Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 27-02-2021

    KUNOS’TA PAAVO ROOS ANLATIMIYLA KAYA MEZARLAR III
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önceki iki yazımda Paavo Roos tarafından Kaunos antik kenti Kaya mezarlarındaki çalışmalarını özetlemiştim. Bu yazı üçüncü olup son yazıdır. Bazı terimlerde ben Mehmet Bildirici olarak anlamakta zorlandım. Ancak bölge tarihi için çok önemli olduğu için aynen çevirdim ve korudum. Bu konuda bilgi sahibi arkeologların yararlanacağını umuyorum. İşte yazdıkları
    Mezarların çoğu görünüşte basit dikdörtgen nişler, Pivotlar (eksenler) için delikleri vardır ve bir çift kapının kapı yarıları da korunmuştur. Mezarların döşenmesinin ne kadar yaygın olduğunu bilmiyoruz, En çok ilgi çeken mezarlar elbette Eski Yunan mimarisine ait detaylara sahip olanlar. Anadolu'nun birçok ilinde bulunurlar, nerelerde olduğu bir önceki yazıda açıklanmıştır.
    Mimari etkilere sahip mezarlar, basit kapı çerçeveli ve belki de tabanlı, ancak sütunlu ve antasız olanlardan sütun, anta, arşitrav, akroteri ile en özenli olanlara kadar büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Birkaç durumda mezarlar, etrafından dolaşabilmeniz için kayadan blok halinde kesilir.
    Mezarların sütunları olduğunda, boşluksuzdurlar ve neredeyse her zaman iki adettir. Anadolu'da bir ya da üç gibi sayıları olan çok az mezar vardır ve dört bile sıra dışıdır. Tamamlanmamış B2'de dört tane olacak şekilde planlanmıştı ve ne yazık ki önden çok hasarlı B1'de dört tane prostylos ve her köşe sütununun arkasında bir tane olmak üzere altı sütun vardı. Sadece bir tanesi bir dereceye kadar korunmuştur. C50 haricinde mezarlar, sıranın ayırt edilebildiği İyoniktir. C50 bir Dor frizine sahiptir, ancak ne yazık ki sütunlardan çok azı korunmuştur, sadece Dor olduklarını göstermeye yetecek kadarı kalabilmiştir.
    Sütunların uygulanmasında küçük farklılıklar var. Grup B ve mezar C12'deki mezarlar, kaidesiz çok yüksek Asya kaidelerine sahipken, diğer mezarların kaideleri kaideli veya kaidesiz daha basit bir kompozisyona sahip olabilir. Kaunus'ta tavan arası kaidelere rastlanmaz. Sütun kaidelerinin, özellikle B grubunda en çok bitmeyen özellikler arasında olduğu fark edilebilir - aksi halde çok ayrıntılı olan B8 mezarında, oymanın henüz başlamadığı kaideler vardır. Başlıklar bazen ovoli oyulmuştur ve başlıklar yüksekliğe göre oldukça dar olduğu için yumurta sadece bir ve iki yarım yumurtadan oluşur. Başlıkların arkasına gelince, bunlar ya bezemesiz ya da süslüdür, ancak bazı üyelerden yoksundur ya da bazen tam, ancak biraz daha sığdır.
    Birinin yanlış bir izlenim bıraktığı ve bunu hata keşfedilmeden önce birçok çağdaş mezarlarda kullandığı ve daha sonra tekrarlanmadığı izlenimi veriyor. Bu, B grubundaki mezarların diğerlerinden önce kesildiğini gösterir ki bu, diğer izlenimlerle çelişmeyen bir kavramdır.
    BULGULAR
    Kaunus'a gitmeden önce keşif gezimi planladığımda ne bekliyordum? Erişilemeyen mezarlarda bazı yazıtlar, tercihen iki dilli yazıtlar bulmayı beklediğimi itiraf etmeliyim ki o zamanlar hala bilinmeyen Karya dilini deşifre etmeme yardımcı olacaktı. Aslında Kaunus'ta iki dilli uzun bir yazıt da bulundu, ancak bir mezarda değildi ve çok daha sonra bulundu. Gördüğümde, mezarlardan birinde böyle bir yazıt bulsaydım ne yaptığımı merak ediyorum
    Ama onun yerine bulduğum şeyin çanak çömlek olduğunu beklemiyordum. 1964'te erişilebilir mezarlardan bazılarını, özellikle C12'yi ve bazı küçük mezarları ziyaret ettim, bu yüzden oldukça boş olduklarını ve çanak çömlek içermediklerini biliyordum. Bu yüzden herhangi bir mezarda çanak çömlek bulmayı beklemiyordum. Ancak birçok mezarda toprak vardı, ön. pronaos köşelerinde ve ayrıca odacıkların içinde ve hatta küçük bir toprak parçası bile, seviyesini ölçmek için pronaos tabanına ulaştığımda gösterilen çok miktarda çömlek üretebilir. Kazı yapmak için izin istemediğim için herhangi bir mezarı boşaltamadım, ancak kısa süre sonra kazı yapılmasa bile sadece bir ek için çok fazla şey verdiklerini gördüm. Ancak gelişme, mezarların gerçek bir kazısına yol açtı.
    1965 sonbaharında Baki Öğün, arkeolojik kazı için uygun bir yer aramak üzere güney Türkiye'yi gezdi ve Kaunus'a karar verdi. Kaunus hakkında pek bir şey bilmiyordu, ancak mezarlarda çalışan ve ipi B8'in sütun tabanından sarkan ve uzak mesafeden görülebilen yabancı hakkında bilgi aldı (Paavo Roos). Anlaşılan o gün Kaunus'ta değildim ve köylülerden hiçbiri bana onun ziyareti hakkında bilgi vermedi - daha sonra Kaunus'tan ayrıldığımda birisinden haber aldım. Onunla iletişime geçtim ve 1967'de Berlin'de tanıştık ve mezarları kazı programına dâhil etmeye karar verdik. Öğün, daha sonra Dalyan'da kalan buluntularımın bir kısmını görmüş ve önemini anlamıştı
    B grubu mezarları ve kısmen yer altı mezarları F7 ve F10'u kazdık, ayrıca C, E ve F gruplarında toprak içeren diğer bazı mezarlarda da çömlek ortaya çıkmıştır. Elbette çömlek dışında, E ve F gruplarındaki farklı mezarlardan dört Roma bronz sikkesi ve diğer metaller.. Bilinmeyen malzemeden yapraklarla çelenk oluşturmak için ince bronz tel parçalarıyla delikli kurşun şeritler. Ayrıca kaymaktaşı cam parçaları ve alabatros(ve bunların beyaz boyalı çanak çömleklerde kopyaları) vardı. Aslında neredeyse hiçbiri tam değildi, ancak ya gövde ya da boyun vardı, genellikle kırılmıştı. Bir vakada boyun kırılmamış, ancak bir şişedeki mantar gibi vücuda sokulacak şekilde imal edilmiştir - alabatros tek parça halinde yapılmış olmasına göre iç kısmı oymak açıkça çok daha kolaydı. Kaymaktaşı buluntusu en ilginç olanı, aynı malzemeden, kıvrımlı çimen ve açıklığa tam oturacak şekilde profilli (kesit) bir tıpa ile boyun yarasıydı (Şekil 10) - korunmuş olmaları gerçekten şaşırtıcıydı.
    Diğer mezarlardan nadir bulunan buluntular genellikle farklı dönemlere ait olabilir. Örneğin, tek bir Helenistik parça, mezarın yeniden kullanıldığını belgeleyen bir düzine Roma parçası eşlik etse bile bir mezara tarihlenebilir - tek parça başıboş bir davetsiz misafir değilse; . Öte yandan B grubundaki mezarlardan elde edilen buluntular çok daha çağdaştı - en azından aralarında Roma çanak çömlekleri yoktu. Materyal M.Ö 4. yüzyıla aitti, ancak aralarında kırmızı figürlü çömlek yoktu - bunun yerine çan kraterinin bir kısmının bulunduğu E1'de mevcuttu. Çanak çömlek siyah sırtı, kaliteli Attika siyah sırtı.
    Son olarak Muğla için çok önemli çalışmalarda bulunduğu ve bu bilgileri benimle paylaştığı için Sayın Paavo Roos’a teşekkür eder sağlık dolu günler dilerim.
    (Muğla Devrim 12.02.2021 yayınlandı

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 11-02-2021

    MUĞLA DOĞUMLU TÜRKİYE’NİN MEGA PROJELERİNDE İMZASI BULUNAN ALİ TERZİBAŞOĞLU’NU (1923-2021) 98 YAŞINDA KAYBETTİK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ali Terzibaşoğlu hakkında Devrim gazetesinde 25.01.2019 tarihinde bir yazım çıkmıştı. Ali Terzibaşoğlu Muğla doğumlu İTÜ İnşaat Fakültesinden yetişen mühendisler arasında en önde gelenlerdendi.. Türkiye’de pe çok önde gelen mühendislik yapılarının tasarım kontrollük ve danışmanlığında bulundu. Bunlar barajlar, yüksek televizyon direkleri, yüksek katlı binalar, boğaz tüp geçitleri vs..
    Kısa hayat hikâyesi şöyle;
    Ali Terzibaşoğlu 1923 yılında MUĞLA’DA doğdu.1946 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. Beş yıl kadar İTÜ İnşaat Fakültesi Akademik kadrosunda bulundu. 1957 yılında Terzibaşoğlu Mühendislik Bürosunu kurdu.
    1989 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) tarafından FAHRİ DOKTORLUK, 1991 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi tarafından hizmet ödülü verildi.
    İstanbul İnşaat Mühendisleri Odasının da hizmetleri olan Ali Terzibaşoğlu’na 2006 yılında ONURSAL YETKİN MÜHENDİS unvanı verildi.
    Ali Terzibaşoğlu 98 yaşında Şubat 2021 de aramızdan ayrılmış, İstanbul Kilyos Mezarlığında toprağa verilmiştir. 2 çocuk 4 torun sahibidir Bu değerli meslek büyüğümün aydınlıklar içinde uyumasını ve ailesine baş sağlığı dilerim.
    Bu kadar başarılı bir kişi olmasına çok alçak gönüllü bir kişidir. Devrim gazetesinde yazım üzerine beni 26.01.2019 günü aramış ve şöyle demiştir. Yazdıklarından benden ziyade ailem daha mutlu olmuştur.
    Muğla’da değerli müzik ve tarihçi Ünal Türköz’ün müzik konulu Hafız Sabri isimli bir kitabı yayınlanmıştır. Bir Muğla çocuğu olarak Ali Terzibaşoğlu, kendisi aramış, kitabını almış, kendisini kutlamıştır.
    Sevgili Ünal Türköz Muğla Tarihi isimli bir kitabını yayınlanacak şekilde tamamlamış içine yazarlar bölümüne ben Mehmet Bildirici’yi ve Devrim Gazetesinde Ali Terzibaşoğlu ile yazımı eklemiştir. Beni ne kadar mutlu ettiğini anlatamam
    Yazıma iki fotoğrafı eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 10.02.2021 tarihinde yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 11-02-2021

    KUNOS’TA PAAVO ROOS ANLATIMIYLA KAYA MEZARLAR II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir önceki yazımda öncelikle Muğla Bölgesi kaya mezarları üzerinde geniş araştırmaları olan İsveçli Bilim Adamı Arkeolog Paavo Roos’un kısa biyografisini kendi kaleminden bana gönderdiği İngilizce metinleri Türkçeye çevirerek sunmuştum. Roos’un ilk çalışmaları Kaunos kaya mezarlarında olmuş ve buraya iple tırmanan ilk bilim adamı olmuştur. Bir diğer ifadeyle antik çağdan bu yana ilk yakından gören kişi olmuştur.
    Önce Kaunos hakkında kısa bilgiler: Muğla Ortaca ilçesi Dalyan mahallesinde Dalyan Çayı (Calbis) kenarında kurulmuş antik kenttir. Antik kentte Baki Öğün (1922-2001) başkanlığında 1966 yılında kazılar başlamış, halen Cengiz Işık başkanlığında devam etmektedir. Ancak Dalyan Çayı kenarında kayalara oyulmuş mezarlarda bir kazı işlemi yoktur.
    Karia bölgesinin belirli yerlerinde bulunan önünde iki kolon olan kaya mezarlar Fethiye, Ula ilçesinde Idyma, antik kentinde (Gökova), Callipolis antik kenti Elmalık mahallesinde ve Ula yakınında Killandos (sözde Thera !) antik kentinde bulunur. Ama bunlar içinde en fazla bir arada ve dik bir kayada olanı Kaunos’tadır Konumuz Kaunos kaya mezarlardır
    Kaunos’ta ilk inceleme yapanlar da şöyledir.
    M. Collington 1877 yılında Kaunos’u ziyaret etmiş ilk yabancı bilim adamıdır, Kaunos kenti yanında kısaca kaya mezarlar hakkında detayla açıklamalar vermiştir.
    Birinci Dünya Savaşı sonra Muğla Bölgesi İtalyanlar tarafından işgal edilmiş İtalyan Mauri 1916-1920 yılları arası Kaunos’ta araştırma yapmış kaya mezarların bazılarını fotoğraflamıştır.
    1946-1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Yunanca Profesörü George Bean (1903-1977) Kaunos’ta çalışmalar yapmış, daha ziyade kent içindeki yazıtlar üzerinde çalışmıştır.
    1953 yılında İsveç Arkeoloji Enstitüsü başkanı Paul Aström Kaunos’u ziyaret etmiş kendisi Kaunos kaya mezarlar üzerinde çalışmak istemiş ancak sonra karar değiştirmiş bu işi yapmak için Paavo Roos’u özendirmiş, bunu yapmak için ona tavsiye etmiştir.
    Paavo Roos Kaunos’u ilk araştıran kişi 1965 yılında günlerce uğraşarak iple onlara tırmanan ilk bilim adamıdır.
    Kendi kaleminden okuyalım.
    Kaunos’a ilk ziyaretim 1964 yılında oldu, amacım antik kentleri görmek idi. 1962 yılında Paul Aström Atina’da kursta iken Kaunos’taki kaya mezarları inceleyecek en doğru kişi sensin dedi ve beni yönlendirdi. Beni düşündürdü, Kaunos hakkında hiç bilgim yoktu, sonra ek bilgiler topladım ve 1964 yılında Kaunos’u ziyaret ettim.
    Kaya mezarlar beni çok etkiledi ve kendi kendime tezimi Kaunos kaya mezarlar üzerine yapmalıyım dedim. 1965 yılında Türk makamlarından gerekli izinleri aldım, bu o zaman için oldukça kolaydı.
    1965 yılında Muğla-Fethiye arasında bir köy olan Dalyan’a indim. Köyde bir düğün olması dolayısıyla her yer doluydu. Soyadını hatırlayamadığım Dalyanlı terzi OSMAN bana evinde bir oda verdi, ilk çalışmalarım burada başladı, Osman’ın genç kardeşi FERİT de benim asistanım oldu. Ferit o zaman Ortaokula gidiyordu, daha sonra İzmir ve Ankara’da okuyup Çelik Mühendisi olmuş,
    Ankara’da Mimarlık öğrencisi TANER ÖÇ çizimlerde bana yardımcı oldu.
    Kaunus kaya mezarları, Balıklar dağının kenarını oluşturan ve Calbis (Dalyan çayı) çayına bakan dikey yamaçlara oyulmuştur. Kaunos’ta 167 civarında kaya mezar bulunmakta ancak ilgi çekici olan 25 civarındadır. Ben bunları A-B-C-D-E-F olarak altı gruba ayırdım. İlk grup (A-D) olanlar küçük ve önemsiz kaya mezarlar, F Grubu ise zemin seviyesinde, hatta zemin altında kısmen ilgi çekici, C ve E çok sayıda aralarında ilgi çekici olanlar ulaşılması zor. Esas ilgi çeken B grubu 10 kaya mezar bulunuyor. Özellikle iki adedi çok özel durumdaydı
    KAYA MEZARLARA ULAŞIM
    B Grup (Resim eklenmiştir.) hariç hepsine kolayca ulaşılabilir. E grubunda birkaçı için merdiven gereklidir. B2 olarak belirttiğim tamamlanmamış mezarlara ulaşmak için ip (urgan) gerekliydi. Bunun için Fethiye’ye gittim ve temin ettim. Ellere kavrama sağlayan içi pamuklu bir ipti.
    Bu sırada ilginç bir olay oldu.
    Buradaki inşaatlarda çalışmak için gelen bir genç işçi (ismini not etmemişim) geldi. Köylülerle konuşmuş antik çağdan bugüne B Grubu mezarlara kimsenin çıkmadığını öğrenmiş bana geldi ben bu mezarlara çıkacağım dedi. Kendisine mani olmak istedim. Ama engel olamadım çünkü bu benim hayalimdi. Bende bir burukluk yarattı
    7-8 m yükseklikteki mezara çıplak ayakla tırmandı, çıplak ayak ayakkabıdan daha güvenli idi ama ayakları yaralıyordu.
    Dorik frizli ayrı mermerden bir eşik ile oldukça ilginç bir dış cepheye sahipti Bir zamanlar orada bulunan söveler kaybolmuş, hırsızlar tarafından götürülmüş. Lentodaki ve eşikteki delikler mezarın çift kapılı olduğunu gösteriyordu, ancak iki yarısı da elbette kayıptı.
    Mezara ulaştı ve içeri girdi ve bir şeyin parçalandığını duydum ve öfkeyle ağladım: "Hiçbir şeye dokunma, hiçbir şeye dokunma!" Görünüşe göre, hayal gücümün ürettiği eski vazolar değil, cazibesine karşı koyamadığı bir çift sarkıt. Aslında bu mezarda tek bir parça bile bulunamamıştır, ne o zaman ne de sonra.
    Sonra aldığım iplerle kendim tırmanmaya başladım bu arada yanında yardımcım Ferit de bulunuyordu.
    Bir sonraki görev büyük B2 idi. Omzunun üzerinden ip ile mezarların üzerindeki tepeye ulaştım, uygun bir yerde küçük bir çoban köpeği buldum, ipi etrafına dolayıp uçları aşağıya sarkıttım. Mezarın tabanından tırmanmayı planlamıştım ve başladım: Bir metre, iki, üç, dört, hayır, başaramıyorum. Onun yerine yarın tepeden ineceğim ve bugün başka bir şey yapacağım. Ertesi gün tepeden aşağı baktım ve şöyle düşündüm: Hayır, hayatımda asla buradan inemeyeceğim. Kayanın profili (kesiti) öyle ki, kenarı geçmeden kaya cephesinin hiçbirinde bir şey görmek oldukça imkânsızdı. Aşağıdan tekrar deneyeceğim. Bir metre, iki, üç, dört, beş, hayır, başaramıyorum... Böylece günler, yukarıdan veya aşağıdan başarılı bir girişim olmadan geçti Sonunda tırmanmayı başardım

    Devamı var
    Yazıma Kaunos B Grubu Kaya mezarları ve yardımcısı Ferit’le yazarın bir resmi eklenmiştir. Sağda Paavo Roos
    (Muğla Devrim 11.02.2021 tarihinde yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 11-02-2021

    MUĞLA ÇEVRESİNDE ÖZELLİKLE KAYA MEZARLAR KONUSUNDA ÇOK BÜYÜK HİZMETİ OLAN İSVEÇLİ BİLİM ADAMI PAAVO ROOS (1937)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İsveçli Bilim Adamı Paavo Roos ile yüz yüze gelmiş değiliz. Uzun zamandır ara ara kendisini mail ile arayıp görüşlerini sormuşumdur. Bu defa yılbaşı dolayısıyla tekrar aradım, kendisinin Muğla bölgesinde özellikle kaya mezarlar konusunda çok çalışmaları olduğunu yazdım, irtibat kuralım dedim. Sağ olsun beni kırmadı İngilizce hayat hikâyesini ve Kaunos antik kentinde bulunan Dalyan Çayı (Calbis) kenarında bulunan dünyada eşine az rastlanan kaya mezarlar hakkında bilgiler sundu. Bu vesile ile 1964’lü yıllarda burada çalışma yaptığını ve bu kaya mezarlara kendi imkânları ile Kültür Bakanlığı izni tırmanan ilk bilim adamı olduğunu öğrendim.
    Bu yazımda bu değerli bilim adamını kendi kaleminden yaşamını özetleyeceğim. Bundan sonraki yazımda da Kaunos kaya mezarlarını tez çalışması yapışını ve buraya tırmanma olayına yer vereceğim.
    Paavo Roos
    1937 yılında Estonya’da Tartu kentinde doğdum 1944 yılında ülkemin Sovyetler Birliği’nin işgali üzerine ailem İsveç’in Lund kentine sürgün gönderilmiştir, orada Latince, Grekçe ve Klasik Arkeoloji öğrenimi gördüm, Lund Üniversitesi’nden mezun oldum. Lund kenti İsveç’in güneyinde Baltık Denizi kenarında Malmö’ye ve Danimarka başkenti Kopenhak’a (Copenhagen) yakın bir üniversite kentidir.
    1962 yılında Roma ve Atina’daki İsveç Klasik Arkeoloji Enstitüsü kursuna katıldım ve antik kentlerin tarihine özel ilgi duymaya başladım.
    İlk defa 1964 yılında Türkiye’ye geldim, özellikle Türkiye’nin batı ve güneyindeki antik kentleri gezdim. O zaman ki sosyal yaşam bugün kinden oldukça farklı idi, Ören yerlerinin çevresinde tel örgüler ve giriş kulübeleri yoktu, sadece zararlı hayvanlardan ve kaçakçılardan korumak için bir bekçiler vardı.
    O tarihlerde Muğla vilayetinde arkeolojik kazılar Güllük körfezinde İtalyanlar tarafından yapılan IASOS ve Milas Labranda’da İsveç Grubunun yaptığı kazılar vardı.
    1950’li yıllarda turistlerin kalabileceği oteller yoktu. Muğla’da odası içinde suyu olan sadece bir otel vardı.
    1964 yılında ilk defa Kaunos’a ziyarette bulundum. Buradaki Kaya mezarları gördüm bunu İsveç Arkeolojisi Müdürü Paul Astrom görmemi önermişti. Nitekim bunu kendisi inceleyecekti, sonra karar değiştirdi ve Kıbrıs Bronz Çağını incelemeye karar verdi. Konu uygundu.
    Kaunos’taki özellikle kaya mezarlar beni büyüledi, bunları incelemeye karar verdim, bu zamanda 1966 yılında Baki Öğün (1922-2001) başkanlığında Kaunos’ta Arkeolojik kazılar da başladı, ama kaya mezarlarda yapılacak pek bir şey yoktu.
    Bunlar bunu takip eden bir yazıda detayla anlatacağım.
    1972 yılında Kaunos Kaya Mezarlar üzerine doktora tezimi tamamladım, iki yıl ardından ikincisi takip etti ve bunlar Lund Üniversitesi’nde ders notları (lecturer) oldu.
    Ayrıca Muğla’da bulunan pek çok kaya mezarlar hakkında yayınlarım oldu ve bunlar Muğla Kültür Envanterine geçti.
    Türkiye’de antik kentler çalışmalarım devam etti. İkincisi Muğla’da Milas Labranda’da yapılan kazılar hep ilgimi çekti.
    Burada İdyma ile ilgili çalışmalarım da şöyle; Idyma’ya ilk defa 1965 yılında geldim. 77 yaşında ismini hatırlamadığım bir rehber ile karşılaştım. İdyma kaya mezarlarını gösterdi, ancak aşağıdan çalı çırpı ve ağaçlardan çoğu fark edilmiyordu. Sonradan bunlar Jandarma tarafından kesildi ve görülebilir hale geldiler.
    Kaya mezarları ve çevreyi incelemek için 1970- 1990 ve 2000 yılında ve sonra Akyaka’ya geldim. Önceleri küçük sevimli bir Otelde kaldım. İsmi ENGİN idi, sonraki gelişimde Müzikli Kafe olmuş. Gökova’da yaşayan Meryem Kuzey ile birkaç kez karşılaştım ve görüştüm.
    1985-1987 yıllarında Roma’da, 1987-1990 yılları arasına İsveç Araştırma Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı. 2002 yılında Lund Üniversitesinden emekli oldum, ama gene araştırmalarımı sürdürdüm.
    Paavo Roos’un yayınları da şöyle
    1972- P. Roos, The rock-tombs of Caunus, I: The architecture, Studies in
    Mediterranean archaeology 34.1 (1972).—Kaunos Kaya Mezarlar

    1985-Roos, Survey of rock-cut chamber tombs in Caria. II. Central
    Caria (forthcoming).—Karia’da Kaya Mezarlar

    1985-P. Roos, Survey of rock-cut chamber-tombs in Caria. 1. Southeas
    tern Caria and the Lyco-Carian borderland (1985).—Likya Karya sınırında kaya mzarlar

    2000-P. Roos, "Reparations and spare parts in Carian rock-cut tombs",
    Asia Minor Studien 39 (2000) 249- 253.—Karia’da Kaya Mezarlar

    Ayrıca Arkeoloji konulu çeşitli makaleleri vardır.
    Yazıma Paavo Roos’un Muğla’da bir kaya mezar üzerinde bir fotoğrafı eklenmiştir.
    Muğla Devrim 08.02.2021 tarihinde yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 11-02-2021

    İLK ÇAĞIN EFLATUN VE ARİSTO’DAN SONRA ÜNLÜ FİLOZOFU EPİKÜR
    M.Ö 340-270
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İlk çağda çok az sayıda filozofun kendi düşüncelerinin öğretildiği okullar açtıkları bilinir. Bunları başında Eflatun (Platon) ve Aristo gelir. Bunlardan sonra gelen bir başka filozof Epicure (Epikür)’dür. Sağlığında açtığı ve ölümünden sonra öğrencileri ve onun yolundan gidenler tarafından devam ettirilen okul M.S 4 yüzyıla kadar yaklaşık 700 yıl devam edebilmiştir. Bu büyük bir olaydır. Okulun adı Atina’da “BAHÇE” olarak tarihe geçmiştir.
    Epikür M.Ö 340 yılında bir İyonya kenti olan Samos (Sisam-Yunanistan) adasında doğmuştur. Babası Neocles, annesi ise Khairetsrate’dir. Esiresi Mys olarak bilinir
    Epikür konusunda Devrim Gazetesinde, 20.07.2017 tarihinde bir yazım çıkmıştı.
    Bu defa kitaplığımda bulunan “Mektuplar” isimli bir eseri elime geçti. 1962 yılında yayınlanmış, Hayrullah Örs Türkçeye çevirmiş, 77 s
    Epikür M.Ö 310 yılında bir süre Lesbos (Midilli) ve Lamsakos (Lapseki) kentinde 4 yıl yaşadı burada topladığı öğrencilerle Atina’ya döndü, Yakınlarından aldığı maddi destekle Atina’da Bahçe Filozofları olarak bilinen yerde Okulunu kurdu, öğrencileri tarafından büyük saygı gördüğü bu okulda ders verdi, 36 yıl sonra Atina’da öldü.
    Epikür çok önemli bir filozof olmasına karşı çok az eseri bugüne gelmiştir. Yukarıda söz ettiğim kitapta üç öğrencisine (Pythokles—Hermakhos—Ktesippos) yazdığı mektuplar ve sözlerini içeren Aforizmalar, Fragmanlar bulunmaktadır.
    Epikür çok farklı bir düşünceyi savunmaktadır. İnsan doğmadan dünya onun için hiç olmadığı gibi öldükten sonrada her şey sona ermektedir. Ölümden korkmak yersizdir. İnsan hayatta mutlu olmalı hayattan haz almalıdır. Ancak Epicür’ün bahsettiği haz ruhun zevk alacağı bir hazdır. Bu ise yanlış anlaşılmış, aşırı içki, aşırı yemek, seks gibi anlaşılmış ona hücum edilmiştir. Bu ise başka bir düşünce tarzı olup HEDONİZM olarak bilinir.
    Tanrılara inanmakta ancak tanrıların insanları ödüllendirdiğini veya cezalandırdığını kabul etmemektedir. Maddenin en küçük parçası olan atomlardan oluştuğunu savunmaktadır. Daha önce bu felsefeyi Abdera’lı Demokrit’te (M.Ö 460-370) görmekteyiz.
    Epikür Felsefesini modern dünyada bugün dahi etkileri bulunmaktadır.
    ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİLERİ- TAKİPÇİLERİ
    NAUSIPHANES M.Ö 4 yüzyılda yaşadı, İyonya Teos kentindendir. Epicür’ün öğretmenidir. Kendisini iyi bir öğrenci olmadığı belirtir.
    METRODOS (M.Ö 331-287) Marmara Bölgesi Lamsakos (Lapseki) kentindendir. Kendisi ile Atina’ya gitmiştir. Anadolu’dan çıkmış çok önemli bir fil0zoftur.
    PHİLODEMUS: (M.Ö 110-35) Epikür’ün felsefesi savunmuştur. Gadara (Bugün Ürdün’de) doğmuştur. Daha sonra Roma ve İtalya’da yaşamış, Vezüv yanardağının patlaması sonucu yok olan Harculauem kentinde yanmış Epükür’ün eserlerine rastlanılmıştır.
    LUCRETIUS CARUS (M.Ö. 95-55) Romalı şair Epikür düşüncesini sadece takip edenler Helenler değildir. Romalı Şair Lücretius Carus Roma’da onun düşüncesinin yayılmasına çok yardımcı olmuştur. Yazdığı kitap “De Rerum-Doğa üzerine” idi. Şiir onun ölümünden sonra Cicero (M.Ö 106-43) tarafından da tamamlanmıştır. Batı dünyasına onu tanıtan bu eser olmuştur.
    DİOGENES (M.S. II yüzyıl): Diogenes (Diojen) bugün Muğla-Antalya arasında Oionanda isimli antik kentte yaşamış, Epicür düşüncesi hakkında çok önemli bilgiler gelmektedir. Diogenes, Epikür’ün bütün deyişlerini kent içinde duvarlara ve meydanlara yazdırmıştır. Oionanda (Bugün İncealiler) terk edilmiş sonra 1840 yılında kent ortaya çıkarılmıştır Yazıtlar İngiliz Yazar Martin Smith tarafından 1968-2011 yılları arası 43 yıllık bir uğraş sonucu ortaya çıkarılmıştır. Yaklaşık 2500 kelimeden oluşmaktadır.
    Oionanda’lı Diogenes’in yazıtları Felsefe tarihi hakkında tüm dünyada çok önemli bir belgedir. Bu Muğla’nın dünya çapında çok önemli arkeolojik zenginliğidir.
    Bu konuda Muğla Devrim gazetesinde 21.06.2017—24.06.2017—11.07.2017 tarihlerinde çıkmış yazılarım bulunmaktadır.
    Alanyalı Diogenes Laertus (180-240) Tüm eski filozofları hayatını bu arada Epikür’ü yazmıştır.
    Dokuzuncu yüzyılda Fransa’da Epikür Fransızca çevrilmiş, 16 ve 17 yüzyılda modern filozoflar Epicür’den etkilenmiştir..
    Bu ise İyonya’dan çıkan bu filozofun ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
    Yazıya bir Epicür büstü ile Oionanda kentinde (Muğla-Seydikemer) de Epikür yazıtlarından bir görünüş yer almaktadır.
    (Muğla Devrim 01.02.2021 tarihinde yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 11-02-2021

    PERS KRAL YOLU SARDES’TEN PERSEPOLİS’E 2700 KM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Anadolu M.Ö 545 yıllarından M.Ö 335 yıllarına kadar merkezi İran olan Pers İmparatorluğunun egemenliğinde kalmıştır. Pers İmparatorluğu siyasi hâkimiyete önem vermiş din ve kültür yönünden baskıcı olmamıştır.
    Pers İmparatorluğunun Anadolu’ya en büyük armağanı 2700 km uzunluğunda olan Lidya’nın başkenti Sardes’den (Manisa-Salihli) Pers İmparatorluğunun başkenti Persepolis (İran) uzanan karayoludur.
    Bu dünyada yapılmış ve en uzun karayoludur. Anadolu’da meydana gelen büyük bir mühendislik harikasıdır.
    Kral Yolu Roma dönemin de de kullanılmış daha sonra terkedilmiş ve geçtiği yerleri saptamak çok zordur. Bu konuda uzun bir araştırma yaparak bunları şöyle belirleyebiliriz.
    Bu yol Lidya’nın başkenti Sardes’ten başlar, Sardes tarihte ilk defa altın parayı bulan Lidya uygarlığının başkentidir. Dünyanın en zengin krallıklarından Lidya’nın başkentidir. Salihli’ye 9 km uzaklıktadır.
    Yol buradan Pessinus antik kentinden (Eskişehir Sivrihisar Ballıkaya) geçer. Pessinus Anadolu’da tanrıça Kibele’ye tapınılan yerin başında gelir. Sivrihisar’a 16 km uzaklıktadır.
    Buradan yol Frigya Krallığının en önemli kenti ve başkenti Gordion’a (Yassı Höyük- Ankara Polatlı) devam eder. Gordion antik kenti Polatlı’ya 29 km uzaklıktadır. Gordion’da yapılan kazılarda Kral yolunun izine rastlanılmış, genişliğinin 6 m olduğu görülmüştür.
    Yol üzerinde tespit edilebilen diğer kent Ankara’dır. Ankara’dan doğuya devam eder Kızılırmak (Halys) nehrini geçer. Buradan Komona antik kentine uğrar. Komana Tokat’a 10 km uzaklığındadır. Tanrıça Ma-Enyo’ya (Artemis) tapınılan yerdir.
    Yol buradan Melitene (Eski Malatya) geçtiği belirlenmiştir. Eski Malatya’da Herodot’un tarif ettiği bir kontrol noktasına rastlanmıştır.
    Yol buradan Diyarbakır’a (Amida) devam eder. Araştırmacı Kenan Esmer Diyarbakır Çernik ilçesinde kral yolunun izine rastlamıştır. Bir resmi buraya eklenmiştir.
    Diyarbakır’da Kral yolunun geçtiği bir köprü halen mevcuttur, onarılmayı beklemektedir.
    Diyarbakır’da Kral Yolu Anadolu’yu terk etmekte ve buradan Asur Başkenti Ninova (Bugün Musul) ve devamla Susa ve Pers başkenti Persopolis’e uzanmaktadır.
    Kral Yolu Pers İmparatoru Darius tarafından başlatılmış ve gerçekleştirilmiştir.
    Asurlular ikinci binin ortalarında (M.Ö 1500 ) Anadolu’da ticaret kolonileri kurdukları bilinir. Asur tarafında olan yolların ilk defa onlar tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.
    Buna karşın M.Ö 8 yüzyılda kurulan Lidya Krallığı da parayı bulmuş, ekonomisi düzelmiş, yol yapımlarına önem verdiği kabul edilmektedir.
    Ancak Kral Yolunu yaptıran, derleyip toplayan Pers Kral I. Darius (Krallığı M.Ö 522-486 Doğumu ise M.Ö 550.
    Kral Yolu hakkında tarihi bilgiler Herodot Tarihinden gelmektedir. 7 günde posta habercilerinin Sardes’ten Persopolis’e ulaşabildiklerini söylemekte ve projeyi övmektedir. Ara yerlerde bekleyen atlı birliklerin haberi bir sonrakine ulaştırmakta ve başka bir ekip ona diğerine taşımaktadır.
    Sardes’ten sonra yol Efes kentine devam eder.
    Yazıma iki resim eklenmiştir. Diyarbakır da bugün mevcut olan köprü ve Diyarbakır Çernik’te araştırmacı Kenan Esmer tarafından ortaya çıkarılan Kral yolu bulunmaktadır.
    (Muğla Devrim 29.01.2021 tarihinde yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 24-01-2021

    KONYA LİSESİ ORTA KISMINDA BİYOLOJİ ÖĞRETMENİM NERMİN ERTÜRK’TEN HABER ALMAK İSTİYORUM

    Nermin Ertürk 1952-1953 ve 1953-1954 ders yıllarında Konya Lisesi’nde Tabiiye öğretmenidir. Eşi de bir süre Konya Lisesi’nde Felsefe öğretmenliği yapan ve sonradan Profesör olan Selahattin Ertürk’tür.
    Nermin Hanım aslen İzmirli, babasının görevi dolayısıyla Denizli de 1924 yılında doğmuş, Babası Matematik öğretmeni Haydar Yılmaz, Yemen’de Maarif Müdürü olarak görev yapmış.
    Nermin Ertürk Gazi Eğitim Enstitüsü Biyoloji Bölümü 1948 yılı mezunu, önce Kars Lisesine tayin oluyor. Orada Kars Lisesi Felsefe öğretmeni Selahattin Ertürk ile evleniyor. Dört yıl görevden sonra Konya Lisesi’ne atanıyor.
    1954 yılında eşi ile Amerika’ya gidiyor 6 yıl kalıyor. Modern biyoloji ile ilgili konularda seminerlere katılıyor.
    Amerika dönüşü Ankara Deneme Lisesi’ne atanıyor. Orada uzun yıllar Müdür Yardımcılığı görevine atanıyor. Modern Biyoloji dersleri veriyor. Oradan 1982 yılında emekli oluyor. Deneme lisesinde 20 yıl çalışıyor. Eşini 1988 yılında 65 yaşında kaybediyor.
    Eşi Selahattin Ertürk de Türkiye’ye dönüşünde Hacettepe Üniversitesine atanıyor
    Bir oğlu iki kızı var.
    Oğlu Amerika da Ekonomist Prof Dr. Korkut Alp Ertürk, 15 yaşında torunu var.
    Kızları Prof Dr. Yakın Ertürk, Sosyolog, 5 kızı var
    Işık Ertürk Bilkent Üniversitesinden İngilizce okutmanı olarak emekli olmuş
    Ankara Çankaya’da kızları ile yakın oturuyor.
    Nermin Hanım ileri yaşına rağmen çok okuyan bir kişi, kendisine sorduğumda daha çok yeni ve mesleği gereği sağlıkla ilgili kitapları okuduğunu söylemişti..

    Yıllar sonra hocamla 2007 yılında Konya’da Konya Liselileri toplantısında buluştuk. Hocamın adresi ve telefon numarasını gene hocam Muazzez Kargalık’tan edinmiştim.
    Hocam bu toplantıya eski fotoğraflar da getirmişti. Onların hepsini Konya Lisesi Öğretmenleri isimli dosyada WEB siteme yerleştirdim.
    Öğretmenler Günü dolayısıyla yaptığım kutlama da benden Konya Lisesi ile bilgiler istedi, bende Web sitemde bulunan “Konya Lisesi Öğretmenleri” isimli çalışmamı gönderdim. Telefon açıp teşekkür etti ve bir solukta okuduğunu söylemişti….
    Hocamı her bayram ve öğretmenler günü telefonla arardım. Ama sonra telefonu aniden sustu. Yakınlarının telefonunu almamıştım.
    Yakınları bu mesajıma ulaşıp beni haberdar ederlerse mutlu olacağım.
    Facebook 22.01.2021 tarihinde konuldu

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 24-01-2021

    İLK ÇAĞIN PLATON’DAN SONRA İKİNCİ FİLOZOFU ARİSTOTELES (M.Ö 384-322)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Felsefe ve bilimde 16 yüzyıl aydınlanma çağına kadar etkili olmuş iki büyük filozof Platon ve onun öğrencisi Aristoteles (Aristo) olmuştur. Her ikisi de Hıristiyan ve Müslüman dünyasında çok etkili olmuşlardır.
    Aristo M.Ö 384 yılında Kuzey Yunanistan’da Stagira isimli bir kentte doğmuş, babası Nicomachus isimli bir hekim, annesi ise Phaestis’tir. Babası Makedonya Kralı Amintas ve II Phlip’in ( Büyük İskender’in dedesi ve babası) doktorudur. Annesi de ünlü doktorlar yetiştiren bir ailedendir. Aristo küçük yaşta ailesini kaybetmiş ve Makedonya sarayında büyütülmüştür.
    17 Yaşında M.Ö.367 yılında Atina’ya gitmiş Platon’un Akademi isimli okuluna katılmış, hocasının ölümüne kadar (M.Ö 348) burada hem öğrenci ve yardımcı öğretmen olarak görev yapmıştır. Platon’un ölümü üzerine Akademi’nin başına Plato’nun yeğeninin geçmesini hazmedememiş, Atina’dan ayrılmıştır.
    Bu arada Assos antik (Çanakkale Ayvacık Behramkale) kentinin Pers hâkimiyetine girmeyen yöneticisi Hermias, Aristo’yu kentine davet eder. İki yıl kadar burada Felsefe Okulu açar, Hermias’ın kızı veya kız kardeşi Pythias (Pitias) ile evlenir.
    Pitias Antik Yunan’da bir bilim kadınıdır. Eşi ile deniz biyolojisi konusun da çalışmalar yapar, ancak bugüne gelen bir eseri bilinmemektedir.
    Buradan Büyük İskender’e ders vermek için II Filip’in daveti üzerine Makedonya Krallığının başkenti Pella’ya gider M.Ö 343). İki yıl kadar İskender’e ders verir. Kral II Filip’in öldürülmesi üzerine Atina’ya döner M.Ö 335 dolaylarında LYCEUM (Lise) isimli okulunu açar, Cumhuriyet döneminde açılan Lise isimli okullar buradan isimlendirilmişlerdir. Büyük İskender’in hocası olmak büyük itibar kazandırır, Büyük İskender’in ölümü üzerine Atina’dan ayrılır ve doğum yeri olan Stagira’ya döner ve orada ölür, ilk eşi olan Pitias’ın yanına gömülür. Son zamanlarda mezarının bulunduğu bildirilmekte ancak kesinlik kazanmamıştır.
    İlk eşi Pitias’dan bir kızı olmuş ismi Pitias’dır. Sonra bir kadından da bir oğlu olmuştur.
    Aristo’nun en önemi eseri ORGANON. 6 ciltten oluşmaktadır. Organon ismi alet araç anlamına bir sözlüktür. Organon ismi sonradan Aristo’nun öğrencileri tarafından konulmuştur. Organon’un bölümleri;
    1.. Kategoriler
    2. Önermeler
    3. Birinci Analitikler
    4. İkinci Analitikler
    5.Topikler
    6. Sofistik Deliller
    Mantık Bilimi Aristo tarafından kurulmuş ve baş kitabı bu Organon’dur.
    Tarihte en büyük kültürel halka bence aşağıdadır.
    SOKRATES—EFLATUN (PLATON)--- ARİSTOTELES (ARİSTO)—BÜYÜK İSKENDER (MEGAS ALEKSANDER)
    Bu dörtlünün ilki bir sonrasının hocasıdır. Dünyada daha başka bir kültür zinciri olamaz
    Ayrıca bunların pek çok başka öğrencileri de vardır. Çağları etkilemiştir.
    Aristo düşünce ve felsefesi Avrupa’dan önce İslam dünyasında tanınmış ve yayılmıştır.
    Bağdat’ta Farabi Üstadı Sani (İkinci üstat) olarak bilinir. İlk üstat Aristo’dur.
    Endülüs’te İbni Rüşt (Averreos) Aristo’yu Avrupa’ya tanıtmaya uğraşır.
    En büyük Yahudi din adamı MAİMONİDES Aristo’dan çok etkilenmiştir.
    Aristo’nun Çanakkale Assos’ da dikilmiş bir heykeli ve hocası Platonla bir resimleri eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 21.01.2021 tarihinde yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 24-01-2021

    KADIKÖY’LÜ HIRİSTİYAN AZİZESİ AYA EUPHEMIA (4. YÜZYIL)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Kadıköy içinde yaşadığım ve sevdiğim İstanbul’un en seçkin semtlerinden biri, Boğazı’ın Asya kıyılarındadır. Bugünkü Eminönü Sarayburnu’nda kurulan Bizantion kentinden 17 yıl daha önce M.Ö 685 yılında ayrı bir kent olarak kurulduğu söylenir.
    Kadıköy Bizans döneminde çok önemli bir yerleşimdir. Pek çok kalıntı bugüne gelmektedir. Son günlerde daha ziyade Hristiyan kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı kiliselerin bol olduğu seçkin bir semttir. Buna karşılık az ilerisinde olan Üsküdar’da ise camiler çok sayıda ve yaşayanların tümü Müslümandır.
    Bizans döneminde Aya Euphemia Kadıköy’ün tanınan en önemli azizesidir. Aya Euphemia Kadıköy’lü zengin bir ailenin kızıdır. Hristiyanlığın henüz serbest olmadığı dönemde Hristiyan olur. Pagan ayinlerine katılmak istemediğinden dolayı 303 tarihinde öldürülür ve martir (din şehidi kabul edilir. Kadıköy dışına gömülür.
    Kısa bir süre sonra İmparator Konstantin (İstanbul’u başkent yapan imparator) tarafından biri Kadıköy’de diğerleri İstanbul’un 3 ayrı yerinde Olibreau—Şeyhzadebaşı // Petrion—Cibali // Sultanahmet de adına kiliseler yaptırılır. Azize ilan edilir.
    451 yılında Kalkedon’da yapılan ve hala alınan kararlar bugünde Hristiyan dünyasında geçerli olan Ekümenik konsül burada toplanır. Ancak bugün bu kilisenin yeri belli değildir. Muhtemelen Haydarpaşa Tren Gar alanında raylar altında olduğu sanılmaktadır.
    Sultanahmet Meydanında eski Adliye Sarayının bulunduğu yerde Euphemia adına yapılmış kilisenin kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.
    Bugün Kadıköy Çarşısının ortasında onun ismini taşıyan yaklaşık 300 yıl önce yapılan bir kilise bulunmaktadır. Bu Rum Ortodoks Kilisesinin isim dışında Aya Euphemia ile ilgisi bulunmamaktadır.
    Yazım ekine iki resim eklenmiştir. Kadıköy’deki Aya Euphemia kilisesinin 1910 tarihli üzerinde Osmanlı pulu olan bir kartı ile Kadıköy’e Kayışdağı’ndan su getiren hat üzerinde bulunan Bizans dönemi iki katlı Acıbadem Su Terazisi’nin (Su Deposu) bir fotoğrafı eklenmiştir.
    Acıbadem Su Terazisi Kadıköy Belediyesi tarafından restore ettirilmiştir.
    Umarım bir gün torunlarım Aya Euphemia’nın Sultanahmet’teki restore edilmiş kilisesini görme şansı olur
    Muğla Devrim 19.01.2021 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 24-01-2021

    KADIKÖY’DE (KALKEDON) DOĞAN EFLATUN DÖNEMİ FİLOZOFLARI
    THRASYMAKHOS (TIRASIMAKHOS M.Ö 459-400) &
    KSENOKRATES (M.Ö 339-314)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Kadıköy içinde yaşadığım ve sevdiğim İstanbul’un en seçkin semtlerinden biri, Boğazı’ın Asya kıyılarındadır. Bugünkü Eminönü Sarayburnu’nda kurulan Bizantion kentinden 17 yıl daha önce M.Ö 685 yılında ayrı bir kent olarak kurulduğu söylenir. Pers komutanı MGEGABASUS buraya hâkim olduktan sonra kendisine bilgi verilir. Kalkedon’un (Kadıköy) daha önceden kurulduğunu söylerler. Bizantion henüz boşken ve o güzellikler dururken buraya yerleşmeleri için kör olmalılar sözü çok ünlüdür. Tarihte Kadıköy bu sözden ötürü Körler Memleketi olarak da bilinir
    Thrasymakhos Kadıköy’de doğmuş, yaklaşık M.Ö. 430 yıllarında Atina’ya yerleşmiş ve orada ölmüş bir sofisttir (filozoftur)
    Bu sofistin önemi retorik sanatı ve bu sanat üzerinde verdiği derslerden ileri gelmektedir. Retorik sanatı Güzel Konuşma, eski terimlerle hitabet, belagat olarak açıklanabilir. Sonuç olarak Thrasymakhos Atina’da düz yazı yazmada ve bunun kurallarının uygulanmasında önemli hizmetleri olan bir kişidir. Kendisinin de öğrencileri vardır.
    Filozof Sokrates ile aynı çağda yaşamıştır. Pek çok eseri olduğu bilinmekte ancak bugüne gelememiştir.
    Felsefedeki görüşü “Doğruluğun Güçlünün Hakkı” olduğunu savunur. Bu ise Eflatun’un Devlet I adlı eserinde görülmektedir.
    Hakkında bilinenler buradan gelmektedir.
    Kadıköy’den çıkmış diğer bir filozof Ksenokrates’tir (M.Ö 339-314), Filozof Eflatun’un Okulu olan Akademi’de öğrencisidir. Eflatun’un ölümü üzerine Aristoteles ile birlikte bir süre Assos’a gider, Eflatun’un yeğeninin Akademi’nin başına geçmesi ile M.Ö 339 yılında Atina’ya döner, ölümüne kadar orada görev yapar. Bir eseri olduğu bilinmemektedir.
    Yaşadığım aynı kentten çıkan bu iki filozofu öğrenmekten nasıl mutlu olduğumu anlatamam
    Yazıya her iki filozofun birer büstü eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 13.01.2021 yayınlandı)

Toplam 279 yorum bulundu. 21-30 arası listeniyor.