Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 2993 25-03-2017

    YENİ OKUDUĞUM KİTAPLAR
    Bir kitap kurdu, bir kitapsever, olarak katıldığım müzayedelerden hemen okumak, zaman bulunca okumak ve kitaplığıma yerleştirmek için de kitaplar alıyorum.
    Bunlara da örnekler.
    -Kürk Mantolu Madonna, Sebahattin Ali (Gümülcine 1907-Kırklareli 1948)
    Okudum Yapı Kredi Yayını, 160 sayfa, ilk 1998 çıkmış, bu 84.baskı
    Konya Orta Okulunda Almanca öğretmenliği de yapmış,
    Almanya’da geçen ilginç bir aşk….. İyi bir yazar
    Aynı yazarın Konya’da geçen olayları anlatan kitaplarını okumuştum.

    -Eşref Üren, Türkkaya Ataöv, İngilizce tanınmış ressamın hayatı, İş Bankası yayını 46 sayfa + resimler, Türkkaya Ataöv eskiden Daily News’te yazılarını çok okuduğum çok bilgili ve çok değerli bir yazar, ancak bazı konularda tarafsız göremedim….

    -Fazıl Say, Gürgün Say (annesi) , 218 sayfa, 2000,
    Annesi tarafında yazılan kitap, oğlunun çocukluğunu anlatıyor
    Ben genelde Mezzo kanalında Fransız klasik batı müziği dinlerim, burada övünerek söylüyorum görünen tek Türk piyanisti, FAZIL SAY bununla iftihar ediyorum.
    Burada doğuştan Fazıl Say’ın ağzında ve dudağında problem olduğunu öğrendim.. Annesi 3 yaşında müzikte tempo tutmaya başladığını, oyalanmak içinde önüne 100 kadar plak koyduğunu, bunları kendi kendine çalmayı öğrettiğini yazıyor. Fazıl bebek bu kadar plak içinden hep Mozart’ın plağını çıkarıyor ve onu çalıyor.
    Bu beni uzun uzun düşündürdü. Kendi ailemi düşündüm, babamın sesi çok güzeldi, doğaçlama şarkı söylerdi, bu ise ailede garip karşılanırdı. Ailede müzik eğitimi alan yoktu, Lisede okurken bu müziğe ne gerek vardı düşüncesinde idim. Ama Danimarkalı yazışma arkadaşım (pen friend) KETTY’’nin uzaktan etkilemesi ile Klasik Batı Müziği olduğunun farkına vardım. İstanbul’da öğrenci iken 1960’lı yıllarda Konya Talebe yurdundan yalnız başına, ŞAN sinemasında klasik batı Müziği konserlerine gitmeye başladım, tabii çok değişik geldi, biraz direndim, aradan geçen uzun zaman zarfında Mozart’ı tanıdım, mutluyum…
    Üç yaşında Fazıl bebeğin ulaştığı Mozart’a yıllar yıllar sonra ben de ulaşmışım…. Ne ilginç

    -Anılarla Patronum Vehbi Koç, Can Kıraç,, 1995
    Vehbi Koç’un hayatından kesitler veriliyor,
    Ankara’da bir bakkal çıraklığından Koç Holding’e giden hikâyesi,
    Benimde Vehbi Koç ile küçük bir anım var.
    1962 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra ilk defa İstanbul Tarabya Otelinde toplandık. Ben de eşim ile Konya’dan geldik ve toplantıya katıldık. Birbirimize sarıldık, öpüştük, yedik içtik, eğlendik, o gece Tarabya Otelinde kaldık.
    Sabah pırıl pırıl güneşli bir Boğaz havası, biraz yürüyelim, vapura binelim diye düşündüm. Bu arada yürüyüş yapan, tuhaf çizgili spor elbiseli birine ilk vapur iskelesi neresi diye sorduk. Üç kişi birlikte yürüyordu, öndeki adam geri çekildi, tuhaf spor elbiseli adam cevap verdi. En yakın İskele Yeniköy’dedir, oraya kadar yürüyemezsiniz sizi oraya gönderiyim dedi, arkadan kendilerini takip eden arabaya seslendi, Bey ve Hanımefendiyi Yeniköy’e bırakıver dedi. Ben arabaya binince Vehbi Koç mu diye sordum. Evet dedi.
    Sonuç çok kısa olsa da Vehbi Koç’un makam arabası ile seyahat etmiş olduk

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 2992 25-03-2017

    MART AYINDA ALDIĞIM TARİHİ KİTAPLAR (100 YAŞININ ÜSTÜNDE)
    Geçen yıldan bu yana 100 yaşını üstüne Tarihi Kitaplara merak sardım. Bunlar çeşitli dillerde, başta Fransızca olmak üzere, bunları okumak için değil, antik obje niyetiyle alıyorum. İşte bu ay aldıklarım.
    -PROLOGIO, 1860 600 sayfa kalınlığında Grekçe, nerede basıldığını anlayamadım.
    - 1904 Paris’te basılmış, Ermenice dini bir kitap ?
    -Aynı tarihlerde basılmış siyak ciltli bir Rusça Kitap
    -Famous Men of the Middle Ages – Orta çağın meşhur Adamları
    1904 de basılmış, Üsküdar Amerikan Kız Koleji kütüphanesinden çıkma
    Çok basit İngilizce yazılmış çoğunu okudum, Biraz ortaokul çocukları için masalımsı yazılmış bir kitap…

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 2991 25-03-2017

    DANİMARKALI MEKTUP ARKADAŞIM KETTY’DEN 1957’LI YILLARDA GÖNDERİLMİŞ İKİ YAZI VİKİNG GEMİLERİ & DOLMENLER
    Aşağıda ki kısa Danimarka tarihi, 1957 yılında Ketty tarafından gönderilmiştir. Ketty çok uzaklardan bana klasik Batı Müziğini sevdiren kişidir.

    THE VIKING CRUISES
    Many years ago, about in 9th century, the Danish Vikings or Normans ravaged and robbed in different countries of Europe chiefly in England, France and the Frisian islands.
    The years 834 the Danish Chieftain Reorik and Harald gathered the first great Viking fleet and got entailed rotates on the Frisian island. In the years which followed many others, new fleets were made. They robbed chiefly about lotnaries of The Thames and that Laure now. These had been discords in France and when they stopped it was very difficult for Danish to rob. Therefor they tried to settle and they succeeding in staying there. In England they took Northumberland parts of Mercia and something of East-England. In the year 1002 English King tried to kill all the Vikings and this made Danish King Svend conquered and became of king of England after him his son Knud the Great become in but until 1016 they had to rule together with English king. The conquers and defeated quickly fused and the following kings were so Englishman
    In 1066 French Wilhelm the conquer became king of England, and after that time have never ruled England moe.
    The Vikings were very much feared in England and France. People afraid of their coming and seeing their ships they cried; “God deliver us from wild Normans”. We understand very well they were afraid of them. As the Normans tall, strong savage ones.
    Burada bir Lise öğrencisine kısa Danimarka tarihi anlatılmaktadır
    Altta ise değişik bir mezar taşı DOLMEN’ler hakkındadır
    “In the stone age the commen tombs were cavinos (dolmen). You see at the picture a cavino here, many of such dolmens have been found on Danish islands and some eastern part of Jyyland. Here is western Jyyland only a few have been found.

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 2989 25-03-2017

    VİKİNGLER
    “Les Vikings” ismi ile 2004 yılında Pierre BAUDIN tarafından yazılmış ve Fransa’da yayınlanış.140 sayfa, İsmail Yergüz tarafından Türkçeye çevrilmiş.
    Vikingler yaklaşık 9. ve 10 yüzyıllarda ortaya çıkmış, İskandinav halkı, tabii bunların başını Danimarkalılar çekiyor.
    Çok geç ortaya çıkmalarına ve Hıristiyan olmalarına karşı, çok etkili olmuşlardır. Bir ara İngiltere’yi yönetmiş ve denizci bir halk olmalar dolayısıyla ı İzlanda ve Grönland’ı keşfetmişler buraları yerleşime açmışlar ve yaklaşık 1000 yılları civarında daha da ileri giderek, VIN adını verdikleri, Amerika kıtasına ayak basmışlar ancak bunun yeni bir kıta olduğunun farkına varamamışlar. Kitapta bunlar çok detaylı anlatılmaktadır.
    Ben çok istediğim halde bu coğrafyaya ayak basamadım.
    Ancak Danimarka’dan iki arkadaşım oldu. Biri Lisede okurken yazışma yaptığım Ketty (penfriend- kalem arkadaşı), diğeri de Akyaka’ya defalarca gelen bir aile dostumuz olan Helga.
    Helga ile 1989 yılında tanıştık. Pek çok yaz Akyaka’ya geldi. Pek çok dil yanında çok güzel İngilizcesi vardı. Çok bilgili ve kültürlü bir kişi, onunla Avrupa tarihi, dünya tarihi konularında uzun sohbetlerimiz oldu, bu kitap onun coğrafyası ve tarihini anlatıyor.

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 2988 25-03-2017

    ATİNALI TİMON
    William Shakespare bir tiyatro oyunu,
    İngilizce’den Alova tarafından çevrilmiş, 2009 yılı yayını, 166 sayfa,
    Timon tarihi bilinen bir kişi değil,
    Oyunda eli açık Timon’u çıkar peşinde olanları onu nasıl yalnız başına bıraktıkları anlatılıyor.
    Büyük usta büyük yazar SHAKESPARE anlamaya çalışanlar için okunması gereken bir kitap….

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 2987 25-03-2017

    TELEFONU İNSANLIĞA ARMAĞAN EDEN GRAHAM BELL (1847-1922)
    Bu arada Kitap Müzayede’lerine (ikinci el açık artırmalı satış) gitmeye başladım. Buradan aldığım kitapları da zaman buldukça okumaya çalışıyorum.
    Bu bağlamda bilimde müzikte çıkan dâhileri tanımak hoşuma gidiyor. Bu yazımda Aleksandır Graham Bell tanıtmaya çalışacağım.
    Kitap TÜBİTAK tarafından çıkarılmış Popüler bilim kitaplarından, 1996 yılında yayınlanmış (Tübitak’ın bugün böyle bir kitaba din ağırlıklı kitaplar yanında yer vereceğini sanmıyorum)
    Yazarı Naomi Pasachoff, 148 s (Türkçesi Leyla Uslu)
    Graham Bell 1847 yılında İskoçya Edinburg’ta doğmuş, 1870 yılında ailesi ile Kanada’ya göç etmiş, 1870’li yıllardan (25 yaşlarında) ses ve sağırların eğitimi ile ilgilenmiş ve Profesör olarak atanmıştır.
    1877 yılında eşi Mabel Hubbard ile evlenmiş, İki kızı Elsie (1878) ve Daisy (1880) olmuş. Uzun uzun çalışarak ilk TELEFONU buldu, Maalesef bu bir takım davaları beraberinde getirdi. Ömrünün sonuna kadar kendini bilime verdi. Devamlı çalıştı.
    Kendini insanların daha iyi yaşaması için çalışan bilim adamının ismi Bell ses birimi oldu. Bugün bunun 10 az katı Desibel kullanılmakta…..
    Hakkında pek çok kitap internette bilgiler var, Bell unutulmamalı…….
    Altta hayatından üç resim verilmiştir.

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 2985 25-03-2017

    MÜHENDİSNAME’YE MERHABA
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben Mehmet Bildirici 1939 yılında Konya’da doğdum, 1957 yılında Konya Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1957 yılında çok zor olan giriş sınavlarının ardından önce İTÜ Makine Fakültesi’ne girdim. Hedefim ise İnşaat Fakültesi idi, ikinci bir defa daha giriş sınavlarına geçerek İnşaat Fakültesi’ne yatay geçiş yaptım ve 1962 yılından buradan mezun oldum.
    İTÜ Mezunlar Derneği yayın organı MÜHENDİSNAME’YE geç de olsa MERHABA diyorum. Bana bu imkânı veren Yönetim Kurulu üyeleri ve Sibel Güven’e içtenlikle teşekkürlerimi sunarım, 55 yıllık İTÜ mezunu olarak bu uzun yıllarda topladığım bilgi birikimimle hep İTÜ Mezunlar Derneği’nin yanında olacağım.
    İTÜ de öğrenim gördüğüm 1957-1962 yılları hayatımın en mutlu unutulmaz yılları idi. İstanbul’u tanıdım, Tarihi bir yapı olan Taşkışla’da öğrenim görmek çok güzeldi. Taşkışla’nın içinde bulunduğu ortam, Beyoğlu çok güzeldi. Mühendislik eğitimi yanında kültürel bir evrim geçirdim, aynı zamanda Klasik Batı Müziği ile Eski Yunan Edebiyatı ve Felsefesi ile tanıştım, velhasıl İstanbul’u çok sevdim. Hep burada yaşamak istedim.
    Verilen derslerin hepsini sevdim, Ama Yapı Statiği ve Mekanik dersleri çok daha ilgimi çekiyordu. Bu derslerimize giren Prof. Dr. Adnan Çakıroğlu, Prof. Orhan Ünsaç, Prof. Dr. Mustafa İnan hep hayranı olduğum hocalardı. Son sınıfta Tatbiki Mekanik Kolunu seçmiştim. Bu kürsünün başında Mustafa İnan vardı, Kolumuz da 10 öğrenciden ibaretti.
    İnşaat Fakültesini bu heyecanla bitirdim, hedefim statik veya mekanik konusunda ilerlemek, İstanbul Teknik Üniversitesinde kalmak veya Almanya’da belirli bir süre çalışmaktı…..
    Ama olmadı, memur statüsüne girecektim, memura ve şantiye elemanına ödenen ücretler çok farklı idi. Ailevi sebeplerle kendimi Konya’da buldum, mühendis olarak 30 yıl çalıştım. Müteahhitlik ve betonarme projeleri yaptım, Konya’da 1971 yılında açılan Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi’nde Yapı Malzemesi ve Yapı Statiği derslerini yürüttüm. Ama aynı zamanda serbest mühendis olarak dışarıda görevimi sürdürdüm. Belki tümden bütün mesaimi Akademi’ye versem sadece hoca olsaydım iyi olurdu diye de zaman zaman düşünürüm.
    Bu aşırı stresli hayat beni yormuş, daha sakin bir çalışma ortamı için DSİ IV Bölge Müdürlüğü’nde çalışmaya başladım. Burada enerji kazandım, İngilizcemi kendi kendine çalışarak tarihi ve teknik kitapları anlar duruma geldim.
    1991 yılı hayatımda yepyeni bir dönemi başlattı. Tarihi Su Yapıları konusunda araştırmaya yöneldim. 26 yıldan bu yana yaş icabım biraz yavaşlasa da devam ediyorum.
    DSİ Genel Müdürlüğü 1994 yılında çalışmalarımı kuruşunun 40. Yıl dönemi onuruna “Konya Tarihi Su Yapıları “ olarak yayınladı. Kuruluşunun 50. Yılı dolayısıyla “Tarihi Sulamalar, Su Toplama ve Taşkın Koruma Tesisleri yayınlandı.
    Burada yer darlığından giremiyorum, bu gelişmeler bana yeni bir dünyanın kapılarını açtı, pek çok yurt içi ve yurt toplantılara katıldım. Yerli ve yabancı pek çok bilim adamı ile tanışma olanağı buldum Emekli olunca 1996 yılında İstanbul’a yerleştim. Dıştan da olsa İTÜ ye yaklaşmıştım. Tarihi su yapıları yanında İTÜ Hocalarımı ve değerli sınıf arkadaşlarımı da araştırmaya yöneldim.
    2002 yılında 40. Mezuniyet plaketimi Rektör Prof. Dr. Gülsün Sağlamer’in elinden aldım. 1962 mezunları ile ilgili bir yazımı Sayın Rektör Gülsün Sağlamer’e sundum, bu yazım 1962 yılında İTÜ Vakıf dergisinde yayınlandı. Tabii bu bana büyük moral oldu. Daha sonraki 10 yıl içinde bir yandan araştırma bir yandan da İstanbul Mahkemelerinde bilirkişilik görevimi sürdürdüm.
    Özellikle bizleri yetiştiren hocalarım ile Web siteme koyduğum çalışmalarımın İTÜ de görev yapan hocaların dikkatini çekti. Prof Dr. Zekai Celep ve Prof Dr. Necati Ağıralioğlu bu konuda beni arayıp tebrik ettiler. Sonuçta bize gelen hocalar onların da hocalarıydı. Ayrıca İTÜ 1967 yılı mezunları benim çalışmamı örnek çalışma gösterip sitelerine taşıdılar.
    Sonuçta 26. Mayıs 2012 yılında 50 yıl törenleri için Sayın Rektör Prof. Dr. Muhammet Şahin’den yazılı bir davet aldım. Tören de 1962’ler adına bir konuşma yapmam isteniyordu.
    Bu benim için sürrealist bir olaydı, hazırlandım, kısa bir konuşma yaptım, İTÜ’nün hep dışında kalmıştım. Ama bu defa kaleye içten girmiş, önünde İTÜ Amblemi olan Kürsüye çıkmıştım. Bu benim için çıkacağım en son nokta idi.
    Yazım biraz uzadığı için burada kesiyorum. Hocalarımla ilgili anılara bir başka yazımda Prof. Dr. Kazım Çeçen ile devam edeceğim.
    Yazıma 50. Yıl törenlerinde yaptığım konuşma sırasında çekilmiş fotoğrafımı ve tek resmimi ekliyorum
    (Derginin Nisan 2017 sayısı için hazırlanmıştır)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 2982 25-03-2017

    JOHAN SEBASTİAN BACH (1685-1750) YAŞAMI VE ESERLERİ
    Okuduğum bu kitap hakkında bazı şeyler yazacağım. Bach’ı Müzik dünyasının dışından bir müziksever olarak yorumlamaya çalışacağım, ailesini incelemeye çalışacağım. Yazarı Aydın Büke, Türkçe,488 s.
    Ben Bach’ı Klasik müziğin ilk bestecisi ve kurucusu gibi düşünürdüm. Hayatı incelenince çok farklı bir Bach buldum, parlaklık ve acı günlerde yaşayan Bach.
    Bach’lar çok geniş bir aile ve hep müzikçi, Almanya’nın Thüringen ve Saksonya bölgelerinde yaşamış, Bu aileyi ölümsüz yapacak, Johan Sebastiyan Bach 1685 yılında doğmuş, Bach 9 yaşında annesini, 10 yaşında da babası Johan Ambrisious’u kaybediyor. Ağabeyi Johan Jakop ile büyük abileri Johan Christof’un yanına gidiyor.
    Yani öksüz kalıyor. Eğitimini tamamladıktan sonra Köthen Sarayı ve Leipzig’de kilise orgcusu oluyor. Örnek olarak Köthen çok küçük bir kasaba burayı bağımsız yöneten kişinin pek çok müzikçisi var.
    Bach iki defa evleniyor, ilk Bach ailesinden Barbara, ondan 7, onun ölümünden (1720) sonra evlendiği Anna Magdalena’dan 13 olmak üzere 20 çocuğu oluyor.
    Leipzig’te 1750 yılında ölüyor. Bach anlaşılamıyor, bir kızının evliliğini görüyor. Geriye kalan 4oğul babalarına sahip çıkmıyor. Onlar da müzikçi ama kendilerini daha üstün sanıyorlar, eşekçe davranıyorlar, üvey anneleri yoksullar mezarlığına gömülüyor….
    Ölümünden sonra Bach unutuluyor, sonra yeniden ortaya çıkarılıyor ve bugün en çok çalınan bestecilerinden oluyor. Yani bestecilerin en önüne
    Bu heyecan verici hikâyeyi öğrenmek ve eserlerinden anlayanların bu kitabı okumalarını öneririm. Parlak aynı zamanda trajik bir hayat

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 2981 25-03-2017

    FAHLBUCH İLE GERÇEKLEŞEN SON TOPLANTI 2015 ATİNA VI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Fahlbusch ile beraber olduğum, konferansların beşinci ve son olanı Mart 2015 de Atina’da gerçekleşti. Bu son yazımda bunu anlatacağım.
    Önce Yunanistan ile ilgili gezilerimden söz edeceğim, ilk defa 1998 yılında NOKTA turizm ile Yunanistan ve Atina’yı görme fırsatı buldum, ama bu bir tur gezisiydi. Kavala’yı Selanik’te Atatürk evini gezdik. Ben elimde harita ince ince incelediğimi gören diğer katılımcılar niye kendini yoruyorsun abi dediler. Kavala’dayız bir iki defa Yunanistan’a gelmiş tur görevlisi, buradan İstanbul kaç km dedir diye sordu. Ben de 475 km dedim nereden hemen bildin dediler, bak karşıda Yunan harfleri ile Konstaninopolis 475 yazıyor dedim.
    Atina kent içini gezdik, ama az kalsın en önemli eser Akropolis’te Athena tapınağını kaçırıyorduk, zira planlanan saatte orada grev vardı…
    2014 yılında ikinci defa tek başına gittim oğlum bana Atina merkezden bir otelde yer ayırttı, 4 gün süreyle adım adım elimde broşür ve harita gezdim… gezdim…inceledim… Ama sadece Akropol ve çevresi
    Eski Yunan uygarlığı hep polemik konusu, Avrupalı yazarlarla, bizim bazı Türk yazarlar farklı telden çalarlar, Efes Milet gibi önde gelen Grek yerleşimlerini Anadolulu daha da ileri giderek Hititli ve daha da ileri Türk gibi kabul ederler.!!!!!!
    M.Ö 5 yüzyılda gelişmeleri, Akropol’da Athena tapınağının yapılışını sanki o çağda yaşarmış biri gibi anlamaya çalıştım. M.Ö 5. yüzyılda Atina gibi bir kentin bütçesi ile nasıl böyle bir eserin yapıldığı, parayı mimar ve sanatçıları nasıl bir araya getirdiği gerçekten hayret verici…
    Son günü Sophocles ve Euripides gibi dünyanın en eski ve ilk açık hava tiyatrosunu bulabildim. Perişan!!!!! bu tiyatro öyle perişan mı olmalıydı. !!!!!!
    Eski Yunan uygarlığını ortaya çıkaranlar ve dünyaya tanıtanlar Yunanlılar değil Avrupalılar, Yunan hükümeti bunları onaracak ayağa kaldıracak güçten yoksun…. !!!
    2015 yılında Fahlbusch ile yapılan bu son gezide şahaneydi, Pek çok kent, müzeler hep beraber gezildi, Mora yarımadasında Olimpiyatların yapıldığı kente kadar gittik.
    Benim bu konferansta sunduğum bildirim, Malatya Derme Kanalı idi. Bu toplantının bildirileri henüz basılmadığından yayın ismini veremeyeceğim.
    Bu şahane toplantı ve gezilerin sonunda FHALBUSCH benden bu kadar, bu gezi ile elveda ediyorum dedi !!!!!!!
    Gene sarılma ve öpüşmeler bu veda anının bir fotoğrafı ekliyorum, yazımı aşağıdaki anı ile bitiriyorum
    Türk bilim çevrelerinde pek bilinmez, hocası Gunter Garbrecht ile Pergamon (İzmir Bergama) su yapıları üzerine en kapsamlı suyolları çalışmasını yapmışlardır. Kitap tamamlanınca Fhalbusch mektupla Taksim de Alman Elçiliği’ne git kitabı gör dedi. Gittim, daha önce gelen kitaplar kutusundan benim gözümün önünde açıldı. Çok kalın tuğla gibi iki kitap bol resimler, Almanca olduğu için almadım, Bir iki saat resimlerine baktım. Keşke alsaydım diyorum.
    Toplantılar bitti ama yılbaşı tebrikleri ve mailler devam ediyor, Fhalbusch’un bana verdiklerini asla unutmayacağım, benden sonra gelenlerin ve torunlarımın hatırlaması için bunları kaleme aldım. Tabii ki Fahlbusch’un tarihi su kültürüne verdikleri unutulmamalı Türk Halkı tarafından devamlı hatırlanmalıdır.
    Anadolu’muzun ve Ege’mizin kültür zenginlerini ortaya çıkarmada çaba göstermiş ve bana ışık vermiş Thomas Drew-Bear ile Henning Fhalbusch hakkındaki seri yazılarımı günlerce uğrayıp yayınlayan Muğla Devrim Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Nazife Ersöz Şahin Gazetenin sahibi ve başyazarı Muğla’nın kültür çınarı Ünal Türkeş’e de teşekkürlerimi sunarım.

    (Muğla Devrim yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 25-03-2017

    FAHLSBUCH TARAFINDAN 2012 YILINDA GERÇEKLEŞTIRILEN İKİNCİ İSRAİL KONFERANSI V
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Geçen yazımda 2004 yılında Türkiye Efes Antik kentinde ve 2007 yılında Ürdün Petra antik kentinde gerçekleşen konferanslardan söz etmiştim. Bu yazımda 2012 yılında ikinci defa İsrail’de gerçekleşen, Su tarihi konferansından bahsedeceğim. Burada da Anadolu antik kentlerine ait önemli sunumlar olmuştur. Katılanlar hemen hemen aynı 100 civarında yabancının büyük çoğunluğu Almanya’dan idi. Türkiye’den tek kişi gene bendim. Ben büyük çoğunluğu oluşturan Almanları tek tek tanıyamıyordum. Ama ben tek olunca herkes beni çok iyi tanıdı. Özellikle geçen yazımda, İsviçre’den benden 10 yaş büyük Martin Schwarz ile çok iyi arkadaş olmuştum. Bana göre çok pek çok konuda bilgisi ve deneyimi çok fazla olan harika bir Makine Mühendisi idi. İlerden ondan da söz edeceğim.
    Kasım 2012 de gerçekleşen ikinci İsrail gezimde siyasi gerginlik azalmış, Mescidi Aksa yerine yapılan muhteşem Emevi Cami ve çevresini çok iyi gezme imkânını bulduk. Eyal isminde Kudüs’ü (Jerusalem) avucunun içi gibi bilen Kudüs’ün tarihini bütün yönleri ile irdelemiş bir rehberimizin olması büyük bir şanstı. Tabii anlatılanlar İngilizce idi. Kudüs’ü tüm yönleri ile bize tanıttı.
    Konferans da sunulan bildiriler yaklaşık 20 civarındaydı. Bunun 7 adedi genel konularda ilgili idi. Diğerlerinin yarısı toplantı İsrail’de yapıldığından İsrail’den katılan yerel araştırmacılardan İsrail antik kentleriyle ilgiliydi. DİĞER YARISI OLAN YAKLAŞIK 7 ADEDİNDE ANADOLU ANTİK KENTLERİ BOY GÖSTERİYORDU. TÜRKİYE’DEN KATILAN BEN VE ALMANYA’DAN BİR ALMANLA KATILAN GÜL VARDI. ANADOLU HAKKINDA DİĞER BİLDİRİLER YURT DIŞINDANDI. ANADOLUNUN BU KONUDA ZENGİNLİĞİ BARİZ VE EZİCİ BİR ŞEKİLDE GÖRÜLÜYORDU.
    Her toplantıda olduğu gibi bu toplantı bildirileri bir kitapta yayınlandı.
    Benim bu toplantıda sunduğum çok özel bir konu idi. Biraz ondan söz edeceğim. 1993 yılında Konya Tarihi Su Yapıları araştırmalarımda Ermenek’e gitmiş ve o zamanki Ermenek Belediye Başkanı Halil Akbulut’u ziyaret etmiş su tarihi yönünden görmemi önereceği yerleri sormuştum. En başta Ermenek avgınları (yer altı su kanalı) ile çok büyük bir zenginliği sergiliyordu. Bana Ermenek’i iyi incele ve ben seni Yukarı Çağlar (Yukarı İzvit) köyüne göndereceğim dedi ve yanıma bir de zabıta verdi. Ben burası için bir gün ayırabilmiştim. Gözlerim fal taşı gibi açıldı ve buradaki harika su tünellerinin sadece çıkış noktasını görebilmiştim. Bunları DSİ tarafından yayınlanan kitabımda yer verdim. Bu harika su tünelleri konusunda ilk yazan ben Mehmet Bildirici’dir.
    Aradan uzun zaman geçti, internet ortamında bir “İzvitliler Sitesi” kurulduğunu öğrendim. Temas ettim, köyümüz İzvit’i çok seviyoruz. İzvit’i tanıtmak istiyoruz, dediler. Ben İzvit’te en bulunmaz eserin halkın SIRA DELİKLER diye adlandırdığı su tünellerini öne alın dedim. Bu konuda Ermenek basını ve internet sitelerinde çeşitli yayınlar çıktı.
    Bu arada aynı köyden İzmir’de yaşayan ALİ AKTÜRK isimli daha önce tanışmadığımız bir kişiden mail geldi, köyümüzle ilgilendiğinizi anlıyorum. Ben de köyümle ilgili pek çok resim var, gönderebilirim dedi ve gönderdi 1000 den fazla fotoğraf, bir hazine önüme gelmişti. Günlerce inceledim, Ağustos 2011 de köyde buluşmaya karar verdik ve buluştuk. Beni evlerinde ağırladı, yaşlı babası Mehmet Aktürk de bize çocukluğundan beri bilgiler sundu, bu şekilde biz meğer bilinmeyen bir KENTİ ORTAYA ÇIKARMIŞ OLDUK. Evet biraz şaka gibi ama değil gerçeğin ta kendisi
    Lafı kısa keselim ben arkadan İZVİT- SBEDE (Halen Yukarı Çağlar) hakkında internet ortamında bir kitapçık çıkardım 2012 yılında Konya Liseliler gezisinde Ermenekli yetkililere fotokopilerini sundum.
    Bu çalışmamı İsrail’de Fhalbusch’un önüne koydum. Bir gün katılımcıları bir kente su getiren tünelleri içine soktular, çizmeler dağıtıldı, tabii ben girmedim, Fhalbusch da gitmemişti. İki üç saat konuşma fırsatı oldu, organizatör olduğundan, yoğun bir çalışma içinde bulunduğundan onunla her an görüşmek zordu.
    Bu sohbet sırasında sunduğum bildirinin ayrıntılarını uzun uzun anlattım. Çok ilgisini çekti, gidince bunu detaylı hazırla gönder dedi, bu Anadolu için çok değerli ve hiçbir yerde yayınlanmamış eser ortaya çıktı.
    Bildiriler 2014 yılında “CURA AQUARUM IN ISRAEL II” olarak Almanya’da yayınlandı. Editör Tsivika Tsuk (İsrail) benim Karaman Ermenek Sbede Su Tünelleri sayfa 275-284 sayfaları arası bol resimli olarak yer almaktadır.
    Anadolu burada o kadar çok konuşulmuştur ki bunlar hakkında daha fazlası WEB sitemde bulunmaktadır.
    Yazıma 2012 de Fhalbusch ile İsrail’de çekilmiş bir fotoğraf eklenmiştir.

    (Muğla Devrim 16.03.2017 yayınlandı)

Toplam 160 yorum bulundu. 51-60 arası listeniyor.