Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    İSTANBUL SU VE KANALİZASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (İSKİ)


    İSTANBUL SU KONGRESİ VE FUARI

    11-13 EKİM 2018

    HALİÇ KONGRE MERKEZİ



    URARTULAR DÖNEMİ TARİHİ SU YAPILARI
    HİTİTLER DÖNEMİ TARİHİ SU YAPILARI


    MEHMET BİLDİRİCİ
    İNŞAAT YÜKSEK MÜHENDİSİ (İTÜ 1962)
    ARAŞTIRMACI YAZAR
    BİLİRKİŞİ


    AKYAKA 21.09.2018



    MEHMET BİLDİRİCİ İLETİŞİM BİLGİLERİ
    Ben Mehmet Bildirici 1939 yılında Konya’da doğdum. 1957 yılında Konya Lisesi’nden, 1962 yılında İTÜ İnşaat Fakültesinden mezun oldum.
    Meslek hayatımın ilk 33 yılı Konya’da geçti, Müteahhitlik, Proje işleri (betonarme), 1971-1982 yılları arası Konya Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi’nde “Öğretim Görevlisi” idim. Yapı Malzemesi Yapı Statiği derslerini yürüttüm. 1984-1995 yılları arası DSİ Konya Bölgesinde çalıştım.
    1991 yılından bu yana “Tarihi Su Yapıları” konusunda çalışma yapmaktayım. Bu konuda iki kitabım DSİ Genel Müdürlüğünde yayınlandı. (Konya Tarihi Su Yapıları & Teknik ve Kültürel Değerleri ile Tarihi Sulama, Su Depolama ve Taşkın Koruma Tesisleri).
    1996 yılında emekli oldum, İstanbul’a yerleştim. 1997-2014 İstanbul Adliyelerinde bilirkişi olarak görev yaptım.
    Uluslararası Tarihi Su yapıları toplantılarına katıldım, sunumlar yaptım. (2001 İsrail --2004 Efes—2007 Petra, Ürdün—2012 İsrail—2015 Atina). Yurt dışındaki toplantılara özel olarak Türkiye’den tek katılan bendim.
    Diğer çok önemli bir toplantı 2009 yılında İstanbul’da gerçekleşen “5 Dünya Su Forumu”. Burada Hitit ve Urartu Tarihi su yapıları konusunda sunumlarım oldu.
    Halen yazları Muğla Ula Akyaka ve kışları İstanbul Şişli’de emeklilik yaşamımı sürdürüyor. Son yıllarda Muğla Devrim Gazetesinde tarihi konularda köşe yazarlığı yapmaktayım.
    Hakkımda çok geniş bilgilere 2009 yılında kurduğum Web sitemden ulaşılabilir
    www.mehmetbildirici.com
    (Web sitemin hacmi 16.000 sayfanın üzerinde olup 2018 Eylül itibariyle ziyaretçi sayısı 240.000’dir.
    DİĞER İLETİŞİM BİLGİLERİ
    Mail Adresi: mehmetbildirici34@gmail.com
    Cep Telefonum 0 542 241 0302 (Ev telefonlarım kapalı)
    Adresim Nergiz Sokak 16 Akyaka Mahallesi Ula-Muğla
    Adresim Fulya Mahallesi Belen sok Park Ap. 10/6 Şişli-İstanbul

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    KONYA LİSESİ ARKADAŞLARIM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Sizlere zaman zaman yazıp sınıf arkadaşlarım hakkında edindiğim bilgileri aktarmakta ve kendim hakkında da bilgiler sunmaktayım.
    Son yazımı 19. Temmuz 2018 tarihinde sunmuştum.
    Burada değerli sınıf arkadaşımız Konya Lisesi Edebiyat Kolu mezunu Mehmet Asil Yılmaz hakkında, onun hayatını başarılarını yayınlarını yazmıştım.
    Değerli arkadaşım emeklilik hayatında da üretken bir kişi, yazdığı üç şiir kitabı
    -Özgürlük Elde Değil
    -Oğul Balı
    -Sevda Yağmuru şiir kitaplarının ardından
    -Sonbahar Gülü
    -Çan Çiçeği
    -Anadolulu Elif’in Romanı kitaplarının ardından bu defa
    -Benim Adım Memed isimli romanını yayınladı.
    Önceki romanlarını okumuştum. Bu kitabını lütfedip gönderdi, onu da okudum. Özellikle bilim adamı kimliğini açıklayan bu kitabını büyük bir zevkle okudum. Bu konuda geniş bilgi 19.07.2018 tarihli yazıdadır
    Kendisi ve çalışmaları ile gurur duyuyorum. Siz arkadaşlarıma da okumalarını öneririm. Arkadaşımın Telefonu 0 530 347 2405
    İkincisi biraz kendimden söz etmek isterim. Gökova Akyaka Aralık ayına kadar yaşamaya niyetliydim.
    Ama İstanbul Belediyesi İSKİ Genel Müdürlüğü tarafından 11. Ekim 2018 Perşembe günü saat 13.30-15.00 arası yapılacak Tarihi Su Yolları toplantısına Çağrılı konuşmacı olarak davet edildim, ona katılmak için İstanbul’a dönüyorum. Sunumum Hitit ve Urartu Tarihi Su Sistemleri
    Üçüncü olarak değerli hocamız Ömer Faruk Mesçi’nin kızı Filiz ile Facebook’tan tanışır haberleşiriz. Küçük oğlu AYHAN MESÇİ’nin Konya’dan mezun ve Uluslararası bir Harita Mühendisi olduğunu, ve çok başarılı çalışmalar yürüttüğünün burada bir yakınından öğrendim.
    Gurur duydum, sizlerle paylaşmak istedim.
    Son olarak çok sevdiğim Gökova hakkında bir şair arkadaşımın şiirini sunuyorum.
    Hepinizi kucaklaşıp öpüyorum.

    BİR GÖKOVA ŞİİRİ (Dostum Muğlalı Şair İbrahim Ergin’den)
    Bir daha sordum kendime
    Neler düşünür uçurumda bir çiçek
    Gökova’yı gördükten sonra
    Neler düşünür
    Limon çiçeklerinin kokusuyla sarhoş
    Şiire durmuş şair
    Bir inansam Cennet dediklerine
    Tam burada durasım gelir

    Biz kadın azmağı deriz
    Sazlıkların arasında
    Yeşil yılan gibi kıvrılan nehir
    Üstünde birkaç yaban ördeği
    Yılan balıkları
    Ve kalabalık ayakları ağaçların
    Karya’dan Likya’dan sesler gelir
    Gökyüzünü sürükler ayaydın gecelerde
    Soyunup dalasım gelir

    Aslında tertemiz, buz gibi bir sudur
    Akar sessiz ve ürkek
    Deniz duymuş mudur bilinmez
    Söğüt dallarını öperek alır yolu
    Sanki bir çocuk uykusudur
    Kucağıma alıp sarasım gelir

    Uzaklarda Otluk koyu
    İngiliz limanı Sedir
    Akşamdır Güneş denize girmek üzeredir
    Kızıla boyanmış gökyüzü
    Bitkilerin yeşil çığlığı yamaçlarda
    Bir yanda Kıran dağları
    Denizden fışkırmış hançer gibidir
    Longöz koyunu hiç görmedim
    Bir bilene varıp sorasım gelir

    Gözümün avlusunda Gökova Körfezi
    Baktıkça bakasım gelir


    Asil Yılmaz—Orhan Tosun—Cengiz Özkara—Şadi Onur—Sümer Aygen—Sibel Bildirici—Ali Akkaya—Ömer Alptekin—Azzem Aydınöz—Günseli Aysun—Osman Bıyıkoğlu—Tayyar Çimen—Sadrettin Gülsaçan—Mustafa Gür—Gürsel Karaca—Tamer Hızal—Üzeyir Kırca—Atalay Tarhan—İsmail Uğurlu—Sümer Uğur—Tülay Aydın

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    ÜNAL TÜRKEŞ’İ (1942-2017) ÖLÜMÜNÜN BİRİNCİ YILINDA ÖZLEMLE ANIYORUM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetesi sahibi ve başyazarı Ünal Türkeş’in bir yıl önceki zamansız kaybı hepimizi derinden sarstı. Aradan bir yıl geçti onu özlemle anıyorum.
    Çok sevdiğim, adeta ona âşık olduğum ve halen içinde yaşadığım Akyaka’daki evimi 1985 yılında aldım. Çevresi ve tarihi beni doğası ile birlikte etkiledi.
    Akyaka’yı, Muğla’yı ve tarihini tanımaya yöneldim. Araştırmalarım beni Devrim Gazetesi sahibi ve başyazarı ÜNAL TÜRKEŞ ile buluşturdu. Tarih merakı bizi bir araya getirdi. Özellikle Konya konusuna çok duyarlı idi. Zira kendisinin ve bazı Muğla ileri gelenlerinin aile kökleri Konya Bozkır Üçpınar (Hocaköy) ve Kızılören’den geliyordu. Kendisi bu konuyu bir kitap haline getirtmek istiyordu. Yakın Konya tarihi konusunda Konya’da araştırma yapan ağabeyim Sefa Odabaşı ile araştırma yaptık, ama elle tutulur net bilgilere ulaşamadık.
    Ben daha sonra Gökova Akyaka’yı Sevenler Derneği Nail Çakırhan & Halet Çambel Kültür ve Sanat Evinde 2004 ve 2006 yıllarında “İDİMA’DAN GÖKOVA AKYAKA’YA” isimli sergiler açtım. Bunları başka sergiler de takip etti.
    DEVRİM GAZETESİ ve tabii ki Ünal Türkeş gazete haberleri ile sergimi duyurdular destek oldular.…
    Özellikle sanıyorum 2006 yılında gazeteyi bir ziyaretimde beni şimdi hatırlayamadığım bir kişiye beni şöyle tanıttı:
    “GEL SENİ GÖKOVA ÂŞIĞI BİR KİŞİ İLE TANIŞTIRAYIM.
    Bunu asla unutmam mümkün değil…
    1996 yılından bu yana Devrim gazetesinde yazılarım, Konya konusunda fikir alışverişlerimiz ve dostluğumuz devamlı sürdü….. aramızdan ayrılana kadar….
    Ben Ünal Türkeş’ten 3 yaş daha büyüğüm. Öğrenimlerimiz farklı kentlerde ve farklı alanlardadır. Ben antik Anadolu ve Karia’da gelişen çok parlak geçmiş uygarlıkların farkına varan bir kişi olduğumu düşünüyorum. Eski uygarlıkların farkına vardığımız ve farkında olmadığımız pek çok noktaların bugün Orta Asya’dan getirdiğimiz Türk uygarlığı (Selçuklu-Menteşe-Osmanlı) ile bir sentez halinde olduğunu görüyorum.
    Rahmetli Ünal Türkeş de hep yazılarında;
    “BİZ KARIA VE TÜRK UYGARLIKLARINDAN OLUŞAN BİR SENTEZİN ÇOÇUKLARIYIZ DİYE HEP YAZMIŞTIR.
    Ünal Türkeş ile buluştuğumuz bu ilke ve görüşler devam etmelidir. BEN YAŞLIYIM, YAŞADIĞIM VE YAZABİLECEĞİM SÜRECE ONUN BU GÖRÜŞLERİNİ SAVUNACAĞIM.
    AMA GENÇLER BUNU DEVİR ALMALI VE DEVAM ETTİRMELİ VE ÜNAL TÜRKEŞ’İ YAŞATMALIDIR..
    Yazıma Menteşe Kültür Evinde çekilmiş birlikte fotoğrafımız eklenmiştir.

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    TÜRKİYE’DE UN TEKNOLOJİSİNDE DEVRİM YARATAN SANAYİCİ AYDIN KONYALI SİNANGİL AİLESİNDEN SİNAN SİNANGİL’İ (1932-2018) KAYBETTİK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Un Anadolu çağlar boyu kullanılagelen en önemli ana gıdamızdır. Un teknolojisinde araştırmalar yaparak bunu daha kaliteli hale getiren ve bu unları Türk ve Avrupa insanına sunan kişi Sinan Sinangil’dir. Bu gün Sinangil Unları modern marketlerde satılmaya devam edilmektedir. Sinan Sinangil Konya’nın önde gelen sanayici ve tüccar ailelerinden Sinangil soyadını taşıyan bir ailenin oğludur.
    Sinan Sinangil 1932 yılında Konya’da doğdu. Babası Türkiye’nin önde gelen tüccarlarından, sanayici Muzaffer Sinangil, annesi küçük yaşta kaybettiği Hacer Hanımdır. Konya’da babası ve iki amcası Petrol Ofisi Bayisi idi
    İlkokula Konya’da başladı, babasının 1941 yılında İstanbul’a taşınması ile öğrenimine İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nde devam etti. 1951 yılında Galatasaray Lisesini bitirdi. İsviçre’de Lozan kentinde bir süre Hukuk okudu.
    Yurda dönüşünde İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi, 1963 yılında oradan mezun oldu.
    1964 yılında babası yanında ticarete atıldı. Konya’da değirmencilik ve un fabrikaları sahibi oldu. AKUN isimli bir şirket veya Holding kurdu. Kesin emin değilim ama Konya’da ilk kurulan Holding’in onun tarafından kurulduğunu sanıyorum..
    1964-1975 yılları arası Konya’da yaşadı,
    1972 yılında Konyaspor Kulübü başkanı oldu. Burada bir açıklık getirmek isterim. O yıllarda ebedi rakip Konya İdman Yurdu ve Konya Spor henüz birleşmemişlerdi. Sinangil Konya İdman Yurdu Kulübü başkanı idi, sonradan şartlar onları birleştirdi, renklerini Konya İdman Yurdu verdi, ismi Konyaspor oldu.
    İlk evliliğini Trabzonlu Kalaycıoğlu ailesinden Birsen Hanım ile yaptı. Ondan oğlu Ömer Sinangil ve kızı Nihal Erginay Sinangil dünyaya geldi.
    Daha sonraki evliliğini Prof. Dr. Handan Kepir Sinangil ile yaptı. Handan Hanım İş Psikolojisi konusunda çok tanımış bir uzmandı. Bu konuda 2000 yılında yayınlanmış çok önemli bir yayını bulunmaktadır.
    Bu konuda yardımcısı eşi Sinan Sinangil idi, Çok iyi Fransızca ve İngilizce bilen Sinan Sinangil Psikoloji konusuna da çok yatkındı. Ayrıca İtalyanca ve Almanca da öğrenmişti. Çok zengin çok dilli bir kitaplığı vardı, çok hızlı kitap okuyabiliyordu.
    Yaşamını İstanbul Ortaköy ve Polonezköy’de sürdürdü.
    Sinangil’lerin baba yurdu, Konya’nın Karatay ilçesi Topraklık semtinde idi. Burada dedesi Sinanzade Ahmet Sinangil’in yaptırdığı iki katlı konak vardı. 19 yüzyıl sonları anlayışıyla yapılmış bu konaktan Konya’nın çeşitli semtlerinde bir elin parmakları kadar vardı. Topraklık’ta tüm evler kerpiç ve toprak damlı olmasına karşı Sinangil Konağı tek istisna idi.
    Giriş katına geniş bir koridor. Girişte sağda büyük oda misafir salonu idi. Üst kata içten merdivenle çıkılır ve yatak odaları vardı.
    Ailenin oğulları Muzaffer, Recep ve Derviş Sinangil bu konakta evlendiler burada yaşadılar, torun Sinan 1941 yılında İstanbul’a taşınana kadar burada yaşadı, daha sonra amca Recep Sinangil belirli bir süre bu konakta yaşadı, Sinan bu konağı yani baba ocağına hep gelirdi.
    Tek erkek kardeşi vardı. Ali Doğan Sinangil (1934) onunla birlikte çalıştılar
    Almanya’da eğitimini sürdüren Ali Doğan Sinangil, Türkiye’nin önde gelen kompozitörlerinden biridir. Modern müzik alanını seçen Ali Doğan’ın pek çok eseri vardır.
    Sinan Sinangil benim gurur duyduğum bir akrabamdır. Kandan gelen akrabalık vardır. Onun babaannesi Havva Sinangil benim anneannem Emine Bildirici’nin ablasıdır. Havva Hanım İki evlilikten olan yedi kız bir oğlanın en büyüğüdür. Nenem Emine büyük abla olarak tüm kardeşlerine kol kanat gerdiğini hep anlatırdı. Ölümü 1946 yılıdır.
    Havva teyzemizin Sinanzade Ahmet Efendiden 3 oğlu ve iki kızı olmuştur.
    Sinanzade Ahmet Efendi’ nin aile kökeninin Maraş Elbistan’dan geldiği bilinir.
    Muzaffer, Recep ve Derviş Sinangil, isimli oğulları, Lütfiye Oturanç ce Cemile Doyuran isimli kızları vardır
    Oğlu Ömer Sinangil halen Amerika’da yaşamakta, Motorola şirketinde üst düzey yöneticidir, Kızı Nihal Erginay Sinangil İsviçre ve Fransa’da eğitim görmüş, halen İstanbul’da gene üst düzey yönetimdedir.. “ “
    İş hayatında çok yakınında olmadım, çok yakından tanıdığımı söyleyemem İlk okul yıllarımda onu Topraklık’ta baba konağında gördüğüm ilk andan itibaren karizmatik kişiliği beni çok etkiledi benim için bir idol bir şablon idi. Onun kaybı beni çok derinden etkiledi, Konya’nın yetiştirdiği dört dörtlük nadir kişilerden biriydi
    Bu yazının hazırlanışında son zamanlarda çok yakınında olmuş, amcazadesi Diş Hekimi ve İşadamı Şemsi Sinangil bana yardımcı oldu kendisine teşekkür ederim. Onun kişiliğini vurgulayan iki küçük anektodu buraya alıyorum.
    Üçler Mezarlığının o yıllarda ara bağlantı yolları yoktu ve çamur içindeydi. Ziyaretler zorlaşıyordu. Bir gün Belediye Başkanı Yılmaz Kulluk’u ziyaret eder. Yılmaz bu ara yolları yaptırsan iyi olur der, O da işçi ücretlerini zor ödüyorum, o nu da sen yaptır der. Fen İşleri Müdürü bunu gerçekleştirir, parasını Sinan Sinangil öder.
    İkinci bir olay, Topraklık’tan bir arkadaşını hüngür hüngür ağlar bulur. Kiramı ödeyemedim ev sahibi beni evden atıyor der. Ev yapılacak bir arsan var mı diye sorar. Olduğunu öğrenince Konya’nın Müteahhitlerinden Ali Öngel’i görevlendirir, arkadaşının arsasına iki katlı bir ev yapması için para ve talimat verir. Arkadaşına birinde otur, birini kiraya ver der.
    22 ey Eylül 2018 günü İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. Konya’da Hacı Veyis camiinde kılınan cenaze namazının ardından Üçler mezarlığında babası ve ailesi yanında toprağa verildi. Cenazesine dostları ve sevenlerinden büyük bir katılım olmuştu.
    Tanrıdan rahmet, ailesine baş sağlığı dilerim. Işıklar içinde uyusun…
    Konya Yeni Meram 04.10.2018 yayınlandı
    Muğla Devrim 05.10.2018 yayınlandı

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    MUĞLALI ŞAİR İBRAHİM ERGİN VE SON ŞİİR KİTABI “AŞKIN BANA İHTİYACI VAR”
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İbrahim Ergin yıllar sonra edindiğim bir dost, Devrim Gazetesinde çıkan yazılarım bizi tanıştırdı ve birbirimize bağladı. Muğla Öğretmenevi ve Menteşe Kültür Evinde buluştuğumuzda yoruluncaya kadar sohbet eder ve konuşuruz.
    Son olarak Menteşe Belediye Başkanlığı kültür serisinden (No 8) bir şiir kitabını yayınladı. “AŞKIN BANA İHTİYACI VAR”
    Sayın Bahattin Gümüş çok çalışkan ve Menteşe’yi (Muğla) bir kültür ilçesi için çabalayan ve başarılı da olan bir Belediye Başkanı, başarıları hep sürsün isterim.
    2018 Menteşe Kültür Şenlikleri kapsamında 28.Eylül 2018 günü akşam 19.00 da Konakaltı İskender Alper Kültür Evi bahçesinde İbrahim Ergin okurları ile buluştu. Şiir kitaplarını imzaladı. Hava şiir okumaya uygun tatlı bir serinlik vardı. Törende Sayın Muğla Büyükşehir Belediye Balkanı Dr. Osman Gürün ve Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş’ün konuşması ile açıldı.
    İbrahim Ergin’in şiirleri saatlerce ezberden okuyan şiire ve sanata gönlünü kaptırmış SADETTİN ÖZBEK orada idi, etkinliği o yönetti.
    2018 yılında Milas Ören’de (antik Keramos kenti) Milas Belediyesi tarafından Büyük Şair ve Yazar MELİH CEVDET ANDAY (1915-2002) adına yapılan şiir yarışmasında İbrahim Ergin ödül almıştı. Şiir kitabı bu vesile ile basılmıştı.
    Ben edebiyatçı değilim, şair de değilim, ama İbrahim Ergin’den öğrendim şiiri sevmeyi.
    “Aşkın Bana İhtiyacı Var” şiir kitabını bilgisayara ben taşıdım. İbrahim Ergin’in büyük bir Şair olduğunu bunları bilgisayara geçerken anladım.
    Lafı uzatmayalım bu güzel gecede Sadettin Özbek bana da söz verdi, ben de bir şiirini okudum. Bu şiir yaşamaktan gurur duyduğum Gökova’ya ait olacaktı.

    BİR GÖKOVA ŞİİRİ
    Bir daha sordum kendime
    Neler düşünür uçurumda bir çiçek
    Gökova’yı gördükten sonra
    Neler düşünür
    Limon çiçeklerinin kokusuyla sarhoş
    Şiire durmuş şair
    Bir inansam Cennet dediklerine
    Tam burada durasım gelir

    Biz kadın azmağı deriz
    Sazlıkların arasında
    Yeşil yılan gibi kıvrılan nehir
    Üstünde birkaç yaban ördeği
    Yılan balıkları
    Ve kalabalık ayakları ağaçların
    Karya’dan Likya’dan sesler gelir
    Gökyüzünü sürükler ayaydın gecelerde
    Soyunup dalasım gelir

    Aslında tertemiz, buz gibi bir sudur
    Akar sessiz ve ürkek
    Deniz duymuş mudur bilinmez
    Söğüt dallarını öperek alır yolu
    Sanki bir çocuk uykusudur
    Kucağıma alıp sarasım gelir

    Uzaklarda Otluk koyu
    İngiliz limanı Sedir
    Akşamdır Güneş denize girmek üzeredir
    Kızıla boyanmış gökyüzü
    Bitkilerin yeşil çığlığı yamaçlarda
    Bir yanda Kıran dağları
    Denizden fışkırmış hançer gibidir
    Longöz koyunu hiç görmedim
    Bir bilene varıp sorasım gelir

    Gözümün avlusunda Gökova Körfezi
    Baktıkça bakasım gelir

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    KARİA’DA BULUNMUŞ İLGİNÇ BİR OBJE, SAÇ KESME BIÇAĞI (İKİNCİ DEFA)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetesinde aynı konu ile (06.09.2018) tarihli yazdığım yazı edindiğim izlenimlere göre büyük bir ses getirdi. Üzerinde yaşadığımız tarihi topraklarda yaşanmış gelenek ve dini törenler hakkında çok önemli olaylara ulaşmak olanağı veriyordu.
    Daha önce hiç bilgi sahibi olmadığım bu konuda merakım kamçılandı, bundan önceki Lagina ve Panarama yazılarımın ardından konuyu ikinci defa gündeme getirme cesaretini kendimde buldum.
    Bu yazım da benim yaşadığım coğrafyada (Karia) bulunmuş çok ilginç, muhtemelen saç kesme bıçağına ait olacaktır.
    Bu bilgiler Ergün Laflı ve Hadrien Bru’nun “Hair Dedication in Caria: An Inscribed (bronze) Blade from Stratonikeia yazısından özetlenmiştir.
    Konu edilen saç kesme bronz bıçak İzmir’de Bayan Berna Oğuz’un özel koleksiyonunda olup Müzece tescillidir. Bayan Oğuz bu bıçağa 2017 yılında sahip olmuştur. Bahse konu yazıtlı bronz bıçağ’ın ilk sahibi Karia’da Alabanda antik kentinde bir mezar içinde bulmuştur. Uzunluğu 82 mm, yüksekliği 30 mm, kalınlığı 1-2 mm arasıdır.
    Önce bu ilginç bıçağın resmi buraya konulmuştur.(İkinci defa)
    Bıçağın ahşap bir sapı olduğu sanılmaktadır.
    Bıçağın A yüzünde 3 satır, B yüzünde ise 5 satır yazıt bulunmaktadır.
    A yüzü
    Paionoios, //Dionyisos oğlu //Hierokome köyünden
    Burada bir açıklık getirmek isterim. Tanrıça Hekate’nin tapınağının bulunduğu alan Lagina olarak bilinir. Bu isim sonra Leyne’ye dönüşmüş, bugün ki ismi Turgut’tur. Yukarı bıçak da görülen yazıtta HIERAKOME olarak geçmektedir. Harita da görüldüğü gibi bu yer Lagina veya onun çok yakınındadır. Yani yazıtın A yüzünde ismi geçen Dionyisos oğlu, Paionoios Hekate tapınağının olduğu Lagina köyündedir.

    B Yüzü
    Stratocles // Theon oğlu // Kaliorga köyünden // Kombria’da genç bir adam
    Karia için altın değerinde olan harita (ekli) içinde açıklamalara yer verilecektir..
    Alabanda (Bugün Aydın Araphisar) objenin bulunduğu antik kent, Stratonikeia (Bugün Muğla Yatağan ilçesinde kazıların devam ettiği antik kent)
    Bronze bıçağın B yüzünde ise Kombria’lı genç bir adam olan, Kaliorga köyünden Theon oğlu Stratocles ismi yer almaktadır.
    Daha da araştırdığımda burada yapılan Kutsal saç kesme törenleri ile ilgili internette Ayşen Sina’nın bir yazısına rastladım.
    Dört yılda Panamara’da kutsal saç kesme törenlerinin yapıldığı, saçları kesilen genç erkeklerin saçlarının tapınakta bırakıldığı bilgilerine ulaştım.
    Bunların sonucu bıçağın B yüzündeki yazıtta ismi geçen Theon oğlu Stratocles’in Panarama kutsal alanında bulunan Kombriya törenlerinde saçları kesilen genç bir adam olabileceği köyü olan Kaliorga’nın Panamara kutsal alanına çok yakın bir yer belki de Bağyaka (Baykuşlar) mahallesi olabileceğidir.
    Burada tekrar Yatağan için çok önemli haritaya bıçak yüzündeki yazılara tekrar yer verilmiştir.
    (Muğla Devrim 08.10.2018 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    MUĞLA YATAĞAN STARATONIKEIA ANTİK KENTİ VE DİNİ MERKEZLERİ
    LAGINA VE PANAMARA II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Stratonikeia ve dini merkezi Lagina hakkında bilgi be belgeler tapınak kalıntıları olduğu halde Panamara hakkında bilinenler çok azdır.
    Karia’da geniş araştırma yapan George Bean’ın “Eski Çağda Menderes’in Ötesi” isimli kitaptaki bilgiler şöyledir.
    Panamara’da olan Zeus Panamaros tapınağıdır. Tapınak 1886 yılında Fransız araştırmacılar tarafından (Cousin) farkına varılmıştır. Panamaros Anadolu kökenli bir kelime olduğu kabul edilmektedir. Kuruluşu hakkında bilgiler net değildir. Tapınağın tarihi kent kuruluşuna kadar gitmektedir. Burada ilginç bir rastlantıya değineceğim. Benim yaşadığım Akyaka’nın içinde yer aldığı antik İDİMA kenti bu Fransız grup tarafından yazıtlara dayalı olarak ortaya konulmuştur.
    Tapınak Stratonikeia’nın güney doğusunda yaklaşık 11,3 km uzaklıktadır. Üç dört saatte yürünebilir. Yer yer taş döşeme yollara rastlamak mümkündür.
    Maalesef ben bu yolda yürümedim. Yaşım icabı bundan sonra da mümkün değildir. Ama bu topraklara, arkeolojiye ve tarihe meraklılar bunu gerçekleştirmelidir.
    Yatağan ilçesinin bir mahallesi olan Bağyaka’nın hemen 3 km yakınında bir alan Kutsal Zeus Panamaros tapınak yeridir. Bu kutsal alan tepede olup Muğla Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Müdürlüğü tarafından birinci derece Arkeolojik alan olarak 1999 yılında koruma altına alınmıştır. Burada 750 m kotlu Asar Tepesi ve 754 kotlu Mıhlıkkırığı tepesi yer alır. Durum ekli haritada görülebilir
    Panamara’da baş tanrı Zeus ve karısı Hera için tapınak kalıntıları yer almaktadır.
    Panamara’da yapılan festivaller Lagina’ya göre daha seyrek oluyordu. En büyüğü yılda bir kere yapılan ve on gün süren festivalde Zeus’un heykeli Stratonikeia’ya götürülüyor törenler orada yapılıyordu. Karısı Hera adına yapılan Heraia festivali Panamara’da yapılıyor sadece kadınlar katılıyordu.
    Son olarak dört yılda bir yapılan ve sadece erkeklerin katıldığı festival KOMBRIA Panamara’daki kutsal alanda yapılıyordu. Bu kutsal törenler de genç erkeklerin saçları kesiliyordu, bu çok özel bu dini törenlere ait daha detaylı yazı bundan sonra yayınlanacaktır.
    Kombria festivallerini yapıldığı kutsal alan, Kaliorga ise bu civarda bir yerleşim yeri olarak kayıtlarda geçmektedir. Kayıtlarda Staratonikeia kentinin kuruluşundan önce M.Ö 4 yüzyılda varlığından sözü edilmektedir.
    Panamara yakınlarında en yakın yerleşim Bağyaka’dır. Ne kadar eski olduğu bilinmez, sonradan buraya yerleşen şimdiki sakinler kalıntılar üzerinde yurt kurmuş olabilir.
    Belki de Kaliorga antik yerleşim yeri üzerine sonradan Bağyaka bir diğer adıyla Baykuşlar köyü tünemiş olabilir. Kim bilir?
    Kayıtlarda çeşitli yazıtların bulunduğu söylense de ben bunlara rast gelemedim.
    Aşağıya Bağyaka’nın hemen yakınında 1. derece arkeolojik sit alanı olarak koruma alınmış Panamara alanı (nokta nokta ile çevrilmiş) ve internetten Panamara’da bulunan bir mezar fotoğrafı eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 02.10.2018 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    MUĞLA YATAĞAN ANTİK STARATONIKEIA ANTİK KENTİ VE DİNİ MERKEZLERİ
    LAGINA VE PANAMARA I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Muğla turizmin gelişmesi ile gerilerden en öne çıkan illerden biridir. Ağustos 2018 tarihinde gerçekleşen Kurban Bayramı’nı tatil olarak görenler tarafından dolup dolup taşmıştır. Ne derece doğrudur bilemem gazete haberlerinde bayram dolayısıyla 10 milyon insan Muğla ve çevresine yaklaşık bir milyon insan Akyaka’ya gelmiştir.
    Muğla çevresi antik kent ve kalıntılarla doludur. Her türlü kültürel antik alt yapılar da buna olanak sağlamaktadır.
    Bunların en başında Muğla’ya çok yakın olan Stratonikeia antik kenti gelmektedir. Yakın zamanda burada gerçekleşen İdil Biret konseri ve Sttratokeia antik tiyatrosunun müzikseverlerle doluşu pek çok şey anlatmaktadır.
    Ben bu yazımda antik kentin kuruluşu ve çok önemli iki dini merkezi Lagina ve Panamara hakkında bir özet sunacağım.
    Bu özetlerde bu yörelerde geniş araştırma yapmış olan George Bean’ın “Eski Çağda Menderes’in Ötesi” isimli kitaptaki bilgiler esas alınmıştır.

    Büyük İskender’in ölümünün ardından kurulan Suriye Krallığı döneminde Kral Seleukos I tarafından M.Ö 281 yılında kurulduğu kabul edilebilir. Aynı bölgede yapılan kazılarda daha önceden yerleşim izleri bulunmuştur. Ama kent kesin olarak Helen-Makedon kuruluşudur. Kent yapılan kazılarla gün gün eşsiz eserler aydınlığa çıkarılmaktadır.
    Kentin ismi ilginç bir aşk ilişkisine bağlanır. Kral Seleukos I oğlu Antiokhus’u çok sevmektedir. Oğul sararıp solmaktadır. Üvey annesine âşıktır, kral bunu öğrenince eşi Stratonike’yi M.Ö 294 tarihinde oğluna veriverir.
    Stratonikeia kenti onun onuruna kurulur. Bir aşk kenti olarak anılır. Krallığın başkenti Hatay ilindedir. Adına kent kurulan Stratonike burada yaşamış mıdır bilinmez.
    Stratonice Makedonya Kralı Demetrius ile Phila’nın kızıdır. Doğumu yaklaşık M.Ö. 317 yılıdır. Yaklaşık M.Ö 300 yılında Kral Seleucos ile evlenir. 17 yaşında genç ve güzel bir kızdır. Yaklaşık 6 yıl evli kalır. Krala Phila adında bir kız dünyaya getirir. Kralın oğlu Antiochus ile evlendirildikten sonra oğul krala da 6 çocuk doğurur.
    Stratonikeia kentinin iki önemli dini merkezi tapınma alanı vardır. Lagina ve Panarama
    LAGINA &TANRIÇA HEKATE
    Stratonikeia yaklaşık 10 km’lik bir kutsal yol ile Lagina Tapınak alanına bağlıdır. Burada tanrıça Hekate adına dikilmiş çok az görülür anıtsal bir tapınak yer alır.
    Tanrıça HEKATE hakkında Mitoloji de bilinenler ve inanılanlar şöyledir.
    Hekate Anadolu kökenli bir tanrıça olduğu kabul edilmektedir. Yunan Olimpos tanrıları arasında pek görünmez.
    Ölümün ve yeraltı dünyasının (Hades) anahtarları ondadır. Kötü rüyaların göndericisi olduğu gibi, koruyucu da Hekate’dir.
    Tanrıçaya çoğunlukla köpekler eşlik eder, Ayrıca köpeklerin ona kurban olarak sunuldukları bilinir.
    Aynı zamanda Ay Tanrıçası olarak da bilinir geceleri ana yollarda ve yol ayrımlarında gezerdi. Ayın son evresinde olduğu karanlık gecelerde çörek, balık, yumurta ve peynir sunularak tapınılırdı.
    Hekate kültü Anadolu ve Yunanistan’da pek çok yerde görülür. Ancak adına dikilmiş en büyük ve en görkemli tapınak Lagina’dadır.
    BU MUĞLA İÇİN ELE GEÇMEZ BİR FIRSATTIR., Athena, Artemis, Afrodit adına dikilmiş sayısız tapınak olmasına karşı, Muğla’da, Karia en muhteşem tapınak Hekate tapınağıdır.
    LAGİNA’DAKİ HEKATE KÜLTÜ NE KADAR ESKİ?
    Hekate rahiplerinden bahseden en eski yazılı belgeler Rodos’ta bulunmuş olup M.Ö 189-167 arasına denk düşer. Hekate hakkında belgeler M.Ö 125 yılından İlk Roma İmparatoru Augustos (M.Ö 27-M.S 14) gününe kadar tarihlenir.
    Burada çok önemli bir gerçek ortaya çıkmaktadır. Lagina’daki Hekate Tapınağı Stratonikeia kentin kuruluşunda çok daha sonraları olduğudur.
    M.Ö 81 yılından itibaren Hekatesia-Romaia her dört bir ihtişamlı törenlerle kutlanıyordu. Ayrıra Hekatesia törenleri her yıl kutlanmaya devam ediyordu. Bunun yanında yılda bir yapılan ve oyunlar eşliğinde ANAHTAR TAŞIMA FESTİVALİ ÇOK ÇOK ÖNEMLİYDİ.
    Tapınağın anahtarı bir alay halinde yürünerek Stratonikeia’dan Lagina’ya götürülüyor ve aynı törenlerle geri götürülüyordu.
    BU GELENEKLER TÖREN OLARAK DEVAM ETMELİDİR.
    Bu tapınma ve törenler Hıristiyanlığın yayılışı ile ortadan kalkmıştır. Ona inananlar kalmamıştır. Son zamanda öğrendiğime göre bu tapınmaları devam etmek isteyen sayıları yüzlerce ifade edilen küçük topluluklar oluşmaktadır. Ayrıca bu yaşanmış bir kültürdür, devam etmeli ve ettirilmelidir. Bu sayede geçmişte büyük uygarlık kuran bu insanların yaşayışı zorunlu ortaya çıkarılır ve bugün nerelere geldiğimiz görülebilir.
    KAZI ÇALIŞMALARI
    Lagina antik tapınak alanında 1892 -1893 yıllarında Osman Hamdi Bey tarafından kazı çalışmaları başlamıştır. İlk çıkanlar eserler İstanbul Arkeoloji Müzesine taşınmıştır. Bugün kazı çalışmaları devam etmektedir.
    Tapınak alanına sonradan Lagina adı verilmiş bu halk dilinde Leyne’ye dönüşmüş olup bu gün ismi Turgut’tur. Kazılarda pek çok yazıt ele geçmiş olup bu metinlerde ismi kutsal HIERAKOME olarak geçmektedir.
    Bu yazıtlar okunup yayınlanmalı hepsi Türkçeye çevrilmelidir.
    Muğla için olağanüstü öneme sahip Lagina’daki Hekate Tapınağının yeniden tasarlanmış 1/100 ölçekli giriş cephesi buraya konulmuştur. (1/100 ölçekli, çizim Z. Gider) Giriş kolon yükseklikleri yaklaşık 8 m
    Dikkatli bakıldığında eserin ne kadar muhteşem olduğu fark edilecektir.
    (Muğla Devrim 27.09.2018 yayınlandı

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 01-11-2018

    SEDİR ADASINDA ALTIN SARISI KUMLAR MISIRDAN MISIR KRALİÇESİ KLEOPATRA TARAFINDAN GETİRİLMEMİŞ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetesi’nin 18.08.2018 tarihli yazısında Sedir Adası’nda koruma altında olan kumlar hakkında bir haber yazısı yayınlandı benim de ilgimi ve dikkatimi çekti.
    Haber yazı Muğla Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. İlkay Kuşçu’nun bir bilimsel incelesiydi. Sedir “Adası kumlarının bir efsane olarak Mısır’dan 60 gemi ile getirildi ve Kraliçe Kleopatra sevgilisi Antonius ile deniz banyosu yaptığı yalandı” şeklindeydi.
    Çalışma kapsamında Sedir Adası’ndan ve Kleopatra’nın sarayının olduğu Mısır’da İskenderiye plajından alınan kumlar bilimsel olarak inceleniyor ve sonuçta bu efsanenin yalan, gerçek olmadığı vurgulanıyordu.
    Adı üzerinde efsaneler (mitolojiler) her zaman gerçek olmaz, ama kültürel hazinelerdir. Kültürümüzü oluşturur. Yazıda jeoloji açısından bilimsel gerçekler net olarak açıklanmıştır.
    Gerçekten Kraliçe Kleopatra, (M.Ö 69-30) kadınlığını da kullanan, tarihin en akıllı en ihtiraslı kadın devlet başkanlarından biridir. Ancak büyük hırslar ve arzular Büyük İskender (M.Ö. 356-323) ve Julius Sezar (Caesar) (M.Ö.100-44) gibi onları başarıdan başarıya taşımıştı. Büyük ihtiraslar Roma’ya karşı büyük savaş veren Kartacalı Hannibal (M.Ö 247-182) ve Pontus Kralı Mithridates VI (Ölümü M.Ö 63), ve Mısır Kraliçesi Kleopatra’ya devletlerini, hayatlarını, her şeylerini kaybettirmiştir.

    Devrim Gazetesinde 2016 yılında (25.05.2016 ve 28.05 günleri) Kraliçe Kleopatra ile ilgili yazım çıkmıştı. Bunlara ulaşmak için;
    www.mehmetbildirici.com Web 2015 Türkçe sayfa 3 (27) girilmelidir.
    Tanrıça Athena, Tanrıça Hecate mitolojik varlıklardır. Onlar onlara inananların kafasında yaşarlar. Büyük İskender, Kleopatra mitolojik kişiler olmayıp tarihi kişilerdir, ama halk gözünde tanrılaştırılmışlardır.
    Kleopatra hareketleri, davranışları, olağanüstü hareketleri ile halk onda tanrısal bir güç olduğuna inanmıştır.
    Yazımda Kraliçenin M.Ö 41 yılında Tarsus’a gelişi şöyle anlatılmaktadır.
    “Kleopatra’nın Antonius ile görüşmek için geldiği geminin yelkenleri erguvani, kürekleri gümüş, baş tarafı altın kaplamalıydı. Cleopatra bir deniz tanrıçası gibi gemiye bindiğinde flütler çalınıyor. Kleopatra “Aşk Tanrıçası” gibi giyiniyordu. Nimfler gibi giyinmiş çok genç ve güzel kadınlar geminin dümenini iple idare ediyor. Gemide yakılan kokular Kleopatra çevresindeki havayı şehvetli bir ortama sokuyor, Tarsus halkı bu manzarayı görmek için akın akın sahile doluşuyordu.”
    Tarsus’ta Kleopatra’nın karşılandığı kapının ismi bugün Cleopatra kapısı ya da halk söylenişi ile KANCIK Kapıdır. Bu kapı bu gün denizden çok çok içeridedir. Tarsus’un güneyinde Regma isimli sığ bir deniz vardı, buradan bir kanalla Tarsus’a gemi ile gidilebiliyordu.
    Bir süre birlikte Tarsus’ta kaldıktan sonra Antonius ile Kleopatra M.Ö. 41 yılında denizden Tarsus’tan Efes’e kadar görkemli bir seyahat ettiler, Gezi yapan yabancı bir hükümdar, Mısır kraliçesiydi. Nerelere uğradılar bilinmiyor, Örneğin Sedir Adası’na uğrandı mı? Mısır’dan kum getirildi mi? Göcek’teki Kleoptra deniz hamamı onun için mi yapıldı?
    Benim görüşüme göre Anadolu insanın hafızasında bu gezi çok geniş bir iz bırakmış, tanrıça gibi kabul edilmiş efsaneleşmiştir. Pek çok yerde onun yaşadığına inanılmıştır. Hakkında çok şey anlatılmıştır. Pek çok güzelliklere ona mal edilmiştir.
    Tarihi gerçekler ise şöyledir.
    Kendisinden küçük kız kardeşi Arsinoe IV (M.Ö 65-41) Kleopatra’ya daha önce isyan etmiş, Roma’nın Mısır’a gelişine karşı olmuş ama kaybeden taraf olmuştur. Sonuçta Roma’ya götürülmüş ve oradan Efes’te bir tapınağa kapatılmıştır. Ama orada da boş durmamış ablası Cleopatra aleyhine girişimlerde bulunmuştur..
    Efes’e geliş sebebi budur. Antonius kız kardeşi Arsinoe’yi onun gözü önünde idam ettirmiştir. Arsinoe ‘de Mısır Krallığının varisidir. Efes’e gömülmüştür.
    Cleopatra M.Ö. 37 yılında Antonius ile evlenmiş ona da çocuklar doğurmuştur. M.Ö 30 yılında ilk Roma İmparatoru olacak Augustus ile yapılan savaşı kaybetmiş kendisini bir yılana sokturarak intihar etmiştir….
    Tarihi bir antik kent olan Sedir (Cedrea) kalıntılar, antik tiyatro vardır. Hadi inandık, Kleopatra kumları İskenderiye’den getirdi, nerede kaldı? O öneme ait kraliçenin kalacağı saraylar nerede?
    Eşsiz güzellikteki Göcek adalarının birinde Kleopatra hamamı var. Hiçbir yazıt yok, alıca gözle inceledim. Kalıntıların daha sonraki dönemlerden kalma olduğu kanısındayım.
    Mitoloji ve efsaneler de değerlidir. Kültürdür, ama onları tarihi olaylarla eşdeğer görmemeliyiz.
    (Muğla Devrim 25.09.2018 yayınlandı)

  10. NİLGÜN AKMAN- ALANYA 05-10-2018

    Günaydın Hocam. Adım Nilgün Akman, Alanya'da yaşıyorum. Alanya HEP Üniversitesi'nde yüksek lisans yapıyorum.
    Tez konum; Tarihi Alanya Kalesi'nde su: Elde edilmesi ve kullanımı. Sizin yazılarınız bu konuda yolumu aydınlatıyor. Sizden ricam Alanya Kalesi ile ilgili bir çalışma yaptınız mı, eğer yapmışsanız nasıl ulaşabilirim bilgilendirirseniz sevinirim. Saygılar Alanya'dan selamlar.

    08.08.2018
    Sayın Nilgün Akman
    Mailini aldım. Çok teşekkür ediyor ve başarılar diliyorum. Benim Alanya Kalesi ile bir çalışmam yok. Ama bildiğim kadarı ile Kale üzerinde muhtemelen yağmur suyu ile dolan bir Bizans sarnıcı var.
    Antalya konusunda geniş kapsamlı çalışan DSİ emeklisi arkadaşım Galip Büyükyıldırım’ın adresini veriyorum. Ondan çok yararlanacağınızı umuyorum.
    Mail adresi galipbm@hotmail.com
    Güzel bir konu iyi çalışmalar diliyorum.
    Mehmet Bildirici

Toplam 422 yorum bulundu. 51-60 arası listeniyor.