Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    İSTANBUL FATİH'TE FATİH CAMİ CİVARINDA BİR GEZİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bilindiği gibi İstanbul Fatih Camii ve cami yanında Fatih Sultan Mehmet'in Türbesi çok tarihi mekândır. Bu yazımda Ocak 2011 yılında yaptığım bir gezide aldığım notları sizlerle paylaşacağım.
    Fatih Sultan Mehmet Türbesi’nin içinde devamlı dua okuyanlar başörtülü kadınlar vardı. Ama Cami yakın dönemde yeniden yapılmış. Türbe’nin batısındaki bulunan mezarlıkta Türk tarihinin önemli kişileri son uykusunda bulunmaktadır. Fatih'in eşi Gülbahar Hatun, son dönemlerden Gazi Osman Paşa, yakın dönemden Pertev Demirhan Paşa ...vs Huzur içinde uyuyorlar. Ben camiin tarihine girmeyeceğim.
    Tümü bunlar mı? Sihirli bir gözlük takıp bir de toprak altında daha önce buraya gömülenlere bakmak istedim.
    İmparator Konstantin, 330 yılında Byzantion kentini başkente yakışan binalarla süslüyor ve kent Konstantinapolis, ikinci Roma başkenti oluyor. Konstantin bir şey daha yapıyor, ölmeden Hıristiyanlığı kabul ediyor, buraya bir kilise yaptırıyor. On iki Apostel (havari) Kilisesi. Kilise yeri o günkü surların dışında, özel dini bir sebebi olmalı.. Ölümünden sonra kilise tamamlanıyor ve Konstantin burada bir Mozole'ye gömülüyor. Muhtemelen İstanbul'un ve dünyanın ilk kilisesi....
    Kilise Jüstinien döneminde yetersiz görülüyor, ya da tahrip oluyor, Jüstinien yeniden yaptırıyor ve kendisi ve İmparatoriçe Thedora için Mozelum (anıt Mezar) yaptırıyor ve buraya gömülüyor....
    1204 yılında Latinler tarafından yağma ediliyor....
    Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u alınca oldukça tahrip olduğu anlaşılan kilise temellerine kadar yıktırılıp cami yapılıyor....
    Şimdi sihirli gözlüğü çıkarıp toprak üzerine çıkalım.
    Bazı yazarlara ve bazı belgelere göre Fatih kendisini Roma İmparatoru gibi görür. İlk Roma İmparatorunun gömüldüğü yere gömülmek istemesi çok anlamlı...
    BEN BU GEZİMDE BÜYÜK İMPARATORLAR
    KONSTANTİN
    JÜSTİNİEN
    FATİH SULTAN MEHMET İÇİN HUŞU İLE SAYGI DURUŞUNDA BULUNDUM.
    HEMDE FATİH'İN TÜRBESİNİN İÇİNDE
    FATİHA DUA EDEN İNSANLAR ARASINDA..
    Düşündüm düşündüm düşündüm....
    Diğerleri içinde bir köşede birer plâket konsa, hatta küçük bir yer olsa ona inanan Hıristiyanlar da onlar için dua etse, hatta bir mum yaksa...
    Ne kaybederiz...
    Bir şey kaybetmez, ÇOK ŞEY KAZANIRIZ DİYE DÜŞÜNÜYORUM
    Avucumuzun içine dünyada eşi olmayan İSTANBUL'U koyan
    üç imparator huzur içinde son uyusunlar diyorum.
    Bu arada aynı gün Fatih semtinde bir anıtı geziyorum
    FATİH'TE KIZTAŞI ANITI
    İMPARATOR MARCIANUS SUTUNU
    Anıt İmparator Marcianus adına 455 yılında dikilmiş, bu güne gelebilmiştir.
    Kaidesinde Zafer tanrıçası NİKE kabartması olduğundan, biz Türkler, KIZTAŞI olarak adlandırmışız.
    Latince kitabesi şöyledir Birinci Yurttaş (İmparator) Marcianus anıtıdır. Tatianus tarafından yaptırılmıştır.
    Fatih Camiini gezdiğim gün burayı da gördüm. Mahalleye tarihi derinlik kazandırmış, Kıztaşı Market, Kıztaşı Berber...vs ne kadar güzel


  2. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    ÇOCUKLUĞUMDA TANIDIĞIM İLK ŞAİR ÖNAL VASIF ÖZTAŞ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Çocukluğum Konya'nın Uluırmak Burhandede Mahallesi’nde geçti. Şimdi Karatay ilçesi Sarı Yakup oldu. İlkokul öncesi ben, Mehmet Bildirici, Avni Öztaş, Türkmenlerin Nail üçümüz arkadaştık. Yıl 1944, 1945. Hep üçümüz oynardık. Ama ben bahsettiğim iki arkadaşımı çok erken yaşlarda kaybettim. Saygıyla anıyorum. Her ikisi de matbaa mesleğini seçmişlerdi.
    Avni’nin ağabeyi Önal Öztaş benden 4 yaş büyüktü. Hâkimiyeti Milliye İlkokulu sonrası amcası Ahmet Öztaş'ın Attar dükkânında çırak olarak işe başlamıştı, 1953 yılında ben Lise Orta son sınıfta iken, dışarıdan Ortaokul bitirme sınavlarına başvurdu, birlikte sınavlara girmiştik, ilk yıl derslerin çoğunu geçmişti, burada bir miktar katkım ve yardımım olduğunu sanıyorum. Ertesi yıl kalan dersleri vermiş, 1958 Konya Lisesi mezunu olduktan sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girmişti. Kaymakam oldu.
    Önal Abi şairdi. Güzel şiirleri vardı. Benim hayatta ilk karşılaştığım şair o idi. Çok kibar ve ince biri idi. Çok genç yaşta aramızdan ayrıldı. Varlığından haberdar olmadığım kızı Reyhan Taşkale ile internet ortamında tanıştık, bana bu güzel çocukluk anılarımı hatırlattı.
    Bugün Karaman Caddesi Meram ve Karatay ilçeleri arasında sınır, bizim ev Çaybaşı sokağının dönüşün kuzeyindeki ikinci ev idi. Şimdi Mesnevi konutları ortak alanı içinde. Taşçılar olarak bilinen Önalların evi Karatay ilçesinde Camiin karşısındaki iki katlı geniş bir evdi. Babamın anlattığına göre burası eskiden Sübyan mektebi imiş.
    Kızına şöyle yazmıştım. Baban ve amcan benim arkadaşım, ayrıca babalarımız ve dedelerimizde arkadaştı.
    Yazıma kızı Reyhan Taşkale’nin 2010 yılında gönderdiği bir şiirine yer vereceğim. Doğuda Türkiye’nin sınırlarını beklerken, kalbi hep geridedir. Değerli arkadaşımı daha çok hizmet beklerken genç yaşta kaybettik.

    SESLENİŞ
    Doğuya gidiyorum güzelim
    Doğuya,
    Aldırmıyorum aşkın varken fırtınaya soğuğa,
    Alev alevsin içimde
    Rüzgârda saçlarının kokusu
    Her halini teneffüs ediyorum.
    Yine de içimde bir boşluk
    Sen yoksun resmin yok
    Olsa ne çıkar
    Konuşamazsın gülemezsin
    Güzelim diyemezsin.
    Burcumuz ne diyor?
    Yine mi can sıkıntısı
    Bak AĞRI da dumanlı başım gibi
    Bu dağlar mı bizi ayıran
    Biz ayrı değil güzelim
    Ben hudut bekçiliğinde
    Senin için buradayım
    Yerimiz ayrı olsun,
    Kalbimiz bir değil mi?
    Benim gibi kaç Mehmedim var.
    Onlar da vuslatın özleminde
    Onlarda bekliyorlar
    Ayşeleri, Fatmaları var benim gibi
    Duyuyor musun? beni
    Yirmi dört sularında
    Sen de uyanık mısın?
    Sende yalnız mısın?
    Sigaram parmaklarımı yaktı
    Seni düşünürken
    Unutamam, unutamazsın burcumuzu
    Elinin sıcaklığı parmaklarımda
    Öpüyorum onları
    Bende kalan son hatıran
    Öpüyorum onları

    (Yeni meram 18.02.2019 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    MUĞLA ULA’LI İLK İNŞAAT YÜKSEK MÜHENDİSİ ŞEVKİ ŞENER (1924-2016)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Fakültesi’nden mezun oldum. Bitirmiş olduğum Fakülteden mezun olan eski mezunlar olan ağabeylerimin kimler olduğu konusunda eski albümlere bakıyor çok ilginç kişilere rastlıyorum.
    Bunlardan çok ilgimi çekenlerden biri İTÜ’den 1949 yılında mezun olan Ulalı Şevki Şener’dir.
    İTÜ Rektörlüğü tarafından 1999 yılında çıkarılan kitapta hayat hikâyesi şöyledir.
    1924 yılında Ula’da doğmuş, Muğla Ortaokulu ve Antalya Lisesi’nden,1949 yılında İTÜ İnşaat Fakültesinden mezun olmuştur. Şevki Şener mezuniyetinden sonra çeşitli resmi kurumlarda ve özellikte Karayolları İzmir Bölgesinde çalışmış. 1978 yılında Karayollarından emekliye ayrılmıştır.
    Emekli olduktan Ankara ve İzmir’de çeşitli Yüksek Okullarda ve İzmir Dokuz Eylül Üniversitesinde mühendislik dersleri vermiştir.
    Ula Cumhuriyet’in başlarında küçük bir kasabadır. Ev tasarımcısı, kültür adamı NAİL ÇAKIRHAN (1910-2008) Ulalıdır. Ayrıca Ulalı olan Şair Yazar ve Folklor adamları biliyorum. Ama Ula’dan çıkan ilk Yüksek İnşaat Mezunu olan da Şevki Şener’dir. Ula’dan çıkan ilk İnşaat Yüksek Mühendisidir.
    Süleyman Demirel İTÜ İnşaat 1948 mezunu, Necmettin Erbakan İTÜ Makine 1948 mezunu, Turgut Özal İTÜ 1950 Elektrik Fakültesi mezunudur. O zamanlar bütün bölümler yatılı ve tümü 50-60 kişi kadardır. Şevki Şener’in bunlarla arkadaş olması çok doğaldır.
    Bu bilgiler resmi kayıtlardan alınmıştır. Ben Ulalı değilim, kendisini tanıma fırsatım olmadı. Onun Ula’sında yaşayan biri olarak aziz anısı önünde saygıyla övünüyorum.
    İnternetten ailesi ve kimliği hakkında şu bilgilere ulaştım.
    Şener’in hayatının büyük kısmı İzmir’de geçmiştir. Ara ara baba ocağını ziyaret edermiş.
    Ailesi Ula Köprübaşı Mahallesinde olup Kara İbrahimlerin Recep Hafızın yedi çocuğundan biridir. Gene Ula ilçesinden Gündüz Hanımla evlenen Şener’in iki kızları vardır.
    2016 yılında 92 yaşında hayatını kaybeden Şevki Şener’e Tanrıdan rahmet dilerim.
    Yedi çocuklu bir ailenin oğlu olarak güç şartlarda, Antalya Lisesini parasız yatılı olarak okumuş ULALI Şevki Şener unutulmamalı, Ula’da hatırlanmalı bir yere ismi verilmelidir. Vasiyeti üzerine annesi yanında toprağa verilmiştir.
    Yeni Koçarlı Cami onun eseriymiş. Yazıya bir fotoğrafı eklenmiştir.

    (Muğla Devrim 22.02.2019 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    GÖKOVA- AKYAKA ARTIK İNGİLİZ DİLİNDE YAZILMIŞ ŞİİRLERDE
    İNGİLİZ ŞAİR VE KÜLTÜR ADAMI ALAN MOUNFORT (1939-?) III
    (Bir önceki yazının devamı)
    Gökova bir doğa harikası şiir yazma hevesi olan birinin buradan etkilenmemiş olması ve şiir yazmamış olması düşünülemez
    Ben bu yazımda gene Akyaka’da evi olan Gökova’ya âşık ve İngilizce şiirler yazan ve şimdi hayatta olmayan dostum Alan Mounfort’tu konu edeceğim.
    Bu defa onun başka bir şiirine yer vereceğim.

    CLEOPATRA'S BEACH- KLEOPATRA PLAJI
    Antony had sand from Egypt transported here to create a more beautiful beach for Cleopatra
    John Freely, The Western Shores of Turkey
    Antony Mısır’da bulunan kumları Kleopatra için çok daha güzel plaj olması için buraya taşıttı.
    John Freely

    Roman soldiers from
    a thousand ships
    their tents flapping like flags
    upon the hillside, some who'd ferries sand
    to make this comely coral beach,
    while others, campaign
    killers, begged
    the surgeon sun cauterize
    their wounds.
    Having sex, for his and
    her camp followers
    became a way of shaking off
    the tensions wrought by war,
    or the fetid ache of heavy labor
    a method of renewal to satisfy
    the concupiscent gaze of stars.
    For Cleopatra, though, her time
    upon the beach turned out to be
    a revelation; something
    could be gained
    for Empire and the Throne
    by the common domestic act
    of straddling his legs, for he
    who brought the sand here
    made the bed
    while she, no stranger to romance
    the moon-drenched water fed,
    politicized the hours
    magicked his sword to candle wax,
    his shield a pillow for her head.
    Little has changed:
    fifty boats a day
    unload their pocket Antonys
    and virtual Cleopatra's
    defectors from
    their northern daily urban wars,
    to solve their sexual crosswords
    on this safe escapest shore

    where history is off-line
    A place of healing then by faith
    or laying on of hands,
    under a clinical sun,
    a man-made goddess
    stands, a democratic vision now
    not even the rough rocks dreamt.
    Muğla’da yapılacak Ulusararası Sempozyumda iyi İngilizce bilen birinin okuması ve Türkçe açıklaması dileğiyle
    (Muğla Devrim 19.02.2019 yayınlandı)
    Haber Pano 20.01.2011

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    GÖKOVA- AKYAKA ARTIK İNGİLİZ DİLİNDE YAZILMIŞ ŞİİRLERDE
    İNGİLİZ ŞAİR VE KÜLTÜR ADAMI ALAN MOUNFORT (1939-?) II
    (Bir önceki yazının devamı)
    Gökova bir doğa harikası şiir yazma hevesi olan birinin buradan etkilenmemiş olması ve şiir yazmamış olması düşünülemez
    Ben bu yazımda gene Akyaka’da evi olan Gökova’ya âşık ve İngilizce şiirler yazan ve şimdi hayatta olmayan dostum Alan Mounfort’tu konu edeceğim.
    Bu defa onun başka bir şiirine yer vereceğim.

    THE WIND- DELİ MEHMET
    Not for nothing is it called mad-
    this racketing wind;
    like the ghosts
    of Timur's army set loose
    to plander, pillage and dispossess
    in a winter of triumph
    and disaffection,
    fourteen hundred and three,
    The busiest wind in history:
    to assault the summits of mountain peaks
    crash down the valleys and slopes,
    surge along unsuspecting shores
    trambling underfoot
    well-tended gardens,
    and exciting the forest to roar.
    A rampart bull-headed,
    bull-bodied wind,
    utterly out of control, with us
    poor victims, barely able to stand
    while all about us whirl
    whips of thorn bush,
    flails of grit
    to confound and discompose.

    Nothing in nature,
    and human nature,
    it seems remains of unresponsive.
    For the wind is alien, other,
    a foreign attack on our senses
    and notion of what is good order;
    defies common courtesies,
    leaving us prone

    to thoughts that are tainted
    with hate and fear
    the clamor for vengeance
    as we all watch
    our handiwork ripped and raped
    for a whim
    while the fool moon glibly stares
    secure in her own authority,
    refusing to accept any blame

    for these bare-faced acts lunacy,
    Night's end, and the winds
    abates, dissolves
    in the earth and water the sprit
    of unconstrained soldiery
    The memory of war is replaced
    by reverberant peace,
    and a lucid dawn
    wrung dry of violence and spoil.

    And we stand in that stillness and marvel
    at what's come to pass;
    for the ghost in the wind
    was power beyond reason, pure force and will
    to destroy and leave us
    distraught at the cost.
    Yet what passed in the night
    was part of us too,
    what remains in a small measure is blest.


    Yazar Deli Mehmet rüzgârının verdiği zararı Timur ordularının 1403 kışını geçirdiği Karia verdiği zararlara benzetiyor. Şairin yorumu
    Alan Mounfort’un 2006 yılında açtığım sergimi oğlu ile ziyaret etmişti.

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    GÖKOVA- AKYAKA ARTIK İNGİLİZ DİLİNDE YAZILMIŞ ŞİİRLERDE
    İNGİLİZ ŞAİR VE KÜLTÜR ADAMI ALAN MOUNFORT (1939-?) I
    Gökova bir doğa harikası şiir yazma hevesi olan birinin buradan etkilenmemiş olması ve şiir yazmamış olması düşünülemez. Muğla’dan çıkmış tanıdığım Şair İbrahim Ergin başta olarak pek şaire ilham vermiştir Gökova ve Akyaka.
    Ben bu yazımda bu defa Akyaka’da evi olan Gökova’ya âşık ve İngilizce şiirler yazan ve şimdi hayatta olmayan dostum Alan Mounfort’tu konu edeceğim.
    Elimde kendisinin imzalı olarak hediye ettiği 2006 yılında Londra’da yayınlanmış kitabı var, “CERAMIC GULF- GÖKOVA KÖRFEZİ”
    Kitabı şu cümlelerle imzalamıştı. "With fond memories of a discovery we made together”. Bunun benim için unutulmaz hikâyesi ise şöyle;
    Bir gün yiyecek ve suyumuzu alarak (1996) Akyaka'dan yukarı Kuyucak köyüne doğru orman içinde patikalardan yürüdük. Köye yaklaşırken çok büyük taşlarla yapılmış bir yapı temeli gördük, normal bir yapı temeli değildi, muhtemel bir dini yapıya aitti. Belki bir kurban kesme yeriydi. Güzel de bir gün geçirmiştik.
    Mounfort’un eşi Aydiz Hanım benim Konya’dan hemşerim idi. Konyalı tanınmış bir ailenin kızı idi.
    Alan Mounfort İngiltere’de Birmingham’da doğmuş, Birmingham ve Edinburgh üniversitelerinde eğitimini tamamladı. Uzun yıllar Türkiye, Ethiopia, Burma’da İngilizce öğretmenliği yaptı bu arada Aydiz Hanımla tanışıp evlendi. British Counsel’e atanınca İran, Tayland, Türkiye, kültür ateşesi olarak görev yaptı. Halen hayatta olmayan Alan Londra, San Diego, Gökova-Akyaka’da yaşamını sürdürdü.
    Ben onun şiirlerinden birkaç örnek vereceğim. Akyaka’nın başka bir dilde şiirleşmesi ne kadar güzel ve heyecan verici, Mounfort’un İngilizcesi çok ağır ve ağdalı ben tercüme etmeye cesaret edemedim. Ayrıca arşivlere orijinal dili ile girmesi daha uygun diye düşündüm.

    CERAMIC GULF -KERME KÖRFEZİ
    Northside, mountains-
    stern-faced, patriarchal
    whose unscalable cliffs
    offer retreat
    only to the least social birds
    no habitation here,
    through over peaks
    villages are rumored
    Here privacy prevails
    on surfaces of hard conglomerate
    and knotted thorn
    only a vogue path
    trodden by fearless goats
    wind upwards
    through stinging scrub / to a summit of raw rock
    on which the flagellants /of wind, sun rain
    enact their rituals / of cleansing pain
    To the south, the landscape / seem more feminine
    Hills offer themselves / as lovers might
    each other's warm approving gaze;
    up there, a wind-washed brow /stands proud
    while here, a breast enfolds
    myrtle, arbutus, and oak
    where lizard fidget
    and cicadas drone
    down below
    the tufted tangled scree
    a marshy hinterland invites
    contentment
    places that nurture life
    appealing to our sense
    of what's desirable,
    hospitable
    Who could have dreamt up
    such a clear design
    of balanced moods and dispositions
    more akin to art
    than nature's usual chaotic blend
    of artifice and chance
    mediated by the all-placating sea
    the silk, undulant sea
    whose dear clear gaze
    is pure ceramic blue
    the blue of İznik tiles?
    One cannot help but see
    the landscape emblematically-
    gendered, familial,
    rich in secrets, myth
    alien but not unfriendly
    that hides away from mine
    but yet is worn away by it,
    and ever poses the old question, of where we fit
    (Devam edecek- to be continued)
    (Muğla Devrim 16.02.219 yayınlandı

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 09-02-2019

    KONYA’NIN ÖNDE GELEN AİLELERİNDEN EFSANEVİ MATEMATİK ÖĞRETMENİ
    MUSTAFA ÖZDEN’İN EŞİ VE TÜRKİYE’NİN İLK ELEKTRİK MÜHENDİSİ HAŞİM ŞENSOY’UN YEĞENİ KAMURAN ÖZDEN’İ (1932-2019) KAYBETTİK.
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Konya Lisesi ve Konya Eğitim Enstitüsü Matematik öğretmenlerinden KARAOĞLAN olarak bilinen MUSTAFA ÖZDEN’İN (1923-1974) eşi Kamuran Özden bu ay içinde aramızdan ayrıldı.
    Konya ve Karaman’ın kaybı büyüktür. Mustafa Özden (1923-1974) 1953-1964 yılları arasında Konya Lisesi matematik öğretmenliği yapmış, efsanevi bir öğretmen olarak kabul edilmiştir. Matematiğin güç kavramları olan elips, hiperbol ve parabol’ü ondan öğrenmek çok kolay ve daha ötesi çok zevkti.
    Kamuran Özden eşinin ölümünden tam 44 yıl sonra Konya’da vefat etmiş ve eşinin Gömeç Hatun türbesi yanındaki mezarında onun kucağında toprağa verilmiştir. Kendisine tanrıdan rahmet, ailesine baş sağlığı dilerim, çok sevdiği eşi ile yan yana sonsuza kadar beraberler.
    Karaoğlan ile babam Nazım Bildirici teyze oğullarıydı. O bakımdan Kamuran Özden benim yengemdi.
    Yengemin aile kökeni Karaman Kasaba olup orada Kasabalılar olarak bilinen bir aileden gelir. Konya’da Kasabalı Leyla Hanımın torunudur. Kasaba sonradan Kurtuluş Savaşı Kahramanı Kazım Karabekir Paşa’nın ismini almış ve orada paşanın bir parkta heykeli vardır.
    Kamuran Özden’in dayısı, Almanya’da öğrenim yapmış Elektrik Mühendisi HAŞİM ŞENSOY’DUR. Kendisinin Atatürk tarafında yurt dışına eğitim için gönderildiğini biliyorum. Ama bu sayhada hayatı hakkında daha fazla bilgiye ulaşamadım. Konya Lisesi’nde okurken Avrupa sınavlarını kazandığını sanıyorum. Türkiye’de Elektrik Santrallarının kurulmasında büyük emekleri vardır. Öncü Cumhuriyet çınarlarındandır.
    Bu vesile ile bu büyüğümüzü rahmetle anıyor. Anısı üzerinde saygıyla eğiliyorum.
    Mustafa Özden ben Konya Lisesi’nde okurken benim okuduğum sınıflara gelmedi. Dersleri dışında pek çok öğrenciye de özel dersler verirdi, ben akrabası olarak Matematik derslerinde iyi bir öğrenci idim. Ders almaya ihtiyacım yoktu. Ama bazı akşamlar kitabımı koltuğumun altına alır akşamları bir çayını içer bazı problemleri sorardım. O da kısaca şuradan git diye bir yol gösterirdi. Rahmetli hocam ağabeyim Mustafa Özden hakkında Web Sitesi 2014 Türkçe 3.6 da geniş açıklamalar yer almaktadır.
    Kamuran yenge ile Kabasakal Apartmanında otururken görüşürdük. Arka pencerelerimiz birbirini görüyordu. Bazı akşamlar birbirimize ziyarete giderdik.
    Özden çiftinin Ömür ve Leyla isminde iki kızı Müzik konusunda akademisyen Ömer isimli bir oğlu vardır.
    Yazıya çiftin bir nikâh resmi, benim nişanımdan bir resim ve Cumhuriyet çınarlarından Haşim Şensoy’un bir resmi eklenmiştir.

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 09-02-2019

    KONYALI İSTANBUL’DA LÜKS LOKANTA SAHİBİ FAİK GÜRÜZ VE EŞİ AYŞE GÜRİZ (1921-2010)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ayşe Abla Konya Lisesi’nden mezun olduktan sonra tanıdığım bir yakınım idi. Akraba değildi ama ondan da öteydi. 1957 yılında Konya Lisesi'nden mezun olmuş, İstanbul Teknik Üniversitesi'ne girmek istiyordum. Ama henüz İstanbul'u hiç görmemiştim. İstanbul'da misafir edileceğimiz bir yakınımız yoktu. Annem de okumak için oğlunu göndereceği kenti çok merak ediyordu. Ayşe Abla'nın Beyi Faik Gürüz babamın asker arkadaşı ve Konya’dan mahalle komşusu imiş, buna dayanarak misafir olduk. Bu arada annem Nesibe ona bazı hediyeler götürmeyi ihmal etmemişti.
    Trenle Haydarpaşa'ya oradan da ilk defa su üstünde gemi ile Karaköy'e, oradan da bir taksi ile Beyoğlu Ağa Camiin karşısındaki Ayşe Abla'nın evine gittik. İlk defa İstanbul'u bize o gezdirdi. Gerçekten misafir sever bir kişi idi.
    Kısmetmiş 1957 yılında İTÜ sınavlarını kazandım. Üniversite binamız Taşkışla evine yakındı. Yürüme mesafesindeydi. Öğrenciliğim sırasında ara ara hep uğradım. Orada bir aile sıcaklığı gördüm, çocukları ile tanıştım, onların matematik derslerine yardımcı oldum. Orada hazırlanan Konya ev yemeklerini yedim. Yurtta kalan bir öğrenci için bunun önemini anlatmak oldukça zordur.
    Eşi Faik Amca babamın asker arkadaşı, Konya’dan aynı mahalleden komşu imişiz. Her ikisi de askerliğini İstanbul’da yapmışlar. Faik Amca İstanbul’da kalmış bir paşanın özel aşçısı olmuş, hayatı bir roman, bir film niteliğinde feleğin çemberinden geçmiş ve zengin olmuş. Beyoğlu’nda İstanbul’un en değerli yerinde bir kat sahibi değil bir apartman sahibi olmuş, bu kolay bir iş değil. Beş katlı kargır kalın duvarlı bir Ermeni veya Rum binası. Alt katlar Faik Amcanın bir ortağı ile işlettiği İstanbul’un seçkin lokantalarından birisi, üst iki kat mesken, dairelerin önünde geniş bir salon arkalarda yatak odaları, önde İstiklal Caddesini de gören Ağa camiinin tam karşısında şahane bir balkon. Bir katta eşi ile kalıyor üst katta çocukları Aliye anneleri ile kalıyordu.
    Faik Amca okumuş biri değildi. Evin ikinci katında duvarlarda 50 civarında resim tabloları vardı. Ressamlar yerli mi yabancı mı belirleyemedim. İçinde tanınmış ressamların tabloları olabilir. Bu çok ilginç bir durumdu. O zamana kadar akraba evlerinde ailenin sadece baba ve dede fotoğrafları olur bazı evlerde de çerçeveli hat sanatı olan tablolar asılırdı. Ben Konya’da hiçbir ailenin duvarında asılı resim tablosu görmemiştir.
    Yıllar sonra 1996 yılında İstanbul'a tekrar dönünce onu aradım. Beyoğlu Ağa Camiinin karşısındaki apartmanı sattıklarını, Ayşe Abla'nın Ortaköy'de Levazım Sitesi'nden daire aldığını öğrendim. Orada kendisini ziyarete gittim, o da bizi evimizde ziyaret gelirdi. Biraz yaşlanınca ziyaretler azaldı, ama telefon konuşmaları hiç eksilmedi.. 1957 yılından bu yana tanıdığım Ayşe Abla'yı Eylül 2010 da kaybettik. Oğlu birkaç gün sonra telefon etti. Son hastalıklı günlerini kızı Keriman'ın yanında geçirmiş, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilmiş. Nur içinde uyu Ayşe Abla... üç oğlu ve bir kızı vardı.
    Ayşe Ablanın bizi misafir ettiği ev ne oldu? Ağa Camiinin güneyine çok büyük bir Alışveriş Merkezi yapıldı, onların binası yıkılıp bu alış veriş merkezine katıldı. Ama tarihi yapı olduğu için cephesi büyük ticari kompleks içinde korundu.
    Her Beyoğlu’na inişimde caddeden geçerken Ağa Cami önünde durur birkaç dakika seyrettikten sonra yoluma devam ederim.
    Bizim Konya’daki o zaman ki evimiz Karaman Caddesi ile Çaybaşı sokağının kesiştiği yerdeydi. Caddenin batısı Meram ilçesi, doğusu Karatay ilçesidir. Bizim ev Meram ilçesinde kalıyor. Ayşe Ablanın baba evi, bizim evin 4-5 ev kuzeyinde Babası Saad Arapların İbrahim Ağa olarak bilinir. Kardeşi Tenekeci Çoban Mehmet idi. Çok sempatik ve güler yüzlü idi, erken aramızdan ayrıldı. Faik Amcanın baba evi ise Karatay tarafında eski garaja çıkan sokak içindeydi. Bizim evlerin yerinde Mesnevi Konutları yer alıyor.
    Şimdi hepsi yalan oldu, kala kala bu yazılar ve anılar kaldı.

    (Yeni Meram’da yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 09-02-2019

    KONYA’NIN İLK MİMARLARINDAN VE ESKİ BELEDİYE BAŞKANLARINDAN İBRAHİM AŞÇIGİL (1919-1997)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben Konya 1939 yılında Konya’da doğdum. Konya Lisesi 1957 doğumluyum. Mezun olduğum yılları ve eskileri düşündükçe teknik okullarda büyük bir gelişim olduğunu görüyorum. Bu seviyeye ilk öncü abilerimiz sayesinde geldiğine inanıyorum. Yaşımın seksene geldiği bu günlerde kafamdaki bilgilerim benimle öbür yakaya gitmesini istemediğimden öncü teknik adamları yazmaya kararlıyım.
    İbrahim Aşçıgil Konya toprağından çıkan ilk İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitesi) Mimarlık Fakültesinden 1946 yılında mezun olmuştur. Aşçıgil Yüksek Mühendislik Mektebine girmiş ve İTÜ den mezun olmuştur. Zira Yüksek Mühendislik Mektebi 1945 yılında İTÜ ye dönüşmüştür. Türkiye’de teknik eğitim veren ilk üniversitedir.
    Benim tespitime göre Konyalı olarak İTÜ den Yüksek Mühendis Mimar olan ilk kişidir.
    Aşçıgil 1954-1956 yılları arası Konya Belediye başkanlığına getirilmiştir.
    Aşçıgil 1957 yılından itibaren yakınları ile İnşaat şirketi kurarak Konya’da ve Konya dışında pek çok baraj ve alt yapı inşaatları yüklendiler. Kurdukları Şirket 1983 yılında TİSAN ismini aldı.
    Aşçıgil Şirketi benim ilk çalıştığım iş yeri olup benim ilk patronumdur. 1962 yılında henüz mezun olmadan önce Afyon Çay ilçesinde Baraj inşaatında harita alımı işinde 6 ay çalıştım.
    İşin Müteahhidi İbrahim Aşçıgil ve ortağı Rifat Oturanç idi. Baraj inşaatı henüz başlamamış harita alımı yapılıyordu. Harita işi ile ilgili Rifat Oturanç idi, bir de topoğraf vardı. Rifat Bey her gün arardı.
    İbrahim Aşçıgil, ara ara arardı. Çok güler yüzlü, sempatik, hiç kimseyi kırmayan bir kişi, Ağzından hayır çıkmazdı, ama prensip sahibiydi. Eğer evetlerden bir sonuç çıkmazsa o iş olmazdı.
    İş yeni başlıyordu. İlerisi çok parlaktı. Ben İstanbul’a vurulmuştum, tiyatroya sinemaya gidiyor, İstanbul’un kültür etkinliklerinde yararlanıyordum. Çay’da yaşamak bana bir kuyuya düşmek gibi oldu, çok uzun düşündüm, Çay’dan üzülerek ayrıldım.
    Bu arada İbrahim Aşçıgil Ömer İnönü (1924-2004) ile sınıf arkadaşıydı. Fakülteleri ayrıydı, sanıyorum yurtta beraber kalıyorlardı.
    Bir akşam Beyoğlu’nda bira içiyorlar, sekiz on kişiler biraz gürültülü bir şekilde Gümüşsuyu’nda yurda dönüyorlar. Bunlar normal gençlik halleri
    Bir bekçi çok gürültü yaptıkları için onları karakola götürüyor. Ömer İnönü’nden hiç ses yok.
    Karakolda tek tek hüviyet tespit ediliyor. Sıra Ömer’e gelip adı ve soyadı sorulunca Ömer İnönü diye cevaplıyor. Karakol amiri şaşırıyor, irkiliyor zavallı bekçiyi çağırıyor ona hışımla bağırıyor. Ne biçim adamsın onu bunu, İnönü’yü bilmiyorsun? Sen haddini aşıyorsun diye?
    İbrahim Aşçıgil’in anlattığı bu hikâye beni çok etkiledi. Ben Ömer İnönü’yü hiç görmedim. Efendiliği, alçak gönüllüğü hakkında pek çok şey okudum.
    Ayrıca babasının yurt dışında, Avrupa’da, Amerika’da okutması mümkünken mühendislik öğrenimini İTÜ de yapması ne kadar olumlu.
    Bir şey daha dikkatimi çekti Ömer İnönü İbrahim Aşçıgil’den 5 yaş küçük, Aşçıgil sonradan okumaya yönelmiş gibi geliyor.
    Kimseyi incitmemiş ve ülkeye pek yapı armağan etmiş ağabeyim, patronum Aşçıgil’in manevi huzurunda saygı ile eğiliyorum.
    Yazıya bir resmi eklenmiştir.

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 08-02-2019

    ÖĞRETİSİ DÜNYAYA YAYILAN AZİZ PAUL (M.S 3?-64) II VE İNCİL YAZARI LUKA
    MEHMET BİLDİRİCİ
    (Bir öneki yazının devam)

    Aya Thekla’nın hayatı tam gerçeklerle çakışmaz, mitolojik, mucizevi tarafları vardır. Hakkında daha sonra yazılan bir kitaba dayanmaktadır.
    Ama Aziz Paul’ün Konya gezilerinde bir uyumsuzluk olmadığı kanısındayım. İlk gezide yanında BARNABAS ile birlikte Lystra’ya gelirler Paul zayıf Barnabas iri yarı bir adammış halk tanrılar bizi ziyarete geldi sevinirler ve hemen kurban kesmeye kalkarlar, Paul biz de sizin gibi insanız, sizi gerçek Tanrı dinine davet ediyoruz der.
    Zamanında çok önemli bir kent olan ve İncil’de ismi geçen Lystra (Bugün Konya Hatunsaray) zamanla yok olur, tarihten silinir, uzun araştırmalar sonucu bulunan yazılı taşlara dayanarak yeri 1885 tarihinde tespit edilir. Bununla ilgili yazıt Konya Arkeoloji Müzesi’ndedir.
    Cumhuriyet sonrası Konya’yı ziyaret eden Avrupa ve Amerikalı din adamları ve aydınların ilk sorusu Azizi Paul vaazlarını nerede yaptığıdır. Konyalı aydınlar bilemezler şaşırırlar. İkincisi Lystra (Listra) nerede diye sorarlar ona da cevap veremezler. Güney Afrika’dan bir film çekmeye gelen ekibe onun yerine Glisıra diye başka bir yeri gösterirler.
    Konya tarihi ile ilgili uzun zaman araştırma yapmış biri olarak şunları eklemek isterim. Azizi Paul Konya ziyaretleri ile tarihi bir gerçektir. Ancak o tarihlerde ve tarihlerden bugüne kadar Konya’da bir Yahudi Cemaati yoktur, bir havra veya sinagogları da bulunmamaktadır. Sadece tek tek aileler yaşamış olabilir.
    Buna örnek olarak Listra kentinden kendine katılan Timoty, babası yerli annesi Roma ordusunda görevli bir Yahudi’nin kızıdır.
    Sonuç olarak dünyanın beş kıtasında adına sayısız kilise ve okul açılan bir kişi olan Konya tarihinde yer alması gurur vericidir diye düşünüyorum. İnanç turizminde önemli bir potansiyel olabilir.

    LUKA ( ?- 84)
    Luka Antakya’nın yerlisi ve orada doğmuştur ve doğum tarihi bilinmemektedir. Aziz Paul’ün sonraki din yayma (misyonerlik) gezilerine katılmış, hocası Paul’den yaklaşık 20 yaş gençtir. Yahudi değil Helenistik Grek kültüründen gelmektedir.
    Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. İtalya Padova kentinde ölmüştür. Mezarı oradadır. Mesleği doktor olarak bilinmektedir.
    Dört İncil yazarlarından biridir. Bu yazarlar
    MATTA Ölümü yaklaşık M.S 70
    MARKOS Ölümü yaklaşık 62, (Petrus’un öğrencisi) Petrus, diğer ikinci kişi
    LUKA Ölümü 84, Paul’ün öğrencisi
    YUHANNA

    Burada tarafsız tarihi bir açıklama yapmak istiyorum. Biz Müslümanların kutsal kitabı KURAN ile Hıristiyanları kutsal kitabı İNCİL (BİBLE) birbirinden çok farklıdır.
    Vahiy yolu ile İSLAM Peygamberinin kendisine gelen ayetler, hafızlar tarafından ezberlenmiştir. Peygamberin ölümünden sonra yerine gelen 3. Halife Osman (644-656) zamanında derlenip KURAN olarak belirlenmiştir. Ortada bir yönetim çok küçük olsa da bir devlet vardır.
    Hıristiyanlık da durum şöyledir. Yahudi kökenli Davut soyundan gelme İsa (Jesus) Yahudi inanışında mevcut kurtarıcı (Hristos, Hıristiyan buradan gelir) olduğunu ileri sürmüş, Yahudi Cemaatinin başvuruları karşısında Roma Valisi tarafından çarmıha gerilmiş, sonra tekrar dirildiğine inanılmaktadır. Ancak bunlara ait hiç tarihi bilgiler gelmemekte geleneksel inançlardır. İsa yaşadığı dönemde öğretilerini 12 arkadaşına anlatabilmiş, kendisinin sadece sıradan bir kişi oluşundan dolayı bir belge haline gelememiştir.
    Bu günkü İNCİL bu konuda kesin kanıtların bulunmadığı sadece inanışlara dayanmak kaydıyla İSA, Paul’ün ölümünden sonra M.S 60-80 arasında derlendiği kabul edilebilir.
    O tarihlerde bu dört İncil yazarından ayrı olarak İncil yazarları olduğu bilinmekte bunun sayısının 27 olduğu kabul edilmektedir. Ancak İncil yazımında yukarıdaki dördü esas alınmıştır.
    Kısacası bu yazarlar doğruları araştırıp doğru olduklarına inandıklarını yazmışlardır. Farklı inanışlar arasındaki aykırılıkları ortadan kaldırmak ve daha iyi anlaşmanın yolu tarihi değerlerde birleşmektir diye düşünüyorum.
    Paul’ün zamanın kıyafetleri ile yapılmış resmi

Toplam 466 yorum bulundu. 21-30 arası listeniyor.