Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    YIL 1985 AKYAKA’DA TURİZM PATLADI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    1985 yılında Turgut Özal Cumhurbaşkanı idi. Akyaka’ya ve bu bölgeye çok önem veriyordu. Akyaka’nın içinde bulunduğu bölge Türkiye’de ilk defa Koruma Bölgesi içine girdi. Bu bölge için özel yasalar çıkardı.
    Turgut Özal Akyaka’yı ziyaret eden ilk Cumhurbaşkanı’mızdır. Burada açılan izci kampına zamanın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez de Cuellar ile katıldı. Bunlar Akyaka’nın bir turizm beldesi olması için çok etkili oldu.
    Yıl 1985 şimdiki altı Süper Market olan evimizi aldık, alt üst katı pansiyon yaptık. İsmi İDİMA….. Aynı yıl turizm patladı diyebilirim.
    Henüz Oteller yok, kalınacak yerler kısıtlı, ama oluk gibi insan geliyor, İstanbul’dan, Ankara’dan Avrupa’dan….
    Bizim evin salonu çok geniş idi, burası bir toplantı merkezi gibi idi…
    Kimleri kimleri tanıdım, bazılarını burada anacağım.
    Dış İşleri Bakanlığı’ndan Ahmet ve eşi Emine Caba, Kermetur’da kalıyorlardı. Balkonda pek çok çay içtik. Birlikte Çınar Plajına gittik. Daha sonra görevli olduğu Mısır’dan ve Sidney (Avustralya) pek çok kart gönderdi. Bunlar kart postal koleksiyonumdadır. Çok zengin bir kart kolleksiyoneri olduğunu belirtiyorum.
    Bir diğer devlet görevlisi Hikmet ve Aysel Kılıç, Ankara’da oturuyorlardı. Kermetur’da İkiz Blokta evleri vardı, Satıp Bodrum’dan ev aldılar. Cezayir’de görevli idiler, yakın zamana kadar haberleştik. Gazete ilanından Aysel Hanımın kaybını öğrendim, Ama Hikmet Bey’e ulaşamadım. Görevli olduğu Cezayir’den de pek çok kart aldım.
    O yıllardan tanıdığım Nurten ve Mesut Bayraktar halen Akyaka’dalar. Ama o yıllar Mesut Beyin ve Nurten Hanımın kardeşleri de vardı. Birlikte pikniğe ve Marmaris’e giderdik. Anneleri Kaya teyze ile balkonda çok çay içtik. Nurten Hanımın çok iyi bir yüzücü olduğunu belirtmeliyim. Kardeşi Selma çok güzel Tatar şarkıları söylerdi.
    O yıllar pek çok Avrupalı aile ile de devam eden dostluklar kurmuştuk. Bunların başında Waldraut (Valide sarı gelin ismini takmıştı) Helmut geliyordu. Bizim İdima Pansiyon’da ilk onlar kalmıştı. Birlikte eşimin hazırladığı dolmaları yedik, Sedir Adasına gittik.
    Dostluk Almanya’da devam etti. 1991 yılında Berlin’e oğlumun yanına gittiğimizde, onlara haber verdik. Bir doktor arkadaşımızın Duisburg’taki evine birkaç günlüğüne misafir olduk. Yaşadıkları yerler Duisburg’a yakındı. Waldraut Essen’de, Makine Mühendisi olan Helmut ise Düsseldorf’da idi.
    Helmut ve Waldraut ayrı kentlerde ve evlerde kalıyorlardı. İkisinin de çocukları vardı, tatillerde ve bazı günler beraber oluyorlardı. İLGİNÇ BİR YAŞAM TARZI…
    Helmut bizi bir yerden arabası ile alıp Waldraut’un Essen’deki villasına götürdü, yemyeşil bir bahçede özel Alman yemekleri hazırladı, patatesi fırında pişirip üzerine eritilmiş kaşar döktü, bu tipik bir Alman lezzeti imiş. İkinci hayretime giden bildiğimiz biber kızartma, bunların arasına yeşil soğanı da kızartmış…
    Yıllar sonra buluşma tabii her çeşit içkide vardı. Yemekten sonra sohbet, sonra bir dosya ortaya çıktı. AKYAKA DOSYASI… Akyaka’da çekilmiş çeşitli fotoğraflar, tabii ki içinde bizde varız… Daha sonra benim Konya’dan gönderdiğim Mevlana ve Konya kartları Almanya’da karşımıza çıktı. 1991 yılında Almanya’da geçirdiğim en nostaljik gece, bu unutulmaz saatler sonrası Helmut bizi Duisburg’da misafir olduğumuz eve bıraktı….
    Burada karşılaştığım bazı dostlardan bahsettim. Burada şunu ısrarla belirtiyorum, bu yerli ve yabancı misafirlerle ailem ve anam Nesibe de çok iyi dost oldular, onların Nesibe teyzesi oldu, ileride başka çok değerli diğer dostlarımı anacağım…..
    Yıl 1986 ÇERNOBİL FACİASI… Akyaka bomboş…..
    Dostluk ve Arkadaşlıklar hep olsun dileğiyle….

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    GÖKOVA TUTKUNU DANİMARKALI HELGA (1941)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    1985 yılında şimdiki evimi aldım ve taşındık, ev büyüktü, bakım ve onarım için paraya ihtiyacımız vardı. Ev 3 katlı olduğundan alt ve üst katı pansiyon olarak günlük kiraya verdik. Pansiyonun ismi İDİMA idi. Bu tarihi ismi burada ilk kullanan benim. Şimdi pek çok yerde karşıma çıkıyor. İdima Hotel, İdima Sitesi. Gurur duyuyorum.
    Pansiyonda yerli ve yabancı pek çok kişiyi kısıtlı imkânlarla ağırladık. Gelenlerin büyük kesimi Avrupalı idi. Ben Avrupalıları Akyaka’da tanıdım, olabildiğine onlarla arkadaş oldum, konuşmalar yaptım.
    Bu yazımda yakından tanıma fırsatını bulduğum Danimarkalı HELGA’dan söz edeceğim.
    Yıl 1989, üst katımızı üç aylığına kiraya vermiş, alt katta kalıyorduk. Şimdi SÜPER MARKET olarak hizmet gören zemin kat ev olarak düzenlenmiş ve önde şimdi mevcut olmayan küçük bir deposu vardı.
    Helga Danimarka’da öğretmen, beyaza kaçan sarışın, güneşe karşı hassas, başına eşarp takmış, Türkçede biliyor, geliyor anama;
    -Teyze yerin var mı? Diye soruyor, yukarı odalar dolu şu yan depo var diyor, o da kabul ediyor. Ben gelince anama çok kızdım, bu depo verilir mi? diye…
    Ama Helga ile tanıştık, Copenhagen (Kopenhak)’ta ilkokul öğretmeni, İngilizce, Almanca, Fransızca yanında Türkçe dahil pek çok dil konuşuyor. Bu 25 yıl süren bir arkadaşlığın başlangıcı oldu. Helga’yı valide sayesinde tanıdım, valide de onu çok sevdi, dost oldular. Helga eşimle de arkadaş oldu. Pek çok yıl Akyaka’ya geldi
    Çok güzel İngilizce biliyordu, tarih biliyordu, çok kültürlü bir kadındı, saatlerce, günlerce sohbet ettik.
    Ailesini, annesini babasını anlattı, babası Danimarka’da Elektrik Mühendisi imiş, sinyalizasyon konusunda bazı projeler üretmiş, annesi kendisi gibi öğretmen. Ailesinde yabancı yok, hepsi Danimarkalı, ama kendisi bir Kenyalı ile birlikte olmuş, bir oğlu bir kızı olmuş… Melez
    Akyaka dışında da 25 yıl mektuplaştık. Uzun mektup yazan biri, Danimarka’da evini, bahçesini, gezdiği yerleri uzun uzun bana yazdı..
    Halen Danimarka’da yaşamını sürdürüyor….


    Akyaka’da Piknikte, Helga, Anam ve ben
    (Muğla Devrim 02.09.2016)

  3. NATALIE 17-09-2016

    Sayın Bildirici
    Mağusa’da (Kuzey Kıbrıs’ta) bulduğunuz fotoğraflarla ilgili olarak size yazıyorum. Benim adım Natalie Leonidou ve Kıbrıslı Rum'um. Ailem Magusa’dan geliyor. Bu fotoğrafları, internette gördüğüm zaman çok şaşırdım. Bir sürü soru aklıma geliyor. Nereden bulunmuş?
    Ailemin 1975 yılından kalan iki fotoğrafı var. Birinci fotoğrafta dedem ve büyükannem evliler ve ikinci fotoğrafta teyzem görünüyor. Bu fotoğraflar çok değerli benim için. Ailemin 1974 yılından hiç fotoğrafı olmadığı için bu mektubu yazıyorum.
    Fotoğrafın arkasında büyük babamların fotoğrafını görmek daha da dokunaklı oldu. Güney Kıbrıs’ta yaşıyorum ve bu Cumartesi günü Londra’ya taşınıyorum. Türkiye’yi ziyaret ediyorum çünkü arkadaşım var.
    Fotoğrafları koruduğunuz için teşekkür ederim, sizinle tanışmak benim için bir onur.
    Saygılarımızla,
    Natalie

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    ÖZDEN UZ CAM OBJE-HEYKEL SERGİSİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    12.08.2016 günü 18.00 de “Akyaka Nail Çakırhan & Halet Çambel” Sanat Kültür Evi’nde Cam seramik ve heykel sergisi açıldı.
    Sergi sahibi, arkadaşımız “Akyaka Felsefe Grubundan” Özden Uz. Özden Uz 1949 Beyşehir doğumlu, Jeoloji Mühendisi… Emekli olunca Akyaka’ya yerleşmiş.
    Daha önceki bu konuda kurslara katılmış, evine açtığı atölyesine çalışmalarını sürdürüyor.
    Cam seramik sergisi çok az rastlanan zor bir sanat kolu. Sergiye Akyaka’da yaşayan sanatsever dostları katıldı. Sergi 21.08.2016 gününe kadar 16.00-19.00 saatleri arası gezilebilir
    Aynı sergi akşamı, arkadaşları Sadun Sergisinde olduğu gibi onu akşam yalnız bırakmadılar, Akyaka Azmak restoranda buluştular balık yediler. Bende yemekte diğer dostlar ve Stratonice kenti (Yatağan-Eskihisar) doğumlu Opera sanatçısı, Soprano Gülizar İlerigiden ile birlikte idim.. Güzel nezih bir toplulukla yemek çok güzel ve dinlendiriciydi. Akyaka Sadun Ersin, Özden Uz gibi sanatçılarla, yerli ve yabancı ressamlarıyla ne kadar öğünse azdır. Ama üzülerek görüyorum bu kişiler genellikle buraya yerleşmiş, sanatçı ve sanatseverler, Akyaka halkını da aramızda görmek istiyoruz. Belki ileride bu da olur kim bilir?
    Yazıya bu yemekten bir kare eklenmiştir.



    (Devrim Gazetesi 27.08.2016 yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    KENDİ ANAM NESİBE BİLDİRİCİ (1920-2003)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Anam öleli 13 yıldan fazla oldu, Saygı ile anıyorum
    Ünlü kadınlar ile ilgili sayısı 17 olan bölümü kendi anam ile kapatacağım.
    2003 yılı Nisan ayında anam Nesibe Bildirici'yi kaybettim. Bir yıl ağır hastalıktan sonra 83 yaşında hayata veda etti. Ben biyolojik olarak onun bir parçasıyım. Ölümü bende çok etki yaptı. Diğerleri gibi özverili bir ana idi. Şair olsam şiir yazar, ressam olsam onu renk ve desenle anlatırdım. Müzikolog olsam notalarla bir şeyler söylerdim. Ben bunlardan hiç biri değilim, ama araştırmacıyım, bir kaç cümle ile onu size anlatacağım. Bu şekilde bir Anadolu, bir Konya kadınının bazı özelliklerini ortaya koyacağıma inanıyorum.
    1920 yılında doğdu. Babası Semerci İbrahim’i hiç tanımadı. Çünkü babası o doğmadan 7 ay önce ölmüştü. Annesi Emine kızını dedesi yanında bırakarak baba evine döndü. Dedesi Semerci Hacı Ali, bakkaldı, hali vakti yerindeydi. Nesibe'nin okul çağı gelmişti. "Dede mahallede birlikte oynağımız Ahmet okula başladı, beni de gönder" ikazına "Get len oradan kızlar okula mı gider?" deyivermiş onu okula göndermemişti. Halbuki okul çok yakındı, Cumhuriyet hükümetince yeni yapılmış "Hakimiyeti Milliye" ilkokulu idi. Ama Nesibe daha sonra, yıllarca kurslara giderek yeni yazıyı ve kuran okumak için eski yazıyı biraz öğrendi.
    Nesibe genç kız iken burnunda et oluşur. O tarihlerde hastalıkların henüz hastane de tedavi edileceği pek bilinmez, kocakarı ilaçlarına başvurulur. Annesi bu konuda komşuları Ayşe Abla’ya başvurur, o da cıva buğu solutur, burundaki eti çürütmek için, ölmez ama ciğerlerini hastalar. Teyzesinin yol göstermesi ile Konya'da faaliyette olan Devlet Hastanesi'ne başvururlar, burundan eti ameliyatla aldırırlar. Nesibe Tıp dünyası ile tanışır, daha sonra çeşitli hastalıklarla karşılaşır, Konya, İstanbul ve Ankara'da pek çok tedavi görür, pek çok Türkiye'nin en tanınmış profesörlerine muayene olur. Kuvvetli bir yaşama azmi vardır. Verilen ilaçlarını tam zamanında alır, denilenleri yapar, uzun yaşamayı başarır.
    Evlenme çağına gelince annesinin üvey oğlu Kebapçı Nazım ile evlenir, yani annesi aynı zamanda kayınvalidesi olur. Tek kızdır. Annesi 1984 yılında yanında ölür, 2-3 yıl yatalak hasta iken ona bakar.
    Nesibe eşinin kazancı yetişmediği için, evin masraflarına katkı için, önceleri annesi ile tezgâhta çul dokurdu, daha sonraları dantel örmeye başladı. Tabi bağ ve bahçe işleri de hep vardı. 1965 yılında ilk torunu doğduğunda kolundaki kılcal damarlarda şişme oldu. Danteli bıraktı. Şiş kolunu yukarıya asarak yaşamını devam ettirdi.
    Nesibe çok disiplinli idi, mutfağının tavasını kimseye, gelinlere ve bize dahi bırakmadı. Her işi kendi disiplini ile isterdi. Henüz daha oğullarını evlendirmediği 1957 yılında Konya'da Devlet Tiyatroları’nca "IV. Murat" ile ilgili bir tiyatro oyunu sahnelendi. Lise öğrencisi olarak Tiyatro ile tanıştığımız bu oyunda padişahın annesi Kösem Sultan çok otoriter ve disiplinli bir kadındı. Oyunda Padişah ona hep "Valide" diye hitap ediyordu. Biz de bu oyunla bir paralellik kurarak kendisine "Valide" dedik. Ama bu hitabı o hiç kabul etmedi.
    Dayısı ile Hacca gitti, Hacı oldu. Yatağa bağımlı olduğu son günlerinde çok sevdiği torunu Öztuğ Bildirici hep yanında oldu. Valide 83 yıllık bir yaşamın ardından, 5 torunu ve iki, ikinci kuşak torununu gördükten sonra hayata veda etti.
    Nesibe 1985 yılında Akyaka’da ev alınca hep yazları buraya gelirdi. Otoriter ve insanları çalıştırma yeteneği vardı. Ev geniş olduğundan yazları evi pansiyon olarak kiraya veriyorduk. Ankara İstanbul’dan gelen beyefendi ve hanımlarla tanıştı, onlara kendisi sevdirdi. Eşine dostuna, “Oğlumun GÖK—OVA’da evi var derdi.
    Bir resmi yazıya eklenmiştir..
    Bundan sonraki yazım Akyaka tutkunu Danimarkalı Helga olacaktır.


    (Devrim 25.08.2016 yayınlandı)
    ( NİSAN 2004 ÇAĞRI da yayınlandı)
    (Akyaka’da Muğla’da Antik Anadolu’da Gezinmeler sayfa 60-61 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    MERYEM KUZEY VE GÖKOVA NEKROPOLÜNDE ANFORA KULPLARI- XVI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Akyaka’da yaşayan MERYEM KUZEY ile 2004 yılında açtığım “İdima’dan Gökova Akyaka’ya” adlı sergide tanıştım. Burada olmayan bilgiler ben de var diyordu. Meryem aynı azmanda “Akyaka Kültür Sanat Derneği üyesi idi. Sık sık görüşüyorduk. Kendisi ile tarihi konularda çok sohbet ettik ve kendisinden çok şey öğrendim. Onları sizinle paylaşmak istedim.
    Meryem Kuzey Gökova’da dağın yamacında bulunan tarihi evlerin en üstünde, eski bir evde yaşamaktadır. Aslen KANADALI olan ve eski ismi MARİTA olan Meryem Hanım “Delhausie Üniversitesi, Classics Department, Halifax Nova Scotia, isimli köklü bir yerde öğrenim görmüştür. Daha sonra Türkiye’ye yerleşmiş, Marangoz Mustafa Kuzey ile hayatını birleştirmiştir. Daha önce 20 yıl kadar Marmaris’te tekne üzerinde yaşamışlardır. Eşi Mustafa Kuzey’de çok iyi bir marangoz olup yatlara kaptan köşkleri inşa etmiştir. Meryem bu yıl eşi Mustafa Kuzey’i kaybetmiştir. Kendisine tanrıdan rahmet dilerim, Meryem’e baş sağlığı dilerim.
    Oturduğu evin hemen üzerinde İdima (Idyma) antik kentinin Nekropolünde (Antik Mezarlık) yaptığı gezilerde aşağıda resmini gördüğümüz amfora saplarına rastlamış, bu sapların krokilerini çizmiş, bunları benimle de paylaşmıştır. Bu sapları yasal bir sakıncadan dolayı yerinden almadığını ifade etmiştir.
    Kulpu yazılı olan amforalar, İdima, Rodos yönetiminde iken “İDİMALILAR BİRLİĞİ” “KOINON IDYMION” teşkilatı tarafından ticaret maksadı ile zeytinyağı, şarap vs gibi sıvı maddelerin naklinde, daha sonra ikinci olarak ölü gömülmesinde kullanılmıştır.
    Bu birlik konusunda WEB Sitemin İDİMA konusunda daha fazla bilgi bulunmaktadır
    Üzerinde yazılardan amforaların nerede yapıldığı görülmekte, gül, güneş tanrısı olanların yapım yeri Rodos adasıdır. Bir tanede Anthiaksio yazılı olan var, belki Antakya’dan. Bu dönemde Knidos ve Kos (İstanköy) adalarından da ticaret yapıldığı anlaşılmaktadır.
    PEREK yazılı bir kurşun parçasının da ilginç bir anlamı var. Gökova Beldesi’ni ziyaret eden İsveçli Paavo Roos’un ifadesine göre avda kullanılan bu kutsal kurşun eski Yunan’da nadir görülen Şamanist bir inançtan gelme imiş. !!!!
    GÖKOVA NEKROPOLÜNDE GÖRÜLMÜŞ ANFORA SAPLARINDAKİ YAZILAR
    ANTHAXIOY
    ANT
    IMA
    IXIN
    ENEKRATE
    PEREK yazıları yanında Gül resmine Rodos Güneş Tanrısı figürü görülmektedir.


    Gene Meryem Kuzey’in arşivinde bulunan ve bir fotokopisini bana da verdiği İngilizce bir yayın bulunmaktadır. “AMPHORAS, and the ancient wine trade” (American School of Classical Studies at Athens. Princeton- New Jersey, 1979) Türkçesi AMFORALAR ve ESKİ ŞARAP TİCARETİ.
    Burada şarap, yağ, vs gibi sıvı maddelerin taşınmasında kullanılan iki kulplu amforaların ilk defa Fenikeliler tarafından, daha sonra Mısır’da kullanıldığı, M.Ö 7. yüzyılda Yunanistan’da görüldüğü, M.Ö. 3. ve 2. yüzyılda Rodos’ta yaygın şekilde görüldüğü anlatılmaktadır.
    Amforaların aynı zamanda ölü gömütü olarak da kullanıldığı ifade edilmektedir.
    Aynı eserde Rodos’a ait Amfora sapları da görülmektedir. Bunlar içinde Gül resmi yer almaktadır. Aynı eserde Rodos’ta bulunan Amfora saplarında gül ve Güneş Tanrısı Helios’a çok sık rastlanıldığı anlatılmaktadır. Yukarıdaki esere eklenen haritada amfora kulplarının Rodos, Knidos, İskenderiye (Alexandria-Mısır) ve Atina’da görüldüğü anlatılmaktadır.
    Meryem bir ilke imza atmış bu amfora saplarının KNIDOS’tan sonra İDİMA (IDYMA) da bulunduğunun farkına varmıştır.
    BUNUN YÖREMİZ TARİHİNE YAPTIĞI KATKI TARTIŞILMAZ.
    Bu bakımdan bu bilgileri benimle paylaşan Meryem Kuzey’e teşekkür ediyorum. Meryem AKSD derneğinde belirli günler nöbetçi kalıyordu. Bu günlerde onu ziyaret ediyor. Yeni öğrendiğim konularda mutlaka onun görüşünü alıyordum.
    Meryem yöremizdeki FIONA dediğimiz otlar hakkında geniş bilgisi vardı..
    BURADAN BENİ OKUYANLARA BU KONUDA ARAŞTIRMA YAPACAKLARLA BU YAYINLARI PAYLAŞMAYA HAZIRIM. BİLGİ PAYLAŞARAK ÇOĞALIR DİYORUM.
    Fotoğrafta Meryem Kuzey görülmektedir.
    Bu 17 bölümden oluşan ünlü kadınlar serisinin son yazısı kendi anam Nesibe hakkında olacaktır.

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    BAHAR SU SEVEN (HEİKE) (1962-2012)
    AKYAKA’DA BİR KÜLTÜR KADINI XVI
    Daha önceki 15 yazımda Muğla’da, Anadolu’da, Türkiye’de çok öne çıkmış kadınları tanıtmak istedim. Sırada Akyaka’da kültür ve sanata hizmet etmiş iki kadından daha söz etmek istedim. Bunların ilki Alman asıllı çevreci bir kadın, Türk uyruğuna geçip Bahar Suseven adını alan Heike. Ben kendisini Heike ismi ile tanıdım bu isimle anacağım. Thomas Schmitz ile evli olan Heike 1995-2012 yılları arasında “Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği Başkanlığı yapmış ve Akyaka’da pek çok kültürel etkinliğe imza atmıştır.
    Heike 1962 yılında Köln (Almanya) da doğmuş, 1981 yılında Liseyi bitirmiş, Arkeoloji ve Jeoloji okumuştur. Eşi Thomas Schmitz ile tanışmış, bir süre Girit adasında yaşayan çift Akyaka’yı çok beğenmiş ve 1990 yılında Akyaka’ya yerleşmiştir.
    Akyaka’da yaşayan hayvanlar ve su samurları konusunda çeşitli bildirileri olan Heike 2012 yılında Akyaka’da hayatını kaybetmiş, Türk usulleri ile Akyaka mezarlığına gömülmüş orada sonsuz uykusundadır.
    Ben yazının bu bölümünde onunla tanışıklığımı ve dernekte yaşadığım kültürel etkinliklerden söz edeceğim.
    İlk defa Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği ve Akyaka Belediye Başkanlığı işbirliği ile 1996 yılında AKYAKA şenlikleri yapıldı. Pek çok etkinliğin yer aldığı bu şenlikte Dedegil Oteli salonlarında Akyaka Tarihi ve Turizmi konusunda bir panel düzenlendi. Yedi kişinin katıldığı başkanlığının Aydın Turunç’un tarafından gerçekleştirilen bu panele Şadan Gökovalı, Şevki Bardakçı’nın yanında ben Mehmet Bildirici’de panelist (katılımcı) idim.
    Bu benim Akyaka’da halk önünde görüldüğüm ilk etkinlikti. Gökova ve İdima konusunda yaptığım çalışmalar sonucu edindiğim bilgileri aktardım. Bu çalışma Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği’nin İŞTE GÖKOVA bülteninde yayınlandı. Gökova Akyaka ve buradaki antik kent İDİMA hakkında uzun yıllar ve hala da devam eden çalışmalarımın temeli oldu.
    Daha sonra derneğin resim sergilerinin takipçisi oldum. Ben ressam değildim. Araştırmacıydım. Bir atak yaparak “İDİMA’DAN GÖKOVA AKYAKA’YA” tarihi belgeler isimli ilk sergilerimi açtım. 2004 yılında açtığım serginin onur konukları NAİL ÇAKIRHAN & HALET ÇAMBEL ile Konya Lisesi’nden değerli arkadaşlarım FAHAMET & TEOMAN ÜNÜSAN’DI. 2008 yılında aynı konuda açtığım serginin onur konuklarım ise Oktay Akbal ve İlhan Selçuk’tu.
    2008 yılında açtığım “IKONIUM –Antik KONYA” konusunda açtığım sergi her türlü beklentimin üstündeydi. Açılışta çoğu yabancı 60-70 kişi sergiye katılmıştı.
    Bunlar benim çalışmalarımdı ama en büyük destek Heike’den geldiğini burada belirtmeliyim.
    Heike ile en büyük proje çalışması 2009-2011 yılları arasında gerçekleşti. Heike Avrupa Birliği destekli “SU MİRASININ YENİDEN KEŞFİ” isimli bir projenin Türkiye ayağıydı. Merkezinde Fransa olan Yunanistan, Tunus, Cezayir ve Fas diğer katılımcı ülkelerdi.
    Bu konu benim 1991 yılından bu yana çalıştığım bir alandı. Heike bana geldi ve “MEHMET ABİ BU KONUDA BANA DANIŞMAN OLUR MUSUN? Dedi. İlk defa bir Avrupalı bana Abi diye hitap ediyordu. Ucunda bir para olmamasına rağmen tabii ki hemen kabul ettim. İngilizce ve Fransızca bir sözleşme yaparak Fransa’ya gönderdik.
    Benim de şartlarım vardı. Eşi Thomas Schmitz bana bir WEB sitesi açacaktı, Elimde konu ile ilgili Almanca belgeler vardı, onları birlikte okuyacak, açıklama yapacaktı.
    Bu şekilde www.mehmetbildirici.com isimli 15.000 sayfa kapasiteli, çok dilli, 125.000 kişinin ziyaret ettiği beni dünyaya açan sitenin sahibi oldum. İlk Webmaster olan Thomas Schmitz’e bu konuda ne kadar teşekkür etsem azdır.
    Heike çok yoğun bir çalışma içindeydi, Almanca metinleri okumaya vakit olmadı. Ancak Akyaka’da açtığımız “TÜRKİYE’DE 8000 YILDAN BU YANA SU UYGARLIĞI” sergisi için yoğun bir çalışma içine girdik, Fransa’ya götürmek için çok ciddi bir arşiv çalışmasına başladık. Çok dilli olan bu serginin İngilizce metinleri Heike tarafından gerçekleşti. Eşi Thomas Schmitz ise bilgisayar çalışmalarını üstlenmişti. Sergiyi 2011 yılı Mayıs ayında Akyaka Nail Çakırhan & Halet Çambel Sanat ve Kültür Evinde açtık. Çok kalabalık tarafından izlendi ve yerel basında çok ses getirdi.
    Arkasından Proje koordinatörü tarafından Haziran 2011 de Fransa’nın Marsilya (Marseilles) kentine davet edildik. Tüm proje katılımcıları orada idi. Bu Uluslararası toplantıya Akyaka adına Heike, ben iki dernek yönetim kurulu üyesi ve zamanın Akyaka Belediye Başkanı katılmıştı.
    Toplantı dili Fransızca ve anında Türkçe ve diğer dillere çevirisi yapılıyordu. Heike Fransızca proje hakkında açıklama yaptı, ardından bir su tarihçisi olarak bana 30 dakika bir konuşma fırsatı verildi. 1991 yılında başladığım ve bu yıl itibariyle 25 yılını doldurduğum çalışmalar hakkında ayrıntılı konuştum. Toplantıda hazırladığımız arşiv çalışmalarından da söz ettim. Proje koordinatörleri ayrı ayrı kutladılar, çok etkileyici bir konuşmam olmuştu. Meslek hayatımda yaptığım en önemli konuşmalardan biri olduğuna inanıyorum.
    Toplantı süresince Marsilya’nın en tarihi restoranlarda ağırlandık, pek çok toplantıya katılan kişilerle sohbet ettik, arkadaş olduk….
    Bu sergiyi Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 5. Ulusal Su Mühendisliği Sempozyumunda İstanbul’da tekrarladık. Büyük ilgi gördü.
    Heike ile yeni projelerde buluşmak dileğindeyken Heike tutulduğu amansız hastalıktan kurtulamadı, 2012 yılında aramızdan ayrıldı.
    Sözümü Heike’nin (Bahar Suseven) anı defterine yazdığı aşağıdaki yazısı ile son vereceğim.
    “Mehmet Bildirici, uzun yıllardır aynı Dernek çatısı altında çalıştığım değerli bir arkadaşımdır. Devlet Su İşleri’nden emekli olup emekliliğin tadını çıkarmak yerine yeni bir çalışma alanı bulmuştur kendine.
    Gökova Bölgesi ve Akyaka Beldesi’nin tarihini antik çağlardan modern zamanlara kadar, bu konuda ne kadar yazılı metin varsa incelemiş, bölgenin yerli halkı ile de konuşarak önemli bir arşiv oluşturmuştur.
    Nice bereketli yılları paylaşmak ümidiyle
    Bahar Suveren
    Akyaka 08.03.2006

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    MUĞLA YEŞİLYURT (PİSİ) HAKKINDA YAYINLAR YERİNDE İNCELEME
    Mehmet BİLDİRİCİ
    Çevre tarihi ve doğal güzelliklerine ilgim dolayısıyla Muğla'nın kuzeyinde eski ismi Pisi veya Pisiköy olan Yeşilyurt'un tarihi hakkında bilgiler elime geçti. Çok sararmış zor okunan iki sayfa olan bu metnin bir özetini sunacak, ardından 1996 Eylül ayında burada yaptığım geziden izlenimlerimi aktaracağım.
    Ender Varinlioğlu'nun çevrede yaptığı araştırmalara dayanarak hazırlanmış metne göre, Pisiköy'ün tarihi hakkında bilinenler şöyledir. Pisiköy olan ismi,1962 yılında Yeşilyurt olarak değiştirilmiştir. Beldenin tarihi Muğla kadar eskilere gitmektedir.
    M.Ö. yaklaşık 196-200 yılına tarihlenen bir yazıttan, Rodoslu Nikagoras tarafından Pisi, Idyma (Gökova) ve Killandos'un (Muğla Yenice köyü), Rodos topraklarına katıldığı anlaşılmaktadır. Bu şekilde Pisi Rodos Karşıyakası (Rhodian Parea ) olmuştur. Bu durum M.Ö. 167 yılına kadar sürmüştür. M.Ö. 29 yılında Romalı Labienus'un eline geçmiştir.
    Eski yazıtlarda ismi Pisi olarak geçmektedir. Pisi ile Bodrum yakınlarında Pedasa adlı kent ile birlik oluşturmuş, birliğin merkezi Pisi olmuştur. Yazıtlardan çevre kentlerden buraya gelip antik çağda buraya yerleşenler olduğu görülmekte ve önemli bir merkez olduğu anlaşılmaktadır. Bizans döneminde de kent konumunu ve önemini sürdürmüştür.
    Pisi, Milas'tan gelip güneye Gökova ve Marmaris'e inen yollar üzerindedir. Datça'da kasaplık yapmış yaşlı bir Pisili, Yerkesik, Yenice üzerinden Sakar'a inilirdi, ben bu yollardan çok gittim, yer yer taş döşemelere de rastlanır demiştir.
    Antik kentin yerinin Muğla'dan gelişte girişte olduğu bilinmektedir. Yakın zamanlara kadar izleri bulunan amfi tiyatrosundan bugün geriye bir şey kalmamıştır.
    16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman, Rodos seferine gidişte, 22 Temmuz 1522 tarihinde Pisi'den geçmiştir. Kanuni Sultan Süleyman bu gidişinde misafir edilmiş ve o zaman Pisi'de yaşayan İsa Efendi ile görüşmüş, ona iltifat etmiştir. İsa Efendi de cihan padişahına nasihatte bulunduğu anlatılmaktadır.
    İsa Efendi hakkında bilinenler de şöyledir. İsa Efendi'nin doğum ve ölüm tarihleri belli değildir. Mezarı Pisi'nin güney tarafında çamlar arasındadır. Yazılı bir mezar taşı yoktur. 1911 yılında yeniden yapılan cami yerinde onun zamanından kaldığına inanılan bir cami veya mescidin olduğu bilinmektedir. İsa Efendi'nin Bozhüyük ovasında çok geniş toprakları olduğu ve bunların Kanuni Sultan Süleyman tarafından keramet sahibi oluşundan kendisine vakıf edildiği anlatılmaktadır.
    16 Eylül 1996 günü bana bu bilgileri temin eden, tarihe meraklı Pisili Ethem Bilgin'in daveti üzerine gittim. İsa Efendi camiinin yanındaki ulu çınarlar altında (yörenin tabiri ile kavak) oturup çay içtik, tarihi Pisi'yi gezdik. Çevrede eski kentten kalan yapı kalıntısı yok ama kolon parçaları, işlemeli taşlara rastlanılmaktadır. Özellikle cami çevresinde bu mimari parçalar görülmektedir.
    Ethem Bilgin, yüzyılın başında Pisili ağalar tarafından yaptırılmış iki ev gösterdi. Muğla'da bulunan evlerin modeli, Rum ustalar tarafından yapılmış, duvar örmeleri onlar kadar dikkat çekici, birinin duvarında yapıldığı yılın tarihini gösteren taş bulunmaktadır. Evin yapıldığı tarih iki şekilde gösterilmiştir. 1904 ve Arap rakamları ile 1320, ikisi de aynı yılı belirtiyor.
    Bu evlere yakın başka bir evin duvarında muhtemelen Rodos dönemine ait yazılı bir taş bulunmakta ama mal sahibi nedense yazıların üstünü koyu bir renk boya ile kapatmış..!! ve tarihi bir belgeyi bilmeyerek karatmış.


    (Muğla Devrim 18.08.1998 tarihinde Muğla Devrim yayınlandı)

    (Akyaka’da, Muğla’da, Antik Anadolu’nun geçmişinde gezinmeler 2016 yayınlandı)
    (www.mehmetbildirici.com Türkçe 2015 / 2.6)

    (Menteşe Kültür-Sanat-Tarih 2016/04 sayı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    TANINMIŞ TÜRK FELSEFECİSİ, AKYAKA TUTKUNU
    PROF. DR. BEDİA AKARSU (1921-2016) XV
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bedia Akarsu İstanbul’da doğdu, 1943 yılında İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun oldu. 1956-1958 yılında Almanya Heidelberg Üniversitesi’nde görev aldı. 1968 yılında Profesörlüğe yükseltildi.1984 yılında emekli oldu. Şubat 2016 aramızdan ayrıldı, İstanbul Zeytinburnu Merkez Efendi Mezarlığında toprağa verildi.
    Bedia Akarsu’nun Felsefe Terimleri sözlüğü, Çağdaş Felsefe, Kant’tan Günümüze Felsefe, Atatürk Devrimleri ve Temelleri gibi eserleri vardır.
    Değerli Bedia Akarsu’nun Akyaka tutkunluğu nereden geliyor diyeceksiniz?
    Akyaka’da bir evi var mıydı? Bilmiyorum. Ama Akyaka’yı Akyaka yapan çok değerli aydınlar Nail Çakırhan, Halet Çambel, İlhan Selçuk, Oktay Akbal hep dostları idi, onların Akyaka’daki evlerinin balkonlarında çekilmiş boy boy fotoğrafları albümlerde yer almaktadır.
    Oktay Akbal’ın evinin balkonunda çekilmiş bir fotoğrafı ve tek resmi yazıya eklenmiştir.
    Gelecek yazı Akyaka Mezarlığında sonsuz uykusunda, Akyaka’da hizmetleri bulunan Bahar Suseven (Heike) hakkında olacaktır.





    (MUĞLA DEVRİM 09.08.2016 YAYINLANDI)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 17-09-2016

    ÜMMÜGLSÜN HANIM (Ölümü 1834) XI
    AKYAKA’NIN HAYIRSEVER KADINI, AKYAKA’NIN ANNESİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ümmügülsüm Hanım Mütesellim (Sancaktar) Tavaslı Osman Ağa’nın (Ölümü 1852) eşidir. Mütesellim bir nevi taşeron yöneticidir. Konya, Kayseri, İzmir gibi illerde devletin devamlı valisi vardır. Muğla yöresinde o çağlarda nüfus az olduğundan böyle pratik yöntem seçilmiştir, Saray tarafından Menteşe’ye Mütesellimler atanmıştır.
    Ekrem Uykucu’nun “Muğla Tarihi s 97-100) de alınan bilgilere göre Sultan 2. Mahmut döneminde Tavaslı Osman Ağa 1822-1840 yılları arasında Mütesellim olarak görev yapmıştır. 1852 yılında ölümü üzerine Tavas’ın Hırka köyüne gömülmüştür. Osman Ağa atanan diğer mütesellimler arasında en önde gelenidir. Akyaka’ya ilk yerleşenlerden Mustafa Akkaya (İsmail Akkaya’nın babası) ile yaptığımız uzun sohbetlerimizde hakkında çok şey anlatmıştır.
    Ümmügülsüm Hanım Tavaslı Osman Ağa’nın eşidir. Kendisinden 13 yıl önce ölmüştür.
    Ümmügülsüm, Ali Riza Hakses’in “Muğla Büyükleri” isimli eserinde Muğla yöresinde çeşmeler, kuyular, şoseler yaptıran hayırsever bir kadın olarak anılmaktadır.
    Ümmügülsüm Hanım nerede gömülüdür. Yaptığım araştırmalara göre Akyaka İnişdibi mezarlığında gömülü olduğu kanısındayım.
    İnişdibi’nde ki sarnıç üzerine konulmuş bulunan mezar taşı şöyledir.
    Sene 1250 (1834)
    Ya cennet-ül hayrat ve hasenat
    Menteşe Sancaktarı Osman Ağa’nın
    Celile-i muhteremeleri Ümmügülsüm
    Ruhuna fatiha
    İnişdibi’ndeki sarnıç üzerine konan Akyaka’daki tek Osmanlı kitabe sarnıcın onarım kitabesi değil fatiha ile bittiğine göre bir mezar taşıdır. Mezarının da yakın bir mezarlıkta olduğunu sanıyorum.
    Kitabe benim ricam üzerine İran asıllı Diş Doktoru komşum SETTAR TAMER tarafından okunmuştur. Bu vesile ile iyi ve düzgün bu insanı rahmetle anıyorum.
    Kitabenin fotoğrafına Web sitemden ulaşılabilir
    www.mehmetbildirici.com Türkçe/ 3 bölüm / İdyma / Akyaka 13/ sayfa 7

    Son Olarak özetle şunları söyleyebilirim. Akyaka’da bilinen ilk tarihi kadın Ümmügülsüm Hanımdır. Antik çağlarda ismi İDİMOS olan azmağın ismi bu hanımdan sonra KADIN AZMAĞI olmuştur. Halil Restoran’ın yanında zira Kadın Pınarı vardır. Şebeke suyu Akyaka’ya bağlanmadan önce Akyakalı Hanımlar evinin suyunu bu pınardan tenekelerle taşımışlardır.
    Bugün Akyaka kültürel olaylarda ileri ve öncüdür. Bu etkinliklerde aydın kadınlar öncü rol oynamaktadır. Etkinleri kapsamına Osmanlı dönemi kültür ve hayırsever kadını ÜMMÜGÜLSÜM’ü alacaklarına inanıyorum.
    Yazıya Kadın Pınarı fotoğrafı eklemiştir.
    Bir sonraki yazım Muğlalı Divan Edebiyatı Uzmanı Hikmet İlaydın eşi Konya Lisesi Fransızca öğretmeni Nihal İlaydın olacaktır.

    (Muğla Devrim 17.06.2016 yayınlandı)




    MEHMET BİLDİRİCİ 2799
    HAYIRSEVER AKYAKA’NIN ANNESİ ÜMMÜGÜLSÜM HANIMA EK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetesinde Ümmügülsüm Hanım ile yazdığım yazı Akyaka’da çok ilgi uyandırdı. Bir dostum da internet sitesine girmek zor keşke Osmanlı kitabesinin de resmini koysaydın uyarısı üzerine bu çok önemli kitabe ile ilgili fotoğrafı eklemek istedim.
    Akyaka ve Muğla çevresinde pek çok sarnıç var, ama kitabesi olan sadece 2, bunlar İnişdibi Sarnıcı yanında, Kanuni Süleyman’ın Ula’ya çıktığı antik Roma yolunun başlangıcındaki Yeşilova mahallesi içindeki sarnıç bir diğeridir. Ancak Yeşilova Sarnıcı üzerinde kitabe çok silik olduğu için okutulması mümkün olamamıştır.
    Aşağıda kitabeye ait fotoğraf eklenmiştir. Fotoğrafta kitabeyi okuyan Settar Tamer ve eşim Düzay Bildirici görülmektedir.

    (Muğla Devrim 23.06.2016)

Toplam 507 yorum bulundu. 481-490 arası listeniyor.