Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 2981 25-03-2017

    FAHLBUCH İLE GERÇEKLEŞEN SON TOPLANTI 2015 ATİNA VI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Fahlbusch ile beraber olduğum, konferansların beşinci ve son olanı Mart 2015 de Atina’da gerçekleşti. Bu son yazımda bunu anlatacağım.
    Önce Yunanistan ile ilgili gezilerimden söz edeceğim, ilk defa 1998 yılında NOKTA turizm ile Yunanistan ve Atina’yı görme fırsatı buldum, ama bu bir tur gezisiydi. Kavala’yı Selanik’te Atatürk evini gezdik. Ben elimde harita ince ince incelediğimi gören diğer katılımcılar niye kendini yoruyorsun abi dediler. Kavala’dayız bir iki defa Yunanistan’a gelmiş tur görevlisi, buradan İstanbul kaç km dedir diye sordu. Ben de 475 km dedim nereden hemen bildin dediler, bak karşıda Yunan harfleri ile Konstaninopolis 475 yazıyor dedim.
    Atina kent içini gezdik, ama az kalsın en önemli eser Akropolis’te Athena tapınağını kaçırıyorduk, zira planlanan saatte orada grev vardı…
    2014 yılında ikinci defa tek başına gittim oğlum bana Atina merkezden bir otelde yer ayırttı, 4 gün süreyle adım adım elimde broşür ve harita gezdim… gezdim…inceledim… Ama sadece Akropol ve çevresi
    Eski Yunan uygarlığı hep polemik konusu, Avrupalı yazarlarla, bizim bazı Türk yazarlar farklı telden çalarlar, Efes Milet gibi önde gelen Grek yerleşimlerini Anadolulu daha da ileri giderek Hititli ve daha da ileri Türk gibi kabul ederler.!!!!!!
    M.Ö 5 yüzyılda gelişmeleri, Akropol’da Athena tapınağının yapılışını sanki o çağda yaşarmış biri gibi anlamaya çalıştım. M.Ö 5. yüzyılda Atina gibi bir kentin bütçesi ile nasıl böyle bir eserin yapıldığı, parayı mimar ve sanatçıları nasıl bir araya getirdiği gerçekten hayret verici…
    Son günü Sophocles ve Euripides gibi dünyanın en eski ve ilk açık hava tiyatrosunu bulabildim. Perişan!!!!! bu tiyatro öyle perişan mı olmalıydı. !!!!!!
    Eski Yunan uygarlığını ortaya çıkaranlar ve dünyaya tanıtanlar Yunanlılar değil Avrupalılar, Yunan hükümeti bunları onaracak ayağa kaldıracak güçten yoksun…. !!!
    2015 yılında Fahlbusch ile yapılan bu son gezide şahaneydi, Pek çok kent, müzeler hep beraber gezildi, Mora yarımadasında Olimpiyatların yapıldığı kente kadar gittik.
    Benim bu konferansta sunduğum bildirim, Malatya Derme Kanalı idi. Bu toplantının bildirileri henüz basılmadığından yayın ismini veremeyeceğim.
    Bu şahane toplantı ve gezilerin sonunda FHALBUSCH benden bu kadar, bu gezi ile elveda ediyorum dedi !!!!!!!
    Gene sarılma ve öpüşmeler bu veda anının bir fotoğrafı ekliyorum, yazımı aşağıdaki anı ile bitiriyorum
    Türk bilim çevrelerinde pek bilinmez, hocası Gunter Garbrecht ile Pergamon (İzmir Bergama) su yapıları üzerine en kapsamlı suyolları çalışmasını yapmışlardır. Kitap tamamlanınca Fhalbusch mektupla Taksim de Alman Elçiliği’ne git kitabı gör dedi. Gittim, daha önce gelen kitaplar kutusundan benim gözümün önünde açıldı. Çok kalın tuğla gibi iki kitap bol resimler, Almanca olduğu için almadım, Bir iki saat resimlerine baktım. Keşke alsaydım diyorum.
    Toplantılar bitti ama yılbaşı tebrikleri ve mailler devam ediyor, Fhalbusch’un bana verdiklerini asla unutmayacağım, benden sonra gelenlerin ve torunlarımın hatırlaması için bunları kaleme aldım. Tabii ki Fahlbusch’un tarihi su kültürüne verdikleri unutulmamalı Türk Halkı tarafından devamlı hatırlanmalıdır.
    Anadolu’muzun ve Ege’mizin kültür zenginlerini ortaya çıkarmada çaba göstermiş ve bana ışık vermiş Thomas Drew-Bear ile Henning Fhalbusch hakkındaki seri yazılarımı günlerce uğrayıp yayınlayan Muğla Devrim Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Nazife Ersöz Şahin Gazetenin sahibi ve başyazarı Muğla’nın kültür çınarı Ünal Türkeş’e de teşekkürlerimi sunarım.

    (Muğla Devrim yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 25-03-2017

    FAHLSBUCH TARAFINDAN 2012 YILINDA GERÇEKLEŞTIRILEN İKİNCİ İSRAİL KONFERANSI V
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Geçen yazımda 2004 yılında Türkiye Efes Antik kentinde ve 2007 yılında Ürdün Petra antik kentinde gerçekleşen konferanslardan söz etmiştim. Bu yazımda 2012 yılında ikinci defa İsrail’de gerçekleşen, Su tarihi konferansından bahsedeceğim. Burada da Anadolu antik kentlerine ait önemli sunumlar olmuştur. Katılanlar hemen hemen aynı 100 civarında yabancının büyük çoğunluğu Almanya’dan idi. Türkiye’den tek kişi gene bendim. Ben büyük çoğunluğu oluşturan Almanları tek tek tanıyamıyordum. Ama ben tek olunca herkes beni çok iyi tanıdı. Özellikle geçen yazımda, İsviçre’den benden 10 yaş büyük Martin Schwarz ile çok iyi arkadaş olmuştum. Bana göre çok pek çok konuda bilgisi ve deneyimi çok fazla olan harika bir Makine Mühendisi idi. İlerden ondan da söz edeceğim.
    Kasım 2012 de gerçekleşen ikinci İsrail gezimde siyasi gerginlik azalmış, Mescidi Aksa yerine yapılan muhteşem Emevi Cami ve çevresini çok iyi gezme imkânını bulduk. Eyal isminde Kudüs’ü (Jerusalem) avucunun içi gibi bilen Kudüs’ün tarihini bütün yönleri ile irdelemiş bir rehberimizin olması büyük bir şanstı. Tabii anlatılanlar İngilizce idi. Kudüs’ü tüm yönleri ile bize tanıttı.
    Konferans da sunulan bildiriler yaklaşık 20 civarındaydı. Bunun 7 adedi genel konularda ilgili idi. Diğerlerinin yarısı toplantı İsrail’de yapıldığından İsrail’den katılan yerel araştırmacılardan İsrail antik kentleriyle ilgiliydi. DİĞER YARISI OLAN YAKLAŞIK 7 ADEDİNDE ANADOLU ANTİK KENTLERİ BOY GÖSTERİYORDU. TÜRKİYE’DEN KATILAN BEN VE ALMANYA’DAN BİR ALMANLA KATILAN GÜL VARDI. ANADOLU HAKKINDA DİĞER BİLDİRİLER YURT DIŞINDANDI. ANADOLUNUN BU KONUDA ZENGİNLİĞİ BARİZ VE EZİCİ BİR ŞEKİLDE GÖRÜLÜYORDU.
    Her toplantıda olduğu gibi bu toplantı bildirileri bir kitapta yayınlandı.
    Benim bu toplantıda sunduğum çok özel bir konu idi. Biraz ondan söz edeceğim. 1993 yılında Konya Tarihi Su Yapıları araştırmalarımda Ermenek’e gitmiş ve o zamanki Ermenek Belediye Başkanı Halil Akbulut’u ziyaret etmiş su tarihi yönünden görmemi önereceği yerleri sormuştum. En başta Ermenek avgınları (yer altı su kanalı) ile çok büyük bir zenginliği sergiliyordu. Bana Ermenek’i iyi incele ve ben seni Yukarı Çağlar (Yukarı İzvit) köyüne göndereceğim dedi ve yanıma bir de zabıta verdi. Ben burası için bir gün ayırabilmiştim. Gözlerim fal taşı gibi açıldı ve buradaki harika su tünellerinin sadece çıkış noktasını görebilmiştim. Bunları DSİ tarafından yayınlanan kitabımda yer verdim. Bu harika su tünelleri konusunda ilk yazan ben Mehmet Bildirici’dir.
    Aradan uzun zaman geçti, internet ortamında bir “İzvitliler Sitesi” kurulduğunu öğrendim. Temas ettim, köyümüz İzvit’i çok seviyoruz. İzvit’i tanıtmak istiyoruz, dediler. Ben İzvit’te en bulunmaz eserin halkın SIRA DELİKLER diye adlandırdığı su tünellerini öne alın dedim. Bu konuda Ermenek basını ve internet sitelerinde çeşitli yayınlar çıktı.
    Bu arada aynı köyden İzmir’de yaşayan ALİ AKTÜRK isimli daha önce tanışmadığımız bir kişiden mail geldi, köyümüzle ilgilendiğinizi anlıyorum. Ben de köyümle ilgili pek çok resim var, gönderebilirim dedi ve gönderdi 1000 den fazla fotoğraf, bir hazine önüme gelmişti. Günlerce inceledim, Ağustos 2011 de köyde buluşmaya karar verdik ve buluştuk. Beni evlerinde ağırladı, yaşlı babası Mehmet Aktürk de bize çocukluğundan beri bilgiler sundu, bu şekilde biz meğer bilinmeyen bir KENTİ ORTAYA ÇIKARMIŞ OLDUK. Evet biraz şaka gibi ama değil gerçeğin ta kendisi
    Lafı kısa keselim ben arkadan İZVİT- SBEDE (Halen Yukarı Çağlar) hakkında internet ortamında bir kitapçık çıkardım 2012 yılında Konya Liseliler gezisinde Ermenekli yetkililere fotokopilerini sundum.
    Bu çalışmamı İsrail’de Fhalbusch’un önüne koydum. Bir gün katılımcıları bir kente su getiren tünelleri içine soktular, çizmeler dağıtıldı, tabii ben girmedim, Fhalbusch da gitmemişti. İki üç saat konuşma fırsatı oldu, organizatör olduğundan, yoğun bir çalışma içinde bulunduğundan onunla her an görüşmek zordu.
    Bu sohbet sırasında sunduğum bildirinin ayrıntılarını uzun uzun anlattım. Çok ilgisini çekti, gidince bunu detaylı hazırla gönder dedi, bu Anadolu için çok değerli ve hiçbir yerde yayınlanmamış eser ortaya çıktı.
    Bildiriler 2014 yılında “CURA AQUARUM IN ISRAEL II” olarak Almanya’da yayınlandı. Editör Tsivika Tsuk (İsrail) benim Karaman Ermenek Sbede Su Tünelleri sayfa 275-284 sayfaları arası bol resimli olarak yer almaktadır.
    Anadolu burada o kadar çok konuşulmuştur ki bunlar hakkında daha fazlası WEB sitemde bulunmaktadır.
    Yazıma 2012 de Fhalbusch ile İsrail’de çekilmiş bir fotoğraf eklenmiştir.

    (Muğla Devrim 16.03.2017 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 2986 16-03-2017

    MEHMET BİLDİRİCİ 2986
    Aralık 2016 ve Ocak 2017 aylarında havalar İstanbul’da soğuk ve karlı idi. Kan şekerim de yükseklerde idi. Bir dışarı çıkıp gazete almak beni yoruyordu, büyük bir halsizlik içindeydim. Ama masa başında bilgisayarda çalışıyor, çalışıyordum.
    Durumu kızım Eczacı Sibel Bildirici’ye açıklamak istedim. Baba dedi, madem bana soruyorsun, sıkı bir tıbbi kontrol olmalısın dedi. Ara ara izin alıp Şubat başında önce çalıştığı Okmeydanı hastanesinde önceden tanıdığı Onkoloji Bölümünde Uzman Dr. SÜLEYMAN ALTIN’A götürdü. Bir hafta süren kan tahlilleri, karın Doppler, kemik ölçümü dâhil çok detaylı bir taramadan geçtim. Sonuçta her şey normal çıktı, ilaç dahi vermedi, Ama kan şekeri 260-270 idi, Bu şeker mutlaka düşürülmeli bununla yaşanmaz, Vücuduna pek çok zararı olur. Kadıköy’de Diyabet Hastanesine gitmemizi önerdi.
    Kızım Sibel Uzman Doktor Enver Şükrü Göncüoğlu’ndan randevu aldı.. O da Konyalı imiş uzaktan uzağa akraba çıktık. Gene bir hafta süren tetkikleri yaptırdık, Nöroloji, beyin MR’ı, Göz, yediden D3 vitamini tetkikleri…
    Şu an tedavi ve ilaçlar devam ediyor. Şekerim eski seviyesine indi, eskisi gibi devam etse böbreklerimde beynimde hasarlar oluşacakmış, bunun için
    Eczacı kızım SİBEL BİLDİRİCİ’YE
    Doktor SÜLEYMAN ALTIN’A (Okmeydanı Hastanesi)
    Uzman Doktor ENVER ŞÜKRÜ GÖNCÜOĞLU’NA (Kadıköy Diyabet)
    Nöroloji Doktor KÜBRA BATUM’A (Kadıköy Diyabet Hastanesi)
    Devamlı doktorum Dr. MURAT MERTOĞLU’NA (Kirazlı Yunus Emre)
    Başarılı 3 sten takan Uzman Dr. ZEKİ DOĞAN’A (Kirazlı Medicine)
    Kalbi teşekkürlerimi sunarım. İyi ki varsınız.

    haber pano 2986
    Telefon 0 542 241 0302

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 15-03-2017

    MUĞLA ÜNİVERSİTESİ’NDE OKUYAN SAMSUNLU
    NEVİN ÖZİÇ’TEN HABER ALMAK İSTİYORUM
    Sayın Nevin Öziç
    Siz 1999-2000 yıllarında Muğla Üniversitesi’nde eğitim görürken mezuniyetinizi “ULA, GÖKOVA –AKYAKA” isimli bir kitapla taçlandırdınız. Tarihi konuda benden de bilgiler aldınız, Ula Uluları arasına beni de koydunuz, kitabınızı bana da gönderdiniz. Sizinle hiç yüz yüze görüşmedik. Ben onu aldım, itiraf edeyim, bir öğrenci kitabı diye fazla önemsememiştim. Ama sonradan inceleme fırsatı buldum. Meğer kitabınız bir öğrenci kitabının çok çok üstünde olduğunu gördüm. Kitabınızın yeniden basımı bu Belediye tarafından da olabilir. Muğla kültürüne çok değer katacağına inanıyorum
    Size ulaşmak istedim, Samsun’daki adresiniz bir İşhanı idi, evlenmiş olduğunuzu var sayarak, yeni soyadı aldığınızı kabul ederek bu ilanı yazıyorum. Bana ulaşabilirseniz çok mutlu olacağım….
    Akyaka Konusunu işleyen
    Mehmet Bildirici
    Tel o 542 241 0302

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 2979 11-03-2017

    TARİHİ EFES’TE 2004 YILINDA SU TOPLANTISI FAHLBUSCH IV
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Hidrolik konusunda önderim, Fahlbusch ile ilgili 3.yazımda 2004 yılında yapılacak toplantının Efes’te yapılacağını yazmıştım.
    Toplantıyı Efes’te uzun yıllardan beri kazı çalışması yapan “AVUSTURYA ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ himayesinde bünyesinde çalışan arkadaşım Gilbert Wiplinger düzenliyordu. Tabii bu işin başında Fahlbusch, ve arkasında kale gibi Avusturya Arkeoloji Enstitüsü….
    Toplantıya Türkiye’den Üniversite hocaları, Müze yetkileri, çevrede kazı yaban yabancı uzmanlar katılıyordu. Tabii bir o kadar da yurt dışından tarihi su konusuna meraklılar. Toplantıya o kadar bildiriler sunuldu ki bunları tek tek saymaya imkân ve gerek yok. Toplantıdan iki yıl sonra kongrenin iki cilt halinde İngilizce ve Almanca kitabı çıktı. DÜNYA TARİHİ, ANADOLU TARİHİ, EGE TARİHİ yönünden bulunmaz bir altın kitap. İçinde hep Anadolu, hep su uygarlığı… !!!!!!!
    CURA AQUARUM IN EPHESUS Volume 1-2 edited by Wilbert Wiplinger 534 sayfa
    Burada bir açıklama yapmam gerekir Latince “Cura Aquarum” sözcüğü antik Roma’da “Su Yönetimi” kurumu anlamına geliyor. Editörü (düzenleyen Gilbert)
    Bu arada çeşitli antik kentler su yapıları gezildi. Burada bir noktada açıklama ihtiyacı duyacağım. Daha önceki çalışmalarımda çok su yapısı inceledim, ama tek başıma bakıyorum, bakıyorum, anlamaya çalışıyorum. Burada durum farklı antik kent su yapısını en iyi bilen anlatıyor, sorular soruluyor, bu tartışmalar pek çok noktayı aydınlatıyor.
    Sonuçta Bergama (Pergamon), Priene, Denizli Laodikya, Pamukkale Hierapolis kentleri gezildi. Anadolu tarihinden sayfaların yer aldığı 534 sayfada anlatılabilen bir konferans bir yazıda açıklanması mümkün değildir.
    Benim burada bildirim “The Cistern and Aqueduct of Keramos in Ancient Caria”
    Türkçe olarak Antik Caria’da olan Keramos kentinde (Ören) sarnıç ve Suyolu” idi. Volume 1 (cilt) 147-150 sayfalarda yayınlandı.
    Özellikle 1996 yılından itibaren Akyaka ve çevresini daha dikkatli gezmeye başlamıştım.
    Bir defa yolum Ceramos (ÖREN) yolum düştü, suyolu ve su deposu çok değişikti. İlgimi çekti, hemen fotoğraf ve krokilerini çizdim ve daha önce Fahlbusch’a gösterdim, çok ilgi çekici buldu bunu bir bildiri yap demişti. Ben de yazdım ve toplantıya sundum.
    Ören’e girişte tepede bir su sarnıcı bulunmakta sanıyorum, gelen su biraz kumlu burada havuzda süzülüyor. Tabii ben bunu ön tahminle sezinlemeye çalıştım.
    Buradan Muğla Müzesi ve Kültür Müdürlüğüne’ de sesleniyorum. Burada mutlaka kazı yapılıp gerçek ortaya çıkarılmalıdır. Dünya çapında bir su yapısı ortaya çıkacak.
    Ayrıca su doğudan su kemerleri ile geliyor. Üzerinde benim de tespit ettiğim ilginç su kemerleri var. Ama geniş bir vadi her iki tarafından ayakların kalıntılarından burada çok muhteşem bir kemer olduğunu sanıyorum. Benden sonraki Muğlalı su mühendisleri meslektaşlarıma buraya eğilmelerini öneririm. Keramos’taki su yapıları Muğla için zor bulunur bir hazine niteliğindedir.
    Biraz da işin eğlence tarafına girersek Efes’te tarihi Celcius kitaplığı önünde bir akşam muhteşem kokteyl verildi ki harikaydı, sanki karanlıkta sadece cephesi olan bina muhteşem şekilde hayal edilebiliyordu. Hizmeti ise güzel boylu boslu Türk kızları yapıyordu, bir özelliği Efes günündeki şahane tuvaletlerle, ben böyle bir kızla fotoğraf çektirdim. Onu ekleyeceğim
    İtalyan kazı heyeti de Hierapolis antik kenti kazı alanında bir klasik batı müziği dinletisi sundu, bu dinletiden sonra bir yemek vermişti unutulmazdı. Efes toplantısı benim katıldığım ikinci toplantıydı. Pek çok yerli yabancı kültür dostu edindim.
    Fahlbusch’un düzenlediği üçüncü toplantı Ürdün (Jordan) tarihi PETRA kentinde idi. Hemen hemen aynı yabancı bilim adamları buradaydı.
    PETRA kenti 2000 yıl önce bir Arap ve Roma kenti idi. Çok değişik görülmeye değerdi. Burada çok fazla detaya girmeyeceğim.
    Ben burada “İstanbul Kilyos bulunan şahane bir su terazili sistemi bildiri yaptım ve sundum. Daha ileride SU TERAZİSİ seri yazımda geniş şekilde bahsedeceğim, bu konuya geri döneceğim. Bu yazımı Amman kentinde kaldığımız Otelde bir akşam bizler için özel salonunda Ürdün hükümeti su Bakanı Osman El-Kürdi (!!!) şahane bir yemek vardı. Bu “Water Historians- Su Tarihçileri içindi. Bu grup arasında Türkiye’den katılan tek kişi bendim.
    Burada Ürdün Su Bakanı Ürdün’ün su durumu konusunda İngilizce geniş açıklamalar yaptı. Bu arada bilgisayarda iki defa görüntü kayboldu, hemen ortaokul öğrencisi yaşlarında bir çocuk muhtemelen oğlu hemen gelip bilgisayarı ayarladı.
    Bu toplantıdan bir fotoğrafı da ekliyorum.
    Bir sonraki yazımda diğer çok önemli iki toplantıya yer vereceğim.
    Devam edecek
    (Muğla Devrim 10.03.2017 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 2978 11-03-2017

    BENİ ULUSLARARASI TOPLANTILARA TAŞIYAN PROF FAHLBUSCH III
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Geçen yazımda Fahlbusch, Türk Milli Sulama Drenaj Komisyonundan bir yayın istemişti, bununla ilgili geçen yazımı; konuya merak sarmıştım, yürümeliydim, Fahlbusch böyle istemişti” diye yazmıştım.
    Daha sonraki yıllarda “Tarihi ve Kültürel Değerleri ile Tarihi Sulama, Su Toplama ve Taşkın Koruma Tesisleri” isimli çalışmamı (yaklaşık 200 sayfa), DSİ Genel Müdürlüğü’nün 50 kuruluş yılı için yayınlanmak üzere sundum. Bu defa kitabım didik didik incelenmişti. Ama bu inceleme konunun özüne dönük değil, bilgisayar yazılımı ile ilgili idi. DSİ Genel Müdürlüğü konuların içeriğine dönük bir müdahale etmemiştir. Birkaç defa düzeltme yaptım, sonunda götürdüm, DSİ Genel Müdürlüğü ilgili bölümüne teslim ettim. Ama basım tekniği yönünden bir sürprizle karşılaştım.
    1994 yılında basılan ilk kitapta yazılar arasına resimler için boşluk bırakmış ve buralara resimleri yapıştırmıştım. Ofset usulü basılmıştı. Bu defa teknoloji değişti, resimlerde bilgisayara geçecek dediler. En başa dönmüştüm, bu tekniği bilmiyordum. Oğlum Öztuğ imdadıma yetişti, 3 gün resimleri tarayıp (scan) bilgisayara yerleştirdi. Bu arada bu tekniği de öğrenmiş oldum.
    Aceleye geldi taramalar renksiz oldu, kitap ebadı A4 formundan küçüktü, resimler rahat yerleşemedi, ÜSTÜNE ÜSTLÜK KİTABIN YAZARI OLARAK MEHMET BİLDİRİCİ ACELEDEN unutulmuştu, Yazarı olmayan bir kitap !!!!!
    İstediğim gene olmamıştı. Beş yıl daha çalıştım. Tüm resimler renkli olarak taranıp yerleştirilmişti, 2009 yılında Genel Müdürlükçe CD olarak yayınlandı.
    Kitabım tarihi sulama, taşkın koruma konularında benzeri olmayan değerli bir yayın olduğuna inanıyorum. Web sitemden kolayca erişilebilir ve indirilip ciltlenebilir. Dijital çalışan bir fotokopicide ciltlenmesi dahil sadece yarım saat almaktadır.
    Fahlbusch ile ilk buluşmamız sanıyorum 2000 yılında bir Ege kenti Milet’te oldu. Bana gönderdiği mektupta Milet’te bulunacağı günü yazıyordu. İstanbul’dan otobüse atladım, yazdığı tarihte orada oldum. İlk defa karşılıyorduk. Sarıldık, öpüştük, bana Milet suyollarını ve Milet’i bilen bir kişi olarak gezdirdi. Kazı heyeti başkanı Gerhard Tuttahs (1926-2013) idi. Daha sonra Tuttahs’ın bir dergide yayınlanmış “Millet Suyolları isimli Almanca bir bildirisini yolladı, benim Web sitemden ulaşılabilir.
    Önceleri Tuttahs’ı arkeolog sanıyordum, sonra ki araştırmalarımda Almanya’da firması olan çok ünlü bir su mühendisi ve Milet kazılarında su konusunda danışman olduğunu öğrendim. Daha sonra Almanca “Milet und das Wasser-Milet ve Su” isimli 500 sayfa kalınlığında bir kitabını aldım, halen arşivimde bir antik kentinin tarihi su kitabı, İŞTE ANADOLU’NUN VE EGE’NİN ZENGİNLİĞİ !!!!!!!!
    Bundan sonra Fhalbusch düzenlediği 5 altın toplantıya katılmamı sağladı. Bunların ilki 2001 yılında İsrail’de gerçekleşti. Fhalbusch İsrailli bir ekiple tarihi su konusunda uzun zamandan beri çalışıyorlarmış. Burada iki İsrailli ile tanıştım. Biri genç ve civa gibi bir arkeolog Tsvika Tsuk, gezilerde rehberlik yanında ilginç fıkralar anlatırdı. Biri ise yaşlı başlı tarihi ve su konusunda bir bilge YEHUDA PELEG idi. Toplantıyı o düzenliyordu. Türkiye’den tek katılımcı bendim. Beni çok yetkili bir Genel Yöneticisi sandılar bu yönde sorular yönettiler. Ben kendi paramla Fhalbusch’un daveti ile katılan resmi bir hüviyeti olmayan biri olduğumu söyledim.
    “Benim tebliğ konum “ANADOLU’DAKİ TARİHİ BARAJLAR” idi. Bu benim yurt dışında İngilizce yaptığım ilk sunumdu. Heyecanlanmadım desem yalan olur. Fahlbusch bazı yerlerde yardımcı oldu. Yaklaşık bir hafta süren konferansın yarısı ders yarısı ise gezi şeklindeydi. Pek çok tarihi su yapısını gezdirdiler. Siyasi durum karışıktı. Kudüs’ün Arap bölgesine Müslümanlar dışında geçiş yasaktı. Ben bir gün fazla kaldım, Mescidi Aksa yerine yapılan camiyi görmek istedim. Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, Müslümanım dedim. İki terörist kılıklı genç ben den “Kurandan bildiğin birkaç ayet oku dedi” Müthiş Şoke oldum ve bozuldum, girişten vaz geçtim. Halbuki Kudüs’te (Jerusalem) tarihi kiliseler dolu ve kapıda sen kimsin diye soran olmuyordu.
    Sonuçta ilk defa İsrail’i gezdim, Bildirim Almanya’ya yayınlanan kitapta yayınlandı. Bildirimi Toplantıyı düzenleyen Yehuda Peleg düzeltmişti. Yehuda Peleg ile ilgili tekrar yazacağım. Önümüzdeki 2004 yılındaki toplantının Türkiye’de Efes antik kentinde yapılmasına karar verildi ve toplantı sona erdi.
    Yazım ekine suyu ölçen güzeller isimli fotoğraf eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 09.03.2017 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 2977 11-03-2017

    Geçen yazımı şu cümlelerle bitirmiştim. Fahlbush ilk mektubu ile beni sevmişti, benim elimden tuttu, bende onun elini hiç bırakmadım…. Bana pek çok yurt dışı toplantılarına kapı açılmıştı.
    Fahlbusch Uluslararası Drenaj Komisyonu Başkanı iken 1996 yılında Kahire’de yayınlanan bildirimin arkasından 3 yenisi daha yayınlandı, bunlar;
    1999 yılında İspanya Grenada kentinde yapılan kongre de “Konya Çevresinde Çağlar Boyu Tarihi Su Yapıları” ve gene aynı kongrede ‘Bayburt Ovası Sulama Kanalları”
    Bunlar birer Fransızca özetle birlikte İngilizce sunulmuştur. Bu Bayburt’ta nereden çıktı diyeceksiniz. Kısa hikâyesi şöyle. DSİ IV. Bölge Müdürlüğünde çalışırken eski proje ve evraklar SEKA Kâğıt Fabrikasına gönderiliyor. Kapıların önüne yığılmış, bir arkadaşımın çayını içmeye gitmiştim. Bunlar ne olacak diye sordum, Seka’ya gidiyor dedi, can havliyle karıştırdım, aralarında Süleyman Demirel’in DSİ Genel Müdürü olduğu dönemde çıkmış bir kitaba rastladım hemen aldım. “Türkiye’de Mevcut Sulamalar hakkında bir araştırma 1960” Bir altın kitap, bunu inceledim. En çok mahalli eski sulamaların BAYBURT da olduğunu gördüm ve oraya inceleme için görevlendirildim bu ilginç çalışma ortaya çıktı. Buradan büyük Su Mühendisi Sayın SÜLEYMAN DEMİREL’İ saygı ile anıyorum. Bu kitabı tarayıp Web siteme koydum, kolayca ulaşılabilir.
    Sulama Drenaj komisyonunun 2002 yılında Canada Montreal’da yapılan toplantısında son bildirim yayınlandı. Bu Antik Çağda İstanbul Galata Suyolları” oldu. Daha sonrada Fahlbusch bu kurumun başından ayrıldı.
    Ben bu ülkelere gidemedim. Bildirilerim oralarda boy gösterdi.
    Fhalbusch beni meraklı bulmuş Almanca ve İngilizce pek çok yayınını göndermişti.
    Bunlar Türkiye’de bulunmayan, hatta üniversitelerde bilinmeyen konulardı. Dünyalar benim oldu.
    Bu kitap ve yayınlar İngilizce ve Almanca idi. İngilizcelerini kendim okudum. Almanca olanlarında oğlum Öztuğ yardımcı oldu.
    Bunlara örnek vermek gerekirse
    -Roma döneminde suyun debisininin (miktarının) ölçülmesi, Vitrivius (M.Ö 1yüzyıl) ve Frontinus (1 yüzyıl). Su konusunda kitap yazmış bu Romalı yazarları ilk defa duyuyordum. Örnek olarak bu konuları 1997 yılında DSİ tarafından Fethiye’de düzenlenen bir Sempozyum da konu ettim.
    Çay içme aralığında Ortadoğu Üniversitesinden bir doçent “Vay anasını Vitrivius’u biz mimarlık yazan biri diye bilirdik, meğerse aynı zamanda sucu imiş” dedi. !!!!!!
    Bu gönderilen kitap ve broşürler arasında Helenistik ve Roma dönemi suyollarının ana özellikleri, bu dönemde kullanılan basınçlı sifonlar, bunların işletilmesi, temizlenmesi Hocanın Türkiye antik kentlerindeki “Priene, Patara, Bergama (Pergamon)” kentlere ait tek başına ve arkadaşları ile birlikte çalışmaları yer alıyordu…..
    Prof. Dr. Fahlbusch 06.10.1995 tarihli mektupta, Kahire’de çıkan yazımı Uluslararası Drenaj Komisyonunun merkezi Hindistan’a göndereceğinden söz ettikten sonra çok çok önemli bir konuya giriyordu.
    Uluslararası Drenaj Komisyonu’nun Türk Milli Komitesinin Akdeniz Bölgesi için bir yayın hazırlaması için İzmir’de yaşayan Prof Dr. Ünal Öziş’i atadığını belirtiyordu. (Ünal Öziş’de birlikte pek çok etkinliklerimiz olan büyüğüm, abim, onunla ilgili ayrı bir yazı yazacağım)
    Sayın Fahlbusch BANA ÇOK ÖNEMLİ bir teklifte bulunuyordu. Ünal Öziş ile görüş ona yardımcı olabilirsin, 200 sayfa civarında bu konuda bir özet çıkarabilirsiniz. Portekiz bunu gerçekleştirdi diyordu
    Bu benim için kaçırılmaz bir fırsattı. Hemen İzmir’de Prof. Dr. Ünal Öziş ile temas kurdum, Sayın Fahlbusch önerisi doğrultusunda her türlü yardıma hazırım, Ama benim İngilizcem sizin kadar değil benim Türkçe yazdıklarımı siz İngilizce yapın diye yazdım.
    Drenaj Komisyonu Türk Milli Komitesi Başkanı ve DSİ Genel Müdür Yardımcısı Sayın Ahmet Ünver’e 18. Ekim 1995 tarihli uzun bir dilekçe yazdım.
    Özetle önceki DSİ Genel Müdür’ü Raif Özenci’nin 04.10.1993 tarihli yazısı ile beni tarihi su yapılarının ortaya çıkarılmasında Türkiye genelinde Koordinatör olarak atadığını, 1994 yılında KONYA tarihi su yapılarının yayınlandığını yazdım. Gerek Prof Dr. Fahlbusc, gerekse Prof Dr. Ünal Öziş ile yakın ilişki içinde olduğunu yazdım ve mektubumu şu cümlelerde bitirdim.
    “Çok sevdiğim bu konuda Prof Öziş’in talimatları doğrultusunda her türlü çalışmaya hazırım. Sizden teşvik ve destek bekliyorum. Kendimi ve sizleri mahcup etmeyeceğime ve konuya katkıda bulunacağıma inanıyorum.
    Sayın Genel Müdür yardımcısından bir cevap gelmedi, Kendi açısından haklıydı, Profesör olmayan bir inşaat mühendisine bu desteği vermeye yanaşmadı. Belki de çalıştığım bölge uygun görmedi !!!!!!!
    Bu konuda Sayın Öziş ile çeşitli yazışmalarım oldu. Hatta taslak bir liste bile gönderdim… Ama bir sonuç çıkmadı…… Fahlbusch’un önerisi havada kaldı
    Konuya merak sarmıştım. Yürümeliydim… Fahlbusch böyle istemişti….
    ( Ekli fotoğfta Fahlbusch ve eşi Cornelia- İstanbul)
    (Devam edecek)
    (Muğla Devrim 06.03.2017 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 2976 11-03-2017

    SU KÜLTÜR TARİHİ KONUSUNDA BENİM ELİMDEN TUTAN ALMANYA’DA HİDROLİK HOCASI PROF. DR. HENNING FHALBUSCH (1945) I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önceki yazımda Anadolu tarihi konulu kültür birikimimde büyük katkıları olan Prof. Dr. Thomas Drew-Bear hakkında yazmıştım.
    Bu yazımda da Almanya Lübeck Hochscule’de hidrolik hocası Prof. Dr. Henning Fahlbusch (Falbuş okunur) konu edilecektir. Fhalbusch meslektaşım, köken olarak inşaat mühendisidir. Hidrolik dersi ise barajları, sulama kanallarını konu alan inşaat mühendisliğinin en kök ve zor derslerinin başında gelmektedir.
    Fahlbusch modern konuları işleyen bir hidrolik hocasıdır. Ancak Roma ülkelerinde (tabii Anadolu ve İtalya, Mısır dahil) tarihte gerçekleştirilmiş su yapıları karşısında büyük duyarlık göstermiş modern hidrolik yanında tarihi hidrolik konusuna da girmiş her ikisini birlikte yürütmüştür.
    Modern ve tarihi hidrolik yapıları birbirinden farklı mıdır? EVET ÇOK ÇOK FARKLI
    Bugün basınca dayanıklı, çelik, beton plastik borular vardır. En önemlisi güçlü pompalar mevcuttur. Suyu pompajla vadilerden ve tepelerden aşırmak çok kolaydır, antik çağda ise suyu yer çekimi (cazibe) ile taşımak zorunlulukta, suyolunun önüne vadi çıktığında suyun seviyesini düşürmeden karşıya aktarılması gerekirdi. O halde bugün gerek duyulmayan tesislerin vadiye uygulanması gerekirdi. Vadilere duvarlar su kemerleri inşa edilmeliydi. Tüm Roma imparatorluğunun hüküm sürdüğü yaklaşık 25 ülkede bunlara bolca rastlamak mümkündür. Bu arada Anadolu’muz çok çok zengin bir açık hava müzesi niteliğindedir.
    Antik çağda Sümerler ve Hititler zamanından beri pişmiş toprak borularla (künk) su getirilmiştir. Bu borularda su yer çekimi (cazibe) ile gerçekleştirildiğinden boruların duvar kalınlığı azdır. Yaklaşık 1-2 cm kadar
    Daha sonra bu toprak (künk) borular yanında taş, kurşun, duvar kalınlığı artırılmış pişmiş borular da kullanılmıştır. Bunlar basınca dayanıklı olduğunda vadiler ters sifon (U borusu) ile aşılabilmiştir. Anadolu’muzda dünyada çok az görülebilen örnekleri vardır.
    İzmir Bergama (Pergamon), Antalya Aspendos, Muğla’nın güneyi Patara’da, Denizli Laodikya kentinde bunların kalıntıları bugünlere gelebilmişlerdir.
    Sayın Henning Fhalbusch Almanya Lübeck Fachhochule’ de hocalık yaparken aynı zamanda Uluslararası Sulama Drenaj (ICID) komisyonunun başkanıdır.
    Ben yazımın devamında onunla nasıl tanıştığımı kendisinden pek çok şeyler öğrendiğimi ve bunları Türkiye’de tanıtmaya çalıştığımı yazacağım.
    1994 yılında DSİ Genel Müdürlüğü tarafından “KONYA TARİHİ SU YAPILARI” kitabım yayınlandı. Bu kitap DSİ Genel Müdürlüğünün 40. Kuruluş yılı dolayısıyla yayınlanan 4 kitaptan biri idi. 1000 adet basılan kitap tüm Üniversite ve kütüphanelere dağıtıldı.
    Yukarıda sözünü ettiğim Uluslararası (ICID) komisyonunun DSİ Genel Müdürlüğü de üyesidir, bu vesile Fhalbusch hocanın adresine oradan ulaştım..
    10.12.1994 tarihinde kendisine ilk mektubumu yazdım. O günden bu yana dostluğumuz sürmektedir, yazışma dilimiz İngilizcedir. Mektubumda DSİ tarafından yayınlanan kitabım konusunda görüşünü sordum.
    15.01.1995 tarihli ilk mektubunda özetle şöyle yazıyordu.
    “Gönderdiğin mektubu aldım, teşekkür ederim. Sizinle temas kurmaktan büyük keyif aldım. Sizin güzel kitabınızı “Konya Tarihi Su Yapıları, Karaman, Niğde Aksaray” edindim. Ancak Türkçe bilmediğimden sadece bazı Türkçe hidrolik terimleri bildiğim kadar inceleyebildim.
    Mektubunuzda araştırmayı sevdiğinizi ve devam edeceğinizden söz ediyorsunuz. Siz den 1996 yılında Kahire’de yapılacak “Uluslararası Drenaj Tarihi kısmı için bir bildiri hazırlar mısınız teklifini yapıyordu.
    Bu benim aradığım çok altın bir fırsattı. DSİ Genel Müdürlüğünde bulunan Türkiye Drenaj Komisyonu ile görüştüm. Kendileri hiçbir faaliyet içinde değillerdi. Konya’dan bir Başmühendisin desteklenmesi uygun olamazdı. !!!!!! Zira beni yakından tanımıyorlardı.
    Ama ben kararlıydım. Konumu seçtim. Konya Ereğli’de Roma döneminden beri kullanılan 52 km uzunluğunda ALAN ARK Kanalı.
    Bu benim yurt dışında yayınlanan ilk İngilizce bildirim idi. Çok iyi bir başlangıç oldu. Şunu da belirtmeliyim, benim İngilizcem yurt dışında eğitim almadığımdan bir bilimsel makale için yeterli değildi, tamamen kendim tarafından hazırlanan metin geçen yazımda belirttiğim gibi Thomas Drew-Bear tarafından düzeltilmişti.
    Fahlbush ilk mektubu ile beni sevmişti, benim elimden tuttu, bende onun elini hiç bırakmadım…. Bana yeni pek çok yurt dışı toplantılarına kapı açılmıştı.
    (Devam edecek)
    (Muğla Devrim 03.03.2017 yayınlandı)

  9. ŞANLI URFA ARKEOLOJİ DERGİSİ 11-03-2017

    Germüş Köyündeki Tarihi Su Kanallarını Tehdit Altında
    02.Nisan 2015
    Nis 2, 2015
    805

    İnşaat Yüksek Mühendisi Mehmet Bildirici, tarihi bir Ermeni yerleşimi olan Urfa’nın Germüş köyündeki tarihi su kanallarını bekleyen tehlikeye dikkat çekiyor. Bildirici, imara açılan Germüş köyünde tarihi eserlerin yanı sıra su kanallarının da tehdit altında olduğunu belirtiyor.
    2011’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın teklifiyle ‘turizm gelişim merkezi’ ilan edilen Germüş’teki Surp Asdvadzadzin Kilisesi gibi tarihî yapıların turizm amaçlı kullanımıyla ilgili her türlü yetki, Kültür Bakanlığı’na geçti. Germüş Kilisesi ve çevresindeki yerleşim alanları, daha önce Şanlıurfa Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nca “kentsel arkeolojik sit alanı” ilan edilmişti. Bu çerçevede, 8 adet konut da tescil edilmişti. Buna rağmen, Kültür ve Turizm Bakanlığı Turizm Yatırımları, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Genel Müdürlüğü izniyle, Ermeni mezarları ve yerleşim yerlerine 1.6 emsal imar izni verildi. Böylece, ‘kentsel arkeolojik sit alanı’ ilan edilen alanlara imar izni verilmediği hâlde, Germüş Kilisesi ve çevresinde boş arazilerin bulunmasına rağmen, ikinci bir kilise ile 19. yüzyıldan kalma taş yapıların bulunduğu yerleşim alanına, imar izni verilmiş oldu.
    Sudan gelen miras
    İnşaat Yüksek Mühendisi Mehmet Bildirici, Agos’a yaptığı açıklamada, Germüş’ün bir başka tarihî zenginliği olan ‘kehriz’lere dikkat çekiyor.İçme suyu şebekesinin olmadığı dönemlerde, içme suyunda kullanmak ve tarım arazilerini sulamak üzere dağ eteklerinden, yelpazeler içindeki geçirimli katmanlardan su taşıyan yatay yer altı su yolu sistemine ‘kehriz’ deniyor. Mehmet Bildirici’nin DSİ (Devlet Su İşleri Müdürlüğü) tarafından yayımlanan ‘Tarihi Sulamalar’ adlı bir kitabı var. DSİ kaynaklarından yararlanarak yararlanarak hazırladığı kitabında Bildirici, su kaynaklarının kullanımınının ve su anıtlarının tarihine odaklanıyor.
    ‘En güzel kehriz’
    Agos’a konuşan Bildirici, Germüş’teki su kanalları hakkında şöyle diyor: “2014 yılında Sarkis Seropyan ve Nazar Binatlı yönetimindeki gezide, Göbeklitepe’den sonra, bir saatliğine Germüş’e uğradık. Köyü görünce çok heyecanlandım. Kanalların ve giriş su alma bacalarının dolduğunu, esasen köyün nüfusunun da çok az olması nedeniyle fazla suya ihtiyaç kalmadığını gördüm. Konuyla ilgili daha sonra yaptığım araştırmalarda, Germüş’te bulunan su yollarının Ermenice isimleri olduğunu öğrendim. Bugüne kadar katıldığım uluslararası tarihî su toplantılarında, bu tür ‘kehriz’lerin (su kanallarının) İran’dan dünyaya yayıldığı görüşü vardır. Ben şahsen buna karşı çıkıyorum. İran’da MÖ 6. yüzyılda Darius’un yönetiminde, çok önce MÖ 9. yüzyılda Urartu döneminde, su kanallarının rastlanmaktadır. Urartular, dünyanın en eski su uygarlıklarından biridir. Kehrizlerin Doğu Anadolu’da, yani Ermeni platosunda çıktığını savunuyorum. Bu açıdan Germüş, Türkiye’de ve dünyada en güzel kehriz örneklerinden biridir.”
    Germüş’ün imara açılmasının, tarihî su kanalları için de önemli bir tehlike oluşturduğuna dikkat çeken Mehmet Bildirici, kamuoyunu ve yetkilileri, Germüş’teki tarihî miras konusunda duyarlı olmaya çağırıyor.
    02.04.2015 Agos

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 2973 11-03-2017

    MEHMET BİLDİRİCİ HAYAT HİKÂYESİ 2973

    Bu site de Mehmet Bildirici’nin 2009 tarihinde yazılmış hayat hikâyesi bulunmaktadır.
    Gururla okudum Paylaşmak istedim.

Toplam 152 yorum bulundu. 51-60 arası listeniyor.