜLKELERİNDE EREĞLİ İSİMLİ KENTLER
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İbrahim Gündüz’e Selam
    Muğla yakınlarında Bafa Gölü doğu kıyısında Beşparmak (Latmos) dağı eteklerinde bulunan KAPIKIRI mahallesinde, antik yerleşim yeri bulunmaktadır. Bu yerin, antik çağdaki ismi Heraklea Latmos’tur. Kazı çalışmaları başlamadığı için tarihi hakkında çok şey bilinmez, M.Ö. 8. yüzyılda Helenler (Grek) tarafından kurulduğu sanılmaktadır.
    Tarihi hakkındaki bildiklerimiz azdır ama aşağıdaki mitolojik olay (efsane) çok iyi bilinir. Ay Tanrıçası SELENE, burada çobanlık yapan EDİMİYON’a aşık olur, akşam karanlık basınca onun kaldığı mağaraya girer sabaha kadar onunla birlikte olur…..
    Kentin ismi Heraklea tanrı Herakles’in isminden gelmedir. Bu bakımdan pek çok bu isimde başka yerlerde de kentler vardır. Aynı ismi taşıyan diğer kardeş kentler hangileridir.
    -1.. Ege’de Bafa Gölü kıyısında konu edindiğim Heracleia Latmos, antik çağdan gelen pek çok kalıntı olmasına karşı, kazı yapılmamış, sadece 1913 yılında Krischen daha sonrada Peschiour yüzey araştırmaları yapmıştır. Bu antik kent önce denize açıkken, Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla dolmuş körfez Bafa Gölü haline gelmiş, kentin denizden bağlantısı kesilmiştir. M.Ö 1 yüzyılda denizden ilişkisinin kesilmesi yüzünden önemini kaybetmiştir.
    Bizans döneminde biraz canlanma olmuştur. Çevrede pek çok manastır ve kilisenin kalıntıları bulunmaktadır. Deniz ile bağlantılı iken mevcut olan liman ve rıhtımın izleri görülebilmektedir.
    Kentin ilk ismi Latmos ile M.Ö 5 yüzyılda kurulan DELOS DENİZ BİRLİĞİ’ne katılmış, daha sonra buraya hâkim olan Karya Satrabı Mousolos (M.Ö 377-353) tarafından isimi Herakleia Latmos olarak değiştirilmiştir. Kent daha sonra Selefkos (Seleucos) ve Pergama krallıkları tarafından yönetilmiş ve sonra Roma eline geçmiştir.
    Kent 6,5 km uzunluğunda bir surla çevrilmiştir. Bu surun M.Ö. 287 yılında Lysimakos tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Başkaca Athena tapınağı ve Agora kapısı yer almaktaydı.
    Ben şahsen bu doğa harikası olan kenti 28.08.2009 tarihinde Akyaka Kültür ve Sanat Derneği’nin düzenlediği bir gezide görme fırsatı bulmuş bulunuyorum. Orada birkaç saat kalabildik, tabii ki bu kısa zamanda tüm kenti gezmek olası değil. Nitekim bazı tarihe ve doğaya meraklı yabancı turistler pansiyonda kalıp Heraklea Latmos’a birkaç gün ayırıyorlardı.
    Ben ise bu bilgileri kesip sakladığım maalesef yazarını bilemediğim bir yazıdan özetledim. Gerçekten gezip görülecek bir tarih ve doğa harikası
    Bu arada Anadola ve dışında Herakleia kentleri nerededir?
    -2.. Konya ili Ereğli ilçesi, Herakleia Kbistra olarak bilinir. 6. Yüzyılda Bizans İmparatoru Heraclius sınır kenti bu yere çok önem verdiğinden onun ismini almış, bugün Ereğli olarak önemli bir ilçedir.
    -3.. Karadeniz Ereğlisi, M.Ö 560 yıllarında kurulduğu sanılan Herakleia Pontika
    -4.. Marmara Ereğlisi, Marmara Denizinin batısında bulunan kent M.Ö. 6 yüzyıla Sisam adası (Samos) tarafından koloni olarak kurulmuş kent 322 yılına kadar Perinthos olarak bilinirken ismi değişmiş. HERAKLEIA PERİNTOS
    Anadolu dışında ise
    -5.. Siciya’nın güney kıyısında yaklaşık M.Ö 500 civarlarında Isparta kenti tarafından kurulmuş Herakleia Minoa. Kent M.Ö 406 yılında Kartacalıların eline geçmiştir.
    -6..Heracleia Trakhinia, Yunanistan’da Thermoplai geçidinde stratejik bir noktada M.Ö 426 yılında Iapartalılar tarafından kurulan kent
    Herakleia (Ereğli) peşinden gidince ilginç bir gezi ortaya çıkıyor.
    (Muğla Devrim 26.11.2016 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 17-12-2016

    ANTİK YAPILARDAKİ SIVALAR KONUSUNDA UZMAN
    ROMAN MALINOVSKİ (1918-2016)
    Bu yazımda da değişik bir konudan, antik yapılarda, su sarnıçları ve kanallarında kullanılmış sıvalarda araştırma yapmış Avrupa’da en önde gelen bir bilim adamından söz edeceğim. Roman Malinovski
    Bilindiği gibi binalarda yapılan sıvalar kireç ile yapılır. Kirecin zayıf tarafı su karşısında erimesidir. Su sarnıçlarında, su kanallarında kullanılan suya mukavim sıvalara hidrolik sıva veya harç adı verilir. Bu ise kirece bazı maddeler katılarak suya karşı dayanıklı hale getirilir. Bu maddelere yapı malzemesi biliminde Tras veya PUZOLAN ismi verilir. Bu madde özel bir toprak, kül tozu ve tuğla tozu olabilir. Türk yapılarında kullanılan böyle harca HORASAN harcı denir. Ama bu harca Bizans döneminde de rastlanıyor.
    Romalılar kirece bazı doğal maddeler katarak bir çeşit beton elde etmişlerdir. Ben şahsen Mimar Sinan’ın İstanbul’da onarak yenilediği su kemerleri ayaklarında ve Tarsus’ta bir yapıda rastlamış bulunuyorum.
    Roma dönemi yapıları için önemli bir eser bırakan VITRIVIUS (M.Ö. 1 yüzyıl) hidrolik harçların kireç ile yanık yağın karışımından üretildiğini yazar ama yanık yağın ne olduğunu açıklamaz.
    O halde bu konu çok önemli olup araştırılması gerektiği açıktır. İsveç’te yaşayan Roman Malinovski (1918-2016) bu konuda araştırma yapan en önde gelen bir bilim adamıdır.
    Malinovski 1918 yılında Polonya’da doğdu. 1962 yılında İsveç’te Profesörlüğe atandı, burada çeşitli araştırmalar yaptı. Bu konuda Almanca pek çok eseri ve makaleleri bulunmaktadır. Almanca yazılmış bazı makalelerine Web sitemden ulaşmak mümkündür.
    Ben Malinovski ile 2001 yılında İsrail’de yapılan tarihi su toplantısında tanıştım. Birlikte bir resmimiz de mevcut. O tarihte dahi yaşı seksenin üzerindeydi. Daha sonraki toplantılarda göremedim.
    Tarihi Su yapıları araştırmacıların Almanya’da benim de üyesi olduğum bir kurumu var. DWhG “Alman Tarihi Su Araştırmaları Enstitüsü” Bu kurulun başında ise Alman Hidrolik Mühendisi Prof. Dr. H. Fhalbusch. Bu kurumun en yaşlı üyesi Malinovski imiş, 25 Ağustos 2016 tarihinde 98 yaşında hayata veda etmiş.
    Bu bilgiler DWhG üyesi olduğum için bana da ulaştırıldı.
    Tesadüf değerli dostum Ünal Türköz kısa zaman önce eski su yapılarında kullanılan harçlar konusunda kaynak sordu. Ben de bu konuda en yetkili kişinin Malinovski olduğunu kendisinin Almanca makalelerine benim WEB sitesinden ulaşabileceğini söylemiştim.
    Ne hoş bir tesadüf, tam onun hayattan ayrıldığı günlerde, sizlerle paylaşmak istedim.

    (Muğla Devrim 19.11.2016)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 17-12-2016

    AKYAKA’DA HALKTAN BİRİ GİRİTLİ ALİ GÜNYEL (ALİ DAYI)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    1977 yılında Akyaka’da ilk arsamı aldığımda içinde tek göz bir ev vardı. Elektriği ve suyu yoktu. Yöreye has mimari bir ev önünde el ve bulaşık yıkayacak (veranda ?) bir yeri olan tek göz bir oda idi, içinde ocağı, tahıl ambarı ve iki ahşap penceresi vardı. Pencerelerde cam yok tahta bir kapaklar vardı. Bu gün üzerine otel olan bu arsada bu tek odada biz almadan Pembe Nene otururmuş, biz onu hiç görmedik.
    Ali Dayı ile bu yıl tanıştık. O köyde herkesin Ali dayısıydı, Yarım Cavur olarak da bilinirdi. O yıllarda şehir suyu yoktu. Papazlık deresine bulunan tarihi su kaynağından gelen su birkaç depoda toplanır, köylü suyu oradan alırdı. En pratik yöntemde bir değneğin iki ucuna asılı iki kova ile taşınırdı. Tarihte de evlere su taşıyan sakalar gibi.
    Ali Dayı beni ve ailemi çok sevmişti, biz uyanmadan suyumuzu taşır, sahipsiz incir ağaçlarından incir toplar getirirdi.
    Ali dayı Giritli idi, Küçük yaşta İstanköy’e (Kos Adası) oradan İzmir’e gelmiş, annesine İzmir’de ev de verilmişti. Giritli olduğu için Yunan radyolarını anlayabiliyordu bu yüzden Yarım Cavur da denirdi.
    Ben tanıdığımda Ali Dayı tek başına yaşıyordu. Aile bireyleri ile kopuktu boşandığı eşinden bir oğlu ve kızı vardı.. Şimdi Köy içinde bulunan aşağı Kahve karşısında Karayolları sınırları içinde tapusuz ahşap bir barakada yaşardı. Üç bölümden oluşan barakanın bir odası mutfağı, bir odası yatak odası, en geniş bölüm ise dükkânıydı. Ali Dayı dükkânında berberlik yapar, ayakkabı tamir eder, balık yemi satardı.
    Ali Dayının sahilde de bir teknesi var, balığa çıkar, Sedir Adası’na yolcu götürürdü. Teknesi en fazla 8-10 kişi alacak kapasitedeydi.
    Ali Dayı gerçek denizci, denize âşık biri idi, yalnız idi, biz ona eşlik ederdik. Sedir Adası ve çevresini hep onunla gezdik. Ali Dayının teknesi bir tamirci dükkânı gibi idi, her türlü gerekli alet vardı. Defalarca Sedir Adası kıyısına yanaştık, hemen tüp ocağı çıkarır getirdiğimiz biber ve patlıcanları kızartır yerdik.
    Ali Dayı bazen grupları Sedir Adasına götürürdü, bir defasında 4 hanımı (biri arkadaşımın eşi) götürmüş tekne sallanıyor bir hâkim hanımı vaveylayı koparıyor !!!. Ali Dayı Hanım burada kanun benim deniz hukukuna göre seni diğerlerinin selameti için denize bile atarım diyor. Koskoca Hâkim hanımı korkuyor ve susuyor.
    1983 yılında Ali Dayı’nın teknesi ile Akyaka’dan Bodrum’a denizden 3 günlük bir gezisi yaptık. Üç kişi idik, acıkınca salata yapıp yiyorduk. Benim yapabildiğim tek şahane deniz gezisiydi. Hiç unutmuyorum. Gökova Körfezini onun sayesinde karış karış tanıdım.
    Ben şahsen Girit Adası’nı görmedim ama Girit kültürü hakkında Ali Dayı’dan çok şey dinledim. Rumların ve Müslüman Türklerin düğünlerde okunan türküleri aynı dil yani Rumcaydı. Anneannesinin çok dindar olduğunu çok Kuran okuduğunu hep dua ettiğini söylerdi. Duaları Türkçe mi idi sorduğumda hayır Rumca derdi.
    Ali Dayı ile dostluğumuz hep devam etti, Konya’ya giderken bir kibrit bile unutsak geldiğimizde onu saklar bize geri verirdi.
    Ali Dayı son yıllarında kansere yakalandı, Muğla’da doktorlara görünmüş elinde bir takım patolojik raporlar vardı. Birde Ankara Ahmet Andiçen Kanser Hastanesine görünmesi önerildi. Ben o zaman Konya’da idim, bana geldi, Ankara’da hastaneye gittik. Muayene de doktorun yüz ifadesi her şeyi söylüyordu, kanser her yanını sarmıştı. Pahalı bir ilaç verdi, tedavi edici değil ağrılarını dindirici.
    Sonuçta Akyaka’ya döndü, Çökertme köyündeki (Bu köy Gökova körfezinde) oğluna mektup yazdım, baban hasta beni ara diye. O da oğlunu göndermiş, dedene bir bak gel diye, ama Ali Dayı ona ilgi göstermemiş ve geri yollamış, ben iyiyim diye
    Ali Dayı iyice hastaydı, bir kış günü Akyaka’dayım. Acaba oğluna belki teslim edebilirim diye biraz deniz havası alalım beni Çökertme köyüne götür dedim. Hasta halinde seni tekne ile gezdirebilirim ama beni oğluma götüreceksen çabalama dedi. Bu Ali dayıyı son görüşüm idi.

    (Muğla Devrim 25.11.2016 yayınlandı)





  10. MEHMET BİLDİRİCİ 15-11-2016

    ULA İLÇESİ ÇITLIK MAHALLESİ HAŞİMBAHÇE MEVKİİNDE MEZARLIK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bilindiği gibi Ula ilçesi ilçe merkezi dâhil bazı mahalleler yüksek kotlu (rakımlı) bazı mahalleleri ise deniz seviyesindedir. Benim yaşadığım Akyaka dâhil buraya Giova ya da Cova çukuru denir. Halk ise buna kısaca ÇUKUR adı verir. Yabancı kökenli bir kelime olan Cova’nın ben şahsen bunca yıl araştırma yapmama rağmen kökenini çözemedim. Akyaka, Gökova, Çıtlık, Şirince, Akçapınar, Elmalı, Portakallık, Kızılyaka mahallelerinin (eski köylerinin) bulunduğu yörede iki antik kent bilinmektedir. İdima (Idyma) ve Kallipolis (Türkçede Gelibolu). Gökova ve Akyaka mahallelerinin (eski beldelerin) olduğu yerde olan Idyma kenti hakkında çok doyurucu bilgiler bulunmaktadır. Bu konuda benim Web siteme girmek yeterlidir.
    Buna karşı Kızılyaka, Elmalı, Portakallık, Sarayyanı mahallerinde yer alan Kalipolis antik kente ait bilinenler çok çok azdır. Bu konuda ciddi çalışan yöreden bir kişi de yoktur. Sadece daha önce buralarda Fransız Robert ile İngiliz George Bean bazı araştırmaları vardır.
    Kallipolis İdima’da bulunmuş ve koruma altındaki yazılı taşlarda ismi görülmektedir. Kalipolis Türkçede Gelibolu olarak bilinir. Gökova Körfezi’nde bu isimde bir köy vardı, şimdiki ismi Çamlık’tır. Ancak köyün adı değiştirilmiş açığında bulunan GELİBOLU ADASI aynı ismi taşımaktadır. Gelibolu isminin buraya nasıl geldiği bilinmemektedir.
    Çukur’da bu iki kentle ilgisi olup olmadığı bilinmeyen Çıtlık Mahallesi HAŞİM BAHÇE mevkiinde Bizans döneminden kalma KİLİSE VE MANASTIR (Dini okul) kalıntısı bugüne gelmiştir. Akyaka’da Bizans döneminden kalma üç kilise yeri (kalıntısı) bilindiği halde Ula ilçesi dâhilinde Haşim Bahçe tek Kilise ve Manastır kalıntısıdır.
    Kilise yeri daha sonra buraya yerleşen Türkler tarafından Mezarlık alanı haline getirilmiş ve halen de gömü işlemine açıktır.
    Yaptığım araştırmalarda mezar kazımı sırasında insan vicdanını sızlatan insan kemikleri çıkmaktadır. Aynı mahalde kilise ve manastırda kilise taşları pek çok binada kullanılmasına rağmen onlarca taş yerinde insitü olarak bulunmaktadır.
    Haşim Bahçede dağınık yaklaşık 78-80 hane yaşadığı söylenmektedir.
    Tarafımdan Muğla Valiliğine bir dilekçe sunularak bu mezarlığa defin işleminin durdurulması ve mezar taşları ve antik taşların sergileneceği Park haline getirilmesi önerilmiştir.
    Aynı mahalde bulunan tarihi taşları tek tek fotoğraflaştırmış bulunmaktayım.
    Yazılı taşa rastlanılmamış, buna karşın iki işlemeli taşın resmi eklenmiştir. Tarihi bir mekâna hak ettiği önemin verilmesi dileğiyle yazımı bitiriyorum.
    (Muğla Devrim 15.11.2016 yayınlandı)

Toplam 160 yorum bulundu. 111-120 arası listeniyor.