Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 01-05-2020

    URARTU KRALI II RUSA (Kral M.Ö 680-639)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Hitit İmparatorluğunun ardından Doğu Anadolu’da kurulan URARTU KRALLIĞI Anadolu için bir altın çağdır. Krallık M.Ö 858-585 yılları arası 273 yıl devam etmiş bu sürede 15 kral hüküm sürmüştür. Krallığın Başkenti Tuşba (Van) olup hüküm sürdüğü coğrafya yazı ekinde verilmiştir. Krallık büyük kısmı Doğu Anadolu’da daha küçük alanı Ermenistan ve İran’dadır.
    Urartu Krallığı altın çağını 119 yıl M.Ö 834-715 arasında yaşamıştır. MENUA en büyük Urartu Kralıdır. Urartu Krallığı en geniş sınırlarına Kral II. Sarduri döneminde ulaşmıştır. Urartular Roma ve İran’dan çok önce çok büyük sulama projelerini gerçekleştirerek tarihin şafağında çok büyük bir hidrolik (Su) uygarlığı kurmuşlardır.
    Bu yazımda II. Rusa (MÖ 680-639) incelenecektir. Sulama projeleri konusunda Kral Menua’nın ardından II. Rusa su konusunda büyük projeler geliştirmiştir. II. Rusa’nın hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Urartu Kralı II. Argisti’nin oğludur.
    Urartu coğrafyasında pek çok kaleler yaptırmıştır.
    Sulama ve Baraj konusunda Van doğusunda bir baraj (Genişgöl-Keşiş Gölü) inşa etmiş burada depoladığı suyu kanal ve ara barajlarla yeniden kurduğu Rusahinili (Van’ın kuzeyinde Toprakkale) akıtmıştır. Buna ait bugün Berlin’de bulunan bir taş yazıt bulunmaktadır. Bu konuda çeşitle yayınlarla birlikte Web sitemde bu eserle ilgili geniş bilgiler bulunmaktadır.
    www.mehmetbildirici.com Web 2014 Türkçe 1.2
    Sonraki araştırmalarım da aynı Krala ait Müzede bulunan ikinci bir taş yazıta rastlamış bulunuyorum. Bu yazıtta Hrazdan nehri üzerinde yaptırdığı bir kanal inşaatına ait olduğu belirtilmektedir. Hrazna nehri (Urartuca Lidaruni—Türkçe Zengi) nehri Ermenistan’da bir nehirdir. Tarihi su Literatüründe yer almayan bu kanalı bu konuda uzman bir arkadaşımdan yardım isteyerek daha da araştıracağım.
    İlk yazıtın Asur dilinde olduğu Van’da pek çok su mühendisliği eseri ve bu konuda sayısız Urartu dilinde yazıt yer almaktadır.

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 01-05-2020

    DEĞERLİ HOCAM PROF.ÜNAL ÖZİŞ’E MEKTUBUM
    Değerli Hocam İstanbul 24.02.2003
    Türkiye Mühendislik Haberlerindeki yazınızdan emekli olduğunuzu yeni öğrendim. Hayatınızın bu bölümünde de sağlıklı bir yaşam ve mutluluk diliyorum. Ek olarak da gene araştırma ve çalışmalarınıza devam ederek bizlere ışık saçmaya devam etmenizi diliyorum.
    "Türkiye Mühendislik Haberleri" dergisindeki kapsamlı yazılarınızı çok dikkatli okudum. Yazı içinde ve referans bölümünde gösterilmem bana büyük keyif ve mutluluk vermiştir. Sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Esasen tarihi su yapıları konusunu Türkiye gündemine taşıyan sizsiniz. Bizlere yayınlarınızla bambaşka bir dünyanın kapılarını açtınız. Ben şahsen zamanın acımasız etkisi ile kesif bir toz tabakası altında olan kısımların, bilinenlerden çok daha fazla olduğu bu dünyada gezinmekten çok mutluyum. Bu konuda Anadolu'nun bir dünya hazinesi olduğu da açık olarak görülmektedir.
    Bu mektubumla birlikte size, "Cura Aquarum in Israel" olan bir yazımı, yayın listemi ve Anadolu'da klasik çağlarda yapılmış sadece içme suyu tesisleri ile ilgili bir referans derlememi sunuyorum.
    "Teknik ve Kültürel Değerleri ile; Tarihi Sulama, Su Depolama ve Taşkın Koruma Tesisleri" isimli 250 sayfalık bir çalışmamadan Sayın DSİ eski Genel Müdürü Mümtaz Turfan'a bahsettim. Sağ olsun ilgi gösterdi ve bir örneği istetti. Bir yıldır incelemede, ben tören olursa 2004 yılı için düşünüyorum. Ancak yönetim değişikliği etkiler mi? bilmiyorum. Bir sonuç çıkmaz ise, ne yapmam konusunda sizin ve Sayın Fahlbusch'un da görüşünü almayı düşünüyorum.
    Günter Garbrecht, ve arkadaşları Pergamon Su Sistemleri konusundaki uzun araştırmalarını 2001 yılında yayın haline getirdiler. İstanbul Alman Kütüphanesine gönderildiğini Fahlbusch haber verdi. Unutamayacağım bir olay oldu. Yetkililer benim gözümün önünde kolileri açtılar. Çok kalın ve kapsamlı, Almanca, ben sadece resim ve haritaları inceledim. Referans bölümünde tam ismi var. Ayrıca bende tanışma fırsatı bulduğum Jean Burdy'nin Antioch in Pisidia, Paul Kessener'in Aspendos, Dennis Murphy'nin Andriake (Kale-Demre), Dora Crouch'un Efes ve Prien'deki mimari değerler konusunda yayınları var. Ayrıca Eddie Owens'in bana gönderdiği Sagalassos ve Kremna ilgili yazıları da çok ilginç. Bunlar listede var, gerekirse fotokopi gönderebilirim.
    İsrail'de olan toplantıda 12. Konferansın 2004 yılında Efes'te yapılması kararlaştırıldı. Organizatör Efes kazılarında çalışan Gilbert Wipplinger. 2004 yılında Efes ve DSİ'nin 50 Kuruluş yıldönümü toplantılarının gerçekleşmesini ve birlikte olmamızı diliyorum. Ayrıca İsrail'de yapılan konferansın bildirilerinin yer aldığı "Cura Aquarum in Israel" kitabı Almanya'da 2002 Ocak ayında kurulan "Deutsche Wasserhistorische Gesellschaft e.V" tarafından bastırıldı. Bu kuruluş hakkında Christoph Ohlig'e bilgi istedim. Henüz bir cevap alamadım.
    Fahlbusch'un adresinde 2002 yılı Aralık ayında yayınlanan "Cura Aquarum in Israel" isimli kitapta bir değişiklik bulunmamaktadır. Eylül 2002 içinde birkaç gün için Efes ve Priene dönüşü İstanbul'da olacaktı. Bir kaza yüzünden programını iptal etti.
    Referans listesinde (1999b) Fochemier & Ancient Hydraulic Works + İzmir'in tarihi su getirme tesisleri" (1999) yazılarının fotokopisini edinmek isterim.
    Bu vesile ile size ve eşiniz Hanımefendiye sonsuz saygılarımı sunarım.
    Mehmet BİLDİRİCİ

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 01-05-2020

    KONYA ALAADDİN TEPESİNDE GÖMÜLÜ OLDUĞU SANILAN KONYA EPİSKOPOS’U SONRADAN MÜSLÜMAN ERENİ KABUL EDİLEN AMPHLIOCHIUS
    (372-394)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Amphiliochius 4.yüzyılda Hıristiyanlığa şekil veren 3 kilise babasının (Basilious & Gregory Nazianzos) yakınları ve onlardan sonra en önemli kişidir. Kayseri’de 329 dünyaya gelmiş ve Konya (Iconium) da 372-394 yılları arasında Konya Piskoposu olmuş, 394 tarihinde Konya’da ölmüş, Alaaddin Tepesi üzerinde bulunan muhtemelen aynı dönemde yapılan kilisede gömülü kabul edilmektedir.381 yılında İstanbul’da yapılan dini konsüle katılmıştır. Babası tanınmış bir Avukat annesi Livia çok saygıdeğer bir kadındır.
    Pek çok eserleri vardır. Bunlar çoğu dini konularda Grekçe eserlerdir, çoğu kaybolmuştur. Ortodoks dünyasında tanınmakta Yunanistan ve Amerika Birleşik Devletlerinde adına kiliseler inşa edilmiştir.
    Selçuklu ve Osmanlı döneminde Konya’yı ziyaret eden batılı ve Arap gezginler Konya’da iki önemli kişiden söz etmektedirler. Birisi Şüphesiz Mevlana Celaddini Rumi (1207-1273) diğeri Alaaddin Tepesinde Eflatun-u İlahi’dir. Müslümanlar gözünde Amphiliochius bu defa Eflatn-u İlahi olmuştur. Konya’daki iki makamdan biri olmuştur.
    Bu konuda büyük tarihçi Semavi Eyice’in çok detaylı incelemesi bulunmaktadır.
    Sonuç olarak büyük olasılıkla 4 yüzyıl kilisesi daha sonraları mescide dönüşmüş, 1868 tarihinde üzerine saat kulesi konulmuştur.
    Kurtuluş savaşının verdiği heyecanla 1921 yılında bu değerli eser temellerine kadar yurt dışından barut getirilerek yıktırılmıştır. Yıkımda kaza eseri bir işçi de ölmüştür.
    Yazı ekine iki resim eklenmiştir. Azizin bir İkonası ve Aladdin Tepesi üzerinde mevcut olmayan Eflatun Mescidi (kilisesi)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 01-05-2020

    BİRİNCİ YÜZYILDA YAŞAMIŞ LYSTRALI TIMOTHY (MS 17-97)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Lystra (Listra okunur) bugün Konya’nın güneyinde Hatunsaray Beldesi yakınında eski bir kenttir. Özellikle Hıristiyanlık tarihinde özel bir yeri vardır. Bu yazı da konu edilecek Timothy (Timoti) Lystralı’dır. Bölgeden yaşamı bilinen ilk tarihi kişidir.
    Babası yöre halkından bir Rum, annesi Eunice ve anneannesi Lois Yahudi kökenlidir. Her halde Roma yönetiminde burada görevli birinin kızı olmalıdır. Çünki Yahudi Cemaatı Konya’da hiç olmamıştır. Hıristiyanlığın kurucularından Aziz Paul 52 yılında Lystra’yı ziyaretinde Timothy’i kendisine yardımcı seçti. Onu sünnet ettirdi, onunla birlikte Makedonya’ya gitti. Daha sonra çağrılması üzerine Atina’ya gitti. Paul’ün en yakınındaki kişilerden biri oldu. İncil’de ona yazılmış mektuplarda oğlum diye hitap etmektedir. Orijinal Grekçe ismi Timetheus Tanrının seçilmiş kulu anlamına gelmektedir.
    Timothy Efes kentinde onun temsilcisi idi, Efes’in ilk rahibi olarak kabul edilir.
    52-56 yıllarında Efes’te, 57-58 yıllarında Korint’de kalmıştır.
    Hayatı hakkında Raymont Brown’ın “The acts of Saint Timothy –Aziz Timothy’nin İşleri” adlı kitabında Efes kentinde ARTEMİS törenlerine karşı çıktığı için 22 Ocak 97 tarihinde şehit edildiği belirtilmektedir. Raymond Brown (1928-1998) Amerika’da tanınmış bir teologtur.
    4. yüzyılda Hıristiyanlığın devlet dini olarak kabulünden sonra Efes’te ki mezarı açılarak kemikleri İstanbul’da Holy Apostels kilisesine götürülmüş ve gömülmüş (Sonradan yerine Fatih Camii yapılmıştır) ve Haçlıların İstanbul’u alıp yağmalandığında (1204) kemikleri alınıp bu defa Roma’da bir kiliseye götürülmüş 1945 yılında bu kilisede yapılan onarımda kalıntılarına rastlanılmıştır.
    Yazı ekine bir ikonası ile dünyaca Hollandalı ünlü Ressam Rembrant’ın (1606-1669) Timoty ve anneannesi isimli tablosu eklenmiştir.

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 03-04-2020

    ULA KAYA MEZARLAR
    MEHMET BİLDİRİCİ,
    2019 yılında bazı ev ihtiyaçlarını karşılamak için Ula’ya gitmiştim. Dostum Camcı Bayram Öztürk beni karşıladı, ikramda bulundu ve beni Ula içinde dolaştırdı. Ula’ya girişte Yeni Mezarlık arkasında dağın yamacında 5 kişilik muhteşem bir kaya mezara götürdü. Çok ilginç idi, Ula’nın bu kadar yakınında… Bu kaya mezarlar hakkında P. Roos’un “Kaya Mezarlar kitabında sayfa 42-44 de açıklamalar yer almaktadır.
    Ula yaşadığımız yerin ilçe merkezi, bazı antik kalıntılar olmasına karşı tarihi hakkında bilgiler yoktur. Ola diye bir yerleşim yeri var mıdır? Okkataş’ta oturanlar sonra Ula’ya gelmişler midir? Gizemini korumaktadır.
    Ula’nın Fethiye çıkışı yanında dağın yamacında da daha basit kaya mezarlar bulunmakta olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım.
    Temizlenip bir demir kapı içine alınsa ne iyi olur diye düşünüyorum. Bundan Ula turizmi kazanır. Ula bunu hak etmektedir
    Muğla Devrim- Resim eklenememiştir.

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 03-04-2020

    İTÜ İNŞAAT FAKÜLTESİ EN ESKİ MEZUNU VE İTÜ HOCASI İSMET AKA’YI (1923-2020) KAYBETTİK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Değerli sınıf arkadaşlarım İstanbul Şişli 02.04.2020
    İsmet Aka İTÜ İnşaat Fakültesinin yaşayan en eski mezunlarından biridir. 1946 yılında fakülteyi birincilikle bitirmiştir. 74 yıl önce mezun olmuştu.
    İsmet Aka betonarme hocasıdır, ama İnşaat Fakültesi’nde değil Mimarlık Fakültesindedir. Bizlerin hocası olmamıştır.
    İsmet Aka 1996 yılında (İTÜ’nün 223 Yılı) yıllığına göre hayat hikâyesi şöyledir.
    1923 yılında Çandarlı’da doğdu, lise öğrenimini İzmir’de tamamladı, mezuniyetten sonra İTÜ de asistan olarak başladığı akademik hayatında 1965 yılında Profesör oldu. Çeşitli İdari görevlerde bulundu ve önemli yapılarda proje ve danışmanlık yaptı, 1990 yılında emekli oldu.
    Ben kendisi ile bir anımı sizinle paylaşmak istiyorum.
    2010 yılında İTÜ Hocalarımla ilgili bir çalışmamı Web siteme yerleştirmiştim. Çok ses getirdi, 1967 İNŞAAT mezunları farkına vardılar ve kendi Web sitelerine koydular. Bu kanalla sınıf arkadaşları Prof. Dr Zekai Celep’e ve o da kendi hocası Prof. Dr. İsmet Aka’ya sundu. Prof. Dr. İsmet Aka bana aşağıdaki mektubu gönderdi.

    Sayın Mehmet Bildirici 24.09.2011

    Prof Dr. Zekai Celep'in (İTÜ 1967 İnşaat), bana gönderdiği "İTÜ HOCALARIM" isimli çalışmanız dolayısıyla sizi kutlarım. İstanbul Teknik Üniversitesi mezun ve mensupları, her zaman vefalı davranışları ile öne çıkarlar.
    Bu sıralar bunun en görünür örneği Zekai Celep hocadır. Eski hocalar için seminer düzenleyerek, yılsonu yemeklerine davet ederek, onları arayıp sorarak her zaman saygısını belirtir.

    Ben, İSMET AKA 1940 yılında öğrenim süresi 5 yıl olan Yüksek Mühendislik Mektebi'ne girip, 1944 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi olduktan sonra 1946 yılında mezun oldum. Bu nedenle bilgim, anılarım değerlendirilebilir. Bunları yazarak çalışmalarınızın gelişmesine katkıda bulunmak istedim.

    Mustafa Santur, Fikri Santur'un oğludur. Her ikisi de değerli hocalar olup Baba Santur Okul iken Okul Müdürlüğü, oğul Santur'da İTÜ Rektörlüğü yapmıştır.
    Ben Mukavemet dersini okuyacağım yıl Fikri Santur Hoca emekli oldu. Ondan ders alamadım. Ama ağabeylerimden onun çok methini duydum.
    Bir diğeri Yazar Halide Edip Adıvar'ın ilk eşi matematikçi Salih Zeki'dir. Salih Murat diye sehven yanlış yazılmıştır. Malik Sayar Salih Zeki'nin önceki eşinden oğludur.
    İTÜ'nün ilk dekanı Said Kuran'dır.
    Başarı dileklerimle
    Prof. Dr. İsmet Aka

    Bunun beni nasıl mutlu ettiğimi anlatamam. İşin başlangıcında idim. Kendi kendime oğlum Mehmet bu yolda devam et dedim. Hocayı telefondan aradım. Teşekkür ve şükranlarımı sundum. Verdiği bilgileri dosyama yansıtacağımı söyledim.
    Caddebostan’da oturuyordu. Kendisini gene 01.02.2019 günü telefonla arayıp hürmetlerimi sundum. Mutlu olmuştu.
    Bu defa değerli hocayı internetten kaybettiğimizi öğrendim. Kendisine Tanrı’dan rahmet ailesi İTÜ camiasına baş sağlığı dilerim.
    İTÜ mezunları ile ilgili dosyam için
    www.mehmetbildiric.com Türkçe 2015 sayfa 6 dosya 50. Tüm mezunları görmek için dosyamı görmenizi öneririm.

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 03-04-2020

    BAŞKA BİR MEZHEPTEN AZİZ GREGORY LUSAROVİÇ (257-331)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Din bugün olduğu gibi tüm tarih boyunca kültürü yaşamı ekonomiyi etkilemiş, savaşlara da sebep olmuştur. Hâlbuki bütün dinler insanlığa hizmet ettiğini savunurlar. Bu yazımda da başka bir değişik kesimden din azizini inceleyeceğim.
    Aziz Gregory Lusaroviç Aydınlatıcı Kirkor. Ermenilerin ilk patriği Gregory 257 tarihinde varlıklı bir Ermeni ailenin oğlu olarak Ermenistan’da doğar. Ama siyasi karışıklıklar sonucu çok küçük bir çocuk iken KAYSERİ’YE kaçırılır ve gizli Hıristiyan Rumlarca yetiştirilir. Burada şuna dikkat çekeceğim, Ermeniler ayrı bir Hıristiyan ulus olmalarına karşı önce Grek alfabesi kullanıyor İncil’i bile Grek harfleriyle yazıyorlardı.
    Büyüyünce memleketi Ermenistan’a geri döner, burada yapılan ANAHIT törenlerine katılmaz ve onu protesto eder. Bundan dolayı çok cezalandırılır bir kuyuya atılır. Anahit pagan dönemi Ermenilerin tapındıkları en önemli tanrıçadır. Efes’teki tanrıça Artemis gibi Bugün pek çok Ermeni kızına Hıristiyanlığa karşı olan bu isim verilmektedir.
    Ermeni Kralı Dırdat (250-330) (Tridates III) hüküm sürmektedir. Dırdat 301 yıllarına doğru derman bulmaz bir hastalığa yakalanır, kralın yakını, Gregory’nin bunu dua ile iyi edeceğine kralı ikna ederler. Gregory bir kuyuda yaşamaktadır, bir kadın ona ekmek atmaktadır. Aranır ve ortaya çıkarılır.
    Gregory kralı iyileştirir, bu defa her türlü zulmün uygulandığı Gregory M.S 301 yılında kralı ikna eder ve Dırdat’ın başında bulunduğu Ermeni Devleti Doğu Roma İmparatorluğundan önce ilk Hıristiyan devlet olur. Gregory Lusavoriç 44 yaşındadır. Kurulan Ermeni kilisesinin ilk Patriği olur.
    Ermenilerin esas mezhebi onun adından Gregorien ismini almıştır. Daha sonraki yıllarda Batılıların etkisi ile Katolikliği ve Protestanlığı da benimsemiştir.
    Anadolu’da başta Kayseri olmak üzere pek yerde adına kiliseler açılmıştır. 1915 olaylarından sonra pek çok Ermeni Anadolu’dan göç etmek durumunda kalmış, bugün Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Ermenistan’da yaşamakta ve Gregory Lusavoriç tarafından aydınlatılmaktadır.
    Bir dini lideri anlatırken tarihi olaylarla mucizeler birbirine karışmakta olduğu bir gerçektir.
    (Muğla Devrim9

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 03-04-2020

    ANADOLU’DAN DÜNYAYA IŞIK SAÇMIŞ BİR AZİZ AYA MAMA (3 YÜZYIL)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Hıristiyanlığın resmen tanınmasından önce inancı uğruna eziyet çekmiş, canından olmuş ve ölümünden sonra büyük itibar görmüş, adına kiliseler, manastırlar açılmış ünü çok uzaklara yayılmış insanlar vardır. Bunlardan biri de Aksaray ilinde ismi yaşayan bir aziz de Aya Mama veya Aya Mamas’tır. Bugün ismi Gökçe olan Mamasın köyünde doğduğu sanılmaktadır. Üçüncü yüzyılda yaşamıştır. Hakkında doğru bilgiler yok gibidir. Buna karşın hakkında yaptığına inanılan efsaneler bulunmaktadır.
    15 yaşında bir çobandır, koyun keçi ve evcilleştirilmiş geyik besler bunlardan elde ettiği sütlerden yaptığı peynirleri fakirlere dağıtır. İnancından dolayı takip edilir ve dağlara kaçar yakalanır ve Kayseri de öldürülür. Dağlarda iken bir geyik her gün gelir sütü ile besler.
    Hıristiyanlık resmi din olarak kabullenince gerçekleştirdi mucizler kulaktan kulağa yayılır kemiklerini Mamasın köyüne getirilir doğduğu köyde bir mağara kiliseye yerleştirilir daha sonra buraya 8 veya 9 yüzyıllarda bir kilise yapıldığı biliniyor.
    Aya Mama’nın ünü başkent İstanbul’a ulaşır burada da adına kiliseler yapılır ama bugün bu konuda fazla bilgi ve bulgular yoktur.
    İstanbul’da yaklaşık 15 yıl önce gelen büyük selde AYAMAMA deresi taşmış üzerine yapılmaması gereken sanayi binalarını tırları sel alıp götürmüştür. İstanbul’a sel getiren Ayamama Deresi Bahçeşehir ilçesi sınırları içindedir. Bu isim bu azizle ilgilidir., onun adını taşımaktadır.
    Sonuç olarak Mamasın Köyü Rumların yaşadığı bir köydür. Rumlar için çok önemli bir kişidir. Buradan göç eden Rumlar Türkiye dışından gelerek ziyaret ederler. Maalesef bunları geç öğrendiğim için bu mağara kiliseyi göremedim. Ayrıca Aksaray da yapılan Mamasın Barajı azizin ismini taşımaktadır.
    1850’lerden itibaren bu makam Müslümanlar tarafından da ziyaret edilmeye başlamış Müslüman bir eren olan PİR ŞAMAS’A ait olduğuna inanılmaktalar, ancak Pir Şamas için hiçbir tarihi veri bilinmemektedir.
    Bu olay çok çok önemlidir. Bugün ebedi bir Türk vatanı olan Anadolu’da pek çok yüzyıllar Hristiyanlar yaşamışlardır. Anadolu’muzu iyi tanımak için eskiyi de bilmek gerekmektedir. Örnek olarak geyiğin sütünden faydalanması ilginçtir.
    Aziz Mama’nın ünü yayılmış Aksaray Mamasın dışında İstanbul başta olmak üzere Kıbrıs Güzelyurt (Omorfo), Yunanistan, Girit, Fransa ve Konya’da adına yapılmış küçük kiliseler bulunmaktadır.
    Konya’nın bugün 2-3 km güneyinde AYMANAS isimli bir mahallesi vardır. 16 yüzyılda bir Rum köyü olan Aymanas’ın bu azizle bir bağlantısı olabilir. Bu konuda tam bir görüşe varmış değilim. Eskiden Konya’nın yazın göçülen bu bağlık yörede Annemin, anneannemim babalarının yazlık bağ evleri vardı.
    Ayrıca Selçuklu dönemi Alaaddin Camiinde daha önceki dönemler yapılarından gelen işlemeli ve yazılı taşlar kullanılmıştır. Burada Konya’nın güneyinden gelen bir kolonda bir kişinin bir kolonu Aya Mannis vakfına bağışladığı ifade edilmektedir. Yazıtın aslına Web sitemden ulaşılabilir. Bu Aya Mannis Aya Mama mıdır, başka bir dün ulusumudur?
    Önce Mamasınlı Aya Mama hakkında bir bilgim yoktu, Konya hakkında ki bu detaylar beni bu azizi tanımaya yöneltti. Atina’da Küçük Asya Vakfı ve kitaplığı olduğunu öğrendim. Anadolu’nun tarihi ile çok kitap olduğunu duydum. Ancak bu kitaplar arasında Türkçe, İngilizce kitaplar olmasına karşın çoğunluk Grekçe idi. Bu kitaplığı üç defa ziyaret ettim. Gelenler bir deftere ismini yazıyor, Türkiye’den gelen akademisyenler dışında nadir ziyaretçilerinden biri olduğumu gururla belirtiyordum.
    Süre çok kısaydı gene de faydalanmaya çalıştım. Kurumun başkanı İstanbullu Stavros Anestidis’le arkadaş oldum. O da bana O Agio Mama isimli Grekçe yazılmış bir kitabı armağan etti. Arşivimde saklıyorum.
    Bu yazıyı hazırlarken çeşitli kaynaklar yanında internetten Yavuz İşçen’in makalesinden yararlandım, kendisine teşekkür ederim. (Muğla Devim)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 03-04-2020

    İSRAİL TOPLANTISINDA SUNDUĞUM POSTER
    KARAMAN ERMENEK YUKARI ÇAĞLAR ANTİK SBIDE ANTİK KENTİ POSTERİ
    KARAMAN ERMENEK YUKARI ÇAĞLAR KÖYÜNDE
    ANTİK SBIDE KENTİNİN ORTAYA ÇIKIŞI
    Yukarı Çağlar köyü Ermenek-Taşkent-Konya yolu üzerinde bulunan Güneyyut (antik Gargara) köyünden kuzeye ayrılan yoldan yaklaşık 5 km dir. Toros dağı zirvelerinde temiz havası, doğal güzelliği ve organik gıdaları yaşanacak bir yerdir.

    Yukarı Çağlar köyü sınırları içinde bulunan antik yerleşim SBIDE olarak geçmektedir.
    Sbide antik kentinin Roma döneminde önemli bir yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır. Bu yörede tek çalışan Tarihçi Arkeolog GEORGE BEAN’dir. Sbide hangi dilden geldiği ve ne anlama geldiği bilinmemektedir. Bean burada yazıt taraması yapmış, çevrede antik kentten kalıntılar olduğu halde Yukarı Çağlar’da yazıt görülememiştir. Su tünelleri kendisine gösterilmemiştir. Yazıt olmamasına karşı köy içinde işlemeli kolon başları görülmektedir.
    Kentin su ihtiyacı yaklaşık 4,2 km uzunluğunda muhteşem su tünelleri ile karşılanmıştır. Su tünelleri çok eğimli dağın içine açılmış, kazı malzemeleri her 40-50 metrede de yatay açılmış bir pencerelerden (delikler) aşağı atılmıştır. Bunlar alttan bakıldığında net olarak görülmekte, bu tüneller SIRA DELİKLER olarak bilinmektedir.
    Roma döneminde gelişmiş çok önemli bir kent olmasına karşı, tanıtılmamış ve hakkında çok az yayın bulunmaktadır.
    Su tünellerinden ilk bahseden ve bunu DSİ Genel Müdürlüğü tarafından 1994 yılında yayınlanan “Konya Tarihi Su Yapıları” kitabında yer veren İnşaat Yüksek Mühendisi Mehmet Bildirici olmuştur. Bildirici tünellerin bir planını ve enerji kırıcı noktasındaki ilginç hidrolik yapıyı göstermiştir. Kendisine burayı incelemeyi öneren ve bir rehberle oraya gönderen eski Ermenek Belediye Başkanı HALİL AKBULUT olmuştur.
    Daha sonra İzmir’de yaşayan bu köyden Ali Aktürk’tün daveti ile Ağustos 2011 de kent detaylı incelenmiş ve olağanüstü antik tünellerin bulunduğu Sbede kenti ortaya çıkarılmıştır

    Cura Aquarum 2012 İsrail toplantısında sunduğum bu bildiri Toplantı sonu yayınlanan Bildiriler kitabında yer almıştır.
    Sbede ve suyollarına ait daha geniş bilgiler WEB Sitemdedir.

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 03-04-2020

    TORUNUM İLE SEDİR ADASI GEZİSİ YAZISI ARDINDAN
    TEOMAN ÜNÜSAN ANISINA
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetesinde yukarı isimde yazdığım ve 05.09.2015 günü yayınlanan yazım çok ilgi topladı, çeşitli telefonlar aldım. Bunlarda biri de eski İçleri Bakanı değerli devlet adamı ve eski Ula kaymakamı Teoman Ünüsan idi. Benim gibi hem Akyaka’lı ve hem de Konya’lı, Ünüsan ile Konya Lisesi’nden arkadaşıyız. Yani Nail Çakırhan ve Hikmet İlaydın ile birlikte Muğla- Konya arasında oluşan gönül bağlarında bir halkadır.
    1954 yılında Konya Lisesi Orta kısmında değerli eşi Fahamet Hanım sınıf arkadaşım idi. Saygıdeğer ve arkadaşı olmaktan büyük gurur duyduğum Ünüsan bana attığı mail de şunları yazmıştır.
    “Merhaba Mehmet
    Torunun çok esaslı bir tipe benziyor. Sen de muhteşem kaleminle Gökova’yı çok iyi anlatmışsın. Torunun ve sana mutlu ve sağlıklı bir ömür diliyorum.

    Bugün Konya’nın çok seçkin bir semti olan Konya’da 1950’li yıllarda en güzel ev, Fahamet Hanım’ın babası Rıfkı BAKIRCI’nın idi, Ünüsan ailesi halen bu güzel evi ellerinde tutuyorlar, belirli ayları orada Meram havası alarak geçiriyorlar. Ara ara onlar orada iken kahve içmek için onları ziyaret ediyorum. Burada onlar için daha önce çıkmış bir yazımdan alıntılar koyacağım.

    MERAM DA ESKİ ZAMANLARDA BİR GEZİ
    Mehmet BİLDİRİCİ
    Meram Konya'nın bağlarının yer aldığı mesire yeridir. Meram çayı yüzyıllardır Konya'nın suyunu ve selini sağlamıştır. Bugün de en seçkin bir bölgedir.
    Meram Selçuklular zamanında da çok tercih edilen bir yöredir. Selçukluyu yönetenlerin ve Mevlevilerin burada bağları vardı. Selçuklulardan kalma Tavus Baba Türbesi, Cemel Ali Türbesi, Karamanoğlu döneminden Meram Hamamı, Osmanlı döneminden 15. yüzyılda yaşamış Ebul Vefa adına camii ve 16. yüzyılda yaşamış Kasım Halife (Vakfiyesi H 933- 1525 tarihli) camii bulunmaktadır. Bu konularda oldukça tarihi bilgiler ve inceleme yazıları bulunmaktadır.
    Ben bu yazımda biraz daha eskilere giderek yaklaşık 2000 yıl önce Meram'da yaşam nasıldır? Bunu incelemeye çalışacağız.
    Meram denince ilk akla gelen Meram Çayı üzerinde olan zarif taş köprü gelir. Bu taş köprü ne zaman yaptırılmıştır. Bu konuda hiç bir belge bize ulaşmamaktadır. O halde köprünün tarihi köprünün yapım tarzından çıkarılmalıdır. Tam yarım daire kemer, kemerde çok düzgün taşlar kullanılmış, kemerler arası da düzgün yatay taşlar dizilmiş. Elimde Kütahya Aizonai kentinde (Kütahya-Çavdarhisar) ve Antakya Asi nehri üzerinde bugün yerinde olmayan köprülerin fotoğrafı var. Bunların Roma döneminde yapıldığı tartışmasız, bu köprülerin fotoğrafı ile Meram köprüsü yan yana konulduğunda ayırmak mümkün değildir. Köprünün Roma döneminden kaldığını söyleyebiliriz. Mutlaka sonraki dönemlerde onarımlar olmuştur.
    Köprü bu kadar eski olabilir mi? Çevrede başka kalıntılar da var mıdır? Hemen yanında Karamanoğlu döneminde Hatipli Hasbeyoğlu tarafından yaptırılmış (1420 yıllarında) ve bugün restore edilmiş tarihi hamam bulunmaktadır. Şüphesiz bu hamam Karamanoğlu eseridir. Ancak yol cephesindeki ve arka taraflardaki duvarlar incelendiğinde, farklı dönemlerin kültürel izleri hemen görünecektir. Köprünün hemen yanındaki bu hamamın yerinde daha önce bir yapı olduğu kabul edilmelidir. Kapının üstünde bulunan işleme de gayri İslami motifler dikkat çekmektedir.
    Benim de kanım burada daha önce bir yapı olduğu yönündedir. Ancak ne çeşittir bir yapıdır buna şimdilik bir şey söylemek mümkün değildir.
    Konyalı'nın "Konya Tarihi"nin 1104. sayfasında köprü hakkında bilgi ve köprü üzerinde bulunan bugün kaybolan ters konmuş kitabeli bir taşın fotoğrafı bulunmaktadır. Bir Latince kitabe Roma kentinin, Palatin tepesinden (Eski Roma'da ) bir Romalının mezar taşıdır. Bu taş değerli dostum Arkeolog Thomas Drew Bear tarafından okunmuştur.
    Gene eski Meram yolunda fidanlık durağında bir arkadaşımın (Kemal Uluışık) bağ evinde eski işlemeli taşlar arasında bulunan bir yazı tarafımızdan Prof. Dr. Thomas Drew-Bear'e gösterildi ve okunup kayıtlara geçti. Türkçesi şöyle: "Kocasını seven ve dürüst olan Aponia'nın anısına kocası Burrus (bu mezarı yaptırdı) " Bir aşkı, Aponia ile Burrus'un aşkını ebedileştiren bir mezar taşı, Hıristiyanlık öncesine ait.
    Tavus Baba Camii yanındaki türbe, Cemel Ali Dede türbesi incelendiğinde eski dönemden gelen taşlar hemen seçilecektir.
    Meram çayı yüzyıllar boyu Konya'ya su taşımıştır. Bazen de sel getirmiştir. "Konya'nın Ölümü Sudan" deyiminin çıkmasına yol açmıştır. Ancak su mühendisliğindeki gelişmeler bunu ortadan kaldırmıştır.
    Meram çayı "Şehir Irmağı" ile kente içme suyu sağlamıştır. Araştırmacı W. Ramsay "Selçuklunun Konya'yı başkent seçmesini sulama kanalları ve su imkânlarının oluşuna bağlar" şahsen bende bu görüşteyim.
    Konuya merak duymuş olanları ve meramda yaşayan hemşerilerimi bu gözle Meram'da bir geziye davet ediyorum….

    (02.01.2001 – YENİ GAZETE KIRKAMBAR)
    (ÇAĞRI DERGİSİ – 2002 Ağustos)
    (Muğla Devrim 14.09.2015 yayınlandı)
    TEOMAN ÜNÜSAN ANISINA TEKRAR ELE ALINMIŞTIR.
    30.03.2020

Toplam 192 yorum bulundu. 41-50 arası listeniyor.