Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 01-02-2020

    KOLOFON (İZMİR ) DOĞUMLU EN ESKİ LİRİK ŞAİR MİMNERMUS (M.Ö. 630-600)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben edebiyatçı ve şair değilim. Mühendisim tarihi suyollarını araştırmış ve tarihi seven bir kişiyim. Akyaka’da yaşamaya başlayınca buranın tarihine buralardan ilk çağda fışkıran ve özellikle batı uygarlığına hayat vermiş olanları uzun zamandır yazıyorum, Bazıları altmış yıldan bu yana yakından tanımaya çalıştığım dehalar. Bazılarını ise inanın bu araştırmalar sonucu keşfettiklerim. Bir ay önce böyle bir ismi inanın duymamıştım.
    Bu yazımda da İzmir çevresinin çocuğu ve Anadolu’nun ilk lirik (elegiad) şairi Mimnermus ve onun bir şiirini ve ardından Nano adlı bir flütçü kız için yazdığı şiirin Grekçe orijinalini, İngilizce ve Türkçesi’ne internette rastladım onu sizinle paylaşacağım.
    Mimnermus Kolofon doğumludur. Bu kent 12 devletten oluşan İyonya (Ionia) Birliğinin bir kentidir. Bugün İzmir Menderes ilçesinin Değirmendere olarak bilinen yerde terkedilmiş bir antik kenttir. Kolofon tarihte önemli bir kentti.
    Mimnermus aynı bölgede kendisinden önce yaşamış Homeros ve Hesiodes çok etkisi altında kalmış kendisi de. İonya lehçesini kullanmıştır.
    Aşağıdaki şiirinden başka eserleri bugüne gelememiştir. Fikirleri ve hayatı hakkında bilgiler diğer yazarlar tarafından gelmektedir. Bu kitaplarda bölge tarihi Kolofon’nun kuruluşu ve efsaneleri hakkında bilgiler de yer almakta imiş..

    NANO ŞİİRİ
    Hayat nedir, zevk nedir, altın Aphrodite'siz?
    Ölmek, ,iyi yaşamadığımdan günden iyidir
    Gizli sevişmeleri, tatlı armağanları, vuslatı
    Yalnız gençliğin çiçeklendiği çağ güzeldir
    Hem erkekler hem kadınlar için.
    İnsanı çirkin, kötü eden ihtiyarlık,
    Acı kaygılar kemirir durur insanın yüreğini.
    Gün ışığına bakmakla sevinmez artık,
    Çocuklarda bulunan nefret, kadınlarca bulunan saygısızlık
    İşte böyle dertli kılmış tanrılar ihtiyarlığı.

    İNGİLİZCESİ
    What is life, what is sweet, if it is missing golden Aphrodite?
    Death would be better by far than to live with no time for
    Amorous assignations and the gift of tenderness and bedrooms,
    All of those things that give youth all of its covetted bloom,
    Both for men and for women but when there arrives the vexatiousness
    Of old age, even good looks alter to unsightliness
    And the heart wears away under the endlessness of its anxieties:
    There is no joy anymore then in the light of the sun;
    In children there is found hate and in women there is found no respect.
    So difficult has old age been made for us all by Gods

    2680 yıllık şiirin belge niteliğinde olan orijinali
    τίς δὲ βίος, τί δὲ τερπνὸν ἄτερ χρυσῆς Ἀφροδίτης;
    τεθναίην, ὅτε μοι μηκέτι ταῦτα μέλοι,
    κρυπταδίη φιλότης καὶ μείλιχα δῶρα καὶ εὐνή·
    οἷ’ ἥβης ἄνθεα γίγνεται ἁρπαλέα
    ἀνδράσιν ἠδὲ γυναιξίν· ἐπεὶ δ’ ὀδυνηρὸν ἐπέλθῃ
    γῆρας, ὅ τ’ αἰσχρὸν ὁμῶς καὶ καλὸν ἄνδρα τιθεῖ,
    αἰεί μιν φρένας ἀμφὶ κακαὶ τείρουσι μέριμναι,
    οὐδ’ αὐγὰς προσορῶν τέρπεται ἠελίου,
    ἀλλ’ ἐχθρὸς μὲν παισίν, ἀτίμαστος δὲ γυναιξίν·
    οὕτως ἀργαλέον γῆρας ἔθηκε θεός.

    Bu da başka bir şiiri İHTİYARLIK
    Çiçekli ilkbahar nasıl yeşertirse yaprakları,
    Güneş ışığıyla birden büyürler hani,
    Bizde gençliğin tadını kısacık bir süre çıkarıyoruz,
    Tanrılardan yana ne iyiyi ne kötüyü bilmeden.
    Karalıklar yanı başımızda:
    Birinin elinde yaşlılık, öbüründe ölüm
    Gençliğin çiçeği çabuk solar,
    Ömrü güneşin yeryüzünde parladığı kadar
    Ama bu mevsim geçti m
    Ölmek yaşamaktan daha iyi
    İnsanın gönlü kararıyor çünkü:
    Kiminin ocağı söner, acı yoksulluğa düşer;
    Kiminin çocuğu yoktur,
    Çocuk özlemiyle gider yeraltına, Hades'e;
    Kimi de ölümcül hastalıklara yakalanır.
    Zeus'un yığınla dert vermediği
    Bir insanoğlu yoktur.
    (Devrim Ocak 2020)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 01-02-2020

    İONYA (EGE) NİN İLK DOĞA FİLOZOFLARINDAN ANAXIMENES (M.Ö.585-525)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Anaximenes bugün Aydın ili içinde yer alan Milet (Miletos) kentinde doğmuş, hayatı burada geçmiştir. Milet kenti ünlü Efes kenti ile birlikte İYONYA’yı (IONIAN LEAGUE) oluşturan 12 kent devletinden biridir. İonya daha sonra Bergama Krallığı ile dünyada ve Anadolu’da ilk çağda kurulan uygarlıklar arasında ön sıralardadır. Uygarlıkta pek çok ilkler buradan dünyaya yayılmıştır.
    M.Ö 6 yüzyılda dünyada ilk defa Milet kentinde Milet Felsefe okulunu görüyoruz. Bu sıradan bir okul değildir. Zira doğa olayları akılcı bir yaklaşımla Anadolu’nun bu köşesinde ilk defa ele alınmıştır. Bu ise çok önemli bir başlangıçtır. Batı düşünce ve uygarlığının buradan başladığı kabul edilmektedir.
    Bu okulda üç tane doğa filozofuna rastlanmaktadır. Thales (M.Ö.620-546), Anaksimander (610-546) ve Anaximenes (M.Ö. 585-525) bu kette yaşamışlardır.
    M.Ö. 545 yıllarında tüm İyonya ve Karia kentleri İran’dan gelen Perslerin egemenliği altına girdiği düşünülürse, ilk iki filozofun öldüğü ve Anaximenes’in 20 yıl bu yönetimde yaşadığı görülmektedir.
    Bu üç doğa filozofunun önemi dünyada ilk defa doğa ve fiziki olaylar mitoloji ve tanrılar dışında akılcı bir yaklaşımla çözülmeye çalışılmıştır. Gerçekten bu dünyada bir ilktir. Konuşma ve yazı dilleri Grekçe’nin İyonya lehçesidir. Depremler, rüzgârlar fiziki olaylardır, sebepleri de tanrılar arasındaki kavgalardan değildir.
    Ön yargılı bazı Türk yazarları bunları Greklerle bir ilgisi yoktur, onlar doğa filozoflarıdır der. Ben de onlara şunu soruyorum doğaca diye bir dil mi var. Gerçekçi olursak tarih bize yol gösterir diye düşünüyorum.
    Bilindiği gibi Thales ana madde (Arkhe) olarak suyu esas alır. Anaxsimenes buna karşın ana havayı esas alır. Fiziki olayları bunlarla açıklamaya çalışır. Daha önceki yazılarımda Thales ve Anaksimander incelenmişti, bu yazımda Anaximenes incelenecektir.
    Anaximenes insanda ruh (psyche) olduğunun farkına varır.
    Hocası Anaxsimander dünyayı yuvarlak bir silindir gibi düşünür Anaximenes ise bir tepsi gibi yuvarlak olduğunu kabul eder.
    Ayın ışığının güneşten aldığının farkına varır.

    (Muğla Devrim 23.01.2020 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 01-02-2020

    SINIF ARKADAŞIMIZ ADİL AKŞAMOĞLU (1939-2019) KAYBETTİK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Sevgili Sınıf arkadaşlarım 19.01.2020
    Yaşım dolayısıyla toplantılara ve gezilere katılamıyorum, ama masa başı çalışmalarımı sürdürüyorum. İTÜ, hocalarım, sınıf arkadaşlarım hep aklımda
    2019 yılını Ata Erol Enacar’ın kaybı ile kapattığımızla avunurken aynı yıl 6572 numaralı arkadaşımız Adil Akşamoğlu’nda 29.07.2019 tarihinde sessiz sedasız Gaziantep’te aramızdan ayrıldığını internetten öğrenmiş bulunuyorum.
    Adil Akşamoğlu sessiz ve bizlere göre muhafazakar görüş sahibi bir arkadaşımızdı. Toplantı ve etkinlerimize katılmazdı. Bazı arkadaşlarımız zor hatırlayabilir.
    ADİL AKŞAMOĞLU TATBİKİ MEKANİK KOLUNDA BİRLİKTEYDİK.
    Aşağıda İnternet sitesinden 2014 yılında yapılmış röportajdan bazı bölümleri size sunacağım. Daha sonraki yıllarda iki defa telefon ettim, hasta idi, eşi ile konuşmuştum. Adil’e tanrıdan rahmet kederli ailesine baş sağlığı dilerim.
    Röportaj en çok Camii inşaatı yapan ve bunlardan para almayan mühendis olarak belirtiyordu.
    Kendini şöyle anlatıyor, 1939 da Gaziantep’te doğdum, Gaziantep Lisesi’ni bitirdim.
    O dönem en yüksek puanla talebe alan okul İTÜ idi. Çevremdeki herkes “Senin yerin İTÜ, daha ne düşünüyorsun ki?” diye telkinde bulundu. Bende İTÜ’yü seçtim ve 1957 yılında İTÜ’nün İnşaat Fakültesi’ni 22. sırada kazandım. 1963 yılında mezun oldum ve aynı yıl mesleğe de adım attım.
    Okuldan mezun olduğum yıl, İstanbul’da mesleğini çok iyi bilen, çok karakterli, ağabeyim diyebileceğim Asım Kıryaman adındaki İnşaat mühendisinin yanında staj yapmaya ve çalışmaya başladım. Diyarbakır DSİ’de Fırat Planlama Amirliği diye bir Amirlik vardı. Orada görev aldığımda, Bölge Müdürü Recai Kutan, Kısım Amirimiz de Fehim Adak beydi. O esnada Gaziantep’ten geçen, Fırat’a akan akarsuların incelenmesi bizim çalışma sahamızın içine giriyordu.
    Karakaya, Keban Barajı gibi projelere daha öncelik tanındığı için Gaziantep kimsenin aklına gelmiyordu. Ben Gaziantepli olduğum için “Şehrimi ilgilendiren projeleri ben üstleneyim. En azından şehrime bir katkın olsun” diyerek, çalışmalar yaptım. Hancağız, Kapcağız, Seve, Karkamış, Kemrin gibi barajların planlaması bana aittir. Halende bunun Gaziantep DSİ’nde kayıtları vardır. Bu projeler 1962’de kâğıtlara döküldü ama yapılması ancak 20-30 yıl sonra mümkün oldu. Dosyaya girmeseydi belki de yapılmayacaktı veya çok daha sonralara kalacaktı tabi bilemem. DSİ’den ayrıldıktan sonra askere gittim. Okul devresi Mamak’ta Muharebe bölümünde geçti. Dağıtımda da İstanbul 1. Ordu İnşaat Taburu’nda görevlendirildim. Askerde sabahlara kadar proje çizdiğim günler olurdu. Bir proje 15-20 gün sürerdi. Bugün bilgisayar var, bizim 15 günde yaptığımız bir proje bugün belki de 1 günde bitiyor.
    En son yaptığınız projeler hangileri?
    Cahit Nakıboğlu Camisi, Adil Konukoğlu Camisi, Eruslu Camisi, Yeşilkent Mezarlığı’ndaki Kaplan ailesinin yaptırdığı Camii var. Bunların tamamına yardımcı olmaya çalıştık. Gaziantep’te bu kadar camii yapılmasına rağmen, sayısal olarak nüfusa orantılı olarak baktığınızda ihtiyaç var. Çünkü nüfus sürekli artıyor.
    Son olarak, genç meslektaşlarına ne gibi önerileriniz olacak?
    Bilgisayarı “her şey” olarak kabul etmesinler. Bilgisayar her derde deva, her hastalığa şifa bir ilaç değildir. Evet, bilgisayar yardımcıdır. Oradan çıkan sonuçları sizin yorumlamanız gerekir. Bu hususta, tecrübeli kimselerden fikir ve görüş almada fayda var. Sormak ayıp değildir. Bizler daima “bir büyüğümüz olsa da, sorabilsek” derdik. Hatalarınızı, kusurlarınızı, eksiklerinizi öğrenme imkânınız olur. Herkes kendi yaptığının doğru olduğunu sanır ama bunun ölçüsü tecrübedir. Tecrübe pahalıdır. Bir hata yaptıktan sonra tecrübe edinmek çok pahalı bir öğrenme yöntemidir. Peşinen öğrenmek için sözüne güvenilir, işini iyi yapan ağabeylerinden istifade etsinler. Biz, bize gelenleri hiçbir zaman çevirmedik. Her türlü yardımı yapmaya çalıştık. Bundan sonra da ömrümüz olursa, arzu eden olursa yine buyursunlar. Bundan mutluluk duyarız.

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 01-02-2020

    GENE EGE’DEN ÇIKMIŞ DİDAKTİF ŞAİR HESİODES (M.Ö 750)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önceki yazımda dünyanın ilk ozanının Anadolu da yaşamış olan, HOMEROS olduğunu yazmıştım. Anadolu kültürü ne kadar zengin ki bu ikincisi de Anadolu doğumlu didaktif (öğretici) şair Hesiodes,. Hömeros’tan daha sonra yaşadığı kabul edilmektedir.
    Hesiodes Ege kıyısında KYME isimli bir kentte doğmuş, bu civarlarda çobanlık çiftçilik yapmış daha sonra Boetia (Yunanistan) göç etmiştir.
    O tarihlerde Efes, Milet İyonya’nın en önde gelen kentleridir. Kyme ise İzmir’in kuzeyinde Aiolis’in az tanınan bir kentidir.
    Hesiodes’in Grekçe yazılmış iki kitabı vardır.
    THEGANI: Tanrıların işleri ve Yaradılışı
    İŞLER VE GÜNLER: Burada insan emeği övülmekte değer verilmektedir.
    Hesiodes’in bunlardan başka da eserleri olduğu ve kaybolduğu sanılmaktadır.
    Çiftçilik yaparken İlham Perileri olan musaların kendisine ilham verdiklerini anlatmaktadır..
    Zeus’un kızları olan bu musalar dokuz adet olup her biri bir güzel sanata ilham vermektedir. İşte bu dokuz ilham perileri
    Kalliope: Şiir
    Kleio: Tarih
    Erato: Lirik şiir
    Euterpe: Müzik
    Melpogene: Tragedya
    Polyhmnia:Koro Şiirleri
    Tepsikhore: Dand
    Urania: Gök bilim
    Mitolojinin Güzel Sanatlara ne kadar önem verdiği görülmektedir.
    Yazıma Hesiodes’in bir portresi ile ilham perilerinin bir dans resmi eklenmiştir.

    (Muğla Devrim 24.01.2020 tarihinde yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 01-02-2020

    İNSANLIK TARİHİNİN İLK OZANI ANADOLU’DAN, EGE’DEN HOMEROS (M.Ö. 8 yüzyıl)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İlk insanın ne zaman ortaya çıktığı konusunda araştırmalar sona ermemiştir. İlk defa yazıyı bulması insanlık tarihinde en önemli aşamadır. Zamanımızdan yaklaşık 5.500 yıl önce gerçekleşen bu keşifle dünyanın hafızası oluşmaya başlamıştır. Ticaret ve yönetimlerle ilgili kararlar kayıt altına alınmaya başlamıştır. Bu olaylar Akdeniz çevresinde Sümer, Mısır ve Fenike ülkelerinde başlamıştır denilebilir. Ancak bu büyük uygarlıklarda yazıya rağmen GILGAMEŞ destanı dışında bir edebiyat harikası ortaya konulamamıştır. Bunun için yazının İyonya’ya gelmesi ile ilk defa soldan sağa yazılmasının ardından, Anadolu’da, Ege’de İYONYA uygarlığının ortaya çıkmaya başlamasına kadar beklenmiştir.
    Mısır, Sümer ve Fenike uygarlıklarında yazılı metinler ilk edebiyat örnekleri olmasına rağmen ilk eserler (destanlar) İzmir Ege civarlarında yaşayan veya yaşadığına inanılan HOMEROS tarafından gerçekleştirilmiştir. Homeros’un hayatı hakkında çok net bilgiler bulunmamaktadır. Yaşayıp yaşamadığı ve bir ozan mı olduğu tartışılabilir. Ama gene de İzmir (Symrna), ya da Colophon ve Sakız (Chios) adasında doğduğu, kör olduğu, buralarda yaşadığı kabul edilmektedir. Netice olarak Anadolu’da yaşamış iki eserini Grekçe’nin İYONYA lehçesi ile kaleme almıştır. Yunanistan’da ölmüştür.
    Dünyanın ilk iki destanını yazan Homeros’un Dünya Edebiyatı, Eski Yunan Edebiyatı için ne kadar önemli olduğu açıktır.
    Çok sonra bu topraklara gelen ve Anadolu’yu ebedi yurt tutan bizler için topraklarımızda böyle önemli bir adamın yaşaması bize de gurur vericidir. Yani uygarlığın ortaya çıktığı ve kalıntılarının bulunduğu zeminlerde yaşamak
    Homeros’un iki ölümsüz eseri vardır. İliada ve Odyseus. Bu isimlerde destanlar Greklerle Truva (Troy) arasında yapılan Truva savaşları anlatılmaktadır.
    Truva Savaşları M.Ö 1200’lerde, Yunanlılar ve Truvalılar arasında yapıldığına inanılır. Truva Kralı Priam’ın oğlu Paris (diğer adı Aleksander) Sparta Kralı Menelaos’un karısı HELEN’İ Truva’ya kaçırır, bu büyük bir olay olur. Menelaos ve kardeşi Agamemnon Yunanistan’dan on binin üzerinde gemi ile Truva’yı denizden kuşatır. Savaşın 10 yıl sürdüğüne inanılır.
    Anlatılanlara göre bir tahta at yapıp içine askerler bindirilir ve kale dışına bırakılır ve ordu çekilir, tahta at kale içine alınır. Askerler içinden fırlar Truva’yı ele geçirir ve kenti yakar yıkarlar.
    Peki tarihte Truva kenti var mıdır? Uzun yüzyıllar boyu kent ortadan kaybolmuştur. Yüzyıllar sonra bu destanları okuyan Alman Arkeolog Schilemann uzun araştırmalar sonu Truva kentini 1870’li yıllarda ortaya çıkarmıştır. Kat kat kaleler içindeki kent kalıntıları ve dışına sonradan yapılmış sembolik at heykeli Çanakkale’de mutlaka gezilmelidir.
    Bir diğer önemli olan o çağlarda Yunanistan’da çok tanrılı dinlerin oluşudur. İnsanların kaderlerini tanrılar tayin eder. Bu Yunan tanrıları biraz da insancıldır. Kalpleri vardır, severler, güzel kadınlara âşık olurlar, bazen onları biz insanlar gibi kaçırırlar insanlara bunları da öğretirler.
    Kaçırılması sonucu binlerce kişinin ölümüne sebep olan Güzel HELEN benim burada bir kusurum yok, TANRIÇA AFRODİT buna karar verdi, sen Menelaos’un değil Truvalı Paris’in karısı olmalısın der. Yani aslında hatalı olan diğer tanrılar karşısında insanları savaşa sürükleyen Tanrıça AFRODİT oluyor.
    İkinci merak edilen husus, Truvalılar Anadolu kökenli olup Grek değiller mi? Grekçe konuşmuyorlar mı?
    Bu konuda da şunlar söylenebilir. Efes, Milet gibi İyonya Birliğini kuran 12 kent karşı Yunanistan karasından M.Ö. 1000 civarlarında göç ettikleri bilinir. Truva’nın bir yerden göç ettiklerine dair ve farklı bir etnik grup olduklarına dair de bilgiler gelmemektedir.
    Truva savaşlarında Karia, Likya, Frigya ve diğer Anadolu kavimlerinin Truva tarafını tuttuğunu biliyoruz. ŞUNU DA İYİ BİLİYORUZ TRUVA SAVAŞLARI ÇAĞINDA KARŞI YUNANİSTAN KARASINDAN HENÜZ GÖÇLERİN BAŞLAMADIĞINI DA BİLİYORUZ.
    Truva Savaşında Mitolojideki Yunan Tanrılarının çoğu onların yanındadır. AMA TRUVALILARIN YANINDA OLAN TANRI VE TANRIÇALAR DA VARDIR.
    Truva kentinden çıkan yazıtlarda dil GREKÇE olduğu görülmektedir. Ayrıca Orta Anadolu’da HİTİT uygarlığı Truva Kültürüne oldukça uzak olduğu kanısındayım. Benzerlikler yok gibi
    Sonuç olarak bildiklerimiz bilinmediklerimizin çok azını oluşturmaktadır.
    Kültür ve Edebiyata meraklı arkadaşlarıma sesleniyorum. Batı Edebiyatını ve Anadolu’yu iyi anlamak için mutlaka İliada ve Odiseus okunmalıdır. Ben 1960’lı yıllarda okumuştum. Benimde sizinle tekrar okumamın uygun olacağını düşünüyorum.
    Yazıya Büyük Ozan Homeros’un bir büstü eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 14.01.2020)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 01-02-2020

    TÜRKİYE’DE SAYISIZ SANAYİ TESİSİ, HASTANE, OKUL GİBİ BİNALARI PROJELENDİRMİŞ İNŞ. YÜKSEK İNŞAATI YILDIRIM ALTAV (1931-2017)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Alt yapı projeleri çok çok önemlidir. Ama kimin yaptığı az bilinir. Örneğin çok güzel mimari özelliği olan bir yapının bazen insanlar mimarının kim olduğunu sorarlar ama bunun taşıyıcı sisteminin kimin tarafından gerçekleştiği ile pek ilgilenmez.
    Alt yapı yani taşıyıcı sistem hesabı çok çok önemlidir. Yapıyı güvenli hale getiren odur. Bu konuda çok önde gelen inşaat mühendisleri vardır. Örnek olarak bir Muğla çocuğu Ali Terzibaşoğlu, bana göre bir diğeri de burada inceleyeceğimiz Yıldırım Altav’dır.
    Yıldırım altav 1931 yılında İstanbul’da doğmuş, 1948 yılında İstanbul Kabataş Lisesi’nden, 1954 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun olmuştur.
    Mezuniyetinin üçüncü yılında 1957 de İstanbul Karaköy’de “ERALKO MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK MÜŞAVİRLİK ŞİRKETİ”Nİ kurmuş, ileri yaşlarına kadar bu şirkette çalışmalarını sürdürmüştür.
    Bu süre zarfında İstanbul, Ankara ve Türkiye’nin çeşitli illerinde 2000 civarında yapının alt yapı projelerini gerçekleştirmiştir. Bunlar arasında yarışma kazanmış konkur projeleri olmak üzere hastaneler, bakanlık binaları, hava alanı spor yapıları yer almaktadır. Projeler dışında müşavir olarak da bizzat hizmet etmiştir. Tüm ömrü hesap içinde geçmiş bir mühendis.
    Üyesi bulunduğu Türk Müşavir Mühendisler Mimarlar tarafından şeref üyeliği verilmiştir.
    Tüm Türkiye ömür boyu hizmet eden bir mühendis, teknokrattır. 26. Eylül 2017 kaybettiğimizi çok geç öğrendim. İstanbul’da Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verilmiş. Yazıya İTÜ yayını bir kitaptan resmi konulmuştur.
    (Devrim gazetesinde 17.01.2020 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 01-02-2020

    KAHRAMANIN YOLCULUĞU- YENİ NESİL SİYASETİN ZAFERİ- EKREM İMAMOĞLU
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Aralık başında İstanbul’a dönünce ilk işim kitapçımı (Remzi Kitabevi-Nişantaşı) ziyaret oldu. Yukarıda ismi olan kitabı aldım ve okudum. Çok akıcı yazılmış. Media-Cat yayını, yazarı Necati Özkan. Tamamı 330 sayfa, ulaşabilenlerin almaları ve okumalı dileğiyle.
    Kitapta Beylikdüzü Belediye Başkanı İstanbullunun tanımadığı genç bir Belediye başkanının İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına tırmanışının nefes kesici hikâyesi. Yeni nesi siyasetçi Ekrem İmamoğlu, 2014 yılında Beylikdüzü Belediye Başkanlığına % 50 üzerinde oy alarak seçiliyor. Beş yıl çok başarılı bir hizmetler sergiliyor. Niyeti 2019 seçimlerinde gene Beylikdüzü Belediye başkanı olmak.
    Başarılı çalışmaları CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dikkatini çekiyor, İmamoğlu’nu devamlı izliyor, Beylikdüzü’ne ziyaretler yapıyor. İmamoğlu’nu fark eden İstanbul’un başına getirmek isteyen partinin Genel başkanı Kılıçdaroğlu oluyor.
    Yola çıkışta İmamoğlu İstanbul genelinde ancak % 14 kişi tarafından tanınıyor (ben de bu gruptanım) önünde çok çetin bir yol var. Karşısında güçlü bir tek adam yönetim var medya karşısında bütün şartlar aleyhinde
    Ama İmamoğlu risk almaya hazır biri, dürüst, çalışkan, herkesi kucaklayan hiç kimseyi başkalaştırmayan engin bir hoşgörüye sahip, kendini her şartlarda kontrol edebilen bir kişi. Sonuçta yedi ay süren uzun bir maratondan başarı ile çıkıyor ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi koltuğuna oturuyor.
    Bunları kitabı tanıtmak için yazıyorum. Olaylar yedi sekiz ay boyunda milletin gözü önünde cereyan etmiş neredeyse her vatandaş ezbere biliyor.
    Ben şahsen politikacı değilim, sadece politikayı tepeden takip ederim, ilk seçim olan 31.Mart 2019 seçim öncesi onun farklı biri olduğunun farkına varamadım, 10 Mart 2019 sabahı seçimden önce Akyaka’ya döndüm. Doğrusu İstanbul seçimini alacağına hiç ihtimal vermiyordum. İkinci defa 23.06.2019 ikinci seçimde İstanbul’a seyahat güçlüğünden ötürü gidemedim. Üzülerek ben ona oy veremedim, fark olan 806.000 bir fazla olmalıydı.
    Bu kitabı okuduktan sonra iyice anladım ki Ekrem İmamoğlu güçlü kuvvetli, demokrasiye inanan, insan haklarını en öne alan, herkesi kucaklayan kızmayan kendini kaybetmeyen bir kişi, Şimdiye kadar ki adaylardan gerçekten farklı bir kişi. Türkiye’nin ihtiyacı olan liderlerden biri olmaya aday.
    Tabii kitapta anlatılan 7-8 aylık bir mücadele, bunu başka başarıları devam etmeli ve edeceğine inanıyorum.. Ama Ekrem İmamoğlu Türkiye’ye bir ümit olmuştur. Bu başarılarda her seviyede kendisine yardımcı olan tüm kişileri ve politikacıları kutluyorum. İlk defa politika ile ilgili bir yazım oluyor, güzel insanları, güzel sözleri söyleyen insanları savunmayı politika sayılmamasını umuyorum.
    (Muğla Devrim (08.01.2020 tarihinde yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 18-01-2020

    WEB SİTEM REKORA GİDİYOR. 3357
    10.09.2009 tarihinde açılan Web Sitem takip ediliyor. 17. Ocak 2020 itibariyle ziyaretçi sayısı 300.000 (Üç yüz bin) sayısına ulaştı.
    Aynı zamanda on line olarak 7 rakamını gördüm. Bu ise beni çok çok mutlu ediyor.
    Teşekkürler….. Teşekkürler …. Teşekkürler…. Thanks

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    2019 YILINI UĞURLARKER
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir yılı daha geride bırakmak üzereyiz. Dünyada ve ülkemizde olumsuz olaylar oldu, ama sakin olarak bakarsak olumlu olanları da görebiliriz. 2018 yılına dünyada ve Türkiye’de İŞİD terörü ile girmişti. Çok şükür bugün o noktadan uzağız. Yılın son yazısında politika yorumları yapmayacağım. Ama şunu görüyorum, bizi yönetenler bizi ortaçağ karanlığına götürmeye çalıştığı gibi bir yanda da insan hakları, demokrasi, bilimsel düşünce sesleri kuvvetle yükseliyor. Bu ikinci grubun Türkiye’de hâkim olmasını arzu ediyor ve umuyorum.
    Ben 1996 yılından bu yana Muğla Devrim gazetesinde yazıyorum. O zamanlar gazetenin sahibi ve başyazarı Ünal Türkeş (1942-2017) idi. Tarihi konulara ilgim bizi buluşturdu. Dürüst ve bilgili insandı. Kendisinden çok yararlandım, Konya ve Konya tarihine de çok ilgi duyardı. Bu konuda da kendisine yararlı olduğumu sanıyorum, Bunu yazılarında görmek mümkündür. İki yıl önce çok verimli çağında aramızdan ayrılan Ünal Türkeş’i rahmetle anıyorum.
    Böylece 23 yıldan bu yana Muğla Devrim Gazetesi köşe yazarı oluyor ve bundan büyük bir onur duyuyorum.
    Ben meslekten gazeteci değilim ama amatör olarak (freelance- ara ara) yazan bir kişiyim. İlkyazımı 1971 yılında bir Konya Gazetesinde yazmış bulunuyorum. Kendimi iyi bir arşivci kabul ediyorum. Bugüne kadar geçen 48 yılda Konya-Muğla ve diğer kentlerde yayınlanan yazım 803 adedi bulmuştur. Bunu 1000’e ulaştırmak arzusundayım.
    Bu yayın organları içinde 23 yılda Devrim Gazetesi başı çekmektedir. Bu güne bu gazete de çıkan yazılarımın sayısı 340 adettir. Az bir sayı olmadığını kabul etmeliyiz.
    Bunun yıllara göre dağılımı da şöyle
    1996-2004 arası 12 adet,
    2014 yılı 9,
    2015 yılı 25,
    2016 yılı 53,
    2017 yılı 90,
    2018 yılı 79,
    2019 yılı 73 adet olmak üzere toplam 340 adettir.
    Ünal Türkeş’in ölümünden sonra yayınlanan yazımım sayısı 174 adettir. Yani tüm yazılarımın yarısı olmaktadır.
    Ünal Türkeş’in ölümünden sonra, bir tereddüdüm oldu, acaba devrim yayın hayatına aynı başarıda devam edecekmiş diye. Ünel Türkeş’in koyduğu prensiplerle hem de daha faydalı güzel yayınları devam ettiler. Bu konuda gazete sahibi Mahir Ateş, Yazı işleri Müdürü Nazife Ersöz Şahin, Güliz Karaoğlan ve tüm Devrim gazetesi çalışanlarının yeni yılını kutluyorum, DEVRİM gazetesinin başarılı yayın hayatının devamını diliyorum
    2020 yılında yeni yayınlarda görüşmek dileğiyle

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    AKYAKA’DA VETERİNER HEKİM NECATİ DEMİREL (1955) BENİ ZİYARET ETTİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    16 Kasım 2019 günü akşamı Veteriner Hekim Necati Demirel kadim değil ama gerçek dostum Muğla’nın şairi İbrahim Ergin beni aramışlar telefonum kapalıymış ulaşamamışlar çat kapı evimin kapısındalar, hemen buyur ettim, bir rakı masası kurduk. Koyu bir sohbet başladı. İbrahim Ergin beni tanıştırmak istemiş, Necati Bey yazılarımı takip ediyor, beni ve düşüncelerimi tanımak istiyor, bu istek bizi buluşturdu. Ben de fırsat elime geçti uzun uzun tarihi konuşmalar yaptım.
    Necati Demirel farklı bir meslek grubundan başarılı bir mesleki yaşamı var. Muğla Veterinerlik ve Hayvancılık Sanayi Ticaret Limited Şirketi sahibi. Emrinde 8 Veteriner çalışıyor. Bunların içinde kızı Başak Dilan’ın olması ne kadar güzel, ne mutlu kızı ile bu kadar yakın olmaları, bunun ötesinde de Gökova Mahallesinde Hayvan Hastanesi var. Damadı Göksel Bayramlı Bey’de bu hastanenin başında tam bir aile mutluluğu oluyor. Şirketinin kuruluşu 1988, Gökova Hayvan Hastanesi açılışı 2008 yılı. Bu hastane çevre ve Muğla’da bir yeniliktir.
    Necati Demirel Orta Anadolu Çorum Alacahöyük doğumlu, 1980’li yıllarda Muğla’ya gelmiş, anne babasını da Muğla’ya yerleştirmiş. Doğum yeri de çok ilginç Hitit uygarlığının ve güneşinin parladığı yer. Alacahöyük. Orada bulunan küçük bir gölet restore edilerek bugün 2300 yıl sonra tarıma hizmet vermektedir.
    Necati Bey anladığım kadarı ile tam kültür ve sanatın içinde değil ama tam kıyısında, tüm sanatçıların dostu ve destekçisi, Akyaka’da iken bir kültür projesini görmek için beni Muğla’ya davet etti. Bende bunu 21 Kasım günü gerçekleştirdim. Birlikte YARIM HAN’I ziyaret etti. Önce bürosunda bir kahve ikramından sonra oraya önceden gelmiş İbrahim Ergin ile buluştuk.
    Yarım Han Muğla’nın en ünlü yapılarının başında gelen Rum Filvaki Usta’nın Cumhuriyet öncesi gerçekleştirdiği Saat Kulesi’nin hemen yakınında bulunuyor.
    Han iki katlı çeşitli odalardan oluşan eski bir yapı eskiden otel olarak kullanılmış sonra boşaltılmış, şimdi Muğla sanatseverlere hizmet ediyor. Biz ziyaret ettiğimizde yoğun bir çalışma vardı. Bazı odalar şimdiden bağış kitaplarla dolmuştu. Kollektif bir çalışma sonucu bunlar gerçekleşiyor, emeği geçenleri kutluyorum. Sanatsever, kültür ve kitapseverlerin bulaşacağı bir mekân oluşmuş.
    Necati Bey Yarım Han’ın bir odasında yaşamış ilginç bir kişinin yaşam öyküsünü anlattı, bununla yazımı tamamlayacağım.
    Fahri Balcı Karabörtlenli, varlıklı bir ailenin oğlu, evlenir eşi doğum yaparken çocuğu ile ölür, bu olay onda şok etkisi yapar, zira ailesi bu olayda gerekli ilgiyi göstermemişler, ya da bu onu öyle yorumlamıştır. Karabörtlen’den bir daha dönmemek üzere ayrılır. Karabörtlen Muğla’ya en fazla 1 saattir. Bu hanın bir odasına yerleşir. Daha sonra memlekette her malını satar. Sol düşünceli aydın bir adamdır, İşçi derneklerinde çalışır. Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluşunda 1965’li yıllarda Muğla’da bu partinin temsilcisi olur.
    Bir gün Necati Bey’den bir ricada bulunur, Size vekâlet verip para bırakıyım. Bana Karabörtlen girişine bir çeşme yaptırın der. Fahri Balcı çeşmesi onun adına suyunu akıtmaktadır.
    Umarım onun bir ömür geçirdiği odasının bir duvarına resmi ve bir plâket konur.
    Yazıma Akyaka’da evimden ve YARIM Han ziyaretimden birer fotoğraf eklenmiştir.
    (Devrim 23.12.2019 yayınlandı)

Toplam 578 yorum bulundu. 41-50 arası listeniyor.