Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    AKYAKA’NIN YÜZ AKI YÜCELEN OTEL VE HAMDİ YÜCEL GÜRSOY (1939)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben Akyaka’da evimi aldığım 1985 yılında turizmin patladığına inanıyorum. Ama o tarihlerde oteller, lokantalar ve pansiyonlar yeterli değildi. 1985 yılında ben de evimi masrafların çıkması için günlük kiraya veriyorduk. Üst kat henüz tam işlenmiş değil pencere camları gazete ile kaplıydı. Ama o kadar talep vardı ki o haliyle orada kalanlar olmuştu.
    Daha sonra Akyaka hızla gelişmeye yeni oteller apart evler yapılmaya başlandı, bunu lüks otellerin yapımı devam etti.
    İşadamı Hamdi Yücel Gürsoy (31.12.1939) Muğla’ya yerleşmiş Tokat Zile’li bir ailenin oğluydu. Başlarda Muğla’da kereste ticareti yapıyordu, işleri iyiydi. Turizmin gelişmesi karşısında bundan uzak duramadı önce çok sevdiği Akyaka’da çeşitli bina inşaatları yaptı, Nail Çakırhan (1910-2008) ile tanıştı, onun kültürel etkisinde kaldı. Şimdiki Orman Kampına girişin önüne bulunan yerleşimi zor sulak bir arsayı satın aldı. Arsa içinde bütün kıyıda görülen azmak suları çıkıyor, arsa dışarıdan bakıldığında batak gibi görünüyordu.
    Bu sulak arazinin sularının denizle buluştuğu nokta da çok basit bir balıkçı lokantası vardı. Akyakalı buraya gelerek deniz ürünleri yer ve rakı içerdi. Lokantayı işleten sonra pansiyonculuk yapan Şükrü’ydü.
    Hamdi Bey bu araziyi Şadi ve Şadan Gökovalı’dan satın almıştı, Arazide kaynayan sulara bir yön verdi. Nail Çakırhan ile de yakınlaşmıştı. Onun görüş ve önerilerini ticari kazanç düşüncenin önüne alarak iki katlı çevreyle uyumlu YÜCELEN otelini yaptı. Yıl 1986 veya 1987. Hamdi Bey ticari ve mali olarak güçlüydü. Buradan daha fazla yararlanma yerine doğa ve estetiği seçti. Otel iki katlı yapı ve bloklardan oluşuyor kapasitesi yaklaşık 300 odadan oluşuyordu.
    Yücelen Otelin yemek ve kahvaltı salonu deniz kıyısında, giriş kısmı geride Hamdi Gürsoy Sokak 4- Akyaka adresinde yer alıyordu.
    Hamdi Bey Akyaka sevdalısı ve bir kültür adamıydı. Akyaka’da hatırlayabildiğim tüm kültür etkinlikleri burada yapılırdı. Nail Çakırhan & Halit Çambel anma törenleri, Oktay Akbal Anma törenleri ve daha nice nice sayamayacağım başka törenler..
    Akyaka sevdalısı Türkiye’nin en önde gelen yazarları, düşünür ve edebiyatçılar hep burada kalır misafir edilirdi. Hamdi Bey’in Akyaka için bu yönüyle çok katkıda bulunduğuna inanıyorum.
    09 Kasım günü bir misafirime Akyaka’yı gezdirmek istedim, tabii ilk önce seçtiğim yer Nail Çakırhan evi ve Yücelen Oteliydi. Misafirime burada anlattığım benzer konuşmaları yapıyordum. Bir baktım Hamdi Bey de bahçeyi denetliyor. Yanımıza geldi kısa bir sohbet yaptık ve bize gelin size özel akvaryumumu göstereyim dedi. Kaynayan su kanalının ucu kapatılmış ve çeşitli balıklar, yüzen küçük kaplumbağalar içinde yüzüyordu. Birlikte zevkle takip ettik. Ben şahsen ilk defa böyle doğal bir akvaryum görüyordum. Ne kadar keyif aldığımı anlatamam.
    Sonra misafirimle bahçeyi gezdik. Nail Çakırhan & Halet Çambel büstlerinin önüne geldik. Resim çektirdik. Bu iki arkeoloji ve kültür adamının Akyaka, Adana Kadirli, Türkiye ve Dünya için ne kadar önemli kişiler olduğunu anlatmaya çalıştım. Zira misafirim Perihan Alişan Hanım Adana Kadirli doğumlu idi.
    Bu iki heykelin Nail Çakırhan solcu olarak bilindiği için Akyaka ve Muğla merkezde bir meydana dikilmesi gerekirken bu mümkün olmadı. Yöneticiler çekindiler Hamdi Bey buraya diktirdi, Hamdi Bey mangal gibi yürekli bir adamdı
    Misafirim de Yücelen Otele bayıldı bol bol video çekti, facebook’a gönderdi.
    Otelin salonlarında unutulmaz pek çok toplantılara katıldım. Unutmak mümkün değil.
    Birkaç defa öndeki Kafeteryada yemek davetine katıldım, en unutmayacağım anım Muğla Hidroloji Kongresinde ilk günü olan 09 Ekim Salı Akşamı gala yemeğin burada olmasıydı. Gelenler arasında Akyaka’da yaşayan tek kişi bendim.
    Resmi araçlarla buraya geldik, ben yol tarif ettim, nefis geçen yemek ve konuşmaların ardından arkadaşlarım arabalara binip Muğla’ya döndüler ben ise 100 m ilerdeki evime yürüyerek gittim.
    Bu mekanda her Aralık ayında Muğla İnşaat Mühendisleri odasının yıllık yemeği olur, buna katılıp tüm Muğlalı İnşaat mühendisi meslektaşlarımla toplu olmak istedim. Bu ayda İstanbul’da olduğumdan henüz kısmet olmadı.
    Hamdi Bey Akyaka için maddi ve manevi elini taşın altına koyan biri, ne mutlu Akyaka’da böyle kişiler de yaşıyor.
    Ben de kendisinin böyle toplantılarda Mehmet Bey yazılarını okuyorum, devam et demesi bana büyük moral veriyor…..
    Yazıma kendisi ile Otelde bir toplantıda çekilmiş bir fotoğraf ile Nail Çakırhan Konağı içinden ve büstü önünde bir resmimi ekliyorum.
    Devrim 16.12.2019 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    ULA İSMİ NEREDEN GELİR, ULA’DA TOPRAK AĞALARI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İçinde evim olup yaz aylarını geçirdiğim Akyaka, Ula ilçesinin bir mahallesidir. Daha önce Akyaka’da Belde Belediyesi vardı. Bugün Akyaka turistik otelleri lokantaları ile aranan ve seçkin bir tatil beldesine dönüşmüş durumdadır.
    Bir de düne bakarsak 1937’li yıllarda henüz köy bile değildi. Sadece İskelesine gemiler yanaşmasından dolayı burada yaşayan 40-50 kişiyi geçmezdi. Aynı tarihte Çukur’daki en büyük köy olan ve içinde çevredeki pek çok köyün içinde bulunduğu Gökova sadece 1299 idi. Ula ilçe merkezi ise 4024 kişiden oluşuyordu
    Bu gelişme ile Akyaka’nın yakın zamanda Ula ilçesinin en büyük tarihi ve turistik beldesi olacağına inanıyorum. Bunun için gerçekli ve geçerli projeler üretebilelim ve uygulayabilelim.
    Ula ilçesi ismi nereden geldiği de artık tartışılabilmelidir. Evliya Çelebi’ye göre Menteşe beylerinden Ulama Bey tarafından kurulmuş ve kendi adından Ula denilmiştir.
    Durum böyle olabilir mi? Karia’nın tarihi incelendiğinde İdima ve tüm kıyı M.Ö 5 yüzyılda Perslere karşı Atina öncülüğünde kurulan DELOS Deniz Birliğine katılmıştır.
    Bu listelerde İdima’nın bu birliğe girdiği kesindir. Listelerde vardır.
    Bu tarihlerde Karia bölgesinde büyük uygarlık ve yoğun yaşamın gerçekleştiği kesindir. Bunu Ula ve Karia bölgesinde bu günkü her yeni yerleşimde görmek mümkündür. Her tarafta kaya mezarlar vardır. Bu kaya mezarlar Ula içinde de vardır. Ama korunamamaktadır. Kente girişte hemen kentin kuzeyinde 5 kişilik ve soyulmuş bir kaya mezar vardır. Ağzına bir demir kapı yapılıp korumak mümkündür. Bu yapılırsa Ula’nın çok şey kazanacağına inanıyorum. Tarihi bir köy kabul etmediğimiz Kızılağaç’ta dahi iki adet basit kaya mezar vardır.
    Zekai Eroğlu’nun Muğla tarihinde isminin OLA OULA isminden geldiği ve zamanla Ula’ya dönüştüğü ve Delos Birliği içinde olduğu yazılıdır.
    Ayrıca benzer görüş internet sitelerinde o çağda OLA isimli bir kent ve köyden bahis edilmektedir. Bu konuda da pek çok bilgiye rastlamaktayım.
    Bölgede uzun araştırma yapan George Bean “Carian Coast III” isimli eseri içinde yayınladığı haritada bugün Marmaris Muğla yolunun solunda (batısında) Ola isimli antik bir yerleşime yer vermiştir.
    Ben şahsen uzun araştırmalarıma rağmen Delos Deniz Birliği’nin tam listesine ulaşamadım, ama devam edeceğim.
    Şimdi Evliya Çelebi’nin beyanını göz önüne alırsak, Ulama Bey aldı geliştirdi demiyor, Ula’yı kurdu ve kendi adını verdi deniyor. Ben şahsen tarihte Ulama Bey diye kahraman duymadım. Türk tarihinde böyle bir başka isim de yok. İyi de kurdu da neden bir Türkçe ad vermedi. Türkiye’de Şehir ve ilçeler arasında başka bir Ula’ya benzer bir isim de , en azından yok ya da ben bilmiyorum..
    Ben bunu bir fantezi olarak kabul etmeliyiz diye düşünüyorum. Ama şu bir gerçek ki Ula ismi çevrede yaşayan çok insan tarafından bugüne getirilmiştir. Ayrıca Ula ismi Türkçe olmasa da çevrenin tarihini yansıtan güzel bir isimdir. Çok değişik ve orijinaldir.
    Ula yakınlarında bazı tarihi köylerden de yer almaktadır.
    Gökova (Kozlukuyu) ismi İdima’dan gelmemektedir. Buranın tamamen boşaldığı kabul edilebilir. Bir kaynakta 15 yüzyıldan itibaren haritalarda GIOVA (COVA) olarak görülmekte olduğu yazılıdır. Körfezin Yunanca ismide “Keramikos Kolpos”dur.
    Ovada Çukurda İdimada’dan sonra ikici bir antik kent Kızılyaka, Elmalı, Sarayyanı, Portakallık’ta olan KALLIPOLİS Kentidir.. Bu kelime Türkçede GELİBOLU olarak benimsenmiş olup Körfez’de Çamlık köyünün eski adıdır. Köyün ismi değişmiş ama köyün önündeki Gelibolu adası bu tarihi ismi yaşatmaktadır. İsmin buraya nasıl taşındığı konusu aydınlanmamıştır. Acaba Çamlık Kallipolis’in limanımı idi?
    İnternette rastladığım kaynakta Ula yakınında olan Killandos kentinin de Delos Deniz Birliğinde olduğu yazılıdır. Muğla Üniversitesi’nce burası Uluslararası bir toplantı yapılmadan Thera olduğu kabul edilmektedir. Bunun doğru olmadığı konusunda da Devrim gazetesinde yazılarım vardır.
    Bu kaynakta Bugünkü Esentepe’nin bir eski bir Rum yerleşimi olduğu, Duran Ağa Çiftliği ve Konstanti Çiftliği olduğu belirtilmektedir. Burada antik Kallipolis kentine ait yazıtlar bulunduğu bilinmektedir.
    Sonuç olarak Ula’nın çok küçük bir antik kent veya antik yerleşim olduğu kanaatine varılabilir. Ula içindeki kalıntılarda buna destek vermektedir.
    Bu konuda Devrim Gazetesinde eski yazılarımın da bir listesi eklenecektir. Ula son dönemlerde de nüfusu az olmasına karşı Menteşe ve Osmanlı döneminde sayısız eserlerle süslenmiştir.
    Bu şekilde az nüfuslu bir ilçede çevrede toprak sahibi olmuş yaklaşık 15 civarında ağa Ula’ya yerleşmiş ağa bir mahalle kurmuş kendilerine bir cami yaptırmış olması fevkalade ilginçtir. Bunların toprak sahibi olmaları Salih Paşa (1750-1800) gibi ağanın çalıştırmak için köle zencilerin getirmesi bence fevkalade önemli ve araştırılacak konudur. Ula’dan pek çok önemli şahsiyetler de çıkmıştır. Bunların başında Osmanlı dönemi Mebusu Hamza Bey ve Şair Yazar Mimar Nail Çakırhan sayılabilir.
    Ben son olarak yeni edindiğim bir ağa ailesine ait bilgilerden bahsedeceğim,
    MUAMMER ÖZTÜRK AĞA
    Son Osmanlı Mebusu Hamza Bey ile amcazade oluyor.
    İki oğlan bir kızdan oluşuyor.
    Ula’da Sağır, Muammer Ağa, kız kardeşleri Muğla’da Saadet Hanım. Çok şatafatlı bir yaşamları oluyor
    Evde 2-3 çalışanı var bahçede kiler, çalışanların kaldığı odalar, içinde oldukça büyük hamam, evin içinde İngiltere’den alınmış buzdolabı, elektrikli fırın, son model arabası var. Yıl 1960’lar
    1970 öncesi bir ay araba ile Paris’e gidiyorlar. Nesli devam etmiyor. Saltanat bitiyor
    Doğum yerim Ula değil ama şuna inanıyorum, bu küçük ilçe dipsiz bir kuyu araştırınca daha neler neler çıkacak,

    Aşağıya Son dört yılda Ula ile ilgili yazılarımın bir özetini veriyorum. Bilgiler birbirine eklenilmelidir. Ancak doğrulara böyle ulaşabiliriz.

    -Muğla ismi Nerden Geliyor Devrim 11.08.2015
    -Kızılyaka Gezisi Devrim 26.08.2015
    -Antik Kallipolis kenti Devrim 02.09.2015
    -Antik Çağda Ula Devrim 01.10.2015
    -Karabörtlen gezisi Devrim 21.01.2017
    -Kızılyaka Çöriş Gezi Devrim 23.01.2017
    Akyaka Toprak Ağaları Devrim 23.11.2018
    Şevki Şener Devrim 23.02.2019
    İsmail Akkaya Devrim 09.04.2019
    Akyaka Master plan Devrim 10.04.2019
    Akyaka Sil Baştan Devrim 08.06.2019
    Akyaka Yenileniyor Devrim 24.06.2019
    Ula Belediye Meclisi Devrim 02.08.2019
    Ula ismi nereden Devrim 22.11.2019
    Ula ismi nereden II Devrim 09.12.2019


    (Muğla Devrim 20.12.2019 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    ULA İSMİ NEREDEN GELİR, ULA’DA TOPRAK AĞALARI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İçinde evim olup yaz aylarını geçirdiğim Akyaka, Ula ilçesinin bir mahallesidir. Daha önce Akyaka’da Belde Belediyesi vardı. Bugün Akyaka turistik otelleri lokantaları ile aranan ve seçkin bir tatil beldesine dönüşmüş durumdadır.
    Bir de düne bakarsak 1937’li yıllarda henüz köy bile değildi. Sadece İskelesine gemiler yanaşmasından dolayı burada yaşayan 40-50 kişiyi geçmezdi. Aynı tarihte Çukur’daki en büyük köy olan ve içinde çevredeki pek çok köyün içinde bulunduğu Gökova sadece 1299 idi. Ula ilçe merkezi ise 4024 kişiden oluşuyordu
    Bu gelişme ile Akyaka’nın yakın zamanda Ula ilçesinin en büyük tarihi ve turistik beldesi olacağına inanıyorum. Bunun için gerçekli ve geçerli projeler üretebilelim ve uygulayabilelim.
    Ula ilçesi ismi nereden geldiği de artık tartışılabilmelidir. Evliya Çelebi’ye göre Menteşe beylerinden Ulama Bey tarafından kurulmuş ve kendi adından Ula denilmiştir.
    Durum böyle olabilir mi? Karia’nın tarihi incelendiğinde İdima ve tüm kıyı M.Ö 5 yüzyılda Perslere karşı Atina öncülüğünde kurulan DELOS Deniz Birliğine katılmıştır.
    Bu listelerde İdima’nın bu birliğe girdiği kesindir. Listelerde vardır.
    Bu tarihlerde Karia bölgesinde büyük uygarlık ve yoğun yaşamın gerçekleştiği kesindir. Bunu Ula ve Karia bölgesinde bu günkü her yeni yerleşimde görmek mümkündür. Her tarafta kaya mezarlar vardır. Bu kaya mezarlar Ula içinde de vardır. Ama korunamamaktadır. Kente girişte hemen kentin kuzeyinde 5 kişilik ve soyulmuş bir kaya mezar vardır. Ağzına bir demir kapı yapılıp korumak mümkündür. Bu yapılırsa Ula’nın çok şey kazanacağına inanıyorum. Tarihi bir köy kabul etmediğimiz Kızılağaç’ta dahi iki adet basit kaya mezar vardır.
    Zekai Eroğlu’nun Muğla tarihinde isminin OLA OULA isminden geldiği ve zamanla Ula’ya dönüştüğü ve Delos Birliği içinde olduğu yazılıdır.
    Ayrıca benzer görüş internet sitelerinde o çağda OLA isimli bir kent ve köyden bahis edilmektedir. Bu konuda da pek çok bilgiye rastlamaktayım.
    Bölgede uzun araştırma yapan George Bean “Carian Coast III” isimli eseri içinde yayınladığı haritada bugün Marmaris Muğla yolunun solunda (batısında) Ola isimli antik bir yerleşime yer vermiştir.
    Ben şahsen uzun araştırmalarıma rağmen Delos Deniz Birliği’nin tam listesine ulaşamadım, ama devam edeceğim.
    Şimdi Evliya Çelebi’nin beyanını göz önüne alırsak, Ulama Bey aldı geliştirdi demiyor, Ula’yı kurdu ve kendi adını verdi deniyor. Ben şahsen tarihte Ulama Bey diye kahraman duymadım. Türk tarihinde böyle bir başka isim de yok. İyi de kurdu da neden bir Türkçe ad vermedi. Türkiye’de Şehir ve ilçeler arasında başka bir Ula’ya benzer bir isim de , en azından yok ya da ben bilmiyorum..
    Ben bunu bir fantezi olarak kabul etmeliyiz diye düşünüyorum. Ama şu bir gerçek ki Ula ismi çevrede yaşayan çok insan tarafından bugüne getirilmiştir. Ayrıca Ula ismi Türkçe olmasa da çevrenin tarihini yansıtan güzel bir isimdir. Çok değişik ve orijinaldir.
    Ula yakınlarında bazı tarihi köylerden de yer almaktadır.
    Gökova (Kozlukuyu) ismi İdima’dan gelmemektedir. Buranın tamamen boşaldığı kabul edilebilir. Bir kaynakta 15 yüzyıldan itibaren haritalarda GIOVA (COVA) olarak görülmekte olduğu yazılıdır. Körfezin Yunanca ismide “Keramikos Kolpos”dur.
    Ovada Çukurda İdimada’dan sonra ikici bir antik kent Kızılyaka, Elmalı, Sarayyanı, Portakallık’ta olan KALLIPOLİS Kentidir.. Bu kelime Türkçede GELİBOLU olarak benimsenmiş olup Körfez’de Çamlık köyünün eski adıdır. Köyün ismi değişmiş ama köyün önündeki Gelibolu adası bu tarihi ismi yaşatmaktadır. İsmin buraya nasıl taşındığı konusu aydınlanmamıştır. Acaba Çamlık Kallipolis’in limanımı idi?
    İnternette rastladığım kaynakta Ula yakınında olan Killandos kentinin de Delos Deniz Birliğinde olduğu yazılıdır. Muğla Üniversitesi’nce burası Uluslararası bir toplantı yapılmadan Thera olduğu kabul edilmektedir. Bunun doğru olmadığı konusunda da Devrim gazetesinde yazılarım vardır.
    Bu kaynakta Bugünkü Esentepe’nin bir eski bir Rum yerleşimi olduğu, Duran Ağa Çiftliği ve Konstanti Çiftliği olduğu belirtilmektedir. Burada antik Kallipolis kentine ait yazıtlar bulunduğu bilinmektedir.
    Sonuç olarak Ula’nın çok küçük bir antik kent veya antik yerleşim olduğu kanaatine varılabilir. Ula içindeki kalıntılarda buna destek vermektedir.
    Bu konuda Devrim Gazetesinde eski yazılarımın da bir listesi eklenecektir. Ula son dönemlerde de nüfusu az olmasına karşı Menteşe ve Osmanlı döneminde sayısız eserlerle süslenmiştir.
    Bu şekilde az nüfuslu bir ilçede çevrede toprak sahibi olmuş yaklaşık 15 civarında ağa Ula’ya yerleşmiş ağa bir mahalle kurmuş kendilerine bir cami yaptırmış olması fevkalade ilginçtir. Bunların toprak sahibi olmaları Salih Paşa (1750-1800) gibi ağanın çalıştırmak için köle zencilerin getirmesi bence fevkalade önemli ve araştırılacak konudur. Ula’dan pek çok önemli şahsiyetler de çıkmıştır. Bunların başında Osmanlı dönemi Mebusu Hamza Bey ve Şair Yazar Mimar Nail Çakırhan sayılabilir.
    Ben son olarak yeni edindiğim bir ağa ailesine ait bilgilerden bahsedeceğim,
    MUAMMER ÖZTÜRK AĞA
    Son Osmanlı Mebusu Hamza Bey ile amcazade oluyor.
    İki oğlan bir kızdan oluşuyor.
    Ula’da Sağır, Muammer Ağa, kız kardeşleri Muğla’da Saadet Hanım. Çok şatafatlı bir yaşamları oluyor
    Evde 2-3 çalışanı var bahçede kiler, çalışanların kaldığı odalar, içinde oldukça büyük hamam, evin içinde İngiltere’den alınmış buzdolabı, elektrikli fırın, son model arabası var. Yıl 1960’lar
    1970 öncesi bir ay araba ile Paris’e gidiyorlar. Nesli devam etmiyor. Saltanat bitiyor
    Doğum yerim Ula değil ama şuna inanıyorum, bu küçük ilçe dipsiz bir kuyu araştırınca daha neler neler çıkacak,

    Aşağıya Son dört yılda Ula ile ilgili yazılarımın bir özetini veriyorum. Bilgiler birbirine eklenilmelidir. Ancak doğrulara böyle ulaşabiliriz.

    -Muğla ismi Nerden Geliyor Devrim 11.08.2015
    -Kızılyaka Gezisi Devrim 26.08.2015
    -Antik Kallipolis kenti Devrim 02.09.2015
    -Antik Çağda Ula Devrim 01.10.2015
    -Karabörtlen gezisi Devrim 21.01.2017
    -Kızılyaka Çöriş Gezi Devrim 23.01.2017
    Akyaka Toprak Ağaları Devrim 23.11.2018
    Şevki Şener Devrim 23.02.2019
    İsmail Akkaya Devrim 09.04.2019
    Akyaka Master plan Devrim 10.04.2019
    Akyaka Sil Baştan Devrim 08.06.2019
    Akyaka Yenileniyor Devrim 24.06.2019
    Ula Belediye Meclisi Devrim 02.08.2019
    Ula ismi nereden Devrim 22.11.2019
    Ula ismi nereden II Devrim 09.12.2019


    (Muğla Devrim 20.12.2019 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    MUĞLA -MARMARİS YOLUNDA GÖKÇE (FEREK) KÖYÜ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ula ilçesinin Marmaris ile komşu köyü Gökçe’dir. Muğla Marmaris yolunda Akçapınar’dan sonraki mahalle Gökçe’dir. 1989 yılında Akçapınar’dan ayrılarak köy olmuştur. Merkez ilçe Ula’ya uzaklığı 11 km dir.
    08.11.2019 günü bir misafirimin Gökçe köyünde eskiden üzerinde evi olan ve halen yıkılmış olan arsasını görmeye ve Gökçeyi tanımak için bir gezi yaptık. Akyaka-Gökova-Akçapınar üzerinden Gökçe’ye Belediye arabaları ile gittik. Burası Ula’nın son mahallesi, bundan sonrası Marmaris’e bağlı Çettibeli’dir.
    Ben daha önce Gökçe’ye gezi için geldiğimde anayolun batısından denize doğru olan yerleri ve yörede yapılmış ilk camilerden biri olan eski Ferek Camii’ni görmüştüm.
    Gökçe’nin Cumhuriyet öncesi ismi FEREK’TİR. Kanuni Sultan Süleyman Rodos seferine gidiş ve dönüşte Ferek köyünden geçmiştir.
    Yağışlarda bol su taşıyan Ferek çayının mahallenin içinden geçerek Gökova Körfezi’ne aktığı görülmektedir. Devlet Su İşleri Aydın Bölge Müdürlüğü tarafından dere ıslah çalışmaları yapılmıştır.
    Bu gezimde eski Ferek köyünün mahalle merkezinden batıya doğru 3-4 km uzaklıkta olduğunu öğrenmiş bulunuyorum.
    Bölge ormanlık ve çok sulak bir bölge, birlikte Perihan Alişan isimli misafirimin arsası da eski Ferek’te idi. Perihan arsasını 1987 yılında almıştı. O zaman buralarda yerleşim oldukça azmış, ama arsanın üzerinde aldığında eski bir ev varmış, arsanın tapusunda Ferek mahallesi yazılı buradan tarihi Ferek köyünün içinde yer aldığı açıkça görülüyor. Ferek çayı bol su taşıyor var buraya çok yakın. Sulak ve bol ormanlık yer. Şimdi buralar da çok gelişiyor. Hemen yakınında Princess Marketing, Osmanlı Konakları yapılmakta, tarihi Ferek canlanmaktadır. Gökçe Marmaris’e daha yakın olduğu için ticari ve kültürel ilişkiler daha ziyade Marmaris ile olmakta, nitekim Marmaris ve Datça’da işi olan ailelerin burada kira ile oturduklarına tanık olmuş bulunuyorum.
    Gökçe’nin batısında körfeze ait iki tepede kale kalıntıları olduğu bilinmektedir. Biri 273 kotunda Kale Tepesidir. Bu tepe benim Akyaka’da ki evimin balkonundan her gün seyrettiğim bir tepedir. Üzerinde ne vardır? Ne yazık ki üzerine tırmanamadım.
    İkincisi Kızılasar veya Kızılhisar tepesi olarak bilinen ve üzerinde kalıntılar olan tepedir. Buradaki yapı kalıntıları George Bean'in Carian Coast III adlı eserinde detaylı incelenmektedir. Helenistik temeller üzerine bir Ortaçağ kalesi, tamamen körfeze hâkim bir konumdadır.
    Kızılasar'da bulunmuş bir mezar taşında bir kadın söz edilmektedir. İdimalı Anaksıkratea isimli bir kadın kocası Rodoslu Menekrateus. Yazıtın geç Helenistik döneme ait olduğu saptanmıştır. Zira M.Ö 2 ve 1 yüzyıllarda bölge Rodos tarafından yönetilmiştir. Ferek antik yerleşiminin İdima içinde olduğu da tartışılabilir ve düşünülebilir. Buradan zamanında İdima’nın oldukça gelişmiş köy olduğu anlaşılmaktadır.
    Cumhuriyet öncesi burada çalıştığı bilinen eski bir değirmen kalıntısı yer almaktadır. Ertuğrul Aladağ'ın "Kentimin Öyküsü" isimli kitabında Cumhuriyet öncesi bu değirmeni bir Rum ailenin işlettiği, değirmencinin güzel kızı Stella'nın bir Türkmen oğluna kaçtığı ve Dudu ismi ile Muğla'da yaşadığı anlatılmaktadır.
    Muğla'dan 1922 de göç ettirilen Rumlar bu yoldan Marmaris'e ve oradan Rodos adasına gitmişlerdir.
    Ferek deresinden Marmaris’e giden yoldan devam edilirse Domuzbelen Şelalesine ulaşılmakta doğal güzel bir noktadır.
    Yazıma Ferek’te bulunmuş bir eski yazıt (Anaksikratea isimli İdimalı kadın), eski Ferek’te yapılaşma, bugün Eski Ferek mahallesinde oturanlardan 3 kare resim konacaktır.
    Devrim 13.12.2019 yayınlandı

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 23-12-2019

    GÖKOVA, HALKIN DEYİŞİ İLE KOZLU KUYU NE ZAMAN KURULMUŞ OLABİLİR
    MEHMET BİLDİRİCİ II
    Devrim Gazetesinde 22.11.2019 günlü gazete yukarı başlıkta bir yazım çıkmıştı. Gökova’ya ilk yerleşen ailelerden olan Gökova’nın yerlisi Prof. Dr. Şadan Gökovalı’dan (1939) bir mail aldım, bu yazımı önemli bulduğunu belirterek bana bazı ilave bilgiler eklemiştir. Kendisine sonsuz teşekkürlerimi sunuyor ve onları aşağıya ekliyorum. Böylece bilgiler katmerleşmiş ve çoğalmıştır.
    İşte yazdıkları:
    18 aileyi kaplayan listede
    Hâkim Bey takma adlı Salih’in soyadının Gözgü olduğu,
    (Kanadalı Meryem’in halen oturduğu bu evi de görmüş bulunuyorum. En yüksekteki ev idi.)
    Evinde yazıt bulunan aynı zamanda Muhtar olan Mustafa Yasakçı’nın babasının Mustantik olduğu,
    Yasakçıların zeytinliğinin Delik Köprüden Süleyman’ın kahvesine kadar olduğu, Mustantik’in burada gömülü olduğu,
    Osman’ın halk arasında lakabının Garlangozcu olduğu,
    Gara Yaşar’ın soyadının Arslan olduğunu
    Şükrü Abbak’ın Yerkesikli olduğu ve Mustanti’in damadı olduğunu, eşinin Gülsiye ve Muhtar Mustafa Yasakçı’nın kardeşi olduğunu
    Dört kardeş olduklarını, köyün tarihini henüz sağ olan 88 yaşındaki ablası Durdu’nun bildiğini, babaları Mehmet Gökovalı’nın 1939-1950 yılları arasında muhtarlık yaptığını, aile olarak aslen Yörük olduklarını,
    Su ihtiyacının iki kuyudan karşılandığını, ikinci kuyu Avukat Yaşar’ın evinin yerindeydi. Onun evi de Akyaka’dan gelişte inen rampadan çaya doğru idi. Kozlukuyu ismi buradan gelmektedir. Zira kuyunun yanında bir ceviz ağacı vardı. Devletin verdiği isim ise Gökova.
    Köy su ihtiyacını buradan karşılardı, önceleri su kuyudan kovalarda, daha sonra dinamo ile alınırdı. Daha sonra şebeke suyu geldi. Halen kuyular kapanmış olup kullanılmamaktadır.
    Okaliptüs ağaçlarının tohumlarının Avustralya’dan Halikarnas Balıkçısı tarafından getirildiği, 1940’lı yıllarda Muğla Valisi Recai Gürel zamanında dikildiği, babası Mehmet Gökovalı köyün muhtarı olduğunu, Bütün detayları eski Muhtar Mustafa Yasakçı’nın da bildiğini yazdı
    Prof Dr. Şadan Gökovalı’ya teşekkür ediyor bu yazıma aynı tarihi yerleşiminin yeni fotoğraflarını ekliyorum. En üstte İdima akropolü ve diğerinde kent içi sokakları görülmektedir.

    Muğla Devrim 09.12.2019 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    İnşaat Yüksek Mühendisi Mehmet Bildirici, tarihi bir Ermeni yerleşimi olan Urfa’nın Germüş köyündeki tarihi su kanallarını bekleyen tehlikeye dikkat çekiyor. Bildirici, imara açılan Germüş köyünde tarihi eserlerin yanı sıra su kanallarının da tehdit altında olduğunu belirtiyor.
    İki hafta önce Agos’ta, ‘Germüş’te imar oyunları’ başlığıyla yayımladığımız haberde, tarihî bir Ermeni yerleşimi olan Urfa’nın Germüş köyünde imar izni verildiğine, bunun da Germüş’teki tarihî yapılar için önemli bir tehlike oluşturduğuna dikkat çekmiştik. İmar izninin sadece tarihî binalar için değil, Germüş’ün bir başka paha biçilmez zenginliği olan su kanalları açısından da tehlike oluşturduğu ortaya çıktı.
    Top bakanlıkta
    2011’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın teklifiyle ‘turizm gelişim merkezi’ ilan edilen Germüş’teki Surp Asdvadzadzin Kilisesi gibi tarihî yapıların turizm amaçlı kullanımıyla ilgili her türlü yetki, Kültür Bakanlığı’na geçti. Germüş Kilisesi ve çevresindeki yerleşim alanları, daha önce Şanlıurfa Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nca “kentsel arkeolojik sit alanı” ilan edilmişti. Bu çerçevede, 8 adet konut da tescil edilmişti. Buna rağmen, Kültür ve Turizm Bakanlığı Turizm Yatırımları, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Genel Müdürlüğü izniyle, Ermeni mezarları ve yerleşim yerlerine 1.6 emsal imar izni verildi. Böylece, ‘kentsel arkeolojik sit alanı’ ilan edilen alanlara imar izni verilmediği hâlde, Germüş Kilisesi ve çevresinde boş arazilerin bulunmasına rağmen, ikinci bir kilise ile 19. yüzyıldan kalma taş yapıların bulunduğu yerleşim alanına, imar izni verilmiş oldu.
    Sudan gelen miras
    İnşaat Yüksek Mühendisi Mehmet Bildirici, Agos’a yaptığı açıklamada, Germüş’ün bir başka tarihî zenginliği olan ‘kehriz’lere dikkat çekiyor.İçme suyu şebekesinin olmadığı dönemlerde, içme suyunda kullanmak ve tarım arazilerini sulamak üzere dağ eteklerinden, yelpazeler içindeki geçirimli katmanlardan su taşıyan yatay yer altı su yolu sistemine ‘kehriz’ deniyor. Mehmet Bildirici’nin DSİ (Devlet Su İşleri Müdürlüğü) tarafından yayımlanan ‘Tarihi Sulamalar’ adlı bir kitabı var. DSİ kaynaklarından yararlanarak yararlanarak hazırladığı kitabında Bildirici, su kaynaklarının kullanımınının ve su anıtlarının tarihine odaklanıyor.
    ‘En güzel kehriz’
    Agos’a konuşan Bildirici, Germüş’teki su kanalları hakkında şöyle diyor: “2014 yılında Sarkis Seropyan ve Nazar Binatlı yönetimindeki gezide, Göbeklitepe’den sonra, bir saatliğine Germüş’e uğradık. Köyü görünce çok heyecanlandım. Kanalların ve giriş su alma bacalarının dolduğunu, esasen köyün nüfusunun da çok az olması nedeniyle fazla suya ihtiyaç kalmadığını gördüm. Konuyla ilgili daha sonra yaptığım araştırmalarda, Germüş’te bulunan su yollarının Ermenice isimleri olduğunu öğrendim. Bugüne kadar katıldığım uluslararası tarihî su toplantılarında, bu tür ‘kehriz’lerin (su kanallarının) İran’dan dünyaya yayıldığı görüşü vardır. Ben şahsen buna karşı çıkıyorum. İran’da MÖ 6. yüzyılda Darius’un yönetiminde, çok önce MÖ 9. yüzyılda Urartu döneminde, su kanallarının rastlanmaktadır. Urartular, dünyanın en eski su uygarlıklarından biridir. Kehrizlerin Doğu Anadolu’da, yani Ermeni platosunda çıktığını savunuyorum. Bu açıdan Germüş, Türkiye’de ve dünyada en güzel kehriz örneklerinden biridir.”
    Germüş’ün imara açılmasının, tarihî su kanalları için de önemli bir tehlike oluşturduğuna dikkat çeken Mehmet Bildirici, kamuoyunu ve yetkilileri, Germüş’teki tarihî miras konusunda duyarlı olmaya çağırıyor.
    http://www.agos.com.tr/tr/yazi/11102/germusun-su-kanallarina-dikkat

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    GÖKOVA, HALKIN DEYİŞİ İLE KOZLU KUYU NE ZAMAN KURULMUŞ OLABİLİR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben Akyaka’yı ilk defa 1975 yılında gördüm, ona âşık oldum, önce 1977 yılında tarla aldım, onu 1985 yılında sahilde bir ev ile değiştim, 2019 yılında da evimin arkasındaki bahçeme cephe yola Sayın Ula Belediye İsmail Akkaya ve Ula Belediye Meclisinin oy birliği ile aldığı kararla ismim verildi. Ben artık kendimi Akyakalı sayıyorum, sonsuza kadar burada uykuya dalmak istiyorum.
    Çok sevdiğim Akyaka’da 1940, 1950’li yıllarda yaklaşık 10 hane yaşıyordu, yani nüfus 50 kişi, bunlarda Gökova köyü kapsamında idi. Yani benim yaşadığım Akyaka 1971 tarihinde muhtarlık olmuş Gökova köyünden ayrılmıştı. Akyaka’nın anası Gökova (Kozlukuyu) idi. Bugün itibariyle yavru Akyaka anası Gökova’yı geride bıraktığı gibi, bağlı bulunduğu Ula ilçesini de geçmek üzeredir. Akyaka’da olan bu gelişme çevreyi de canlandırmakta oralara hayat vermekte kültür götürmektedir.
    Bu yazımda Gökova köyü (bugün Mahalle) ne kadar eskidir. İlk insanlar buraya ne zaman yeniden yerleşmiştir. Bunları incelemeye çalışacağım
    Tabii ki ilkçağı ayırmak gereklidir. İlk çağda burada ve çevresinde yaklaşık 2400 yıl önce bir Karia kenti olan İdima kenti vardır. Burada para basılmıştır. O günlerden bu güne kaleler, yazıtlar kaya mezarlar gelmiştir. Çevresin de zamanın en güzel ve gelişmiş kentler kurulmuş, dünyanın en önemli bölgesi olmuştur.
    Ama ilk çağ sona erdiğinde (M.S 4-7 yüzyıllar) Roma yönetiminin kaosa girmesi, çok uzun süren veba salgını ve yıkıcı depremler sonucu bütün Karia’daki kentler yıkılmış boşalmış, nüfus yok olmuş veya başka yerlere göçmüştür.
    Menteşe Beyliği ve Osmanlı döneminde Milas ve Muğla’da parlaklık devamını korumuş, Akyaka ve Gökova’nın bulunduğu Çukur (Giova) olarak isimlendirilen bu bölgede son 100-150 yıla kadar bir gelişme olmamıştır.
    Gökova diğer adıyla Kozlukuyu ne zaman yeniden kurulmuş olabilir? Bu konuda çok az belgeler vardır. Kaynak kişiler vardır. Bunlara başvuracağız.
    Bodrum’ da (Halikarnas) incelemeler yapan Mousolos’un anıt mezarının temellerini bulan, burada bulduğu değerleri parçaları ben kaçırdı demeyeceğim, devletin önem vermediği bu parçaları devletin izni ve yardımı ile British Museum’a götüren Charles Newton (1816-1896) anılarında Marmaris’ten Muğla’ya bir yürüyüş yapmış, 1856 yılında bölgemizden geçmiştir. Bazı Türkmen çadır ve mezarlarına rastladığından söz etmekte yolu üzerinde Gökova köyünden söz etmemektedir. Buradan bu tarihe kadar köyün bulunmadığı kanısına varılabilir.
    İkinci belge Zekai Eroğlu’nun Muğla Tarihinin 183 sayfasında 1938’li yıllarda nüfuslara yer verilmektedir. Burada Gökova için verilen nüfus 1.299 sayısıdır. Ula ilçe merkezi için verilen sayı 4.024. Bugün Gökova içinde Yazılıtaş, Akçapınar, Şirinköy, Gökçe (Ferek), Haşim Bahçe vs gibi yerleşimlerde Gökova içinde görülmektedir.
    Üçüncüsü Fransız Araştırmacı Loui Robert 1937’li yıllarda çok kapsamlı bir araştırma yapmış, İdima kentinin Kozlukuyu üzerindeki Akrapolu’nü keşfetmiş ve Gökova köyüne ait bir fotoğraf yayınlamıştır. Renksiz çekilen fotoğraf net değildir. Ama o zamanki yerleşim bugünkü ovada değil sel çayının üzerinde tarihi İdima kaya mezarlarının bulunduğu (Nekropol) alanında sayıları yaklaşık 18 civarındadır. Çocukluğu burada geçmiş annesi Yasakçı ailesinden Gülsiye ve babası köyün önde gelenlerinden Yerkesikli Şükrü Abbak olan şair yazar Özgül Abbak (1957) ile tanışırız, zaman zaman bir araya geldiğimizde uzun sohbet ederiz. Kendisine 1937’li yıllarda çekilmiş fotoğrafı büyüterek gösterdim. Evleri tek tek tanıdı ve sahiplerini bana yazdırdı. İşte buraya ilk yeniden yerleşen 18 aile, bunların çoğu Yasakçılar ve diğerleri tahminen 3-4 ailedir.
    En yukardan başlayarak
    - Takma adı Hâkim olan Salih’in (Yasakçı) evi- Kanadalı Meryem Kuzey oturuyor.
    -Mustafa Yasakçı (Evinde bulunmuş Helenistik döneme ait yazıt var), Mustantik oğlu
    -Balıkların Halil --Çobanların Ahmad--Salyangoz Osman--Bebek teyze
    -Muhtar Mehmet Gökovalı (Şadan Gökovalı babası)
    -Hacı Havuslar iki ev
    -Kara Salihlerin evi (Grantın fotoğrafındaki ev) merdiven taşları Akropolden gelme
    -Tahsin Balık—Ramazanlar -Karayaşar (Dursun)
    -Ütüklerin Ali—Çallılar--Ağaların Ali -Taktaklar
    -Mustantik Yasakçı olmak üzere toplam 18 ev, köken olarak 4-5 aile
    Son olarak Yasakçı soyundan şair-yazar Özgül Abbak’ın annesi Gülsiye Abbak (1935) köyün yaşlılarından bu konuda onun görüşleri de bu bilgileri doğruluyor. Köye ilk yerleşenlerin Yasakçılar ailesinden babasını dedesi olduğunu köye girişte Karayolu tünelinden Çaydere’ye kadar zeytinlik dağın Yasakçı dağı olarak anıldığını söyledi.
    Aynı köye ilk yerleşen aileler arasında bulunan Şadan Gökovalı da Kozlukuyu isminin de köye girişteki biri köprü yakınında ceviz ağacı yanında, biri de şimdiki cami sokağında iki kuyu bulunduğu köyün suyunu buradan temin ettiği, bunların bugün kapatılmış olduğu, köyde tarihi bir çeşme ve camii bulunmadığı ifade etmiştir..
    Yazıma bana önemli bilgiler sunan köyün yaşlılarından Gülsiye Abbak’ın bir resmi ile 1937 yılında köyde çekilmiş bir fotoğraf eklenmiştir.

    (Muğla Devrim 22.11.2019 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    İZMİR’DE TARİHİ ASANSÖR’DE GEZİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İzmir’de katıldığım panel ve teknik geziden sonra 27 Ekim 2019 Pazar günü İzmir’i tek başına gezmek istedim. İzmir’i önceleri defalarca gezme fırsatım olmuştu. İzmir çok tarihi bir kentti, Arkeoloji Müzesi’ni, muhteşem Agora’yı gezmiştim. Gezeceğim yerler tarihi olmalıydı. Önceleri su kuvveti, hidrolik pompa ile çalışan İzmir ASANSÖR’ÜNÜ görmemiştim. Onu görmeye karar verdim.
    Asansör Konak’a yakın genelde Yahudi kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı Karataş Mahallesi’nde bulunmaktadır.
    Türkiye’de pek çok antik tapınaklar, camiler, kiliseler, köprüler, su kemerleri vardır. Su kuvveti ile çalışan, 100 yaşının çok üstünde olan öncü yapılar olarak ben şahsen sadece İstanbul Karaköy’de tünel ve İzmir’de Asansörü biliyorum. Zamanında su kuvveti ile bugün elektrikle çalışan bu iki sanayi yapısı hala hizmet vermektedirler. Örnek olarak İstanbul bugünde çalışan tünel dünyada açılmış ikinci yeraltı Metrosudur, geniş bilgi Web sitem Web 2015 de Galata bölümünde bulunmaktadır.
    www.mehmetbildirici.com
    İzmir Metrosu, 1907 yılında Osmanlı vatandaşı Yahudi kökenli Nesim Levi tarafından hizmet amacı ile yaptırılmıştır. Yüksekliği 58 metredir. Bir köşesinde yapılışı hakkında Fransızca ve İbranice kitabe vardır. Maalesef Türkçe diline yer verilmemiştir.
    Asansör girişine giden dar sokakta bir sürprizle karşılaştım. Dünyaca ünlü Yahudi kökenli şarkıcı DARIO MORENO bu sokakta bir evde büyümüş, sokağın köşesine şarkıcının bir büstü konmuş, hemen yakınında Dario Moreno Kültür Merkezi bulunmakta ama kapalı olduğundan ziyaret edemedim.
    Bir su tarihçisi olarak su kuvveti ile çalışan Asansörü görmekten büyük keyif aldım. Asansörle yukarı çıktım. Şahane İzmir’in ayağımızın altındaki eşsiz panoramasını seyrettim, bir kahve içtim. Benim için yorucu oldu ama iyi ki gelmişim diyorum.
    Buradan Basmane’ye gidip Kamil Koç otobüsü ile Muğla’ya ve oradan Akyaka’ya döndüm. Üç günlük şahane İzmir gezisi böylece sona erdi.
    Yazıma Asansör ve Dario Moreno ile ilgili 2 fotoğraf eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 21.11.2019 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    İZMİR’DE TARİHİ KADİFE KALEDE GEZİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İzmir’de katıldığım panel ve teknik geziden sonra 27 Ekim 2019 Pazar günü İzmir’i tek başına gezmek istedim. İzmir’i önceleri defalarca gezme fırsatım olmuştu. İzmir çok tarihi bir kentti, Arkeoloji Müzesi’ni, muhteşem Agora’yı gezmiştim. Gezeceğim yerler tarihi olmalıydı. Son zamanlarda gazetelerde Agora civarında Kadife Kale’ye kadar olan yerlerde tarihin fışkırdığı antik İzmir ile ilgili pek çok yapının, tünellerin ortaya çıktığını okudum. O halde Kadife Kale’ye (Mount Pagos) çıkmalıydım. Öyle yaptım bir otobüse atladım fakir yapıları geçerek Kaleye vardım.
    M.Ö 333 yılında Büyük İskender İzmir’i aldığında tarihi Symrna bugünkü Bayraklı semtinde küçük bir kentti. İskender Bugünkü Pagos dağına çıkıyor. Kale yok, bugünkü İzmir ortada yok, yemyeşil denize kadar uzanan şahane bir manzara var.
    İskender bir ağacın altına uykuya yatıyor, güzel uyuyor, havasını beğeniyor. Anlatılan o ki rüyasında Nemesis adlı periler görünüyor. İskender’e burada bir kent kurdurmalısın diyor. Rüyasını yorduruyor, burada bir kent kurulmasını Bayraklı’da olan İzmir’i (Symrna) buraya taşıyın diyor, İskender bir daha gelemeyecek şekilde ayrılıyor.
    Ben bir kafeye oturdum. Bir çay içtim, Pagos dağını altında denize kadar uzanan şahane manzarayı 2400 yıl öncesini hayal ettim.
    İskender’in ölümünden sonra burayı yöneten Lysimakhos tarafından İskender’in emri yerine getiriliyor. Şahane kale, yeni kurulan İzmir’i Akropolü olarak yapılıyor, denize kadar zaman içinde Kale eteklerine Amfi Tiyatro, tapınaklar, Agora vs.. inşa ediliyor, dünyanın incisi antik Symra ortaya çıkıyor.
    Kale duruyor ama amfi tiyatro, tapınaklar ortada yok, savaşlar, zaman ve özellikle depremlerin yıkıcı etkisi ile ortadan kalkıyor. Oturduğum kafeden bu İzmir’i hayal etmeye çalıştım. Uzun uzun seyrettim.
    Aradan yüzyıllar geçiyor, Symrna biz Türklerin eline geçiyor İzmir oluyor. Burada şu dikkat çekici biz Türkler kente yeni isim vermiyoruz, Symrna’yı İzmir yapıyoruz. Pagos dağında yapılan kaleye “Kadife Kale” diyoruz.
    Üzücü olan şu ki bu şahane kent kalıntıları üzerine basit gecekondu tipi evler yapıyoruz. Bugün ki gerçek manzara bu… Yoksulların yaşadığı yerler
    Amfi Tiyatro levhası görüyorum. Çok seviniyorum, soruyorum, evlerin altında diyorlar.
    Son olarak burada geniş bir kamulaştırma olduğunu bir kısım evlerin boşaltıldığı, bir kısmının terkedildiğini görüyorum. Amfi Tiyatro bunlar altında imiş, Bu evlerin boşalacağına seviniyorum. Tabii ki burayı mesken edinmiş kişiler madur edinmemeli, başka yerlerde daha sağlıklı yerlerde yeni meskenler edinmeli biz Türkler ve uygar dünya tarihi İzmir’i (Symrna) görebilmelidir.
    Son olarak da oturduğum kafeden ortaya çıkacak bu antik kentin kazı sonrası ortaya çıkacak panoramayı uzun uzun hayal ettim. Ben seksen yaşında bir kişi olarak bunu göreceğimi sanmıyorum. Gelecek kuşakların bunu gerçekleştireceğine ve dünyaya işte antik İzmir buydu diyeceklerine tüm kalbimle inanıyorum. Yazıma Kadife Kaleden iki fotoğraf eklenmiştir.
    (Devrim Gazetesi 14.11.2019 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 12-12-2019

    İZMİR’DE İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASINDA GERÇEKLEŞEN TARİHİ SU PANELİ EFES ANTİK KENTİ GEZİSİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    25 Ekim Cuma öğleden sonra gerçekleşen tarihi su Panelinin akşamı Prof Dr Ünal Öziş’in özel yemeğine katıldım. Benim için unutulmaz bir gün sona erdi.
    Ertesi günü Efes antik kentine bir teknik gezi vardı. Efes, antik çağın en önde gelen kentiydi. Anadolu’daki büyük kentler kendi yörelerinde daima ikinci Efes’tir. Biz tarihi su araştırmacıları için Efes’in tarihi suyolları öncelikli konuydu. Bunlar ise kentin içinde değil uzağında, çevresindeydi. Prof Dr. Ünal Öziş’in bu konuda çok çalışmaları ve katkısı vardı. Ama bu gezide yoktu. Bu gezide rehber bu kentin suyollarının ortaya çıkmasında büyük katkısı olan Ünal Hoca’nın öğrencisi Ayhan Atalay idi. Bu geziye Efes konusunda ilk çalışmaları başlatan Prof. Dr. Turhan Acatay da katılmamıştı.
    Efes suyolları konusunda panelde dağıtılan Turhan Acatay’ın sunumundan bir özet vereceğim. Efes, Milet ile İonya’nın (Ege) ve o günkü antik dünyanın en önde gelen kentleridir.
    Yaklaşık nüfusu 200.000 üzerinde olan kentin günlük su ihtiyacı günlük 8.000 m3 civarında olup bu dört kaynaktan sağlanıyordu. Suyollarının toplam uzunlukları 100 km üzerineydi. Bunlar;
    1.. ŞİRİNCE (Selenus) su yolu: Şirince Selçuk ilçesine yaklaşık kuş uçuşu 5 km olup kaynaktan alınan su halen Şirince’ye hizmet etmektedir. Şirince eski bir Rum köyü olup çok tutulan hafta sonu tatil yeridir..
    2.. DERBENTDERE (Marnas) Su Yolu; Bu suyolu üzerinde POLIO Akedükü (sukemeri) bulunmaktadır. Bu akedükün üzerinde bulunan yazıtlardan M.S 14 yılında Roma İmparatoru Augustos döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır. Mimari olarak en monumental (anıtsal) bir yapıdır. Anadolu’da yapılmış ilk sukemeridir. Zira önceki Helenistik dönemde güvenlik sebebi ile su kanallarının yer altından iletilmesi benimsenmişti. Roma bölgede güvenliği sağlamış su yapıları yer üstüne alınmıştır.
    3. DEĞİRMENDERE (Kenchrios) Suyolu; Roma döneminde yapıldığı (M.S 1 yüzyıl),
    Toplam uzunluğu 42 km bulmaktadır.
    4. KAYAPINAR (Kaystros) suyolu yaklaşık Efes’in 25 km kuzey doğusundan gelmektedir.
    Şimdi de kısaca Efes kenti suyollarının gün yüzüne çıkarılması için çaba sarf eden yerli ve yabancı bilim adamı ve araştırmacılardan söz edeceğim.
    Efes kentinin suyollarını ilk inceleyen Avusturya’lı Viyana doğumlu Phlipp Forcheimer’dir (1852-1933). 1923 yılında yayınlanan (“Forshungen in Ephesos Bd III sayfa 224-255”) 30 sayfalık çalışması Efes kenti suyolları için başlangıçtır. Forcheimer o zaman ki adı Mühendis Mekteb-i Âlisi olan İstanbul Teknik Üniversitesinde 1889-1891 ve 1914-1918 yılları arası Hidrolik derslerini vermiş çok değerli bir bilim adamı ve su mühendisidir. Görev yaptığı İstanbul’da Bizans dönemi sarnıçları isimli 270 sayfalık çok kapsamlı bir çalışması bulunmaktadır. Web sitemin Almanca bölümünde bu değerli esere ulaşmak mümkündür.
    www.mehmetbildirici.com
    1970’li yıllarda İzmir Dokuz Eylül Profesörlerinden bu toplantıda katılımcı olan Em. Prof. Dr. Turhan Acatay Türk araştırmacılar arasında ilktir. Öğrencilerinin Diploma çalışmalarında Efes kenti suyolları konusuna ön vermiştir.
    1987 yılında ALZINGER Almanca olarak eski kentlerin suyolları isimli Almanca eserinde Efes kentine yer vermiştir. (Dört sayfa)
    Daha sonra İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde emekli Prof. Dr. Ünal Öziş, Ayhan Atalay ve arkadaşları kapsamlı çalışmalar yapmışlar, Kayapınar suyolunda güzergâhı belirlemişler, Değirmendere suyolunda iki tüneli ortaya çıkarmışlardır.
    2004 yılında benimde katıldığım Alman Prof. Dr. Henning Fhalbusch önderliğinde ve Avusturya Arkeoloji himayesinde uluslararası bir toplantı düzenlenmiş, Efes, Bergama, Prien, Laodikya (Denizli) vs gibi kentler gezilmiş, bu kentler hakkında pek çok sunum yapılmıştır. Bu toplantı Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nde görevli yakından tanıdığım Gilbert Wipplinger tarafından organize edilmiştir. Uluslararası bu toplantıya Türkiye’den pek çok su mühendisi ve arkeolog katılmıştır.
    Sonuçta bu toplantıyı organize eden Wipplinger Efes kenti suyolları ile ilgili eski çalışmaları dikkate alarak, yeni bulgulara da ulaşarak yaptığı çalışmaları toplantı sonrası editörlüğünü yaptığı Cura Aquarum in Ephesos isimli Almanca kitapta yayınlamıştır.
    2008 yılında Ünal Öziş öncülüğünde Devlet Su İşleri 2. Bölge Müdürlüğü tarafından Gümüldür’de düzenlenen Tarihi Su yapıları toplantısında Efes suyolları konusu ulusal ortamda incelenmiş, daha sonra burada sunulan bildiriler 2009 yılında İstanbul’da düzenlenen 5 Dünya Su Forumuna taşınmıştır. İzmir’de yapılan toplantıda Ünal Öziş’in yanında Prof. Dr. Orhan Baykan ve ben Mehmet Bildirici’nin emekleri bulunmaktadır.
    Son olarak bana gönderdiği mailde Wipplinger tüm çalışmalarını Almanca Efes Suyollarını kapsamlı iki cilt yayınladığını bildirmiştir. Ancak bu yayına henüz ulaşmış değilim. Mutlaka edineceğim, tarihi suyolları konusunda geniş bir arşivim olduğunu da burada belirtmek isterim.
    Bu kadar önemli ve evrensel olan Efes suyollarının ortaya çıkarılmasında emeği ve alın teri olan Yüksek İnşaat Mühendisi Ayhan Atalay rehberimizdi. Tek tek anlattı, tek tek gösterdi kendisine çok teşekkür ediyorum.
    Bu arada Selçuk ilçesi içinde şahane Bizans dönemi su kemerlerini, Artemis tapınağı temellerini, İsabey Camiini, Yedi Uyurlar mağarasını görme fırsatımız oldu. Gezide İnşaat Mühendisleri odası bize Yedi Uyurlar Mağarasına yakın çok otantik bir kafede gözleme ve yayın ayranı ikram etti. Bu gezide inşaat Mühendisleri odasında aktif rol almış, bu konulara çok meraklı Jale Alal’ı tanıma fırsatım oldu, tüm geziden çok büyük bir keyif aldım. Bu toplantıyı ve paneli düzenleyen ve emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.
    Yazıma Selçuk ilçesinde bulunan su kemerinden ve Anadolu’da ilk Roma sukemeri olan Polio sukemeri, Selçuk içinde sukemerleri ve İsabey Camii avlusunda çekilmiş üç fotoğrafı ekliyorum.
    (Muğla Devrim 13.11.2019 yayınlandı)

Toplam 578 yorum bulundu. 51-60 arası listeniyor.