Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 26-10-2016

    KIZIM ÖZLEM BİLDİRİCİ’Yİ 5 YIL ÖNCE KAYBETTİM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Kızım Özlem Bildirici’yi 5 yıl önce 21.10.2011 tarihinde İstanbul’da kaybettim. Özlem 2008 yılında yakalandığı kanser illetine karşı savaşta yenik düştü.
    Bir babanın çocuğunu kaybetmesi en acı veren bir olaydır. Ben bu acıyı tattım. Bu acıyı dostlarımın tatmamasını diliyorum.
    Her babanın kızı elbette kıymetlidir. Ama benim kızım farklı idi, onun kaybı ailemiz olduğu kadar, Türkiye’nin bir kaybı olmuştur. Sınıflarını hep takdir belgeleri ile taçlandırmıştır. Asla istemediğim halde bunları saklamak bana düşmüştür.
    Özlem 1973 yılında Konya’da doğmuştur. Konya Mümtaz Koru ilkokulunu birincilikle bitirmiş, Konya Anadolu Orta Okulunu başarı ile tamamlamıştır.
    Lise öğrenimine İZMİR Fen Lisesi’ne derece ile (ilk yüz) girerek öğrenimine burada devam etmiştir.
    Yükseköğrenimini Ankara Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İşletme Bölümünde tamamlamış 1996 yılında mezun olmuştur.
    İş hayatına İstanbul’da başlamış ALCATEL ve VODAFON şirketlerinde devam etmiştir. Aramızdan ayrıldığında Vodafon Bütçe Müdürü idi.
    2001 yılında Paris’te kalmış, burada Fransızca öğrenmiştir. Zaten çok iyi derecede İngilizce biliyordu. İşini çok seven ona dört elle sarılan biri idi.
    Vodafon’da çalışırken şirketin Müdürü de bir Bayan SERPİL TİMUROĞLU idi, onunla çok iyi uyum içindeydi. Bunu cenaze töreninde başta Serpil Hanım ve bütün Vodafon ekibinin katılması gösteriyordu.
    Bugün basından Serpil Timuroğlu’nun başarılı bir hanım yönetici olarak kendisini izlemekteyim. Hem ondan Özlem’in idolü, müdürü olarak gurur duyuyor, hem de felek aman vermediği için Özlem’in onu takip edemeyişi yüreğimi yakıyor.
    Ben aynı zamanda soyağacı çalışmaları yapan baba ve anne tarafımı gidebildiğim yerlere kadar araştıran bir kişiyim.
    Bu çalışmalarımı 2005 yılında sonlandırdım. Eşim, annesi Düzay Bildirici ile resmimizin altına şöyle yazmıştım.
    “Bu tarihe kadar soy ağacı çalışmalarımı tamamladım, bundan sonrası benden sonra gelenlerin işi demiştim”.
    Ulu söylemişim!!!!!, bu tarihten 6 yıl sonra kızım Özlemi çocuksuz olarak kaybettim. Onun hayatını, başarılarını, takdir belgelerini toplamak bunları WEB siteme koymam bana düşüyordu..
    Bunlar Web sitemde bulunmaktadır www.mehmetbildirici.com
    Web 2014 Türkçe II 5.8 Özlem
    Web 2015 Türkçe 5.9 Özlem
    38 yıllık hayatında bize mutluk verdi, ölümünün 5. yılında rahmet ile anıyorum. Işıklar içinde uyusun diyorum.

  2. GÜLİZAR İLERİGİDEN 18-09-2016

    GÜLİZARCA

    SEVGİLİ DOSTLAR
    Derdimi ummana anlatmaya gittiğim zamansız bir anda Akyaka’da denizde yüzerken; bir anonsla irkildim.
    Akyaka Nail Çakırhan & Halet Çambel Kültür ve Sanat Evi’nde “Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği” tarafından düzenlenen ÖZDEN UZ cam-seramik sergisine bekleriz. Açılış bugün 12 Ağustos 2016 saat 18.00, Sergi 21.08.2016 gününe kadar 16.00-19.00 saatleri arası gezilebilir.
    Nail (Çakırhan) amcayı İstanbul’dan tanırım. Kültür evine de bir defa gelmişliğim var. Tesadüfen aynı günde gitar dinletisinde bir iki arya söylemişim.
    Sanatçı Özden Uz Jeoloji Mühendisi, emekli olduktan sonra, önce, cam-seramik kurslarında kendini yetiştirmiş, Akyaka’da ki evinde “cam-seramik, heykel çalışmaları yapıyor.
    Objelerin ilhamı “Nazım Hikmet” idi. Belki başka zaman “Can Yücel” olur kim bilir? Çünkü aynı gün Datça’da anma günü vardı Can Baba’nın.
    Aynı gün Araştırmacı Yazar, Arkeoloji sevdalısı, İnşaat Yüksek Mühendisi Mehmet Bildirici Hocamız da vardı. Karia, Akyaka tarihi konusunda ki merakına ve yazdıklarına hayran oldum.
    Hocamla birlikte Özden Uz için verilen yemeğe katıldık. Stratonikya (Yatağan Eskihisar), Lagina (Yatağan Turgut) diğer mekânların kültür turizmine açılması gönüllü ordusu dostlar ve gönüllüler harekete geçecek, ben bu kokuyu bu duyumu aldım.
    Simay Bodur, Berrin Duma, İncilay Bayraktaroğlu, Sabiha Aksal’ın bu Kültürevinde bu sanatçıların açacağı sergiler kaçırılacak cinsten değil.
    Sanat dolu günler dilerim dostlarım.

    (Muğla Devrim 18.09.2016 MEHMET BİLDİRİCİ başlığı altında yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    MUĞLA-MENTEŞE GÖKTEPE YAKININDA BELLEBOL ANTİK KENTİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    03.09.2016 günü gerçekleşen Göktepe Belenye Şenlik Tertip Komitesinden Göktepeli, Gazeteci Halil Eğriboyun ile Menteşe Kültür evinden tanışıyoruz.. Bana sen antik Karia tarihine meraklısın elinde kaynakların da var, benim Belenye’m köşede kalmış ama çevremizde derin bir tarih var onu araştıralım dedi. Ben de Muğla-Denizli arasında sıkışmış bu bölge hakkında hiç bilgi sahibi değildim. Halil köyünü, doğduğu evi, eski Rum evlerini tek tek gösterdi. Belenye hakkında araştırma sahibi İsmail Bedir ile tanıştırdı. Uzun uzun konuştuk. İsmail Bedir Bey’e gösterdiği ilgiye ve verdiği bilgiler için teşekkür ediyorum.
    Belenye’ye yaklaşık 12 km uzaklıkta BELLEBOL (Çamyayla) bir Roma kenti olmasına ve amfi tiyatrosu olmasına rağmen hiç kazı yapılmadığı ve hakkında ciddi bir araştırma bulunmamaktadır.
    Muğla Bölgesi için bu konuda iki ciddi yayın vardır. Bunlar;
    1.George Bean’ın “ESKİÇAĞDA MENDERESİN ÖTESİ” maalesef bu bölgeyi kapsamamaktadır.
    2.İsveçli Paavo Roos’un “Survey of Rock-Cut Chamber-Tombs in Central Caria band II, Göteborg 2006” Orta Karia’da kayaya kazılmış Mezar Odaları” İngilizce yayın.
    Bende bulunan bu kitapta Göktepe bölgesi dâhil edilmemiş. Paavo Roos’un Belenye’ye geldiğini uzaktan gösterilen bir kaya mezarı ölçtüğünü söylediler ama belki başka bir yayına bu çalışmasını koymuştur. Mevcut yayınında bilgi bulunmamaktadır.
    İnternette ise bazı doğru bazı göreceli tahminler yer almaktadır. Tüm bunları inceleyerek bir özet sunmağa çalışacağım. Ama bu şüphesiz çok kabaca bir ön çalışmadır.
    Bu bölgedeki en önemli antik kent Çamyayla mahallesindeki BELLEBOL olarak isimlendirilen kenttir. İsmi KYON ??, olarak geçmektedir. Biz Türklerin Bellebol dediği kentin isminin Palaipolis (Grekçe Eski kent) isminden gelmektedir.. Buradan kentin çok önceden terkedildiği esas isminin kaybolduğu, daha sonra Belenye ve civarda yaşayan Rumların böyle isimlendirdiğini sanıyorum.
    Bir benzerini Mersin Mut ilçesi civarında olduğu ve burada aynı ismin BALABOLU olduğunu biliyorum. Bunu Mutta yayınlanan yerel Çıtlık Dergisi’nde “MUT ÇEVRESİNDE ARKEOLOJİK SANAL BİR GEZİ” ismi ile yayınlamıştım.
    O halde Kyon ? Roma döneminde yaşanmış önemli bir kent olduğu şahane amfi tiyatrosunun olduğundan anlaşılmaktadır. Esasen Kavaklıdere HYLLARIMA kenti ile büyük bir benzerlik göstermektedir.
    İnternetten tiyatro binasının bir fotoğrafı eklenmiştir. Maalesef zaman darlığından Çamyayla mahallesine gidemedik.
    Umarım buranın Muhtarı da bir tanıtma günü veya festival düzenler Bellebol’un güzelliklerini yakından görürüz.
    Kentin önemi Milas (Mylassa), Stratonice’den (Yatağan Eskihisar) gelen antik yolun Bellebol’dan geçtiğidir. Bu yol Denizli Kale’ye (Tabae) kadar devam etmektedir.
    Bu iki kent (Bellebol ve Hyllarima) ne kadar önemli olduğu şöyle açıklanabilir. Bugünkü Muğla, Ula gibi modern yerleşim yerlerinin henüz ortaya çıkmadığı antik dönemde bunlar amfi tiyatroları olan önemli kent merkezlerdir. Muğla-Denizli arasında gölgede kalmış bu bölge araştırılmalı bu iki kentte kazılar yapılmalıdır.
    Bu yazıya tarafımdan çizilmiş bir yollar ölçeksiz bir kroki eklenmiştir. Çevredeki antik kentler büyük harflerle gösterilmiş ve Bellebol kentinden internetten Amfi Tiyatro resmi eklenmiştir. (Kaynak: SehirAlem.com) Bu kroki pek çok gerçeğe parmak basmaktadır.
    Umarım itirazlar olur, şunlar şunlarda eklenmelidir diye, böylece Bellebol’u daha iyi anlarız. Eleştiri ve eklemeler olursa beni mutlu edecektir
    (Muğla Devrim 08.09.2016 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    MUĞLA MENTEŞE GÖKTEPE (BELENYE) KÜLTÜR VE DAYANIŞMA ŞENLİĞİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    03.09.2016 tarihinde Muğla Menteşe ilçesi Göktepe (Belenye) mahallesinde Üçüncü Kültür ve Dayanışma Şenliğine (saat 13.30-23.30) katıldım.
    Saat 11.00 de Muğla’dan hareket ettik. Komşu yörenin insanı (Bozdoğan-Kemer) Eyüp Peker özel arabası ile beni davet eden MUSANDER başkanı Şenlik Tertip Komitesi’nden Sadettin Özbek, Eski Muğla Belediye Başkan Yardımcısı, Makine Mühendisi Selahattin Sapmaz, ve ben Mehmet Bildirici Belenye’ye gittik. Eşsiz vahşi doğayı seyrederek ve sohbet ederek çok güzel bir yolculuk gerçekleştik. Belenye Muğla’ya yaklaşık 55 km ve dağ yolundan 1800 m yükseltiye çıktık ve Muğla’dan daha aşağısında olan Göktepe’ye ulaştık.
    Şenliğin yoğun bir programı vardı. Ben ona değinmeyeceğim. Ben gündüz farklı bir program uyguladım dostum arkadaşım Gazeteci Göktepe’li Halil Eğriboyun köyünü bize gezdirdi. Belenye’de ki en eski evi, bunun altında kuzey yönde Bellebol-Tavas yolunu ve Belenye’nin buna bağlantısını, kendi doğduğu ve yakın akrabalarının evlerini, eski Rum ustalar tarafından yapılıp Türk ustalar tarafından restore edilen evleri tek tek gezip fotoğraf çektik. Köyün eski camiini ve içindeki eski Osmanlı dönemi mezarları gördük en eski mezarın yaklaşık 200-250 yıllık görünüyordu. Büyük Şair YÜKSELECEK DEMİREL’in burada doğduğunu ve evinin onarım beklediğini gördük.
    Göktepe’nin eski ismi Belenye’nin Grekçe bir kelimeden geldiğini, anlamının bilinmediğini, bence yaklaşık birkaç yüzyıl geçmişi olduğu kanısına vardım.
    Daha sonra şenlik kapsamında saat 16.00-17.30 arasında gerçekleşen panele ve Muhtarlık tarafından yapılan ikrama katıldık, daha sonra 20.00 den sonra şiir dinletisine arzu ettiğim halde katılamadım. Beni meslektaşım Marmaris’te görev yapan Gemi İnşaat Mühendisi ZAFER ERGÜL Akyaka’daki evimin önüne kadar bıraktı.
    Bu festivale davet eden Musander Başkanı dost ve arkadaşım SADETTİN ÖZBEK’e,
    Adım adım beni Belenye’de gezdiren Gazeteci HALİL EĞRİBOYUN’a ve beni Akyaka’da evimin önüne kadar getiren ZAFER ERGÜL’e teşekkürlerimi sunuyorum. Aşağıda bu festivalden iki kare sunulmuştur. İlk karede Mehmet Bildirici ve Sadettin Özbek, ikincisinde ise Halil Eğriboyun ve Selahattin Sapmaz Belenye sokaklarında

    (Muğla Devrim 06.09.2016

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    FELSEFE VE SANAT DOSTLARI BİR AKŞAM BİR GEMİDE BİRARADAYDI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Geçen hafta Nail Çakırhan & Halet Çambel Sanat evinde, Cam obje ve Seramik sergisi açan Özden Uz biz arkadaşlarına bir sürpriz daha sunmuştu. Sessiz sedasız devam ettiği Anadolu Üniversitesi Felsefe bölümüne devam ederek 67 yaşında diplomasını almayı başarmıştı.
    Bu güzel olayı kutlamak için 29.08.2016 akşamı felsefeci, sanatçı ve sanatsever arkadaşlarına Eliznaz 3 teknesinde bir ziyafet verdi, unutulmaz bir gece yaşattı.
    Jeoloji Mühendisi, cam seramik sanatçısı Özden Uz, Akyaka’da bir “Felsefe Grubunu” yaşatmış, birkaç yıldan beri yaz kış her Perşembe günü saat 17.00 den 19.00 kadar toplamayı başarmıştır.
    Bana göre bu Akyaka için yüz akı sessiz bir aktivitedir.
    Tamamen politika dışında çok önde gelen filozofları bir arkadaşımız hazırlamış ve arkadaşlara anlatmıştır. Arkadaşlarımız kendisine sunulan metinlerle ilgili varsa bildiklerini açıklamış ve öğrenmek istedikleri konuları sormuşlardır.
    Daha önceleri emekli Felsefe öğretmeni Tuncay Karsan eski Yunan’dan başlayıp akımları konusunda bilgi sunmuştur. Şu sıralar Avrupa filozof ve yazarların görüşleri üzerinde konuşmalar olmaktadır.
    Ben şahsen bu grupla buluşmaktan, onları dinlemekten çok yararlandığımı, çok şeyler öğrendiğimi, gurur duyduğumu burada belirtmeliyim.
    Ben aslında sadece dinleyiciyim, yaz katılımcısı tembel bir grup üyesiyim. Ama bana da çevremizi ve İdima’yı, Akyaka’yı anlat dediler. Ben de 25.08.2016 Perşembe günü saat 17.00-19.00 saatleri arasında Caria, İdima ve Akyaka konusunda derlediğim tarihi bilgileri Felsefe Grubu arkadaşlarıma sundum, kurtlarımı döktüm, konuşmacı olarak böyle seçkin arkadaşlara sunup yapmaktan büyük keyif aldım, onlarında memnun kaldıkları duyumunu aldım. Ancak Özden Uz o an sergide olduğundan katılamadı.
    Bu yazım 67 yaşında bir öğrencinin Felsefe diploması üzerine bu grup kimler, kısaca bahsedeyim.
    Dr. Ahmet Ekinci, eşi Nazife Ekinci, Edip Kavuzlu, bazen eşi Nurhan Kavuzlu, Emine Tuncay Karsan, Ayhan, Memduh Bayraktaroğlu Dursun Yıldırım, yeni aramıza katılan Şule Şengün ve eşi Abidin Bey, Yalçın Akdoğan, Teoman Ünüsan, Aydın Turunç ve ben Mehmet Bildirici…..
    Dönelim gemiye Felsefe grubundan yaklaşık 10 kişi, Nazife Ekinci ve yeğeni Emine gelememişti.
    Bunlar dışında 28.08.2016 Pazar günü sabah 10.30 da Akyaka’da mezarı başında, aynı gün Muğla’da saat 18.00 törenlerle anılan Gazeteci Yazar Oktay Akbal’ın eşi Yazar-Eğitimci Ayla Akbal, Ekendiz ablamız, Fikret Otyam’ın eşi Filiz Hanım aramızdaydı.
    Sanatçıların başında Prof Dr. Sadun Ersin, Ayten Timuroğlu, İncilay Bayraktaroğlu, Devrim Bayar ve eşi Erhan Bayar, Talat Karsan ve tanıma fırsatını bulamadığım Özden’in arkadaşları onu yalnız bırakmamıştı.
    Saatler ilerleyince cübbesi giydirildi ve kepi başına konuldu, ama kepi başına küçük geldi. Diploması hocaların hocası Prof. Dr. Sadun Ersin tarafından sembolik olarak yeniden veridi.
    Daha sonra Memduh Bayraktaroğlu’nun espri ve şarkıları, Devrim ve Erhan’ın şarkıları ile devam etti.
    Son olarak masamdan bahsedeceğim, Dr. Ahmet Ekinci (Eşi Nazife İstanbul’da imiş), Dursun Yıldırım, Ayhan ve eşi, Şule & Abidin Şengün ve biricik kızları Ceren ile birlikte idik. Kızları Ceren’i eğitim gördüğü Amerika’ya yolcu edeceklerdi, Ceren’e de iyi yolculuklar…..
    AKYAKA çok yeni bir yerleşim, BİR KÜLTÜR BELDESİ OLMA YOLUNDA HIZLA YERİNİ ALIYOR, UMARIM İLERİSİ DAHA AYDINLIK OLUR….
    Aşağıda bu toplantıdan iki kare eklenmiştir.

    ÖZÜR: 15.09.2016 günü yazdığım yazıda bana gelen yanlış bir haberle Meryem Kuzey’in eşi Mustafa Kuzey’i öldü diye yazmıştım. Bu yanlış anlamadan dolayı özür diler, kendisine daha nice mutlu yaşam dilerim.

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    YIL 1985 AKYAKA’DA TURİZM PATLADI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    1985 yılında Turgut Özal Cumhurbaşkanı idi. Akyaka’ya ve bu bölgeye çok önem veriyordu. Akyaka’nın içinde bulunduğu bölge Türkiye’de ilk defa Koruma Bölgesi içine girdi. Bu bölge için özel yasalar çıkardı.
    Turgut Özal Akyaka’yı ziyaret eden ilk Cumhurbaşkanı’mızdır. Burada açılan izci kampına zamanın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez de Cuellar ile katıldı. Bunlar Akyaka’nın bir turizm beldesi olması için çok etkili oldu.
    Yıl 1985 şimdiki altı Süper Market olan evimizi aldık, alt üst katı pansiyon yaptık. İsmi İDİMA….. Aynı yıl turizm patladı diyebilirim.
    Henüz Oteller yok, kalınacak yerler kısıtlı, ama oluk gibi insan geliyor, İstanbul’dan, Ankara’dan Avrupa’dan….
    Bizim evin salonu çok geniş idi, burası bir toplantı merkezi gibi idi…
    Kimleri kimleri tanıdım, bazılarını burada anacağım.
    Dış İşleri Bakanlığı’ndan Ahmet ve eşi Emine Caba, Kermetur’da kalıyorlardı. Balkonda pek çok çay içtik. Birlikte Çınar Plajına gittik. Daha sonra görevli olduğu Mısır’dan ve Sidney (Avustralya) pek çok kart gönderdi. Bunlar kart postal koleksiyonumdadır. Çok zengin bir kart kolleksiyoneri olduğunu belirtiyorum.
    Bir diğer devlet görevlisi Hikmet ve Aysel Kılıç, Ankara’da oturuyorlardı. Kermetur’da İkiz Blokta evleri vardı, Satıp Bodrum’dan ev aldılar. Cezayir’de görevli idiler, yakın zamana kadar haberleştik. Gazete ilanından Aysel Hanımın kaybını öğrendim, Ama Hikmet Bey’e ulaşamadım. Görevli olduğu Cezayir’den de pek çok kart aldım.
    O yıllardan tanıdığım Nurten ve Mesut Bayraktar halen Akyaka’dalar. Ama o yıllar Mesut Beyin ve Nurten Hanımın kardeşleri de vardı. Birlikte pikniğe ve Marmaris’e giderdik. Anneleri Kaya teyze ile balkonda çok çay içtik. Nurten Hanımın çok iyi bir yüzücü olduğunu belirtmeliyim. Kardeşi Selma çok güzel Tatar şarkıları söylerdi.
    O yıllar pek çok Avrupalı aile ile de devam eden dostluklar kurmuştuk. Bunların başında Waldraut (Valide sarı gelin ismini takmıştı) Helmut geliyordu. Bizim İdima Pansiyon’da ilk onlar kalmıştı. Birlikte eşimin hazırladığı dolmaları yedik, Sedir Adasına gittik.
    Dostluk Almanya’da devam etti. 1991 yılında Berlin’e oğlumun yanına gittiğimizde, onlara haber verdik. Bir doktor arkadaşımızın Duisburg’taki evine birkaç günlüğüne misafir olduk. Yaşadıkları yerler Duisburg’a yakındı. Waldraut Essen’de, Makine Mühendisi olan Helmut ise Düsseldorf’da idi.
    Helmut ve Waldraut ayrı kentlerde ve evlerde kalıyorlardı. İkisinin de çocukları vardı, tatillerde ve bazı günler beraber oluyorlardı. İLGİNÇ BİR YAŞAM TARZI…
    Helmut bizi bir yerden arabası ile alıp Waldraut’un Essen’deki villasına götürdü, yemyeşil bir bahçede özel Alman yemekleri hazırladı, patatesi fırında pişirip üzerine eritilmiş kaşar döktü, bu tipik bir Alman lezzeti imiş. İkinci hayretime giden bildiğimiz biber kızartma, bunların arasına yeşil soğanı da kızartmış…
    Yıllar sonra buluşma tabii her çeşit içkide vardı. Yemekten sonra sohbet, sonra bir dosya ortaya çıktı. AKYAKA DOSYASI… Akyaka’da çekilmiş çeşitli fotoğraflar, tabii ki içinde bizde varız… Daha sonra benim Konya’dan gönderdiğim Mevlana ve Konya kartları Almanya’da karşımıza çıktı. 1991 yılında Almanya’da geçirdiğim en nostaljik gece, bu unutulmaz saatler sonrası Helmut bizi Duisburg’da misafir olduğumuz eve bıraktı….
    Burada karşılaştığım bazı dostlardan bahsettim. Burada şunu ısrarla belirtiyorum, bu yerli ve yabancı misafirlerle ailem ve anam Nesibe de çok iyi dost oldular, onların Nesibe teyzesi oldu, ileride başka çok değerli diğer dostlarımı anacağım…..
    Yıl 1986 ÇERNOBİL FACİASI… Akyaka bomboş…..
    Dostluk ve Arkadaşlıklar hep olsun dileğiyle….

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    GÖKOVA TUTKUNU DANİMARKALI HELGA (1941)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    1985 yılında şimdiki evimi aldım ve taşındık, ev büyüktü, bakım ve onarım için paraya ihtiyacımız vardı. Ev 3 katlı olduğundan alt ve üst katı pansiyon olarak günlük kiraya verdik. Pansiyonun ismi İDİMA idi. Bu tarihi ismi burada ilk kullanan benim. Şimdi pek çok yerde karşıma çıkıyor. İdima Hotel, İdima Sitesi. Gurur duyuyorum.
    Pansiyonda yerli ve yabancı pek çok kişiyi kısıtlı imkânlarla ağırladık. Gelenlerin büyük kesimi Avrupalı idi. Ben Avrupalıları Akyaka’da tanıdım, olabildiğine onlarla arkadaş oldum, konuşmalar yaptım.
    Bu yazımda yakından tanıma fırsatını bulduğum Danimarkalı HELGA’dan söz edeceğim.
    Yıl 1989, üst katımızı üç aylığına kiraya vermiş, alt katta kalıyorduk. Şimdi SÜPER MARKET olarak hizmet gören zemin kat ev olarak düzenlenmiş ve önde şimdi mevcut olmayan küçük bir deposu vardı.
    Helga Danimarka’da öğretmen, beyaza kaçan sarışın, güneşe karşı hassas, başına eşarp takmış, Türkçede biliyor, geliyor anama;
    -Teyze yerin var mı? Diye soruyor, yukarı odalar dolu şu yan depo var diyor, o da kabul ediyor. Ben gelince anama çok kızdım, bu depo verilir mi? diye…
    Ama Helga ile tanıştık, Copenhagen (Kopenhak)’ta ilkokul öğretmeni, İngilizce, Almanca, Fransızca yanında Türkçe dahil pek çok dil konuşuyor. Bu 25 yıl süren bir arkadaşlığın başlangıcı oldu. Helga’yı valide sayesinde tanıdım, valide de onu çok sevdi, dost oldular. Helga eşimle de arkadaş oldu. Pek çok yıl Akyaka’ya geldi
    Çok güzel İngilizce biliyordu, tarih biliyordu, çok kültürlü bir kadındı, saatlerce, günlerce sohbet ettik.
    Ailesini, annesini babasını anlattı, babası Danimarka’da Elektrik Mühendisi imiş, sinyalizasyon konusunda bazı projeler üretmiş, annesi kendisi gibi öğretmen. Ailesinde yabancı yok, hepsi Danimarkalı, ama kendisi bir Kenyalı ile birlikte olmuş, bir oğlu bir kızı olmuş… Melez
    Akyaka dışında da 25 yıl mektuplaştık. Uzun mektup yazan biri, Danimarka’da evini, bahçesini, gezdiği yerleri uzun uzun bana yazdı..
    Halen Danimarka’da yaşamını sürdürüyor….


    Akyaka’da Piknikte, Helga, Anam ve ben
    (Muğla Devrim 02.09.2016)

  8. NATALIE 17-09-2016

    Sayın Bildirici
    Mağusa’da (Kuzey Kıbrıs’ta) bulduğunuz fotoğraflarla ilgili olarak size yazıyorum. Benim adım Natalie Leonidou ve Kıbrıslı Rum'um. Ailem Magusa’dan geliyor. Bu fotoğrafları, internette gördüğüm zaman çok şaşırdım. Bir sürü soru aklıma geliyor. Nereden bulunmuş?
    Ailemin 1975 yılından kalan iki fotoğrafı var. Birinci fotoğrafta dedem ve büyükannem evliler ve ikinci fotoğrafta teyzem görünüyor. Bu fotoğraflar çok değerli benim için. Ailemin 1974 yılından hiç fotoğrafı olmadığı için bu mektubu yazıyorum.
    Fotoğrafın arkasında büyük babamların fotoğrafını görmek daha da dokunaklı oldu. Güney Kıbrıs’ta yaşıyorum ve bu Cumartesi günü Londra’ya taşınıyorum. Türkiye’yi ziyaret ediyorum çünkü arkadaşım var.
    Fotoğrafları koruduğunuz için teşekkür ederim, sizinle tanışmak benim için bir onur.
    Saygılarımızla,
    Natalie

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    ÖZDEN UZ CAM OBJE-HEYKEL SERGİSİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    12.08.2016 günü 18.00 de “Akyaka Nail Çakırhan & Halet Çambel” Sanat Kültür Evi’nde Cam seramik ve heykel sergisi açıldı.
    Sergi sahibi, arkadaşımız “Akyaka Felsefe Grubundan” Özden Uz. Özden Uz 1949 Beyşehir doğumlu, Jeoloji Mühendisi… Emekli olunca Akyaka’ya yerleşmiş.
    Daha önceki bu konuda kurslara katılmış, evine açtığı atölyesine çalışmalarını sürdürüyor.
    Cam seramik sergisi çok az rastlanan zor bir sanat kolu. Sergiye Akyaka’da yaşayan sanatsever dostları katıldı. Sergi 21.08.2016 gününe kadar 16.00-19.00 saatleri arası gezilebilir
    Aynı sergi akşamı, arkadaşları Sadun Sergisinde olduğu gibi onu akşam yalnız bırakmadılar, Akyaka Azmak restoranda buluştular balık yediler. Bende yemekte diğer dostlar ve Stratonice kenti (Yatağan-Eskihisar) doğumlu Opera sanatçısı, Soprano Gülizar İlerigiden ile birlikte idim.. Güzel nezih bir toplulukla yemek çok güzel ve dinlendiriciydi. Akyaka Sadun Ersin, Özden Uz gibi sanatçılarla, yerli ve yabancı ressamlarıyla ne kadar öğünse azdır. Ama üzülerek görüyorum bu kişiler genellikle buraya yerleşmiş, sanatçı ve sanatseverler, Akyaka halkını da aramızda görmek istiyoruz. Belki ileride bu da olur kim bilir?
    Yazıya bu yemekten bir kare eklenmiştir.



    (Devrim Gazetesi 27.08.2016 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    KENDİ ANAM NESİBE BİLDİRİCİ (1920-2003)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Anam öleli 13 yıldan fazla oldu, Saygı ile anıyorum
    Ünlü kadınlar ile ilgili sayısı 17 olan bölümü kendi anam ile kapatacağım.
    2003 yılı Nisan ayında anam Nesibe Bildirici'yi kaybettim. Bir yıl ağır hastalıktan sonra 83 yaşında hayata veda etti. Ben biyolojik olarak onun bir parçasıyım. Ölümü bende çok etki yaptı. Diğerleri gibi özverili bir ana idi. Şair olsam şiir yazar, ressam olsam onu renk ve desenle anlatırdım. Müzikolog olsam notalarla bir şeyler söylerdim. Ben bunlardan hiç biri değilim, ama araştırmacıyım, bir kaç cümle ile onu size anlatacağım. Bu şekilde bir Anadolu, bir Konya kadınının bazı özelliklerini ortaya koyacağıma inanıyorum.
    1920 yılında doğdu. Babası Semerci İbrahim’i hiç tanımadı. Çünkü babası o doğmadan 7 ay önce ölmüştü. Annesi Emine kızını dedesi yanında bırakarak baba evine döndü. Dedesi Semerci Hacı Ali, bakkaldı, hali vakti yerindeydi. Nesibe'nin okul çağı gelmişti. "Dede mahallede birlikte oynağımız Ahmet okula başladı, beni de gönder" ikazına "Get len oradan kızlar okula mı gider?" deyivermiş onu okula göndermemişti. Halbuki okul çok yakındı, Cumhuriyet hükümetince yeni yapılmış "Hakimiyeti Milliye" ilkokulu idi. Ama Nesibe daha sonra, yıllarca kurslara giderek yeni yazıyı ve kuran okumak için eski yazıyı biraz öğrendi.
    Nesibe genç kız iken burnunda et oluşur. O tarihlerde hastalıkların henüz hastane de tedavi edileceği pek bilinmez, kocakarı ilaçlarına başvurulur. Annesi bu konuda komşuları Ayşe Abla’ya başvurur, o da cıva buğu solutur, burundaki eti çürütmek için, ölmez ama ciğerlerini hastalar. Teyzesinin yol göstermesi ile Konya'da faaliyette olan Devlet Hastanesi'ne başvururlar, burundan eti ameliyatla aldırırlar. Nesibe Tıp dünyası ile tanışır, daha sonra çeşitli hastalıklarla karşılaşır, Konya, İstanbul ve Ankara'da pek çok tedavi görür, pek çok Türkiye'nin en tanınmış profesörlerine muayene olur. Kuvvetli bir yaşama azmi vardır. Verilen ilaçlarını tam zamanında alır, denilenleri yapar, uzun yaşamayı başarır.
    Evlenme çağına gelince annesinin üvey oğlu Kebapçı Nazım ile evlenir, yani annesi aynı zamanda kayınvalidesi olur. Tek kızdır. Annesi 1984 yılında yanında ölür, 2-3 yıl yatalak hasta iken ona bakar.
    Nesibe eşinin kazancı yetişmediği için, evin masraflarına katkı için, önceleri annesi ile tezgâhta çul dokurdu, daha sonraları dantel örmeye başladı. Tabi bağ ve bahçe işleri de hep vardı. 1965 yılında ilk torunu doğduğunda kolundaki kılcal damarlarda şişme oldu. Danteli bıraktı. Şiş kolunu yukarıya asarak yaşamını devam ettirdi.
    Nesibe çok disiplinli idi, mutfağının tavasını kimseye, gelinlere ve bize dahi bırakmadı. Her işi kendi disiplini ile isterdi. Henüz daha oğullarını evlendirmediği 1957 yılında Konya'da Devlet Tiyatroları’nca "IV. Murat" ile ilgili bir tiyatro oyunu sahnelendi. Lise öğrencisi olarak Tiyatro ile tanıştığımız bu oyunda padişahın annesi Kösem Sultan çok otoriter ve disiplinli bir kadındı. Oyunda Padişah ona hep "Valide" diye hitap ediyordu. Biz de bu oyunla bir paralellik kurarak kendisine "Valide" dedik. Ama bu hitabı o hiç kabul etmedi.
    Dayısı ile Hacca gitti, Hacı oldu. Yatağa bağımlı olduğu son günlerinde çok sevdiği torunu Öztuğ Bildirici hep yanında oldu. Valide 83 yıllık bir yaşamın ardından, 5 torunu ve iki, ikinci kuşak torununu gördükten sonra hayata veda etti.
    Nesibe 1985 yılında Akyaka’da ev alınca hep yazları buraya gelirdi. Otoriter ve insanları çalıştırma yeteneği vardı. Ev geniş olduğundan yazları evi pansiyon olarak kiraya veriyorduk. Ankara İstanbul’dan gelen beyefendi ve hanımlarla tanıştı, onlara kendisi sevdirdi. Eşine dostuna, “Oğlumun GÖK—OVA’da evi var derdi.
    Bir resmi yazıya eklenmiştir..
    Bundan sonraki yazım Akyaka tutkunu Danimarkalı Helga olacaktır.


    (Devrim 25.08.2016 yayınlandı)
    ( NİSAN 2004 ÇAĞRI da yayınlandı)
    (Akyaka’da Muğla’da Antik Anadolu’da Gezinmeler sayfa 60-61 yayınlandı)

Toplam 152 yorum bulundu. 121-130 arası listeniyor.