Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    DEĞERLİ SINIF ARKADAŞLARIM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    05.12.2018
    SINIF ARKADAŞIMIZ BURHAN SEMEN’İ (1937-2018) 05 ARALIK 2018 GÜNÜ KAYBETTİK.
    Burhan Semen yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek bugün aramızdan ayrıldı. Oğlu Serkan Semen arkadaşımız İsmail Uğurlu’yu aradı, bende ondan öğrendim.
    Tam 08 Aralık 2018 günü Kadıköy Büyük Kulüp’te İsmail Uğurlu’nun toplantısına 3 gün kala bir arkadaşımızı daha kaybetmiş bulunuyoruz.
    Oğlu Erkan Semen’in uzun zamandır hasta olduğunu yaklaşık 3 aydır komada bulunduğunu, 06 Aralık Perşembe günü İzmir Karşıyaka’da Atakent Beşikçioğlu Camiinden öğlen namazının ardından Doğançay mezarlığından son yolculuğuna uğurlanacağını söyledi.
    Burhan Semen Konya Ereğli doğumlu, Konya Lisesi’nden mezun olduktan sonra yükseköğrenimini İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulunda tamamladı. Konya Lisesi 1957 liler içinde ilk yükseköğretim diplomasını o almıştı.
    Ereğli’de uzun yıllar SÜMERBANK’TA çalıştı, 1989 yılında İzmir iline atandı ve buradan emekli oldu, daha sonra İzmir’de serbest Muhasebeci olarak görev yaptı.
    Burhan’a tanrıdan rahmet ailesine ve eşi Güler Hanıma baş sağlığı dilerim.
    Aşağıya oğlu Serkan Semen’in telefon numarası verilmiştir.
    0 532 7136500

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    DALYAN’DA DENİZ KAPLUMBAĞALARININ ANASI, NENESİ, DOĞAYA ÂŞIK, BİR YABANCININ İLGİNÇ HAYATI KAPTAN JUNE HAIMOF (1922)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İngiliz asıllı Türk vatandaşı, doğaya âşık, dünyayı dolaşmış ve Ege sahillerini çok sevmiş ve Dalyan İztuzu’a yerleşmiş, bakmış Caretta deniz kamlumbağalarının koruyan yok onların anaları, nineleri olmuş. Yeni yılda 97 yaşına girecek.
    Bu Türk ve Dünya vatandaşı bu İngiliz ninenin internetten ilginç hayat hikâyesi Şöyle;
    1922 yılında İngiltere’de doğdu. Asıl ismi Joan Christine Fairey HAIMOF. Babası petrol mühendisiydi, iş için Afrika'ya taşındılar, Uganda'da yaşadılar, Svahili dilini öğrendi, uçsuz bucaksız savanlarda çıplak ayakla koşturdu, macera filmlerini andıran hayatı işte böyle başladı. Çılgın, güzel etrafına ışık saçan bir İngiliz kızıydı
    .
    Londra'ya döndüklerinde, bale, tiyatro, şan dersleri aldı, sahnelerde olmayı düşlüyordu ama, henüz 20'sinde âşık oldu, evlendi, eşi çok zengindi, aralarında ciddi yaş farkı vardı, bambaşka bir hayata savruldu. İşler düşündükleri gibi gitmedi, boşandılar, bir başkasına âşık oldu, gene evlendi, bu seferki eşi daha da zengindi, önce New York'a taşındılar, sonra Cenevre'ye yerleştiler, muhteşem bir malikanede yaşıyorlardı, jet sosyetedeydi, ışıltılı partilerdeydi ama, Afrika savanlarında koşturan ruhunun aradığı bu değildi, gene boşandı.
    Küçücük bir yelkenli aldı, tek başına, Akdeniz'e açıldı. Yunan adalarına demirledi. 20 sene… Şu adadan bu adaya dolaşırken, Ege denizini avucunun içi gibi bilen, tecrübeli bir kaptan haline geldi.
    1975. Yılında ömründe ilk defa Marmaris'e uğradı.(Ben de ilk defa 1975 yılında Marmaris’i gelmiştim-MB) Dalyan'da İZTUZU plajına vuruldu adeta seneye gene geldi. Öbür sene, gene... Olacak gibi değildi, ayrı duramıyordu.
    1986. 64 yaşındayken… Tası tarağı sattı, Dalyan'a taşındı. İztuzu plajında derme çatma, ilkel bir barakaya yerleşti. Bir sabah uyandı ki etrafı carettalarla dolu. Meğer yuvasını, carettaların yuvasına yapmıştı! Çocuğu yoktu, “Kaplumbağaları evlat edindi.*
    Gel zaman git zaman… İztuzu Plajı'na beş yıldızlı otel yapılacağı anlaşıldı. İngiliz-Arap ortaklığı, 1800 yataklı bir otel dikilecekti. Doğal Hayatı Koruma Derneği'yle el ele verdi, dünyayı ayağa kaldırdı, ABD'de İngiltere'de İsviçre'de kampanya başlattı, Turgut Özal hükümetine geri adım attırdı, otel projesini iptal ettirdi, İztuzu plajı SİT alanı ilan edildi, carettalar ilelebet kurtuldu. Bir daha böyle bir tehlike yaşanmasın diye… Deniz Kaplumbağaları Koruma Vakfı'nı kurdu. Vakfın kurulması için gerekli olan parayı kendi cebinden verdi.
    2009'da 87 yaşındayken Türk vatandaşı oldu. Joan Christine Fairey Haimoff.
    Kısaca “kaptan June” olarak tanınıyor. Sekiz köpeği ve dokuz kedisiyle birlikte hâlâ o barakada yaşıyor, 1966 model vosvosuyla Dalyan sokaklarında dolaşıyor, bilgisayar kullanıyor, gündemi takip ediyor, İztuzu'na çivi çakılmasın, carettaların üreme alanlarına zarar gelmesin diye mücadelesini sürdürüyor, bölgedeki tüm çevreci eylemlere en önde katılıyor.

    Hayatı, Türkiye’yi seven doğayı seven, yabancılar ve özellikle biz Türkler için örnek alınacak bir yaşam. Memleketinden binlerce kilometre uzakta, bizim memleketimizi, bizim topraklarımızı, bizim doğamızı, bizim faunamızı (bitki) korumaya çalışıyor.
    Ben de kendisine sağlıklı bir yaşam diliyorum. Yazıya internetten bir resmi eklenmiştir.

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    İSTANBUL BÜYÜKADA’DA AHŞAP KARKAS BİNA RUM YETİMHANESİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Anadolu pek çok uygarlıkların yaşandığı bir coğrafyadır. Özellikle ilk çağda yaşanan olaylar Avrupa uygarlığının temel taşlarını oluşturmaktadır. Selçuklu ve Osmanlı çağında özellikle Mimar Sinan döneminde şaheser anıtlar, camiler yapılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde de Osmanlı vatandaşı azınlık diye adlandırdığımız toplumlar tarafından dünyada öncü yapılar inşa edilmiştir.
    Bu yazımda bunlardan Büyükada’da yaptırılan RUM YETİMHANESİ incelenecektir.
    Gene İstanbul Haliç’te Bulgar Cemaati tarafından yaptırılan duvar ve döşemeleri dökme demirden yapılmış SAINT SVETI Kilisesi, bugün Karaköy-Tünel arasında hala çalışan ve yap-işlet yöntemi yaptırılan TÜNEL bunlardan bazılarıdır. Dünya’da yapılan ilk ve öncü yapılardır. Bunların mimarları da yabancı veya Osmanlı vatandaşı azınlık vatandaşlarımızdır.
    Büyükada Rum Yetimhanesi hakkındaki yazım İstanbul’da yayınlanan haftalık AGOS gazetesinin 26.01.2018 sayısında bulunan Uygar Gültekin’nin bir yazısından özetlenmiştir.
    Büyükada Rum Yetimhanesi Avrupa’nın en büyük dünyanın ikincisi AHŞAP KARKAS yapısı olarak kabul ediliyor. Beş katlı olup içinde 206 oda olduğu biliniyor. Maalesef son yıllarda kapalı olduğu için görme şansını yakalayabilmiş değilim. Burada bir açıklama yapmak isterim. Ondokuzuncu yüzyıl öncesi anıtsal binaların taşıyıcı elemanları taşıyıcı duvarlar ve kemerlerdir. Bunlar KÂRGİR yapılardır. Betonarmenin gelişmesi ile taşıyıcı elemanlar kolon ve kirişlere dönüşmüş, yani KARKAS yapılar ortaya çıkmıştır. Ahşap olarak 2-3 katlı geniş açıklıkların olmadığı kârgir yapılır yapıldığı göz önüne alınırsa bu 5 katlı ahşap karkas yapının bir mühendislik harikası olduğu açıktır.
    Yapı dönemin en önemli Mimarlarından ALEXANDER VALLAURI (1850-1921) tarafından planlanmıştır. Vallauri Fransız kökeni Levanten bir ailenin oğludur. Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümünün kurucusudur burada 25 yıl hocalık yapmıştır. İstanbul’da 30 üzerinde binanın mimarıdır. Arkeoloji Müzesi, Osmanlı Bankası, Perapalas bunlardan bazılarıdır.
    Ahşap Yapı 1899 yılında lüks otel ve kumarhane olarak inşa edildi. Zira 1900’li yıllarda BÜYÜKADA (Prenses Adası) çeşitli etnik grupların tercih ettiği lüks bir semt haline gelmişti. Ancak bir engel çıktı, Padişah II. Abdülhamit 1903 yılında binanın kumarhane olmasına izin vermedi.
    Bina önde gelen bir Rum Bankerin eşi tarafından satın alınıp Yetimhane olarak kullanılmak kaydıyla FENER RUM PATRİKHANESİNE bağışlandı. Bina Yetimhane olarak 1964 tarihine kadar işlevini sürdürdü.
    Vakıflar Genel Müdürlüğü 1964 yılında Yetimhaneyi kapatma ve boşaltma kararı aldı. Bina kaderine ve çürümeye terk edildi. !!!!!!
    Binanın sahibi Patrikhane uzun süre bir hukuksal mücadeleyi başlattı ve sonunda 2010 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yetimhanenin tapusunu tekrar Fener Rum Patrikhanesine verilmiştir. Ancak ekonomik gücü bunu onarmaya uygun değildir.
    Çökme noktasında olan yapı ayağa kaldırılması için bir kurtarma evresine girmiştir. Yerli ve yabancı politikacılar hatalı olabilir, ama sanat eserleri cezalandırılamaz.
    Sanat ve Kültürü Politik düşüncelerin önünde gören ve sanat eserlerine değer verilmesini bir amaç olarak gören bir kişi olarak YAPININ ESKİ PARLAK GÜNLERİNE KAVUŞMASI VE TÜRK TURİZMİNE KATKI SAĞLAMASINI DİLİYORUM.
    (Devrim Gazetesi 27.11.2018)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    KONYA LİSESİ MEZUNU ARKADAŞLARIM & KÜÇÜKYALI’DA FEHİME BİREKUL’UN MEZAR ZİYARETİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    24.11.2018
    Bilindiği gibi 24 Kasım Öğretmenler Günü, Konya Lisesi çalışmalarıma başladığım 1994 yılından beri sağ olan yaşayan öğretmenlerimi ziyaret ettim. Öğretmenler gününde onları kutladım çünkü onların bizi iyi yetiştirdiklerine inanıyorum.
    Bu yıl itibariyle öğretmenlerimiz çoğunluğu bu dünyadan göçtüler. Bizler bile seksenli yaşlara girdik ve girmek üzereyim. Ama onlardan 3 tanesi yaşıyor. Hep yaşları 90 üstünde. Bu yılda onları telefonla aradım.
    İlki İZMİR Karşıyaka’da Matematik öğretmenimiz ŞÜKRAN GÖZEN (1927). Telefon ettim bir yabancı kadın çıktı telefona hocanız bayağı hastalıklar geçirdi ama şimdi iyileşmekte ama şu an uyuyor dedi bende uyanınca öğretmenler gününü kutladığımı söyle dedim. Şükran Hanım Lise 1 ve 2 de Matematik derslerine gelmişti.
    İkinci durak Ankara’da NERMİN ERTÜRK (1924) Lise Orta kısmanda Tabiiye derslerine gelmişti. Telefona kendi çıktı. Eski telefonlarımda uzun konuşurduk. Bu defa tanır gibi yaptı, !!! Öğretmenler gününü kutladım, o da tüm öğrencilerine selam ve sevgilerini gönderdi. Nermin Hanım Felsefeci Selahattin Ertürk’ün eşiydi.
    Üçüncü olarak Ankara’da İngilizce Öğretmeni PERİHAN KABAKLI (1928) Bir gün önce kızları ile 90. Doğum gününü kutlamış, Bizim derslerimize gelmedi, ama Lisenin yaşayan öğretmenlerinden. Kendisine İstanbul’da Fehime Birekul’un mezar ziyaretinden söz ettim. Zirada burada yatan Yıldız Birekul, Perihan Hanımın küçük kardeşiydi.
    Bu Öğretmenler günü en büyük sürprizi Biyoloji Öğretmenimiz FEHİME BİREKUL’U (1922-2011) İstanbul Küçükyalı Mezarlığında ki mezarını ziyaretimdi. Fehime Birekul son günlerini huzurevinde geçirdi. Burada da sıkıntılı bir hayatı oldu. Onu sık ziyaret ederdim. Fehime Hanım Kadıköy’de oturuyor ve evini çok seviyordu. Ama son günlerde kendi başına yaşayamaz duruma düşmüştü. Ekim 2007 de yeğeni Sevinç ile anlaşarak onun huzur evine kaldırmıştık. Anam gibi severdim. Nitekim bir daha evine dönemedi. Ama beni çok çok üzen onun ölümünde yoktum. O zaman mezarını mutlaka ziyaret etmeliydim.
    Burada İdealtepe’de oturan sınıf arkadaşım Fehmi Ersoy yardımcı oldu. 21 Kasım Çarşamba Küçükyalı’da buluştuk. Küçükyalı Mezarlığı hemen E5’nin yanında idi ama bir yamaçta idi. Gezmesi çok zordu. Sağ olsun Fehmi yardımcı oldu, mezarlık bekçisini buldu, 20 yıldır çalışıyormuş, Birekul ismini hatırladı ve bizi oraya götürdü.
    Hocam bir havuz içinde çok sevdiği gelini Yıldız Birekul (1937-1999), oğlan kardeşi Ziraat. Y. Mühendisi Sami Birekul (1929-2001) ile birlikte sonsuz uykusunda. Hocamı ziyaret ettik, duadan sonra birer fotoğraf çektirdik, mezarı başında arkadaşım Fehmi ile birlikte resim çektirdik ama o çıkmamış. Buraya Fehmi ile olan resmi kondu.
    Yorucu bir gündü bekçi olmasa asla bulamazdık, Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam, Mezarlık bekçisine ve arkadaşım Fehmi Ersoy’a sonsuz teşekkürler ediyorum
    Şu husus da dikkatimden kaçmadı, Fehime Birekul önemli bir şahsiyet ve Konya Lisesi Öğretmeni idi. Mezar taşında ise sadece ismi yazılıydı. Tekrar ziyaret etmek isteyen olabilir. Mezarı vadiye bakan tepenin altlarında ve tabii mezarlık bekçisini de bulmaları gerekir.
    Saygılarımla 24.11.2018


    Gönderilenler
    Ali Akkaya Ömer Alptekin Ahmet Atacan
    Azzem Aydınöz Günseli Aysun Melahat Bıyıkoğlu
    Tayyar Çimen Sadrettin Gülsaçan Tamer Hızal
    Gürsel Karaca Üzeyir Kırca Atalay Tarhan
    İsmail Uğurlu Sümer Aygen Sibel Bildirici
    Şadi Onur Cengiz Özkara Orhan Tosun
    Asil Yılmaz Güner Tekeli Teoman Ünüsan
    Saim Sakaoğlu Saim Yazgan Özcan Yalıner
    Ali Yetiş Tülay Aydın Yılmaz Dağdeviren
    Vecdi Gönül Nijat Gürsoy Tuncer Özalp
    Altan Saysel Altan Yeniaydoğmuş Tuncay Toros


    Mezarlık Bekçisi ile
    (27.11.2018 tarihinde Yeni Meramda yayınlandı

    Sevgili BİLDİRİCİ,
    Sağlığın yerinde olduğunu öğrenmiş oldum. Tanrı daha nice sağlıklı günler versin.
    Vefalı bir dost olduğunu takdirle kutluyorum. Tanrıya şükür, sağlığım yerinde, fırsat bulduğun zamanda DSİ sosyal tesislerine gidiyorum, altı aydır, baston kullanarak, günlük yürüyüşlerimi yapıyorum. Şahsında tüm arkadaşlarıma saygılarımı sunuyorum.
    GÜNER TEKELİ- ANTALYA

    Sevgili Mehmet,
    Öğretmenler gününde sevgili sevgili öğretmenlerimizi hatırlatan duygu dolu
    mesajların için çok teşekkür ederim. Ahirete göçen öğretmenlerimize
    Allah dan bol rahmet diler, hayatta olanlara da sağlıklı günler
    geçirmelerini niyaz ederim. Rahatsızlığım sebebiyle uzun yazamıyorum.
    Gözlerinden operim. Allaha emanet ol. Fehmi’ye ve arkadaşlara
    selamlar.......
    Ömer Alptekin- İstanbul

    Sagol Bildirici Arkadaşım .Yaptiklarinla bizleri gecmis gunlerimize bagliyorsun !!
    .Huzurlu ve sağlıklı günler dilerim. Selam ve Sevgiler from U S A dan.
    Dr Sumer Aygen

    Bugün Yeni Meram’da okudum, Fehime Hanımın mezarına gelmek isterdim. Sağol
    Selçuk Acar- Konya 0 532 592 0200

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    AKYAKA’DA AĞALARCA SAHİPLENEN GENİŞ ARAZİLER VE ZİRAAT İŞÇİSİ OLARAK GETİRİLEN ARAPLAR (ZENCİLER)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Osmanlı döneminde 1839 yılında ilan edilen Tanzimat fermanına kadar tüm araziler devlete ait olup araziyi fiilen işletenler vergi vererek buraları işletir, mirasçısına bırakır ama satamazdı.
    Akyaka’da Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Aydın Turunç tarafından bu konuda üyelere bilgi sunulmuştur. Ben bunu temel alarak konuyu biraz daha araştırdım ve bu yazıyı hazırladım. Sayın Aydın Turunç’a teşekkürlerimi sunarım.
    Muğla’nın içinde bulunduğu Menteşe sancağında araziler Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan (1522-1578) Vakfına aitti. Bu Sultanın İstanbul’da da pek çok vakıfları bulunmaktadır.
    Bu vakıf bu arazilere nasıl sahip oldu. O dönemlerde Menteşe Sancağı büyük çapta sahipsiz olabilir, ayrıca araziyi ekip fiilen kullananlar kullanma hakkı saklı tutularak bunlar Vakfa dâhil edilmiş olabilir. Ben ancak bu safhada bu kadar bilgiye ulaşabildim. Muğla ilinde Mihrimah Vakfı olduğuna ben şahsen rastlamadım. Yeni araştırmalara ihtiyaç olduğu kanısındayım.
    Mihrimah Sultan Vakfı 1739-1839 yılları arasında Mütesellimler ve onların kazalarda yardımcıları ayanlar tarafından yönetilmiştir.
    Bu dönem zarfında karizmatik Mütesellimler de ortaya çıkmışlardır. Bunların arasında Hacı Salih Efendi—Tavaslı Osman Ağa, Köyceğizli Hasan Çavuşlar önde gelmektedir.
    Tavaslı Osman Ağa’nın yaptığı işler Akyaka’da hep anlatılır. Merhum yakın dostum Mustafa Akkaya (Ölümü 1997) bana bu konuda pek çok şey anlatmış ve ben bunları yazılarımda hep bahsettim. Tavaslı Osman Ağa’nın eşine muhtemelen mezar taşı İnişdibi’nde ki Sarnıç kapısı üstüne sonradan konulduğunu sanıyorum. (H 1255 M 1839) Çok hayırsever olan bu kadın Ümmügülsüm Hanımdır. Kadın azmağı üzerine çeşme yaptırmış, Kadın azmağı isminin bu hayırsever Hanımdan geldiğini sanıyorum. Bu hanım Akyaka’nın bilinen en eski hanımdır ben kendisini Akyaka’nın Anası olarak anıyor ve selamlıyorum.
    Hacı Salih Efendi, ise Gökova’nın büyük bir kısmını ziraata açmış, çevrenin ilk su ile çalışan un değirmenini kurmuştur. Arıcılığı yaymış, hayvancılık yapmış ve Kuzey Afrika’dan Gökova’ya, ziraat işçisi olarak zencileri (muhtemelen Sudan) getirmiştir. İniş dibi, Akçapınar arasındaki Arap Mezarlığı o zamanlardan kalmadır. Üstelik bu mezarlık ovadan geçen Roma döneminden kalma döşeme yolun üzerindedir. Bu yolu ve mezarlığı 1990’lı yıllarda ziyaret ettiğimde mezarlık içine girilemiyordu. Yılan çayan tehlikesi vardı. Bugün mezarlığın düzenlendiğini içine girilebileceğini öğrendim, meraklı gençlerin ziyaret edebileceğini umuyorum. Hacı Salih Efendinin neslinden gelenler Muğla veya Ula’da yaşıyorlar mı? Öğrenirsem ne kadar mutlu olacağım.
    Müslüman Zenci ziraat işçileri ne oldu. Bir kısmı burada öldü, belki bir kısmı memleketlerine döndü. Bir kısmı Gökova ve Akçapınar’da yaşıyor. Tabii melezleşmiş olarak. Örnek olarak sele saçlı balıkçı Arap Fevzi bunlardan biriydi. Kendisi ile iyi tanışırdık.
    1839 da Mütesellimlik kaldırılmış, görevler “Muhassıl” denen Devlet Memurlarına verilmiştir. “ 1858 Osmanlı Arazi Kanunnamesi ” ile Muğla Miri arazisi büyük ölçüde özel mülkiyete geçmiş ve Tavasoğulları, Denizli-Tavas topraklarını; Hasan Çavuşoğulları Köyceğiz-Ula topraklarını ele geçirmişlerdir.
    Hacı Memişzade Şeref Efendiler ailesi Gökova-Marmaris tarafında çiftlik sahibi olmuşlardır. Ulalı Hacı Ali Beyler, Hacı Hüseyinler, Hacı Yusuflar ve Gölcüklüler de zaman içinde geniş arazi sahibi olmuşlardır. 19. yüzyıl sonunda 60 km2 alana yayılan Gökova’nın hemen hemen tamamı ağaların mülkiyetindeydi.
    1855 de Marmaris’ten Muğla’ya giderken, Gökova sahillerini ve Gökova iskelesini ziyaret eden İngiliz Arkeolog Newton, (1816-1894) Gökova düzlüğü için: “ Funda ve çalılarla kaplı bataklık arazi parçası demektedir. İskele için de, birisi, karantina görevlisinin oturduğu iki-üç evden ibaret bir yerleşim yeri” demekte ve Gökova İskelesinin iyi demir yeri olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, yazları sağlıksız bir yer olduğundan, sakinlerinin sıtmadan dolayı zayıf, yorgun, hastalıklı olduklarından, malarya zamanı ovayı terk ederek yaylaya (Kızılağaç) çıktıklarından bahsetmektedir.
    Fransız gezgin Vital Cuinet 81833-1890) ise, 1880 iskelenin önemini kaybettiğinden bahsetmektedir.
    1930’larda başlayan sıtma mücadelesinden sonra, 1940’lardan itibaren yerleşim hızlanmıştır.
    Aydın Salnamesi’ne (Devlet Yıllığı) göre Gökabad’ın nüfusu 1841 de 765; 1935 sayımına göre 1299 ve 1965 sayımına göre de Gökova’nın nüfusu 1241’dir.

    (Muğla Devrim 23.11.2018 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    KONYA ILGIN YALBURT KÖYÜNDE BÜYÜK HİTİT KRALI IV. TUTHALIA’NIN (Krallığı M.Ö 1250-1220) YAKLAŞIK 3250 YILLIK HİYOROĞLİF LÜVİCE BİR YAZITI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Hitit uygarlığı sadece Anadolu’da var olan çok değerli ve özgün bir uygarlıktır. En parlak dönemi olan Hitit İmparatorluk çağı M.Ö 1450-1200 yılları arasındadır. Son Kral, büyük Hitit Kralı III Hattusili ile Kraliçe Pudu-Hepa’nın oğlu TUTHALIA IV olup M.Ö 1250-1220 yılları arasında krallık yapmış, imparatorluk kısa süre sonunda bilinmeyen henüz sebeplerle son bulmuştur..
    Bu konuda 2016 yılında Devrim Gazetesinde bir yazım (22 Haziran 2016) bulunmaktadır.
    Bu yazımda Tuthalia IV döneminde yapıldığını bildiğim Konya Ilgın Yalburt köyündeki yazıtının Türkçesine rastladım. Önceden 1990’lı yıllarda burayı ziyaret etmiş, bol resim çekmiş ve Web siteme koymuştum. Bu defa bu yazıtların Türkçesine rastladım. Bir kuş tutmuş gibi ne kadar sevindiğimi anlatamam. Bu defa önceki yazıda büyük kralın saltanat yıllarının, M.Ö. 1250-1220 olduğunu net olarak öğrenmiş bulunuyorum. Zira bazı kitaplarda farklı tarihlere rastlamak mümkün olmaktadır.

    KONYA ILGIN YALBURT ANIT YAZISI
    “Ben Kahraman Büyük Kral Mursili’nin torunu,
    Kahraman Büyük Kral Hattusil’inin oğlu
    Kahraman Büyük Kral, Majeste, Tabarna, Tuthaliya şöyle söylerim
    Fırtına Tanrısı beni sevdiği için onun yardımı ile ..tusa kentine geri geldim.
    Patara dağına geldim, taştan bir anıt yaptırdım
    Babamdan, büyük babalarımdan Hatti’nin büyük krallarından
    Hiçbiri bu ülkelere gelmemişti. Bu ülkeleri yendim,
    Hep Fırtına Tanrısı beni sevdiği için bütün bunlar gerçekleşti.
    Kuwalatarna ülkesinde kadınlar, çocuklar önümde diz çöktü
    Çok sayıda sivil halkı, sığır ve koyunları aldım götürdüm
    Nipira ülkesini vurdum, onu yok ettim,
    Luka ülkesini imha ettim, Wiyawanda ülkesinde ben büyük Kral….
    Efendim Fırtına Tanrısı hep önümden koştu.
    Ben Atpa kenti ve ülkesini, Pinali’yi vurdum, yok ettim
    Talawa kentine geldim, Talawa kenti saygılarını sundu.
    Ben büyük Kral tahta oturdum
    Ben Büyük Kral Suppiluliuma’nın torununun oğlu
    Bütün ülkeleri fetih ettim.
    Kuwalatarna ülkesini yok ettim
    Tüm bunları Fırtına Tanrısının yardım sayesinde yaptım.
    AÇIKLAMA:
    Son zamanlarda katıldığım İkinci El Kitap satışlarında Sedat Alp’in (1913-2006 ) 2000 yılında TÜBİTAK tarafından yayınlanmış “HİTİT ÇAĞINDA ANADOLU” isimli kitabı edindim.
    Sedat Alp (1913- 2006) Türkiye’nin ilk Hititoloğu’dur, Selanik doğumludur, 1932-1940 yılları arasında Berlin’de Arkeoloji öğrenimi görmüş. Daha sonra Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Hititoloji öğretim üyesi görevini yüklenmiştir.
    Konya’da Hiti Çağı Karahöyük kazılarını yürütmüş bu konuda bir yayını vardır.
    Yukarıdaki yazıt, adı geçen yayından alınmıştır. Kitabın 161-167 sayfalarında Lüvice Hiyoroğlif yazıların çizimleri ve 17 blokun okunan ve okunamayan kısımları yer almıştır.
    Ben Mehmet Bildirici olarak bu dağınık yazıtların aslına hiç dokunmadan ve hiç özel yer adlarını değiştirmeden bir şiir haline getirdim. En önemlisi Kral ve yer isimleridir. Aradan geçen uzun yıllar sonra bunların bugünkü karşılıklarını belirlemek oldukça güçtür. Acaba Patara ve Luka (Likya ?) bugüne gelmiş olabilir mi? daha uzun araştırma ister kanısındayım. Burada ismi geçen yerleri belirlemek uzun zaman araştırma istemekte ve arkeolojik verilere ihtiyaç duyulmaktadır.
    Ayrıca M.Ö 1450-1200 arasındaki HİTİT İMPARATORLUK ÇAĞI’nın Anadolu tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Ancak şunu da kabul etmek gerekmektedir ki Hititler Orta Anadolu Bölgesinde hüküm sürmüşler, Karia bölgesinde yaşamamışlardır. Bununla ilgili hiçbir arkeolojik veri elimizde yoktur.
    Yazıma Yalburt yazıtında 1. Bloka ve Tuthalia IV. Yazıtının ilk blokunun resmi
    ve Sedat Alp’in resmine yer verilmiştir.
    ve Ras Şamra’da bulunmuş Mührüne yer verilmiştir.
    (Mugla Devrim 19.11.2018 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    HAZAR DEVLETİNDEN GELEN TÜRK KÖKENLİ KARAY YAHUDİLERİNDEN KAHRAMAN TEĞMEN FEDEROĞLU TAPSAŞAR (1872-1904)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önceki bir yazımda Türk kökenli Karay Yahudilerinden söz etmiştim. Bunların Türk olan Hazar devletinden geldiğini genellikle Kırım başta olmak üzere İstanbul’da yaşadıklarını ve sayılarının yüzlerce ifade edilmesine karşı halen İstanbul’da yaşamlarını sürdürdüklerinin yazmıştım. Dini yönden diğer Yahudilerden farklı olduklarını, Tevrat’ı kabul ettikleri halde TALMUD’U kabul etmedikleri için havralarının (cami) ayrı olduğunu İstanbul Hasköy’de bir tane bulunduğunu yazmıştım.
    Karayların Karaitika ismi ile Türkçe konuştukları, ancak bunun alfabesi olmadığı gibi yazılmış bir kitapların bulunmadığı bilinmektedir. Bu konuda yapılan araştırmaların yok denecek kadar az olduklarını yazmıştım.
    Bu defa İstanbul’da haftalık Judeo-İspanyol ve Türkçe yayınlanan ŞALOM gazetesinde ilginç bilgilere rastladım onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Avram Zafer İşcan tarafından yazı 10 Ekim 2018 günü yayınlanmıştır.
    Bir Türk Karay Musevisi olan ve burada yaptığı savaş anlatılacak ve Türkçe yazılmış bir halk türküsü verilecek olan Nesim Federoğlu (1872-1904) Odesa kentinde doğdu, askeri eğitim aldı yüzbaşı oldu, 1904 yılında Rus-Japon savaşında Port-Artur’da kahramanca savaştı ve şehit düştü, Japonlar tarafından cenazesi Rus tarafına iade edildi. Daha sonra Kırım Bahçesaray’da Balta Tiğmez (Balta Girmez) mezarlığında bir anıt mezar yapıldı. 1904 yılında katıldığı savaşı anlatan ve çok nadir rastlanan Karay Türkçesi ile Halk türküsü şöyle,
    TÜRKÜ
    Çıktım çeşme başına / Sabun kuydim taşına
    Meni saldat (asker) aldılar/ Otuz iki yaşımda
    Agleme anem, agleme babam/ Belki de Mevlam kurtarır
    Filiz fidan boyumuz/ Ağlap (kısır) kaldı soyumuz
    Port Artur’dan kaytkan (döndükten) Bolur (olur) bizim toyumuz (düğünümüz) Maşinalar (makineler) yağlandı/ Birbirine bağlandı
    Port Artur’ğa bargan (vardığımızda) Başım gözüm aylandı (döndü)
    Port Artur’un kalesi Ne oksektir (yüksektir) malesi
    Yüzbin asker anda bar (var) Neç (neden) tabılmay (bulunmaz) çaresi
    Kura Patkin başımız At etidir aşımız
    Port Artur’un içinde Cümle kaldı leşimiz
    Bizim Poruçig (Teğmen) Tapsaşar Hem karaman (kahraman), hem batır
    Yaponlarnı (Japonları) pek kırıp Analarını ağlatır

    Yazıya Teğman Tapsaşar’ın bir resmi eklenmiştir.

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    YAZAR, ÖĞRETİM ÜYESİ, İNŞAAT YÜKSEK MÜHENDİSİ
    ALTAY GÜNDÜZ (1927-2018) ARDINDAN
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Akyaka’da evi bulunan değerli bilim adamı, Muğla’da pek çok inşaat mühendisinin hocası, değerli yazar Altay Gündüz’ü geçen ay kaybettik. Hayat hikâyesi şöyle;
    Altay Gündüz 1927’de İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şişli Terakki Lisesi’nde yaptı ve 1952 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. İTÜ İnşaat Fakültesi Hidrolik ve Su Kuvvetleri Kürsüsü Asistanlığı (1958-1959. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde (eski YTO ve İDMMA; 1959-1995) Öğretim Görevlisi (1969), Doçent (1975), Profesör (1978) olarak çalıştı. 1994 yılında yaş sınırından emekli oldu;
    Yıldız Teknik Ünivesitesi İnşaat Mühendisliği Yapı Anabilim Dalı lisans öğretiminde “Betonarme, Yapı Dinamiği ve Mühendislikte İstatistik” derslerini verdi.
    Cumhuriyet Gazetesinin“ Olaylar Görüşler” sayfası ile gazetenin Bilim-Teknik ekinde 1986-2004 yılları arasında yirmi makalesi yayımlandı.
    Altay Gündüz’ün yayınları şöyle: Betonarme (1978), Betonarme Yapıların Limit Durumlara Göre Projelendirilmesi (1979), Betonarme Taşıma Gücü İlkesine Göre Hesap (1980), Geçmişe Yolculuk (Anılar), Mısır ve Mezopotamya isimli yayınları vardır

    Bunlar internetten gelen bilgilerdir. Değerli hocam benim meslektaşım sayılır. Zira 1974-1976 yıllarında Konya Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisinde İnşaat ve Mimarlık bölümlerinde Doçent olabilmek için Betonarme derslerine gelmiştir. Ben ise o yıllarda öğretim görevlisi olarak Yapı Statiği ve Yapı Malzemesi derslerini yürütüyordum. Bu yıllar görüşürdük.
    Daha sonra ise birkaç defa Akyaka’da da görüşmüştük.
    Değerli bir mühendis, aydın ve yazar olan bir aydını kaybettik. Altay Gündüz İstanbul’da öldü ve 21 Ekim 2018 günü İstanbul Şişli Camiinden kaldırılmıştı.
    Kederli ailesine ve Türkiye’nin her yerindeki mühendis öğrencilerine baş sağlığı dilerim. Işıklar içinde uyusun. Yazıya bir fotoğrafı eklenmiştir

    Derneğimiz üyesi, destekçimiz Sayın
    Özcan Koyunoğlu GÜNDÜZ’ÜN eşi,
    Derneğimiz üyelerinden Nilüfer GÜNDÜZ’ÜN babası
    ve Vildan KARSAN’IN Altay Abisi,
    Prof. İnşaat Yük. Müh. Sayın Altay GÜNDÜZ’ÜN
    Vefatını büyük bir üzüntü içinde öğrenmiş bulunmaktayız.
    Allah’tan, kederli ailesine sabırlar dileriz.
    AKSD
    (Muğla Devrim 07.11.2018 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 07-12-2018

    İSTANBUL’DA KÜLTÜREL ETKİNLİKLER I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İstanbul’a gelince burada gerçekleşen kültür etkinliklere katılma fırsatım oldu. Bu yazımda bunların birinden söz edeceğim.
    14 Ekim Pazar günü Karaköy’de Neve Şalom Sinagogu’nda gerçekleşen farklı bir kültürel etkinlik vardı. 35 Avrupa ülkesi ile birlikte İstanbul’da Yahudi Kültürü tanıtılıyordu.
    Sabah 10 dan 18.00 kadar devam eden etkinliklerde farklı salonlarda konuşmalar, müzik, sergiler yer almaktaydı. Ben Ana salonda olanları izleyebildim. Bu ana salon Yahudilerin ibadet yeriydi. Bunun kültürel etkinlere açılışı çok ilgi çekiciydi. Yani camide konuşmalara ve dini ve sivil konserlere yer verilmesi gibi bir şey.
    İlk konuşma ve uzunca bir sohbet Sefarat Yahudileri’nin İspanya’dan kovulmasının ardından Osmanlı ülkesine gelişinin 500 yıl dönümü için 1992 de kurulan Derneğin Başkanı NAİM GÜLERYÜZ (1933) idi. Türk Yahudilerinin kısa bir tarihçesini anlattı. Türkiye’de yaşayan Yahudilerin başlıca 4 grupta toplanabileceğini belirtti.
    1.En büyük gurubun 1492 yılında İspanya Kraliçesi İsabel (1451-1504) tarafından İspanya’dan kovulan ve bu tarihten sonra dalga dalga Osmanlı toprağına kabul edilen ve o tarihten bu yana Judeo İspanyol olan konuştukları dilin (Ortaçağ İspanyolcası) kendi aralarında yaşatıldığını anlattı. Osmanlı topraklarında bu kovulan insanlar İstanbul, Selanik ve İzmir’e yerleştirildi.
    Ben bu arada açıklama yapmak isterim. Yahudilerin dini dilleri İbranice (Hebrew) olup Arapça gibi Sami dil grubuna ait bir dildir.
    Sinagoglarda (cami) ibadet dili budur. Ancak günlük hayatta bu dil unutulmuş, bizler nasıl ki Arapça bilmeden camide Arapça ibadet ediyorsak, onlarda İbranice bilmeden dualarını Sinagogda İbranice yapmaktadır.
    1492 yılı aynı zamanda Kristof Kolomb (1451-1506) tarafından Amerika’nın keşfedildiği yıldır. Tarihte az görülen bağnaz bir davranışla İspanya’dan Yahudi ve Müslümanları İspanya’dan kovan Kraliçe İsabel, Kristof Kolomb’a inanan ona destek veren tek kadın hükümdardır. Zira dahi bir deniz adamı olan Kolomb aslen Ceneviz’dir (İtalya), pek çok hükümdara başvurmuş, sadece İsabel buna destek vermiştir. Amerika’nın keşfi ise yeni bir çağ açmıştır.
    Son olarak ölü bir dini dil olan İbranice yüzyıllar sonra İsrail’de yeniden canlandırılmış ve bugün İsrail’de konuşulan resmi bir dildir..
    Ayrıca dünyada çeşitli göçler olmuştur. Göçen toplumlar iki nesil sonra göçtükleri ülkedeki dillerini kaybetmişlerdir. Judeo İspanyol dilinin Türkiye’de ki yaşaması çok ilginç ve çok düşündürücü ve hayret vericidir. Safarat Yahudileri Osmanlı ülkesinde rahat yaşamışlar ve bunu müzik ve edebiyatları ile daima bunu anlatmışlar ve anlatmaya devam etmektedirler.
    2. İkinci Grup Aşkenaz Yahudileridir. Safarat Yahudilerine göre sayıları azdır. Bunlar Almanya ve Polonya’dan göç etmişlerdir. Bir çeşit Almanca olan Yiddiş dilini kullanırlar. Yiddiş dilinin İstanbul’da kaybolma durumuna geldiği kanısındayım. Aşkenaz’ların İstanbul’da ayrı sinagog ve mezarlıkları bulunmaktadır.
    3. Üçüncü gurup Türk asıllı Hazar devletinden kalan sayıları az olan ve Türkçe konuşan Türk Yahudi toplumudur. Bunların en çok olduğu yer Kırım’dır. İstanbul Hasköy’de çok küçük topluluk (sayıları yüzlerce ifade edilen) bulunmakta, bir ibadethaneleri ve ayrı mezarlıkları vardır.
    Ben şahsen mezarlıklarını görmüş bulunuyorum. Bunlar diğer guruplardan önemli ölçüde ayrılır. Zira Tevrat’ı (Tora) kabul ederler, diğer bir dini kitap Talmud’u kabul etmezler, bu yönden ibadethaneleri ayrıdır.
    İstanbul’da Hasköy’de bir tane bulunmaktadır. Karaköy isminin de buradan gelmektedir.
    4. Dördüncü Gurup ROMANİYOT Yahudileridir. Anadolu da yer yer Roma döneminden beri Yahudilerin yaşadığı bilinir. Bunlar görevli ya da sürgün edilmiş toplumlardır. En önemli tapınakları Lidya’nın başkenti Sardes (Manisa) kentinde olan M.Ö 215-212 tarihleri arasında yapıldığı sanılan tapınaktır. Restore edilmiş durumda olup gezilebilir.
    Anadolu’nun antik kentlerinde de bazı izler olduğu bilinmektedir. Bunlara daha sonra ne oldu? Pek bilinmez.
    Osmanlı Sultanı Orhan Bey Bursa’yı, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde sayıları az olan Yahudiler görüldü ki bunlar Romaniyot’tir. Bunlar iki bin yıldan bu yana Bizans (Roma) egemenliğinde yaşayan baskı gören Yahudilerdi. Sayıları az İbranice ibadet eden Rumca konuşan topluluktu.
    Kendisi ile tanışma fırsatını bulduğum Naim Güleryüz konuşmasını tamamladıktan sonra kendisine bir soru yönelttim. Romaniyot Yahudileri bugün kültürel kimliklerini koruyor mu? Ayrı sinagog ve mezarlıkları var mı?
    Naim Güleryüz önemli açıklamalarda bulundu. Şöyle özetlenebilir.
    Bunlar zaten baskı altındaydı, 1492 yılında İspanya’dan gelen Safaratlar içinde eridi, ama bugün bu kökten gelen insanları bu salonda tanıyor ve görüyorum, sanıyorum Amerika’da Romaniyot Yahudilerine ait bir ibadethane olduğunu biliyorum dedi.
    Burada Yahudi mutfağından örnekler vardı, bunlardan da tatmak istedim. Bu arada bir kişi bana yaklaştı, Sanıyorum Romaniyot kökenli idi. Bana teşekkür etti, isminin Nesim Behar Kantor olduğunu ve Yanya’da bir Romaniyot Sinagogunun olduğunu kendisinin burayı ziyaret ettiğini ayaküstü söyledi. Benim için unutamayacağım bir anektot oldu.
    Yazımın bu ilk kısmının sonuna Sayın Naim Güleryüz ile kitap imzalarken bir fotoğraf eklenmiştir.
    (Devam edecektir)
    (Devrim Gazetesi 30.10.2018 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    İSTANBUL’DA BİR KÜLTÜREL ETKİNLİK
    MEHMET BİLDİRİCİ II
    (Bir önceki yazının devamı)
    Naim Güleryüz konuşmasından sonra öğle arası 2 ciltlik yayınlanmış eseri satışa sunuldu ve yazarı tarafından imzalandı. Daha önce çeşitli yayınlarını okuduğum, çok titiz çalışan bir yazar olarak bildiğim, tanıştığım Güleryüz’ün kitaplarını bende edindim. “TRAKYA ve ANADOLU’DA YAHUDİ YERLEŞİM YERLERİ Birinci cilt İstanbul ikinci cilt Anadolu’ya aitti.
    Kısaca Muğla ile ilgili kısımlardan söz edeceğim. Bu kısımlar ikinci cildin 178-188 sayfaları arasındadır. Buradan kısa bir özet şöyledir.
    Muğla’nın Milas, Bodrum ve Fethiye ilçelerinde Yahudiler yaşamışlardır. Ancak bugün yaşayan bir cemaat ve Sinagog (Havra) yoktur. Bunların nereden geldikleri konusunda bilgi yoktur, ama ticaret amaçlı Rodos’tan geldikleri sanılmaktadır.
    MİLAS
    En önemli yerleşim Milas’ta idi. Milas’ta iki Yahudi Havrası ve mezarlığı bilinmektedir. Bu konuda geniş bilgilere Milas’ta yaşayan Nevzat Çağlar Tüfekçi’nin “Milas Yahudileri” isimli kitabında yeterli bilgilere ulaşmak mümkündür. Gene bu kitaptan kısa bir özet sunmak isterim. Mezarlıkta en eski mezar taşı 1795 tarihlidir. İki Sinangog bilinmektedir. Yapılış tarihleri 1852 ve 1899 yıllarıdır. 1916 tarihinde 157 aile, 1941 yılında ise 36 ailenin yaşadığı bilinmektedir. Bunlar daha sonra İstanbul, İzmir, Amerika ve İsrail’e göç etmişlerdir.
    Milas doğumlu Milaslı Gad Franko son Osmanlı ve ilk Cumhuriyet döneminde çok tanınmış bir Hukuk adamıdır. Rifat Bali tarafından yazılmış Milaslı Gad Franko isimli kitapta hayatı anlatılmaktadır. Ben de alıp okumuştum, Muğla’nın hafızası kabul ettiğim rahmetli Ünal Türkeş’e hediye etmiştim.
    BODRUM
    Bodrum’da ise bir ara bir Yahudi havrası olduğu bilinmekte ve bir Yahudi Mezarlığı yer almaktadır. Bodrum’dan tarihçi, eğitimci, Türkçü ve 7. Dönem Milletvekili Avram Galante (1873-1961) bilinmektedir. Türkler ve Yahudiler konusunda pek çok yayını vardır. Ancak bunların günün siyasi anlayışına yakın olduğu görüşündeyim. Bunlardan elbette yararlanan Naim Güleryüz’ün çalışmaları tamamen tarafsız ve objektif olduğu kanısındayım. 1927 nüfus sayımında sayıları 45 hane olarak bilinmektedir.
    FETHİYE
    19. yüzyıl sonunda muhtemelen Rodos’tan gelen 70 ailenin yaşadığı kayıtlarda görülmektedir. Fethiye’de Müslüman ve hayırsever Halil Efendi (1863-19219 (Faralyalı) tarafından Fethiye Yahudileri için bir Sinangog (bugün mevcut-yeri biliniyor) yaptırılmıştır. Bu dini toleransı gösteren dünyada böyle bir kişi belki de yoktur.
    Bu kitapta Halil Efendi hakkında şu bilgiler yer almaktadır. Halil Fethiye’nin Faralya kasabasından olup Rodos’ta doğmuştur. Daha sonra Fethiye’ye geri dönmüş, ticaretle uğraşmıştır. Bir ara Fethiye Kaymakamlığı da yapmış olan Halil Efendi, hayırsever bir kişidir. Her Ramazanda din ırk farkı gözetmeksizin herkese yardım ederdi. Ticaret Odasının kurucuları arasında idi. Fethiye’de bir cami ve Rodoslu hemşerileri Yahudiler için bir Sinagog yaptırmıştı.
    1985 yılından beri Muğla Akyaka’da evim var antik Muğla konusunda araştırmalar yaparım, Muğla tarihi ile ilgilenirim. Halil Efendi’yi hiç duymadım, bunu öğrendiğimde ne kadar şaşırdığımı ve hayranlık duyduğumu anlatamam. Dinlere bu kadar toleransla yaklaşan Halil Efendi’yi Fethiye ve Muğla’nın baş tacı yapmasını ummak istiyorum.
    Yazıya sıra ile Milaslı Gad Franko’nun (internet), Bodrumlu Prof Avram Galante’nin, (internet) Fethiye’li Faralyalı Halil Efendi’nin (Naim Güleryüze teşekkürlerimle) resimleri konulmuştur.

Toplam 422 yorum bulundu. 31-40 arası listeniyor.