Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    HUN İMPARATORU ATTİLA (395-453)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bugüne kadar Anadolu’dan çıkan ve özellikle dünya ve batı uygarlığına katkı yapmış değerleri incelemeye devam etmekteyim. Zaman dilimim ise ilk çağ.
    Bu yazımda da biz Türklerin çok önem verdikleri Hun İmparatoru Attila’yı konu edeceğim.
    Hayatı hakkında fazla bilgi sahibi olamadığımız Attila bütün Avrupa halkları tarafından “Tanrının Kırbacı- İngilizce Scourge of God –Latince Fiagellum Dei) olarak korkulan bir imparator sayılmasına karşı Macaristan (Hungary) ve Almanya’da bir kahraman kabul edilmektedir.
    Türkiye’de ise Cumhuriyet öncesi İslam kuralları ile yönetilen Osmanlı döneminde önem verilen ve bilinen bir hükümdar değildir ismi dahi geçmez. Attila ismi Macaristan, Almanya da verilirken Cumhuriyetimizin kurulması ile pek çok Attila ismi Türkiye’de erkek çocuklarına verilmektedir. Çevremizde bu isimde pek çok dost ve arkadaşımız bulunmaktadır. İsmin aslı Attila olup Türkiye’de Atila veya Atilla olarak da kullanılmaktadır.
    Hun İmparatoru Attila hakkında Türkçe ve İngilizce kaynaklarda çok farklı değerlendirmeler yer almaktadır. Türkçe kaynakların aşırı milliyetçi duygularla biraz abartılı olduğunu belirmek isterim. Ben tarafsız bir gözle onu olduğu gibi ortaya koymaya çalışacağım.
    Attila Hun İmparatorluğunu 436-453 yılları arası sadece 17 yıl yönetmiştir.
    Attila’nın ataları Asya’dan göç etmiş bir kabileden gelme olduğu kabul edilmektedir. Başkenti ETZELBURG (Peşte-Budin- Macaristan) olmak üzere çok geniş bir alana hükmetmiştir. Pek çok kabileleri hükmü altına alarak Roma (Batı Roma) İstanbul (Doğu Roma) kapılarına dayanmış ancak bu kentleri alamamıştır.
    Attila’nın seferlerinin anlatımında bunun detayına girmeyeceğim, bu konuda yazılarda bir uyum vardır. Nereleri yönetimi altına aldığı konusu çok tartışmalıdır, ayrıca pek çok farklı kavimleri emri altına alınmıştır.
    İsminin ise Gotça (Almanca) Etzel’den geldiği başkenti Etzelburg isminin bununla ilgili olduğu kabul edilebilir. Got diline “Küçük Baba” anlamını taşımaktadır. Benim görüşüm Hun isminin devam edemediği, Germen ve Gotların verdiği isim ile tarihe geçmiştir. Attila ile ilgili Almanca 1200 yıllarında yazılmış “NIBELUNGEN DESTANI” bulunduğu burada Etzel olarak ismi geçtiği görülmektedir.
    Türkiye açısından en önemlisi Attila’nın İstanbul kapılarına dayanmasıdır. 447 tarihinde Balkanlara ve Doğu Roma İmparatorluğu üzerine sefer yapmıştır. Büyükçemece’ye kadar gelmiştir. İmparator ile barış anlaşması yapılmış yüklü bir ganimet alarak geri dönmüştür.
    Hunlar nomadik (gezginci) bir topluluktur. Bugün Anadolu’da Yörükler bu tarz yaşamı sürdürmektedir. Sadece hayvan otlatırlar onunla geçinirler.
    Attila kendisini Büyük Namrut soyundan geldiğine inanır. Gezgin bir toplum olduğu için Hunlardan, yazılı hiçbir belge gelmemektedir. Kahramanlıklarını ve geleneklerini babadan oğula aktararak gelirler.
    Hunların kullandığı dil hangisidir. Bu konuda yapılan araştırmalar şöyle özetlenebilir. İskitleri dili veya Türk dili Çuvaş veya Moğol dili olabilir.
    Hunları dini hangisidir. Hüküm sürdüğü ve düşmanı olduğu her iki Roma İmparatorluğu Hıristiyan dinini benimsemiştir. Emri altına giren Got, Germen kabileleri ve Danimarkalar henüz eski pagan dinlerindedirler.
    Hunların ve Attila’nın dini ise Asya’dan gelme ve Avrupa’da hiç olmayan Gök Tanrı Tengri inanışıdır. Bu inanış Avrupa’da kök salmamış, buna karşı Orta Asya’da Kırgızistan’da bugün dahi inananları bulunmaktadır.
    Attila son yıllarında Roma kapılarına dayanmış Papa Leo I ile karşılaşmış, Ama Roma’yı alamamıştır.
    Attila sonuç olarak her iki Roma İmparatorluğunun baş düşmanıdır. Roma’ya karşı Germenler ve bazı kuzey ulusları tarafından kahraman kabul edilmektedir.
    Sonuç olarak Roma kapılarında iken Attila öldürülmüş ve imparatorluk çok hızlı çökmüştür. Eşinin onu zehirlediğine inanılır.
    Cenazesi bilinmeyen bir yere Hun usullerine göre gömülmüş onu gömenlerde yok edilmiştir.
    Oğulları küçük çapta devam edebilmiş ama imparatorluk asla devam edememiştir.
    Attila bir hanedan kuramamıştır. Macaristan Peşte yakınlarında başkenti, mezarı bulunamamış, Attila gününden bir yapı bir belge bugüne gelememiştir.
    Yazıma Macar Müzesinden bir resmi ile Hunların hüküm sürdüğü coğrafya eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 25.03.2020 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    ERMENEK GARGARA KÖYÜNDE MİTOLOJİK ÖYKÜ KIZ OĞLAN İNİ EFSANESİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Karaman Ermenek ilçesi Yukarı Çağlar (Sbede) ve yakınındaki Güneyyurt (Gargara) mahalleleri antik çağdan gelen olaylar aşağıda anlatılmaktadır.
    Gargara’da geçen ve internetten aldığım mitolojik öykü çok ilgimi çekti. Tabii burada üzerine islami bir şal örtülmüş olduğu unutulmamalıdır.

    Gargara’da bundan 200 (2000) yıl önce bir kız yaşarmış, güzel mi güzelmiş, mahallesinde devamlı parmakla gösterilirmiş, babası askerlikten geri dönememiş ölmüş, yerini yurdunu bilen bile yokmuş. Hatıra olarak duvarda bir mavzeri, yanında da avcı çantası asılı duruyormuş.
    Anası epey yaşlıymış, kızı istemeye gelenlere kendi bilir diyecek kadar anlayışlıymış.
    Bir gün kızı zengin bir aile istemeye gelmiş, anası gene; kendi bilir, ona sormalı demiş.
    Kızına sormuş; kızım! Seni falancalar istemeye gelecek ne dersin demiş o da, anacığım aman onlara umut verme ben ona yar olmam, demiş.
    Meğerse kızın bir sevdiği varmış. Fakat oğlan bir türlü açılamıyormuş, karşılıklı sevgileri yıllarca gizli kalmış.
    Sonunda zengin adam anasını kandırmış ve kız istemediği halde oğluna düğün hazırlığına başlamış. Kız anasına tekrar; anacığım ben ona varmam sonunda üzücü şeyler olursa karışmam, diye tembihlemiş.
    Düğün günü yaklaşınca bakmış ki sevdiğinden bir hareket yok oğlana varıp hadi kaçalım demiş.
    Kızcağız durmadan evde kurulu tezgâhında urba ve çaput çul dokurmuş. Tek düşüncesi kaçarlarsa bu tezgâhı ne yapacağıymış. Meseleyi sevdiğine açmış, oğlan çok ilginç ve onu memnun edecek bir fikir ileri atmış; nazlı yârim tezgâhı da götürelim demiş.
    Sabah alacakaranlıkta köyün hocasının kapısına varmışlar kendilerine bir nikâh kıydırdıktan sonra bir katıra tezgâhı yükleyerek Kuşakpınar’a doğru yola çıkmışlar, kız duvardaki babasının tek yadigârı olan mavzeri ve çantayı almayı unutmamış.
    İki sevgili, inin yakayı yukarı çıkınca rahatlarlar, kafalarına eski yerleşim alanlarından Kuşak Pınar’ı koyarlar, zira orada her türlü in ve sığınak mevcuttur.
    Kebeni yukarı çıkınca bir yer aramaya başlarlar, ellerinde ancak bir hafta yetecek erzakları bulunan yavuklular, Sel kayasına varınca kendilerine bir istirahat verirler, oradan Gargaraya kadar olan her yer rahat izlenmektedir çünkü şöyle aşağılara bir göz gezdirdikten sonra kimsenin takip etmediğini anlarlar ve huzura kavuşurlar.
    Akşam olmuş gün karşı kaşlardan bıyıklarını çekmek üzeredir, âşıklar şu anda içinde heykellerinin bulunduğu ine girerler. Bu in Kızoğlan inidir, Kebenin üstünden, Damlantı ininin yukarısında sel kayasının kuzey batısında koca sarp kayaların yüzeyinde bulunmaktadır.
    Buraya ancak çok zor şartlarda korkusuz insanlar varabilir, bu ine ulaştıran yol bir, iki metrelik dar bir yoldur ve yer yer sabunluk dediğimiz sabunlu kaygan zeminlerden geçmek gerekir.
    Âşıklar, içeri girmeden önce katırdaki yükü yani tezgâhı indirmişler ve mağaranın on metre berisine yerleştirmişlerdir. Bu gün mağaraya giderken sağda Tezgâh denilen bir yer mevcuttur.
    Mavzer ve çantalarını erzaklarıyla beraber içeri taşırlar.
    O gece orada sabahlarlar, güneşin mağaranın ağzına vurması için öğlen olması lazım, zira sırtı kuzeye yaslı kayadır, önü ise tam kasabaya nazır bir balkondur sanki.
    Öğleye doğru güneşin ilk ışıklarıyla kalkarlar, dışarı çıkarlar, ama onları çok kötü bir durum beklemektedir.
    Düğün sahipleri yanlarına zaptiyeleri de alarak gelmektedirler, hemen alt tarafta kebenden sesleri duyulmaktadır.
    Hemen bir karar vermeleri lazımdır, silahla karşı koysalar olmaz, hem mermileri az hem de karşı taraf daha güçlü, mağaranın içlerine doğru gidebildikleri kadar giderler. Silahı bir tarafa, erzak çantalarını bir tarafa dayarlar.
    Karanlıkta ortaya oturup düşünürler, adamlar kapıdadır; mutlaka içerdeler, sözü duyulur.
    İki sevgili son bir karar verirler; Allaha yalvaralım onlara teslim olup ayrı düşmektense Allah bizi taş etsin, kıyamete kadar burada kalalım, derler.
    Bu mağaranın içinde şu anda taş olmuş heykelleri iki dikit halinde durmaktadır, silahları da bir sarkıt gibi inin duvarında ters takılıdır.
    Tezgâhları ise dış tarafta kullanıma hazır taş halinde onları bekliyor.

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    İMPARATOR CLADIUS (M.Ö. 10-MS 54)


    Özgürlüğü severim, zulümden diksinirim
    Vatansever bir Romalı oldum her daim
    Romalı, cumhuriyetçidir özünde

    Şimdi ben mantığa aykırı ama imparatorum
    İmparator olarak, mutlak gücümü uyguluyorum
    Üç kuşaktır rafa kaldırıldı Cumhuriyet

    Cumhuriyet iç savaşlarla perişan oldu
    Bu monarşiyi İmparator Augustus kurdu
    Sadece geçici bir tedbirdi bu

    Augustus iktidarı bırakmadı
    İçimden ikiyüzlülükle suçladım onu
    İnanmış bir Cumhuriyetçi olarak kaldım

    Tiberius imparator oldu, eğilimine karşımıydı bu?
    Bir düşman, gücü ele geçirir mi diye korktu?
    Muhtemelen annesi Livia zorladı onu

    Onun gününde ben inziva hayatı sürdüm
    Onu kana susamış bir ikiyüzlü olarak gördüm
    İnanmış bir Cumhuriyetçi olarak kaldım

    Caligula ansızın beni konsül yaptı
    Hâlbuki tek arzum kitaplarımla olmaktı
    Caligula doğulu bir kral gibi yönetmeye kalktı

    Vatansever bir Romalıydım
    Caligula’yı öldürmeye çalışmalıydım
    Ama budalayı oynayarak kurtardım kellemi

    Cassius Chaerea belki Vatansever bir Romalıydı
    Çiğnedi yeminini öldürdü Caligula’yı
    Hiç değilse Cumhuriyet’i geri getirmeye çalıştı

    Ama Cumhuriyet geri getirilemedi
    Onun yerine yeni bir İmparator seçildi
    O İmparator Tiberius Cladius, yani bendim



    Reddetseydim öldüreceklerdi beni
    Reddetseydim iç savaş eşikteydi
    Bu sadece geçici bir tedbirdi


    Cassius Chaerea’yı idam ettirdim
    Yine de iktidardan vazgeçemedim.
    Kendime ikinci bir Augustus rolü seçtim

    Gece gündüz çalıştım, Augustus gibi
    Ülkeyi büyütüp güçlendirdim, Augustus gibi
    Mutlak Hükümdar oldum Augustus gibi

    Bile bile ikiyüzlülük etmedim
    En iyisi bu diye oyaladım kendimi
    Tam bu yıl geri getirecektim Cumhuriyeti

    Julia’nın ayıbı Augustus’un ayıbıydı
    “Hiç evlenmeseydim çocuksuz ölseydim keşke”
    Messalina için öyle hissediyorum ben de

    Tahta çıkacağıma kendimi öldürseydim keşke
    Herodes Agrippa’ın beni ikna etmesine izin vermeseydim keşke
    Bilmemek haklı göstermez cinayeti

    Ama ben miyim bu işin tek suçlusu?
    Bütün ülkenin eşit payı yok muydu?
    Onlar beni imparator yaptılar ve dalkavukluk ettiler

    Şimdi içten niyetimi uygulasam
    Ve Cumhuriyet’i yeniden kursam
    Roma’nın gönül borcunu mu kazanacağım

    Bilirsiniz özgürlükten bahsederken
    Çok kolay görünür her şey
    Her kapının açılacağını, her duvarın yıkılacağını sanırsınız

    İmparator olmamdan gayet hoşnut dünya
    Kendileri İmparator olmak isteyenler dışında
    Cumhuriyet’i kimse istemiyor aslında

    Asinius Pollio haklıydı
    Düzelmeden önce işler daha beter olmalı
    Kararım kesin, artık uygulamayacağım

    Kurbağalı havuz bir kral istedi
    Jüpiter onlara yaşlı Krak Kütük’ü gönderdi
    Bir kütük kadar sağır ve kördüm ben

    Kurbağalı havuz bir kral istedi
    Jüpiter onlara genç Kral Leylek’i göndersin şimdi
    Caligula’nın baş kusuru, çok kısaydı devri

    Benim baş kusurum: Aşırı iyicil olmaktı
    Onardım benden öncekilerin bıraktığı enkazı
    Monarşiyle tekrar barıştırdım Roma’yı ve dünyayı

    Bir başka Caesar’a eğilmek Roma’nın kaderi
    Varsın olsun deli, zalim, müsrif, kaprisli ve şehvetli
    Kral Leylek gene gösterecek krallığın niteliğini

    Zulmün bıçağını köreltmekle büyük bir hata ettim
    Aynı bıçağı bileyerek belki giderebilirdim hatayı
    Zorlu belalar gerekli kılar zorlu çareleri

    Unutmayalım ki ben yaşlı Kral Kütük’üm
    Kımıltısız yatacağım havuzun kokuşmuş suyunda
    Çamurda gizlenmiş tüm zehirler çıksın ortaya

    Şiir Britanya Druidlerin tarzında yazılmıştır. S. 496-497
    Robert Graves (1895-1985)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    ROMA İMPARATORU CLADIUS (41-54)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir önceki yazımda Cladius ve ailesi hakkında bilgiler verilmişti. Bu yazıda kendisi incelenecektir.
    Babaannesi Augustus’us ikinci eşi Livia’nın eski eşinden ikinci oğlu Drusus, annesi ise Anadolu’yu Roma adına yöneten ve Augustus’a Actium savaşında (M.Ö 30) yenilen Mark Antonius’un kızı Antonina, dede tarafı Cladius ailesidir.
    Cladius M.Ö 10 yılında Lugdunum kentinde (Avusturya) doğmuş, Roma doğumlu olmayan ilk imparatordur. Dördüncü Roma İmparatorudur (41-54).
    Cladius sağlık sorunları olan konuşması problemli, kısmen içine kapanık biridir. Bu yüzden babaannesi Livia ve ailesi tarafından ciddiye alınmamış ve rahat bir yaşantısı olmuştur.
    Kendisini tarih yazımına vermiştir. İki eseri vardır. Kartaca Tarihi ve Etruria (Etrüsk) tarihidir. Etrüskler birinci yüzyılda ortadan kaybolmak üzeredir, ama hala Etrüsk dilini konuşanlar vardır. Cladius bunlarla görüşür ve onlar hakkında bilgiler toplar, dillerini öğrenir. İkincisi Roma ile büyük savaşlar yapmış Kartacalılar (Tunus) gizemli bir konudur. Bunu araştırır. Aile fertleri iktidar kavgası yaparken bu eserleri dünyaya kazandırır. Değerli bir tarihçidir.
    Kendinden önceki üçüncü İmparator Caligula (37-41) bir isyan sonu öldürülür. İsyancılar bir imparator ararlar akla gelen isim Cladius’tur. Cladius istemez direnir, ama sonunda istemeyerek kabul eder.
    41-54 yılları arasında beklenmedik şekilde çok büyük işler başarır, devlette düzeni ve adaleti sağlar, İngiltere fetih edilir ve Roma’ya bağlanır.
    Çok önemli ve zamanın en büyük mühendislik eserleri gerçekleştirilir. Bunlardan bazıları şöyledir.
    -OSTIA Limanı: Roma’ya yaklaşık 18 km, Roma’nın buğday ihtiyacı Mısır’dan buraya getirilir. Gemiler eski limana yanaşamadığında büyük kıtlıklar meydana geliyordu.
    -Fucio Gölünü Kuruttu: Fucio Gölü bir bataklık oluşturuyordu, binlerce kişi çalıştılarak bataklığı kuruttu, Bu eserde tarihte ki mühendislik harikalarından biridir. Çok büyük bir projedir.
    -Roma’ya su getiren 7 suyolu ve su kemeri varken ihtiyaç üzerine iki suyolu daha yaptırdı.
    -Roma’ya gelen Appia kara yolunu yaptırdı.
    Bir köşede tarih yazmanı olan hastalıklı birinin istemeyerek imparator olunca başardığı bu işler inanılmazdır. Hepsi mühendislik harikalarıdır.
    Cladius 4 defa evlenmiştir. İlk ikisi imparator olmadan öncedir. İlk eşi ETRÜSK kökenli Plautia ve ikincisi Paetina olup bunlardan çocuğu yoktur.
    Cladius kadınlar yönünden çok şansızdır. İmparator olduktan sonra üçüncü olarak Messalina (17-48) ile evlenmiştir. Messalina tarihte en önde gelen fahişelerden biridir. Cladius’u başka erkeklerle seks partileri yaparak aldatmıştır. İmparator bunları biliyor mu idi? Sonunda 48 yılında idam edilmiştir. Bir oğlu Britanicus ve bir kızı oluyor.
    Dördüncü ve son evliliğini yeğeni Germanius’un kızı Agrippina ile yapıyor.
    Önceki evliliklerinden Cladius’un Britannicus adlı oğlu (annesi Messalina) ve Agrippina’nın Neron adlı üç yaş daha büyük oğulları vardır.
    Agrippina kendi oğlunu imparator yaptırmak için eşi Cladius’u zehirletmiştir. Onun yerine gelen eşinin oğlu NERON’dur. Bu ise Roma’yı yaktığı iddia edilen İmparator Neron’dur. (54-68). Cladius öldükten sonra tanrılaştırılmıştır. Bir defa ciddi hastalanmış, Kos (Istanköy) bir hekim tarafından tedavi edilmiştir.
    İmparatorun Konya (Iconium) tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Örnek olarak bölgede daha önce Ilgın ve Sarayönü Ladik kentleri Konya’dan daha kalabalık kentlerdi, Roma’nın gelişi ile bölgede yeni kentler kurulmuş ve daha önceleri çok basit bir yerleşim yeri olan Iconium (Konya) bölgenin merkezi olacak şekilde surları ve binalarla süslenmiş bölgenin merkezi bir kent haline gelmeye başlamıştır. Ben bunun Cladius döneminde başladığını kabul ediyorum. Ama bununla ilgili tek belge Iconium ve Ladik gibi bölgedeki kentlerin başına imparatorun isimlerinin eklenmesidir. Cladiconium, bugünkü Türkçe ile Cladius’un Konyası. Burada imparatorun katkısı nedir. Ama hala net bir kanaate ulaşamadım.
    Bunun için Amerikalı yazar Robert Graves’in (1895-1985) Türkiye İş Bankası yayını iki tuğla gibi kalın kitaplarını okudum. Kitaplar Ben Cladius ve Tanrı Cladius. Kitaplar imparatorun ağzı ile yazılmıştır. Çok tarihi bilgiler aldım, çok akıcıydı, ama Cladius’un Konya’nın kuruluşuna katkısını çözemedim.
    İmparatorun bir resmi yazıya eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 17.03.2020 yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    ROMA’YI VE DÜNYAYI DEMİR YUMRUKLA 52 YIL YÖNETEN İLK ROMA İMPARATORİÇESİ LIVIA (M.Ö 38-M.S 14)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Roma Anadolu toprağına ilk defa M.Ö 133 yılında girmiştir. Önce tam bir hâkimiyet kuramamış bazı eyaletleri atadığı valilerle ve bazı bölgeleri kendine bağlı krallıklarla yönetmiştir.
    Anadolu’yu Roma adına yöneten ve Mısır Kraliçesi Cleopatra ile işbirliği yapan Marcus Antonius’u M.Ö 30 yılında ortadan kaldıran sonradan AUGUSTUS (M.Ö 63-M.S 14) ismini alan Octavia tarafından M.Ö 27 yılında Roma İmparatorluğu kurulmuştur. M.Ö 44 yılında öldürülen Roma’nın babası kabul edilen Julius Caesar (M.Ö 100-44) Avgustus’un ana tarafından büyük amcası olup onun tarafından evlat edinilmiştir. Nitekim gelen her imparatora onun adı ek olarak verilmiştir.
    Bilindiği gibi Temmuz ayına Julius (July), Ağustos ayına da Augustus’un isimleri verilmiştir.
    İmparatorluğun kurulması ile tüm Anadolu coğrafyası zamanla Roma hâkimiyetine girmiştir.
    Augustus iki defa evlenmiştir. İlki olan Scribonia’dan M.Ö 39 yılında kızı Julia doğmuştur. İmparator M.Ö 38 yılında evli bir kadın olan LUVIA DRUSILLA’ya âşık olmuş, onun eşinden boşanmasını sağlamış, ilk eşinden iki oğlu olan Livia ile M.Ö 38 yılında ikinci evliliğini yapmıştır. Bu evlilik İmparator Augustus ile Livia’nın ikinci evlilikleridir. Livia İmparator ile çok iyi anlaşmış, ülkeyi kocası ölene kadar o yönetmiştir denilebilir.
    Livia’nın ilk eşi olan Tiberius Cladius Nero Roma’nın önde gelen aristokrat ailelerinden birinin oğludur.
    İmparator Augustus gerçekten tarihte ki en büyük imparatorluğu kurmuş, bunun için de bir hanedan meydana getirmek istemiştir. Tek kızı Julia çeşitli evlilikler yapmış ve çocukları olmuştur. Ermenek kentine ismi verilen Germaniyus torunudur. Hepsi imparatorun sağlığında ölmüşlerdir. Soyundan gelen hiç kimse imparator olmamıştır.
    M.S 14 yılında ölümü eşinin daha önceki evliliğinden Tiberius (14-37) ikinci imparator olmuştur. Oğlu Tiberius’un imparatorluğu döneminde ölümüne kadar 15 yıl (14-29) ana imparatoriçedir. Gene etkilidir. Ama ilki kadar değil.
    Tiberius çok başarılı bir imparator değildir. Onun yerine 37-41 yılları arası gene aynı aileden Caligula imparator olmuştur. Genç Caligula çok zalim ve çok katı bir imparator olmuş, çıkan bir isyan sonucu öldürülmüş, imparator aranmış ciddiye alınmayan kekeme, sağlık sorunları olan Cladius (41-54) istemeye istemeye imparator olmuştur. Bir sonraki yazıya konu edeceğimiz ve çok büyük işler başaran Livia’nın ikinci oğlu Drusus’un oğludur. Yani Livia babaannedir.
    Livia Drusilla (M.Ö 58-MS 29) arsısında yaşadı. M.Ö 38-14 yılları arasında Roma’yı yönetti. İmparatorluğun babası Julius Caesar (M.Ö 100-44) sayılırsa Roma İmparatorluğunun anası Livia denilebilir.
    Ölümü üzerine Roma’da İmparator Augustus yanına gömüldü. Torunu Cladius tarafından tanrıçalaştırıldı.
    Sonuç olarak benim yorumum göre; Livia’yı büyük bir imparatorluğun kuruluşu içinde yer almıştır. Bütün bunlar olurken acımasız, kanlı olaylarda vardır.
    Bu imparatorluk ile Anadolu’da çok önemli gelişmeler olmuş, pek çok kentler mantar gibi ortaya çıkmıştır.
    İmparatoriçe Livi’anın Napoli Müzesinde bulunan mermer bir heykelinin resmi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 16.03.2020 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    HEYKELTRAŞ PRAXITELES (M.Ö 4 yüzyıl) & RAHİBE PHRYNE
    M.Ö 4 yüzyılda Atinalı Praksiteles döneminin en önemli heykel traşçısıydı. Yekpare mermerleri inci gibi işliyordu. .İstanköylüler(Kos) kendisinden bir Afrodit heykeli yapmasını istediler...Masumiyetin sembolü bir tanrıça..Praksiteles bu istediği kabul etti. Afrodit heykeli için model aramaya başladı. Bir gün bir arkadaşıyla bir akşam vakti sahil kenarında şarap içiyordu. Biraz uzakta rahibeler denize giriyordu. Praksiteles bir yandan arkadaşıyla konuşuyor, bir yandan rahibeleri izliyordu. .Bir anda gözleri faltaşı gibi açıldı. Rahibenin biri çırılçıplaktı. Diğerleri elbiseyle denize girerken, tek o soyunmuştu. Büyüleyici bir bedeni vardı. Praksiteles o an karar verdi. Afrodit heykeli için bu genç kadın model olmalıydı. Ertesi gün manastıra gidip, bu rahibenin heykelini yapmak için izin istedi.“ Biz karışmayız,” dedi başrahibe, “kendisine bir sorun, kabul ederse heykelini yapabilirsiniz.”Praksiteles bunun üzerine genç rahibeyle konuştu. Onu çıplak heykelini yapma konusunda ikna etti. Rahibenin adı Phryne idi..Praksiteles kolları sıvadı, işe başladı..Heykeli yaparken Phryne’nin hikayesini de dinledi.. “Güler yüzlü, hayat doluydu. İyi eğitim almış olan genç kız Atina’ya yerleştikten sonra Atina’da iş bulamadı ve geçinmek zordu. Hetairai oldu. Hetairai, Antik Yunan’da zengin erkeklerin sevgililerine verilen bir isimdi. Bir nevi fahişe güzelliğiyle nam saldı. Atina burjuvazisinde ünlendi. .Adını Phryne olarak değiştirmişti."
    Model olarak seçtiği rahibe bir katildi. Kendisini taciz eden bir adamı öldürmüştü. Yargılanmış ve hakkında idam kararı verilmişti. Yargıçlar tam kararı okuyacakken, Phryne’nin avukatı durun diye bağırmıştı. Sonra kızın elbiselerini yırtarak, yargıçlara seslenmişti. "Bu güzelliği yok etmeye gönlünüz el veriyor mu?"
    Genç kızın büyüleyici bedenini gören yargıçlar yeniden bir toplantı yaparak, idam kararını değiştirmişti. Phryne’i bir manastırda yaşamaya mahkum etmişlerdi. Praksiteles bu hikâyeden çok etkilendi. Beyaz ve sert bir mermer kullandı. Günlerce uğraştı. Sonunda “hayat kurtaran” o vücudun heykelini yaptı. Bu dünyadaki ilk çıplak kadın heykeliydi. Romalı Plinius çıplak Afrodit’i “dünyanın en güzel heykeli” ilan etmişti. Heykelde tanrıça Afrodit, sol elinde kıyafetini tutarken, sağ eliyle de cinsel bölgesini kapar biçimde betimlenmişti .Ancak İstanköylüler çıplak diye heykeli istemedi..Knidoslular istedi. Çünkü onlar bu Afrodit’i çok sevmişti. Sadece onlar mı? Tüm Akdeniz heykeli görmek için diğer birçok şehirden Knidos’a turist bile geliyordu. Çıplak heykel Knidoslular’ın gururu olmuştu. Bu heykel masumiyetin sembolüydü. Masumiyet korunması ve kollanması gereken bir özellikti. Afrodit’i kentin en önemli yerine, iki limana hakim konumdaki tepeye diktiler..
    Aradan yıllar geçti. Knidos’un görkemli günleri geride kalmıştı. Kent borç içindeydi. Bitinya Kralı I. Nicomedes Knidos’u soyup, sömürüyordu. Gözünü Afrodit heykeline dikti. Satın almak istedi. Knidos halkı karşı çıktı. Bu kez heykel karşılığında tüm halkın borcunu sileceğini açıkladı. Knidoslular referanduma gitti. Oylama sonucunda büyük çoğunluk hayır dedi. Masumiyet satılamazdı.
    Web Sitesine konuldu 14.03.2020

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    ANTİK ÇAĞDA İZİR’DEN ÇIKMIŞ ŞAİR HATİP AURELIA ARISTIDES (117-181)
    MEHMET BİLDİRİCİ

    Depremle Yıkılan İzmir’i yeniden kurmak için İmparator Marcus Aurelius’a
    İzmirli Hatip Aurelius Aristides’in mektubu unutulmaz
    Şadan Gökovalı İzmir 25.02.2020
    Devrim Gazetesinde 18.02.2020 sayısında yazdığım yazıda artarda İmparator olan beş büyük imparatorun sonuncu Filozof İmparator Marcus Aurelius’u imp 161-180) yazmıştım. Yazımı beğenmiş olmalı ki Prof. Dr. Şadan Gökovalı yukarıdaki mesajı göndermiş, kendisine teşekkür ediyor, ne kadar mutlulandığımı anlatamam diyorum.
    Üstelik bu yazıda bahsettiği İzmirli Aristides ilk defa işittiğimi itiraf etmeliyim. İzmir ve eski İonia (Ege) çıkardığı insanlar hakkında çok fazla daha araştırmaya yönelmem gerektiğine inanıyorum..
    Bu yazımda Şadan Gökovalı’nın gönderdiği bilgiler üzerine yeniden araştırarak İzmir’li Aurelius Aristides’i tanıtmaya çalışacağım.
    Aristides 117 yılında Msia Bölgesi (Bursa- Balıkesir civarları) o zaman ki ismi Hadriani olan küçük bir yerde doğmuştur. Muhtemelen Balıkesir civarında olan bu yerin neresi olduğunu çözemedim.. Babası toprak sahibi varlıklıdır. Arisstides’e çok iyi bir eğitim aldırmıştır.
    Eğitimini İzmir (Symrna) yapmış bu kentin vatandaşı olmuştur. Aristides’in bazı sağlık sorunları vardır, bir süre Bergama Asklepios sağlık tesislerinde tedavi olmuş, Hatip olarak İstanköy (Cos), Knidos, Rodos kentlerinde seyahat etmiş, eğitimi için Atina ve İskenderiye kentlerinde bulunmuş 143 yılında Roma’ya gitmiştir.
    M.S 175 yılında İzmir’de yıkıcı bir deprem meydana gelmiştir. Güzel İzmir adeta yerle bir olmuştur. Depremin ardından Filozof İmparator İzmir’i ziyaret etmiştir. Aristides İzmir’in yeniden kurulması için imparatora bir mektup sunmuştur. Okuyunca imparatorun gözyaşlarını tutamadığı söylenir.
    Aristides’in İzmir’de bir heykeli dikilmiştir. Yazı ekine onun Vatikan Müzesi’ndeki bir heykelinin fotoğrafı eklenmiştir.
    Aristides’in nerede öldüğü bilinmemektedir.
    (Muğla Devrim 06.03.2020 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    MISIRA II RAMSESE GELİN GİDEN HİTİT PRENSESİ MAATHOR.. (M.Ö 13 YÜZYIL)
    MEMET BİLDİRİCİ
    Anadolu’da ilk imparatorluk kuran Hitit’lerdir. M.Ö 13 yüzyıldan önce Krallar hakkında kısmi bilgiler geldiği halde Kraliçeler hakkında bilgiler bulunmaz.
    Dünyada yönetimde olduğu geleneksel olarak saptanabilen kadın M.Ö 4500 yıllarına Etiopya olduğu tarihlenir diğer kraliçeler Mısır’dan çıkar.
    Anadolu’da ilk bilinen kraliçeler M.Ö. 1590 yıllarında Kral Hantili eşi HARAPSCHEKİ ile M.Ö. 1440 yıllarında kraliçe olan ASMUNICAL olmaktadır. Ancak hayatları hakkında hiç bilgi gelmemektedir.
    BİLİNEN İLK KRALİÇE III. Hattusili eşi PUDU-HEPA’DIR. ANADOLUNUN ANNESİ PUDU-HEPA KABUL EDİLEBİLİR.
    Pudu-Hepa hakkında daha önce Devrim Gazetesinde 08.04.2016 tarihinde bir yazım çıkmıştı. Bu onun devamı ve tamamlayıcısıdır.
    Bu yazımda III Hattusili (kral 1267-1236) (bazı farklı tarihlere de rastlanır) ile Eşi Kraliçe Pudu-Hepa’nın kızı Maathor… Mısır’a gelin gidişi hakkında bilinenler özetlenecektir.
    Gelinin babası III Hattusili ile Mısır Firaun’u ıı. Ramses arasında M.Ö (1279-1213) bir savaş olmuş ve savaş M.Ö 1274 tarihinde KADEŞ anlaşması ile sonlandırılmıştı. Ramses tam 66 yıl Mısır’ı yönetmiştir.
    O günkü dünyanın kuvvetli iki devleti arasında bir barış havası esmiş M.Ö 1246 tarihinde Hitit Prensesi II Ramses’e gelin gitmiştir.
    Hitit Prensesinin Hititçe adı bilinmemekte, Mısır’da kendisine verilen isim
    MAATHORNEFERURE (Görünmez muhteşem kutsal Ra’nın gözüyle)
    M.Ö 1246yılında gelin alayı zengin takı ve hediyelerle koyun kuzu hayvanlar ve esirlerle güneye doğru Mısır sınırına kadar annesi Kraliçe Pudu-Hepa tarafından uğurlanmış orada Mısırlılar tarafından karşılanmıştır.
    Hitit Prensesi II Ramses’e bir kız doğurmuştur.
    Hiyoroglif kaynaklarda ismi geçmektedir. Prensesin ne zaman öldüğü belli değildir.
    Yazıya Kadeş anlaşmasının İstanbul Müzelerinde bulunan orijinalinin bir fotoğrafı eklenmiştir.
    (Devrim 13.03.2020 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 01-04-2020

    SELÇUKLU DÖNEMİNDE YAŞAMIŞ BİR KADİRİ ŞEYHİ İMAM BAGAVİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben uzun yıllar Şeyh Sadrettin Camii karşısında Turgutoğlu Sokak Öncü apartmanında oturdum. Bu ev halen oğlum Prof. Dr. Öztuğ Bildirici mülkiyetindedir.
    Turgutoğlu sokağının sonunda, Karayolları bahçesinin karşısında tarım İl Müdürlüğü lojmanı olan 5 katlı bir bulunmaktadır. 1970’li yıllarda ben serbest çalışırken Mimar Orhan Arda ile ortaklık yaptım, taahhüt ve proje işlerini yürüttük. Tarım İl Müdürü Liseden arkadaşım Çetin Kılcı idi, projeyi bize o sağlamıştı. Fenni Mesul de ben idim.
    Sonradan öğrendiğime göre bu binanın arsasına İmam Bagavi’ye ait bir türbe varmış, yıkılmış, İmam Bagavi hakkında anlatılanlar vardır. Bunlar Margareth Hasluk’un Selçuklu dönemi Hristiyanlık ve İslam kitabında anlatılmaktadır. Kitap Londra’da yayınlanmıştır.
    SULTAN ALAADDİN VE İMAM BAGAVİ
    Sultan Alaaddin döneminde Konya surunun batısında sur dışında İmam Bagavi isminde bir Kadiri Şeyhi yaşamaktadır. Mahalle halkı onun Cuma namazına camiye gelmediği ve içki içtiğini sultana şikâyet ederler. Sultan onun bunlar karşısında ne diyeceğini anlamak için bir gözlemci gönderir. İmam iki atı çağırır ve gözlemci ile göz açıp kapayıncaya kadar sürede kendilerini Mekke’de bulurlar. Gözlemci daha evvel hac görevini yaptığından Mekke’yi, tanır imam onu orta bırakarak, öbür Cuma gelmek üzere geri döner.
    Sultan bu mucizeyi duyunca İmama saygısını sunmak onunyerine gittiğinde onu ölü halde bulur. Atlar ise taşa dönüşmüştür.
    Halen bu at şeklinde taş şeklinde aynı sokakta bulunan Şeyh Sadrettin Camiinin bahçesindedir. Her Cuma halen çocuğu sakat olan kadınlar çocuklarını bu taşa bindirmektedirler.
    Cumhuriyet öncesi hem Hıristiyan ve hem de Müslüman kadınlar bunu uygulamaktaydı.
    Arkadaşım Çetin Kılcı ile de görüştüm. 1950’li yıllara kadar Turgutoğlu köşesinde bir türbe ve taşlar burada duruyordu. DSİ IV Bölge Müdürü görevi olmadığı halde pek çok tarihi yapıyı yok etmiştir. Burada da Konya Lisesi Bahçesindeki eski Konya suru ve hemen karşısındaki İmam Bagavi Türbesi yerle bir olmuştur. Taşlar Şeyh Sadrettin Camiine götürülmüştür. Arsa ise Belediye tarafından bir şahsa satılmış, bu şahıstan da Tarım İl Müdürlüğü almış, Çetin Kılcı niye bu vakıf arsasına lojman yaptırıyorsun diye çok taciz edildiğini söyledi, Telefon ettiğimde hasta idi, acil şifalar diledim







    İMAM BAGAVİ
    Outside the humble türbe of İmam Bagavi in the İstasyon suburb at Konya are two stones, popularly supposed to represent the horses of the İmam Bagavi turned to stone.: If the patient is a child who can not to walk or a woman cannot conceive, he or she astride the stones as if they were a horse. Persons afflicted with pains in the belly prostrate themselves over the stones so as to touch them with the afflicted part. The cure is used by Christian and Turkish women indifferently.
    ALAADDİN AND THE IMAM BAGAVİ
    In the reign of Alaaddin, Sultan of Rum, there lived a pious KADIRİ dervish called İmam Bagavi. The neighbors scandalized to find that the İmam did not attend the prayers in the mosque of the courter, complained of him on this count to the sultan, aalleging also tat he was drinking. Sultan sent a messenger to summon him to the court to answer these charges. It being a Friday, the İmam proposed the messenger they should say their prayers. The messenger consented they mounted their horses.
    By the miracle of İmam however they were carried in the twinkling of an eye to any mosque in Konya but to Mecca itself. The Sultan’s messenger who had visited the Holly Places before, lingered and was was left behind at Mecca the İmam came for him on the following Friday.
    Alaaddin hearing of these marvels did not wait for the coming the saint, but rode out in person to do him homage; but when he arrived, he found object of his already dead .
    The horses which had made miraculous journey turned the stone and stand by the tomb of their saintly master , working miracles healing for the faithful and believing to this day

    A variant of the same tale of the cobbler Laleli at Constantinople ( Carnoy and Nicoliades” Folklore de Constantinople) Jonas Archbishop of Novgorod in the seventeenth century, was tempted by a devil but made the devil as a horse carry him to Jerusalem and back in one night
    (Yeniden yazı Öztuğ Bildirici)

    Web siteme konuldu.10.03.2020
    Kaynak: Margareth Hasluck “Christianity and İslam under Seljuk Sultans” Oxfort 1929

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 29-02-2020

    BURSA ÇEVRESİNDE KURULMUŞ BİTİNYA KRALLIĞI VE BURSA’NIN KURUCUCU KRAL 1. PRUSIAS (M.Ö 228-64)
    MEHMETBİLDİRİCİ
    Anadolu’da Büyük İskender’in ölümümden sonra üç büyük imparatorluktan başka küçük devletler de kuruldu. Bergama Krallığı gibi, bunlardan biri de Bitinya (Bithynia) Krallığıdır. Başkenti Bursa olup sınırları, Marmara kıyıları İstanbul Boğazı Düzce, Melen Çayına kadar uzanıyordu. Bitinya M.Ö. 377-64 tarihleri arasında hüküm sürdü. Uygarlıkta pek çok izler bıraktı.
    Bu yazımızda Bursa (Prusia) kentinin kurucusu Kral 1. Prusias’ı inceleyeceğiz. Kral Bitinya sınırları içinde doğdu ve orada öldü.
    1..Prusias adına sağlığında üç kent kurulmuştur.
    Prusias ad Mare- deniz kıyısındaki Prusias, bugünkü Gemlik
    Prusias ad Hypilum- Hypios kıyısındaki Prusias, bugünkü Üskübü veya Konuralp
    Prusias ad Olympum- Olympos kıyısındaki Prusias, bugünkü Bursa

    Bunlardan Marmara denizi kıyısında olan Gemlik (Prusias) yörede en eski kurulmuş kenttir, M.Ö 630 yıllarında Milet (Miletos-Aydın) tarafından koloni olarak kurulmuştur. Ancak Kral 1. Prusias döneminde çok gelişmiş ve kralın adı verilmiştir..
    İkinci kurucu olduğu kent Hypios kıyısında Prusias, bugün Düzce ili Konuralp mahallesinde olan antik kent. Bu kentten bugüne çok kalıntılar gelebilmiş, kazılar ve restorasyon çalışmaları devam etmektedir. Kentin heybetini gösteren bir resim eklenmiştir. Kentte eski su yapıları da bulunmaktadır, ancak bu konuda yapılmış yayın yoktur.
    Üçüncüsü bunların içinde en büyüğü olan Bursa (Prusias) dır.
    Roma ile çok sayıda savaş yapmış ama sonunda her şeyini kaybetmiş, Kartaca’lı Anibal (Hannibal) M.Ö 188 yılında Kral Prusias’a sığınır, onun askeri ve sivil danışmanı olur, Uludağ’ın (Olimpos) eteğinde bir kent kurmasını Anibal önerir, ona yardımcı danışman olur. Kentin ilk su tesislerini yaptırdığı söylenir.
    Ancak Kral ve Anibal M.Ö. 182 tarihide ölür (Anibal intihar eder)
    Bursa daha sonra Osmanlı Başkenti olur, devamlı değişir, ilk çağdan kuruluş izlerine pek rastlanmaz.
    Yazı ekinde Kralın basılmış paradaki resmi, Düzce Konuralp’ten ve Bursa’dan antik bir kalıntıya yer verilmiştir.
    (Devrim Gazetesinde yayınlandı)

Toplam 578 yorum bulundu. 21-30 arası listeniyor.