Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    LİKYA’DA TANRIÇA LETO’NUN KENTİ, EFSANESİ VE LATİN ŞAİR OVİDUS
    (M.Ö 43- M.S 17)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İçinde yaşadığımız, Ege, Karia ve Likya antik bölgeleri içinde yaşam çoğu çoğu Mitoloji ile iç içedir. Yani Mitoloji Karya içindedir. Karya’da mitolojiden gelen anlatılanlar vardır.
    Mitoloji eski Yunan’dan gelir. Önemli midir? Bence çok çok önemlidir. İnsanların bir takım Tanrı ve tanrıçalara sığınma ihtiyacından doğmuştur. Doğuda, Norveç’te, eski Türklerde de mitolojiler vardır. Örnek olarak doğuda tanrı ve yaratıcı güçler asla konuşulamaz, karşı çıkılamaz, irdelenemez.
    Mitolojide tanrılar ve tanrıçalar vardır, bunlar kendi aralarında etik olmayan hareket olur. Bir örnek vermek gerekirse Zeus baş tanrıdır. Eşi Hera o da tanrıçadır. Ama Zeus tanrıça karısını aldatır, tanrıça Leto ile ilişki kurar, onu hamile bırakır Leto’dan çocukları olur. Bu yasak ilişkiden doğanlar da tanrı ve tanrıçadır. Yani kutsaldır, APOLLON ve ARTEMİS ki bunlar Yunan Mitolojisinde çok çok önemli tanrı ve tanrıçadır. Adlarına pek çok yerde tapınaklar inşa edilmiş ve tapılmıştır.
    Bu yazımda tanrıça Leto adına kurulan antik dini merkez LETOON kentine ait söylenenlerden söz edilecektir.
    Anne tanrıça LETO çocukları kadar ünlü değildir. Letoon Fethiye-Kaş arasında Fethiye’den yaklaşık 65 km Kaş yönündedir. Likya sınırları içindedir. Başka yerlerde o na ait ünlü tapınaklar pek yoktur.
    Gökova Akyaka kurulmuş antik kent İDYMA’da bulunan yazıtlardan birinde Leto-Afrodit rahiplerinden söz edilir, burada bir tapınak olmalıdır. !!!!
    Leto hakkında anlatılanlar ünlü Latin Şairi Ovidius’un (M.Ö. 43- MS 17) yazdığı Metemorfozlar isimli Grekçe kitabından alınmıştır. İtalya’da doğan Ovidius M.S 8 yılında İmparator Augustus tarafından Roma’dan sürgün edilmiş Romanya’da ölmüştür.
    Çok çok ilginçtir, Roma Belediyesi tam 2000 yıl sonra 2008 yılında Ovidius’un sürgününü iptal etmiştir. !!!!!
    İstanbul Kız Kulesi hakkında anlatılanlar da Ovidius’tan gelmektedir.
    Letoon için efsane ise şöyledir. Zeus’den hamile kalan Leto, ikiz çocukları Apollo ve Artemis’i Ege Denizi’nde Delos adasında doğurur. Sonra Likya’da Xantos nehri (Eşen çayı) boyunca çocukları ile nehir boyu yürür.
    Nehirde bugünkü tapınağın bulunduğu yerde çocuklarını yıkamak ister, yerliler buna karşı çıkınca onları kurbağa şekline sokar.
    Letoon antik kenti boyunca yan yana üç tapınak yer alır. En batıdaki İyon düzenindeki tapınak ana Leto’ya, ortadaki Apollo ve diğeri Artemis’e aittir.
    Bu tapınaklar yanında Likya dilinde, Aramice ve Grekçe yazılı bir yazıt bulunmuştur. Bu yazıt henüz çözülememiş bulunan Likya dilinin okunmasına yardımcı olması beklenmektedir.
    Yazının sonuna Ovidius’tan bir şiir eklenmiştir.

    AŞK SANATI
    Başkasından yakındığında dedi Ovidius
    Elde edilir bir kadın
    Dudaklarında yarı hüzünle göründüğünde
    Ona yaklaşacaksın,
    Elleri böğründe, sızılı yüreğini
    Okşarken görünmez dilekleri
    Ona Gökyüzünün maviliğini
    Anlatacaksın
    Tam açmak istediğinde kendini
    Görünüp
    Kaçmak istediğinde saklanacaksın”

    Yazıya Leto’nun çocukları ile heykelini ve Ovidius’un bir resmi eklenmiştir. Grekçe Ovidius Naxon yazılı
    (Mugla Devrim 04.04.2019 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    ARAŞTIRMALARIMI DESTEKLEMİŞ REBAP VİRTİÖZÜ, MÜHENDİS AĞABEYİM
    EDİP SEVİŞ (1912-2011)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Yeni Meramda anısal yazılarıma devam ediyorum. Değerli meslektaşım abilerimle yaşadığım güzellikleri anlatacağım ve onları bir defa daha anacağım. Bu yazımda Rebap Virtüözü değerli İnşaat Mühendisi Edip Seviş’i konu edeceğim.
    Edip Seviş İstanbul Eğrikapı’lı bir ailenin oğludur. Çok küçük yaşlarda Türk Müziğine yönelmiş, önceleri Eyüp Musiki Cemiyetine ve 1928 yılında Atatürk önünde konser veren Üsküdar Musiki Derneğinin en genç üyesidir. Bu konseri çok büyük heyecanla anlatırdı.
    Daha sonra 1950 yılında İnşaat Mühendisliği diplomasını almış, Çeşitli illerde Bayındırlık Müdürlükleri görevlerinde bulunmuş, Müzik ve Mevlana sevgisi onu Konya’ya çekmiş, görevini Konya Bayındırlık Müdürlüğü’ne nakletmiş 1987 yılında buradan emekli olmuş, Mevlana sevgisinden emekliliğini Konya’da geçirmiş, 99 yaşında Mevlana Şeb-i Aruz törenlerinin başladığı gün hayatını kaybetmiştir. Son haftaya kadar akli melekelerini korumuştur.
    Edip Seviş 1954 yılında Mevlana’yı anma törenlerine katılmış, rebap çalmıştır. Kendisi dünya ölçüsünde bir rebap virtüözüydü. Şu sözü çok anlamlıdır. Mühendislik görevi ile hiç yurt dışına çıkmadım, ama rebabımla tüm Avrupa ve Japonya dâhil dünyayı dolaştım.
    Edip Seviş’in kızı Jülide Hanım DSİ 4. Bölge Müdürlüğünde çalışıyordu, onun vasıtası ile tanışmıştık. Bazı akşamlar birlikte olurduk. Ben müzik adamı olmadığımdan konuşmalarımız eski İstanbul günlerine ve mühendislik üzerineydi.
    Yıl 1994 kendi isteğim ve Devlet Su İşleri 4 Bölge Müdürünün teşvik ve destekleri ile DSİ Genel Müdürlüğü tarafından “Konya Tarihi Su Yapıları” isimli kitabım yayınlandı. 1994 yılı DSİ Genel Müdürlüğünün 40. Kuruluş yılıydı. Kuruluş yılı dolayısıyla üç anı kitabı yayınlanmıştı. Öyle ani olmuştu ki ben bile inanamamıştım. Bana çok büyük bir moral vermişti.
    Bu kitabın yayını dolayısıyla pek çok kişi ve kuruluştan tebrikler almıştım. O zamanki Yeni Konya Gazetesinde rahmetli Avukat Suat Abanazır ve arkadaşım Prof. Dr. Saim Sakaoğlu ve Yeni Meram’da köşe yazıları yazan Edip Seviş kitabımı tanıtan yazılar yazdılar. Edip Seviş’in 13.05.1994 tarihinde yazdığı köşe yazısından bir bölümü buraya alıyorum.

    “DSİ Genel Müdürlüğü, kırkıncı yılını idrak etmesi dolayısıyla bazı yayınlar yapmıştır. Bunlardan biri de “Konya Tarihi Su Yapıları” isimli kitaptır.
    Kitap önsözünden de anlaşılacağı veçhile Konya’mızın yetiştirdiği bir kıymetli Yüksek Mühendis olan Mehmet Bildirici Bey tarafından hazırlanmıştır.
    Yine önsözünde kendisini bu işe DSİ IV. Bölgesi’nin deneyimli Müdürü olan Yüksek İnşaat Mühendisi Feyyaz AKALIN Bey teşvik etmiş ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Dışilişkiler Başmüşavir’i İsmet Bozkurt Bey’den ve diğer pek çok arkadaşından ve belediyelerden yardım görmüştür.
    Eser 15 bölümü ihtiva ediyor. Tam 460 büyük kuşe kâğıdına basılmış. Başta Konya ve bütün ilçelerini, Aksaray, Niğde’yi, Silifke’yi kapsıyor. Antik suyollarına ait bilgileri, bu yerlerin bütün tarih boyu su konularını, suyollarını, tesislerini gerçek olarak gözler önüne seriyor.
    Araştırmaya dayanan eserler daima kıymetli olurlar. Çünkü onlar bir hayal mahsulü olmaktan uzaktırlar. Bu eşsiz Anadolu bilgilerini bize sunan Yüksek Mühendis Mehmet Bildirici’ye ve kendisine teşvikçi ve yardımcı olan Devlet Su İşleri IV. Bölge Müdürü Yüksek Mühendis Feyyaz AKALIN Bey’e, yardımcı olan belediyelere ve eşleri Düzay Hanım ve daire arkadaşlarına, kitabı yayınlayan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne teşekkürü bir borç biliyorum.
    Devamını diliyoruz
    Değerli Yeni Meram köşe yazarı daha sonra bana büyük destek olan birkaç yazı daha yazmıştır.
    Kendisi zaman zaman kitabımı okumuş onları tartışmış ve bu olaylar bizi daha yakınlaştırmıştır. Aramızda geçen o kadar güzel anılar var ki bunlardan bir ikisine yer vereceğim. Edip Seviş Latin alfabesinin kabulünde 16 yaşındadır. Eğitiminin bir kısmını eski harflerle yapmıştır. Eski Türkçeyi iyi okuyordu. Bana bu konuda yardımcı oldu, Konya’da özellikle Nakiboğlu İbrahim Efendi tarafından vakfında belirtilen bilinmeyen bir su şebekesi ve çeşmelerini birlikte çıkarmıştık. Asla unutamam.
    İkincisi gene böyle çeşme gezileri için sözleştik. Falan gün sabah 9 da uğra demişti. Tam dokuzda evine uğradım, tam 5 dakika önce, çok sevdiği eşi Münevver Hanım ruhunu teslim etti, uzun zamandır yatalak hasta idi, tabii ki çeşme gezisi iptal oldu.
    Uzun zaman yatalak hasta olduğundan kurtuldu der mi diye düşünmüştüm. Meğerse Edip abim eşini ne çok severmiş onun için o yaşta güzel sevgi şiirlerini Yeni Meram gazetesinde sonraları hep yayınladı.
    Bu arada Edip ve Münevver Seviş’in kızları Julide DSİ de çalışıyordu. Yakından tanıdığım için söylüyorum, çok hayırlı ve iyi bir evlattı. Çok uzun yatalak olan annesine ve 99 yıl yaşayan babasına güller gibi baktı.
    Son olarak da uzun uzun meslek yaşamından konuşurduk. Eski Mühendisti. Ben onu İTÜ 1934-1935 mezunu zannediyordum. Ölümünden sonra Jülide Hanım’dan diplomasının bir fotokopisini istedim. Hiç beklemediğim ve hayret ettiğim bir diploma ile karşılaştım.
    Meğer Edip Seviş’e inşaat Mühendisliği diploması iki yıllık bir kurs sonucu Bayındırlık Bakanlığı tarafından verilmiş. Orta Okuldan mühendislik okuluna alınanı duydum, yurt dışından Almanya, İsviçre’den mezun inşaat mühendisleri biliyorum. Ama gene bunu hayretle karşıladım. Bir örnek olsun diye birlikte bir resmimizle ekliyorum.
    Bir Edip Seviş geldi yaşadı, geçti, güzel izler bıraktı, unutulmamalı diyorum
    Yeni Meram 26.03.2019 yayınlandı

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    SU KÜLTÜR YAPILARININ ARAŞTIRMASINDA BİR ÖNCÜ ALMAN GÜNTER GARBRECHT (1924-2019)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Su uygarlığın olmazsa olmasıdır. Su Yapılarının tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Bu konuda Anadolu’muz ilk çağda dünyadaki Açıkhava Müzelerinin en önünde gelmektedir. Anadolu’nun her tarafında bu eserleri görmek mümkündür. Ama Ege (İyonya), Muğla (Caria) ve Antalya kıyı şeridi daha daha da zengindir. Altıncı yüzyılda Roma (Bizans) İmparatoru Justinien (527-565) ve 16. Yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde dahi Mimar Sinan (1489-1588) tarafından yapılanlar da eklenince kadayıf üzerinde kaymak oluyor.
    Bu yazımda bir Alman araştırmacı Günter Garbrect konu edilecektir. Bu bilim adamı bu eserleri yapan bir kişi değildir, ancak pek çok mühendislik harikalarını araştıran ortaya çıkaran ve onları tanıtan kişilerin en başında gelmektedir.
    2011 yılında Akyaka’da 8000 yıldan bu yana su kültür mirası ile ilgili rahmetli Bahar Suseven (1962-2012) ile birlikte müşterek sergi açmıştık.
    Bu sergi içinden Garbrecht ile ilgili bilgileri buradan aynen alıyorum.
    “Kuzeydoğu Almanya’da 1924 yılında doğdu. Karlsruhe Üniversitesi’nden 1952 yılında İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu. 1954-1987 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Zambia (Afrika) Lusaka Üniversitesi, Braunschweig Teknik Üniversitesi, öğretim elemanı oldu. Özellikle Türkiye’de kaldığı, 15 yıl içinde Anadolu ve Ortadoğu’da antik hidrolik yapıların kalıntıları onu büyüledi ve ikinci bir kariyer olarak tarihi su yapılarını benimsedi.

    “Born in Northwest Germany he graduated from the Karlsruhe University as Civil Engineer in 1952. He worked as teaching staff member at Istanbul Technical University, the Middle Eastern Technical, the Zambia Lusaka University and the Braunschweig Technical University. During his 15 years in Turkey he has fascinated by the hydraulic constructions of ancient Anatolia and the Middle East and embraced historical Water constructions as his second career.

    Braunschweig Üniversitesi’nden Prof. Dr. Günter Garbrecht ve İstanbul İTÜ’den Prof. Dr. Kazım Çeçen öncülüğünde 1979 yılında İstanbul’da Uluslararası “Tarihi Su Yapıları” toplantılarının üçüncüsü yapılmıştır. Ben o tarihlerde konunun uzağındaydım. Daha sonra ben bu seri toplantılarının son beşine katılmıştım. Sonradan bu toplantıların Almanca ve İngilizce olan sunumlarını da temin etmiş incelemiştim. Türkiye’de ki su mühendisliği harikaları olduğunu görmüştüm.
    Garbrecht Türkiye üniversitelerinde ki akademik çalışmaları yanında pek çok anıtsal su yapılarını ortaya çıkarmıştır. Bunlara bazı örnekler, Van Urartu su yapıları, Mardin Dara’daki Bizans dönem su tapılarıi, Hatay’da Titus Tüneli, Bergama’da mühendislik harikaları bunlardan bazılarıdır.
    Garbrecht’in manevi oğlu sayılan Prof. Dr Henning Fhalbusch (1945) ile 25 yıldan bu yana görüşmekteyim. Kendisinden Türkiye’de hiç bilinmeyen pek çok bu konuda bilgi aldım, bu bilgileri orijinal dili ile Web siteme koydum. Onlar hakkında yazılar yazdım, kendimden 6 yaş küçük olan bu Alman hocanın kendimi dış öğrencisi sayıyorum.
    Bu vesile Garbrecht hoca ile iki anımı buraya koyacağım.
    Van Urartu Su yapıları konusunda yeni bulunan küçük barajlarla ilgili bazı bilgilere ulaştım, bunları Fahlbusch’a gösterdim, bunları Garbrecht’e gönder bende mektup yazarım dedi. Ben de öyle yaptım. Mektubuma bazı sorularımla gönderdim. Hoca sorularıma cevap ve teşekkürleri ile “Historische Talsperren- Tarihi Barajlar” isimli bir kitabını göndermişti.
    İkincisi Bergama (Pergamon) kentindeki Su Yapıları, Roma, İstanbul ve Kudüs ayarında dünyanın en önde gelen su yapılarınından oluşturmaktadır. Bergama Alman Arkeolojisi bakımından çok önemli bir başlangıç sayılmaktadır. Günter Garbrecht, H. Fahlbusch ve diğer bazı yazarlar sadece Bergama kentindeki su yapıları ile ilgili yayın yapmışlardı. Fahlbusch bana Mehmet Bey İstanbul Taksim’deki Alman Konsolosluğu içindeki Alman Araştırma Enstitüsü’ndeki kitabı görebilirsiniz dedi.
    Heyecanla gittim, birkaç ay önce gönderilmiş paketi benim gözümün önünde açtılar, Almanca olarak yayınlanmış kitapları masanın üzerine koydular. İki cilt halinde yaklaşık 600 sayfaydı. Sadece Bergama kenti su yapılarından oluşan yayını bir kaç saat inceledim ve Almanca olduğu için aynı zamanda pahalı olduğu için almadım, hala alıp Türkiye’de çok zengin Tarihi Su Yapıları kitaplarımın yanına koysaydım diye hayıflanırım


    (Muğla Devrim 25.03.2019 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    KONYA'DA PEK ÇOK YAPIDA İMZASI BULUNAN YÜKSEK İNŞAAT MÜHENDİSİ MÜTEAHHİT FAİK SEVİLİR'İ (1929-2011)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Yeni Meram’daki yazılarıma Konya’da yaşadığım yıllarda teknik konularda öncü olmuş ve bugün aramızda olmayan yakınlarımı anlatmaya devam edeceğim. Bugün Konya’da açılmış Teknik Üniversite var. Benim çalıştığım yıllarda İstanbul Teknik Üniversitesi’nden bazı kişiler vardı.
    Bu yazımda İnşaat Yüksek Mühendisi İTÜ 1953 yılı mezunu Faik Sevilir ile eşi 1955 yılı Mimarlık mezunu Yüksel Sevilir konu edilecektir.
    İTÜ mezunları için mezuniyetlerinin 40 ve 50 yıl yıllarında törenler düzenlenir mezunların hayat hikâyeleri yayınlanır. Buradan bir özet verilecektir.
    Faik Sevilir 1929 Tokat doğumludur. Parasız yatılı olarak Sivas Lisesi'nde öğrenim gördü. Ardından İTÜ İnşaat Fakültesi'ne girdi 1953 (1953) yılında İnşaat Yüksek Mühendisi olarak mezun oldu.
    1954 yılında Konya'ya geldi. Bir süre Konya Belediye'si Fen İşlerinde çalıştı. 1956 yılında kendi adına kurduğu İnşaat firmasında Müteahhitliğine başladı ve 42 yıl Konya’da çalıştı. Daha sonra İstanbul Fenerbahçe semtine yerleşti ve 2011 yılında aramızdan ayrıldı.
    Eşi Yüksek Mühendis Mimar Yüksel Sevilir. Konya’dan çıkan ilk kadın mimardır. Bu bakımdan bir ilktir. 1931 Konya doğumlu ve İTÜ Mimarlık Fakültesi 1955 yılı mezunudur. Yüksel Tortoş Faik Sevilir ile evlenmiş önce Konya Belediyesi’nde çalışmış daha sonra 1970 yılında açılmış olan ve sonra Selçuk Üniversitesine bağlanan Konya Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi’nde çalışmış 1987 yılında emekli olmuştur. Yüksel Sevilir Konya Lisesi Matematik öğretmeni Şevki Tortoş’un kızı, annesi de Konya’da Fransız Sörler okulu mezunu idi.
    Sevilir çiftinin iki oğlu ve Neşe isminde bir kızı vardır.
    Ben kendisini tanıdığımda Müteahhit idi. 1963-1965 yılları arasında askerlik görevimi Konya 3. Hava Üs Komutanlığı'n da yaptım. İnşaat Kontrol Amiri idim. Pek çok yapı ve Müteahhit vardı. Yeni mezundum, statik biliyordum ama yapı konusunda tecrübesizdim. Bazı şeyleri tartışma ve danışma ihtiyacı duyuyordum. Dışarıda bir mühendis ağabeyim yoktu. Çevrem Müteahhitlerle doluydu. Aralarında Faik Sevilir'i dürüst ve samimi olarak gördüm, ara ara danışır oldum.
    Askerlik görevim bitmiş, nerede nasıl çalışırım diye kafam karışık. Faik Abi ile yolda karşılaştık. O da aynı konuyu açtı. "Mehmet Bey, yarın sürgülü hesap cetvelini al büroya gel, benim yapacak zamanım olmayan projeler var dedi.
    Bugün tamamen müzelik olan sürgülü hesap cetveli biz mühendislerin en önemli yardımcısı idi. Hesap cetvelimi rahmetli akrabam Muzaffer Sinangil, Almanya'dan almış bana hediye etmişti.
    Bende öyle yaptım sürgülü hesap cetvelimi alıp, Faik Sevilir'in büyük Vakıf Han 102 numaralı bürosunda işe başladım. Burada Ressam olarak Ertan Poyra, Muhasebeci olarak Hulusi de büroda çalışıyordu.
    O aralar Konya Belediyesi de bu Vakıf Han da idi. Belediye Başkanı da büyük insan Ahmet Hilmi Nalçacı idi. Faik Abi ile Nalçacı arasında çok yakınlık vardı. Nalçacı'yı büyük adımlarında ve projelerinde (İmar planı yapımı) Faik Abi'nin onu desteklediğini duyardık. Nalçacı sık büroya iner sohbet ederlerdi. Bazen biz de bunlara kulak misafiri olurduk. Bu konuda da ayrı bir yazı hazırlayacağım.
    Fehmi Fitos ve kardeşleri Faik Sevilir'in taşeronları idi. Fehmi bana ortaklık teklif etti, Faik Abi'de onay verdi. Böylece bende Müteahhit oldum. Onunla iki yıl çalıştık.
    Daha sonra Faik Abi Konya'da, Isparta'da bina inşaatları yapmaya devam etti. Sonrada Larende caddesinde boya ve inşaat malzemesi Mağazası açtı. Zaman zaman hep görüştük.
    İstanbul’da uzaklıktan dolayı pek görüşemedik. Son olarak İTÜ 50 yıl törenlerinde 2003 yılında görüşmüş sohbet etmiştir. Sonra tanışık olduğumuz kızı Neşe Sevilir telefon etti ve babasının ölüm haberini ve babasının çıkardığı anı kitabını gönderdi.
    Son olarak da kızı Neşe babasının Kadıköy Fenerbahçe semtindeki evlerindeki mevlidine davet etti. Gittim, orada Bodrum’da yaşayan ağabeyi, Konya’dan yakınları ve Ahmet Hilmi Nalçacı’nın eşi oradaydı.
    Neşe’den bir telefon daha geldi, annesi Yüksel Sevilir’i de kaybettiğini haber verdi.
    Geriye dönüp baktığımda çok değerli bir ağabeyimi ve yakınlarını kaybettik.
    Kaybolmayacak olanlar anmalar yazılar olacak…..
    İTÜ yıllıklarından fotoğrafları eklenmiştir.


    Yeni Meram 18.03.2019 yayınlandı

    Nese Sevilir
    17 Mart Paz 22:03 (12 saat önce)




    Mehmet Bey merhabalar,
    Sizden haber almak ne güzel ..

    Nasılsınız? Bir kaç gün önce sizi andım. Okuduğum bir kitapta dipnot/kaynak olarak sizin bir yazınız belirtilmişti, çok etkilendim. Bugün de sizden bu anlamlı mesajı almak inanın beni çok mutlu etti . Elinize , yüreğinize sağlık

    Saygılar, sevgiler,
    Neşe SEVİLİR

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    ARKEOLOJİ VE GÜZEL SANATLARDA EMEKLERİ UNUTULMAZ MUĞLA’DA KAZILAR YAPAN OSMAN HAMDİ BEY (1842-1910)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    2011 yılında İstanbul Pera Müzesinde açılan Osman Hamdi Bey hakkında açılan Resim sergisini ve öldüğü yer olan Gebze’deki Müze evi ziyaret etmiş ve yaşamı ailesi hakkında çeşitli notlar edinmiş, aile fotoğraflarını incelemiştim. Bu yazımda büyük Ressam, Türkiye’de Arkeolojinin babası, Müzeci, bu büyük adam hakkında o kadar yayın var ki bir yazı da incelenmesi elbette mümkün değildir. Ben ailesi ve yaptıkları hakkında bana çok çarpıcı gelen noktalara dikkat çekmeğe çalışacağım.
    Özellikle ailesini yakından ortaya koymaya çalışacağım. Nasıl bir eğitim almıştır, ona açıklık getirmeğe çalışacağım.
    Babası İbrahim Ethem Paşa (1819-1893) dır. Sakız Adası’nda (Chios) doğmuş, Rum asıllıdır, çok küçük yaşlarda kendini İstanbul’da bulmuştur. Bu konuda fazla bilinen bir şey yoktur. Osmanlı devlet adamı Hüsrev Paşa tarafından evlat edinilmiş Paris’e eğitim için gönderilen ilk dört öğrenciden biridir. Teknik bir tahsil yapmıştır. 1877-1878 yıllarında II. Abdülhamit’in sadrazamlarından biridir. Teknik konularda pek çok hizmetleri vardır.
    Annesi Fatma Hanım olup, ailesi hakkında bilgi edinemedim.
    1860 tarihinde Hukuk öğrenimi için Paris’e gönderilmiş, hukuk tahsili yanında resim ilgisini çekmiş, Fransız Ressam Jean Leon Gerome (1824-1904) ve Gustav Boulanger (1824-1888) resim atölyelerine devam etmiştir.
    Fransa’da Agarite Charlotte Gay ile evlenmiş iki kızı olmuştur. Fatma, Melek, daha sonra bu evlilik boşanma ile sonuçlanmış, Melek annesi ile Paris’e dönmüş genç yaşta orada ölmüştür.
    İkici evliğini gene bir Fransız Marie ile yapmış, Müslüman olan Marie NAİLE ismini almıştır. Bir oğlu baba adı EDHEM adını almış, üç kızları olmuştur. Melek Leyla,
    Tanınmış ressam Osman Hamdi’nin eşi ve çocukları çok çok önemlidir. Zira resimlerindeki kadınlar eşi ve kızlarıdır. Ona modellik etmişlerdir. Örnek olarak Mimozalı Kadında ki görülen eşidir.
    Osman Hamdi Türkiye’nin batı tarzı resminde ilk ve öncü ressamlarından biridir. .Ailesi hakkında son söz ağabeyinin torunu Prof. Dr. EDHEM ELDEM yaşayan bir kültür adamıdır. Edhem ismi sadrazam olan dedenin adıdır.
    1877’li yıllarda Pera (Beyoğlu) Belediyesinde görev yapar, Bazı kaynaklar Pera Belediye Başkanı olduğunu yazar.
    1880’li yıllarda bir kültür kalkınması dikkat çekicidir. 1881 yıllarında Müzeyi Humayun kurulmaya başlanmıştır. Başına bir Alman Dr. Philip Dethler getirilir. Daha sonra Osman Hamdi atanır ve görevi ondan devir alır.
    1883 yılında Sanayii Nefise (Güzel Sanatlar Akademisi-Halen Mimar Sinan Üniversitesi) kurulur ve başına Osman Hamdi getirilir. İlk Müdürü olur.
    1883 yılında Osman Hamdi tarafından İstanbul Arkeolojisi Müzesi kurulur. Geçici bir binada faaliyet gösteren Müze için bugünkü görkemli binası yaptırılmaya başlanır. Binanın Mimarı İstanbul’da tanınmış Mimar Alexander Vallaury bu iş için görevlendirilir.
    On parmağında on marifet olan Osman Hamdi Bey’in bence bunlar içinde en büyük hizmeti o güne kadar gündeme hiç gelmemiş olan “ASARI ATİKA KANUNU (Eski Eserleri Koruma Kanunu” 1884 yılında çıkarılmasını sağlamaktır.
    Bu o kadar önemlidir ki birkaç örnek vermek isterim. Bergama’da (Pergamon), Knidos, da, Halikarnakos’ta (Bodrum) bulunan eserlerin korumasını sağlayan bir yasa yoktur. Köylü güzel mermer heykelleri götürür yakar elde ettiği kireç ile kerpiç evinin duvarlarına badana yapar, engelleme mümkün değil, ayrıca yabancılar devletle anlaşır kazı yapar çıkardıklarını götürür devlete de bir şeyler verir, belki de vermez, serbest… Biz bugün bunlar kaçırıldı diye bas bas boşuna bağırız ülkeyi soydular diye. Ülkenin soyulmasına ve talan edilmesine göz yuman ülkeyi yönetenlerdir.
    Osman Hamdi Bey tarihte bunu engellemeye çalışan ilk büyük adamdır.
    Bu çok önemli yasaya rağmen satılarak kaçırılmalar olmuştur. Benim yorumum bu yasa 100 yıl önce (1784) çıkarılabilse elimizdeki kültürel değerler en az 4 katı, 1684 yılında çıkarılabilse kültürel değerler 8 katı olurdu diye düşünüyorum.
    Lütfen bu perspektiften bakın onun ne büyük adam olduğu görülecektir.
    Osman Hamdi Bey Osmanlı İmparatorluğunda ilk kazı yapan Arkeolog’tur.
    Nemrut Dağı (Adıyaman), Lagina (Muğla) Sayda (Lübnan) kazılar yapmıştır. Osman Hamdi Bey hakkında çeşitli sergilerini, Düzce Eskisar’da yaptırdığı köşkünü (Halen Müze), Lagina’yı bu kazıyı yaparken kaldığı evi gören bir kişi olmakla gurur duyuyorum.
    Bu gün mezarı Düzce Eskihisar’da evininin 500 metre uzağındadır. İstanbul Arkeoloji Müzesini süsleyen en şahane eser Sayda’dan kazarak getirdiği İskender Lahdidir Fenikeli bir yöneticiyle ilgili olan bu lahit ile anlatılan bir hikâye ile yazımı noktalıyorum.
    “Devlet adamlarından biri tarafından satılacağı kulağına gelir. Her kimse o devlet adamına şunu söyler, efendim içine benim cesedimi koyun öyle satın.
    Yazıya Osman Hamdi ile eşinin model olduğu Mimozalı Kadın tablosu eklenmiştir.
    (16.03.2019 Muğla Devrim yayınlandı

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    MUĞLA’DA ÖNCÜ İTÜ MEZUNU İNŞAAT MÜHENDİSLERİ & HİDAYET AKYALI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Türkiye’de önceleri yabancı Mühendis ve Mimarlar önemli bina ve Su projelerini yaparlarken İstanbul Teknik Üniversitesinin (İTÜ) 1945 yılında kurulması ile buradan mezun olanlar Türkiye’nin kalkınması konusunda önemli görevler üstlenmişlerdir. Önceleri Mühendislik Mektebi varken 1945 yılında üniversite haline gelmiştir. Burada Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük Milli Eğitim Bakanı HASAN ALİ YÜCEL’İN unutulmaz hizmetleri bulunmaktadır.
    İTÜ den 1946 yılında mezun olan Muğlalı Ali Terzibaşoğlu (1923) Türkiye’nin önde gelen Proje yapımcılarından biridir. Çok büyük projelerde imzası vardır. Muğla Ula’dan bir başka öncü mühendis 1949 yılı mezunu Şevki Şener’dir. (1924-2016) Bu Muğlalı öncüleri önceki yazılarımda incelemiştim.
    Bu yazımda Muğla ilinden bir İTÜ’lü kadın inşaat Yüksek Mühendisi HİDAYET AKYALI (1938-2013) olacaktır. İTÜ den mezun ilk kadın İnşaat mezunu 1933 mezunu Sabiha Güreyman’dır. Türkiye’de inşaat mühendisliği mesleğinin yaygınlaşmasında Akyalı ilk öncü 20 mühendisten biridir.

    1938 yılında Fethiye'de doğdu. Kaya köyünden Durmuş ve Zehra Akyalı’nın kızıdır. İzmir Kız Lisesi’nden, 1960 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi'nden mezun oldu. Karayollarında çalıştı. 1969 yılından emekli olduğu 1999 yılına kadar Almanya'da kontrol mühendisi olarak görev yaptı.
    Almanya’da Şubat 2013 tarihinde Almanya’da ölmüş, cenazesi Fethiye’ye getirilerek toprağa verilmiştir.
    Yazıya fotoğrafı bulunan kısa bir hayat hikâyesi eklenmiştir.
    Muğla Devrim 09.03.2019 yayınlandı

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    GELEN BAZI YORUMLAR

    Dr. Cemil Evirgen
    Mehmet Bey gönderdiğiniz Ermenek Yukarıçağlar köyü antik tünel ve su yolu ilginç geldi. Bir vesile ile oraya gidersem yeni fotoğraflarını çekmeyi umuyorum. Kendinize iyi bakın. Sağlık ve sıhhatle. Selamlar... 26.02.2019
    AYDIN TURUNÇ
    Kutlarım. AKYAKA



    TÜLAY AYDIN
    Mehmet Bey, takdir duygularımızı nasıl ifade edeceğimizi bilemiyoruz. İlginize, gönlünüze sağlık. Sizdeki bu büyük heyecan, biraz da arkeologlarımızda, yetkililerimizde olsa ne iyi olurdu ülkemiz açısından! Sağ olun, var olun.
    Değerli çalışmalarınızdan her zaman haberdar olmak dileğiyle selam ve saygılar sunarız.
    Tülay ve Güngör Aydın 26.02.2019 ANKARA

    Sayın Mehmet Bildirici
    ‘’Anadolu çeşitli uygarlıklara beşik olmuş bir açık
    hava müzesidir diyerek başladığın ve Karaman-Ermenek Yukarı
    Çağlar köyünde (Sbede-İzvit) Roma döneminde yapılmış olan bir su
    tünellerinden söz ettiğin değerli makaleni zevkle okudum . Siz yazınızda
    Antik Sbede (izvit) dünya ölçüsünde anıtsal bir su sistemine sahip bir
    mühendislik harikası olduğunu vurgulayarak yetkililere ve konu üzerinde çalışması gerekenlere uyarı niteliğinde de bir yol göstermişsin’’, kutlarım sizi.
    Bilimsel çalışmalara olan sevdan seni bırakmıyor ne mutlu size Arkadaşın olarak seninle gurur duyuyorum . Senin gibi bilimsel çalışmaları bırakmayan bilim adamları oldukça ülkenin değerleri yitmez, sevgili arkadaşım
    ASİL YILMAZ ADANA 26.02.2019

    Sevgili Kardeşim Mehmet,
    O güzel yazını keyifle okudum. Benim ilgi alanım olmamakla birlikte yeni şeyler öğrenmek amacıyla okudum. Kalemine sağlık. Galiba mühendislik biraz geride kalıyor ve tarih, arkeoloji, su bilimi, vb. konular ön alıyor ama iyi oluyor. Bilinmeyeni ortaya çıkarmak, bilinene yeni şeyler eklemek ne güzel...
    Selam ve sevgilerimle
    SAİM SAKAOĞLU

    NURAN İSKİT
    Gönderdiğiniz çok ilginç ve değerli bilgiler için pek çok teşekkür ve selamlar

    ATAMAN HAKSEVER
    Mehmet Bey bu yazınızı, Atlas dergisine gönderseniz nasıl olur?
    Ayrıca İng. Çevirip yurt dışında da yayınlayabilirsiniz.
    Selam
    A.H

    GALİP BÜYÜKYILDIRIM
    Değerli dostum, Sayın Mehmet Bidirici
    Göndermiş olduğunuz Ermenek-İzvit su tünelleri konulu araştırmanız için çok teşekkür ederim. İlgiyle okudum. Bu eşsiz teknik, tarihi değerleri araştırıp gün ışığına çıkaran çabalarınızı sürdürmekte oluşunuzdan dolayı sizi kutlar, bu çabalardan ilgili kurumların da yararlanmasını, ortaya çıkan değerlerin daha da derin araştırılması, korunması, yerli ve yabancı dünyaya duyurulup tanıtılmasını dilerim.
    Bu vesileyle, sağlık, esenlik, başarı dileklerimi iletirim.
    Galip Büyükyıldırım


    Ramazan Bahar
    Değerli Ağabeyimiz Mehmet Bildirici'ye çok teşekkür ediyoruz. Yazısını bölüler halinde yayınlıyoruz. Böyle detaylı araştırıp yazarak ilgililerine ve yöremizin tarihinin tanıtımına büyük katkı sağlamaktadır. www.izvit.com 'u takip etmenizi bekliyoruz.

    Bu internet sitesi hakkında
    İZVİTHABER.BLOGSPOT.COM


    Merhaba Mehmet Bey,
    Bilgilendirme mesajınız ve çabalarınız için kendim ve doğduğum köy olan Yukarı İzvit sakinleri adına teşekkür ederim.
    Binlerce yıldır farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış yurdumuzun, bu beldesinde de farklı topluluklar çeşitli izler bırakmışlar ve bize emanet etmişler. Anadolu kadar farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir toprak, yeryüzünde belki başka bir yerde de yoktur.
    Maalesef bu emaneti yeterince koruyamamışız ve değeri yeterince bilinmemiştir. Nedeni bilinmez ama, devletimiz de uzak kalan bu yöremizdeki bu değerlere gerektiği önemi vermemiştir. Çok daha önemsiz anıtlar, eserler batıda el üstünde tutulup dünyaya tanıtılırken bizde adeta yağmalanmış, rant veya kısa dönemin kazancına kurban gitmiştir ve gitmektedir.
    Böyle bir ortamda dünyaya tanıtım yolundaki bu özverili çabalarınızı takdirle karşılamamak elde değil. 2014 yılında Mimarlar Odası İstanbul Şubesi'nde de serginizi izlemiştim. Ekte bu sergiden bir anı paylaştım.
    Umarım bu çabalarınız daha fazla ses getirecek ve köyümüzde bulunan başta antik su kanalları olmak üzere tarihi arkeolojik ve kültürel değerlerimiz hak ettiği yeri bulacaktır.
    Saygılar sunar, selam ve sevgilerimizi iletirim.
    MEHMET AKTÜRK -İstanbul

  8. MARTİN SCHWARZ 26-03-2019

    MARTIN SCHWARZ TARFINDAN GOOGLE YAPILAN İNGİLİZCE ÇEVİRİ
    KARAMAN ERMENEK (Yukarıçağlar). ANCİENT SBEDE
    When I was in the process of being asked for a cover of the book, I could not tell how happy I was, I would like to see the content before writing it with pleasure I said. He sent the contents of the book to be published. On the back cover is my spelling
    All kinds of history, views about the village of Durmuş Ali Özbek gave place to his book, a photograph of each object (around 100) has spent a great deal of effort. I sincerely congratulate him.
    I studied the book. Among the photographs, especially when I saw the pipe parts used in the water facilities, used earthen pipes under pressure, my eyes opened like a stone. In addition, another newly found carved church, a rock grave was found in the arrangement of human corpses very attracted my attention. I called him that these corpses must be examined.
    Antique Sbede (izvit) is an engineering wonder with a monumental water system on a world scale.
    The ancient writers who gave information about the region are not visible in the books of Sicilius (90-30 BC) and Strabo (65 BC - 23 AD). The first western historian George Bean, who visited Sbede, was a guest in the village. Bean has come for the inscription, but has not found. As of today, there is no inscription found. Bean's work on Taseli (Ermenek area) is a very useful resource. -Journey in Rough Cilicia “
    In addition, all the aspects of my friend Halit Bardakçı with Ermenek book in hand, my friend met with my friend Halit Bardakcı in 1991 Ermenek'in fountains have made plans for the water.
    I decided that it would be useful to make an update considering all the hundreds of pictures and new developments over time.

    WHY SUCH WATER TUNNELS ARE IMPORTANT
    There are many tunnel samples in the ancient world and in Anatolia. The wells are excavated at an altitude of about 50-100 m. There are good examples in Iran, in Eastern Anatolia Van, in Urfa Germüş (Dağeteği).

    But here the tunnels have horizontal windows instead of the steep wells dug into the rock on very steep slopes, the soils are drained down from here. One example is the tunnels of the Diocaesera (Uzuncaburç), which is thought to have been built during the same period from the Silifke Lamas (Lemon) tea. I can't show another example

    Tunnels here are about 4 km. There are rare tunnels seen in this length. In addition, the purpose of the tunnel is to give way to water and to provide a person to pass through for maintenance.

    I have not seen any other tunnels as a person working on the subject for 28 years. This is an engineering wonder. I believe that the Roman Empire was the most powerful and was opened in the 2nd and the 3rd century. A German professor's claim that the region is sensitive and suitable for rebellion at any time must have a strong army,…..

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    KARAMAN ERMENEK YUKARI ÇAĞLAR’DA (SBEDE-İZVİT) KAYALAR İÇİNDE ANTİK SU TÜNELLERİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Anadolu çeşitli uygarlıklara beşik olmuş bir coğrafyadır. Bir açık hava müzesidir denilebilir. Ben bu yazımda Karaman-Ermenek Yukarı Çağlar köyünde (Sbede-İzvit) Roma döneminde yapılmış olan bir su tünellerinden yeniden söz edeceğim. Yukarı Çağlar köyüne Ermenek Taşkent yolu üzerinde bulunan Güneysınır beldesinden sapılarak 5 km bir yolla ulaşmak mümkündür. Yukarı Çağlar, suyu bol ormanlarla kaplı doğal güzellikleri olan yaşanacak bir yerdir. Benim buraya ilk gelişim şöyle olmuştur.
    DSİ Genel Müdürlüğü tarafından 1994 yayınlanan “KONYA TARİHİ YAPILARI” kitabımın hazırlanması kapsamında Sayın Ermenek Belediye Başkanı Halil Akbulut’un yönlendirilmesi ile 1991 Eylül ayında Yukarı Çağlar su tünellerini görmüş ve çok farklı anıtsal su yapısı olduğunun farkına varmıştım. Buradaki su yapıları ve tünellerini DSİ tarafından yayınlanan kitabında kısaca bahsetmiştim. Bundan büyük bir kıvanç duymaktayım.
    1991 yılından bu yana Konya çevresinde başka bilinmeyenlerin de farkına vardım. Örnek olarak Konya Karaman arasında Akarköy (Zosta) su kehrizleri (tünelleri), Konya’nın hemen yanı başında ve bugün Konya ile birleşmiş Sille’nin su yapılarının planını çıkardım. Ereğli Ayrancı Pınarkaya köyünde bilinmeyen bir antik kent (Kastabala ?) olduğunun farkına vardım ve Anıtlar Kuruluna tescilini sağladım
    Ama Sbede konusunda farklı bir durum gelişti. Bu köyden Ali Aktürk, Ramazan Bahar ve Durmuş Ali Özbek ile tanıştım. Abdullah Çıkrık’ın arazi Jibi ile katılımıyla 2011 yılında 3-4 gün süren bir gezi ve araştırma yaptık. Bu arada Mehmet Aktürk uydudan tünelin planını çıkardı.
    Daha sonra çıkardığım bir özeti Ekim 2012 de Konya Liselilerin Ermenek gezisinde Güneysınır Belediye Başkanına ve geziye katılan yüksek bürokratlara sundum.
    Aynı yıl İsrail’de yapılan Uluslararası Tarihi Su Toplantında İngilizce olarak sundum, Sempozyum Bildiriler kitabında İngilizce olarak yayınlandı.
    “Cura Aquarum in Israel II sayfa 275-284” Bildiri Web 2014 Türkçe II 1.6 bölümünde 40 numara) ulaşılabilir.

    Bu defa 2019 yılında yeni bir gelişme oldu. İzvitli DURMUŞ ALİ ÖZBEK memleketi İzvit (Yukarıçağlar) hakkında ikinci kitabını yayınladı. İLK KALE
    Basılma aşamasında iken benden kitap kapağı için bir yazı istedi, nasıl mutlu olduğumu anlatamam ben bunu zevkle yazmadan önce içeriğini görsem iyi olur dedim. Yayınlanacak kitabının içeriğini gönderdi. Arka kapağında benim yazım yer almaktadır
    Durmuş Ali Özbek köyü hakkında her çeşit tarihi, görüşe yer vermiş, kitabına her objenin fotoğrafını (100 civarında) koymuş çok büyük bir emek harcamış. Kendisini candan kutluyorum.
    Kitabı inceledim. Fotoğraflar arasında özellikle su tesislerinde kullanılmış kurşun boru parçası, basınç altında kullanılmış künk boru resimlerini görünce gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ayrıca yeni bulunmuş başka bir oyma kilise, kaya mezar düzenlenmesinde bulunmuş insan cesetleri çok çok dikkatimi çekti. Eline sağlık dostum Durmuş Ali Özbek diyorum.
    Antik Sbede (izvit) dünya ölçüsünde anıtsal bir su sistemine sahip bir mühendislik harikası olmasına karşı, dağlık bir coğrafyada olduğundan ismi duyulmamıştır.
    Bölge hakkında bilgiler veren antik yazarlar Sicilius (M.Ö 90-30) ve Strabo (.Ö 65- MS 23) kitaplarında görünmez. Sbede’yi ziyaret eden ilk batılı tarihçi George Bean 1903-1977) köyde misafir edilmiştir. Bean antik yazı (inscription) için gelmiş, ama bulamamıştır. Bugün itibariyle de bulunmuş yazıt yoktur. Bean’ın Taşeli hakkındaki çalışmaları çok yararlı bir kaynaktır. “-Journey in Rough Cilicia”
    Ayrıca arkadaşım Halit Bardakçı’nın Bütün Yönleri ile Ermenek kitabı da elimin altında, arkadaşım dostum Halit Bardakçı ile 1991 yılında tanışmış Ermenek’in çeşmelere su veren avgınların planını çıkarmıştık.
    Ben bütün yayın yüzlerce resimleri ve zamanla yeni gelişmeleri göz önüne alarak bir güncelleme yapmanın yararlı olacağına karar verdim.
    SBEDE SU TÜNELLERİ NEDEN ÖNEMLİ
    Antik dünyada ve Anadolu’da pek çok tünel örneği vardır. Yaklaşık 50-100 m ara ile kuyular kazılır, bunlar tabandan birleştirilir. İran’da, Doğu Anadolu Van’da, Urfa Germüş (Dağ Eteği) güzel örnekler vardır.
    Ama burada tüneller çok dik yamaçlarda kaya içine kazılmış dik kuyular yerine yatay pencereler vardır, topraklar buradan aşağı boşaltılmıştır. Bir örneği Silifke Lamas (Limonlu) çayından aynı dönemlerde yapıldığı düşünülen Diocaesera (Uzuncaburç) su getiren tünellerdir. Başkaca da bir örnek gösteremiyorum
    Buradaki tüneller yaklaşık 4 km dir. Bu uzunlukta görülen nadir tüneller vardır. Ayrıca tünelin gayesi içinde suya yol vermek ve bakım onarım için içinden bir insanın geçmesini sağlamaktır.
    Ben 28 yıl konu üzerinde çalışan bir kişi olarak bu güzellikte başka tünele rastlamadım. Bu bir mühendislik harikasıdır. Roma imparatorluğunun en güçlü olduğu 2 ve en geç 3 yüzyılda açtırıldığı kanısındayım. Bir Alman profesörün iddiası bölge hassas ve her an isyana müsaittir. Güçlü bir ordu bulundurmak zorundadır, bunlara ağır görevler yüklendiği (tünel kazımı verildiği) şeklindedir.
    Su Tünelleri kentin yaklaşık 40-50 m yukarısındadır. Suyun enerjinin kırılması gerekmektedir. Bu tünel sonunda kayaya oyma bir kuyuya verilmiştir. Altında ve civarda içi dolu pek çok sarnıca su verilmektedir. Bu enerji kırma yöntemine başka hiçbir sistemde rastlamamış bulunuyorum.
    Enerjin kırılmasına rağmen koruma duvarları içindeki antik yerleşim daha aşağıdadır. Burada kurşun boru kullanılması gerekir. Bu defa burada boru şeklinde değil eritilmiş kurşun bulunmuştur.
    Anadolu’da kurşun borunun (lead pipe) Bergama, Efes’te kullandığı bilinir. Burada antik kent yerleşim alanında kazı yapıldığında kurşun borular bulunacağına inanıyorum.
    Sümer ve Hititler dönemlerinden bu yana pişmiş toprak boruların (künk) kullanıldıkları bilinir, su yer çekimi (cazibe) ile akar. Helenistik ve Roma döneminde boru basınç altında kullanıldıklarında künklerin kalınlıkları artırılır. Sbede bu tip künklere de rastlanılmıştır. Kullanılan yer tünele girişten öncedir, kazıldığında yeni örnekler bulunacaktır.
    Ayrıca bu sistemin deşarjı tam ortaya çıkmamıştır. Bacalar içinden girilerek suyun başka bir tünele (Değirmen gözü) buradan çaya verildiği kanısındayım. Bu bile sistemin başka bir harika tarafıdır.
    Antik kentin yukarısında ova bulunmaktadır. Buraya sarp yamaçlardan çıkılmakta ve çok düzgün sadece yaya ve hayvan çıkabilecek taş döşeme harika yollar yapılmıştır. Yörede bu yollar keben olarak isimlendiriliyor.
    Son olarak bir doğal olaydan söz edeceğim. SU UÇTU. Bazı yıllar aşırı yağışlarda yukarıdan gelen sular şelale oluşturamıyor, havada yere uçarak iniyor. Su uçuyor
    Mühendis arkadaşlarımı, doğaseverleri, kulağı duymayan resmi kurumları bu hidrolik güzelliğe bu mühendis harikasına sahip çıkmaya davet ediyorum.
    Yazıma Sbede ile üç resim eklenmiştir.
    Tünel kesiti // Tünellerin toprağının atıldığı pencereler // Enerji kıran kuyu (M.B-DSİ 1994)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    ECDAT KÖYÜM YATAĞAM VE TARİHİ TÜRBE VE MÜZE
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Baba tarafımdan atalarım yıllarca önce Konya Beyşehir arasında Yatağan (Meram ilçesi) köyünden Konya’ya göçmüşlerdir. Bu konuda Web sitemde geniş açıklamalar ve basılmamış fotokopi ile çoğaltılmış kitapçığım yer almaktadır. Müze konusunda eski bir gazetede şu satırlar bulunmaktadır.
    YATAĞAN KÖYÜ MÜZESİ & YATAĞAN MÜRSEL TÜRBESİ
    Konya Meram ilçesi Yatağan köyünde vatandaşların elinde bulunan tarihi eserlerin bağışlanmasıyla kurulan Müze çok sayıda kişi tarafından ziyaret ediliyor. Yatağan köyü halkı yıllardır evlerinde sakladıkları tarihi özelliği olan eserleri bir araya getirerek müzeye kazandırmıştır. 1930'lu yıllarda köy mektebi olarak kullanılan üç katlı binayı restore ettiren Yatağan Köyü sakinleri köyün kurucusu Şeyh Ahmedi Mürsel'in adını verdikleri müzede 500'ün üzerinde eser bulunuyor. Aralarında 600 yıllık savaş mızraklarından, alp erenlerin kullandıkları savaş lobutlarına, 250 yıllık Kuran-ı kerimden, ilkel tarım aletlerine, 150 yıllık düğün aynalarından, gaz lambalarına ve ilk telefona kadar yüzlerce eser yer alıyor. Müzenin kurulmasında önemli rol oynayan köy sakinlerinden emekli eğitimci SÜLEYMAN DOĞDU, yöre halkından yıllar boyu topladıkları eserleri gelecek nesillere aktarmak için müzeyi kurduklarını ifade etti. Aralarında Harf devriminden sonra ilk okuma yazma öğrenen öğrencilerin hatıralarının bulunduğu defterlerin olduğu bilgisini veren Doğdu, Müzeyi duyan aralarında Kaymakam ve valilerin müzeyi ziyarete geldiklerini ifade etti. Müzeyi Konya'ya taşımak teklif edildi, biz kabul etmedik, önemli olan bunların yerinde köyümüzde sergilenmesidir. Köyde açılan ilk köy mektebinde okuyan 78 yaşındaki Veysel Şanlı ise okulda oturduğu sıranın müzede saklanmasından o günün öğrencilerinin defterlerinin saklanmasından memnuniyetini dile getirdi. Sık sık ziyaret ediyorum diyor. Köy Muhtarı OSMAN BAĞRIAÇIK müzenin 2000 yılında hizmete girdiğini, bugüne kadar onlarca kişi tarafından ziyaret edildiğini belirtti. Müzedeki eserlerin sahiplerinin isimleri üzerlerinde yazılı olduğunu, Müzenin hırsızların iştahını kabarttığını bunun için güvenlik önlemleri alacaklarını ifade etti.
    Bende 2009 yılında oğlum Selçuk Üniversitesi'nde Doç Dr. Öztuğ Bildirici ile ziyaret ettik. Tarihi bir köyde müze açılması gerçekten başka köylere örnek olacak bir davranış. Bu arada Yatağan Mürsel ile çalışmalarımı cilt yapıp oraya konulmak üzere Muhtar Osman Bağrıaçık'a teslim ettim. Eğitimci SÜLEYMAN DOĞDU çok büyük hizmet vermiştir. Çıkardığı kitabında ben de bahsediyordu, Kendisi köyde olsa tanışmak ve kutlamak isterdim.
    Tanışmaya fırsat olmadan vefat ettiğini öğrendim. Bu değerli köylümüm aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.
    Yazıma 1400’lü yıllarda buraya yerleşmiş ve Anadolu Erenleri arasında yer alan, atamız AHMET MÜRSEL’İN türbesi de hemen Müze’nin yanındaydı. Oğlum ile birlikte o mezarları da ziyaret ettik. Benim yayınımda önceki halinin resmi bulanan toprak damlı türbe 2005 yılında Vakıflar tarafından yeniden pırıl pırıl yeniden yaptırılmıştır.
    Yatağan Köyü Müzesi’nin ve Yatağan Mürsel yeni yapılan Türbesinin bir resmi eklenmiştir. Bu yazımın yeni ziyaretlere vesile olmasını diliyorum.
    Yeni meram 25.02.2019 yayınlandı)

Toplam 499 yorum bulundu. 41-50 arası listeniyor.