Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 16-06-2018

    AKYAKA ve YAKIN ÇEVRESİNDE YAZITLAR VE ONLARDAN GELEN BİLGİLER I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Muğla-Ula ilçesinin Gökova Körfezi kıyısında yer alan AKYAKA seçkin bir turizm beldesidir. Son Belediye seçiminden önce SAKİN KENT-CITTA SLOW unvanı olan Ula’nın bir mahallesidir. Akyaka ve yaklaşık 3 km içeride Gökova ilk çağda bir Karia kent olarak kurulmuş bulunan IDYMA (İdima okunur) kentinin yerleşim birimleridir. İdyma çok şanslı bir kenttir. Muğla Ula hakkında hiç yazıt bilinmezken İdyma hakkında 25 civarında yazıt okunmuş, Kayda geçmiş, bazıları kaybolmuş bazıları elimizdedir.
    Bu konuda geniş bilgiler Web sitemde Idyma bölümünde yer almaktadır. Bu yazımda burada bulunmuş ve okunmuş yazıtlara ait birkaç örnek verilecektir. Öncelikle burada bulunmuş yazıtlar, dilleri konusunda açıklama yapmak yerinde olacaktır.
    Idyma'nın içinde bulunduğu Karia bölgesinde üç dil konuşulmuş ve üç yazı dili oluşmuştur. Bunlardan ilki bölgenin ilk yerel halkı Karia'lıların konuştuğu ve yazdığı Karia dilidir. Ancak Karia dilinden gelen yazıt ve belgeler yok denecek kadar az olduğu için bu dil çözülememektedir. Son kazılarda sadece Kaunos'da bu dilde bir yazıt bulunmuştur. Ayrıca Milas Müzesi’nde de Karia dilinde bir yazıt sergilenmektedir. Akademisyenlerin bu konuyu aydınlatması gerektiğine inanıyorum. Ben bilebildiğim kadar Karia dili gizemini korumaktadır. Bir alt kültürden burada yaşayan Lelegelerin bir yazısı olmamıştır. Karia dilinde bazı yazılara ise Mısır’da rastlanmaktadır.
    İkinci konuşulan dil Grekçe'dir. M.Ö. 6-7. yüzyıldan yörenin 13. yüzyıl sonlarında Türkler tarafından fetih edilmesine kadar resmi ve konuşma dili Grekçe’nin Iyon ve Dor lehçeleridir. . Bu yüzyıldan cumhuriyetin kurulmasına kadar bu dil etnik gruplar (Rumlar) tarafından konuşulmuştur..
    Yöremizde bulunan yazıtların büyük çoğunluğu Helenistik döneme aittir. Bu sürede yöremiz Rodos Karşıyakası (Parea) olarak yönetilmiştir. Yöremizde görülen yazıtların büyük çoğunluğu Rodos Yönetimi dönemine aittir.
    Bölge M.Ö 546-324 yılında Persler (İran), MS 1. yüzyıldan itibaren Roma tarafından yönetilmiş, onların dili Latince ve Perslerin dili bölgede yayılmamış konuşulmamıştır. Bunlara ait yazıt ve kazılardan çıkan objeler yoktur.
    Bazı çevreler ısrarla Karia bölgesindeki kentlerin isimlerinin Orta Anadolu’da büyük bir uygarlık kuran Hititlerin LUVİ dilinden geldiğini savunurlar. Bunlar arasında Idyma, Muğla, Milas’ta bulunur. Karia bölgesinde Hititler hiç egemen olmamış, hiç yaşamamış ve dilleri Luvice hiç konuşulmamıştır. Şimdiye kadar bu konuda bir yazıt bir obje görülememiştir. Bunu burada açıklamayı vicdanı bir görev bilirim.
    Yöremizdeki yazıtlar 1885 yılından itibaren tespit edilip okunmaya başlamıştır. Bu konuda epigrafik (yazıt okuma) çalışmalar yapanlar Cousin-Diehl, L. Robert ve George Bean'dir. Bu araştırmaların İdima konusundaki bölümleri elimizde bulunmaktadır.
    Burada şunu da açıklamak isterim. Devrim Gazetesi 25.04.2018 tarihli sayısında incelediğin Strabon Coğrafya kitabında Körfezin ucundaki antik kenti Bargasa olarak vermiştir. Buranın Idyma olduğu yukarıdaki araştırmacılar tarafından yazıtlara dayalı olarak anlaşılmıştır. Bugün yeri tam olarak saptanamamış Bargasa Akbük civarında sanılmaktadır.
    "Avusturya Bilimler Akademisi ile Ren Westefalya Bilimler Akademisi"nin (Österreichische Akademie der Wissen-schafter, Rheinisch-Westfaelische Akademie der Wissenschaften), Rodos Karşıyakası yazıtları (Die Inschriften der Rhodischen Peraia) bünyesinde sayfa 145-155 arasında (Dr. Rudolf Habelt (GMBH Bonn 1991) tarafından yayınlanmıştır.
    Bu çok değerli yazıt Paris'te araştırmacı Guy Meyer tarafından bu yazının yazarı Mehmet Bildirici’ye gönderilmiştir. Maalesef bugün hayatta olmayan Guy Meyer benim yakın dostum ve Gökova’ya âşık bir Parisliydi.
    Bu yazıtları gerçekten çok değerlidir. Bir örnek vermek gerekirse Konya civarında okunan yazıtları da inceleyen biriyim. Konya ve civarında Roma dönemine ait Grekçe yazılar sayılamayacak çok olduğu halde, Helenizm dönemine ait yazıtlar çok çok az sayıdadır. Idyma’da ise bulunan yazıtların Idyma yazıtlarının Helenizm dönemine ait oluşu bunların değerini kat kat artırmaktadır.
    Son olarak da Roma İmparatorluk yönetiminde Grek dili ve kültürünü geniş olarak devam ettiği anlaşılmaktadır. Nadiren Konya’da Latince yazıtlara da rastlanmaktadır.
    (Devam edecek)
    Muğla Devrim 14.05.2018 yayınlandı

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 16-06-2018

    ANADOLU’NUN EN ESKİ KABİLESİ ISAURALILARDAN BİZANS İMPARATORU OLAN ZENON (474-475 İKİNCİ DEFA 476-491)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Helenizm uygarlığı ve Grekçe Büyük İskender’in Asya saferi ile Anadolu içlerine girmiştir. Daha önce Konya’da Lykaonya’lılar, güneyinde Bozkır ve Ermenek dolaylarında ISAURALILAR, Isparta çevrelerinde PİSİDYALILAR yaşardı. Kendi kültürleri, gelenekleri ve inandıkları dinleri olmasına karşı, yazıları ve kültür belirtisi heykel (yontu) sanatları yoktu.
    ISAURALILAR Bozkır, Ermenek ve kısmen Silifke’de yaşarlardı. En önemli kentleri Bozkır-Konya yolunda bugün Zengibar Kalesi olarak bilinen ISAURA antik kenti idi. Isaura ismi bugün Zengibar’a dönüşmüştür.
    Isaura kabilesi ülkelerine dışarıdan gelen Helen ve Roma kültür ve egemenliğine hep karşı çıktı, ancak onlara göre bir alt uygarlık olduğundan kazanamayıp ve sonradan gelen Türk kültürleri içinde kaybolup gittiler. Anadolu’nun yok olan bir boyu….
    Büyük İskender’in valilerinden biri Isauralılar tarafından öldürüldü (M.Ö 4 yüzyıl) üzerlerine bir ordu gönderilir. Ordu önce Laranda (Karaman) saldırır ve kısa bir zamanda onu yerle bir eder. Oradan Bozkır Konya yolunda Zengibar Kalesi olarak bilinen Isaura kentini kuşatır, büyük bir kuşatma başlar ama kentin duvarları vardır büyük bir direnme ile karşılaşılır. Uzun bir direnişin ardından kentten sesler kesilir sonunda İsauralılar teslim olma yolunu seçmeyip kendilerini öldürür İskender’in gönderdiği ordu, yanmış ve yıkılmış ISAURA kentine girer.
    Sicilya doğumlu Tarihçi Diodoros’un (M.Ö.90-30) “Bibliotheca Historia” isimli kitabında konu geniş şekilde işlenmiştir. Ben 1990’lı yıllarda dağcılar grubu ile birkaç defa bu kentini görme fırsatı bulmuştum. Dağın tepesinde tam bir kartal yuvası
    Isaura Bölgesi daha sonra Roma İmparatorluğuna katılmış sert ve bağımsızlık karakteri taşıyan Isauralılar Roma’ya karşı 3 ve 4 yüzyıllarda başkaldırılarda bulunmuş ve Roma için problemli bir bölgedir. Bu yönden Roma burada kuvvetli ordular bulundurmuştur.
    Şimdi dönerek Tarasis ismi ile Isaura kabile reisliğinden DOĞU ROMA İMPARATORU olan Zenon’un hikâyesine geçelim. Zenon Ermenek sınırları içinde 425 tarihinde Rusumblada isimli küçük bir kentte doğmuş, daha sonra doğum yeri onun onuruna ZENONOPOLİS olmuştur. Önce şunu belirtmeliyiz ki yaklaşık Asauralılar beş yüz yıldan bu yana İmparatorluk halkı (tebası) sayıldığı halde başkent Constantinople’da (İstanbul) barbar sayılıyorlardı.
    Bir barbar kabile sayılan Isaura’dan Tarasis isimli kabile şefi Doğu Roma Ordusuna katılmış, 447 yılında Hun Komutanı ATTİLA ile yapılan savaşta başarı göstermiş, başkente yerleşmiştir.
    460’lı yıllarda Doğu Roma İmparatorluğu (iyi anlaşılması BİZANS) ordusu içinde Germen (Alman) kökenliler ağırlıktadır. O zaman ki İmparator bunu dengelemek için Barbar kabul edilen Isauralıları başkente davet eder. Zenon iyice başkentte güçlenir.
    Kaba saba barbar Isauralı olmasına karşı yıldızı parlayan bir askerdir. İmparator Leo’nun kızı Ariadne ile evlenir. Bu evlilikten bir yıl sonra İmparator I. Leon’nun torunu doğar. II. Leo babası Zenon ile 474 tarihinde tahta geçer, torun Leo bir yıl sonra ölür ve Zenon bir yıl (475) sonra Basiliscus tarafından tahtan uzaklaştırılır. Zenon memleketi Isauara’ya (Ermenek) gider orada güçlenir, 476 yılında İstanbul’u kuşatır ve ele geçirir. Kendini uzaklaştıran Basiliscus’u kuru bir sarnıçta ölüme mâhkum eder.
    Zenon artık tek başına imparatordur. 66 yaşında 491 yılında imparator olarak ölür.
    Zenon’un imparator olduğu 15 yıl çok çalkantılı geçer, pek çok isyanlar olur, bastırılır, en önemli olay 395 yılında İstanbul’dan ayrılan BATI ROMA İmparatorluğu tarihe karışır. Bu karma karışık durumları şimdilik bir tarafa bırakacağız.
    Kardeş Batı Roma tarihe karışırken Zenon Bizansı devam ettirebilmesi bir başarıdır.
    Şimdi bir miktarda Zenon’un memleketi Ermenek’ten bahsedeceğim. Birkaç defa buraları gezdim, Taşeli olarak bilinen bu yörede pek çok antik kent bulunmaktadır. Bunlardan biri de SBEDE (İzvit) bugün Yukarı Çağlar, burada 2. yüzyıl Roma döneminden kalma dünyanın en güzel açılmış 4 km uzunluğunda su tüneli bulunmakta, bu vesile bu köyde birkaç gün misafir edildim. Bu bilgileri Uluslararası Sempozyumda sundum. Bu ilginç bildiriye Web sitemden ulaşılabilir.
    İzvit’ten (YukarıÇağlar) bu vesile çok dostum oldu. Çalışmalarımı Taşeli gazete ve internet yayınlarına koydular. Zenon’un Ermenekli bir Isauaralı olduğunu burada öğrendim.
    Son olarak yazımı şöyle bağlayacağım. Isaura ismi son zamanlarda NAVAĞI’YA dönüşmüştür. Yukarı Çağlardan dostum Durmuş Ali Özbek yazdığı İzvit Tarihi kitabından bir cümleyi buraya alıyorum. Yazar tarihe meraklı bir teyzesine “TEYZE BİZ KİMİZ? Sorusuna teyzesinin cevabı BİZ NAVAĞIYIZ olmuştur.
    Ben özü kökü Anadolu olan Isauralıların bir kısmın hala buralarda MÜSLÜMAN TÜRK olarak yaşadığına inanıyorum
    Yazıya Zenon’un doğum yeri olan Ermenek Zenonopolis antik kentinden bir resim eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 08.05 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    ANADOLU’NUN EN ESKİ KABİLESİ ISAURALILARDAN BİZANS İMPARATORU OLAN ZENON (474-475 İKİNCİ DEFA 476-491)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Helenizm uygarlığı ve Grekçe Büyük İskender’in Asya saferi ile Anadolu içlerine girmiştir. Daha önce Konya’da Lykaonya’lılar, güneyinde Bozkır ve Ermenek dolaylarında ISAURALILAR, Isparta çevrelerinde PİSİDYALILAR yaşardı. Kendi kültürleri, gelenekleri ve inandıkları dinleri olmasına karşı, yazıları ve kültür belirtisi heykel (yontu) sanatları yoktu.
    ISAURALILAR Bozkır, Ermenek ve kısmen Silifke’de yaşarlardı. En önemli kentleri Bozkır-Konya yolunda bugün Zengibar Kalesi olarak bilinen ISAURA antik kenti idi. Isaura ismi bugün Zengibar’a dönüşmüştür.
    Isaura kabilesi ülkelerine dışarıdan gelen Helen ve Roma kültür ve egemenliğine hep karşı çıktı, ancak onlara göre bir alt uygarlık olduğundan kazanamayıp ve sonradan gelen Türk kültürleri içinde kaybolup gittiler. Anadolu’nun yok olan bir boyu….
    Büyük İskender’in valilerinden biri Isauralılar tarafından öldürüldü (M.Ö 4 yüzyıl) üzerlerine bir ordu gönderilir. Ordu önce Laranda (Karaman) saldırır ve kısa bir zamanda onu yerle bir eder. Oradan Bozkır Konya yolunda Zengibar Kalesi olarak bilinen Isaura kentini kuşatır, büyük bir kuşatma başlar ama kentin duvarları vardır büyük bir direnme ile karşılaşılır. Uzun bir direnişin ardından kentten sesler kesilir sonunda İsauralılar teslim olma yolunu seçmeyip kendilerini öldürür İskender’in gönderdiği ordu, yanmış ve yıkılmış ISAURA kentine girer.
    Sicilya doğumlu Tarihçi Diodoros’un (M.Ö.90-30) “Bibliotheca Historia” isimli kitabında konu geniş şekilde işlenmiştir. Ben 1990’lı yıllarda dağcılar grubu ile birkaç defa bu kentini görme fırsatı bulmuştum. Dağın tepesinde tam bir kartal yuvası
    Isaura Bölgesi daha sonra Roma İmparatorluğuna katılmış sert ve bağımsızlık karakteri taşıyan Isauralılar Roma’ya karşı 3 ve 4 yüzyıllarda başkaldırılarda bulunmuş ve Roma için problemli bir bölgedir. Bu yönden Roma burada kuvvetli ordular bulundurmuştur.
    Şimdi dönerek Tarasis ismi ile Isaura kabile reisliğinden DOĞU ROMA İMPARATORU olan Zenon’un hikâyesine geçelim. Zenon Ermenek sınırları içinde 425 tarihinde Rusumblada isimli küçük bir kentte doğmuş, daha sonra doğum yeri onun onuruna ZENONOPOLİS olmuştur. Önce şunu belirtmeliyiz ki yaklaşık Asauralılar beş yüz yıldan bu yana İmparatorluk halkı (tebası) sayıldığı halde başkent Constantinople’da (İstanbul) barbar sayılıyorlardı.
    Bir barbar kabile sayılan Isaura’dan Tarasis isimli kabile şefi Doğu Roma Ordusuna katılmış, 447 yılında Hun Komutanı ATTİLA ile yapılan savaşta başarı göstermiş, başkente yerleşmiştir.
    460’lı yıllarda Doğu Roma İmparatorluğu (iyi anlaşılması BİZANS) ordusu içinde Germen (Alman) kökenliler ağırlıktadır. O zaman ki İmparator bunu dengelemek için Barbar kabul edilen Isauralıları başkente davet eder. Zenon iyice başkentte güçlenir.
    Kaba saba barbar Isauralı olmasına karşı yıldızı parlayan bir askerdir. İmparator Leo’nun kızı Ariadne ile evlenir. Bu evlilikten bir yıl sonra İmparator I. Leon’nun torunu doğar. II. Leo babası Zenon ile 474 tarihinde tahta geçer, torun Leo bir yıl sonra ölür ve Zenon bir yıl (475) sonra Basiliscus tarafından tahtan uzaklaştırılır. Zenon memleketi Isauara’ya (Ermenek) gider orada güçlenir, 476 yılında İstanbul’u kuşatır ve ele geçirir. Kendini uzaklaştıran Basiliscus’u kuru bir sarnıçta ölüme mâhkum eder.
    Zenon artık tek başına imparatordur. 66 yaşında 491 yılında imparator olarak ölür.
    Zenon’un imparator olduğu 15 yıl çok çalkantılı geçer, pek çok isyanlar olur, bastırılır, en önemli olay 395 yılında İstanbul’dan ayrılan BATI ROMA İmparatorluğu tarihe karışır. Bu karma karışık durumları şimdilik bir tarafa bırakacağız.
    Kardeş Batı Roma tarihe karışırken Zenon Bizansı devam ettirebilmesi bir başarıdır.
    Şimdi bir miktarda Zenon’un memleketi Ermenek’ten bahsedeceğim. Birkaç defa buraları gezdim, Taşeli olarak bilinen bu yörede pek çok antik kent bulunmaktadır. Bunlardan biri de SBEDE (İzvit) bugün Yukarı Çağlar, burada 2. yüzyıl Roma döneminden kalma dünyanın en güzel açılmış 4 km uzunluğunda su tüneli bulunmakta, bu vesile bu köyde birkaç gün misafir edildim. Bu bilgileri Uluslararası Sempozyumda sundum. Bu ilginç bildiriye Web sitemden ulaşılabilir.
    İzvit’ten (YukarıÇağlar) bu vesile çok dostum oldu. Çalışmalarımı Taşeli gazete ve internet yayınlarına koydular. Zenon’un Ermenekli bir Isauaralı olduğunu burada öğrendim.
    Son olarak yazımı şöyle bağlayacağım. Isaura ismi son zamanlarda NAVAĞI’YA dönüşmüştür. Yukarı Çağlardan dostum Durmuş Ali Özbek yazdığı İzvit Tarihi kitabından bir cümleyi buraya alıyorum. Yazar tarihe meraklı bir teyzesine “TEYZE BİZ KİMİZ? Sorusuna teyzesinin cevabı BİZ NAVAĞIYIZ olmuştur.
    Ben özü kökü Anadolu olan Isauralıların bir kısmın hala buralarda MÜSLÜMAN TÜRK olarak yaşadığına inanıyorum
    Yazıya Zenon’un doğum yeri olan Ermenek Zenonopolis antik kentinden bir resim eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 08.05.2018 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    FİLOZOF, DİN ADAMI SİVASLI AZİZ VLAS (280-316)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ege özellikle İYONYA ve KARYA bölgesinde daha ziyade batı uygarlıklarına direk olmuş pek çok değerli hem kadın hem de erkek bulunmaktadır. Bu şöyle anlatılabilir bugün batıyı temsil eden başta Fransa ve İngiltere uygarlığı yok ilen İyonya vardı, Karya vardı. Ben bir liste çıkarıp bu değerli kişilerin hayat hikâyelerini, yaptıkları anlatmaya çalışacağım.
    Ancak şunu da belirtmeliyim ki en çok insan Ege bölgesinden çıkmasına karşı bu kadar zengin olmasa da Anadolu’nun her yerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu yazımda biraz Anadolu’nun içlerine gideceğim, tabii ki Ege bölgesi henüz bitmedi, tekrar döneceğim.
    Bu yazımda Sivaslı (Sebaste) filozof, doktor aziz, inancı uğruna şehit edilmiş, bir Ermeni Azizden söz edeceğim. Zamanında yayınlanan kamu tutanağında (Acta) dövülmüş, demir dokumacı taraklarıyla saldırılmış ve başı kesilerek şehit edilmiştir.
    O tarihlerde bu işkence aletinin yün taraklarla olan benzerliği ilgi çekicidir. Bu bakımdan yün ticareti yapanlarca koruyucu aziz olarak kabul edilir. Aynı zamanda doktor azizdir, boğaz hastalarını iyileştirdiğine, boğaza kaçan balık kılçıklarına aracılık eden bir azizi olduğuna inanılır. Şunu anlamalıyız ki bu azizlerin tedavisi Hipokrates gibi olmayıp dine ve inanışa dayanır.
    Hayvanları iyileştirmiş, basit bir hücrede yaşamıştır. Ölmeden önce bir hayvana zarar veren kurta onu bırakmasını söylemiş onu kurtarmıştır. Ölmek üzereyken hayvanın sahibi gizlice ona yiyecek vermiştir. Tabii bunlar olduğuna inanılan geleneksel bilgilerdir.
    Sivas’ta yaşayan bu azizi ünü 12 yüzyıldan son tüm Avrupa’ya yayılmıştır.
    İspanyolca konuşan ülkelerde ismi San Blas’tır.
    Almanya’da Karaormanlarda Vlas’tır.
    Ermenistan’da adına kurulmuş tarikat vardır.
    İngiltere’de Saint Blaise’dir. İngiltere’ye yün dokumacılığını getirdiğine inanılır. Yün ile uğraşanlar için maskot olur.
    Dubrovnik’in koruyucu azizidir (Sveti Vlaho)
    Rusya’da ise St. Vlasij olarak bilinir.
    Selçuklar tarafından Sivas alınınca, Aziz Vlas Boğaz Evliyası olarak bir EREN olarak kabul edilmiştir. Akyaka’da ve pek çok yerde Eren Dede’ler hep vatdır.
    2012 yılında Sivas Kangal’da bulunan Şifalı Balıklı Kaplıcalarına gittim. Sedef hastalığı için balıkların iyi geleceğini duymuştum. Akyaka’da arkadaşım Aliye Teksal’ın Kangallı olduğunu öğrendim. Gerçekten merhum amcası Asker’in ve amcaoğullarının çok ilgi ve desteğini gördüm. Ama çok şifa gördüğümü söyleyemem.
    Kangal’a gitmeden önce iki gün kalıp Sivas’ın tarihi yerlerini gezdim. Şunu belirtmeliyim, Selçuklunun başkenti Konya olmasına rağmen Sivas’taki eserleri daha fazladır. Bu arada Aziz Vlas’ın gömülü olduğu yeri araştırdım. Etrafı çevrili bir yeri gösterdiler. Ama maalesef bir yazıt ve plaka yok idi. Belediyeciler Sivas’a gelen yabancıların ilk sordukları Aziz Vlas olduğunu söyledi. Burası bir Selçuklu Medresesinin hemen karşısıydı. Aziz Vlas olarak Türkçe bir kitap vardır.
    Açıklayıcı bir plaket basit bir anıt dikilse ne kaybederiz, aksine çok çok kazanırız diyorum…. Azizin bir resmi ile gömüldüğü yerdeki bir fotoğrafım eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 07.05.2018 yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    FİLOZOF, DİN ADAMI SİVASLI AZİZ VLAS (280-316)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ege özellikle İYONYA ve KARYA bölgesinde daha ziyade batı uygarlıklarına direk olmuş pek çok değerli hem kadın hem de erkek bulunmaktadır. Bu şöyle anlatılabilir bugün batıyı temsil eden başta Fransa ve İngiltere uygarlığı yok ilen İyonya vardı, Karya vardı. Ben bir liste çıkarıp bu değerli kişilerin hayat hikâyelerini, yaptıkları anlatmaya çalışacağım.
    Ancak şunu da belirtmeliyim ki en çok insan Ege bölgesinden çıkmasına karşı bu kadar zengin olmasa da Anadolu’nun her yerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu yazımda biraz Anadolu’nun içlerine gideceğim, tabii ki Ege bölgesi henüz bitmedi, tekrar döneceğim.
    Bu yazımda Sivaslı (Sebaste) filozof, doktor aziz, inancı uğruna şehit edilmiş, bir Ermeni Azizden söz edeceğim. Zamanında yayınlanan kamu tutanağında (Acta) dövülmüş, demir dokumacı taraklarıyla saldırılmış ve başı kesilerek şehit edilmiştir.
    O tarihlerde bu işkence aletinin yün taraklarla olan benzerliği ilgi çekicidir. Bu bakımdan yün ticareti yapanlarca koruyucu aziz olarak kabul edilir. Aynı zamanda doktor azizdir, boğaz hastalarını iyileştirdiğine, boğaza kaçan balık kılçıklarına aracılık eden bir azizi olduğuna inanılır. Şunu anlamalıyız ki bu azizlerin tedavisi Hipokrates gibi olmayıp dine ve inanışa dayanır.
    Hayvanları iyileştirmiş, basit bir hücrede yaşamıştır. Ölmeden önce bir hayvana zarar veren kurta onu bırakmasını söylemiş onu kurtarmıştır. Ölmek üzereyken hayvanın sahibi gizlice ona yiyecek vermiştir. Tabii bunlar olduğuna inanılan geleneksel bilgilerdir.
    Sivas’ta yaşayan bu azizi ünü 12 yüzyıldan son tüm Avrupa’ya yayılmıştır.
    İspanyolca konuşan ülkelerde ismi San Blas’tır.
    Almanya’da Karaormanlarda Vlas’tır.
    Ermenistan’da adına kurulmuş tarikat vardır.
    İngiltere’de Saint Blaise’dir. İngiltere’ye yün dokumacılığını getirdiğine inanılır. Yün ile uğraşanlar için maskot olur.
    Dubrovnik’in koruyucu azizidir (Sveti Vlaho)
    Rusya’da ise St. Vlasij olarak bilinir.
    Selçuklar tarafından Sivas alınınca, Aziz Vlas Boğaz Evliyası olarak bir EREN olarak kabul edilmiştir. Akyaka’da ve pek çok yerde Eren Dede’ler hep vatdır.
    2012 yılında Sivas Kangal’da bulunan Şifalı Balıklı Kaplıcalarına gittim. Sedef hastalığı için balıkların iyi geleceğini duymuştum. Akyaka’da arkadaşım Aliye Teksal’ın Kangallı olduğunu öğrendim. Gerçekten merhum amcası Asker’in ve amcaoğullarının çok ilgi ve desteğini gördüm. Ama çok şifa gördüğümü söyleyemem.
    Kangal’a gitmeden önce iki gün kalıp Sivas’ın tarihi yerlerini gezdim. Şunu belirtmeliyim, Selçuklunun başkenti Konya olmasına rağmen Sivas’taki eserleri daha fazladır. Bu arada Aziz Vlas’ın gömülü olduğu yeri araştırdım. Etrafı çevrili bir yeri gösterdiler. Ama maalesef bir yazıt ve plaka yok idi. Belediyeciler Sivas’a gelen yabancıların ilk sordukları Aziz Vlas olduğunu söyledi. Burası bir Selçuklu Medresesinin hemen karşısıydı. Aziz Vlas olarak Türkçe bir kitap vardır.
    Açıklayıcı bir plaket basit bir anıt dikilse ne kaybederiz, aksine çok çok kazanırız diyorum…. Azizin bir resmi ile gömüldüğü yerdeki bir fotoğrafım eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 07.05.2018 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    MUĞLA YEŞİLYURT (PİSİ) HAKKINDA YAYINLAR
    Mehmet BİLDİRİCİ
    Çevre tarihi ve doğal güzelliklerine ilgim dolayısıyla Muğla'nın kuzeyinde eski ismi Pisi veya Pisiköy olan Yeşilyurt'un tarihi hakkında bilgiler elime geçti. Çok sararmış zor okunan iki sayfa olan bu metnin bir özetini sunacak, ardından 1996 Eylül ayında burada yaptığım geziden izlenimlerimi aktaracağım.
    Ender Varinlioğlu'nun çevrede yaptığı araştırmalara dayanarak hazırlanmış metne göre, Pisiköy'ün tarihi hakkında bilinenler şöyledir. Pisiköy olan ismi,1962 yılında Yeşilyurt olarak değiştirilmiştir. Beldenin tarihi Muğla kadar eskilere gitmektedir.
    M.Ö. yaklaşık 196-200 yılına tarihlenen bir yazıttan, Rodoslu Nikagoras tarafından Pisi, Idyma (Gökova) ve Killandos'un (Muğla Yenice köyü), Rodos topraklarına katıldığı anlaşılmaktadır. Bu şekilde Pisi Rodos Karşıyakası (Rhodian Parea ) olmuştur. Bu durum M.Ö. 167 yılına kadar sürmüştür. M.Ö. 29 yılında Romalı Labienus'un eline geçmiştir.
    Eski yazıtlarda ismi Pisi olarak geçmektedir. Pisi ile Bodrum yakınlarında Pedasa adlı kent ile birlik oluşturmuş, birliğin merkezi Pisi olmuştur. Yazıtlardan çevre kentlerden buraya gelip antik çağda buraya yerleşenler olduğu görülmekte ve önemli bir merkez olduğu anlaşılmaktadır. Bizans döneminde de kent konumunu ve önemini sürdürmüştür.
    Pisi, Milas'tan gelip güneye Gökova ve Marmaris'e inen yollar üzerindedir. Datça'da kasaplık yapmış yaşlı bir Pisili, Yerkesik, Yenice üzerinden Sakar'a inilirdi, ben bu yollardan çok gittim, yer yer taş döşemelere de rastlanır demiştir.
    Antik kentin yerinin Muğla'dan gelişte girişte olduğu bilinmektedir. Yakın zamanlara kadar izleri bulunan amfi tiyatrosundan bugün geriye bir şey kalmamıştır.
    16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman, Rodos seferine gidişte, 22 Temmuz 1522 tarihinde Pisi'den geçmiştir. Kanuni Sultan Süleyman bu gidişinde misafir edilmiş ve o zaman Pisi'de yaşayan İsa Efendi ile görüşmüş, ona iltifat etmiştir. İsa Efendi de cihan padişahına nasihatte bulunduğu anlatılmaktadır.
    İsa Efendi hakkında bilinenler de şöyledir. İsa Efendi'nin doğum ve ölüm tarihleri belli değildir. Mezarı Pisi'nin güney tarafında çamlar arasındadır. Yazılı bir mezar taşı yoktur. 1911 yılında yeniden yapılan cami yerinde onun zamanından kaldığına inanılan bir cami veya mescidin olduğu bilinmektedir. İsa Efendi'nin Bozhüyük ovasında çok geniş toprakları olduğu ve bunların Kanuni Sultan Süleyman tarafından keramet sahibi oluşundan kendisine vakıf edildiği anlatılmaktadır.
    16 Eylül 1996 günü bana bu bilgileri temin eden, tarihe meraklı Pisili Ethem Bilgin'in daveti üzerine gittim. İsa Efendi camiinin yanındaki ulu çınarlar altında (yörenin tabiri ile kavak) oturup çay içtik, tarihi Pisi'yi gezdik. Çevrede eski kentten kalan yapı kalıntısı yok ama, kolon parçaları, işlemeli taşlara rastlanılmaktadır. Özellikle cami çevresinde bu mimari parçalar görülmektedir.
    Ethem Bilgin, yüzyılın başında Pisili ağalar tarafından yaptırılmış iki ev gösterdi. Muğla'da bulunan evlerin modeli, Rum ustalar tarafından yapılmış, duvar örmeleri onlar kadar dikkat çekici, birinin duvarında yapıldığı yılın tarihini gösteren taş bulunmaktadır. Evin yapıldığı tarih iki şekilde gösterilmiştir. 1904 ve Arap rakamları ile 1320, ikisi de aynı yılı belirtiyor.
    Bu evlere yakın başka bir evin duvarında muhtemelen Rodos dönemine ait yazılı bir taş bulunmakta ama mal sahibi nedense yazıların üstünü koyu bir renk boya ile kapatmış..!! ve tarihi bir belgeyi bilmeyerek karatmış.
    Ayrıca Paavos Roos'un Almanca İstanbuler Mittelilungen sayfa 337-338 de kısa bilgi ve 4 satırlık bir yazıt bulunmaktadır.
    (MUĞLA DEVRİM- 18.08.1998)

    Devrim Gazetesinde çıkan yazım MENTEŞE DERGİSİ 2016 Yılı Eklenmiş resimlerle yayınlandı

    Bu defa tekrar 30.04.2018 tarihinde DEVRİM Gazetesinde SADETTİN ÖZBEK tarafından hazırlanan “SANAT KÜLTÜR” sayfasına konulmuştur..


    03.05.2018
    Bildirici
    Pisi Hakkındak yazını yeni okudum. Oranın en tanınmış adamı PİSİLİ namıyla maruf Mehmet Pehlivandır. Kolosal mezarı köyün güneyindeki dağın aklanındadır. Kime sorsan gösterirler. Tam senin yazacağın tarihi kültür olayıdır. Karabağlar yaylası güreşleri söylence gibidir.

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    GELEN MESAJLAR ORHAN KUNTAY

    Sevgili Kardeşim Mehmet,
    Sınıf arkadaşlarından bir yaprağın daha toprağa düştüğünü dile getiren iletini aldım. Teşekkür ederim.
    Merhuma Allah'tan rahmet diliyorum. Yakınlarının ve arkadaşlarının başı sağ olsun.
    Merhum bizim yaşıtımız. Biz de kendimize dikkat etmeliyiz artık.
    Hayatı da ilgi çekici bilgilerle örülü... Dileğimiz çalışma hayatı kırgınlıklarla geçmemiş olsun.
    Konya'dan Akyaka'ya selam ve sevgiler.
    ARKADAŞINIZ SAİM SAKAOĞLU- Konya


    Sağ olasın Vefâkar Arkadaşım
    Toprağı bol olsun, Allah kalanlarına sabır ve uzun ömür versin.
    MEHMET ASİL YILMAZ - Adana

    Mehmet Bey merhabalar.
    Size, Konya Lisesi ve İTÜ Camiasına başsağlığı; merhuma Tanrıdan rahmet dileriz. Gerçekten önemli bir değerimizi kaybetmişiz. Allah geride kalanlara sağlıklı ve uzun ömürler versin.
    Havalar ısındı, Akyaka'ya taşındınız mı? Bu yaz için Muğla'da, Fethiye veya Marmaris çevrelerinde tatil planlıyoruz. Çok istememize rağmen İstanbul'da gerçekleştiremedik ama belki orada görüşme şansı yakalayabiliriz.
    İyi günler diler, selam ve saygılar sunarız.

    Tülay ve Güngör AYDIN Ankara



    Sevgili Mehmet
    Her zamanki gibi ;hayırlı isleri yapıyorsun ,teşekkürler
    Orhan Kuntay’ın Vefatına üzgünüm. Ailesine başsağlığı
    diler, mekanı Cennet olsun derim.
    Dr Sumer Aygen –USA



    Sevgili Kardeşim Mehmet,
    Orhan Kuntay arkadaşımıza Allah dan rahmet dilerim. Kendisini KTU den de tanırdım. Rahatsız olduğunu duymuştum. Son olarak Ismail’in Karaköy’de verdiği buluşma yemeğinde görüşmüştük. Epeyce zaman oldu, günler geçiyor yaprak dokumu devam ediyor. Allah geride kalanlara sağlıklı günler nasip etsin. Selam ve sevgiler....
    Ömer Alptekin İstanbul

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    SEVGİLİ SINIFARKADAŞLARIM (KONYA LİSESİ)
    TÜRKİYE ÖNDE GELEN ŞEHİRCİLİK UZMANLARINDAN YÜKSEK MÜHENDİS MİMAR ORHAN KUNTAY’I (1939-2018) KAYBETTİK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Konya Lisesi 1957 Fen Kolunda aynı sıralarda oturduğumuz arkadaşımız İnşaat Mühendisi Kadir Soyhan’ı 2017 yılında kaybetmiştik. 2018 yılında yaprak dökümü devam etti, 1957 yılı Konya Lisesi mezunu ve aynı zamanda İTÜ İnşaat Fakültesi 1962 mezunu Tuncay Orhan’ı kaybetmiştik, bunun ardından sınıf arkadaşımız Orhan Kuntay’da aramızdan ayrıldı.
    Kaybını arkadaşım Özcan Yalıner’in telefonundan haberim oldu. Tokatlı olduğunu ve orada toprağa verildiğini öğrenebildim. Maalesef daha fazlasını öğrenemedim. Şu kısa açıklamayı da gerekli görüyorum. Orhan Lise öğrenimi Konya Lisesinde yapmış, ancak son sınıfta son üç ayı Samsun Lisesinde tamamlamış, diplomayı oradan almıştır. Arkadaşımız kendisini devamlı Konya Lisesi olarak hissetmiştir.
    Başarılı meslek hayatını kendi yazdığı CV sinden internetten alıyorum

    ÖZGEÇMİŞ
    1963 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Mimarlık Fakültesi’nden Y.Müh.Mimar, 1969 yılında Sorbonne (Paris) Ünıversitesi’nden Şehircilik Doktoru unvanlarını aldı.
    1976 yılında Doç.Dr., 1982 yılında İ.T.Ü. Senatosunca Prof.Dr. olarak yükseltildi. Fransa’da “Fransa Planlama Yöntemi” 7 ay ve “Gelişmekte Olan Ülkelerde Ulaşım” 1 ay özel uluslararası stajlarını yaptı. Montreal’de Institut d’Urbanisme’de 3 ay araştırma yaptı.
    1970-1983 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde Şehircilik Kürsüsü başkanlığı, Kent ve Bölge Araştırmaları Enstitüsü Müdürlüğü ve zaman zaman Bölüm Başkanlığı görevlerinde bulundu. Spor Birliği Başkanlığı yaptı.
    1983-1989 yılları arasında altı yıl Cezayir Turizm Bakanlığı’nda Uzman Danışman olarak görev yaptı. 25 adet Turizm Gelişme Projesi gerçekleştirdi. Polytechnique’ de Yüksek Lisans Öğretim Üyeliği yaptı.
    1991-2004 yılları arasında Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü başkanlığı yaptı. Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu üyeliğinde dört yıl görev aldı. 5 adet bilimsel kitabı yayınlandı.
    İnanın ben doktorasının Paris Sorbonne ‘da yaptığını yeni öğreniyor ve kendimi ayıplıyorum!!!!
    Son olarak Orhan Kuntay teklifi ile 2014 yılında İstanbul Karaköy’de İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinde açtığım “8000 YILDAN BU YANA ANADOLU’DA HİTİT, URARTU, HELLEN VE ROMA DÖNEMİ SU YAPILARI” sergisini sevgili arkadaşım Orhan Kuntay’ın teklif ve isteği üzerine Ankara İTÜEVİ’DE Mayıs ayında tekrarladım. Ankara’da çok ilgi çeken bu sergimi buraya taşıyan sevgili arkadaşım Orhan Kuntay’a tanrıdan rahmet ailesine baş sağlığı dilerim.
    Sevgili arkadaşımın bir portresi ile sergiden bir fotoğraf eklenmiştir.

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    YÜCELEN HASTANESİ ŞİFA DAĞIYIYOR, KARDIYOLOG Dr. NURİ KÖSE’YE TEŞEKKÜR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İnsan hayatı bir yelpaze gibidir. Aynı yaşta (öğürler) kişiler okul hayatında öğretmenlerinden varsa sevdiği kızlardan, üniversiteden mezun olup iş hayatına atılınca nerede iyi iş var serbest çalışırsa nerede mama !!! nerede ihale var, bürokraside ise nasıl başa geçilir konuları konuşulur.
    Yaş ilerleyip seksene merdiven dayayanlar için konuşulan konular sağlık konularıdır. Şeker için hangi ilacı kullanıyorsun, tansiyonun kalbin ne âlemde konuları baştadır. 2016 yılında İstanbul’da anjiyo sonucu 2 sten (boru) takıldı diye bir arkadaşıma dert yanıp kendime acındırmak istedim. Haline şükret bende 5 sten var dedi sustum kaldım. !!!!!
    Lafı fazla uzatmayalım. Konya’da doğdum, Konya ve İstanbul’da yaşadım, Yaşayabildiğim kadarıyla son mekân olarak Akyaka’yı seçtim.
    Bana öncelikle sağlık kurumları gerekli, Muğla Devlet Hastanesi çok kalabalık, tek çözüm özel hastane, O da Muğla özel Yücelen Hastanesi….
    Daha önce da çeşitli kliniklerinde tedavi oldum. Hastaneye alıştım. Yararlandım.
    Bu defa Kalp (Kardioloji) bölümüne yolum düştü, Dr. Nuri Köse’ye kontrol ve muayene için gittim. Zira geçen yıl Ağustos ayında beni anjiyo yapmıştı. Bu defa da çok uzun tetkikler yaptı, hastaneye yatırmağa gerek görmedi ve sonunda da elime bir dosya verdi. Mükemmel bir dosya kalbimle ilgili her bilgi, ben daha önce de İstanbul’da anjiyo oldum. Ekokardiyografi oldum, kalbimin tüm damar kalınlıklarını bende öğrendim, bana böyle detaylı dosya İstanbul’da vermediler. Yücelen Hastanesi asla İstanbul’u aratmıyor.
    Sonuç olarak Kardiyoloji (Kalp) uzmanı Dr. Nuri Köse’ye yardımcısı Sibel Soysal’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. İyi ki varsınız, varlığınızla bizlere büyük güvence veriyorsunuz…..

    (Muğla Devrim 17.04.208 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 10-05-2018

    YÜCELEN HASTANESİ ŞİFA DAĞIYIYOR, KARDIYOLOG Dr. NURİ KÖSE’YE TEŞEKKÜR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İnsan hayatı bir yelpaze gibidir. Aynı yaşta (öğürler) kişiler okul hayatında öğretmenlerinden varsa sevdiği kızlardan, üniversiteden mezun olup iş hayatına atılınca nerede iyi iş var serbest çalışırsa nerede mama !!! nerede ihale var, bürokraside ise nasıl başa geçilir konuları konuşulur.
    Yaş ilerleyip seksene merdiven dayayanlar için konuşulan konular sağlık konularıdır. Şeker için hangi ilacı kullanıyorsun, tansiyonun kalbin ne âlemde konuları baştadır. 2016 yılında İstanbul’da anjiyo sonucu 2 sten (boru) takıldı diye bir arkadaşıma dert yanıp kendime acındırmak istedim. Haline şükret bende 5 sten var dedi sustum kaldım. !!!!!
    Lafı fazla uzatmayalım. Konya’da doğdum, Konya ve İstanbul’da yaşadım, Yaşayabildiğim kadarıyla son mekân olarak Akyaka’yı seçtim.
    Bana öncelikle sağlık kurumları gerekli, Muğla Devlet Hastanesi çok kalabalık, tek çözüm özel hastane, O da Muğla özel Yücelen Hastanesi….
    Daha önce da çeşitli kliniklerinde tedavi oldum. Hastaneye alıştım. Yararlandım.
    Bu defa Kalp (Kardioloji) bölümüne yolum düştü, Dr. Nuri Köse’ye kontrol ve muayene için gittim. Zira geçen yıl Ağustos ayında beni anjiyo yapmıştı. Bu defa da çok uzun tetkikler yaptı, hastaneye yatırmağa gerek görmedi ve sonunda da elime bir dosya verdi. Mükemmel bir dosya kalbimle ilgili her bilgi, ben daha önce de İstanbul’da anjiyo oldum. Ekokardiyografi oldum, kalbimin tüm damar kalınlıklarını bende öğrendim, bana böyle detaylı dosya İstanbul’da vermediler. Yücelen Hastanesi asla İstanbul’u aratmıyor.
    Sonuç olarak Kardiyoloji (Kalp) uzmanı Dr. Nuri Köse’ye yardımcısı Sibel Soysal’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. İyi ki varsınız, varlığınızla bizlere büyük güvence veriyorsunuz…..

    (Muğla Devrim 17.04.208 yayınlandı)

Toplam 363 yorum bulundu. 51-60 arası listeniyor.