Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 07-05-2017

    RUMKALE VE BİR ANADOLU BİLGESİ NERSES SHNORHALI

    Rumkale was a powerful fortress on the river Euphrates, 50 km west of Şanlıurfa. It is called Hromkla or Kela zêrîn in Kurdish, Qal'ah Rumita in Syriac, Qal'at al-Rum (قلعة الروم) in Arabic, Rumkale in Turkish, Հռոմկլա (Hromkla) in Armenian; the name means "Roman Castle

    Its strategic location was already known to the Assyrians, although the present structure is largely Hellenistic and Roman in origin. The site was occupied by various Byzantine and Armenian warlords during the Middle Ages. Rumkale served as the seat of an Armenian patriarch from the 12th century. From 1203 to 1293 it was the residence of the supreme head (catholicos) of the reunified Armenian church. In 1293 it was captured by the Mamluks of Egypt following a protracted siege who then named it Qal'at al-Muslimin.
    The fortress, now situated across a peninsula created by the reservoir of Birecik Dam and within the administrative boundaries of Şanlıurfa's Halfeti district, is currently accessible by boat either from the neighboring site of Zeugma or from the town of Halfeti. As of September 2011, it was not possible to land at the site; there seems to be extensive (re)building under way inside the fortress and on the external walls. Much of the surrounding work of the fortress, along with local villages and farmland, has been flooded.


    BİR ANADOLU DİN ADAMI VE BİLGESİ
    NERSES SHNORTHALI (1102-1173)
    Nerses IV the Gracious (Armenian: Սուրբ Ներսէս Դ. Կլայեցի (Շնորհալի); also Nerses Shnorhali, Nerses of Kla or Saint Nerses the Graceful; 1102 – 13 August 1173) was Catholicos of Armenia from 1166 to 1173. A more precise translation of his epithet Shnorhali is "filled with Grace".He received the appellation Shnorhali from his contemporaries because of the very irenic quality of his writing.
    During his time as a bishop and, later, as Catholicos of the Armenian Church, Nerses worked to bring about reconciliation with the Eastern Orthodox Church, and convened a council with emissaries selected by the Byzantine Emperor himself to discuss how they might be able to reunite the two churches. The terms the emperor offered were, however, unacceptable to both Nerses and the Armenian Church, and the negotiations collapsed.
    Nerses is remembered as a theologian, poet, writer and hymn composer. He has been called "the Fénelon of Armenia" for his efforts to draw the Armenian church out of isolation, and has been recognized as a saint by the Catholic Church, who hold his feast on August 13, and by the Armenian Apostolic Church, who celebrate him in mid-October on the Saturday of the Fourth Week of the Holy Cross.

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 3004 07-05-2017

    BİRECİK VE ÇEVRESİNİN TARİHİ
    Birecik ilçesi bugün Gaziantep- Şanlıurfa karayolunun Fırat nehrini geçtiği noktada tarihi bir yerleşim yeri Şanlıurfa’ya bağlı bir ilçe merkezidir. Şanlıurfa’ya uzaklığı yaklaşık 80 km, Gaziantep’e uzaklığı yaklaşık 60 km, bugünkü nüfusu 96.000’dır.
    Fırat Nehri Birecik’in ilçesinin içinden geçer ve ilçeyi ikiye böler. Fırat nehrinden tarihi çağlardan beri en uygun geçiş yeri burasıdır. Sallarla özel araçlarla buradan Fırat nehri geçilir. Fırat nehri bu noktadan itibaren aşağı doğru nehir yolculuğuna uygundur. Denizden yüksekliği 450 metredir.
    Bugün Fırat nehrinin membaına doğru (upstream) yaklaşık 20 km uzaklıkta Birecik Barajı 1985-2000 yılında yaptırılmıştır. Çevrenin coğrafyası ve iklimi büyük oranda değişmiştir.
    Baraj yapımından önce Fırat yaklaşık 200 m genişliğindedir. Kış aylarında sular 6-7 m yükselmekte ve genişliği 2.000 metreye yaklaşmakta ve geçit vermemekte idi.
    1951-1956 yıllarında yaptırılan Birecik Köprüsü, Fırat’ı sallarla geçişi sonlandırmıştır. Yörenin Fırat’ı geçmek için yapılmış en iyi tekneleri Birecik’te yapılmıştır.


    Birecik ismi Grekçe ve Latince ve Ermenice Birtra, Arapça al-Birah, Kürtçe Bêrecûg, Haçlı dönemine ise Bile olarak bilinmektedir.
    İlçenin Selefkos Krallığı öncesi, Birtra olarak var olduğu sanılmaktadır. Ermenilerin ilk kiliselerini 1269 yılında kurdurduğu sanılmakta, 1914 yılında yaklaşık 10.000 olan nüfusun %15’nin Ermeni olduğu kaynaklarda geçmektedir. Birecik’teki Ermeni kilisesi yıktırılmıştır.
    Gaziantep yolu üzerinde bulunan Gaziantep’e bağlı Nizip (Nissibe) de tarihi bir yerleşim olup, kaynaklar burada bir Ermeni kilisesi olduğunu bilinmektedir. Zeugma Nizip ilçesine sadece 10 km dir. Tarihi Zeugma kenti Nizip’ten yaklaşık 7-8 km uzaklıktadır.
    Bugün Birecik’te Kelaynak (Bald İbis) üretim ve koruma merkezi bulunmaktadır. Bu kuşların Latince adı “Gerenticus Eremita” olup, aynı kuşlardan Fas (Morocco) bir miktar olduğu biliniyor.
    Birecik’te en anıtsal eser Birecik Kalesidir. Haçlı dönemde yapıldığı sanılmaktadır.
    Birecik’te en eski camii Kale’nin hemen yanındaki Ulu Cami’dir.
    Roma İmparatoru JOVIAN 363 tarihinde Mezopotamya seferine giderken bir süre Birecik’te dinlenmiştir.
    1147 yılında Urfa Kontu Jocelyn de Courtenay’ın dul eşi Rumkale’yi Ermeni Patriği 3 Krikor’a para karşılığı satmıştır. O tarihlerde pek çok yerde bulunan Ermeni dini gruplar 1203 yılında anlaşıp birleşmiş bu kaleyi Patriklik merkezi yapmıştır. Patriklik merkezi 1293 tarihine kadar kalmış, Hromla’nın Mısır Memlükleri tarafından fethi Patriklik merkezi Adada ilinin Kozan (SİS) ilçesine taşınmıştır.
    Birecik Osmanlı döneminde Halep Vilayetine bağlı idi

    Kaynaklar:
    -1915 Öncesi Osmanlı İmparatorluğunda Ermeniler,
    Raymond Kevorkian & Paul Paboudjian, Aras yaınevi, Fransızca’dan çeviren Mayda Saris, Aras Yayıncılık, 2012, 605 sayfa

    -Ankara’nın Doğusundaki Türkiye- Eastern Turkey
    Müjde & Sevan Nişanyan Türkçe-İngilizce, Boyut Yayınevi, 305 sayfa

    Bu makale sevgili sınıf arkadaşım Birecikli Fehmi Ersoy için hazırlanmıştır
    PEK ÇOK RESİM DOSYADADIR.

  3. YILMAZ DAĞDEVİREN & MB 07-05-2017

    YILMAZ DAĞDEVİREN & TOYGAR TAHRALI YEMEK DAVETİ 3003
    Sayın arkadaşlar,
    Toygar Tahralı'nın olağanlaşan ÖĞLE yemeği çağrısı:
    TARİH: 08. Nisan. 2017 cumartesi öğle, saat 12.00, üstü açık.
    YER: Kadıköy Fenerbahçe'de FB Faruk Ilgaz Tesisleri (geçen yılki yer)
    SAYGILARIMLA.
    YILMAZ DAĞDEVİREN

    Tek kişi olarak katılacağımı yazdım ve toplantıya katıldım. Konya’dan Orhan Arda, Altan Yeniaydoğmuş, Nevzat Kasaoğlu, Selçuk Acar, Cevdet Çavuşoğlu, Fehmi Ersoy, Halil Kazım Gedik, organizatör patron Toygar Tahralı, Yılmaz Dağdeviren ve 1956 Konya Lisesi Mezunları vardı. Yaklaşık 20 kişi idi. Güzel bir gün geçirdik.
    Toplantıdan bir resim dosyada

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 3000 31-03-2017

    HABER PANOLARIM
    YAKIN HEDEF 4000
    UZAK HEDEF 5000
    Bu madde ile haber panoda 3000 rakamına ulaşmış bulunuyorum. Bunların bazıları birkaç satır bir tebrik, bazıları birkaç sayfa bir özet, bir gazete yazısından oluşuyor. Eylül 2009 başladığım bu uygulama nereden bakılsa 3000 sayfanın üzerinde…
    Bunların ileride çeşitli sebeplerden internetten çıkarılma olasılığına karşı dosyalanıp gene Web siteme yerleştirilmekte birer çıktı da alınıp Kitaplığıma yerleştirilmektedir.
    Web siteme yerleştirme de maalesef resim konamamaktadır. Ama bu dosyalarda bol resim yer almaktadır.
    Çok çeşitli konulara yer verildiği için her bölümün başına indeks (içindekiler) eklenmiştir.

    Ziyaretçi sayım da Mart 2017 itibariyle 151.000. İşte bu dosyaların listesi

    Web 2014 Türkçe II
    18.1 Haber Pano 1-250
    18.2 “ “ 251-500
    18.3. “ “ 501-750
    18.4 “ “ 751-930
    18.5 “ “ 931-1200
    18.6 “ “ 1201-1500
    18.7 “ “ 1501-1750 pdf
    18.8 “ “ 1751-2000

    Web 2015
    18.9 “ “ 2001-2250 sayfa3
    18.10. “ “ 2251-2500 “
    18.11. “ “ 2501-2750 sayfa 1
    18.12 “ 2751-3000 sayfa 4
    TÜMÜNÜZE SONSUZ TEŞEKKÜRLER

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 2999 31-03-2017

    İTÜ Maçka Toplantısı 30.03.2017
    Sevgili sınıf Arkadaşlarım
    Hocalarım konusunda gösterdiğim bir hassasiyet sonucu bir süre toplantılara katılmamayı ve geride durmayı düşündüm. Ama bu toplantıdan önce Hayati Erhan telefon açtı. Seni aramızda görmek istiyoruz dedi bende zaten sevgili arkadaşlarımı özlemeye de başlamıştım.
    Maçka Arı Kovanı salonunda toplandık. Dokuz kişiydik. Uzun masanın bir tarafında
    Ali Rıza Gençer /Erol Keleş / Mehmet İndap /Nurdoğan Ural
    Masanın diğer yanında
    Suzi Ertem /Hayati Erhan /Mehmet Bildirici /Murat Merzeci /Oktay Özenbaş oturuyordu.
    Bu salonda 22-23 kişi de olmuştuk. Orada konuşmalar diğer uçtan duyulmuyor ve bölünüyordu. Bu defa çok nezihti, bir kişi konuştu, diğer 8 kişi dinledi.
    Neler konuşuldu. Öncelikle biz seksene merdiven dayamış kişilerin toplantısında ciddi konulara yer verilmesi özellikle vurgulandı.
    Arkasından Hayati ameliyat olmuş ve kollarına çelik tel takılmış İlhan Çeçen’i aradı bulunanlar adına geçmiş olsun dileklerini sundu. Kollarına takılan çelik teller oynamış arkadaşımız çok rahatsız, galiba bu defa alçıya alınacakmış, arkadaşımıza sabırlar diliyor, geçmiş olsun diyoruz.
    Konu sağlık olunca Ali Riza Gençer (kızı ile ilgili), Nurdoğan Ural bu konuda deneyimlerini anlattı. Meğer Nurdoğan’ından başından geçmiş, deneyim sahibi imiş.
    Arkasından Tarihi su yapıları konusunda DSİ de karşılaştığım bazı ilginç olaylardan ben söz ettim.
    Son olarak ta Mehmet İndap DSİ Genel Müdürlüğünde ve Keban Barajının yapımı sırasında başımdan geçen ilginç deneyimlerini bizimle paylaştı. Gerçekten Bürokraside çok yüksek mevkilere gelen İndap’ın anlattıklarını ilgi ile dinledik.
    Son olarak Hayati arkadaşımız Habip Sandıkçı’yı aradı, o da anlayabildiğim kadar ameliyat geçirmiş geçmiş olsun dileklerimizi sunduk
    Burada yazma görevini de Hayati bana verdi. Politikanın, belden aşağı fıkraların olmadığı, anılarımızın, sağlık haberlerinin konu edildiği çok unutulmaz bir toplantı olduğunu düşünüyorum. Sayımız azalsa da hep böyle toplantılarımız olsun diyorum…
    Teşekkürler Hayati Erhan iyi ki varsın
    2017 Aralık ayında dönmek üzere Muğla Akyaka’ya gidiyorum. Yolu düşen tüm arkadaşlarımı Akyaka’nın ormanını denizini görmeye davet ediyorum.
    Otuz yıldır yazları yaşadığım Akyaka’da özellikle park, temizlik.. vs sorunları var Akyaka’ya giydirilen gömlek dar geliyor. Bayramlarda gelenler ve yer bulamayanlar parklarda yatıyor. Buna karşılık tekne ile ormanla kaplı dağlara doğru, denize açılınca doyumsuz bir güzellik karşımızda…..
    Arkadaşlarımı bekliyorum.
    Telefonum 0 542 241 0302
    Mehmet Bildirici

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 2998 31-03-2017

    KAZIM ÇEÇEN’DEN ANILAR
    Bu yazımda büyük üstat Kazım Çeçen ile kısaca da nasıl tanıştığımı ve bazı anılarına yer vereceğim. Önce bu konuya merak sardıktan sonra hocamla tanışmamdan önce kitaplarını edinip dikkatlice okuduğu söylemeliyim.
    Tanışmamız 1994 yılında DSİ Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen toplantı sırasında oldu. Ben hocamı Konya’ya elektrik üreten Göksu Hidroelektrik Santralına yaptığı projeden de tanıyordum ama beni hatırlayacağını sanmıyorum. Toplantı sonrası kendisinden aldığım 17.04.1994 tarihli ilk mektubum şöyle
    Kıymetli Mehmet Bey
    Kongre sırasında yazmış olduğunuz “Konya Tarihi Su Yapıları” adlı kitabınızı incelemek fırsatı olmadı. İstanbul’da daha etraflı bakmak mümkün oldu. Sizi bu eserinizden dolayı tebrik ederim. Birçok konuya değinmişsiniz. Gönül isterdi ki resimler daha iyi basılmış olsun. Eldeki eser biraz daha ikmal edilerek ileride daha itinalı tekrar basılabilir. Başlarına 5-10 sayfalık bir özet (İngilizce) koymak faydalı olur.
    Sizi tekrar tebrik eder, başarılarınızın devamını dilerim.
    İstanbul’a gelirseniz her türlü yardıma hazırım
    Prof Dr. Kazım Çeçen
    Profesörler sitesi A1 Etiler- İstanbul
    Benim bu ilk kitabımdı. Hocamın yazdıkları benim için çok değerliydi. Dedikleri doğruydu. Ama ben çıkan kitabımı yıllarca irdeledim. Ne eksik neler eklenmeli diye, sonunda 2009 yılında tekrar yayınlandı, bu defa CD yayını olarak… Ama değerli hocam çoktan aramızdan ayrılmıştı.
    1996 yılında İstanbul’a yerleşince birkaç defa ziyaret ettim. Hem çayını içtim hem de kafama takılan bazı şeyleri sordum.
    Böyle bir ziyarette Hidrolik Laboratuvarında odasında çay içerken Prof. Dr. İlhan Avcı’da vardı, bu arada başka bir hoca girdi şimdi hatırlayamıyorum beni küçümseyerek İlhan Avcı’ya bu adam kim Kazım Bey ile ne işi olabilir diye sordu? O da şöyle cevap verdi. Onların müşterek sevdaları var dedi, Tarihi Su Yapılarını kast ederek

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 2997 31-03-2017

    TÜRKİYE’DE TARİHİ SU KONUSUNDA ÇALIŞANLAR & KAZIM ÇEÇEN
    Geçen yazılarımda kendisi ile tanış olduğum ve Türkiye’de bu konuda pek çok çalışması bulunan Fahlbusch’dan (Falbuş okunur) söz etmiştim. Bu yazımda da bu genç bilim dalının Türkiye’de gelişmesinden söz edeceğim. Burada Hidrolik su bilimine dayalı çalışanlar söz konusudur. Bu ise inşaat mühendisliğinin en etkili olduğu mühendislik grubudur.
    Bunun için bu konuda 3 önemli olayla başlayacağım. 1979 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Hidrolik Profesörü Prof. Dr. Kazım Çeçen ile Almanya hidrolik profesörü Prof. Dr. Gunter Garbrect (1924) öncülüğünde bir tarihi su toplantısı yapılmıştır. Bu işi Türkiye’de başlatan bu iki değerli bilim adamı diyebiliriz. Atina’da 2015 yılında 15’si gerçekleşen toplantı bunun devamıdır. İstanbul’daki toplantı ise üçüncüdür.
    1979 yapılan bu ilk toplantıdan haberim olmadı, çünkü o tarihlerde bu konu ile ilgim yoktu. Ama buna merak sarınca bu toplantının genelde Almanca olan raporları inceledim.
    Burada Alman Profesörü Garbrecht hakkında kısa bazı şeyler ekleyeceğim. Garbrecht Türkiye’de resmi görevde bulunmuş, modern hidrolik hocası, Anadolu’daki eşsiz tarihi su yapılarına duyarlılık göstermiş, bu konuda ilk ciddi araştırma yapan kişidir. Benim hidrolik önderim olan Fhalbusch onun öğrencisi ve manevi oğlu olarak bilinir. Halen çok ileri yaşta Almanya’da yaşamaktadır.
    Van’daki Urartu Su Yapıları hakkında en kapsamlı araştırma Garbrecht tarafından yapılmıştır. Orada yeni ortaya çıkarılan barajlar konusunda elime geçen bilgileri Fahlbusch’a gösterdim. Garbrecht hocaya gönder, ben de mektup yazarım dedi. Gönderdim, cevap olarak bir mektup yazdı ve Anadolu ile çok bilgilerin yer aldığı bir Almanca kitabını gönderdi. Bu arada bazı görüşlerini sorduğum konularda da görüş bildirdi, benim için çok çok büyük bir anı….
    Bir ikinci olay DSİ Genel Müdürlüğü’nün bu konuya çok çok önem vermesi ve 1993 yılında Mehmet Bildirici’nin tarihi suyolları konusunda Türkiye genelinde görevlendirilmesi, bir önceki yazımda konunun detayı bulunmaktadır.
    Üçüncü çok önemli bir etkinlik 1994 yılında DSİ Genel Müdürlüğünün 40. Kuruluş Yıl dönemi onuruna düzenlenen “Su ve Toprak Kaynaklarını geliştirme konferansıdır. Bu konferansın ilk sabahki oturumu Bayındırlık Bakanı ve zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’e, öğleden sonraki oturumu tarihi su yapılarına ayrılmıştır. Bu toplantıda 4 konuşmacı yer almıştır..
    Prof Dr. Kazım Çeçen İstanbul Teknik Üniversitesi
    Prof. Dr. Ünal Öziş İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi
    MEHMET BİLDİRİCİ İnşaat Yüksek Mühendisi, DSİ Konya IV: Bölge
    Galip Büyükyıldırım İnşaat Yüksek Mühendisi, DSİ Antalya XIII Bölge
    Konuşmacılardan son üçünün bu etkinlik dolayısıyla kitapları basılmıştı.
    Bunlar dışında Denizli Pamukkale Üniversitesi’nden genelde Prof. Dr. Ünal Öziş ile çalışan Prof. Dr. Orhan Baykan
    Bu kişiler dışında bu güne kadar uzun soluklu çalışan araştırmacı çıkmamıştır. Sevgili arkadaşım Galip Büyükyıldırım ise sadece Antalya antik kentleri üzerinde çalışmakta bu gün de bu konuda başvurulacak tek kişidir.
    Bu yazımda değerli Hocam Prof. Dr. Kazım Çeçen (1917-1997) den söz edeceğim.
    Kazım Çeçen (1919-1997), Elazığ’da doğmuş, orta öğrenimden sonra Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Almanya’ya gönderilmiş, 1944 yılında Berlin Teknik Üniversitesi, Su Yüksek Mühendisi olarak mezun olmuştur. Doktorasını Avusturya (Graz) Teknik Üniversitesi’nde tamamlanmış, yurda dönüşünde 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’ne atanmış, 1960 yılında Profesör olmuş, 1966 yılında emekli olmuştur.
    Emekliliğinde tüm çabalarını tarihi su araştırmalarına vermiş yayınlanmış eserleri Osmanlı Su Kültürü ve su yapılarına çok büyük emek vermiştir.
    İstanbul su ve Kanalizasyon (İSKİ) tarafından yayınlanan altın değerinde eserleri
    -Mimar Sinan ve Kırkçeşme Tesisleri İSKİ yayını 1988
    -Üsküdar Suları, İSKİ 1991
    -Halkalı Suları, İSKİ 1991
    -Taksim ve Hamidiye Suları, 1992
    -Roma Su Yollarının En Uzunu, 1996, Türkiye Sanayi Bankası Yayını
    Kazım Çeçen eski Osmanlı kitabeleri de kendisi okuyabilen bir kişi idi. Bu da çalışmalarında kendisine çok yardımcı oluyordu.
    Aşağı resimde Kazım Çeçen’in tanıttığı ve Mimar Sinan’ın eşsiz eseri Mağlova kemeri

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 2997 31-03-2017

    DSİ GENEL MÜDÜRÜ MEHMET BİLDİRİCİ’YE TÜM TÜRKİYE GENELİNDE TARİHİ SU YAPILARININ ARAŞTIRILMASI İÇİN GÖREV VERİYOR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu yazıda bana verilen çok önemli bir görevden söz edeceğim. 1991 yılında o zamanki Genel Müdür Ferruh Anık’tan 22.07.1991 tarihinde tüm bölgelere bir genelge gönderiliyor.
    Bu yazıda DSİ’nin 40. Kuruluş Yılı dolayısıyla antik çağlardan DSİ’ni kuruluşu olan 1954 yılına kadar tarihi su yapılarının bir Envanterinin çıkarılacağını ve bunların 30 Kasım 1991 tarihine kadar Genel Müdürlüğe gönderilmesi istenmektedir.
    Bu görev Konya DSİ IV Bölge Müdürlüğünde bana verildi, bu verilen sürede olabildiğine bir şeyler hazırladım ve Genel Müdürlüğü gönderildi.
    Bunun ardından Bölge Müdürüm Sayın Feyyaz Akalın ile görüştüm, daha önceki temaslarımdan kendisi bu merakımı biliyordu, efendim bölgemiz bu konuda çok büyük zenginliğe sahip, destek verirseniz bölgemizdeki bu zenginlikleri bir yayın haline getirelim dedim. Destek vereceğini söyledi ve benim hayatımda da yeni bir sayfa açıldı. Bu konuda halen Antalya’da yaşadığını bildiğim Sayın Feyyaz Akalın’a teşekkürlerimle sağlıklı günler dilerim.
    Hayatta karşıma gelen bu fırsatı değerlendirmek için hızla çalışmalarıma başladım, bugün aradan 26 yıl geçmesine rağmen yaşın gereği yavaş olarak olsa da çalışmalarımı sürdürüyorum.
    Bu arada Konya ve ilçelerinde çalışmalarımı yoğunlaştırmışken sık sık Genel Müdürlüğe giderek diğer bölgelerden gelen belgeleri de görmeye çalışıyordum. Genel Müdürlükte bu görevi yürüten İSMET BOZKURT idi. Uzun zaman Amerika’da kalan ve İngilizcesi çok iyi olan Ziraat Mühendisi kökenli değerli bir kişiydi. Zaman içinde kendini sevdim ve ona İsmet abi diyeceğim. Ankara doğumluydu. Ankara’da daha önceki tanıdıklarım hep bürokrattı, İsmet Abinin babadan kalma bağı bahçesi vardı, orada tarımla da uğraşıyordu.
    Ben Konya’yı inceliyordum ama gözüm daha yukarılarda idi, tüm Anadolu’nun tarihi su yapılarını incelemekti. Bunun için tüm bölgelerden gelen dokümanların birer fotokopisini alıyordum. İsmet Abi benim merakımı ve azmimi görünce bana bir sürpriz yaptı ve aşağıdaki Genel Müdürlük genelgesini çıkardı. Şimdi ulaşamadığım İsmet abime yaşıyorsa saygılarımı sunar sağlıklı günler dilerim.
    Sayın DSİ Genel Müdürü RAİF ÖZENCİ 04.10.1993 tarihli ve Tarihi Su Yapıları konulu aşağıdaki genelgeyi yayınladı.
    İlgi olarak da yukarıda Ferruh Anık’ın 22.07.1991 tarihli yazıyı ilgi gösteriyordu.

    “Tarihi Su Yapıları yönünden bazı bölgelerimiz (1, 4, 13, 21) (İstanbul-Konya-Antalya- Aydın) diğerlerine kıyasla daha bir zenginlik arz etmektedir.
    Bu nedenle hem mevcut çalışmaların daha standart bir hale getirilmesi, hem de bazı bölgelerde yeteri kadar tarihi su yapıları olduğu halde daha iyi bilgi toplanamadığından bu bölgelerdeki elemanlara yardımcı olmak bakımından bu konuda örnek bir çalışma sahibi olan IV Bölge Müdürlüğü elemanlarından İnş. Yük. Mühendisi Mehmet Bildirici özel merak ve yeteneği dolayısıyla özel bir görevle görevlendirilmiştir.
    Bu konuda tüm bölge Müdürlüklerinden bu adı geçen elemanımıza her türlü desteğin (araç, gereç ve iskân gibi) sağlanması hususunda gerekli önemi vermelerini rica ederim.
    RAİF ÖZENCİ
    Genel Müdür
    Dağıtım: Gereği için tüm Bölge Müdürlüklerine
    Sayın Genel Müdür’ü imza öncesi İsmet Abi ile ziyaret ettik.
    Bu belge benim rüyada dahi göremeyeceğim, çok değerli bir belge idi.
    Devlet Su İşleri IV. Bölge Müdürlüğü’ne sonradan zoraki girdiğim 1983 yılında daha önce aşırı çalışmalardan yorgundum, moral bozukluğu vardı. DSİ de aktif bir görev verilmedi, bende istemedim. Bol zamanım vardı, İngilizcemi ilerlettim. Her gün iş çıkışı DSİ Lokalinde King veya Maça Kızı oynadım, eve gidip uyudum. 1991 yılına kadar sakin geçti. Adeta uyuklayarak geçti, Ama bu arada eski enerjimi kazanmıştım.
    On yıl sonra 1993 yılında büyük bir canlılık içinde elimde çantam görevli olarak pek çok ili gezdim, Ankara, Samsun, Trabzon, Artvin, İstanbul, Isparta Aydın, Muğla, her geziden ilerde değerlendirmek üzere kitaplar, fotokopiler, haritalarla dönüyordum…..
    En son gezimi Aydın Bölgesine yaptım, Bölgenin verdiği eleman ve araçlarla başta Aydın, Muğla’da önemli tarihi su yapılarını gördüm. Bunlara iki örnek vereceğim. Patara ve Knidos, Patara Muğla’nın güneyinde çok tarihi bir kent, Akyaka Sanat Derneği Başkanı Aydın Turunç ile buralara daha sonra buralara yapılan gezilere katıldım. Ancak 1995 tarihli gezide Patara’ya su taşıyan, Patara’nın yaklaşık 15 km batısında, Türk halkının DELİK KEMER diye isimlendirdiği basınçlı suyolu gördüm. Bunun dünyada bir eşinin daha olduğunu sanmıyorum.
    İkincisi bu gezide ilk defa KNIDOS’u gördüm. İlginç bir anımda şöyle, DSİ araç şoförüne sorduk, benzin yeter mi? Cebimizden ekleyelim mi? Gerek yok bu benzin yeter dedi. Ama tam Knidos’a varınca benzin bitti, dönemeyiz demez mi?. Endişe ile bu kenti ve su yapılarını inceledik. Sorduk soruşturduk nasıl benzin buluruz. En yakın eski bir Rum köyüne geldik, bakkalda litre ile benzin satılıyormuş, bakkaldan 5 litre benzin aldık yolumuza devam ettik.
    Bu belge ile Tüm Türkiye’de gezecek inceleme yapacaktım. 1995 yılında tasarruf tedbirleri geldi, Ayrıca Konya Bölgesinde ki bir elemanın Genel Müdür tarafından özel görevlendirmesi hoş karşılanmadı, Beni görevlendiren Genel Müdür de görevden ayrılmıştı.
    1995 sonunda emekli olup kendi imkânlarımla bu işlere devam etmeye karar verdim. Sayın Raif Özenci ile daha sonra karşılaşmadım. 2016 yılında vefat ettiğini öğrendim
    Kendisine Tanrıdan rahmet diliyorum. Topladığım bilgileri DSİ Genel Müdürlüğü toplantı ve sempozyumlarında hep kullandım.
    Son olarak ben bu konudaki bilgi birikimini DSİ de kazandım diyorum.

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 2995 25-03-2017

    YENİ BİR ARAMA MOTORU
    Şu İnternet ne harika bir buluş, GOOGLE, YAHOO arama motoru ile hep başkalarını ararım, kendimi ararım, kendimi dışımdan seyrederim.
    Şimdi de yukarıdaki arama motorunu farkına vardım. Bu arama motorunu kimler açtı ise kendilerine ulaşamıyorum, ama buradan teşekkür ediyorum.
    - “Bu dosyada Mehmet Bildirici’nin tüm suyolları bildirilerine yeniden yayınlanmış

    Bir Başkası Burada Mehmet Bildirici’nin 1971 den itibaren gazetelerde yayınlanmış tüm yazılar bu dosyaya konulmuş.
    Teşekkürler…. Teşekkürler

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 2993 25-03-2017

    YENİ OKUDUĞUM KİTAPLAR
    Bir kitap kurdu, bir kitapsever, olarak katıldığım müzayedelerden hemen okumak, zaman bulunca okumak ve kitaplığıma yerleştirmek için de kitaplar alıyorum.
    Bunlara da örnekler.
    -Kürk Mantolu Madonna, Sebahattin Ali (Gümülcine 1907-Kırklareli 1948)
    Okudum Yapı Kredi Yayını, 160 sayfa, ilk 1998 çıkmış, bu 84.baskı
    Konya Orta Okulunda Almanca öğretmenliği de yapmış,
    Almanya’da geçen ilginç bir aşk….. İyi bir yazar
    Aynı yazarın Konya’da geçen olayları anlatan kitaplarını okumuştum.

    -Eşref Üren, Türkkaya Ataöv, İngilizce tanınmış ressamın hayatı, İş Bankası yayını 46 sayfa + resimler, Türkkaya Ataöv eskiden Daily News’te yazılarını çok okuduğum çok bilgili ve çok değerli bir yazar, ancak bazı konularda tarafsız göremedim….

    -Fazıl Say, Gürgün Say (annesi) , 218 sayfa, 2000,
    Annesi tarafında yazılan kitap, oğlunun çocukluğunu anlatıyor
    Ben genelde Mezzo kanalında Fransız klasik batı müziği dinlerim, burada övünerek söylüyorum görünen tek Türk piyanisti, FAZIL SAY bununla iftihar ediyorum.
    Burada doğuştan Fazıl Say’ın ağzında ve dudağında problem olduğunu öğrendim.. Annesi 3 yaşında müzikte tempo tutmaya başladığını, oyalanmak içinde önüne 100 kadar plak koyduğunu, bunları kendi kendine çalmayı öğrettiğini yazıyor. Fazıl bebek bu kadar plak içinden hep Mozart’ın plağını çıkarıyor ve onu çalıyor.
    Bu beni uzun uzun düşündürdü. Kendi ailemi düşündüm, babamın sesi çok güzeldi, doğaçlama şarkı söylerdi, bu ise ailede garip karşılanırdı. Ailede müzik eğitimi alan yoktu, Lisede okurken bu müziğe ne gerek vardı düşüncesinde idim. Ama Danimarkalı yazışma arkadaşım (pen friend) KETTY’’nin uzaktan etkilemesi ile Klasik Batı Müziği olduğunun farkına vardım. İstanbul’da öğrenci iken 1960’lı yıllarda Konya Talebe yurdundan yalnız başına, ŞAN sinemasında klasik batı Müziği konserlerine gitmeye başladım, tabii çok değişik geldi, biraz direndim, aradan geçen uzun zaman zarfında Mozart’ı tanıdım, mutluyum…
    Üç yaşında Fazıl bebeğin ulaştığı Mozart’a yıllar yıllar sonra ben de ulaşmışım…. Ne ilginç

    -Anılarla Patronum Vehbi Koç, Can Kıraç,, 1995
    Vehbi Koç’un hayatından kesitler veriliyor,
    Ankara’da bir bakkal çıraklığından Koç Holding’e giden hikâyesi,
    Benimde Vehbi Koç ile küçük bir anım var.
    1962 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra ilk defa İstanbul Tarabya Otelinde toplandık. Ben de eşim ile Konya’dan geldik ve toplantıya katıldık. Birbirimize sarıldık, öpüştük, yedik içtik, eğlendik, o gece Tarabya Otelinde kaldık.
    Sabah pırıl pırıl güneşli bir Boğaz havası, biraz yürüyelim, vapura binelim diye düşündüm. Bu arada yürüyüş yapan, tuhaf çizgili spor elbiseli birine ilk vapur iskelesi neresi diye sorduk. Üç kişi birlikte yürüyordu, öndeki adam geri çekildi, tuhaf spor elbiseli adam cevap verdi. En yakın İskele Yeniköy’dedir, oraya kadar yürüyemezsiniz sizi oraya gönderiyim dedi, arkadan kendilerini takip eden arabaya seslendi, Bey ve Hanımefendiyi Yeniköy’e bırakıver dedi. Ben arabaya binince Vehbi Koç mu diye sordum. Evet dedi.
    Sonuç çok kısa olsa da Vehbi Koç’un makam arabası ile seyahat etmiş olduk

Toplam 589 yorum bulundu. 471-480 arası listeniyor.