Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    TEKRAR IYONYA UYGARLIĞI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetesinin 23.10.2017 tarihli sayısında İYONYA UYGARLIĞI konusunda yazım çıkmıştı. Burada 10 adedi Anadolu karasında 2 adedi Yunan adalarında olan 12 kentin kendi aralarında bir birlik oluşturduğunu yazmış ve listesini yayınlamıştım.
    Bu listede 9 sırada Myndos’a da (Bodrum) yer verilmiştir.
    Yazılarımı dikkatlice okuyan Sayın ŞADAN GÖKOVALI bunun Myndos değil Myus olduğunu konusunda Menteşe Kültür Evinde ki çay ve kültür sohbetinde beni uyarmıştır. Hocamın hafızasının çok kuvvetli olduğunu hep duymuşumdur. Yazımı dikkatli okuyup bunu görmesi beni hayrete düşürmüştür.
    Burada kendisine teşekkür ederim. Yaptığım araştırma da internetten aldığım bir listenin azizliğine uğramışım. Bende Myndos konusunda şüphelenmiştim ama listeyi aynen koymuştum.
    Tabii bu beni çok mutlu etmiştir. Belirli konularda yıllar içinde çeşitli görüşler oluşur bu tartışma konusu olamaz ama böyle maddi hatalar belirtilmeli ve tartışılmalı ve doğrular ortaya çıkmalıdır.
    12 İyon kenti 9 numarada ki Myndos çıkarılarak aşağıdaki halini almıştır.
    Kuzeyden güneye doğru
    1.. PHOKAIA (Foça –İzmir)
    2. KLOZOMENAIA (Urla-İzmir)
    3. ERYTHRAE (Ilıdır-Çeşme-İzmir)
    4. TEOS (Seferhisar-İzmir)
    5. KOLOPHON (Değirmendere-İzmir)
    6. LEBEDOS (Ürkmez-İzmir)
    7. EPHESOS (Efes- Selçuk İzmir)
    8 PRIENE (Söke-Aydın)
    9 MYUS (Aydın)
    10. MILETOS (Milet- Aydın)
    11. KHIOS (Sakız Adası- Yunanistan)
    12. SAMOS (Sisam Adası-Yunanistan)

    Niyetim bu 12 kenti ve buradan yetişen önemli kişileri sıra ile incelemekti. Bu defa unutulan Myus’tan başlatmak uygun olacaktır.
    Myus kenti Menderes nehri kenarında kurulmuş 12 İyon kenti içinde en fakir olanıdır. Menderes kenarında Avşar köyünün kuzey batısından yarım saatlik bir yolla ulaşılabilir. Bugüne gelen kalıntılar çok önemli değildir.
    Miletos’ta çalışan Alman ekip 1964 yılında burada da kazılar yapmışlar ama önemli kalıntılara rastlanmamıştır.
    12 İyon kenti Myus’un yerleşim yeri iyi seçilememiş sıtmanın etkisi ile gelişememiştir. Buradan çıktığı bilinen önemli bir kişi bilinmemektir.
    Yazıya bugüne gelen kalıntılardan bir resim eklenmiştir. Üzülerek bu kentin kalıntılarını görmek mümkün olmamıştır.


    (Devrim Gazetesi 02.11.2017 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    EGE KIYILARINDA KURULMUŞ İYONYA UYGARLIĞI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Anadolu’muzda pek çok uygarlıklar gelip geçmiş ve bunlar gerek Batı Uygarlığı ve gerekse Doğu uygarlıklarında önemli izler bırakmıştır.
    Bu uygarlıklar Orta Anadolu’da Hitit Uygarlığı, Doğu Anadolu’da Urartu Uygarlığı, Helen, Roma, Selçuk ve Osmanlı uygarlıkları sayılabilir.
    Batı Anadolu’nun Ege kıyılarında gelişen ve kent devlerinden oluşan bu İyonya Uygarlığı Anadolu ve dünyada yaşanmış bir altın çağdır.
    Coğrafya olarak İzmir’in güneyidir. 12 kentin birliğinden oluşmuştur. Bu 12 kent hangileridir. Bu on iki kentin 10’u Anadolu karasında, 2’si Anadolu karasının bir parçası olan adalardır.
    Kuzeyden güneye doğru
    1.. PHOKAIA (Foça –İzmir)
    2. KLOZOMENAIA (Urla-İzmir)
    3. ERYTHRAE (Ilıdır-Çeşme-İzmir)
    4. TEOS (Seferhisar-İzmir)
    5. KOLOPHON (Değirmendere-İzmir)
    6. LEBEDOS (Ürkmez-İzmir)
    7. EPHESOS (Efes- Selçuk İzmir)
    8 PRIENE (Söke-Aydın)
    9 MYNDOS (Gümüşlük- Bodrum Muğla)
    10. MILETOS (Milet- Aydın)
    11. KHIOS (Sakız Adası- Yunanistan)
    12. SAMOS (Sisam Adası-Yunanistan)

    İyonya Birliği M.Ö 650 yıllarında kurulduğu sanılmakta, Panionaia ve Mykale (Bugün Kuşadası Dilek yarımadası) her yıl festival düzenlerlerdi. İyonya birliğine sonradan katılanlar ise

    13. HALIKARNAS (Bodrum Muğla)
    14. SYMNRA (İzmir)

    Bu kentlerin M.Ö. yaklaşık 1000 yıllarında Yunan ana karasından göç ettikleri kabul edilmektedir.
    Bu 14 kentin 8 adedi İzmir, 2’si Aydın, 2’si Muğla ili, 2’si halen Yunanistan sınırları içindedir.

    Bu kentlerin yerinde Grek yerleşmesinden önce de yaşayanlar vardır. Ancak bunlar hakkında yapılan kazılar sonunda bilgilere ulaşılabilmekteyiz.
    Ancak parlak dönem M.Ö 650 yıllarından Pers (İran) egemenliğine girdikleri M.Ö 545 yılları arasıdır. Bu tarihten Büyük İskender tarafından Pers egemenliğinden kurtarılana kadar çok ilgi çekicidir, bu dönemde de Helen uygarlığı parlaklığını korumuştur.
    Bu kentler içinde en önde geleni Ephesos (Efes) olmuştur. Anadolu’da yaklaşık 400-500 civarında antik kent vardır. Diğer bölgelerde ki büyük kentler hep ikinci Efes’tir. Örnek Niğde Bor’daki Tyana kenti, Silifke Uzuncaburç’taki antik kent halk gözünde hep ikinci Efes’tir. Efes’i yakından tanımak için onu birkaç gün içinde gezmeli çeşitli kitaplar okumalıdır.
    İkinci olarak Miletos (Milet) gelmektedir. Milet Thales’in yaşadığı yer ve dünyada ilk kurulan Milet Felsefe Okulunun kurulduğu kenttir. Thales ve bu okul Batı uygarlığın başlangıcı kabul edilir.
    Milet’in Anadolu ve başka yerlerde pek çok koloni kurmuşlar, buralar ile ticaret yapmışlardır. Sonradan bu koloniler zamanla büyük kentler haline gelmişlerdir. Fevkalade önemli bu konuyu daha da araştırıp ayrı bir yazı konusu yapmayı düşünüyorum.
    Bir diğer önemli kent Phokia (Foça) dır. Persler Ege Bölgesine yönelince kent Meclisi toplanıyor ve durumu tartıyorlar. Ağırlık daha batıya Perslerin gelemeyecekleri bir coğrafyaya gitmeye karar veriyorlar, Fransa’nın Marsilya kıyısına yerleşiyorlar. Avrupa’da en eski kent kabul edilen Marsilya’nın ilk sakinleri Anadolu’dan göç eden Foçalılar oluyor.
    Bu kentlerde bu dönemde çıkan dünya çapında filozof, matematikçi, mimarlardan oluşan bir tutam insan aşağıdadır. Bu liste bu uygarlığın derecesini en iyi anlatmaktadır.


    -HOMEROS (M.Ö. 9 yüzyıl) Symnra-İzmir Şair
    -THALES (620-546) Miletos-Milet Filozof-Matematikçi
    -ANAXIMANDER (610-546) Miletos- Milet Filozof
    -ANAXIMENES (585-528) Miletos-Milet Filozof
    -PYTHAGORAS (570-496) Samos-Sisam Filozof
    -BIAS (570 -?) Priene Filozof
    -EUPALINUS (M.Ö 530 önce) Samos-Sisam Mimar
    -HERACLETIOS (535-475) Ephesus Filozof
    -ANAXAGORAS (510-428) Klozemanii-İzmir Filozof
    -ARTEMISIA (M.Ö 480 önce) Karia Denizci kadın
    -HIPPODAMOS (498-408) Miletos-Milet Şehir Plancı
    -HEREDOTUS (484-425) Halicarnassus –Bodrum Tarihçi
    -ASPASIA (470-400) Miletos-Milet
    -EPICUROS (341-270) Samos-Sisam Filozof
    -ISIDOROS (442-537) Miletos-Milet Mimar
    -ANTHEMIUS (474-534) Tralles-Aydın Mimar

    İzmir, Aydın ve Muğla il sınırları içinde kurulan İyon medeniyeti bir yazı ile anlatmak bir yazı ile anlatmak elbette mümkün değil. Hem zor hem kolayı, kolayı sevmek ve anlamaya çalışmak…
    (devam edecek)

    (Muğla Devrim 23.10.2017 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    KONYA VE TÜRKİYE BÜYÜK BİR ŞAİRİNİ KAYBETTİ. FEYZİ HALICI (1924-2017)
    ARAMIZDAN AYRILDI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Feyzi Halıcı 1924 yılında Konya’da Mevlana Müzesine yakın bir evde doğdu, Orta öğrenimini Konya Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1950 yılında İstanbul Üniversitesi Kimya Bölümünden mezun oldu. Ama hiç mühendislik yapmadı Konya’da İstanbul caddesinde babası Halıcı Sabri Halıcı’nın dükkânında ticaret yaptı. Küçük yaşlarda şiir yazmaya başladı. Yenigün ve Çınaraltı dergilerinde şiirleri yayınlandı.
    1969 yılında Adalet Partisi’nden Konya Senatörü seçildi.
    Ailesi ile birlikte kurduğu Konya Turizm Derneğinde Mevlana İhtifallerini düzenledi, Âşıklar Bayramlarını gerçekleştirdi, Türkiye’nin her yöresinden halk âşıklarını Konya’da topladı, onların BABASI oldu.
    Muğla Devrim Gazetesi gibi yaşı 50’nin çok üstünde ÇAĞRI aylık edebiyat dergisini ölene kadar çıkardı. Burada her sayısında Mevlana, Ahmet Yesevi, Yunus Emre gibi büyük şair ve Türk büyüklerini hakkında yazılar yazdı. Yayınlanmış pek çok kitabı vardır. Burada bazı anılarıma da yer vermek istiyorum.
    1980’li yıllarda ben de Konya Turizm Derneği üyesi idim.
    Kardeşi Mehdi Halıcı (1927-2008) çok yakın arkadaşımdı, Hukuk Doktoru, bir süre Norveç’te yaşamış hikâye yazarı ve ressam idi. Cemşit Bender ismi ile Kürt tarihi konusunda kitapları bulunmaktadır.
    Feyzi Halıcı daha sonraki yıllarda ÇAĞRI dergisinde benim yazılarıma yer verdi. İstanbul’a yerleştikten sonra daha sık görüşür olduk. İstanbul PERA PALAS’ ta rahmetli Hasan Süzer’in davetlisi olarak GÖNÜL DOSTLARI toplantıları olurdu, onun davetlisi olarak defalarca buraya katıldığımı hatırlıyorum. Türkiye’nin önde gelen şairleri buraya katılır, katılımcılar şiirlerinin sunarlardı. Bu oturumları Ahmet Özdemir sunardı. Sıra ile kürsüye çağrılırdı. İlk katılımda bende çağrıldım, ben şair değil araştırmacıyım, ama antik yazıtlardan birine dayanarak bir şiirim var ama yanımda değil demiştim. O da önümüzdeki toplantıda getirir okursunuz demişti.
    Feyzi Halıcı, İstanbul Ulus semtinde oturuyordu. Bir defasında Çağrı dergisine bir yazı verecektim. Saat 13.30 da eve gel dedi. Öğle yemeğini yemiş eşi Bahar Hanım da alışverişe gitmişti. Evde yalnızdık. Benim bazı sorularım üzerine o kadar coştu ki bütün şiir kitaplarını çıkardı, tek tek yaklaşık iki saat süreyle okudu, can kulağı ile dinledim, ama çok üzgünüm yanımda bir ses alıcısı yoktu. !!!!!
    Feyzi Halıcı da Ünal Türkeş gibi KONYA’NIN HAFIZASIYDI. Konya konusunda telefonla uzun konuşmalarımız olurdu.
    Demokratik Sol Partiden Konya Milletvekili Emrehan Halıcı’nın babası idi. Süper bir bilgisayar, elektronik müzik uzmanı olan Emrehan Halıcı’nın 2000’li yıllarda “HALICI ELEKTRONİK MÜZİK YARIŞMALARINA” babasının davetlisi olarak dinleyici oldum. SABANCI CENTER’de gerçekleşen bu yarışmada yaşı ortalama 20 civarında olan gençlerin bestlerini beğeni ve hayranlıkla izledim.
    Feyzi Halıcı’nın Konya’da toprağa verildiğini öğrendim. KONYA’NIN ŞAİRİ HAFIZASI FEYZİ HALICI2YI KAYBETTİK. Eşi kendisi gibi şair Bahar Gökfiliz Halıcı’ya, oğlu Emrehan Halıcı, onun manevi annesi sayılan RAHŞAN ECEVİT’e baş sağlığı dilerim. IŞIK İÇİNDE UYU BÜYÜK ŞAİR
    Eserlerin, şiirlerin asla unutulmayacak….
    Yazı ekine bir portresi ve İstanbul Caddesi şiiri eklenmiştir.
    İstanbul Caddesi, Fevzi Halıcının çalıştığı ve Konya’nın en işlek caddesidir.


    İSTANBUL CADDESİ
    Bu cadde İstanbul Caddesi,
    Aziziye minaresinde çifte ezan
    Nal sesleri, motor gürültüleri
    Arasında kaybolursunuz bazen.
    Burası dellal pazarıdır
    Eski eşyaların satıldığı
    Cömert oturak âlemlerinin
    Kayıtsızca anlatıldığı...
    Ağzına kadar dolu dükkânlarda
    Duyun ki ne ümitler eridi!
    Oturup seyredin şöyleleyin
    Cadde değil, sinema şeridi!
    Bir para sesidir duyulmasın
    Tekmil kulaklar kirişte.
    Teraziler, vitrinler, hanımlar
    Alışverişte...
    Gün batı tarafından bizim dükkân
    Halı, kilim, çepeçevre yanları.
    Karşımızda çitlem çitlem bir otel
    Duvarında banka ilanları...
    Yolunuz İstanbul caddesine
    Düşmez mi bir zaman, ne dersiniz?
    Pahalılıktan falan konuşur
    Bir acı kahvemizi içersiniz...

    (21.10.2017 Devrim Gazetesi yayınlandı)

  4. SELAHATTİN SAPMAZ 30-11-2017

    Aslen Konya’lı olan Mehmet Bildirici İstanbul Teknik Üniversitesinden İnşaat Yüksek Mühendisi olmuştur. Uzun yıllar kamuda çalışarak emekli olduktan sonra Akyaka’da ev alarak yerleşmiştir. Zaman zaman yerel gazetelerde köşe yazıları yazmakta
    Muğla İli içerisindeki tarihi kalıntılar hakkında bilgiler vermekte.
    Bana gönderdiği bir yazıyı aşağıda veriyorum.
    “Bir kültür kenti olan Muğla’da kimsenin farkında olmadığı Diojen konusunu ele alacağım. Platon Aristoteles gibi dünyaca ünlü filozoflar tarih kayıtlara geçtiği, uygarlığın gelişmesinde eksen olduğu halde bu filozof tarihi kayıtlara geçmemiş, arkeolojik çalışmalar sonucu yaşadığı dönemden yaklaşık 1800 yıl sonra ortaya çıkarılmış. Adeta yüzyıllar sonra yeniden doğmuş denilebilir.
    Muğlalı Diojen Fethiye ilçesine 88 km uzaklıkta Oionanda antik kentinde yaşamıştır. Bu ören yerinin doğu eteğinde “İnce Aliler” mahallesi yer almaktadır.
    Burada önce Oionanda hakkında bilgiler vereceğim;
    Oionanda Helenistik ve özellikle Roma döneminde çok gelişmiş bir Likya kentidir. Bilindiği gibi Muğla’nın da içinde bulunduğu bölge Karia bölgesidir. Akyaka’da kurulmuş Idyma kenti, Karia’nın güney doğu sınırını oluşturmaktadır. Fethiye ilçesi ve daha batısı antik çağda Likya bölgesidir.
    İsminin bugünlere gelmediği göz önüne alınırsa kentin erken tarihlerde terk edildiği anlaşılmaktadır. Kent planı incelendiğinde çeşitli tapınak kalıntıları olduğu halde kilise kalıntısı görülememektedir. Buda kentin çok önceleri terk edildiğini gösterecektir.
    Kente ait bilgiler M.Ö. 2. Yüzyıla kadar inmekte en parlak dönemini Roma döneminde yaşamış. Bu parlak döneminde 10.000 kişinin yaşadığı bilinmektedir. Yakınında ki Likya kentlerinden KBYRA- BALBURA – BUBON ve OIONANDA, kendileri aralarında dörtlü bir birlik oluşturuyorlar. M.Ö. 84 yılında Romalı Komutan Lucius Moreno bu birliğe son vermiş, bölge direk Roma yönetimi altına girmiştir. Kent 1400 kotundadır. Etrafındaki ovadan 300 m yüksektir.
    Kentin Akropolü ( Erentepe) kentin kuzeyindedir. Kent Akropolün yamaçlarında güney batısındadır. Özellikle Roma döneminde, imparatorluğun seçkin ailelerinin bu kentte yaşadığı görülmektedir. Romalı Licinnia Flavia 2. Yüzyılda anıtsal Hereon’u yaptırmıştır. Yamaçlarda bulunan tüm mezarlar Roma dönemine aittir. Oinanda’da bulunan yazıtların tümü eski Yunancadır. Kentin Roma döneminde yaptırılmış taş boruların kullanıldığı çok önemli su yolu vardır.
    Epikürcü Filozof Diojen burada yaşamış, felsefesinin esaslarını kentin duvarlarına kazımıştır. Kısa süre sonra yazıtların bulunduğu duvar ortadan kaldırılmış, kent tamamen karanlığa gömülmüştür.
    Kent 1840 yıllarında İngilizler tarafından keşfedilmiştir. 1847 yılında planı çıkarılmış, 1884 yıllarından itibaren Fransız ve Avusturyalı araştırmacılar çeşitli yazılı taşlar bulmuş, ancak bunun neler olduğu anlaşılamamıştır.
    1968 yılından itibaren İngiliz bilim adamı Martin Smith tarafından ciddi yüzey araştırmaları yapılmış. Burada Epikürcü Filozof Diojen’in Felsefesi kent içinde bir yerde herkesin okuyacağı şekilde duvarlara kazınmış. Epikür Felsefesine bağlı Epikürcü Filozof Diojen dünyaya Martin Smith tarafından dünyaya tanıtılmıştır.
    Martın Smith 1988-1995 yılları arasında İngiltere “Departmant of Classic History” bölümünde çalışmış ve emekli olmuş. Martin Smith çok uzun yıllar evvel Lucretius ve Oionandalı Filozof Diojen için yazılmıştır.
    Martin Smith’e Oionanda’da kazı izni verilmediğinden sadece yüzey araştırmaları ile yetinmek zorunda kalmıştır. Oinanda ve Diojen konusunda pek çok yayını vardır.
    Diojen Oinanda’da duvarlara kazdığı yazıtlar 250 parça olarak 6.000 kelimedir. Bunun 25.000 kelime olduğu sanılmaktadır. Bu olayın boyutunu ortaya koymaktadır.
    Dünya’da bir felsefenin esaslarının yazıldığı anıta dönüştüğü bu yerin Türkiye’de ve Dünya’da eşi benzeri yoktur.
    Filozof Diyojen ve Oıonanda sahip çıkmak Muğla aydınlarına ve özellikle Muğla valiliğine kaldığına inanıyorum.’’
    Konunun Muğla Valiliği, Muğla Üniversitesi ile Muğla Büyük şehir belediyesince değerlendireceğine ve gereğinin yapılacağına inanıyorum.

    Muğla Yenigün Gazetesi 18.Ekim 2017 yayınlanmıştır)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    TÜRKİYE ÖNEMLİ BİR MİMARINI KAYBETTİ, SEZAR AYGEN (1937-2017) ARAMIZDAN AYRILDI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Yurt içinde ve dışında pek çok projenin, Ulusal, Uluslararası Mimarlık yarışmalarında 45 ödülün sahibi olan SEZAR AYGEN, (Sezer değil) üniversite kampüsü ve hastane tasarımı gibi başlı başına uzmanlık gerektiren alanlarda önemli bir birikime sahipti. Türkiye önemli bir mimarını kaybetti.
    Ankara’da Maliye ve Gümrük Bakanlığı, Emlak Kredi Bankası Kızılay Binası, Malatya’da İnönü Üniversitesi Kampüsü, bunlardan bazılarıdır
    Sezar Aygen 1937 yılında Kastamonu’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli yerlerinde tamamladı. Konya Lisesi 1955 yılı mezunudur. 1963 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun olmuştur.
    1980 yılında “Türk Müşavir Mühendis ve Mimarlar Birliği Derneği’nin kurucu üyeliği ve 1990’lı yıllarda “Serbest Mimarlar Derneği” başkanlığı görevini üstlenmiştir.
    Mimari uygulamacı ve tasarımcı olarak yazar düşünür ve eğitmen özellikleri olan bir kişidir. 1969-1977 yılları arasında Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır.
    Sosyal ve ekonomik konulara olan yakın ilgisi ve politik bilinci 1980’lerde Türk siyasetinde aktif görevler üstlenmesinde önemli rol oynamıştır. 1983 yılında Doğru Yol Partisi kurucuları arasında yerini almış 1989 yılında ise Ankara Belediye Başkanlığı seçimlerinde aday olmuştur.
    Halen Amerika’da yaşayan Dr. Sümer Aygen Konya Lisesi’nden sınıf arkadaşımdır. Sezar (Sezer değil) Aygen ile 1957 ve daha sonraki yıllarda Beyazıt’ta ki “Konya Talebe Yurdunda birlikte idik. Mimarlık Fakültesi’nde okurken bazı sosyal derslerimiz birlikte idi, orada da sınıf arkadaşımızdı. Hep güler, etrafa neşe saçardı.
    Uzun zaman sonra Sezar Aygen ile 2014 yılında Ankara İTÜ Evinde açtığım “8000 yıldan bu yana Anadolu’da Tarihi Su Yapıları sergimde görüşmüştük, bu işlerle uğraştığını bilmiyordum, hayran kaldım demişti. Ben de İTÜ Evin şeref listesinde buraya hizmet edenler arasında SEZAR AYGEN’İ gördüğüm için çok mutlu olmuştum.
    Yakından tanıdığım Sezar Aygen sürekli neşeli, esprili ve adeta hayatı gırgıra alan bir kişiliğe sahipti. Onun esprileri yaptıkları biz arkadaşlar arasında sürekli anlatılırdı.
    Bunlardan birini buraya alacağım. Sezar ve gene kendisi gibi çok önemli projeler üretmiş Mimar Behruz Çinici yakın arkadaştırlar. Bir gün stres atmak için Ankara Kızılay ana caddede bulunan ağaçlar üzerinde bulunan sığırcık kuşlarını sapanla vurmak isterler. Hemen polis memuru müdahale eder. Onlarda orada park edilmiş Behruz Çinici’ye ait lüks arabaya binerek oradan uzaklaşırlar. Polis memuru işgüzar biriymiş, arabanın plakasını alır araştırır, arabanın Orta Doğu Teknik Üniversitesinde hoca Behruz Çinici’ye ait olduğunu öğrenir ve hocaya telefon eder, Hocam arabanız çalındı mı? Hoca’da yok öyle bir şey, cevabını veriri. Polis memuru hocam dün akşam Kızılay’da iki berduş !!! sapanla kuş avlıyorlardı, sonra sizin araba ile kaçtılar der !!!!!
    Yakından tanımaktan gurur duyduğum, Türkiye’nin önde gelen mimarlarından biri Sezar Aygen’i kaybettik. Cenazesinin memleketine götürüldüğünü öğrendim. Kardeşi sınıf arkadaşım Sümer Aygen’e ve ailesine baş sağlığı dilerim. Işık içinde uyu sevgili Sezar Aygen. Eserlerin Türkiye’de hep dikili kalacak



    (Muğla Devrim 26.10.2017 yayınlandı)

    Sevgili Mehmet
    Sezar hakkındaki yazın gerçekten nefis! Candan teşekkürler! Bunu hemen bildiğim akraba meslektaş ve dostlarına göndereceğim.
    Eline sağlık der sana da sağlıklı ve başarılı yıllarının devamını dilerim.
    Sümer Aygen -USA

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    MUĞLA VE TÜRKİYE’NİN ŞAİRİ İBRAHİM ERGİN İLE BİR GÜN
    MEHMET BİLDİRİCİ
    13.10.2017 günü Akyaka Yücelen Oteli Konferans Salonunda saat 17.00 de HALİKARNAS BALIKÇISI Cevat Şakir Kabaağaçlı (1890-1973) anıldı. Bu vesileyle İbrahim Ergin’i Akyaka’ya davet ettim, beni kırmadı saat 9.00 da geldi, toplantı saati olan 17.00 ye kadar evimde kendisini ağırladım, yedik içtik ve tabi ki derin bir sohbet, Muğla üzerine tarih üzerine, şiir ve edebiyat üzerine…..
    Saatlerin nasıl geçtiğini anlamadım… DSİ Genel Müdürlüğü tarafından 1994 yılında basılan kitabımı gösterdim ve internet içinde bir geziyi de unutmadık.
    Oradan saat 17.00 de Yücelen Otele gittik. Giderken bir soluk Akyaka’da Dr. Hasan Erdem’in Moteline uğradık. Hasan Erdem ile şair dostumun 37 yıl önce tanışık olduğu bu geçen zamanda birbirlerinden haberi olmadığı ortaya çıktı, benim sayemde çok eski bir dostluk perçinlendi.
    Anma toplantısı Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenmiş ve güzel şiir okumaları ile bilinen arkadaşımız SADETTİN ÖZBEK tarafından sunulmuştu. Prof Dr. Şadan Gökovalı tarafından organize edilen toplantı da Halikarnas Balıkçısı hakkında Gökovalı’nın bir kitabı dağıtıldı.
    Tabii ki böyle güzel toplantılara her türlü desteği veren Hamdi Yücel Gürsoy’un katkısı ön planda idi, konuşmaları ve bu salonu bize ayırmakla bunu sağlıyordu.
    Ben bu güzel etkinliğe bu kısa yazımda yer veremeyeceğim. Bu ayrı bir yazı konusudur. Toplantıda ben İbrahim Ergin ile birlikte idim. Kendisini ne kadar kişi gelip selamladı, İzmir’den Almanya’dan tanıdık ve uzun zaman görüşemediği kişiler. Bir arkadaşı olarak gıpta ile izledim.
    Bu tanıdık kişilerden biri de uzun zamandır görüşemediği Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarı ve edebiyatçı FEYZA HEPÇİLİNGİRLER idi.
    Bu arada İbrahim Ergin’in kısa bir süre önce Foça’da TARIK DURSUN K onuruna düzenlenen öykü yarışmasında üçüncü olmuştu. Bunun için Foça’ya gitmiş orada ağırlanmış ve orada da pek çok tanıdığı kişilerle birlikte olmuştur.
    Yakın zamanda bir kalp rahatsızlığı geçiren arkadaşım dostum İbrahim Ergin’e sağlıklı yaşam daha nice şiirler yazmasını ve kitaplar çıkarmasını dilerim.
    Yazımın sonuna program sunucusu Sadettin Özbek tarafından ezbere okunan GÖKOVA şiirini ve kendisinin kürsüye çıkarak okuduğu KNİDOS AFRODİTİ şiirine yer vereceğim. Şiirlerin altında birlikte ve Feyza Hepçilingirler ile çekilmiş iki fotoğraf eklenmiştir.

    GÖKOVA
    Bu deniz görülmüş değil
    Bir yanı birdenbire dağ
    Bir yanı bin bir bük, ada, koy
    Yeşil ve mavi ışıktan ipliği
    Böyle bir oya örülmüş değil

    Bir ulu fırçada buluşmuş
    Binlerce kuş, renk, koku
    Billahi bir Türkmen kızı dokumuş
    Bir çeyiz kilimi baştanbaşa destan
    Daha dürülmüş değil

    Kim bestelemiş bu sessizliği
    Bu ressam bildiğiniz değil
    Bu sizsiniz, bu ben’im, bu doğa
    Bir mavi gül açmış Ege’de
    Eşi görülmüş değil


    KNİDOS AFRODİTİ
    Kaynağından harıl harıl nur akıtıyor Ay
    Parladım sevdiğim senin gözlerinde
    Sana bakan yıldızlardı bakışım, gülüşüm
    Ben bir avuç tozum
    Savur göklere
    Samanyolları yarat
    Gövdemde set çek ölüme
    Aylar güneşler fırıl fırıl dönsün beyninde
    Sana göksel müzikler dinleteyim

    Ben Afrodit’im
    Birlikte yaratılanlar sevecekler
    Bu benim yasam
    Sevgiyi yüreklere bölüştürdüm

    Ben Astarte’yim
    İşkenceyi hiç eden umut
    İnsan
    Ben hayat değil miyim, umut değil miyim?
    Öteyi gösteren değil miyim?

    Ben Afrodit’im
    Enginin özü, sütün kaymağı,
    Yaratılışın son ürünü
    Ben yüksek dağların üstünde ki köpüğüm
    Bazen bana Havva derler
    Bazen Meryem
    Ben Horus’u doğuran İsis değil miyim?

    Ben hayat
    Ben aşkım
    Bazen öz kardeşlerin bölüştüğü

    Işıkla sevgiyle güzellikle sunduğum
    Beni paranın dışında yarattı Praksiteles
    Açık dudaklarından kokular soluyan çiçeklerle
    Yağmurda, renkte, türküde
    İnsanı çağıran ben’im

    Ben’im büyülü yamaçlarda gülümseyen Melitta
    Ay ışığı kirpiklerimin arasından gönlüme akıyor
    Işıktan bir kan dolaşıyor gövdemde
    Her gözden bakan ben’im
    Ben’im her gözden bakan
    Ben Hayat
    Işık sustu
    Şimdi eskindir fısıldayan

    (Muğla Devrim 18.10.2017 yayınlandı

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    ÜNAL TÜRKEŞ 1942-2017) İLE İLGİLİ ANILARIM II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Doğasına ve tarihine büyülendiğim Gökova Akyaka’da şimdiki evimi 1985 yılında aldım. 1994 yılında çevremdeki İDYMA isimli antik kentin olduğunun farkına vardım. 1996 yılında o zamanki Belediye Başkanı ve Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği Başkanı Heike Thol Schmitz Akyaka’da dillere destan bir ŞENLİK düzenlediler. Bu Şenlik kapsamında Dedegil Otelinde bir panel yer aldı. Yedi kişinin katıldığı ve turizm ve tarih konularının konuşulduğu bu panelde benden başka Aydın Turunç, Şadan Gökovalı bulunuyordu. Bu benim Akyaka’da ilk defa halk karşısına çıkışımdı.
    Akyaka’yı, Muğla’yı ve tarihini tanımaya yöneldim. Araştırmalarım beni Devrim Gazetesi sahibi ve başyazarı ÜNAL TÜRKEŞ ile buluşturdu. Tarih merakı bizi bir araya getirdi. Özellikle Konya konusuna çok duyarlı idi. Zira kendisinin ve bazı Muğla ileri gelenlerinin aile kökleri Konya Bozkır Üçpınar (Hocaköy) ve Kızılören’den geliyordu. Kendisi bu konuyu bir kitap haline getirtmek istiyordu. Yakın Konya tarihi konusunda Konya’da araştırma yapan ağabeyim Sefa Odabaşı ile araştırma yaptık, ama elle tutulur net bilgilere ulaşamadık.
    Ben daha sonra Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği Nail Çakırhan & Halet Çambel Kültür ve Sanat Evinde 2004 ve 2006 yıllarında “İDİMA’DAN GÖKOVA AKYAKA’YA” isimli sergiler açtım. Bunları başka sergiler de takip etti.
    Bu sergilerde DEVRİM GAZETESİ ve tabii ki Ünal Türkeş gazete haberleri ile sergimi duyurdular destek oldular.…
    Özellikle sanıyorum 2006 yılında gazeteyi bir ziyaretimde beni şimdi hatırlayamadığım bir kişiye beni şöyle tanıttı:
    “GEL SENİ GÖKOVA ÂŞIĞI BİR KİŞİ İLE TANIŞTIRAYIM.
    Bunu asla unutmam mümkün değil…
    1996 yılından bu yana Devrim gazetesinde yazılarım, Konya konusunda fikir alışverişlerimiz ve dostluğumuz devamlı sürdü….. aramızdan ayrılana kadar….
    Şimdi başka bir konuya geçeceğim..
    Ben Ünal Türkeş’ten 3 yaş daha büyüğüm. Öğrenimlerimiz farklı kentlerde ve farklı alanlardadır. Ben antik Anadolu ve Karya’da gelişen çok parlak geçmiş uygarlıkların farkına varan bir kişi olduğu düşünüyorum. Eski uygarlıkların farkına vardığımız ve farkında olmadığımız pek çok noktaların bugün Orta Asya’dan getirdiğimiz Türk uygarlığı (Selçuklu-Menteşe-Osmanlı) ile bir sentez halinde olduğunu görüyorum.
    Rahmetli Ünal Türkeş de hep yazılarında;
    “BİZ KARYA VE TÜRK UYGARLIKLARINDAN OLUŞAN BİR SENTEZİN ÇOÇUKLARIYIZ DİYE HEP YAZMIŞTIR.
    Ünal Türkeş ile buluştuğumuz bu ilke ve görüşler devam etmelidir. BEN YAŞLIYIM, YAŞADIĞIM VE YAZABİLECEĞİM SÜRECE ONUN BU GÖRÜŞLERİNİ SAVUNACAĞIM.
    AMA GENÇLER BUNU DEVİR ALMALI VE DEVAM ETTİRMELİ VE ÜNAL TÜRKEŞ’İ YAŞATMALIDIR..
    (Muğla Devrim 17.10.2017 de yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    ÜNAL TÜRKEŞ (1942-2017) ANISINA
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetesi sahibi ve başyazarı Ünal Türkeş’in zamansız kaybı hepimizi derinden sarstı,. Ailesine, Devrim Gazetesi kadrosuna ve Tüm Muğla halkına baş sağlığı, Tanrıdan rahmet dilerim. Işık içinde uyusun.
    Bu yazımın onun kaybından sonra Devrim gazetesine yazdığım ilkyazım olduğunu belirtmeliyim.
    04.10.2017 günlü yazımın başlığı şöyle idi.
    “TARİH VE DEVRİM GAZETESİ BAŞYAZARI ÜNAL TÜRKEŞ’İN BİR YAZISI ÜZERİNE”
    Devrim Gazetesi Başyazarı Ünal Türkeş’in 21.09.2017 günlü “TERK ETME” isimli yazısını çok dikkatli ve birkaç defa okudum. Yazıda eski Muğla milletvekili Turgut Topaloğlu’nun 1924 yılında yapılan Mübadelede (Türk-Rum zorunlu karşılıklı göçü) giden Rumlara gitme diyen çocukmuş, yazının devamında Muğla’dan giden Rumların anıları, Muğla’ya bağlılıkları, Muğla’dan Selanik’e toprak götürmeleri ve dillere destan ELENİ’nin Muğla’da hiç unutulmaması anlatılıyordu. Başka anılar da vardı
    Ünal Türkeş yoğun bir çalışma içinde olduğundan sık sık görüşme imkânı yoktu. Konya konusunda özel bir hassasiyeti vardı. Bu konuya ileride tekrar döneceğim. Onu ilgilendiren bir konuda telefon ederdim, o da Konya konusunda öğrenmek istediği bir konuyu bana sorardı.
    Son konuşmamız hastaneye yatacağı gün oldu. Bazı şeyler anlatacaktım. Hastayım hastaneye gidiyorum dedi, geçmiş olsun sonra ararım dedim telefonu kapattım.
    Onun kırk yıllık dostu, benimde kırk yıllık gibi hissettiğim can dostum ŞAİR İbrahim Ergin’i aradım durumu anlattım, hastaneye gitsek ama ben zor giderim, en iyisi Pazartesi (02.10.2017) Gazetenin bürosunda buluşalım dedi,….
    AMA NE ACI Kİ PAZARTESİ BULUŞTUK AMA CENAZESİ BAŞINDA…..
    Gelelim devamına……
    30 Eylül Cumartesi sabah uykum kaçtı erken kalkıp bilgisayar başına oturup önceden kafamda kurduğum yukarı yazımı tahminen 8.00 civarında bitirdim, 9.00 civarında mail attım ve Gazeteye telefon ettim. Nazife (Sönmez Şahin) Hanım, kontrol etti, yazını aldık dedi ve arkasında bu sabah Ünal Bey’i kaybettik dedi.
    DONDUM KALDIM… İRKİLDİM KALDIM… ŞAŞA KALDIM
    Hâlbuki ben bu yazıyı ona okuyacaktım.
    (devamı var)
    04.10.2017 Devrim Gazetesinde yayınlandı

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    TARİH VE DEVRİM GAZETESİ BAŞYAZARI ÜNAL TÜRKEŞ’İN BİR YAZISI ÜZERİNE
    Devrim Gazetesi Başyazarı Ünal Türkeş’in 21.09.2017 günlü “TERK ETME” İSİMLİ yazısını çok dikkatli ve birkaç defa okudum. Yazıda eski Muğla milletvekili Turgut Topaloğlu’nun 1924 yılında yapılan Mübadelede (Türk-Rum zorunlu karşılıklı göçü) giden Rumlara gitme diyen çocukmuş, yazının devamında bazı başka anılar da yer alıyordu.
    Bir arada yaşamış, yer yer kan karışımı olmuş Rum ve Türk halkı kurtuluş savaşında düşman olmuşlardır. Kötü yönetimlerin ve dış devletlerin karışması ile kötü şeyler olmuştur, haklı olabilirler ama aradan geçen yaklaşık yüz sene sonra barışabilmeli düşmanlığı sonsuza kadar taşımamalıdır diye düşünüyorum.
    Yunan konsolosluğu tarafından İstanbul’da gerçekleşen Midilli tanıtım (Lesvos) gününde genç bir kadın şairin şiirinden şunlar aklımda kalmıştı. Bir bahar günü güzel bir çiçek kokusu, doğan güneş insanın içini ısıtır. Hem Rum’un hem de Türk’ün içini ısıtır, ayırım yapmaz……
    Gerek Muğla’da, gerek Konya’da gerekse gerekse ülkemizin başka bir yerinde Rumlarla iç içe yaşamışız, kültürlerimiz hatta kanlarımız birbirine karışmış.
    Biz Türkler ise Karya bölgesinde ebediyete kadar olmak üzere 13. yüzyıldan bu yana varız
    Eski köy isimlerine bakıyorum şimdi değiştirmişiz muhtemelen Rumların koyduğu isimler, Osmanlı toleransı ile Cumhuriyete kadar gelmiş. Örnek yangın çıkan ve yüreğimizi yakan Zeytinköy’ün ismi Gerit, bir arkadaşım olan Birgül’ün annesinin doğum yeri Genet, şimdi ki adı Menteşe.. Buna pek çok örnek verebilirim…
    Kısaca 13. Yüzyıla kadar Rumlaşmış Karya’lılar mübadeleye kadar bu topraklarsa yaşamışlardır. Örnek olarak Kavaklıdere’de gelişmiş bakırcılıkta onların izi vardır.
    Bazı tarih bilmeyen öğrenim görmüş ve görmemiş kişiler, Türklerin gelişini yüzyıllar öncesine taşımak istemektedir. Örnek olarak Karyalıların Türk olduğunu savunurlar. Muğla’da çok büyük saygı gören ve Muğla tarihini yazan Zekai Eroğlu Türklerin bu bölgede 8000 yıldan bu yana var olduklarını savunurlar. Kesinleşmemiş tarih ve arkeolojik verilere dayanmayan bu görüşler bence havaya çivi çakmak gibi bir şeydir. Başımızı kuma gömmektir.
    Buna bir örnek vermek isterim M.Ö 1295 tarihinde Anadolu’da yaşayan ve büyük bir uygarlık kuran Hititler’le dünyada en eski uygarlıklardan birine var eden Mısırlılar Suriye civarında Kadeş’te savaşırlar ve sonuçta bir anlaşma ile savaşı sonlandırırlar. Mısır tahtında oturan büyük bir Firavun olan II. Ramses büyük bir zafer kazanmış gibi Mısır’ın her tarafına Zafer anıtları diktirir, Hititler daha mütevazı davranır yazıtlara geçerler, ama sebepleri bilinmeyen şekilde ortadan kaybolurlar sadece Tevrat gibi din kitaplarında isimleri geçer…
    Zamanla 1906 yılından itibaren Hitit yazıları okunur üzerinden tozlar kaldırılır II. RAMSES’İN BİR ZAFER KAZANMADIĞI ORTAYA ÇIKAR, 3200 yıl sonra gerçek gün yüzüne çıkar.
    TARİHİ YANILTMAK, SANAL ARZUYA GÖRE TARİH YAZMAK ASLA MÜMKÜN DEĞİLDİR. SONUCUNU SEVELİM VEYA SEVMEYELİM TARİHİ DOĞRU OKUMAYA ÇALIŞALIM.
    (Muğla Devrim 30.09..2017 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 30-11-2017

    İNSANLIK TARİHİNDE İLK MATEMATİKÇİ PİSAGOR (M.Ö 569-475) (PYTAGORAS) VE DÜNYANIN İLK KADIN FİLOZOFU THEANO
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Pisagor Anadolu karasının doğal bir uzantısı olan Sisam (Samos) adasında M.Ö 569 yılında doğmuştur. Babası tüccardır. M.Ö 475 yılında Metapontum (İtalya) kentinde 94 yaşında ölmüştür. Hayatı o zaman ki uygar dünyanın önemli noktalarında geçmiştir. Grek kökenli olup konuşma ve kültür dili Grekçedir. Hayatı oldukça karmaşık olup hayatı ve ölümü konusunda da çeşitli kaynaklardan farklı bilgiler gelmektedir. Kızgın gruplar, tarafından öldürüldüğü, Savaş sırasında öldüğü, açlık grevi sonucu öldüğü gibi…… !!!
    Antik dünyanın ilk kadın filozofu Croton’lu (İtalya) Theano ile evlenmiş ve ondan iki çocuğu olmuştur. Bir başka kaynağa göre Pisagor hiç evlenmemiş, Theano sadece onun öğrencisidir. Pisagor’un açtığı okulda kızlara ders !!! vermiş, Pisagor’un ölümünün ardında onun okulunu yönetmiştir.
    Pisagor aynı zamanda müzik adamı olup ömrü boyunca lir (lyre) çalmıştır. Matematik, felsefe, astronomi ve müzik ilgi alanlarıdır. Matematik ve astronomi konusunda Thales’in, felsefe ve geometri konusunda Miletli Anaksimander’in etkisi altındadır.
    M.Ö 535 yılında 34 yaşında Sisam adasından ayrılmış, Mısır’a gitmiş tapınaklarda Mısırlı rahiplerle bir arada kalmıştır. Büyük çapta Thales gibi Mısır uygarlığını orada öğrenmiştir.
    Yaklaşık 10 yıl sonra M.Ö 525 yılında Mısır Persler (İran) tarafından işgal edilmiş, Pisagor esir edilmiş Babil’e (Babylon) gönderilmiştir. M.Ö 520 yılında serbest kalmış, bir süre Sisam adasında kalmış, politika ile ilgilenmiş sonunda adayı terk etmiş güney İtalya’daki Crutuna isimli bir Grek kolonisi olan Croton’a yerleşmiş, ömrünün geri kalan kısmı İtalya’da geçmiştir. Pisagor M.Ö 518 yılında Croton’da Thales’ten sonra Semicircle isimli (YARIM DAİRE) isimli bir felsefe & dini okul açtı. Pisagorcular bir disiplin içinde yaşarlardı nasıl konuşacağı, nasıl giyinecekleri, neler yiyeceği konularında.. Pisagorcular vejetarist (et yemeyen, sebze yiyen) idi, kişisel malları yok idi. Buraya devam eden kadın olsun erkek olsun Matematikçiler (mathemamatikoi) olarak bilinirdi, Pisagor’un ilkeleri uygulanırdı.
    Pisagora göre her şeyin esası sayılara dayanırdı. Matematik her şeyin temeli, geometri ise matematik çalışmalarının en yüksek noktasıydı.
    Geometri konusunda çığır açan iki çok önemli formülü vardır.
    1.. BİR ÜÇGENİN İÇ AÇILARININ TOPLAMI 180 DERECEDİR.
    2. BİR DİK ÜÇGENDE DİK KENARLARINI KARELERİNİN TOPLAMI, KARŞI KENAR (HİPOTENÜS) KARESİNİN TOPLAMINA EŞİTTİR.
    Dik kenarları 3 ve 4 olan dik üçgende, dik kenarların karelerinin toplamı, 9 v+ 16 = 25 olur bu ise 5’ni karesidir.
    ÖZETLE KENARLARI 3 VE 4 OLAN DİK ÜÇGENİN KARŞI KENARI 5 OLUR. O ZAMAN KENARLAR 3, 4 VE 5 OLAN BİR ÜÇGEN OLUŞTURURSAK DİK ÜÇGEN ELDE EDERİZ. . DİĞER BİR TABİRLE BİNAYA DİK KÖŞE TEMİN EDERİZ. Bunun için üç çivi bir keser yeterlidir.
    Babil’liler bu gerçeğin yaklaşık 1.000 yıl önce, farkına varmış ama Pisagor oradan öğrenmiş, ispatlamış ve insanlığa sunmuştur.
    Benim matematiğim çok iyi idi. Konya Lisesinde bunları çok iyi öğrendim, tarihin en eski matematikçisi Pisagor’un hayatını öğrenmek ise 78 yaşında kısmet oldu !!!!!!!!!
    ÇIKARILACAK SONUÇLAR:
    Matematik, müzik konularında yoğunlaşan, felsefe okulu açan Pisagor’un hayatı çok renkli geçmiş, Helen dünyasının öncüsü aynı zamanda Mısır ve Babil ve Anadolu’nun Coğrafi uzantısı Samos (Sisam) adasında yaşamıştır. Eski Yunanistan ve başta Atina M.Ö 5 yüzyılda altın çağını yaşamıştır. Burada ortaya çıkan ve dünyayı geniş şekilde etkileyen uygarlığın köklerinin hangi ülkelerden geldiği burada net olarak görülmektedir.
    İsmini bildiğim bu matematikçinin hayatını bu yazı dolayıyla yakından inceledim öğrendim. Kendisine büyük hayranlık duydum.
    ÇOK YÖNLÜ BÜYÜK ADAM PİSAGOR YAKINDAN TANINMALIDIR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.





    (Muğla Devrim Gazetesi 30 Eylül 2017 günü yayımlandı)

Toplam 296 yorum bulundu. 121-130 arası listeniyor.