Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 16-06-2018

    1970 YILINDA AÇILAN KONYA MÜHENDİSLİK MİMARLIK BÖLÜMÜNÜN 44. YIL BİRLİKTELİĞİNE DAVETLİ İDİM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bugün Konya’da sayısını bilemediğim üniversite var. 1970 yılında açılan Konya Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi o yıllarda Konya’da öncü bir Yükseköğretim kurumudur. Halen Selçuk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi bünyesi içindedir. Türkiye’nin çeşitli illerinden öğrenciler burada öğrenim görmüş ve Türkiye’nin Muğla dâhil pek çok ilde hizmet üretmişlerdir.
    Konya Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi’nin İlk dönem Mimarlık sınıfının 44. yıl buluşmasına davet edilmem benim için çok çok gurur vericiydi. Üstelik bu birliktelikte biz hocalara plâket vermek suretiyle de bizleri taçlandırdılar. Toplantıya 90 civarında mimar ki çoğu bayan ve 12 civarında eski Hocaları vardı. Bunların başında İzmir’den gelen Prof. Dr. Necati Şen, İstanbul’dan Ünal Ötkür ve diğer hocalar vardı. Törenler 12 Mayıs Cumartesi günü idi.
    Verilen Plâkette şunlar yazılıydı.
    “Sayın Mehmet Bildirici
    Mimarlık Nosyonunu kazanmamız ve bizlerin bu günlere getirmekteki emek özveri ve çabalarınız için teşekkür eder, saygılarımızı sunarız
    KDMM Mimarlık Bölümü, İlk mezunları
    Plaket verilmesi sonrası eski öğrencilerime bir mesaj yayınladım. Aynen şöyle;
    Konya’da yeni açılan Bayır Diamond otelde düzenlediğiniz etkinlikler çok akıllıca ve güzel planlanmıştı. Unutulacak cinsten değildi. İkramlar ve her şey güzeldi
    Tabii ki tüm bunların ötesinde 44 yıl sonra başta Konya ve Türkiye’nin her tarafında görev yapmış ve yapmaya devam eden Mimar arkadaşlarımla kucaklaşmak harikaydı.
    İlk hocalık deneyimini sizlere ders vererek kazandım. Kendi adıma şunu da itiraf etmeliyim ki çalışkan bir sınıftınız, sizin sınıfı hiç unutmadım.
    Sizden uzakta geçen 44 yıl bende de büyük değişiklikler oluştu. Bu vesile ile kısa kendimden de söz etmek isterim. KDMM Akademisi’nde görev yaptığım 1971-1982 yılları arasında Mimarlık Bölümü’ne Yapı Malzemesi ve Yapı Statiği, İnşaat Bölümüne Yapı Malzemesi derslerine girdim. Bu dönemde yasanın verdiği hakla hem derslere girdim ve hem de serbest olarak proje ve taahhüt işlerine devam ettirdim.
    Bu ağır tempoda çalışma bilimsel ve yayın yapmama engel oldu. Bunun bedeli de bende ağır oldu, kendimi 1983 yılında DSİ IV. Bölge Müdürlüğünde buldum. Buradaki çalışma temposu daha rahat idi. Bir süre burada dinlendim, İngilizceyi kitap okuyacak şekilde geliştirdim.
    1991 yılı benim hayatımda bir dönüm noktası oldu. Talebim üzerine Tarihi Su yapıları konusunda ciddi araştırmalara yöneldim. Bu konuda 27 yıldan bu yana hızı yavaşlasa da çalışmalarım devam etmektedir.
    1994 yılında “Konya Tarihi Su Yapıları” 2004 yılında “Tarihi Sulamalar, Depolama ve Taşkın Koruma Tesisler” kitaplarım DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yayınlandı. Bu konuda yurt içi ve yurt dışında toplantılara katılarak sunumlar yaptım.
    Bu konuda 2009 yılında adıma açılan WEB Sitemde, çeşitli dillerde benim ve diğer bu konuların uzmanların eserlerini kapsayan çok çeşitli yazılar bulunmaktadır.
    Web Sitem www.mehmetbildirici.com girmek yeterlidir. İçeriği 16.000 sayfa, ziyaretçi sayısı 210.000 üzerindedir.
    1996 yılında emekli oldum, İstanbul’a yerleştim. İstanbul Adliyelerinde 1997-2015 yılları arası bilirkişilik yaptım. Işık aldığım Konya Lisesi ve İTÜ İnşaat Fakültesi hocaları ve arkadaşlarım hakkındaki araştırmalarım üzerine 2012 yılında İTÜ den 50 mezuniyet yılında tüm 1962’liler adına konuşma yapmak için Rektörlük tarafından görevlendirildim. Bu ise benim için unutulmazların unutulmazıydı.
    Halen Kışları İstanbul Şişli, yazları Muğla Akyaka’da yaşamımı sürdürmekteyim. Araştırmalarıma devam ediyor. Muğla Devrim gazetesinde tarihi konularda köşe yazılarım yayınlanmaktadır.
    2011 yılında kızım Özlem’in ölüm acısını tattım. 2011 tarihinden itibaren yaşamımı yalnız başına sürdürmekteyim. Geride bir oğlum Selçuk Üniversitesinde Prof Dr. Öztuğ Bildirici ve kızım Eczacı Sibel Bildirici bulunmaktadır. Üç torunum vardır.
    12.Mayıs 2018 Cumartesi günü gerçekleşen Gala yemeğinden 2 fotoğraf eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 24.05.2018 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 16-06-2018

    AKYAKA ve YAKIN ÇEVRESİNDE YAZITLAR VE ONLARDAN GELEN BİLGİLER IV
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu dördüncü yazımda İDYMA kentinde bulunan farklı iki yazıttan söz edilecektir.
    RODOSLU STRATEGES PRATOPHON için ONURLANDIRMA YAZITI 602 NOLU Çok kısa olan bu yazıtta Almanca aşağıdaki metin olarak ifade edilmiş Türkçesi ise
    (Ehreninschrift für den einen rhodischen Strategen? Pratophon

    "Stratagosluk yapmış Rodoslu Pratophon için tanrılara…."
    Bu yazıt George Bean Carian Coast III sayfa 78 de yer almaktadır. Bir onurlandırma yazıtıdır. Son satırından anlaşılmaktadır.
    Gökova köyünde Mustafa Yasakçı'nın evinde görülmüştür. Gri kalker parçası, 16 cm yüksekliğinde, 16 cm genişliğinde, derinliğinin tespiti mümkün değil. Taşın sol tarafı tamam, diğer tarafları kırılmış,
    M.Ö. 1. yüzyılda Rodos yönetimine ait olduğu sanılmaktadır. Stratagisantos (stragosluk ) bölgede görülen bir görev, belirli yerlerde rastlanıyor.
    Mustafa Yasakçı Gökova mahallesinde evinde eski taşları bilerek veya bilmeyerek korumuştur. Ben kendisini tanıyamadım ve oğlu ile tanışmıştım.
    Yazıtın fotoğrafı ve bir zamanlar Gökova’da yaşamış ve kültüre dönük çeşitli fotoğraflar çeken İngiliz Grant Rowley Mustafa Yasakçı evinin merdiveninin basamaklarının İdima kalıntılarından geldiği kanısındadır. Onun verdiği bir resim de eklenmiştir.

    MUĞLA MÜZESİ GİRİŞİNDEKİ YAZIT
    Muğla Müzesi girişinde Akyaka’dan getirilmiş bir yazıt bulunmaktadır. Yazılı taşta bronz heykel izi görülmektedir. Müzeyi ziyaret eden bir yabancı uzman tarafından okunan kitabenin Grekçe, İngilizce ve Türkçesi şöyledir. Bu bilgiler eski Muğla İl Kültür Müdürü Hikmet Öz tarafından temin edilmiştir. Bu vesile ile kendisine teşekkür ederim.
    The community of the Idyma, honored Aristonidas son of Menippos with praise, a gold crown, a statue, a theatre front row seat, because of his virtue and the favor he continuously shows to the people of the Idyma. Timocharis and Pythokritos of Eleuthernai made (the statue)

    İdimalılar Birliği, Menippos oğlu Aristonidas’ı, İdima halkına gösterdiği iyilik ve çabalarından dolayı, altın taç, heykel ve tiyatroda ön sırada bir yer verilerek şereflendirilmiştir. (Heykel) Pinokaris ve Eleukthernai’li Pitokritos tarafından yapılmıştır.
    Bu taşın bulunuşunun hikâyesi şöyledir. Azmak boyunda Cennet Restoran’ın önünden beldeye gelen suyolunun kazısında ortaya çıkmış, bugün eski Belediye Başkanı olan Ahmet Çalca tarafından sahiplenmiş, daha sonra Muğla Müzesi’ne kaldırılmıştır.
    Bu yazıt Idyma’da bir amfi tiyatronun olduğunu düşündürmektedir. Bunun bir deprem sonrası veya başka sebeple tepenin yuvarlandığı olasıdır. Bu yer bugün İnişdibi’ndeki kalenin doğu taraflarıdır. Arazinin topoğrafyası burada bir amfi tiyatro olabileceğini göstermektedir.
    Bu bölgede Arkeolog Işık Soytürk ile 2005 Ağustos ayında yaptığımız incelemede hiç eski taş kırıklarına rastlanılmamıştır. Ancak arkası dağlıktır. Depremde toprak kayması olma ihtimali göz ardı edilmemelidir.
    Bu dört yazımda bir fikir vermek için 5 yazıt incelenmiştir. Aslında bunların sayısı 25-30 arasıdır. Onlarda da çok değerli bilgiler yer almaktadır.
    (Muğla Devrim 22.05.2018 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 16-06-2018

    AKYAKA ve YAKIN ÇEVRESİNDE YAZITLAR VE ONLARDAN GELEN BİLGİLER III
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önce yayınlanan (Devrim Gazetesi 14 ve 15 Mayıs 2018) iki yazımda Akyaka ve Gökova mahallelerinde bulunmuş yazıtlardan bahsetmiş ve bir yazıtı orijinali ve Türkçe çevirisini vermiştim.
    Burada şunu gene vurgulamak isterim. Akyaka (İdima) bu yönden çok büyük zenginlik sergilemektedir.
    Bu yazımda ise 2 başka yazıt tanıtılacaktır.

    TANRIÇA LETO AFRODİT İSMİ GEÇEN YAZITLAR
    Hristiyanlık öncesinde Akyaka Eski İskele mevkiinde bir Leto ve Afrodit tapınağının olduğu konusunda yazıtlardan bilgiler gelmektedir. Tanrıçalara tapınmaları yöneten rahipleri konusunda bilgiler yer almaktadır. (Yazıt 608)
    Nitekim Akyaka’da bugün eski Akyaka belediyesi önünde toplanmış mimari parçalarda tapınakta kullanılmış olabilecek yivli kolonlar görülmektedir.
    Bir kısmı kırık yazılı taşın üçüncü satırında Afroditis kelimesi okunabilmektedir. Yedinci satırda ise Apollon ismi görülmektedir.
    George Bean Carian Coast III sayfa 78, 10 (608) nolu yazıtla ilgili bulunan bilgiler şöyledir.
    Akyaka köy içinde eski bir evin duvarında bulunmakta idi. (Sarıoğlu'na ait ev halen yeniden yapıldı). 26 cm yüksekliğinde, 41 cm genişliğinde, kalınlığı belirlenemeyen blok. Harf yükseklikleri yukarıda 18 mm, aşağıda 13 mm ye düşüyor. Sonraki yazılan kısmın M.Ö. 2. yüzyıla ait olduğu kanısına varmış bulunuyorum.
    Yazıt bir defada yazılmamıştır. Öyle görünüyor ki isimler yıl yıl eklenmiştir. Ancak ilk yedi satır tek yazıcı tarafından taşa kazınmıştır. Ancak yer isimleri maalesef kayıptır.
    Dördüncü satırda Koteitis bilinmeyen bir yer ismi olduğu güvenle kabul edilebilir. Parea yönetiminin (Rodos) bir parçası ve İdima yakınlarında bir yer olmalıdır. Böyle bilinmeyen pek çok yer isimleri Parea'da görülmektedir. Patereus (Pat..) isminin etnik bir topluluk olduğu sanılmaktadır. (7 satır)
    1998 yılında Sarıoğlu ailesine ait yukarı köy meydanındaki ev yıkılırken son anda bu yazılı taş kurtarılmış. Gökova Akyaka'yı Sevenler Derneğinde korunmuştur.
    2015 yılında bu yazının yazarı MEHMET BİLDİRİCİ tarafından koruma altına alınması için dilekçe verilmiş ve tarihi taş Muğla Müzesine kaldırılmıştır. Değerli taş uzun yıllar Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği tarafından korunmuştur, adı geçen derneğe teşekkürü bir borç bilirim.
    Yazıtın orijinali ve bir fotoğrafı yazıya eklenen 1 ve 2 resimlerdedir.




    İKİNCİ ÖRNEK
    İDİMALILAR BİRLİĞİ " ""
    M.S 1. yüzyılda Roma İmparatoru Vespasianus adına dikilmiş, Akyaka Eski İskele bulunmuş ancak bugün kayıp olan bir yazıtta "İDİMALILAR BİRLİĞİ" “KOINON TO IDIMION” adlı bir birlikten söz edilmektedir. (Yazıt 607)
    Tarihi İDİMA kenti, bölgenin coğrafyasına bağlı olarak, çeşitli mahallelerden oluşmaktadır. Bunlar arasında idari ve ekonomik düzeni sağlayan, ihracat ve ithalat işlerini düzenleyen bir birlik olduğu anlaşılmaktadır.
    Bu birlik yönetim organlarını nasıl seçiyor, atama nasıl oluyor. Şimdilik bir şey söylemek mümkün değildir. Ancak bu birliğin kentin mahallelerini, kalelerini, Eski İskelede bulunan limanını, ticari mallarının giriş çıkışlarını düzenlediği düşünülebilir. Gerçekten M.Ö. 2. yüzyıldan, M.S 1. yüzyıl sonuna kadar bu yörede yoğun bir ticari yaşam olduğu, pek çok yabancının bugün olduğu gibi buraya çalışmak için geldiği anlaşılmaktadır. Bu dönemde yöre, M.Ö. 2. yüzyıldan 1. yüzyıla kadar Rodos tarafından Rodos Karşıyakası (Rhodian Parea) olarak yönetilmiş, daha sonra Roma İmparatorluğu'na katılmıştır.
    Bahsedilen kayıp olan yazıt 1886 yılında Eski İskelede Fransız araştırmacısı Cousin tarafından tespit edilmiştir..
    Yazıtta ekleme görülmüştür. Vespasianus isminin sonradan Domitianus adına değiştirilmiş olduğu sanılmaktadır. Üçe bölünmüş levha halindedir..
    İdimalılar Birliği tarafından onurlandırılmak için dikilen yazıt da ismi geçen (Titius Flavius Vespasianus (69-79) yılları arasında Roma İmparatorudur. Kalipolis kenti Duran çiftlik mevkiinde ayrı bir yazıtı olan ve sonradan ismi bu yazılı taşa ismi kazınan İmparator (Titius Flavius Domitianus (81-95) yılları arasında imparatorluk yapmış olup, Vespasianus'un küçük oğludur.
    Bu yazıt Roma dönemine ait tek yazıt olup İdima'nın tam olarak Roma yönetimine girdiğini de belgelemektedir.
    (Muğla Devrim 18.05.2018 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 16-06-2018

    AKYAKA ve YAKIN ÇEVRESİNDE YAZITLAR VE ONLARDAN GELEN BİLGİLER II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Önceki yazımda Idyma antik kenti ile ilgili yazıtlardan söz etmiştim. Bu ve ileri yazılarımda bunlara örnekler verilecektir.
    İNİŞDİBİ (AKYAKA-GÖKOVA ARASI) ONURLANDIRMA YAZISI
    Akyaka için çok değerli olarak kabul ettiğim İnişdibi'nde bir duvarda bulunan yazıttan çok ilginç bilgiler gelmektedir. Bir kısmı kırık taş Akyaka’lı Sarıoğlu’nun burada bahçe kapısının sol tarafına ters olarak konulmuştur. Taştaki orijinal yazı ve Türkçesi şöyledir



    Orijinali 12 satırlık yazıtın aynı sayıda satırla Türkçesi şöyledir.
    1.Artemon oğlu Zenon
    2.Karpothikeitas'lı Kallinikos, Mindos'lu Nikias
    3.Halikarnassos'lu Ekatais, Mindos'lu Demetrios
    4.Halikarnassos'lu Mionides, Laodikeus'lu Lisimakhos,
    5.Bizantios'lu Papias, Zenas
    6.Aristomakhos, Iason,
    7.Anteros, Zozimos,
    8.İdima'lı grammatikos Demetrios
    9.İdima'lı Antipatros oğlu Apollonios
    10.Mindos'lu Euparos, Hekaton oğlu Dionisos
    11.Halikarnassos'lu Neon, Laodikeus'lu Lisimakhos
    12.Alabanda'lı Niketas yaptığı hayırlar için
    Tanrılara
    Bu bilgiler George Bean’ın Carian Coast III sayfa 79, da 11 nolu yazıttan alınmıştır. Akyaka ile Gökova arasında bir bahçenin giriş kapısındadır. Sarı renkte kalker, ters olarak duvara yerleştirilmiştir. 0,50 m yüksekliğinde, 1,34 m genişliğinde, 0,45 derinliğindedir. 0,17 metrelik sol köşeden kırılmıştır. Helenistik döneme ait harfler, olup M.Ö 2. yüzyıla ait olduğuna kabul edilebilir. Taş George Bean tarafından 1953 yılında fark edilmiştir.
    Yazıt saygı ve onurlandırmak için yazılmıştır. Bu durum sonundaki "theois" kelimesinden anlaşılmaktadır. Ancak onurlandırılan kişinin ismi bulunmamaktadır. Muhtemelen taşın üst kısmında idi. İncelemeden yerel bir toprak sahibi (ağası) için yanında hizmetli olarak çalışan 6 kişi, sekreteri veya kâtibi (grammatikos), diğer bir İdimalı, bir Kallipolis'li, diğer bir yakın bölgeden insan ve 9 yabancıdan oluşmaktadır.
    Yabancılar içinde Mindos (Bodrum Gümüşlük) ve Halikarnassos'lular (Bodrum) başta gelmektedir. Bizantion'lu (İstanbul) Papias en uzaktan gelendir. Kâtip Demetrius görevli İdima’da olup baba ismi belirtilmemiştir. Eggeneis Rodos yazıtlarında sıkça kullanılan bir terimdir.
    Karpotheiketas kelimesini "Granary superintendent), "Ambarlar Genel Sorumlusu" gibi anlaşılabilir.
    İkinci satırdaki Carpothea Dor lehçesi ile yazılmıştır
    Bu değerli taşın korunması gerekirdi. Bunun için 2015 yılında bu yazının yazarı Mehmet Bildirici tarafından Muğla Müzesi’ne bir dilekçe verilmiştir. Muğla Müze yetkilileri yerinde inceleme yapmış benimle de görüşmüş, taşın yerinde koruma altına alınmasına karar vermiştir. Taş yerel yetkililere teslim edilerek koruma altına alınmıştır.
    Sarıoğlu Akyaka’da gelişme döneminde önde gelen bir kişidir. Ormanda yerleri vardır. Yazılı taşları yapılarında kulanmış kişidir. Bilerek veya bilmeyerek onları korumuştur. Diğer yazıtlarda da merhum Sarıoğlu karşımıza çıkacaktır. Nitekim bu taşın yazılı kısmı duvar içine koysaydı tamamen kaybolmuş olacaktı.

    (Muğla Devrim Gazetesi 15.05.2018 tarihinde yayınlandı)

    Devrim Gazetesinde 14 ve 15 Mayıs 2018 günü çıkan “YAZITLAR” yazının tarihi ve belgesel değeri var.
    Şadan Gökovalı
    17.05.2018
    Hayıtlı “Çekek” mevkiinden yukarı çıkarsan Bargasa görüşümüze katılırsın, Atışa devam

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 16-06-2018

    AKYAKA ve YAKIN ÇEVRESİNDE YAZITLAR VE ONLARDAN GELEN BİLGİLER I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Muğla-Ula ilçesinin Gökova Körfezi kıyısında yer alan AKYAKA seçkin bir turizm beldesidir. Son Belediye seçiminden önce SAKİN KENT-CITTA SLOW unvanı olan Ula’nın bir mahallesidir. Akyaka ve yaklaşık 3 km içeride Gökova ilk çağda bir Karia kent olarak kurulmuş bulunan IDYMA (İdima okunur) kentinin yerleşim birimleridir. İdyma çok şanslı bir kenttir. Muğla Ula hakkında hiç yazıt bilinmezken İdyma hakkında 25 civarında yazıt okunmuş, Kayda geçmiş, bazıları kaybolmuş bazıları elimizdedir.
    Bu konuda geniş bilgiler Web sitemde Idyma bölümünde yer almaktadır. Bu yazımda burada bulunmuş ve okunmuş yazıtlara ait birkaç örnek verilecektir. Öncelikle burada bulunmuş yazıtlar, dilleri konusunda açıklama yapmak yerinde olacaktır.
    Idyma'nın içinde bulunduğu Karia bölgesinde üç dil konuşulmuş ve üç yazı dili oluşmuştur. Bunlardan ilki bölgenin ilk yerel halkı Karia'lıların konuştuğu ve yazdığı Karia dilidir. Ancak Karia dilinden gelen yazıt ve belgeler yok denecek kadar az olduğu için bu dil çözülememektedir. Son kazılarda sadece Kaunos'da bu dilde bir yazıt bulunmuştur. Ayrıca Milas Müzesi’nde de Karia dilinde bir yazıt sergilenmektedir. Akademisyenlerin bu konuyu aydınlatması gerektiğine inanıyorum. Ben bilebildiğim kadar Karia dili gizemini korumaktadır. Bir alt kültürden burada yaşayan Lelegelerin bir yazısı olmamıştır. Karia dilinde bazı yazılara ise Mısır’da rastlanmaktadır.
    İkinci konuşulan dil Grekçe'dir. M.Ö. 6-7. yüzyıldan yörenin 13. yüzyıl sonlarında Türkler tarafından fetih edilmesine kadar resmi ve konuşma dili Grekçe’nin Iyon ve Dor lehçeleridir. . Bu yüzyıldan cumhuriyetin kurulmasına kadar bu dil etnik gruplar (Rumlar) tarafından konuşulmuştur..
    Yöremizde bulunan yazıtların büyük çoğunluğu Helenistik döneme aittir. Bu sürede yöremiz Rodos Karşıyakası (Parea) olarak yönetilmiştir. Yöremizde görülen yazıtların büyük çoğunluğu Rodos Yönetimi dönemine aittir.
    Bölge M.Ö 546-324 yılında Persler (İran), MS 1. yüzyıldan itibaren Roma tarafından yönetilmiş, onların dili Latince ve Perslerin dili bölgede yayılmamış konuşulmamıştır. Bunlara ait yazıt ve kazılardan çıkan objeler yoktur.
    Bazı çevreler ısrarla Karia bölgesindeki kentlerin isimlerinin Orta Anadolu’da büyük bir uygarlık kuran Hititlerin LUVİ dilinden geldiğini savunurlar. Bunlar arasında Idyma, Muğla, Milas’ta bulunur. Karia bölgesinde Hititler hiç egemen olmamış, hiç yaşamamış ve dilleri Luvice hiç konuşulmamıştır. Şimdiye kadar bu konuda bir yazıt bir obje görülememiştir. Bunu burada açıklamayı vicdanı bir görev bilirim.
    Yöremizdeki yazıtlar 1885 yılından itibaren tespit edilip okunmaya başlamıştır. Bu konuda epigrafik (yazıt okuma) çalışmalar yapanlar Cousin-Diehl, L. Robert ve George Bean'dir. Bu araştırmaların İdima konusundaki bölümleri elimizde bulunmaktadır.
    Burada şunu da açıklamak isterim. Devrim Gazetesi 25.04.2018 tarihli sayısında incelediğin Strabon Coğrafya kitabında Körfezin ucundaki antik kenti Bargasa olarak vermiştir. Buranın Idyma olduğu yukarıdaki araştırmacılar tarafından yazıtlara dayalı olarak anlaşılmıştır. Bugün yeri tam olarak saptanamamış Bargasa Akbük civarında sanılmaktadır.
    "Avusturya Bilimler Akademisi ile Ren Westefalya Bilimler Akademisi"nin (Österreichische Akademie der Wissen-schafter, Rheinisch-Westfaelische Akademie der Wissenschaften), Rodos Karşıyakası yazıtları (Die Inschriften der Rhodischen Peraia) bünyesinde sayfa 145-155 arasında (Dr. Rudolf Habelt (GMBH Bonn 1991) tarafından yayınlanmıştır.
    Bu çok değerli yazıt Paris'te araştırmacı Guy Meyer tarafından bu yazının yazarı Mehmet Bildirici’ye gönderilmiştir. Maalesef bugün hayatta olmayan Guy Meyer benim yakın dostum ve Gökova’ya âşık bir Parisliydi.
    Bu yazıtları gerçekten çok değerlidir. Bir örnek vermek gerekirse Konya civarında okunan yazıtları da inceleyen biriyim. Konya ve civarında Roma dönemine ait Grekçe yazılar sayılamayacak çok olduğu halde, Helenizm dönemine ait yazıtlar çok çok az sayıdadır. Idyma’da ise bulunan yazıtların Idyma yazıtlarının Helenizm dönemine ait oluşu bunların değerini kat kat artırmaktadır.
    Son olarak da Roma İmparatorluk yönetiminde Grek dili ve kültürünü geniş olarak devam ettiği anlaşılmaktadır. Nadiren Konya’da Latince yazıtlara da rastlanmaktadır.
    (Devam edecek)
    Muğla Devrim 14.05.2018 yayınlandı

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 16-06-2018

    ANADOLU’NUN EN ESKİ KABİLESİ ISAURALILARDAN BİZANS İMPARATORU OLAN ZENON (474-475 İKİNCİ DEFA 476-491)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Helenizm uygarlığı ve Grekçe Büyük İskender’in Asya saferi ile Anadolu içlerine girmiştir. Daha önce Konya’da Lykaonya’lılar, güneyinde Bozkır ve Ermenek dolaylarında ISAURALILAR, Isparta çevrelerinde PİSİDYALILAR yaşardı. Kendi kültürleri, gelenekleri ve inandıkları dinleri olmasına karşı, yazıları ve kültür belirtisi heykel (yontu) sanatları yoktu.
    ISAURALILAR Bozkır, Ermenek ve kısmen Silifke’de yaşarlardı. En önemli kentleri Bozkır-Konya yolunda bugün Zengibar Kalesi olarak bilinen ISAURA antik kenti idi. Isaura ismi bugün Zengibar’a dönüşmüştür.
    Isaura kabilesi ülkelerine dışarıdan gelen Helen ve Roma kültür ve egemenliğine hep karşı çıktı, ancak onlara göre bir alt uygarlık olduğundan kazanamayıp ve sonradan gelen Türk kültürleri içinde kaybolup gittiler. Anadolu’nun yok olan bir boyu….
    Büyük İskender’in valilerinden biri Isauralılar tarafından öldürüldü (M.Ö 4 yüzyıl) üzerlerine bir ordu gönderilir. Ordu önce Laranda (Karaman) saldırır ve kısa bir zamanda onu yerle bir eder. Oradan Bozkır Konya yolunda Zengibar Kalesi olarak bilinen Isaura kentini kuşatır, büyük bir kuşatma başlar ama kentin duvarları vardır büyük bir direnme ile karşılaşılır. Uzun bir direnişin ardından kentten sesler kesilir sonunda İsauralılar teslim olma yolunu seçmeyip kendilerini öldürür İskender’in gönderdiği ordu, yanmış ve yıkılmış ISAURA kentine girer.
    Sicilya doğumlu Tarihçi Diodoros’un (M.Ö.90-30) “Bibliotheca Historia” isimli kitabında konu geniş şekilde işlenmiştir. Ben 1990’lı yıllarda dağcılar grubu ile birkaç defa bu kentini görme fırsatı bulmuştum. Dağın tepesinde tam bir kartal yuvası
    Isaura Bölgesi daha sonra Roma İmparatorluğuna katılmış sert ve bağımsızlık karakteri taşıyan Isauralılar Roma’ya karşı 3 ve 4 yüzyıllarda başkaldırılarda bulunmuş ve Roma için problemli bir bölgedir. Bu yönden Roma burada kuvvetli ordular bulundurmuştur.
    Şimdi dönerek Tarasis ismi ile Isaura kabile reisliğinden DOĞU ROMA İMPARATORU olan Zenon’un hikâyesine geçelim. Zenon Ermenek sınırları içinde 425 tarihinde Rusumblada isimli küçük bir kentte doğmuş, daha sonra doğum yeri onun onuruna ZENONOPOLİS olmuştur. Önce şunu belirtmeliyiz ki yaklaşık Asauralılar beş yüz yıldan bu yana İmparatorluk halkı (tebası) sayıldığı halde başkent Constantinople’da (İstanbul) barbar sayılıyorlardı.
    Bir barbar kabile sayılan Isaura’dan Tarasis isimli kabile şefi Doğu Roma Ordusuna katılmış, 447 yılında Hun Komutanı ATTİLA ile yapılan savaşta başarı göstermiş, başkente yerleşmiştir.
    460’lı yıllarda Doğu Roma İmparatorluğu (iyi anlaşılması BİZANS) ordusu içinde Germen (Alman) kökenliler ağırlıktadır. O zaman ki İmparator bunu dengelemek için Barbar kabul edilen Isauralıları başkente davet eder. Zenon iyice başkentte güçlenir.
    Kaba saba barbar Isauralı olmasına karşı yıldızı parlayan bir askerdir. İmparator Leo’nun kızı Ariadne ile evlenir. Bu evlilikten bir yıl sonra İmparator I. Leon’nun torunu doğar. II. Leo babası Zenon ile 474 tarihinde tahta geçer, torun Leo bir yıl sonra ölür ve Zenon bir yıl (475) sonra Basiliscus tarafından tahtan uzaklaştırılır. Zenon memleketi Isauara’ya (Ermenek) gider orada güçlenir, 476 yılında İstanbul’u kuşatır ve ele geçirir. Kendini uzaklaştıran Basiliscus’u kuru bir sarnıçta ölüme mâhkum eder.
    Zenon artık tek başına imparatordur. 66 yaşında 491 yılında imparator olarak ölür.
    Zenon’un imparator olduğu 15 yıl çok çalkantılı geçer, pek çok isyanlar olur, bastırılır, en önemli olay 395 yılında İstanbul’dan ayrılan BATI ROMA İmparatorluğu tarihe karışır. Bu karma karışık durumları şimdilik bir tarafa bırakacağız.
    Kardeş Batı Roma tarihe karışırken Zenon Bizansı devam ettirebilmesi bir başarıdır.
    Şimdi bir miktarda Zenon’un memleketi Ermenek’ten bahsedeceğim. Birkaç defa buraları gezdim, Taşeli olarak bilinen bu yörede pek çok antik kent bulunmaktadır. Bunlardan biri de SBEDE (İzvit) bugün Yukarı Çağlar, burada 2. yüzyıl Roma döneminden kalma dünyanın en güzel açılmış 4 km uzunluğunda su tüneli bulunmakta, bu vesile bu köyde birkaç gün misafir edildim. Bu bilgileri Uluslararası Sempozyumda sundum. Bu ilginç bildiriye Web sitemden ulaşılabilir.
    İzvit’ten (YukarıÇağlar) bu vesile çok dostum oldu. Çalışmalarımı Taşeli gazete ve internet yayınlarına koydular. Zenon’un Ermenekli bir Isauaralı olduğunu burada öğrendim.
    Son olarak yazımı şöyle bağlayacağım. Isaura ismi son zamanlarda NAVAĞI’YA dönüşmüştür. Yukarı Çağlardan dostum Durmuş Ali Özbek yazdığı İzvit Tarihi kitabından bir cümleyi buraya alıyorum. Yazar tarihe meraklı bir teyzesine “TEYZE BİZ KİMİZ? Sorusuna teyzesinin cevabı BİZ NAVAĞIYIZ olmuştur.
    Ben özü kökü Anadolu olan Isauralıların bir kısmın hala buralarda MÜSLÜMAN TÜRK olarak yaşadığına inanıyorum
    Yazıya Zenon’un doğum yeri olan Ermenek Zenonopolis antik kentinden bir resim eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 08.05 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    ANADOLU’NUN EN ESKİ KABİLESİ ISAURALILARDAN BİZANS İMPARATORU OLAN ZENON (474-475 İKİNCİ DEFA 476-491)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Helenizm uygarlığı ve Grekçe Büyük İskender’in Asya saferi ile Anadolu içlerine girmiştir. Daha önce Konya’da Lykaonya’lılar, güneyinde Bozkır ve Ermenek dolaylarında ISAURALILAR, Isparta çevrelerinde PİSİDYALILAR yaşardı. Kendi kültürleri, gelenekleri ve inandıkları dinleri olmasına karşı, yazıları ve kültür belirtisi heykel (yontu) sanatları yoktu.
    ISAURALILAR Bozkır, Ermenek ve kısmen Silifke’de yaşarlardı. En önemli kentleri Bozkır-Konya yolunda bugün Zengibar Kalesi olarak bilinen ISAURA antik kenti idi. Isaura ismi bugün Zengibar’a dönüşmüştür.
    Isaura kabilesi ülkelerine dışarıdan gelen Helen ve Roma kültür ve egemenliğine hep karşı çıktı, ancak onlara göre bir alt uygarlık olduğundan kazanamayıp ve sonradan gelen Türk kültürleri içinde kaybolup gittiler. Anadolu’nun yok olan bir boyu….
    Büyük İskender’in valilerinden biri Isauralılar tarafından öldürüldü (M.Ö 4 yüzyıl) üzerlerine bir ordu gönderilir. Ordu önce Laranda (Karaman) saldırır ve kısa bir zamanda onu yerle bir eder. Oradan Bozkır Konya yolunda Zengibar Kalesi olarak bilinen Isaura kentini kuşatır, büyük bir kuşatma başlar ama kentin duvarları vardır büyük bir direnme ile karşılaşılır. Uzun bir direnişin ardından kentten sesler kesilir sonunda İsauralılar teslim olma yolunu seçmeyip kendilerini öldürür İskender’in gönderdiği ordu, yanmış ve yıkılmış ISAURA kentine girer.
    Sicilya doğumlu Tarihçi Diodoros’un (M.Ö.90-30) “Bibliotheca Historia” isimli kitabında konu geniş şekilde işlenmiştir. Ben 1990’lı yıllarda dağcılar grubu ile birkaç defa bu kentini görme fırsatı bulmuştum. Dağın tepesinde tam bir kartal yuvası
    Isaura Bölgesi daha sonra Roma İmparatorluğuna katılmış sert ve bağımsızlık karakteri taşıyan Isauralılar Roma’ya karşı 3 ve 4 yüzyıllarda başkaldırılarda bulunmuş ve Roma için problemli bir bölgedir. Bu yönden Roma burada kuvvetli ordular bulundurmuştur.
    Şimdi dönerek Tarasis ismi ile Isaura kabile reisliğinden DOĞU ROMA İMPARATORU olan Zenon’un hikâyesine geçelim. Zenon Ermenek sınırları içinde 425 tarihinde Rusumblada isimli küçük bir kentte doğmuş, daha sonra doğum yeri onun onuruna ZENONOPOLİS olmuştur. Önce şunu belirtmeliyiz ki yaklaşık Asauralılar beş yüz yıldan bu yana İmparatorluk halkı (tebası) sayıldığı halde başkent Constantinople’da (İstanbul) barbar sayılıyorlardı.
    Bir barbar kabile sayılan Isaura’dan Tarasis isimli kabile şefi Doğu Roma Ordusuna katılmış, 447 yılında Hun Komutanı ATTİLA ile yapılan savaşta başarı göstermiş, başkente yerleşmiştir.
    460’lı yıllarda Doğu Roma İmparatorluğu (iyi anlaşılması BİZANS) ordusu içinde Germen (Alman) kökenliler ağırlıktadır. O zaman ki İmparator bunu dengelemek için Barbar kabul edilen Isauralıları başkente davet eder. Zenon iyice başkentte güçlenir.
    Kaba saba barbar Isauralı olmasına karşı yıldızı parlayan bir askerdir. İmparator Leo’nun kızı Ariadne ile evlenir. Bu evlilikten bir yıl sonra İmparator I. Leon’nun torunu doğar. II. Leo babası Zenon ile 474 tarihinde tahta geçer, torun Leo bir yıl sonra ölür ve Zenon bir yıl (475) sonra Basiliscus tarafından tahtan uzaklaştırılır. Zenon memleketi Isauara’ya (Ermenek) gider orada güçlenir, 476 yılında İstanbul’u kuşatır ve ele geçirir. Kendini uzaklaştıran Basiliscus’u kuru bir sarnıçta ölüme mâhkum eder.
    Zenon artık tek başına imparatordur. 66 yaşında 491 yılında imparator olarak ölür.
    Zenon’un imparator olduğu 15 yıl çok çalkantılı geçer, pek çok isyanlar olur, bastırılır, en önemli olay 395 yılında İstanbul’dan ayrılan BATI ROMA İmparatorluğu tarihe karışır. Bu karma karışık durumları şimdilik bir tarafa bırakacağız.
    Kardeş Batı Roma tarihe karışırken Zenon Bizansı devam ettirebilmesi bir başarıdır.
    Şimdi bir miktarda Zenon’un memleketi Ermenek’ten bahsedeceğim. Birkaç defa buraları gezdim, Taşeli olarak bilinen bu yörede pek çok antik kent bulunmaktadır. Bunlardan biri de SBEDE (İzvit) bugün Yukarı Çağlar, burada 2. yüzyıl Roma döneminden kalma dünyanın en güzel açılmış 4 km uzunluğunda su tüneli bulunmakta, bu vesile bu köyde birkaç gün misafir edildim. Bu bilgileri Uluslararası Sempozyumda sundum. Bu ilginç bildiriye Web sitemden ulaşılabilir.
    İzvit’ten (YukarıÇağlar) bu vesile çok dostum oldu. Çalışmalarımı Taşeli gazete ve internet yayınlarına koydular. Zenon’un Ermenekli bir Isauaralı olduğunu burada öğrendim.
    Son olarak yazımı şöyle bağlayacağım. Isaura ismi son zamanlarda NAVAĞI’YA dönüşmüştür. Yukarı Çağlardan dostum Durmuş Ali Özbek yazdığı İzvit Tarihi kitabından bir cümleyi buraya alıyorum. Yazar tarihe meraklı bir teyzesine “TEYZE BİZ KİMİZ? Sorusuna teyzesinin cevabı BİZ NAVAĞIYIZ olmuştur.
    Ben özü kökü Anadolu olan Isauralıların bir kısmın hala buralarda MÜSLÜMAN TÜRK olarak yaşadığına inanıyorum
    Yazıya Zenon’un doğum yeri olan Ermenek Zenonopolis antik kentinden bir resim eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 08.05.2018 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    FİLOZOF, DİN ADAMI SİVASLI AZİZ VLAS (280-316)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ege özellikle İYONYA ve KARYA bölgesinde daha ziyade batı uygarlıklarına direk olmuş pek çok değerli hem kadın hem de erkek bulunmaktadır. Bu şöyle anlatılabilir bugün batıyı temsil eden başta Fransa ve İngiltere uygarlığı yok ilen İyonya vardı, Karya vardı. Ben bir liste çıkarıp bu değerli kişilerin hayat hikâyelerini, yaptıkları anlatmaya çalışacağım.
    Ancak şunu da belirtmeliyim ki en çok insan Ege bölgesinden çıkmasına karşı bu kadar zengin olmasa da Anadolu’nun her yerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu yazımda biraz Anadolu’nun içlerine gideceğim, tabii ki Ege bölgesi henüz bitmedi, tekrar döneceğim.
    Bu yazımda Sivaslı (Sebaste) filozof, doktor aziz, inancı uğruna şehit edilmiş, bir Ermeni Azizden söz edeceğim. Zamanında yayınlanan kamu tutanağında (Acta) dövülmüş, demir dokumacı taraklarıyla saldırılmış ve başı kesilerek şehit edilmiştir.
    O tarihlerde bu işkence aletinin yün taraklarla olan benzerliği ilgi çekicidir. Bu bakımdan yün ticareti yapanlarca koruyucu aziz olarak kabul edilir. Aynı zamanda doktor azizdir, boğaz hastalarını iyileştirdiğine, boğaza kaçan balık kılçıklarına aracılık eden bir azizi olduğuna inanılır. Şunu anlamalıyız ki bu azizlerin tedavisi Hipokrates gibi olmayıp dine ve inanışa dayanır.
    Hayvanları iyileştirmiş, basit bir hücrede yaşamıştır. Ölmeden önce bir hayvana zarar veren kurta onu bırakmasını söylemiş onu kurtarmıştır. Ölmek üzereyken hayvanın sahibi gizlice ona yiyecek vermiştir. Tabii bunlar olduğuna inanılan geleneksel bilgilerdir.
    Sivas’ta yaşayan bu azizi ünü 12 yüzyıldan son tüm Avrupa’ya yayılmıştır.
    İspanyolca konuşan ülkelerde ismi San Blas’tır.
    Almanya’da Karaormanlarda Vlas’tır.
    Ermenistan’da adına kurulmuş tarikat vardır.
    İngiltere’de Saint Blaise’dir. İngiltere’ye yün dokumacılığını getirdiğine inanılır. Yün ile uğraşanlar için maskot olur.
    Dubrovnik’in koruyucu azizidir (Sveti Vlaho)
    Rusya’da ise St. Vlasij olarak bilinir.
    Selçuklar tarafından Sivas alınınca, Aziz Vlas Boğaz Evliyası olarak bir EREN olarak kabul edilmiştir. Akyaka’da ve pek çok yerde Eren Dede’ler hep vatdır.
    2012 yılında Sivas Kangal’da bulunan Şifalı Balıklı Kaplıcalarına gittim. Sedef hastalığı için balıkların iyi geleceğini duymuştum. Akyaka’da arkadaşım Aliye Teksal’ın Kangallı olduğunu öğrendim. Gerçekten merhum amcası Asker’in ve amcaoğullarının çok ilgi ve desteğini gördüm. Ama çok şifa gördüğümü söyleyemem.
    Kangal’a gitmeden önce iki gün kalıp Sivas’ın tarihi yerlerini gezdim. Şunu belirtmeliyim, Selçuklunun başkenti Konya olmasına rağmen Sivas’taki eserleri daha fazladır. Bu arada Aziz Vlas’ın gömülü olduğu yeri araştırdım. Etrafı çevrili bir yeri gösterdiler. Ama maalesef bir yazıt ve plaka yok idi. Belediyeciler Sivas’a gelen yabancıların ilk sordukları Aziz Vlas olduğunu söyledi. Burası bir Selçuklu Medresesinin hemen karşısıydı. Aziz Vlas olarak Türkçe bir kitap vardır.
    Açıklayıcı bir plaket basit bir anıt dikilse ne kaybederiz, aksine çok çok kazanırız diyorum…. Azizin bir resmi ile gömüldüğü yerdeki bir fotoğrafım eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 07.05.2018 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    FİLOZOF, DİN ADAMI SİVASLI AZİZ VLAS (280-316)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ege özellikle İYONYA ve KARYA bölgesinde daha ziyade batı uygarlıklarına direk olmuş pek çok değerli hem kadın hem de erkek bulunmaktadır. Bu şöyle anlatılabilir bugün batıyı temsil eden başta Fransa ve İngiltere uygarlığı yok ilen İyonya vardı, Karya vardı. Ben bir liste çıkarıp bu değerli kişilerin hayat hikâyelerini, yaptıkları anlatmaya çalışacağım.
    Ancak şunu da belirtmeliyim ki en çok insan Ege bölgesinden çıkmasına karşı bu kadar zengin olmasa da Anadolu’nun her yerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu yazımda biraz Anadolu’nun içlerine gideceğim, tabii ki Ege bölgesi henüz bitmedi, tekrar döneceğim.
    Bu yazımda Sivaslı (Sebaste) filozof, doktor aziz, inancı uğruna şehit edilmiş, bir Ermeni Azizden söz edeceğim. Zamanında yayınlanan kamu tutanağında (Acta) dövülmüş, demir dokumacı taraklarıyla saldırılmış ve başı kesilerek şehit edilmiştir.
    O tarihlerde bu işkence aletinin yün taraklarla olan benzerliği ilgi çekicidir. Bu bakımdan yün ticareti yapanlarca koruyucu aziz olarak kabul edilir. Aynı zamanda doktor azizdir, boğaz hastalarını iyileştirdiğine, boğaza kaçan balık kılçıklarına aracılık eden bir azizi olduğuna inanılır. Şunu anlamalıyız ki bu azizlerin tedavisi Hipokrates gibi olmayıp dine ve inanışa dayanır.
    Hayvanları iyileştirmiş, basit bir hücrede yaşamıştır. Ölmeden önce bir hayvana zarar veren kurta onu bırakmasını söylemiş onu kurtarmıştır. Ölmek üzereyken hayvanın sahibi gizlice ona yiyecek vermiştir. Tabii bunlar olduğuna inanılan geleneksel bilgilerdir.
    Sivas’ta yaşayan bu azizi ünü 12 yüzyıldan son tüm Avrupa’ya yayılmıştır.
    İspanyolca konuşan ülkelerde ismi San Blas’tır.
    Almanya’da Karaormanlarda Vlas’tır.
    Ermenistan’da adına kurulmuş tarikat vardır.
    İngiltere’de Saint Blaise’dir. İngiltere’ye yün dokumacılığını getirdiğine inanılır. Yün ile uğraşanlar için maskot olur.
    Dubrovnik’in koruyucu azizidir (Sveti Vlaho)
    Rusya’da ise St. Vlasij olarak bilinir.
    Selçuklar tarafından Sivas alınınca, Aziz Vlas Boğaz Evliyası olarak bir EREN olarak kabul edilmiştir. Akyaka’da ve pek çok yerde Eren Dede’ler hep vatdır.
    2012 yılında Sivas Kangal’da bulunan Şifalı Balıklı Kaplıcalarına gittim. Sedef hastalığı için balıkların iyi geleceğini duymuştum. Akyaka’da arkadaşım Aliye Teksal’ın Kangallı olduğunu öğrendim. Gerçekten merhum amcası Asker’in ve amcaoğullarının çok ilgi ve desteğini gördüm. Ama çok şifa gördüğümü söyleyemem.
    Kangal’a gitmeden önce iki gün kalıp Sivas’ın tarihi yerlerini gezdim. Şunu belirtmeliyim, Selçuklunun başkenti Konya olmasına rağmen Sivas’taki eserleri daha fazladır. Bu arada Aziz Vlas’ın gömülü olduğu yeri araştırdım. Etrafı çevrili bir yeri gösterdiler. Ama maalesef bir yazıt ve plaka yok idi. Belediyeciler Sivas’a gelen yabancıların ilk sordukları Aziz Vlas olduğunu söyledi. Burası bir Selçuklu Medresesinin hemen karşısıydı. Aziz Vlas olarak Türkçe bir kitap vardır.
    Açıklayıcı bir plaket basit bir anıt dikilse ne kaybederiz, aksine çok çok kazanırız diyorum…. Azizin bir resmi ile gömüldüğü yerdeki bir fotoğrafım eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 07.05.2018 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    MUĞLA YEŞİLYURT (PİSİ) HAKKINDA YAYINLAR
    Mehmet BİLDİRİCİ
    Çevre tarihi ve doğal güzelliklerine ilgim dolayısıyla Muğla'nın kuzeyinde eski ismi Pisi veya Pisiköy olan Yeşilyurt'un tarihi hakkında bilgiler elime geçti. Çok sararmış zor okunan iki sayfa olan bu metnin bir özetini sunacak, ardından 1996 Eylül ayında burada yaptığım geziden izlenimlerimi aktaracağım.
    Ender Varinlioğlu'nun çevrede yaptığı araştırmalara dayanarak hazırlanmış metne göre, Pisiköy'ün tarihi hakkında bilinenler şöyledir. Pisiköy olan ismi,1962 yılında Yeşilyurt olarak değiştirilmiştir. Beldenin tarihi Muğla kadar eskilere gitmektedir.
    M.Ö. yaklaşık 196-200 yılına tarihlenen bir yazıttan, Rodoslu Nikagoras tarafından Pisi, Idyma (Gökova) ve Killandos'un (Muğla Yenice köyü), Rodos topraklarına katıldığı anlaşılmaktadır. Bu şekilde Pisi Rodos Karşıyakası (Rhodian Parea ) olmuştur. Bu durum M.Ö. 167 yılına kadar sürmüştür. M.Ö. 29 yılında Romalı Labienus'un eline geçmiştir.
    Eski yazıtlarda ismi Pisi olarak geçmektedir. Pisi ile Bodrum yakınlarında Pedasa adlı kent ile birlik oluşturmuş, birliğin merkezi Pisi olmuştur. Yazıtlardan çevre kentlerden buraya gelip antik çağda buraya yerleşenler olduğu görülmekte ve önemli bir merkez olduğu anlaşılmaktadır. Bizans döneminde de kent konumunu ve önemini sürdürmüştür.
    Pisi, Milas'tan gelip güneye Gökova ve Marmaris'e inen yollar üzerindedir. Datça'da kasaplık yapmış yaşlı bir Pisili, Yerkesik, Yenice üzerinden Sakar'a inilirdi, ben bu yollardan çok gittim, yer yer taş döşemelere de rastlanır demiştir.
    Antik kentin yerinin Muğla'dan gelişte girişte olduğu bilinmektedir. Yakın zamanlara kadar izleri bulunan amfi tiyatrosundan bugün geriye bir şey kalmamıştır.
    16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman, Rodos seferine gidişte, 22 Temmuz 1522 tarihinde Pisi'den geçmiştir. Kanuni Sultan Süleyman bu gidişinde misafir edilmiş ve o zaman Pisi'de yaşayan İsa Efendi ile görüşmüş, ona iltifat etmiştir. İsa Efendi de cihan padişahına nasihatte bulunduğu anlatılmaktadır.
    İsa Efendi hakkında bilinenler de şöyledir. İsa Efendi'nin doğum ve ölüm tarihleri belli değildir. Mezarı Pisi'nin güney tarafında çamlar arasındadır. Yazılı bir mezar taşı yoktur. 1911 yılında yeniden yapılan cami yerinde onun zamanından kaldığına inanılan bir cami veya mescidin olduğu bilinmektedir. İsa Efendi'nin Bozhüyük ovasında çok geniş toprakları olduğu ve bunların Kanuni Sultan Süleyman tarafından keramet sahibi oluşundan kendisine vakıf edildiği anlatılmaktadır.
    16 Eylül 1996 günü bana bu bilgileri temin eden, tarihe meraklı Pisili Ethem Bilgin'in daveti üzerine gittim. İsa Efendi camiinin yanındaki ulu çınarlar altında (yörenin tabiri ile kavak) oturup çay içtik, tarihi Pisi'yi gezdik. Çevrede eski kentten kalan yapı kalıntısı yok ama, kolon parçaları, işlemeli taşlara rastlanılmaktadır. Özellikle cami çevresinde bu mimari parçalar görülmektedir.
    Ethem Bilgin, yüzyılın başında Pisili ağalar tarafından yaptırılmış iki ev gösterdi. Muğla'da bulunan evlerin modeli, Rum ustalar tarafından yapılmış, duvar örmeleri onlar kadar dikkat çekici, birinin duvarında yapıldığı yılın tarihini gösteren taş bulunmaktadır. Evin yapıldığı tarih iki şekilde gösterilmiştir. 1904 ve Arap rakamları ile 1320, ikisi de aynı yılı belirtiyor.
    Bu evlere yakın başka bir evin duvarında muhtemelen Rodos dönemine ait yazılı bir taş bulunmakta ama mal sahibi nedense yazıların üstünü koyu bir renk boya ile kapatmış..!! ve tarihi bir belgeyi bilmeyerek karatmış.
    Ayrıca Paavos Roos'un Almanca İstanbuler Mittelilungen sayfa 337-338 de kısa bilgi ve 4 satırlık bir yazıt bulunmaktadır.
    (MUĞLA DEVRİM- 18.08.1998)

    Devrim Gazetesinde çıkan yazım MENTEŞE DERGİSİ 2016 Yılı Eklenmiş resimlerle yayınlandı

    Bu defa tekrar 30.04.2018 tarihinde DEVRİM Gazetesinde SADETTİN ÖZBEK tarafından hazırlanan “SANAT KÜLTÜR” sayfasına konulmuştur..


    03.05.2018
    Bildirici
    Pisi Hakkındak yazını yeni okudum. Oranın en tanınmış adamı PİSİLİ namıyla maruf Mehmet Pehlivandır. Kolosal mezarı köyün güneyindeki dağın aklanındadır. Kime sorsan gösterirler. Tam senin yazacağın tarihi kültür olayıdır. Karabağlar yaylası güreşleri söylence gibidir.

Toplam 347 yorum bulundu. 31-40 arası listeniyor.