Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 01-07-2021

    RÖNESANS’IN ÖNCÜSÜ, BÜYÜK RESSAM, BİLİM ADAMI ANATOMIST LEONARDO DA VİNCI (1452-1519)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu yazımda Rönesans’ın öncüsü büyük ressam, bilim adamı Leonardo Da Vinci’nin hayatı uygarlığa ve insanlığa katkıları incelenecektir. Yaptıklarını anlayabilmemiz için yaşadığı çağa ait bazı bilgiler verilmelidir.
    Önce Rönesans’a nasıl ulaşıldı önemi nedir.
    İlk Çağda Antik Yunan kendisinden önce gelişen Babil & Mısır & Fenike uygarlıklarından da yararlanarak parlak bir uygarlık kurmuşlardır. Bunu Roma İmparatorluğunun daha ziyade yapısal eserleri devam etmiş büyük kentler kurulmuş ancak 395 yılında ikiye bölünmüş Batı Roma İmparatorluğu 476 tarihinde bugünkü uygar ulusların ataları olan Barbarlar tarafından ortadan kaldırılmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un Constantinapolis) fethi ile son bulmuştur. Bu fetihten önce bazı Bizanslı bilgin ve sanatkârların Avrupa’ya göçü Rönesans’ı tetiklediği söylenebilir.
    Kıta Avrupa 476 yılında Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından Rönesans’a kadar yaklaşık 1000 (bin) yıl karanlık bir çağda yaşamıştır.
    Bu tarihlerden önce Arap Uygarlığında eski Yunan’dan ışık alan Bağdat ve İspanya Endülüs’ün kurduğu uygarlıklar Avrupa’ya örnek olmuştur.
    Ancak Rönesans hareketi ile başta İtalyanlar arkasından Fransızlar tarafından ilk çağ Antik Yunan düşünce ve Sanatına yönelinmiş ve bugünkü Batı Uygarlığının temelleri atılmıştır.
    Rönesans İtalya’nın Floransa (İtalyanca Frienze) kentinde başladı denilebilir İlkçağda başkenti Roma olan ve yaklaşık bugünkü 25 ulus Roma İmparatorluğun yönetiminde iken,15 yüzyılda ise bir İtalya birliği yoktu. Floransa, Milano da ayrı yönetimler ayrı krallıklar vardı.
    Leonardo da Vinci, 1452 tarihinde (İstanbul’un fethinden bir yıl önce) Floransa’nin Vinci kasabasında doğdu. Babası saygın bir kişi olan PIERO annesi alt sınıftan CATALINA idi. Annesi Babası ile evli değil gayri meşru bir çocuk olarak dünyaya geldi. Annesi ise aslı tam bilinmemekte beraber alt sınıftan Ortadoğu’dan gelmiş bir esir olduğu sanılmaktadır.
    Gayri meşru çocuk oluşu toplumda sıkıntı ve eğitim güçlüğü yaşamasına sebep olmuştur. Babası Piero’nun daha sonra çeşitli evliliklerden 12 daha çocuğu olmuş ama Leonardo babasından miras alamamıştır. Küçük yaşta dedesinin yanında kalmış amcası Francesa kendisi ile çok ilgilenmiş tüm mirasını ileride ona bağışlamıştır.
    Babası 14 yaşında iken 1466 yılında Floransa’ya taşınmış zamanın ünlü Ressam ve Kuyumcusu Andrea del VERROCHIO (1435-1488) yanına çırak olarak verilmiştir. Onun yanında Leonardo 1467-1472 tarihleri arasında çalışmıştır. Ustasının yaptığı tabloda bir köşede de olan melekleri genç Leonardo çizmiş onun resimleri daha çok beğenilmiştir. Ustasının bunun üzerine resim yapmayı bıraktığı söylenir.
    Daha sonra Milano Dükü’nün himayesine girmiş 1482-1499 yılları arasına onun emrinde bulunmuştur. Burada çok çeşitli işlerde Dükün hizmetinde bulunmuş, uçan makineler tasarlamıştır.1506 yılında babası ölmüştür.
    1499 yılından itibaren 16 yıl İtalya’da dolaşmış, 1513-1516 yılları arası Roma’da Papa’nın emrinde bulunmuş, ancak ölüler (kadavra) üzerinde anatomik çalışması yasaklanmıştır.
    1516 yılında Fransa Kralı I. François (Krallığı 1515-1547) yanına almış, ondan büyük saygı görmüş ve onun kucağında öldüğü söylenir. Bu Fransa Kralı Osmanlı Sultanı Kanuni Süleyman’ın ona 16.Ocak 1526 tarihli mektubunu yazdığı kraldır.
    Sonuçta Leonardo Vinci 1519 yılında Fransa’da ölmüş bir kilisede toprağa verilmiştir. Leonardo kadınlara karşı soğuktur. Hiç evlenmemiştir.
    Kendisi Filozof, Astronom, Mimar, Ressam, Heykeltraş, Botanist, Jeolog ve Kartograf dallarında çalışmış eserler üretmiştir. Resim alanında en ünlü tabloları şunlardır.
    Vitrivius Adamı (1490-1492) daha ziyade Anatomi ile ilgilidir.
    Mona-Lisa (1503-1507) halen Paris Louvre Müzesindedir.
    Son Akşam Yemeği (1495-1497) Milona’dadır.
    Leonardo da Vinci çok büyük bir dâhidir. Çizimleri ve tasarımları çağının çok ötesindedir. Çağında anlaşılamamış, tasarılarını gerçekleştirecek kurumlar da henüz yoktur.
    Leonardo da Vinci’nin Osmanlı Sultanı II. Bayezit’e Haliç üzerine bir köprü yapımını önermiştir. Sultan’ın bunu kabul etmediği söylenir.
    Benim bir mühendis olarak görüşüm bu köprünün taş malzemeden o günün teknolojisi yapımı çok zor ve hatta imkânsızdır. Nitekim onun çizdiği köprü 2001 yılında Norveç’te gerçekleşmiştir. Tabi ki daha sonra geliştirilen çelik ve beton buna imkân vermiştir. Bir resmi eklidir.
    Ben Paris Louvre Müzesini görme ve birkaç gün gezme şansını yakalamış biriyim. Müzede bütün çağların en ünlü tabloları duvarlarda ama dikkat çekici olan diğer tabloların başında birkaç kişi varken Mona Lisa’nın başında büyük bir kalabalık vardı tabloya yaklaşılamıyordu.
    İkinci Haliç’te Leonardo da Vinci’nin köprü yapacağı yerde İş Adamı RAHMİ KOÇ’in (1930) bir Sanayi Müzesi var. Mutlaka görülmelidir diyorum. Bu müzede eski bir tarihte LEONADO Sergisi vardı, katıldım çok dikkatli inceledim. Bu vesileyle LEONARDO isimli bir kitabını da almıştım.
    Yazıma üç resim eklenmiştir. Portresi- Mona Lisa Tablosu- Norveç’teki Leonardo Köprüsü
    (Muğla Devrim 30.06.2021 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 27-06-2021

    MARİ CURİ VE BİLİM ADAMLARI YETİŞTİREN BİR AİLE
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bazı aileler vardır ki mensupları bilimde dev adımlar atmış adeta dünyanın değişmesine yol açmışlardır.
    Ben bu ailelerin en önünde MARIE CURIE (Polonya 1867-Paris 1934) ve ailesini görmekteyim. Daha önceki bir yazımı Mari Curie’yi tanıtmaya ayırmıştım. Muğla Devrim Gazetesi 20.02.2016 tarihinde bir yazım yayınlanmıştı.
    Onun hayatını ve başarılarını yazmıştım. Sonra şöyle düşündüm onun büyüklüğünü daha iyi anlamak için onun sadece hayatını değil aile bireylerini, o gün özellikle Fizik ve Kimya dalında kimlerin ödül aldığını incelemenin de gerekli olduğu kanısına vardım. Marie Curi’nin hayatını küçük kızı Eve Curi yazmış önceki yazımı ondan özetlemiştim.
    Burada kısa tekrarlarsak Mariya Skłodowska, Polonya’nın başkenti Warşova’da1867 tarihinde doğmuştur
    Mariya küçük yaşlardan bilim kadını olmayı kafasına koymuştur. Ama Varşova’da kızlar üniversiteye alınmazlar. Paris’te öğrenim görmeye kararlıdır. Ama Paris’te yanında kalacağı kimse yoktur. Babasının durumu müsait değildir.
    Mariya 1891 yılında 24 yaşında Paris’e ayak basar. 1891 yılında girdiği Sorbonne Üniversitesi Fen bölümünden birincilikle mezun olur. 1894 yılında ikinci olarak matematik bölümünü bitirir.
    1895 yılında ünlü fizikçi Pierre Cüri ile tanışmış ve evlenmiş Manya Skłodowska, bu defa MARIE CURIE olmuştur.
    Mari Curie bilimsel çalışmalara başlamış çok güç şartlarda (yer ve tonlarca malzeme temini) çalışmalarını sürdürmüştür. Karısı Marie’nin dehasını gören eşi Pierre Curie kendi çalışmalarını erteleyip, eşi Marie’ye yardımcı olmuştur.
    1903 yılında Mari Curie, eşi Pierre Curie (1859-1906) ve Henri Becquerel (1852-1908) Nobel Fizik Ödülünü alırlar. Üçlü içinde tek kadın odur.
    1906 yılında eşi Pierre bir at arabası çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir. Çiftin iki kızı olmuştur. Bir bilim kadını olan Irene Curie (1897-1956) ve yazar Eve Curie (1904-2007) Mari Curie üzerinde Henri Becquerel çalışmalarının büyük etkisi vardır
    Eşinin ölümünden sonra hem kızlarını büyütmüş, çalışmalarına devam etmiş, pek çok ilklerin kadını olmuştur. Bunlar şöyle sıralanabilir.
    Radyum ve Polonyum (Polonya isminden) elementlerini bulmuş ve Radyo Aktivitenin keşfini gerçekleştirmiş. 1911 Nobel Kimya Ödülünü tek başına kazanan kadındır
    Avrupa’da bilimsel doktora yapan ilk kadındır
    Paris Üniversitesi’nde ders veren ve Profesör olan ilk kadındır.
    Radyumun ve radyoaktivitenin keşfi tıp dünyasında pek çok konulardaki ilerlemenin başlangıcı olmuştur. Mari Curie dünyanın gidişatını değiştirmiştir.
    1934 yılında ölümü üzerine eşinin yanında aile mezarlığına gömülmüştür. 1955 yılında Paris’te ulusal kahramanların mezarlığına PANTHEON’a eşi ile birlikte taşınmıştır.
    Bu ulusal mezarlıkta yatan tek kadındır. İki farlı dalda Nobel ödülü alan ilk kadındır. Aynı zaman da Albert Einestei’dan sonra gelmiş geçmiş en büyük ikinci bilim kadını kabul edilmektedir.. Mari Cürie’nin bu çalışmaları dünyayı değiştirecek niteliktedir. Radyoaktiviteni bulunması Tıp’ta kanser dâhil pek çok hastaya derman olmuş, öbür taraftan çılgın yöneticilerin elinde kitle ölümlerine de sebep olmuştur

    EŞİ: PIERRE CURIE 1859-1906
    Fizik bilgini, Paris’te doğmuş, 1895 yılında Mari Curie ile evlenmiş, Fizik alanında buluşları olan bir bilim adamıdır eşi Mari Curie’nin kimya alanındaki çalışmalarını daha önemsemiş onu desteklemiştir.
    1903 yılında kendisi eşi Mari Curie ve Henri Becquerel (1852-1908) ile Nobel Fizik Ödülünü kazanmıştır.
    1906 yılında bir kazada vefat etmiş, kızlarını eşi Mari büyütmüştür. Zira ölümünde biri 9 biri 2 yaşındadır.
    KIZI: IRENE JOLIOT- CURIE (1897-1956)
    Annesinin yolunu seçmiş eşi Frederic Joliot Curie ile Radyo Aktivite çalışmalarından dolayı eşi ile 1935 yılında Nobel Kimya Ödülünü kazanmıştır.
    DAMADI: FREDERİC JOLIOT- CURIE (1900-1958
    Paris’te doğmuş, Mari Curie’nin büyük kızı Irene ile evlenmiş birlikte radyasyon üzerine çalışmışlar birlikte 1935 Nobel Kimya Ödülünü kazanmışlardır.
    Mari Curie’nin isteği üzerine çift birlikte JOLIOT-CURIE soyadını almışlardır.
    TORUNU: HELENE LANGEVIN JOLIOT (1927)
    Paris’te doğmuş, Mari Curi’nin büyük kızı İrene’nin kızıdır. Fransa’da Nükleer Fizikçi olarak görev yapmış halen emeklidir. Mari Curie öldüğünde 9 yaşında bir kızdır.
    TORUNU: PIERRE JOLOT (1932) Bilim Adamı
    Küçük kızı Eve Curie (1904-2007) çok tanınmış bir yazar ve kitapları ile annesini dünyaya tanıtmıştır.
    Son olarak da 1960 yılına kadar Nobel Fizik ve Kimya ödülü kazananların listesi şöyle
    1903- Mari Curie eşi ve Henri Becquerel ile birlikte Fizik Ödülü
    1911 MARİ CURIE tek başına Nobel Kimya Ödülünü kazanıyor
    1935 Kızı IRENE JOLIOT CURİE eşi ile birlikte Nobel Kimya Ödülünü kazanıyor.

    Böylece dünyada en çok Nobel ve başka ödüller kazanan aile MARI CURIE Ailesi oluyor. Mari Curie çalışmaları sırasında kaptığı radyasyon dolayı hayatını kaybediyor. Torunlarından da bu konularda çalışanlar bulunuyor ve bulunacak ta.
    Yazıma Albert Einestein’den (1879-1955) sonra en büyük bilim kadını kabul edilen Mari Curie’nin kendisinin ve kızları ile birlikte resmi eklenmiştir.

    (Muğla Devrim 25.06.2021 yayınlandı

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 27-06-2021

    EGE’DE FOÇA (PHOKIA) ANTİK KENTİ-FOÇALILARIN KURDUĞU MASSALIA VE COĞRAFYACI PYTHIAS (PİTIAS- M.Ö 350-285)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Foça hakkında kısa bilgiler şöyledir. Foça (Phokia) İzmir’in 70 km kuzey sahilinde 12 kentten oluşan İYONYA Birliğinin çok önemli bir kentidir. Birliğin öne çıkan iki kenti, Efes ve Milet’tir. M.Ö 545 tarihinde diğer İyonya kentleri ile birlikte Persler (İran) tarafından zapt edilmiş sıkıntılı dönemler başlamıştır. Uzun süren bu süreçte çeşitli olaylar olmuş sonunda Foçalılar Perslerle uğraşmak yerine kentlerini terk etmek ve batıdaki boş topraklara göç kararı almış bir kısmı buna katılmamış kalmış bir kısmı da sonra geri dönmüştür. Gene Foça devam etmiştir.
    İyonya birliğinden MİLET (Miletos) Karadeniz ve diğer sahillerde 70 civarında kent (koloni) kurdukları bilinir. Milet’ten sonra en çok koloni kuran ikinci kent Foça’dır. Foçalıların kurdukları bilinen kentler şöyledir. Anadolu’da Amisos (Samsun) ve Lamsakos’dur (Lapseki). Batı da ise MASSALIA (Marsiya-Fransa)- ALAIA (Korsika)-ELEA & VALLA (İtalya) – EMPORION (İspanya, Katalonya) olmaktadır.
    Bunların içinde en önemlisi Massalia olup bugün Fransa’nın Marsilya kentidir. Başkent Paris’ten sonra en kalabalık kentidir. Marsilya kenti İtalya dışında Avrupa kıtasında kurulmuş en büyük ve ilk kentidir. Kurucuları Foçalılardır.
    Massalia’dan çok önemli bir Coğrafyacı ortaya çıkmıştır. Phytias (Pitias M.Ö 350-285) ataları Marsilya’ya yerleşmiş bir Egeli bir Anadolu insanıdır.
    Yaşadığı dönem incelenirse Pitias Büyük İskender (M.Ö 356-323) aynı çağın insanıdır. Büyük İskender, yaşadığı kısa ömründe Hindistan’a kadar uzanan topraklarda askeri fetihler yaparken aynı zamanda çok geniş coğrafi araştırmalar yapmış ve yaptırmıştır.
    Bu çağda başka, ataları Foça’dan gitme Massalia’da Grek kolonisinden PYTHEAS Kuzey Avrupa da geziler yapmış bir coğrafyacıdır.
    Akdeniz Cebeli Tarık Boğazı (Gibraltar) ile Atlas Okyanusuna bağlanır. İlk çağlarda ticaret yapan ve denizci bir ulus olan Fenikelilerin Kartaca’da (Bugün Tunus) Roma gibi bir kent devleti kurmuş Cebeli Tarık Boğazı’ndan Atlas Okyanusuna açılmışlar İngiltere ve İrlanda’da ticaret depoları kurdukları belirlenmiştir. Güneyde ise Afrika sahillerinde keşifte bulunmuşlardır. Denizcilikte çok ileri giden Kartacalıların Atlas Okyanusunda iyi havalarda yollarını kaybettikleri ve geri dönemedikleri ve Amerika’ya ulaşmış olabilecekleri savunulur. Ancak bu bir varsayımdır. Şu da var ki bildiğim kadarıyla bir Kartacalının Coğrafya konusunda yazılmış bir eser yoktur.
    Pitias’a dönersek Atlas Okyanusu’na geçen ilk Grek olduğu bilinir. Buradan İngiltere İrlanda ve İzlanda kıyılarına ulaştığı, buralarda yaşayan Kelt (İngiltere eski halk) ve Germen kabileleri hakkında bilgi toplamıştır.
    Ayrıca gelgit (denizin alçalıp tekrar normale gelmesi) olayından ilk bahseden kişidir. Bunu Ay’ın çekim gücüne bağlı olduğunu savunmuştur.
    Gene kutup bölgelerinde geceleri güneşin batmadığını ancak güneş ışınlarının cansız olduğunu ifade etmiştir.
    Pitias Okyanus isminde bir eseri (Peri Okenaou) olduğu bilinir, ancak bu eser bugüne ulaşamamıştır. Bu kitabında bahsettiği konular daha sonra yaşayan Strabon’un (M.Ö 63-MS 23) “Geograhica- Coğrafya” ve Romalı Tarihçi Pliny’nin (25-79) “Naturel History- Doğa Tarihi” isimli eserlerinden öğreniyoruz.
    Ben Marsilya kentini iki defa ziyaret etme şansını yakaladım. Bir Tur gezisi ile biri de Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneğinin Başkanı Bahar Suseven (Heike 1962-2012), zamanın Belediye Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri birlikte oldu. “Su Mirasının Yeniden Keşfi” Projesi dolayısıyla yapılan toplantıya katılmak içindi.
    Marsilya’yı çok iyi gezdik bizi gezdirdiler ve güzel ağırladılar.

    Marsilya’da (Fr Marselles) çok yabancı yaşamaktadır. Bunlar kabaca şöyledir
    10.000 Doğu Ortodoks-80.000 Ermeni-250.Müslüman içinde az sayıda Türk
    Ortodokslar içinde ilk yerleşen Grekler olduğunu sanıyorum. Marsilya’da çok sayıda Ermeni göçmen yaşamaktadır. Bunlar genellikle Doğu Anadolu’dan 1915 sonrası göç ettirilen Ermenlerdir, aile ve kültür kökenleri Anadolu’dur.
    Sonuç olarak Anadolu’da Türk Uygarlığı yanında pek çok uygarlık bulunmaktadır. Ama bunlar içinde Ege bölgesinden yeşeren ve 12 kentten oluşan İyonya Birliğidir.
    İyonlalıların Türkistan’da görülmesi, Çinlilerle küçük bir savaş sonucu onlara Dajuan (Muhteşem Iyonlular) demesi gene bir İyonyalı olan Pitias’ın kutupları keşfi beni hayretler içinde bırakıyor.
    Yazıya Pitias’ın Marsilya Borsa Binası önündeki heykeli eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 22.06.2021 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 27-06-2021

    TARİHİ KÜLTÜR VE ÇEVRE DEĞERLERİ İLE GÖKSE NEHRİ HAVZASINDAN KONYA KAPALI HAVZASINA SU AKTARAN SULAMA PROJESİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Sizlere benim için çok mutlu bir haber sunacağım. 2012 yılından 2019 yılında kadar üzerinde çalıştığım iki yıldır bürokratik işlemleri süren kitabım nihayet DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yayınlandı
    “TARİHİ KÜLTÜREL VE ÇEVRE DEĞERLERİ İLE KONYA KAPALI HAVZASINA SU AKTARAN KONYA-ÇUMRA 2. MERHALE (ADIM) VE 3. MERHALE SULAMA PROJESİ” 2021
    Kitap 207 sayfa.
    BU BENİM DSİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN YAYINLANAN ÜÇÜNCÜ KİTABIM
    İLKİ 1994 YILINDA DSİ’NİN 40 KURULUŞ YILINDA
    İKİNCİSİ 2004 YILINDA DSİ’NİN 50 KURULUŞ YILINDA
    HER İKİSİNİN GÜNCELLENMİŞ CD OLARAK İKİNCİ YAYINI 2009 YILINDA
    ÜÇÜNCÜSÜ BU KİTABIM 2021 YILINDA ANKARA’DA YAYINLANDI
    Kitabın kısa bir özeti şöyledir
    BİRİNCİ BÖLÜM
    Bu Projede MAVİ REGÜLATÖR Konya Ovası Projesinin kalbi ve su dağıtım merkezidir. Bu çalışmamda ana röper noktası olacaktır. Mavi Regülatör membaı Seydişehir Beyşehir ve Derebucak’a kadar kısım bu bölüm kapsamındadır.
    İKİNCİ BÖLÜM
    Göksu nehri üzerine kurulacak Bağbaşı ve ona su aktaracak Bozkır ve Avşar barajları incelenecektir. Göksu havzasından su Mavi Tünel ile Mavi Regülatöre aktarılacaktır.
    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
    Mavi Regülatör sonrası, Konya Ovası Sulaması, AHİ (Apa Hotamış İletim) kanalı ile suların HOTAMIŞ Depolamasına aktarılması, Konya kentine İçme suyu sağlanması incelenecektir.
    Kitabım DSİ Genel Müdürlüğü tarafından 250 adet basılmış 50 adedi bana, 100 adedi DSİ 4. Bölge Müdürlüğüne, 100 adedi de diğer bölgelere olmak üzere dağıtılacağı öğrenilmiştir.
    Ben arzu ederdim ki tüm arkadaşlarımın hepsine bir kitap gönderiyim. Bunun mümkün olmadığı ise açıktır.
    Konu ile ilgilenen siz arkadaşlarıma, tanıyım tanımayım herkese dijital yolla internet ile PDF yayını ulaştırmağa hazırım. Kitabımın kapağı eklidir.
    Her üç kitap DSİ Genel Müdürlüğü Kitaplığında ve İnternet Sitesinde de mevcuttur.
    Saygılarımla
    (Muğla Devrim 08.06.2021 yayınladı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 27-06-2021

    MİLASLI İZMİR’İN ÖNDE GELEN YÜKSEK İNŞAAT MÜHENDİSİ MEHMET CENGİZ’İ KAYBETTİK (1940-2021)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Milas eşrafından Süleyman Cengiz’in oğlu olarak 1940 yılında geldi. İzmir Atatürk Lisesi’nden ve 1962 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Fakültesi’nden 1962 yılında mezun oldu.
    Meslek hayatına Milas’ta başladı. Daha sonra İzmir’e nakletti ve tüm yaşamı Müteahhitlik çalışmaları ile geçti. Taahhüt işleri yaptı, özel inşaatlar yaptı. Sınıf arkadaşlarımız arasında sevilen çok iyi bir mühendisti.
    Mehmet Cengiz Dr. Hatice Cengiz ile evliydi. Mine ve Süleyman Cengiz’in babası idi
    Haziran 2021 de İzmir’de aramızdan ayrıldı ve İzmir’de toprağa verildi. Arkadaşımıza tanrıdan rahmet ailesine sabır ve baş sağlığı diliyorum.
    Biz 1962 muzunu sınıf arkadaşlarımız yıllardır İstanbul, Ankara ve İzmir’de her ayın son perşembesi bir öğle yemeğinde buluşuruz.
    Ben de 2014 de İzmirli sınıf arkadaşımızın Perşembe yemeğine katılmıştım. Bu toplantıdan bir resim ekliyorum. Mehmet Cengiz sol başta tam karşıda ben Mehmet Bildirici görülüyorum.
    Bir anımı aktaracağım son görüştüğümüz bu toplantıda kendisine sen Milaslı ben Akyakalı çakma Muğla’lı olduğumu, Muğla bölgesine çalışmadın mı diye sordum.
    İlk büromu Milas’ta açtım babamın yakın arkadaşına kapsamlı bir proje yaptım. Adam para versem çok ayıp olacak ona bir dolma kalem alıvereyim demiş, sonra İzmir’e gittim demişti
    (Muğla Devrim gazetesi 16.06.2021 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 04-06-2021

    THE ORIGINAL SEVEN WONDERS OF THE WORLD
    1. The Colossus of Rhodes: A statue of the Greek sun god Helios. Built in the city of Rhodes in 280 BC, the nearly 100-foot-high statue was destroyed in an earthquake in 226 B.C.
    2. The Great Pyramid of Giza: With construction that ended around 2560 B.C., the pyramid is the oldest of the original seven wonders. The massive structure still stands in Egypt.
    3. The Hanging Gardens of Babylon: With little historical documentation, not much is known of the Hanging Gardens of Babylon. They may be mythical, they may have been built by king Nebuchadnezzar II around 600 B.C., or they may have been located in the Assyrian city of Nineveh by king Sennacherib around 700 B.C.
    4. The Lighthouse of Alexandria: Built around 280 B.C., the Lighthouse of Alexandria stood around 400 feet tall and was the tallest building in the world for centuries. It was damaged by several earthquakes, and in 1480, its ruins were used to construct the Citadel of Qaitbay, a fortress that still stands on Pharos Island.
    5 The Mausoleum at Halicarnassus: Located in today's Bodrum, Turkey, the Mausoleum at Halicarnassus was built as the tomb of Mausolus around 350 B.C. The structure was destroyed by a series of earthquakes between the 12th and 15th centuries.
    6 The Statue of Zeus at Olympia: Built sometime around 435 B.C. by the Greek sculptor Phidias, the statue stood over 40 feet tall and represented Zeus on a cedar throne. The work was ornamented with gold and ivory. The statue was lost or destroyed sometime in the 5th century, although the exact nature of the work's loss remain unknown.
    7 The Temple of Artemis at Ephesus: Located in western Turkey, the Temple of Artemis's age is unknown, for it was rebuilt several times. The third temple, and the one referenced by the Greeks as a wonder of the world, was constructed beginning in 323 B.C. The structure was destroyed by the Goths in 268 A.D.


  7. MEHMET BİLDİRİCİ 04-06-2021

    MEHMET BİLDİRİCİ’NİN 2014 TARİHİNDE MUĞLA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNE VERDİĞİ SÖZDE THERA ANTİK KENTİ İLE İLGİLİ DİLEKÇE
    MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ
    MUĞLA 28.09.2014

    İlgi : Rektörlüğünüzün Genel konulu 02.10.2013 tarihli ve 12690 sayılı yazısı
    Konu : Ula Taşyenice Okkataş mevkiinde THERA antik kenti hakkında

    Konu ile ilgili dilekçeme verilen cevaba teşekkür ediyorum. İnşaat Yüksek Mühendisi (İTÜ 1962) olmama karşı 1991 yılından bu yana Türkiye’deki tarihi su yapıları ve antik kentlerin oluşumu planları tarihteki yerleri konularında araştırma yapan bunlarla ilgili yayınlar yapan ve bildirileri olan bir kişiyim. Araştırma kapsamında çok sevdiğim ve evimin bulunduğu Gökova Akyaka da içindedir. Bunları web siteme yerleştirmiş bulunmaktayım.
    www.mehmetbildirici.com
    Bu dilekçemde gene THERA konusuna gireceğim. Ege denizinin iki kıyısını (Karia bölgesi & Yunanistan Santorini adası) ilgilendiren tarihi, kültürel ve mitolojik derinliği olan bir konudur.
    O günden bu yana yaptığım araştırmaların sonucunu sunmak istiyorum.
    THERA Muğla’da sanıldığı gibi bir tanrıça ismi değil, Mitolojide Thebai kentinin kahramanı Antesion oğlu THERAS isminden gelmektedir.
    2014 yılı Nisan ayında yaptığım Ege adaları gezisinde SANTORİNİ adasına uğradık. Volkanik batık uygarlıkların olduğu söylenen adada gerçek THERA Antik kenti yer almaktadır. Burada 1895-1903 yılları arasında Alman Arkeoloğu Hiller tarafından ortaya çıkan buluntular, adadaki Müzede sergilenmektedir. Bu kentteki yaşam yaklaşık M.Ö. 1000 yıllarına tarihlenmektedir.
    Antik Karia bölgesinde ise THERA isimli bir kale tarihte geçmektedir. Büyük İskender’in M.Ö 334 yılında Asya seferinde HALIKARNASSOS (Bodrum) kenti kuşatılmış ancak alınamamıştır. Bir yıl sonra bu kent ve THERA kalesi düşmüştür. Bu THERA kalesi Üniversitenizin bulunduğu Karia bölgesini adım adım incelemiş en değerli araştırmacı GEORGE BEAN tarafından YERKESİK olarak belirlenmiştir. Halk da bunu benimsemiş Yerkesik’te kalenin net olarak görüldüğü THERA CAFE isimli bir yer açılmıştır. Yaptığım araştırmada yıkılmış kaleden gelen büyük taşların bulunduğu görülmüştür. Ancak daha sonra yerleşimler olsa bile burası sadece bir kaledir. Antik kent değildir. Ayrıca bu kale Pisi (Yeşilköy) den gelip sahile inen antik yol üzerindedir.
    İkinci bir THERA, Köyceğiz’de Köyceğiz Gölü içinde bulunan batık THERA adasıdır. Bunun anısına da orada THERA Restoran bulunmaktadır. Bir ara Hapishane olan adanın KAUNOS kentinden geldiği kanısındayım. Batık ada olarak bilinen bu adanın Santorini adası ile olan benzerliği ilgi çekicidir.
    Bütün bu gerçekler dururken Muğla Taşyenice OKKATAŞ mevkideki yerleşimim (antik kent değil) acele ve uluslararası bir Sempozyumda tartışılmadan THERA antik kenti olarak kabul edilmesi çok çok ama çok tartışmalıdır.
    Muğla Üniversitesinin kuruluşu yenidir. Bu konular daha önce Batılı araştırmacılar tarafından araştırılmıştır. Şahsen mail ortamında tanıştığım bu konularda pek çok konuda görüşünü aldığım İsveçli PAAVO ROOS’un
    “Survey of Rock-cut Chamber-Tombs in Caria-Göteborg 2006” isimli İngilizce kitabın 35 ve 36 sayfalarında olan bilgiler aşağıdadır. Bunları Türkçeye çevirmeden aynen yazacağım. Zira bazı detayları yakalayamamış olabilirim.

    “This site has been referred to both with the modern village names of Yenice, Doğanköy and Çamköy with the name of the hill Okkataş and with the ancient name it has it has been identified with Okkataş.
    Now when the French expedition has offered the name Taşlıyenice (which I have heard before) for the acropolis, I shall, contrary with my earlier practice adhere to that name, hoping that it will not add to do confusion if I do so and that the same denominataion can be used in the future
    The site lies east of the road between Çamköy to the south and Doğanköy to the north but belongs to the village of Yenice further to the west. It consists of two rock tombs and other remnants up at the level of the pass below acropolis hill proper, and other tombs on or below the western slope down to the road. In fact it is easier to reach the tombs at the pass level on a path from the east.
    This site has been mentioned under very different names, not only concerning ancient identification but also concerning the modern reference.
    Paton who puts it about one hour west of OULA, gives no modern name but says that its ancient name may be Bargasa.
    Paton & Meyre speaks about nameless city between Ula and Yenice. Newton noticed the Hellenic wall and on asking received the name of Asar. Hula Szanto call it mountain OKKATAŞ north-west of Ula, overlooking the plain of Yeniköy
    Diest following Kiepert mention an ancient fort and suggest that it is Kyllandos. Laumonior speaks of the city supposed to be Kyllandos in the narrow pass uniting the plains of Ula and Yenice..
    Frazer & Bean and Bean & Cook call the site as Çamköy near Yenice and mention identification with Cyllandos but observe that ATL’s suggestion Oulaies may be more probable.
    Roos also call it Çamköy.
    Bardakçı call it Kyllandos (Okkataş). Blümel speaks about, Bresson and Varinlioğluand Debord speak about complex tombs, especially at Doğanköy which is no doubt this site.
    Descat doubts the site about Yerkesik to be Thera has also suggested. He instead that Thera shoud be located in this site. Which he calls Taşlıyenice, east of the plain of Yenice.
    Diler (Adnan) calls it Okkataş, and place it 1 km west of the crossroad for Ula.
    HTC uses the nameTaşlıyenice belonging to the acropolis hill also the ruins around it in the description.
    Muğla Üniversitesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığının yayınladığı broşürde ise şunlar yazılıdır.
    “The ancient city of Thera has been localized in the resent researches at the rocky hill called as Okkataş or Taşyenice between Ula and Yenice. The history of site starts in the 4th century, BC, according to the evidence, but the early settlement form which is seen at may Carian sites might point to an earlier occupation. The evidence indicated that the site was occupied till Byzantine periods and then abandoned.

    SONUÇ OLARAK
    Uzun yıllara dayanan araştırmalarım sonucu
    1..Muğla Taşyenice OKKATAŞ mevkiindeki antik yerleşimin “THERA ANTİK KENTİ” olarak yeniden isimlendirmek inandırıcı gelmemektedir. Ortaya yazıt gibi çok önemli belgelere ulaşılamamıştır.
    2.. Bu kabul edildiğinde gene tartışmalı olan KILLANDOS nereye konacaktır. Yerkesik’teki THERA Kalesi ne olacaktır ????
    3.. İngilizce ve Almanca yazılmış tüm kitaplar ve haritalarla Thera antik yol üzerinde olan Yerkesik’te görülmektedir, bu yayınlarla büyük bir çelişki yaşanacaktır.
    4.. Ayrıca yeniden isimlendirme de çok önemli değildir. Önemli olan bu yerleşimin ortaya çıkarılmasıdır.
    BU İSE ÜNİVERSİTENİZ TARAFINDAN YERİNE GETİRİLMEKTEDİR. YAPILAN BU ÇALIŞMALARI ARA ARA GİDİP GÖRMEKTE VE HAYRANLIKLA İZLEMEKTEYİM.
    En derin saygılarımla arz ederim.
    MEHMET BİDİRİCİ
    28.09.2014
    mehmetbildirici34@gmail.com
    Nergiz sokak No16 Akyaka-Ula-Muğla
    Mobil: 0 542 241 0302

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 04-06-2021

    BÜYÜK İSKENDER TARAFINDAN KURULAN KENTLER
    • Alexandropolis Maedica, in Thrace, modern Bulgaria.
    • Alexandria in Troas, modern Dalyan in Turkey.
    • Alexandria by the Latmus, possibly Alinda, Turkey.
    • Alexandria near Issus; İskenderun in Turkey preserves the name, but probably not the exact site.
    • Alexandria, Egypt.
    • Alexandria Ariana, now Herat, Afghanistan.
    • Alexandria Asiana, in Iran.
    • Alexandria Prophthasia, perhaps Farah, Afghanistan.
    • Alexandria Arachosia, now Kandahar, Afghanistan.
    • Alexandria in the Caucasus, now Bagram, Afghanistan.
    • Alexandria Eschate, at or close to modern Khujand, Tajikistan.
    • Alexandria on the Oxus, probably Ai-Khanoum, Afghanistan.
    • Six cities north of the Oxus, one of which may be Termez, Uzbekistan.
    • Alexandria in Margiana, formerly Merv, Turkmenistan.
    • Arigaeum, modern Nawagai, Bajaur, Pakistan.
    • Nicaea and Alexandria Bucephalous (Bucephala), somewhere in modern Punjab, Pakistan.
    • Alexandria on the Hyphasis; In Punjab, India on the western bank of the Beas (Hyphasis) river.
    • Alexandria on the Indus, possibly Uch, Pakistan, and another town on the Indus.
    • Patala and Xylinepolis, unknown, possibly near Hyderabad, Sindh, Pakistan.
    • Alexandria in Orietai near Rhambacia, possibly Bela, Pakistan.
    • Alexandria Carmania, unknown location in Iran.
    • Alexandria in Susiana, later Charax Spasinu, Persian Gulf.
    • Alexandria in Opiania, Ghazni, Afghanistan.
    • Nikephorion, present day Raqqa in Syria. Isidore of Charax, in the Parthian Stations, wrote that it was a Greek city founded by Alexander the Great.[2][3]

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 04-06-2021

    KULIAB YAZITI
    Kuliab Tacikistan sınırları içindedir. M.Ö 200-195 yılına ait bulunmuş Grekçe çok ilginç yazıttır.
    Burada Heliodotos adlında biri HESTIA da bir Ateş Altar’ına bir yazıt dikmiş ve burada bütün Kralların en büyüğü DEMETRIOS I FATİH MUHTEŞEM DEMETRIOS olarak belirtmiştir.

    Kuliab inscription
    In an inscription found in the Kuliab area of Tadjikistan, in eastern Greco-Bactria, and dated to 200–195 BC, a Greek by the name of Heliodotos, dedicating a fire altar to Hestia, mentions Euthydemus as the greatest of all kings, and his son Demetrius I as "Demetrios Kalinikos" "Demetrius the Glorious Conqueror":

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 04-06-2021

    İSKENDER AT SOGDIANA
    A now independent and warlike Sogdiana, led at first by Bessus, the Achaemenid satrap of Bactria and claimant to the throne after assassinating Darius III in his flight from the Macedonian Greek army,[21][22] formed a border region insulating the Achaemenid Persians from the nomadic Scythians to the north and east.[23] The Sogdian Rock or Rock of Ariamazes, a fortress in Sogdiana, was captured in 327 BC by the forces of Alexander the Great, the basileus of Macedonian Greece and conqueror of the Persian Achaemenid Empire.[24] Oxyartes, a Sogdian nobleman of Bactria, had hoped to keep his daughter Roxana safe at the fortress of the Sogdian Rock, yet after its fall Roxana was soon wed to Alexander as one of his several wives.[25] Roxana, a Sogdian whose name Roshanak means "little star",[26][27][28] was the mother of Alexander IV of Macedon, who inherited his late father's throne in 323 BC (although the empire was soon divided in the Wars of the Diadochi).[29]
    After an extended campaign putting down Sogdian resistance and founding military outposts manned by his Macedonian veterans, Alexander united Sogdiana with Bactria into one satrapy. The Sogdian nobleman and warlord Spitamenes (370–328 BC), allied with Scythian tribes, led an uprising against Alexander's forces. This revolt was put down by Alexander and his generals Amyntas, Craterus, and Coenus, with the aid of native Bactrian and Sogdian troops.[30] With the Scythian and Sogdian rebels defeated, Spitamenes was allegedly betrayed by his own wife and beheaded.[31] Pursuant with his own marriage to Roxana, Alexander encouraged his men to marry Sogdian women in order to discourage further revolt.[25][32] This included Apama, daughter of the rebel Spitamenes, who wed Seleucus I Nicator and bore him a son and future heir to the Seleucid throne.[33] According to the Roman historian Appian, Seleucus I named three new Hellenistic cities in Asia after her (see Apamea).[33][34]
    The military power of the Sogdians never recovered. Subsequently, Sogdiana formed part of the Hellenistic Greco-Bactrian Kingdom, a breakaway state from the Seleucid Empire founded in 248 BC by Diodotus I, for roughly a century.[35][36] Euthydemus I, a former satrap of Sogdiana, seems to have held the Sogdian territory as a rival claimant to the Greco-Bactrian throne; his coins were later copied locally and bore Aramaic inscriptions.[37] The Greco-Bactrian king Eucratides I may have recovered sovereignty of Sogdia temporarily. Finally the area was occupied by nomads when the Scythians and Yuezhis overran it around 145 BC. From then until about 40 BC the Yuezhi tepidly minted coins imitating and still bearing the images of the Greco-Bactrian kings Eucratides I and Heliocles I, yet soon afterwards they began minting unique coins bearing the faces of their own rulers as a prelude to asserting themselves as a world power under the Kushan Empire.[38]
    The American historian Homer H. Dubs offered the suggestion that a lost legion from the Roman army of Crassus that fought at Carrhae encountered and even fought a Chinese army of the Han Dynasty in the region:

Toplam 333 yorum bulundu. 31-40 arası listeniyor.