Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MB Şahin Sevin 23-01-2018

    ANKARA GÖLBAŞININ ÖNDE GELEN İŞADAMLARINDAN 1962 İNŞAAT FAKÜLTESİ MEZUNU ŞAHAİN SEVİN’İ (1936-2018) KAYBETTİK
    MEHMET BİLİDİRİCİ
    Sevgili sınıf arkadaşlarım
    Bu ay bir arkadaşımızı daha ebediyete yolcu ettik. Arkadaşımız Şahin Sevin’i 9 Ocak 2018 Salı günü kaybetmiş ve dün Çarşamba toprağa vermiş bulunuyoruz. Kendisine Tanrı’dan rahmet kederli ailesine sabır ve baş sağlığı dilerim.
    Ben her zaman ki gibi arşivimdeki bilgileri sizlerle paylaşacağım.

    6670 ŞAHİN SEVİN (Niğde 1936-2018)
    1936 yılında Niğde’de doğdu. Ankara Atatürk Lisesi’nden 1955 yılında mezun olduktan sonra, 1957 yılında girdiği İTÜ İnşaat Fakültesi’nden 1963 yılında mezun oldu. Ankara Gölbaşı’nda “İnşaat Malzemesi imalatı, uçak hangar kapıları” konusunda faaliyette bulunmaktadır.
    Şahin Sevin “Gölbaşı İlköğretim Destek Vakfı”nı kurmuş ve kendi adına 16 derslik bir okul yaptırmıştır. Okul 2003-2004 ders yılında öğrenime başlamıştır. Okulun açılışta öğrenci sayısı 400 civarında iken bugün 700 civarındadır. Gölbaşı’nın en gözde okullarından biridir. Daha geniş bilgilere internet sitesinden ulaşılabilir.
    Eşi Mine Sevin, çocukları Tunç, Yaprak, Mert (1981) Yankı (1985)
    Şahin Sevin kendi hayatını anlattığı “Ömrümü Boşa mı? Harcadım” isimli bir yayını bulunmaktadır. 2010 yılında yayınladığı, 170 sayfalık kitapta ailesini, güçlükler içinde İnşaat Fakültesi’nde okuyup Yüksek İnşaat Mühendisi oluşunu, prensipli çalışmaları ile Ankara Gölbaşı’nda ki tesislere nasıl eriştiği anlatılmaktadır.
    2010 yılında çıkan kitabını isteğim üzerine lütfedip bana da göndermişti. Okudum, sen ömrünü boşa harcamamışsın. Çocuklarına iyi bir iş yeri ve Milli Eğitime çok güzel bir ilkokul kazandırmışsın demiştim.
    Hayırsever arkadaşım ışıklar içinde uyu…
    Yazı ekine Şahin Sevin ilköğretim okulundan iki fotoğraf eklenmiştir.

    Bu yazı itu62insaat sitesinde yayınlandı 12.o1.2018 yayınlandı

  2. CAROLINE HICKMAN 23-01-2018

    Dear Mehmet Bildirici,
    I recently learned that the Hrant Dink 2015 conference papers Yok Edilen Medeniyet are published and available. The volume I have is the Turkish translation. I am sure you can find it at Hrant Dink Foundation.
    Best wishes for a happy and healthy 2018.
    My very best,
    Caroline Hickman Washinton -USA

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 3125 özgen 23-01-2018

    ÖZGEN KÜÇÜKKONER (1935- 03.01.2018) 3125
    AVUKAT
    Konya Belediye Başkanlarından Muhlis Koner’in torunu
    , iyi görüşürdük. Konya’ya gittiğimde Bürosunda ziyaret eder, uzun sohbetlerimiz olurdu. Konya Lisesi Mezunu
    Hayatını anlatan ve tarafıma hediye edilen “BİR ÖMÜR BÖYLE GEÇTİ” isimli bir kitabı var. Tanışıklığımız çok eskilere dayanır. 1965 yılında sanıyorum CHP Gençlik Kolu ile ilk defa Glisıra gezisi yapmış, elle açılmış mağaraları görmüştük. 2018 yılının başında Konya’da aramızdan ayrıldı ve Konya’da toprağa verildi.

    1935 yılında Konya’da doğdu. Annesi Çelebi sülalesinden M. Muhlis Koner’in kızı Saniha Küçükkoner, babası öğretmen ve çiftçi Hacı Mustafa Muzaffereddin Küçükkoner’dir. İlk, orta, lise tahsilini Konya’da tamamladıktan sonra 1960 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
    Avukatlık stajını ve askerlik görevini ifa ettikten sonra 1963 yılında Konya’da serbest avukatlığa başladı. Halen bu görevini sürdürmektedir.
    Lise çağlarından beri sosyal faaliyetlere ve siyasete ilgi duyan M. Özgen Küçükkoner, yıllarca Konya Barosunda Yönetim Kurulu üyeliği, Başkan vekilliği ve on yılda Türkiye Barolar Birliğinde Konya temsilcisi olarak görev yaptı.
    Bir ara siyasete atıldı. Bir siyasî partinin 1969-1972 yılları arasında da 3,5 yıl kadar il başkanlığında bulundu. Aynı partiden bir dönem için belediye başkanı ve milletvekili adayı oldu.
    01.03.1978-01.03.1979 tarihlerinde de Konya Hukukçular Derneği başkanlığında bulundu. 2002-2004 yılları arasında da Konya Lisesi Mezunları Derneği Başkanlığı yaptı.
    Bu arada Konya’da yayınlanan Yeni Konya, Anadolu’da Hamle, Kervan, Türkiye’de Yarın, Yeni Gazete, Konya Postası gibi çeşitli yerel gazetelerde makaleler ve köşe yazıları yazdı.
    Ayrıca bazı meslekî dergi ve bültenlerde de hukukî görüş ve düşünceleri yayınlandı.
    Yazar, yukarıda bahis edilen Yeni Konya, Konya Postası gazetelerinde yayınlanan yazılarını bir araya getirdiği ve “Köşe Yazılarım” adını verdiği kitabını 2003 yılında yayınladı. 2005 yılında da “Hayatın İçinden” ismini verdiği çeşitli sosyal, ekonomik ve kültürel olaylardaki anılarını, duygu ve düşüncelerini okuyucusuyla paylaşmış, topluma tuttuğu aynadaki gördüklerini anlatmıştır. 2007 yılında da hayatını ve eserlerini içeren “Konuşa Konuşa” isimli üçüncü kitabı yayınlanmıştır.
    M. Özgen Küçükkoner, evli ve iki çocuk babasıdır.

  4. ÖNDER DAĞISTAN 3124 23-01-2018

    Değerli Mehmet Bildirici kardeşim

    Bir Y. Mühendis ve sınıf arkadaşım olarak yaptığın araştırmalar ile teknik ve kültürel çalışmalar nedeniyle seninle gurur duyduğumu belirtmek isterim.
    Bundan sonra da bu değerli çalışmaların devam edeceğine inancım tam olup sana ve ailene çok güzel bir yeni yıl diliyorum. Sevgilerimle

    Önder Dağıstan-İZMİR

  5. DENNIS MURPHY 23-01-2018

    Dear Mehmet,
    I hope you had a good 20017 and are in good health. My lady friend and partner Noor Mulder-Hymans lives in Maastricht, NL so I have spent a lot of time in Europe this past year. You may remember r her from the Frontinus conferences in Ephesus and Antalya. We have kept very busy traveling and going to Jordan to look at her excavation. Hopefully I will return this coming year to Turkey for the summer excavation season at Antochia ad Cragum.
    Best wishes,
    04.01.2018
    Dear Dennis
    Thank You very much for your mail. I am very happy to hear about you, your partner Noor Mulder. I could’ not remember her. Please send your photos. Now I am İstanbul, but I am getting older and I cannot travel so much but on the table I am working. Where is Antiocheia ad Cragum.

  6. MARTIN SCHWARZ 2018 23-01-2018

    MARTIN SCHWARZ 3120
    Dear Mehmet,
    thanks for two e-mails before Christmas. And now 2018 has already begun.
    You wrote about your trip to Samos. That's when old memories came to me. More than 30 years ago we were there with Garbrecht. The Eupalinus tunnel in particular reminds me. We went through and were amazed how the tunnel builders dug from two sides and finally met. They had to work entirely without modern measuring methods. We were amazed at the courage they had at that time. And that they succeeded already 2500 years ago.

    There's been cloudy, cold winter weather here for weeks. Temperatures are usually around 0 degrees Celsius. A lot of people have flu. I hope you've recovered well. I used to get vaccinated every year. The doctors recommend the vaccination to older people. But I have not only had good experiences. I haven't been vaccinated in years.

    Even though the painful back disease lasts for months, I still feel the consequences: I'm not trained anymore. If I walk only 1,000 paces, I get muscle ache and this again and again. The old days aren't sugar candy.

    At the moment I am working on the old protocols of my father (1875-1954) about his life's work: 40 years of viticulture in a vineyard in Germany.

    Like you, I have to keep my household in order.
    I don't think it's good that you're always living alone now. We've been living in Akyaka since you had such a lovely wife. On the one hand, I can understand that a woman in her old age no longer appreciates having a man around her all the time. On the other hand, love is usually not lost completely.
    Martin Schwarz
    Mörüken Switzerland

  7. MEHMET İNDAP 23-01-2018

    Sevgili Bildirici Kardeşim;
    Halen devam eden çalışmaları ile, oluşturduğu mesleki izi silinmeyecek şekilde derinleştiren Mete Kardeşimizle yapılan röportajı bizlere ulaştırdığın için sana çok teşekkür ediyorum. Okuduğumda oldukça duygulandım ve gururlandım. Mesleğimizin en hızlı gelişme ve kendisini bütün dünyaya kabul ettirme dönemine katkılarımız konusunda çok başarılı bir örnek oluşturan gayretlerinden dolayı Sevgili Mete’yi de gönülden kutluyorum.
    Mehmet İndap- İstanbul

  8. ÖZMEN BÜYÜKTAŞKIN 23-01-2018

    Sevgili Bildirici;
    Değerli arkadaşımız (Tabiri caizse Beynelmilel) Mete'nin STFA Şirketinde
    verdiği hizmetleri oldukça bilirdim. Ancak senin geçmişte yapılan bir
    söyleşiyi detaylı olarak göndermen, benim bildiklerime bir hayli katkıda bulundu. Teşekkür eder; sağlık ve mutluluk dileklerimle gözlerinden öperim.
    Özmen Büyüktaşkın İstanbul

  9. MEHMET BİLDİRİCİ mete3 23-01-2018

    SINIF ARKADAŞIMIZ STFA GRUBU ESKİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI METE MUTLUOĞLU İLE STFA YAYIN ORGANI KÖPRÜ DERGİSİNDE BİR RÖPORTAJ III
    MEHMET BİLDİRİCİ
    (Önceki 2. Kısmın devamı)

    O dönemlerin iş yapma şartlarını yansıtacak hemen
    aklınıza gelen ilginç bir anekdot var mı?

    O günlerde, hangi şartlarda bir şeyleri başarmanın uğraşı
    verildiğini ve Türkiye'nin nereden nereye geldiğini şöyle
    bir örnekle anlatayım. Trablus Limanı'nın ihale dosyasını
    resmen satın alacağız. O zamanlar şimdiki gibi yüksek
    rakamlar değildi ihale dosyaları. Yanılmıyorsam 30 pound
    civarında rakamlardı. Dosya bedelini Türkiye'den banka
    kanalı ile İngiltere'ye göndereceğiz. Normal bankalardan o
    zaman döviz alınamıyor. Maliye Bakanlığından döviz
    tahsisi için müsaade almak lazım. Bana verilen bir görev
    üzerine, elimde bir dilekçe ile Ankara'ya Maliye
    Bakanlığı'na gittim. "Biz Trablus'ta şöyle bir uluslararası
    ihaleye katılacağız. İhale dosyasını satın almamız lazım.
    Bize 30 pound, 50 pound, geçmiş gün tam hatırlamıyorum
    ne kadarsa, bunu bize döviz şeklinde bakanlık olarak
    tahsis edin, biz de transfer edelim." dedik. Maliye
    Bakanlığı'ndan ne dediler bize biliyor musunuz?
    "Efendim, bizim mevzuatımızda böyle bir kalem yok."
    Reddedildik! Bunun üzerine Sezai Ağabey, Londra'da
    yaşayan yakını Ratip Ağabey'e telefon açtı. Tabi o zaman
    telefonu da şimdiki gibi hemen açamıyorsunuz, "acele"
    yazdırıyorsunuz, saatlerce bekliyorsunuz falan. Sezai
    Ağabey, telefonda "… yahu Ratip, sen bizim adımıza şu
    kadar pound yatır, ihale dosyasını şuradan adımıza al da,
    bize gönder" dedi. Ratip Ağabey o şekilde yaptı, tabi kargo
    falan da yok, neyse dosya bir şekilde bize ulaşmış oldu da
    ihaleye katılabildik. Türk Müteahhitlerinin yurtdışında
    kazandıkları "ilk" ihalenin alınış öyküsü içinde yer alan bu
    anekdot da, elde edilen başarının arkasında ne büyük
    emekler ve mevzuat zorlukları olduğunu sanırım iyi anlatıyor.
    O dönemlerde yaşananların önemli bir kısmı,
    Feyzi Ağabey'in çok güzel bir şekilde kaleme aldığı
    "Ömrümüzün Kilometre Taşları" adlı kitapta yer alır.
    Son olarak o kitapla ilgili anımı da anlatmak isterim. O kitabın
    redaksiyonunu ben yaptım. Önce böyle bir kitap yazma
    fikri ortaya çıktı ve Kemal Kurdaş bey bu işi yüklendi.
    Birşeyler kaleme alınmaya başlandı. Sonra Feyzi Ağabey
    ben bu işi üzerime alıyorum dedi. Çünkü başlangıçtan
    itibaren tüm detayları sadece onlar biliyor. Feyzi Ağabey
    yazdıkça ben de redaksiyonunu yaptım. Sona
    geldiğimizde, Sezai Ağabey, "bu kitaba ben bir yazı
    yazacağım ama bunu kimseye söyleme" dedi. Kitabın
    sonunda Sezai Ağabey'in bir yazısı vardır "Sona kalan
    önsöz. Benim gözümle Feyzi…". Feyzi Ağabey'e
    göstermeden bu yazıyı baskıda ilave ettik. "…
    Çünkü müdahale eder, bastırmaz" demişti Sezai Ağabey. Bu
    arada, Fevzi Ağabey'in Şantiye El Kitabı'ndan "Hatalar ve
    Hikayeler Devresi içinde Mühendis" yazısını çok önemli
    gördüğümden, insiyatif kullanarak ekledim. Fevzi
    Ağa bey'in bundan da haberi yoktu ancak basıldıktan
    sonra gördü. Sonunda iyi etmişin dedi.
    “Bir insanı tanımak için, onunla seyahat et” diye bir deyim vardır.
    Sezai ve Feyzi Ağabeylerle otuz seneyi aşkın
    birlikteliğimiz sırasında, o kadar çok seyahatlerimiz oldu
    ki. Onları iş hayatı dışında yakından tanıma fırsatını elde ettim, kendilerine olan hayranlığım ve bağlılığım kat be kat arttı.
    Bu seyahatler ve beraberliklerdeki hatıralar sayfalara sığmaz.
    Libya ve Suudi Arabistan'daki iş birliktelikleri hariç,
    Sezai ve Feyzi Ağabeyler ile kültürel ve tatil hedefli;
    Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya, Macaristan,
    Avusturya'ya gittik. Yugoslavya'ya, Osmanlı
    İmparatorluğu savaş alanları ve Estergon
    Kalesi'ni de görmek ve sanat tarihi dahil
    incelemek üzere gittiğimizde, her ikisinin
    okul hayatlarındaki gibi espri ve
    şakalaşmalarını ve değer ölçülerini
    gördükçe, kendilerine daha da yakınlaşıyorsunuz. Feyzi Ağabey'in, stajını yaptığı,
    Budapeşte'de, Tuna Nehri üzerinde
    inşa edilen Miklos Horthy Köprüsü'nü
    ziyaret ettiğimizdeki heyecanı hala gözümün önünde.
    Sezai Ağabey ile Rusya,
    Amerika, Pakistan, Bangladeş, Nepal,
    Macaristan, Fransa, Belçika, Hollanda,
    Almanya, İtalya gibi mükerrer seyahatlerimiz de oldu.
    Sezai Ağabey ve eşim ile birlikte gittiğimiz Rusya seyahatimiz
    sırasında Kiev'de birkaç gün kaldık. Buradan
    ayrılıp Moskova'ya geçtiğimiz gün, Kiev'de
    meşhur Çernobil Nükleer Santrali hadisesi
    oldu ve biz bir gün ara ile kurtulmuş olduk.
    İkimiz Katmandu'ya gittiğimizde, özel uçak
    kiraladık ve dünyanın zirvesi Himalayaların
    üzerinden uçtuk. Budist tapınaklarına gittiğimizde
    Sezai Ağabey'in nasıl heyecanlandığına, nasıl dilek tuttuğuna şahit oldum.
    Kendisi araba ile seyahati çok severdi.
    Bir gün, öğleyin karar verip, o
    zamanki makam arabası Fiat 124 ile ikimiz
    yola çıktığımızı, Bulgaristan, Romanya ve
    Macaristan'ı kat ederek, hiç durmadan 1400
    km yol yaparak sabah 6'da Budapeşte'ye
    vardığımızı, aynı gün dokuzda bir iş
    toplantısına katılıp, akşam yemekten sonra
    da Budapeşte tepelerinde, Çigan müziği
    eşliğinde gece kulübüne gittiğimizi hatırlıyorum.
    Bir başka zaman, Avrupa'dan
    tarama gemisi almak için Hollanda'da 6-7
    hafta bir ev tutup, Avrupa sahillerindeki
    satılık gemileri inceleyip, görmek için Güney
    Fransa, Belçika dahil binlerce kilometre yol
    kat ettiğimizi anımsıyorum. Bütün bu
    anılarım arasında en önemli ve onur
    duyduğum ise, kendisi de 12 yıllık STFA'lı
    olan eşim Seda ile evlendiğimiz gün, Sezai
    Ağabey ve Feyzi Ağabey'in her ikisinin ilk kez
    ve müştereken nikah şahidimiz olmalarıdır.
    Sayın Mete Mutluoğlu'na söyleşi için teşekkür ediyoruz.

    (itu62 insaat sitesinde yayınlandı.)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ Mete2 23-01-2018

    SINIF ARKADAŞIMIZ STFA GRUBU ESKİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI METE MUTLUOĞLU İLE STFA YAYIN ORGANI KÖPRÜ DERGİSİNDE BİR RÖPORTAJ II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    (Önceki 1. Kısmın devamı)

    Bu grupta, sözün ötesinde her zaman hayata yansıyan ve
    STFA'yı farklı kılan bir olgudur "STFA ruhu".
    O dönemlerde bu ruh, bu bağlılık nasıl yaşanırdı, ilişkiler, işe yaklaşım nasıldı?

    “Bizim nesil biraz farklı, mesuliyet duygusu yüksek bir nesildi.
    Biz sarf eden nesil değildik. Ben mesela, 2. Dünya
    Savaşı'nın sıkıntı günlerinin çocuğuyum, 1939 doğumluyum.
    Benim eski nüfus kâğıdımda; ekmek aldı,
    şeker aldı, kaput bezi aldı gibi damgalar vardı.
    Benim adıma, hakkımı annem babam karne ile almış.
    Dolayısıyla tasarruf etmeye önem veren bir nesiliz.
    Bir de bağlılık hissimiz başka türlüydü, o ruha sahip olmayan kişiler pek
    kalmazlardı aramızda.
    Seneler sonra Sezai Abi'nin beni etkileyen bir lafını hiç unutmam.
    "Bizler katolik nikahı ile evliyiz." demişti.
    Biliyorsunuz, katolik nikahında boşanma yoktur.
    Mesai saati kavramı olmadan işimizle ilgilenirdik, çalışırdık.
    Gece saat üçte Sezai Ağabey'in aradığı çok olurdu.
    Bizim patronumuz işimizdi. Sezai Ağabey, Feyzi
    Ağabey hiçbir zaman bir patron edasıyla bize yaklaşmazlardı. Hepimize, işimizin patronu olduğumuz hissini verirlerdi. Sahiplik hissini tattırırlardı bize.
    Kendi mesuliyet saham içinde bir şey yaparken, nereye kadar
    yetki kullanacağımı, ne zaman Sezai Ağabey'e
    danışacağımı, talimat alma değil, fikrini alacağımı bilirdim.
    Müteahhitlik işi, bir nevi gerilla harbi gibidir. Ne
    zaman, nerede olacaksın, hangi işi alacaksın, çok önceden
    pek bilme şansın olmaz. Hangi cephede, hangi şartlarda
    savaşacağın belli değildir. Bu işler Gönül veren, kendini
    adayan adamlarla yapılır. Bazen o ülkede olursun, bazen
    bir başkasında. Bazen tünel işi çıkar, bazen köprü çıkar,
    liman, yol, baraj çıkar. Her memleketin ayrı bir özelliği ve
    karakteri var, çok farklı şartları var. İşler farklı büyüklükte
    ve farklı yapılardaki coğrafyalarda. Ayrıca, Müteahhitlikte,
    Endüstriyel Yönetim yoktur, Girişimci Yönetim vardır.
    Bu kavram Türkiye'de hala çok fazla konuşulmuyor.
    O dönemlerde, her girdiğimiz işte, her teklifimizin altında
    muhakkak ileri mühendislik, teknik ve organizasyona
    dayalı alternatif teklif vardı. Bu şekildeki alternatif
    tekliflerle rekabet sağlanmış ve çok ihaleler kazanılmıştır.
    Benim dönemimde sadece fiyat kırarak pek iş almadık.
    Özel alternatif teklifler hep ağır basmıştır. Sezai Abi'nin de,
    Feyzi Abi'nin de bizleri yönlendirdiği bir prensibi vardı:
    işlerin hızını aksatmamak için "Biz sorunları şantiyede
    çözeriz." derlerdi. Hep çözüm yeri şantiyedelerdi. Konuyu
    uzatıp masa başından sorun çözmeye çalışmazlardı.
    İşçilerle beraber karavana yer, mesafe koymadan yakınlık gösterirlerdi.
    Babacanlardı, ustalara, işçilere, herkese
    danışırlar, konuşma fırsatı verirlerdi. Herkes sayardı tapardı onlara.
    Eski adamları muhafaza eder, ikide bir adam değiştirmezlerdi.


    STFA tarihinde pek çok "ilk" yer alır. Kuşkusuz bunlar
    içindeki en önemlilerinden biri, yurt dışında ilk kez bir
    Türk müteahhidi olarak iş kazanılmasıdır. Süreçte bizzat
    yer alan biri olarak bu başarının öyküsünü sizden
    dinlemek isteriz.
    Yurt dışına açılma ve hazırlık safhasında çok çalışmam
    oldu. 1969 senesinde Libya pazarına ilgi duyuldu. Libya
    Trablus Limanı projesi gündeme geldi. Yurt dışından
    hazırlık dosyası getirtildi. O zaman kral baştaydı. Biz ön
    seçimi almıştık. İsveçlilerin (Sweco firması) yapmış olduğu
    bir projeye dayalı teklif alımı sırasında, Kaddafi ihtilal yaptı, konu kaldı.
    Biz o arada gene alternatif teklifle aldığımız Kadıncık2
    Barajı'nın inşaatında çalışıyorduk.
    Türkiye'ye ilk tünel açma makinesini o zaman getirdik ve kullandık.
    Ancak Kaddafi döneminde de Libya'ya ilgimiz kesilmedi.
    Yeni yönetime de kendimizi kabul ettirdik.
    Bu sefer İngilizler müşavir firma oldu: Sir Bruce White firması.
    Sonunda 1972 yılında uluslararası ihalede işi aldık.
    İhalenin kazanılmasında en büyük etken, rahmetli Feyzi
    Abi'mizin geliştirdiği rıhtım inşaat metodudur. Bu özetle,
    Keson dizayn dediğimiz, altı kat, sekiz kat apartman
    büyüklüğünde blokları beton olarak karada döküp, denize
    indirerek derin ve bütün bir rıhtım yapma tekniği
    alternatif teklifimizdi. Bunları kaldıran 1200 tonluk
    vinçlerin dizaynını da Feyzi Abi yapmış, ihale o sayede kazanılmıştır.
    Neticede, Libya'da bu ihaleyi kazandığımız
    zaman bütün Türkiye'de, hatta Avrupa camiasında, bir
    Türk firmasının yurtdışında ilk kez büyük bir ihale
    kazanması büyük bir hadise oldu. Yani sanki aya bizden
    bir adam inmiş gibi büyük bir hadiseydi. Gazeteler manşet yaptılar.
    Ancak burada bir detay çok önemlidir, biz
    mukaveleyi Libya'ya 23. seferde imzaladık. Mukavele
    imzalanmadan önce 23 defa Libya'ya gidildi, gelindi.
    Ön görüşmeler, teknik, mevzuat incelenmesi, hazırlık çalışmaları vs.

    (devamı 3. Bölümde)

Toplam 296 yorum bulundu. 31-40 arası listeniyor.