Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    SAYIN PROF.DR. Ş.G
    Konya 09.07 2019
    İlk defa 1975 Akyaka’yı gördüm ve hayran oldum, buradan bir ev sahibi oldum, 1994 yılından itibaren Akyaka ve çevresi tarihi konularında araştırmalarımı büyük bir şevkle sürdürüyorum. Ben sonradan buralı siz ise doğuş itibariyle Gökovalısınız. Uzun süre araştırma yapanların başında ikimiz olduğu kanısındayım. Bu sevgi doğal olarak birbirimizi buluşturdu. Bundan büyük kıvanç duydum. Ancak taban tabana zıt görüşleri paylaştığımızı fark ettim. Gene de yazılarımı okudunuz, olumlu görüşler belirttiniz. Özellikle Büyük İskender konusunda.. Yazılarımı okuduğunuz için burada aleni teşekkürlerimi sunuyorum. Ben de sizin yazılarınızı zevkle okudum ve okuyorum, yer yer kesip saklıyorum. Özellikle yöresel ağaçlar bitkiler konusunda açıklamalarınızı hala zevkle okuyorum.
    Ama anlaşamadığımız konular vardı. Bunların başında sizce sanki ermiş ve tanrısal biri gibi kabul edilen Sayın Prof. Umar’ın ortaya koyduğu kişisel ve tarihi gerçeklerden uzak doğmalarını bana bir ayet gibi tek doğru olarak kabul etmemi istiyordunuz.
    Ben ise 1991 yılından bu tarafa Konya ve çevresinde araştırmalarıma başladığım günden bu yana DSİ Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye üzerinde görevlendirilmiştim. Bu konuda Müzeler Genel Müdürlüğü ve Devlet Su İşleri genel Müdürlüğü tarafından yapılan yayınların büyük bir kısmına ulaşmıştım.
    Örnek olarak Karia bölgesindeki antik kentleri DSİ Genel Müdürlüğü tarafından görevli olarak gezmiş ve inceleme yapmıştım. Bir görevli olarak bölgedeki, Muğla Milas, Bodrum vs gibi Müzelerin yetkililerinden antik kentlerin tümüne yakın bilgileri almıştım. Daha sonra özellikle İngilizce olan tüm yayınları toplamış zaman içinde bunları Akyaka’da bir yere vermek istiyorum.
    Sizinle tanıştığımızda eli boş değildim. 1994 yılından itibaren hızla Akyaka’yı tanıma anlama ve anlatma işine giriştim. Yerli dostlarım sayesinde Gökova ve Akyaka’da eskiden gelen tüm yazıtlara ve çeşitli dillerdeki yayınlara sahip oldum ve bunları 2009 kurduğum Web siteme koydum. www.mehmetbildirici.com
    Sitemin bugün itibariyle ziyaret sayısı 175.000 sayfa sayısı 18000
    Büyük hizmetleri olduğunu bildiğim rahmetle andığım Muhtar Mehmet Gökovalı’nın komşusu ve arkadaşı Mustafa Yasakçı’nın evinin duvarında Rodos döneminden kalma yaklaşık 2200 yıllık yazıt sadece yabancı ve Gökova Sevdalısı Mehmet Bildirici’nin Web sitesindedir.
    Gelelim Devrim Gazetesinde 26.06.2019 günü yazdığım yazı üzerine bana hakaretler yağdıran mesajlarına… Yazıyı tekrar okudum ne kadar nazik ve uzlaşmacı bir yazı yazmışım burada kendimi kutlamak istiyorum, gelin hepsini bir masa üzerine koyalım demişim, ne güzel söylemişim
    Şadan Bey bir adamın (Umar) uydurmalarını yıllardır tarih bilmeyenlere sattınız.. Herkes tarih bilmediğinden yuttu veya size saygısından dolayı kabul eder göründü ve bir adam ben Mehmet Bildirici bunlar safsatadır dedi, tarihle ilgisi yok dedi,
    Yıllardır bu konuda inandırıcı hiçbir kanıt gösteremediniz. Savaşı kaybetmiş bir asker tavrı içinde hakaretler yağdırdınız. Sizin tezinizin boş olduğu ortaya çıktı ben ise hararetlere uğradım. Ben bir boş balonu patlattım. Bu hakaretleri pek sevdim. Söyleyecek başka sözü olmayan bir kişinin son çırpınışları..
    Şadan Bey bir daha düşünün Karia ile yerli ve yabancı çok yayın var bunların hepsini çöpe atacağız bu adamın doğmalarını tartışmasız kabul edeceğiz. Bu olur mu?
    Hitit uygarlığı ve devleti büyük hayranlık duyduğum bir konudur. Ama Hititler Karia’da hiç yaşamamış hiç hükümran olmamıştır. Karia’da Hititlerle ilgi yapılan kazılarda hiçbir objeye yazıta rastlanılmıştır.
    Böyle bir şey olabilir mi lütfen bu çıkmazda ısrar etmeyin.
    Sonuçta Muğla’da bir kültür abidesiniz, adınıza arena cadde ismi ve halk kitaplığı vardır.
    Sonuç olarak size her Muğlalı gibi ben de saygı besliyorum. Bu yazıyı gazete de yazmayacağım aramızda kalmasını istiyorum.
    Tartışılamaz hiçbir konu yoktur. Bu konuda hiçbir belge ortaya koyamadınız, koymanız da mümkün değildir.
    Size olan tüm saygıma rağmen başımı kesseler, bu uydurmaları kabul etmem mümkün değildir. Bunu burada kesilmesini sizden yalvararak rica ediyorum.
    Gene de tüm bu olaylara karşı sizi en iyi anlayacak benim, ikimizin birbirine muhtaç olduğu kanısındayım. Gelin konuyu akademik platformlara götürelim. Bundan Muğla kazanır. Bu konuda ne yazarsanız yazın ben susacağım
    Sonsuz saygılarımla

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    AKYAKA’DA BİR KÜLTÜR ÇINARI AZİZ ALBEK (1923-2019) SONSUZLUĞA YÜRÜDÜ II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Temmuz 2019 başında Aziz Albek’i Akyakalılar, akraba ve dostları sonsuzluğa uğurladı. Akyaka Mezarlığında toprağa verildi. Ben şahsen çok sevdiğim bir ağabey gibi bildiğim Albek’i uğurlayamadım. Ben kısa bir ziyaret için Konya’da idim. Öncelikle kendisine Tanrıdan rahmet, kederli ailesine baş sağlığı dilerim.
    Bu yazımda da onunla ilgili anılarıma yer vereceğim. 1994’lü yıllarda “Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneğinin Başkanı Sayın Aydın Turunç idi, Aziz Albek rahmetli eşi Suzan Albek ve ben üye idim, Derneğin yayın organında Akyaka ile yazılar yayınlanıyordu. Bunların başında Aziz Albek’in yazıları yer alıyordu. Akyaka’da pek çok tarihi kalıntıyı o tespit ediyor, bizlere anlatıyordu, biz de ondan öğreniyorduk. Eren Dede mevkiindeki kilise yerini, Haşim Bahçe’de ki manastır kalıntılarını, Papazlık Deresindeki antik suyolunu hep o tespit etti. Çalışmalarımda ilk başvurduğum kişiydi.
    Benim Su tarihi çalışmalarını bildiği için Perge Su Yolu isimli yayınını bana hediye etmişti. Ondan yararlandım, Web siteme yerleştirdim, hâlâ onu koruyorum. Ayrıca arkeoloji konusunda başka yayınları bulunmaktadır.
    Daha sonra Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği Başkanı rahmetli Heike (Bahar Suseven) (1962-2012) döneminde 2004- 2006-2008-2011 yıllarında sergiler açtım, bu sergilerim de eşi rahmetli Suzan Albek ile devamlı yanımdaydı.
    Eşi Suzan Hanım’ı da rahmetle anmak isterim. Çok iyi Fransızca biliyordu. Akyaka ile ilgili Fransızca metinleri o Türkçeye kazandırdı. Ayrıca Eskişehir isimli çok değerli bir yayını vardır. Kendisi aslen Eskişehirli idi, bana da armağan ettiği bu değerli kitabı arşivimde saklıyorum.
    Bu yazımda bu sergilerden bir kare ekleyeceğim.
    İlki 2006 yılı İdima’dan Gökova Akyaka sergisinde solda boş sandalye önünde Aziz Albek, yanında Aydiz Mounfort, ve eşi Suzan Albek, sağda sergi açılışında Heike ve Bildirici ailesi.
    Devrim 08.07.2019 yayınlandı
    .

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    AKYAKA’DA BİR KÜLTÜR ÇINARI AZİZ ALBEK (1923-2019) SONSUZLUĞA YÜRÜDÜ I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Temmuz 2019 başında Aziz Albek’i Akyakalılar akraba ve dostları sonsuzluğa uğurladı. Ben şahsen çok sevdiğim bir ağabey gibi bildiğim Albek’i uğurlayamadım. Ben kısa bir ziyaret için Konya’da idim. Öncelikle kendisine Tanrıdan rahmet, kederli ailesine baş sağlığı dilerim.
    Önce bizzat kendisi tarafından bana verilmiş hayat hikâyesini buraya alacağım. Ardından kendisi ile bazı anılarıma yer vereceğim. Önce özellikle şunu belirtmeliyim. 1994’li yıllarda Akyaka tarihi konusunda derlediğim bilgilerin çok büyük kısmını Aziz Albek’ten öğrendim. Akyaka için çok büyük kaynak ve Akyaka için büyük bir kültür çınarıydı. Benim ise bir hocam ve ağabeyimdim. Büyük bir bilge idi

    Aziz Albek, 1923 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1950 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünden mezun olmuş, Üniversitenin Fotoğraf Atölyesinin kuruluşunda çalışmıştır. İlk film çalışmalarına 1955 yılında M.Şevket
    İpşiroğlu ve Sabahattin Eyüboğlu’nun çektiği “Hitit Güneşi” ile başlamıştır. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünde kurulan Film Merkezinde yönetmen ve kameraman olarak çalışan Albek 1964 ve daha sonraki yıllarda üyesi olduğu Gottingen Bilimsel Enstitüsü’nde incelemeler yapmıştır. Bu enstitünün bilimsel arşivinin 300 filmlik bölümünü getirerek İÜ Film Merkezini kurdu ve bu merkezden müdür olarak emekli oldu. 2012 yılında TRT Belgesel yarışmasında Onur Ödülüne layık görüldü. Halen İstanbul’da yaşamaktadır.
    Resim çalışmalarına ise lise yıllarında başlayan Aziz Albek, ilk tablolarını 1942 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte Haydarpaşa Lisesi’nde resim öğretmenleri olan Şeref Akdik’in lise binasında kendilerine tahsis ettiği bir atölyede yapar.
    Şeref Akdik’ten çok faydalanan ve aynı zamanda etkilenen Albek lise mezuniyetinden sonra bir müddet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümüne devam eder. Bu yıllarda Akademi’de İbrahim Çallı Atölyesinde çalışır.
    Tablolarında 1940 kuşağı etkisine çokça rastlanan Aziz Albek’in 1942-43 döneminde, ileriki yıllarda eşi olacak Suzan Öztürk’le tanış olması, Albek’in resme olan ilgisinin artmasında ve gelişmesinde önemli bir yer tutar.
    Genellikle yağlıboya resimlerinin yanında az da olsa pastel ve desen çalışmaları mevcuttur. Çalışmalar genellikle orta ebatta ve mukavva üzerinedir. Bazı tablolarında Nejat Aziz Kansu, bazı tablolarında da Aziz Albek imzasını kullanmıştır.
    Resimlerinde özellikle yalın peyzaj ve natürmort çalışmalar çoğunluktadır. Portre ve figüratif çalışmalar pek az görülmektedir.
    1942-1948 yılları arasında düzenlenen Güzel Sanatlar Birliği Ankara ve Galatasaray Sergileri, Halkevleri, Müstakil Ressamlar Birliği sergilerinde birçok resmi sergilenen Albek’in tabloları genellikle yaşamının büyük bir bölümünün geçtiği Kısıklı, Çamlıca, Üsküdar çevresi ile Kadıköy, Haydarpaşa ve Boğaz konulu peyzajları içermektedir.
    Türk resim sanatında önemli bir yer tutan ve o dönem sergilerde jüri üyesi olan ressam Eşref Üren, Halkevlerinin 11. Yıldönümü nedeniyle 1943 yılında açılmış olan Halkevleri 14. Amatör Resim ve Fotoğraf sergisinde Türkiye birincisi olmuştur.
    Bu metin kendisi tarafından verilmiştir.
    Yazıma onunla ilgili iki fotoğraf karesi eklenecektir. İlki Stratonicea antik kentinde bir gezide, ikincisi ise bir toplantıda Rahmetli Albek ve Sayın Hamdi Yücel ile birliktedir.
    Devrim 06.07.2019 yayınlandı

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    KAUNOS’LU MATEMATİKÇİ DIONYSODOROS (M.Ö 1 yüzyıl)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Muğla’da Ekim ayında yapılacak Hidroloji kongresi için Karia kentlerinde yaptığım gezilere ve okuduğum kitaplara dayanarak bir su tarihi özeti sunmayı planla-maktayım.
    Bu arada Baki Öğün (1922-2001) ve Cengiz Işık tarafından İngilizce yayınlanan Kaunos isimli kitabı okudum. Bu kitapta Kaunos kentinden Dionysodoros isimli bir matematikçinin çıktığını öğrendim. Bu kitaptan bir özet yapmaya çalışacağım.
    İsmi Türkçede zor okunan bu matematikçinin hayatı hakkında iki kaynaktan çok az bilgi gelmektedir.
    İlki Amasya doğumlu Strabon (M.Ö 64-MS 24) tarafından açıklanan Karadeniz Amisene (Samsun ?) doğumlu olan bir Dionysodoros’tur.
    Diğer kaynak ise Romalı Tarihçi Gaius Pliny’dir (23-79). Kübik denklemleri çözdüğünü “Naturel History (Doğa Tarihi)” isimli eserinde ondan söz etmektedir..
    1900 yılında yayınlanan bu eserinde W. Cronet M.S 79 yılında İtalya’da Herculaneum isimli kente yanardağ patlaması sonucu tesadüfen bozulmamış bir papirüste şu ifadeye rastlanmıştır.
    “Philonides was a pupil, first of Eudemos, and afterwars of Dionysodorus, the son of Dionysodorus the Caunnian”
    Philonides önce Eudedos’un daha sonra Kaunoslu Dionysodoros oğlu Dionysodoros’un öğrencisi olmuştur.
    Bu arada sözü edilen Philonides’in hocası Dionysodoros’un derslerini (lectures) yayınladığından söz edilmektedir.
    Değerleri bilim adamları tarafından kazılar ve araştırmalar devam etmektedir. Umarım bu değerli ve hemen yanımızdaki Kaunos kentinden yetişmiş geometrici hakkında daha fazla bilgilere ulaşırız diye düşünüyorum.
    Aşağıya 1916 yılında A. Maturi tarafından çekilmiş Kaunos kenti Akropoli ile Dalyan nehrinin fotoğrafı verilmiştir.

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    AKYAKA NERGİZ SOKAKTA FECİ BİR KAZA
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Daha önceki yazılarımda Akyaka Nergiz Sokakta yol gelişmeleri yapıldığını ve güzellikler eklendiğini yazmıştım. Ula Belediyesi gereken hizmetleri yapmıştı. Biz Akyaka’da yaşayanlar uygar yaşama ve çevreye saygılı davranışları öğrenmek durumundayız. Kent içinde sarhoş araba kullanmamalıyız. Kent içinde çok surat yapmamalıyız.
    27 Haziran 2019 günü kapanmış 28 Haziran 2019 ilk saatleri uykum kaçmış balkonumdan sokağı seyrediyorum. Saat sabaha karşı 2.30-3.00 arası idi.
    48Y2407 plakalı araç Nergiz sokağa sanki gökten düşer gibi büyük bir hızla daldı. Büyük bir tesadüf eseri olayı ben görmüştüm, bunu yazmalıydım. Feci bir olaydı. Hızla (muhtemelen 100 km’nin çok üstünde) giriş olmayan sokağa hızla giriyor, önce köşedeki barın demir levhasına çarpıyor ve büyük bir hızla Melin Market’e girecekken can havliyle direksiyonu kırıyor ve benim evimin önündeki Anatolia Marketin kaldırım üzerindeki yaklaşık 12 m tezgâhları ve üzerindeki sürüyerek benim evimin önünde zor durabiliyor. Genç bir sürücü aşırı sarhoş, Jandarma olaya el koyuyor ve belki iş mahkemeye intikal edecek bu konuda daha fazla bir şey söylemek istemiyorum. Balkonumda çektiğim aşağıdaki fotoğraf her şeyi açıklamaktadır.
    Bu olay bir trafik kazası değildir, bir intihar saldırısıdır. Yol boş olduğundan bir can kaybı olmamıştır.
    Peki ya 5 saat önce olsaydı, en az 20-30 kişinin yaralanacağı ve bazı ölümler olacağı kesindi. Faciadan kıl payı dönülmüştür.
    Akyaka Jandarması olaya el koymuş, gerekli incelemeleri yapmıştır. Gece yatağımızda rahat uyuyabiliyorsak, bunu emniyet kuvvetlerine borçluyuz.
    Ama kaza yapan değil intihar girişimi yapan gencin elinde telefon devamlı bir yardım aramaları, lastiği patladığı için basit bir kaza olduğunu devamlı savunması beni asla tatmin etmedi, bu sarhoş çılgın genç oradan alıp doğru tutuklanabilmeliydi, bu genç ve şuursuz sürücünün gerekli cezayı alacağından emin olmak istiyorum.
    Bu basit geçiştirecek bir olay değildir. Gece yarısı olduğundan bir faciadan dönülmüştür. Akyaka’da böyle olaylar görmemeliyiz.

    (Devrim Gazetesi 01.07.2019 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    GÜÇ ŞARTLARDA YAPTIĞI ÇALIŞMALARLA YÖREMİZE ZENGİNLİKLERİMİZİ
    BİZE ÖĞRETEN İNGİLİZ TARİHÇİ VE BİLİM ADAMI GEORGE BEAN (1903-1977)
    MEHMET BİLİRİCİ
    Doğum yerim Konya’dan gelip Akyaka’ya yerleştikten sonra yaşadığım Ege ve Karia bölgesinde çok parlak bir uygarlığın izlerinin farkına vardım. Mühendis gözüyle ben de karınca kararınca araştırmaya yöneldim.
    Üç farklı grup tarihçi olduğunun farkına vardım. İlki genel tarihi yazanlar, Bunlara iki örnek vereceğim. Arif Müfit Mansel’in (1905-1975) “Ege ve Yunan Tarihi, ikincisi Amerikalı Tarihçi Will Durant’ın (1885-1981) 1935-1975 yıllarında yazdığı 11 cilt dünya tarihi. İTÜ de öğrenci iken Amerikan Kütüphanesi Beyoğlu’nda bugün Yunan Konsolosluğunun bulunduğu binada idi. O yıllarda İngilizcem yetersizdi. Ama sık sık bu kütüphaneye uğrar okumaya çalışırdım, en azından resimlerinden haritalardan pek çok şey öğrendiğimi sanıyorum.
    İkinci gurupta ise bizzat yöremizde gezerek güç şartlarda kamp kurarak yazıtları okuyarak, genel tarihi bilgilerle karşılaştırarak antik kentlerimizi ortaya çıkaran değerli bilim adamlarıdır.
    Ben bunların başına George Bean (1903-1977) koyuyorum. Şimdi içinde yaşadığımız coğrafya ham, yol ve barınacak yerlerden yoksundu. Kendisi kamp kurarak kendisine yardımcı olan personelle yemeğini ve çayını pişiriyordu.

    Prof. George Bean, İngiltere’de Cambridge Üniversitesi'ni mezun oldu. İngiltere'de 1926-1943 yılları arasında klasik Grekçe dersleri verdi. 1943-1968 yılları arasında tam 25 yıl İstanbul Üniversitesi'nde filoloji derslerini yürüttü. 1965 yılında onursal profesörlük unvanı verildi. Batı ve güney Anadolu'daki antik kentler konusunda çalıştı. Çevre hakkında en önemli araştırmaları yaptı. Başlıca eserleri:
    1. The Rhodian Perae (1954) – Rodos Karşıyakası, (İdyma, Pisi, Mogola gibi)
    2. The Carian Coast III- J.M. Cook ile "Annual of the British Scholl at Athens, vol.52 -1957
    3. Aegean Turkey -London 1966 Ege Türkiyesi
    4. Turkey's Southern Shore -London 1968 Türkiye’nin Güney Kıyıları
    5. Turkey beyond the Meander- London 1971- Menderes’in ötesi (Karia Bölgesi) Bu Türkçe’ye çevrilmiştir.
    6. Lycian Turkey- London 1978 (Likya Bölgesi)
    Ben tüm kitaplarını okuyabilmiş değilim, bunu bir eksiklik kabul ediyorum. Listedeki 3 ve 6 numaradakileri kitapları maalesef edinemedim.

    Üçüncü grupta seçtiği ve doğru kabul ettiği, özel bir görüşü ve arzuyu eksik incelemelerle tarih yapmaya kalkanlar da bulunmaktadır. Buna da bir örnek vermek isterim Prof. Umar Karia bölgesinde hiç Hititler hüküm sürmediği halde kelime benzeşimleri ile Karia’daki kentlerin tümünün isimlerinin Hititçe olduğu savı. Bunları bilim ve tarih perspektifinde yeniden gözden geçirilmesinin ve bilimsel doğrulara gitmenin gerekli olduğuna inanıyorum.

    Son olarak George Bean ile bazı anılara yer vereceğim. Gezdiğim ve araştırmalarda bulunduğum Yerkesik ve Elmalı vs köylerinde onu tanıyanlara rastladım, çok uzun boylu bir kişi imiş, köylüler ona Binbey ismini vermişler.
    Ben kendisini görme fırsatını yakalayamadım. Kitaplarıyla tanışmam şöyle oldu. Akyaka’da evimi alınca Osmanlı Hanedan mensubu Selim Adham (Ethem) eşi Chrisse (Azize) Adham ile tanıştım. Eşi Selim Bey o zaman daha Suudi Arabistan’da idi, eşi Londra’lı zengin turistlere Akyaka’da rehberlik yapıyordu. Ben de hevesliyim kitaplardan bazı bilgiler toplamaya başlamıştım. Chrisse bana çevre tarihi hakkında sen de bilgiler var mı dedi. Ben de elimdekileri verdim. Bunları geri verdiğinde teşekkür etti, ama yüzünden pek beğenmediğini hissettim. Bana döndü George Bean’ı okudun mu dedi. O da kim bilmiyorum dedim. Bende onun İngilizce (liste 5) Karia hakkında kitabı var, Onu okumalısın dedi. Ben o zaman Konya’da idim. Kitabı bir kışlığına verebilir misin dedim. Kitabın o tarihler de Türkçesi yoktu. Kitabı aldıktan sonra bir kış okudum, İngilizcem daha zayıftı, okudum az anladım, döndüm bir daha okudum, döndüm bir daha okudum.
    Bana bu ufku açan halen Sapanca civarına yaşayan Azize Adham’ı (Chrisse) şükranla anıyor ve hanedan mensubu çok değer verdiğim ve halen yaşamayan Selim Adham’i (1939-?) rahmetle anıyorum. Hayatımda rastladığım en olgun insandı.
    Son olarak şunu belirtmek isterim. Her yabancıya kuşku ile bakıyoruz, siyasiler konusunda haklı olabiliriz, ama Bilim Adamlarına güvenmeliyiz, bir adım daha ileriye gitmek için onlardan öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki.
    George Bean’den sonra köprülerin altından çok sular geçmiştir, bölgemizden çok değerli tarihi güzellikler ortaya çıkmaktadır. Pek çok verilere ulaşmaktayız. Ama da bunları iyi değerlendirebilmek için önce George Bean değerlendirmeleri ön olmalıdır.

    Devrim Gazetesi 28.06.2019 yayınlandı

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    RESSAM, EMEKLİ ALBAY YILMAZ TANKUT (1933-2017)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Akyaka’da yaşamış tanınmış ve önde gelen Ressam-Emekli Albay Yılmaz Tankut 1933 yılında doğdu, 1954 yılından Harp Okulundan teğmen olarak mezun oldu. Bu yörelerde görev yaptı ve Albay olarak 1986 yılında emekli oldu ve Akyaka’ya yerleşti.
    İlhan Selçuk’un eşi Handan Hanım teyzesiydi. Kendisinin anlattığı bir anıya burada yer vereceğim.
    Sayın İlhan Selçuk 2004 yılında Akyaka’da Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği’nin Nail Çakırhan & Halet Çambel Salonunda açtığım sergimi benim dışında eşi ile gezmiş, çok beğenmiş, evde konuşulmuş, adam yaşadığımız Akyaka’nın tarihi ile bizim bilmediğimiz neler toplamış demiş, eşi Handan Hanım’da İlhan o zaman Cumhuriyet’te bir yazı yazarsın demiş…..
    Ama tanışmadığımızdan böyle bir yazı çıkmadı
    Aynı zamanda ressam olan Yılmaz Albay Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneğinde önce 2004 yılında sanıyorum 2014 yılında ikinci resim sergisi açmıştı. Ben 2012 yılında derneğe kırılmış ayrılmıştım. Yılmaz Albay ısrarla beni davet etmişti, beni seviyordu, kıramazdım gittim bu fotoğraf onun anısıdır.
    Ölümü üzerinde Akyaka Mezarlığında toprağa verildi. Nazik bir insan olan Yılmaz Albayı saygıyla anıyorum. Akyaka’da da unutulmamak duygusuyla
    (Devrim gazetesi 26.06.2019 yayınlandı

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    AKYAKA SİL BAŞTAN YENİLENİYOR II & SAHİLDE İLK AÇILAN TESİS
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetesinin 08.06.2019 tarihli sayısında bu başlıkta bir yazım yayınlanmıştı. Yeni Belediye Başkanımız İsmail Akkaya’nın kısa zamanda yaptığı işleri tam gösteremediğim için devamını yazmak istedim.
    Zira 2019 Mayıs ayında kısa zamanda Akyaka sil baştan yenilenmişti. Denize doğru uzanan solunda tur gemilerinin demir aldığı sağ tarafı Akyaka Plajlarının ve denizin olduğu çok güzel yürüme bandının kaplaması zor yürünür şekilde idi, şimdi pırıl pırıl beton oldu. Aşağıda buradan bir fotoğraf karesi verilmiştir. Akyaka’ya ilk gelenlerin burada bir yürümelerini öneririm, Akyaka’nın güzelliğini yüreklerinde hissedeceklerdir.
    İkinci şahane yürüme bandı Orman Kampına kadar olan sağında gazinolar ve solunda halk plajının bulunduğu yürüme bandı, burası da ilk defa yıllar önce İsmail Akkaya tarafından düzenlenmişti, yıllar sonra gene Belediye Başkanlığı döneminde bu defa mermer kaplanmıştı.
    Bu güzel sahilde 60 yıl önce neler vardı. Hiçbir şey yoktu. Mendirek yürüme bandından doğuya doğru yürüdüğümüzde şimdi Maliye Kampının önlerinde sahilde ilk balıkçı restoranı açılmıştı. Mümin Özyurt (1922-1971) tarafından açılmıştı. Bugün bu balıkçı restoranı sadece anılardadır. Zira restoran düzenli bir yapı değildi, dört değnek üzerinde bir branda gerilmiş olmuş restoran. Ben kendisini görmedim, çok ilginç ve öncü bir Akyakalı olan Mümin ustadan söz edeceğim. 1922 Selanik doğumlu, 1926 tarihinde Türkiye’ye göç eden Mümin’in ailesi Tokat’a yerleşmiş, daha sonraları çeşitli kentlerde çalışmış, 1952 yılında Muğla’ya yerleşmiş ve Şehir Lokantasını açmış, çok tutunmuş ve 1959 yılında da Akyaka’da gazinosunu açmış, çeşitli deniz ürünlerini sunmuştur. O yıllarda Akyaka’da müşterisi yoktur. Akyaka’da yaşayan sadece 50-60 kişi vardır.
    Mümin usta Muğlalı gençlere rakı ve balık sunarken gazinosundan baktığında benim de evimin olduğu bugün Akyaka’nın bu bölümü su altında ve kapkaranlıktır, ama Mümin usta gençler ileride bu karanlık bölge 2-3 katlı aydınlık evler ve sokaklar olacaktır der, rakının etkisinde inanmayarak tamam Mümin usta der.
    Altmış yıl önce bugünkü Akyaka’yı gören rahmet ve saygıyla anıyorum.
    Son söz olarak Mümin Ustasının izi kalmayan Gazinosu bugün Azmak Gezi Tekneleri yolu üzerindedir. Ayrıca başka bir güzellik olan Azmakta tekne çalıştırmak ne kadar acı bunu da bir düşünelim. Azmak karadan bir yürüme bandı olmalı, Azmağın güzellikleri buradan görülmeli diye düşünüyorum.
    Yazıma iki fotoğraf ekliyorum

    Devrim Gazetesi 24.06.2019 yayınlandı

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    AKYAKA’NIN ANNESİ HAYIRSEVER KADIN ÜMMÜ GÜLSÜM HANIM II
    (Ölümü 1839)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Önceki kısımdan devam
    Bir önceki yazıda hayırsever Ümmü Gülsüm Hanımın Kale-Tavas yolu üzerinde yaptırdığı Bılla çeşmesinden söz etmiştik, devam ediyoruz.

    2.) BILLA KUYUSU
    Tavas Ovası Hırka Mahallesi sınırları içerisindedir.. Yaklaşık olarak 2 asırdır hizmet vermektedir. Aynı zamanda Bılla Kuyusu ismi, kuyu etrafında büyük arazinin mevki ismi olarak köylüler tarafından telafuz edildiği gibi, tapu da kuyunun bulunduğu bölgedeki araziler Bılla Kuyusu olarak geçmektedir.

    3) Muğla (Merkez) Menteşe İlçesindeki Şeyh Bedrettin Camisinin Onarımı
    MUĞLA MENTEŞE ŞEYH BEDRETTİN CAMİSİ
    TAVASLI OSMAN AĞA'NIN HANIMI GÜLSÜM HANIM'IN ONARIMINI YAPTIRDIĞI MUĞLA'DAKİ CAMİİNİN KİTABESİ HEZA CAMİ'Ü'L-ŞERİF EŞ-ŞEYH BEDREDDİN DERGAH-I ALİ KAPICIBAŞILARINDAN MENTEŞE MÜTESELLİMİ [MUĞLA VALİSİ] OSMAN AĞA'NIN HAREMİ MERHUM VE MAĞFUR-I LEHA GÜLSÜM HANIM RUHUİÇÜN FATİHA.
    FÎ. SENE: 1246 [MİLADİ: 1830-1831]

    Şeyh Bedrettin Camii, Muğla Müştakbey mahallesinde bulunan camii 1565 yılında Ulemadan Şeyh Bedrettin tarafından yaptırılmıştır. Caminin minaresi 19.yy başında eklenmiştir. Şeyh Camii 19. yüzyılda iki onarım geçirmiş olup ilki olarak 1831 yılında Menteşe Mütesellimi Hırkalı Tavaslızade Osman Ağa'nın eşi Ümmü Gülsüm Hatun tarafından tamir ettirildi. Osman Ağa ayrıca camiye geniş vakıflar kurdurdu. İkinci onarım ise Şerif Efendi ile Ragıp Efendi tarafından 1896 yılında yaptırıldı.

    Ekrem Uykucu’nun “Muğla Tarihi s 97-100) de alınan bilgilere göre Sultan 2. Mahmut döneminde Tavaslı Osman Ağa 1822-1840 yılları arasında Mütesellim olarak görev yapmıştır. 1852 yılında ölümü üzerine Tavas’ın Hırka köyüne gömülmüştü. Hırka köyünde Osman Ağanın büyük bir konağı olduğu bilinmektedir.

    Ümmü Gülsüm Hanıma ait 3 kitabe bulunmaktadır. İlki Muğla’da yaptırdığı Şeyh Camiindeki kitabe H 1246 tarihini, ikincisi Bılla çeşmesindeki okunamamakla birlikte 1247 tarihini taşımaktadır. Akyaka’da İnişdibi sarnıcındaki H 1250 (1834). Bu kitabe daha önce çeşitli yazılarımda yayınlanmıştı.
    Sene 1250 (1834)
    Ya cennet-ül hayrat ve hasenat Menteşe Sancaktarı Osman Ağa’nın
    Celile-i muhteremeleri Ümmügülsüm ruhuna fatiha
    SONUÇ VE KANAAT
    Ben önceki araştırmalarım H 1250 mezar taşına dayanarak, Ümmü Gülsüm’ün Akyaka’da gömülü olduğu kanısına varmıştım. Bu yeni araştırmalar sonucu Ümmü Gülsüm Akyaka’da gömülü olduğu kesinleşmiştir. Osman Parma ile telefon sonucu Tavaslızadelerden yaşayanlarca doğrulanmıştır.
    Akyaka yoğun kadın kültürel etkinler olmaktadır. Gelin onu anneler gününde analım ve İnişdibi sarnıcının yanına bir büstünü dikelim.
    Yazıma Sayın Osman Parma’nın gönderdiği Muğla Şeyh Camiinin girişini ve kapının sağ üstündeki kitabeyi ekliyorum
    Devrim Gazetesi 26.06.2019 yayınlandı

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 15-08-2019

    AKYAKA’NIN ANNESİ HAYIRSEVER KADIN ÜMMÜ GÜLSÜM HANIM I
    (Ölümü 1839)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Akyaka’nın annesi, Akyaka’da gömülü olan su hayırları ile öne çıkan Mütesellim (Menteşe Sancaktarı) Tavaslı Osman Ağa’nın eşi Ümmü Gülsüm Hanım konusunda Devrim Gazetesi’nde 17.06.2016 tarihinde bir yazım çıkmıştı. Yazı ekinde Kadın Azmağı üzerinde Kadın Pınarının bir fotoğrafı eklenmişti. Bu su alış noktasının üzerinde Kadın Pınarı yazılı olup üzerinde bir tarih bulunmamaktadır. Ümmü Gülsüm tarafından yaptırıldığına inandığım bu su kaynağından 1950 yılı öncesi Akyaka’da yaşayanlar tenekelerle eşeksırtında evlerine su taşırlardı.
    Bu yazım ve Devrim Gazetesinde 23.11.2018 tarihinde Akyaka’da toprak ağaları tarafından Sudan’dan getirilen zenciler (Araplar) hakkında bir yazım çıkması üzerine bana ilginç bir mail geldi. Burada yazdığım yazılara bir yorum geldi. Bu beni fevkalade sevindirdi. Böylece bilgiler buluşuyor katmerleniyordu.
    Mail sahibi aslen Tavaslı Osman Ağa’nın (ölümü 1852) köyü ve mezarının bulunduğu Tavas’ın Hırka köyünden Doç. Dr. Osman Parma idi, kendisi Batman Üniversitesi öğretim elemanlarındandır. Maili şöyle
    İyi günler Mehmet Bey,

    "AKYAKA’DA AĞALARCA SAHİPLENEN GENİŞ ARAZİLER VE ZİRAAT İŞÇİSİ OLARAKGETİRİLEN ARAPLAR (ZENCİLER)"
    Başlıklı 2018 Kasım ayına ait yazınızı okudum. Ben de Tavaslızadelerin zamanında ikamet ettiği Tavas Kazası Hırka köyündenim. Tarih ile ilgili araştırmalarda yapmaktayım. Eşim ve çocuklar Muğla merkezde oturmaktadır.
    Sizin de bu konularda engin bilgilere sahip olduğunuzu düşünüyorum.
    Ümmü Gülsüm'ün bizim yörede de bayağı su hayırları mevcuttur. Bılla çeşmesi, Bılla kuyusu vs. gibi. Muğla Merkezde de Şeyh camisinin tamiratını yaptığını bilmekteyim. Bunun haricinde Araplar dediğiniz kişiler de araştırmalarım da dikkatimi çekmiştir. İncelediğim kayıtlarda bizim yörede Tavaslızadeler bu Araplardan bolca yararlanmış. Hatta bunların nüfus kayıtlarında isimleri dahi mevcuttur. Ayrıca zamanında bazı hacıların kütük kayıtlarında da Gulam diye tabir ettiğimiz kişiler var. Genelde Zenci diye kayıt altında tutulmuş. Bunların çoğunluğu ailelere karışmış. Bizim köyde de mevcutlar. Bu konu ile ilgili birkaç kişinin çalıştığını biliyorum.
    Zaman zaman Tavaslızadelerin torunları ile de görüşüyorum. Yazı için de teşekkür ederim. Zaman olur ise görüşmek isterim.
    İyi çalışmalar dilerim. 10.06.2019

    Sayın Osman Parma 19.06.2019 tarihli mailinde Ümmü Gülsüm’ün yaptığı su hayırlarını şöyle sıralamış ve resimlemiştir.
    1..Bılla çeşmesi Kale-Tavas yolu üzerinde Hırka mahallesi sınırları içerisinde Baharlar yol kavşağındadır. Bılla veya bulla kelimesi köyümüzde sıkça kullanılan kelime olup abla manasındadır. Malı olan Ağa hanımı veya kızlarına Bılla denirmiş ve Menteşe sancağında bu şekilde telaffuz edilirmiş.
    Hırkalı Tavaslı-zade Osman Ağa'nın (Menteşe Mütesellimi) Eşi Ümmü Gülsüm Hanımın 1830 tarihinde (HY:1247) yaptırmış olduğu ve hizmetine devam eden Bılla Çeşmesi Kitabesi ile birlikte Baharlar Yol Kavşağındadır.
    Tavas İlçesinde bulunan çeşme, dikine dikdörtgen gövdeli, kesme taşlardan yapılmış, cephenin etrafı iç içe üç silmeyle çerçevelenmiş, içinde ise sağır sivri kemer formu verilmiştir. Kemer formunun alınlığında dikdörtgen şekilli Osmanlıca kitabesi mevcuttur. Hicri 1247 tarihi okunmaktadır. Çeşmenin üst kısmında üç adet simetrik tepelik süslemesiyle cephe hareketlendirilmiştir. 19. yy.da mevcut yol güzergâhındaki yolcuların su ihtiyacının karşılanması için yaptırılan çeşme, mimari açıdan Anadolu’daki geleneksel köy çeşmelerinin özelliklerini taşımaktadır. Yazıya bu ilginç çeşmenin fotoğrafı eklenmiştir.
    (devrim Gazetesi 25.06.2019 yayınlandı)

Toplam 517 yorum bulundu. 31-40 arası listeniyor.