Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 29-12-2017

    TARİHİ SORGULAYAN BİR TURİST GÖZÜYLE PARİS GEZİSİ, II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    (önceki yazıdan devam)
    Napolyon Bonaparte'ın gömülü olduğu Invalides Müzesini geziyorum. Burası aynı zamanda askeri müze, en dikkati çeken eserlerden biri Sultan 2. Bayezit'in üzeri yazılı ve işlemeli miğferi, müzenin en değerli eşyalarından biri kabul ediliyor, bazen kapıda milliyet sorulup Türkiye'den gelenlere özel olarak görmeleri öneriliyor.
    Panteon (Ulusun tapınağı, eski Yunan ve Roma'da tüm tanrıların tapınağı gibi) önce Paris'in kurtarıcısı Azize Geneive adına yapılmış bir kilise, Bu azize 5. yüzyılda Frankları örgütleyerek ve Tanrı'ya dua ederek Paris korumuş ve kurtarıcısı olmuş. Koruduğu kişi de bize tanıdık bir isim Hun İmparatoru Attila. Kilise içinde tarih kitaplarında gördüğümüz Attila'nın at üzerinde büyük şahane, bir tablosu bulunuyor. Burada çok tanınmış Fransız yazarları devlet adamları gömülü, Jan Jacques Russo, Voltaire, Madam Curi'nin (tek ulusal kadın kahraman), mezarlarını ziyaret ediyorum, İçimden kendilerine söz veriyorum, birer kitabınızı okuyacağım diye. (Geçen 16 yıl içinde sözümü yerine getiriyorum MB)
    Paris kadınları ve kraliçeleri, sarayda, tablolarda, baloda kilisede aynı şekilde giyiniyor ve bizim ölçülerimize göre de hayli açık giyiniş. Kraliçe Marie Antoinette'nin hani halkın aç olduğunu öğrenmesi üzerine niye pasta yemiyorlar dediği veya dediği kabul edilen kraliçenin tanrıya yakaran heykeli var kilise içinde, dikkati çeken husus baloda olduğu gibi göğüslerinin yarısının açık olması. Bizim kültürde kadınlarının kapalılığı erdem, dinen kendisinden istenen bir husus, Paris'te ise kadının açıklığı tarihinden gelen doğal bir olay, ben bunun Hıristiyanlık öncesi Frankların geleneğinden geldiğini sanıyorum.
    Paris'te trafikte çok farklı, yoğun yolcu taşıması Metro ile yapılıyor, caddeler genelde çok geniş, hal böyle olunca yollarda trafik tıkanması yok. Birbirini kesen 14 Metro hattı var, bazı istasyonlarda iki, üç hat birbirini kesiyor. Bir biletle giriyorsunuz, istediğiniz kadar içerde hat değiştirebiliyorsunuz. Metro 20. Yüzyılın başlarında açılmaya başlamış, Çok ilginç Paris'te binalarda kullanılan yapı taşları yer altında açılan galerilerden temin edilmiş, zamanla bu galeriler Metronun başlangıcı olmuş
    Paris'in merkezi koruma altına alınmış, bu bölgedeki mimari doku olduğu gibi korunmuştur. Eskiyen binaların yerine bizde olduğu gibi yeni beton bina yapmamışlar. Batı tarafında ise Newyork'ta tarihin en büyük terörist saldırısına uğrayan (11Eylül2001) binalar gibi modern bir Paris kurulmuş, binalar sanki maket yapar gibi oynanmış dev La Grande Arch (Büyük Ark) ve modern yüksek katlı binalar yapılmış, yapıların altından otoban geçiyor, 21, yüzyılın Paris'i.
    Kendimizi düşünüyorum. Konya geliyor aklıma, önemli tarihi bir Roma kenti, gerilemiş yıkıntı haline gelirken Selçuklu eliyle cami, medrese, türbelerle bezenerek yeniden inşa edilmiş, bugüne kadar yıpranarak gelmiş, şimdi ne yapıyoruz, koskoca bir adayı kaldırıyoruz, yerine beton eski doku ile hiç ilgisi olmayan koskoca hanlar, dükkanlar yapıyoruz, beş on tane daha yaparsak elimizle tarihi Konya kentini tarihe gömeceğiz.
    Paris'te tüm resmi kurumların kapısında, parada pulda Fransız devriminin simgesi üç kelime görülüyor. LIBERTE, EGALITE, FRATERNITE, Hürriyet, Eşitlik, Kardeşlik. Burjuvanın, işçilerin göçmenlerin oturduğu semtleri gezdim. Acaba Parisli bu söyleme uyuyor mu?. Burjuvanın oturduğu (kızımın oturduğu küçücük kat bu bölgede) mahallelerde akşamları sokakta çok az kişi var, onlarda bir Café'de kahve veya şarap içiyor, yemek yiyor, ya da evine çekilip kitap okuyor, ya da televizyon seyrediyor. Göçmenlerin mahallesine gidiyorum, Çinliler, Afrikalılar, Araplar, Yahudiler, dünyanın her yerinden gelen göçmenler sokaklarda, problemleri var, okuma alışkanlıkları yok, oturdukları yerler sıkışık hepsi sokakta. Lokantaları, kasapları ayrı, Müslüman kasabı, Koşer lokanta (Yahudilerin dini geleneklerine uygun), Çin, Tayland lokantası hep yan yana.
    Paris'te Parisliden çok yabancı var, karışık evlilikler var, ama bunu ayırt etmek zor, yüzde 10 oranına yakın Afrikalı yaşıyor, Fransız vatandaşı, devlette memur, onun gibi giyiniyor, onun gibi kimi Metroda bir kitap okuyor, ama derisi kara hemen Afrikalı olduğu zenci olduğu belli, ısrarla zencileri ve onların ilişkilerini inceledim. Paris'te zenciye farklı davranılıyor mu? Davranılmıyor kanısına vardım.
    Türkler ise Saint Denis semtinde oturuyor, Türk işyerleri var, ama son zamanlarda sayıları azalmış, gene Türk kasap, manav, Türk yemeklerinin bulunduğu lokantalar mevcut
    ( İlk yayını 30.10.2001 YENİ GAZETE KIRKAMBAR)
    Bu benim 2017 yılı itibariyle son yazım, gelecek 2018 yılının Türkiye ve insanlık için barış yılı olsun, IŞİD belasının köylerden ve dünyadan kökünün kazınması Suriye’deki savaşın sonu olsun….
    Resimde Notre Dame Katedrali görülmektedir.

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 29-12-2017

    TARİHİ SORGULAYAN BİR TURİST GÖZÜYLE PARİS GEZİSİ, I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    2001 yılında çok sevdiğim Akyaka’ya gelmedim, tüm yaz tatilimi kızım Özlem Bildirici’nin (1973-2011) Paris’teki evinde geçirdim. Tatilimi Kısıtlı bir bütçe ile Metroyu kullanarak lüks lokantalara gitmeden Paris’te harcadım. Aşağıda yazı 2001 yılında kaleme alınmış ve Konya’da Yeni Gazete’te yayınlanmıştır. Tam tamına aradan 16 yıl geçmiştir. Ama Paris yazımı sonra zaman zaman okuduğumda başta kendim çok beğeniyorum. Bunu sizlerle de paylaşmak istedim.

    “Kızım Özlem'in Paris'te bir Fransız firmasında çalışmasını vesile bilerek, 2001 Ağustos ayı içinde yaklaşık bir ayı burada geçirdim. Bazı gözlemlerimi ortaya koymak istiyorum. Şüphesiz Paris bir yazı ile bir kitap ile anlatılabilen bir kent değil, iyi tanımak için bir ömür gereklidir diye düşünüyorum.
    Paris'te bulunmak beni etkiledi, Çünkü Paris'te özellikle son 250-300 yılda meydana gelen olaylar, ortaya çıkan dev yazarlar, bilim adamları, filozoflar, ressamlar, sanatçılar ve bunların etkileri ile önce kendileri büyük bir değişim geçirdiler. Düşünme, yaşam biçimleri değişti ve bu değişim, tüm dünyayı, bilim, sanat ve moda konularında etkiledi.
    Bu düşünce ve akımlar Dünya’da olduğu gibi, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde biz Türkleri de etkisi altına aldı. Türkiye'de devletin desteği ile Fransızca eğitim veren okullar, Fransa'daki benzerleri gibi Liseler açıldı. Fransa'daki örnekler incelenerek Belediye teşkilatları kuruldu. Bunları daha da çoğaltmak mümkündür.
    Bütün bu gelişmelerin etkisi ile yaşam biçimimiz değişti, yüzyıllarca yerde oturup elle yemek yerken, masaya oturup çatal bıçakla yemek yer olduk, aydın kadınlarımız onların kılık kıyafetini benimsedi.
    Bugün belki teknolojide bazı ülkeler ve kentler Paris’i sollasalar bile, felsefede, edebiyatta, resimde, modada diğer bir deyişle kültürde dünyada hala ilk sırayı koruduğunu düşünüyorum.
    Bunu gösteren Türkiye'den bir izlenimimi belirteceğim. İstanbul'da Galatasaray Lisesi ilköğretim bölümüne kura ile 50 öğrenci alınacaktı, torunum için başvurduk, yüklü bir iade edilmeyecek bağış aldılar, başvuru sayısı 5000 civarında idi. Bu Fransız kültürüne verilen ilgiyi göstermektedir.
    Ben kızım Özlem sayesinde böyle bir kenti gezme fırsatı yakaladım, bunu değerlendireyim dedim, şimdiye kadar ki bilgilerimi yetersiz buldum, geceleri Paris ve tarihi hakkında kitaplar okudum, gideceğim yeri ve Metro planını belirledim ve ertesi günü oraya ulaştım. Bütün gezilerim tek başına ve Metro ile oldu. Metro ile istediğiniz yere çok kısa sürede gitmeniz mümkün. İşte izlenimlerim.
    Parisi gezmek bir kitap sayfalarında dolaşmak gibi, sokak, cadde, meydan isimleri daha önce öğrendiğimiz tarihi olayların, kişilerin, dost devlet adamlarının isimleri, hiç yadırgamıyorsunuz. Avenue Emile Zola (Yazar Emile Zola caddesi), Place Victor Hugo, (Viktor Hugo meydanı), Place de Italy (İtalya meydanı), Metro İstasyonu, George V (İngiliz Kralı V. George), Metro istasyonu Franklin Roosevelt (Amerika Cumhurbaşkanı F. Roosevelt), rue Michel Ange (İtalyan şair ressam, mimar Michel Ange caddesi) …. Tabi bu tarihi kişilerin kim olduğu ne zaman yaşadığı da sokak levhalarında tek tek yazılı, bir kenti gezerken tarih öğreniyorsunuz. Ayrıca önemli binalarda bir tabela çakılmış orada yaşanmış ve geçmiş olaylar hakkında bilgiler veriliyor.
    Batının önde gelen yazar, sanat ve bilim adamlarının isimleri veya heykelleri her an karşınıza çıkıyor. Opera binasını geziyorsunuz, binanın cephesi sanki bir tablo, hep heykeller ve müzik adamlarının portreleri konulmuş, en başta, dahi müzik adamı Wolfgang Amedious Mozart yer alıyor. Halbu ki, Mozart bir Fransız değil bir Avusturyalı.
    Paris bir müzeler kenti, her konuda müze var, yüzün üzerinde… Tabii en başta Mısır, Sümer uygarlığın zengin bir koleksiyonun bulunduğu Louvre Müzesi, ben şahsen 3 gün içinde ancak görebildim. Tarih derslerinde okuduğumuz Sümer kralları, Babil kralı ünlü Hamurabi'nin kanunlarının taşa kazındığı anıt, firavunların portreleri, Leonarda Vinci'nin Mona Lisa'sı, ünlü Venüs heykeli, en önemlileri. Bu arada Ege bölgesinden Aydın ilinden, Magnesia, Milet ve Didim antik kentlerinden getirilmiş ve çok büyük bir salonu dolduran kabartma ve büyük kolon parçaları dikkat çekici.
    Pek çok ünlü tabloların yer aldığı Orsay resim müzesi, Paris Tarihi müzesi, Seramik müzesi, Moda Müzesi, Uzakdoğu sanat eserlerinin bulunduğu Guimet Müzesi, Pablo Picasso Müzesi, bilim ve teknoloji müzeleri… saymakla bitmeyen müzeler. Gelmeden 2 gün Turizm Bürosundan bir kitapçık aldım, tümünü en azından isim olarak taradım. Gezemediğim ilginç 2 müzeden de söz edeceğim, bunları öğrendiğim gün bu müzeler kapalı idi. Biri Nissim de Camondo Müzesi. Bu müzenin sahipleri İstanbul'dan Paris'e göçmüş bir Yahudi aile. Ondokuzuncu yüzyılın en önde gelen bankerlerinden biri, Karaköy ve Beyoğlu'da pek çok apartman ve hanın sahibi imiş, dedeleri Sarayın da katıldığı çok büyük bir törenle 1870'li yıllarda Hasköy mezarlığına gömülmüş, bugün mezar soyulmuş ve bakımsız…. (Bugün 2017 itibariyle restore edilmiştir)
    İkinci gezemediğim müze, Paris'in kuruluşundan bu güne suyun ve su yapılarının tarihe ait müze, benim ilk gün gezmem gereken bir müze. Bu gidişimde öğrendim, Paris, Lutece ismi ile Roma tarafından 1. yüzyılda kurulmuş, ama çok az kalıntı bu güne geliyor. Bir arena, bir hamam ve bazı temel taşları
    Konya'yı düşünüyorum, o da alelade bir kasaba iken kale içinde önemli yapıları ile bir Roma kenti olarak kurulmuş. Karşılaştırıyorum Konya, yani o zamanki adı ile Iconium çok daha muhteşem, pek çok kitabe, kalıntı bugüne geliyor. Paris'te çok az, pek yazılı bir şey de yok, gelen temel taşlarını sayarak Envantere almışlar. Biz ise bunları pek önemli bulmuyoruz.
    Paris'te tarihi kiliseleri gezdim, tabii başta Notre Dame, Saint Chapel, Fransız krallarının gömülü olduğu, Saint Denis ve Saint German kiliseleri. Özellikle Saint Chapel Paris'in kalbi sayılan Sen nehri üzerindeki ada üzerinde. Kralların ibadet ettikleri bir yer, en önemli özelliği 13. yüzyılda İstanbul'dan getirilmiş dini ikonaların ve objelerin oluşu, başka tarihi bir olay gözümün önüne geldi. İstanbul 1204 yılında Latinler tarafından işgal ediliyor ve 1261 yılına kadar bu yönetim sürüyor, İstanbul, o zamanki adıyla Costantinople yağmalanıyor, yıkılıyor, değerli tarihi ve dini anıtlar Avrupa'ya götürülüyor, bunun izini görüyor ve ibretle inceliyorum.
    (devamı var)
    Yazıya Louvre Müzesinden MONA LISA tablosu eklenmiştir.
    (Bu yazı 23.12.2017 Devrim Gazetesinde yayınlanmıştır)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 29-12-2017

    AİLE KÖKENİ SELÇUKLU DÖNEMİNE KADAR İNEN BİR AİLEDEN
    AVUKAT, ŞAİR YAZAR ATA KARATAY’IN (1926-2013) KAYBI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ata Karatay, Selçuklu dönemde Karatay Medresesi’nin kurucusu Vezir Celalettin Karatay bin Abdullah (ölümü 1254) döneminden beri Konya’da yaşayan ve nadir görülen anıt bir aileden gelmektedir. Aynı zamanda Vezirin ismi Konya merkez ilçelerinden Karatay’a isim olarak verilmiştir. Burada bin Abdullah deyimi islam dinini kabul ettiğini ve baba adı olarak peygamberin baba adı olarak Abdullah ismini aldığı görülmektedir. Ancak islam öncesi mensup olduğu millet bilinmemektedir.
    Karatay Medresesi 1925 yılına kadar bu aile tarafından yönetilmiştir. Son yöneticisi dedesi Rahmi Karatay’dır
    Ata Karatay, Divanı olan bir şair olan Rahmi Karatay oğlu Mehmet Emin Vefa Karatay, Hiciv üstadı, şair Namdar Rahmi Karatay (1896-1953), Sadrettin Karatay (1896-1964) amcalarıdır.
    Bilindiği gibi Namdar Rahmi Konya Lisesi mezunu olup “Geçti Bor’un pazarı sür eşeğini Niğde’ye” şiiri ile ünlüdür. Diğer Amca Sadrettin Karatay ise öğrenimini Macaristan’da yapmış, pek çok Macarca kitabı Türkçeye çevirmiştir.
    Ata Karatay’ın kardeşleri ise emekli Büyükelçi Baha Vefa Karatay, Tıp Profesörü ve ressam Safa Karatay, ablası şair Şemsa Balamir Karatay’dır.
    Ata Karatay 1926 yılında Konya’da doğmuş, 1944 yılında Konya Lisesi’nden 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesi’nden mezun olmuştur.
    Bir süre İstanbul’da serbest Avukat olarak çalışmış, 1959 yılında Norveç’e gitmiş, orada işçi olarak çalışmış, tüm İskandinav dilleri Norveç, İsveç ve Danimarka dillerini kitap yazacak düzeyde öğrenmiştir.
    Türkiye’ye dönünce kışları Üsküdar, yazları Büyükada’da yaşamıştır.
    Çöle Akan Nehir (1951) gibi yayınları vardır. Çağrı, Yeditepe, Varlık gibi dergilerde yazıları ve şiirleri yayınlanmıştır.
    İskandinav dilleri, onların gramerleri konusunda yayınları vardır.
    Benim Ata Karatay ile tanışmam yazar ve hikâyeci Norveç’ten yakın arkadaşı Mehdi Halıcı sayesinde oldu. O zaman İzmir’de yaşayan Mehdi Halıcı her ikimize mektup yazarak tanışmamızı sağladı. Çok çok iyi anlaşacağımızı yazdı.
    Ben de birkaç defa Üsküdar’daki mütevazı evine eşimle gittik. Uzun sohbetlerimiz oldu, o da eşiyle benim Şişli’deki evimde ziyarete geldi. Bana İskandinav dilleri konusundaki kitaplarından hediye etti. Bu diller hakkında bu kadar kitaplar yazması beni hayrete düşürdü. Kitaplar Norveç Büyükelçiliği tarafından da tavsiye ediliyordu. Bu ülkelere gideceklere en gerekli kitaplar….
    Ata Karatay yazları Büyükada’da idi, beni davet etti, ama ben fırsat bulup gidemedim. Zira orada Büyükada merkezde fotoğraf sergisi açmış, Buradaki sergisinden bir fotoğrafı imzalayıp bana vermişti.
    Bu sergi açıklamasında şunları yazıyordu.
    “Bir amatör gözüyle Büyükada’nın görülmeye ve korunmaya değer tepelerini fotoğrafladım. Birinci tepe olarak İSA tepesini işledim. İkinci bir sergide Aya Yorgi’yi görüntüleyeceğim. Eskiden buraya yerleşmiş Rum vatandaşlarımızın kendi kültürlerinin birikimleri olan kiliseleri ve manastırları, bunlara Türk hoşgörüsü ile bakan insanların yakınlığını göstermeye çalışıyorum.
    Hemşerim, ağabeyim Ata Karatay’ı telefonlarda arayıp bulumayordum. Meğer 4 yıl önce kaybetmişim. Çok geç olsada ailesine baş sağlığı diliyorum. İnternette ki biyografisinde Kaynakçalar bölümünde ben Mehmet Bildirici’nin Çağrı Dergisi Şubat 2005 tarihinde “Ata Karatay’ı ziyaret ve Sardrettin Karatay” isimli yazım alınmış,” çok mutlu oldum.
    Yazıma Büyükada’dan bir fotoğraf eklenmiştir.
    Ayrıca böyle Konya’nın köklü bir bir ailesinden Ata Karatay’ı en çok merak edenlerin başında Devrim Gazetesi sahibi ve baş yazarı ÜNAL TÜRKEŞ geliyordu, onun okumasını da çok isterdim…….

    (Muğla Devrim 21.12.2017 yayınlandı)

    Yeni Meram tarihinde 27.12.2017 yayınlandı

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 29-12-2017

    İLK ÇAĞIN SEÇİLMİŞ YEDİ BİLGESİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İlk çağda yedi filozof (seven sages) bilge olarak seçilmiş ve tüm Antik Yunan’da saygı görmüştür. Bunların isimleri Yunanistan Delfi kentindeki Apollo Tapınağının duvarlarına kazınmıştır. Delfi bir kent devletine bağlı değildir. Her devlet ayrı ayrı tapınaktan kehanet (İleriye olacaklar) talep ederlerdi.
    Önce bu yedi bilge kimlerdir.
    1.. THALES, Miletos (Aydın, Türkiye)
    2. SOLON (Atina)
    3. CHILON (Sparta)
    4. PERIANDER (Corinth)
    5. CLEUBULUS (Lindos, Rodos)
    6. BIAS (Priene, Aydın Türkiye)
    7. PITTACOS (Lesbos Midilli)
    İlk dikkati çeken bilgelerin seçildiği kentlere göre geniş bir coğrafyayı kapsadığı görülmektedir.
    Anadolu (Ege Bölgesi) bu yönden gayet zengindir, ilk Bilge Thales ve Priene’den Bias bu bölgedendir. Pittacus ise coğrafya olarak Anadolu’nun bir parçası olan Midilli adasındandır.
    Batı düşünce ve felsefesini başlatan, aynı zamanda matematikçi olan THALES (M.Ö 620-546) daha önce geniş şekilde incelenmişti.
    Bu defa Priene kentinden BİAS incelenecektir. Bias M.Ö 570 tarihinde doğmuş ancak ölüm tarihi bilinmemektedir.
    Yedi bilgeden Thales ve Bias’dan yazdığı kitap veya yazılı belge gelmemektedir. Sadece onlar halk arasında ki söylecelerde yaşamaktadır. Hayatları çok sonra 3. yüzyılda yaşamış Diogenes Learttes’in “Filozofların Hayatları” isimli eserden gelmektedir. Bu eser Türkçe olarak da yayınlanmıştır. İncelemelerde bu durum göz önüne alınmalıdır. Leartes’in (M.S 180-240) hayatı hakkında da bilgiler yoktur. Muhtemelen Kilikya (Tarsus) bölgesinde yaşadığı sanılmaktadır.
    Bias’ın bugüne gelen Vatikan Müzesinde bir büstü bulunmaktadır. İnsanlara doğruluğa ve adalete yönelten söylevler vermiştir. İşte bunlardan ikisi,
    “Ne iş yaparsan yap, ama en iyisini yap”
    “Gençken kendini işe, yaşlı iken hikmete ver
    Efes kenti 12 İyon kenti arasında en ileri gideni, ama felsefede öyle değil buradanda çıkmış bir filozof var. HERACLETIOS (M.Ö 535-475).
    İlginç bir yaşam öyküsü var, insanlardan kaçan bir yaşam, felsefe dünyasında çok etkili değil. Her şeyin özünün ateş olduğunu savunuyor.
    Hakkında bir Türkçe kitap da yayınlanmıştır. “KIRIK TAŞLAR”. Türkçesi Alova, 2002, 164 sayfa. Leartes’e göre Doğa Üzerine isimli bir kitap yazmıştır. Kırık Taşlarda bunlardan bugüne gelenler anlatılmaktadır.
    Bir nehirde iki defa yüzülmez der. Son olarak logos hakkında bir şiiri ile yazıyı bitireceğim.

    Her zaman var olsa da LOGOS
    İnsanlar kavramıyor onu
    Duymadan önce
    Bir kez duyduktan sonra da

    Her şey bu logosa göre
    Olup bitse de
    İnsanlar
    Hiçbir şey yaşamamış gibiler
    Yazıya Bias’ın Vatikan Müzesi’nde bulunan bir büstü eklenmiştir.
    (Bu yazı 20.12.2017 Devrim Gazetesinde yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 29-12-2017

    BERGAMA KENTİNDE KURULAN BİR BAŞKA KİTAPLIK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bilindiği Büyük İskender’in ölümünden sonra Anadolu’da kurulan bir önemli krallık Bergama da (Pergamon) kurulmuştur. Başkentleri İzmir’in Bergama ilçesidir. Çok geniş bir alana hükmetmemelerine karşılık uygarlıkta önemli atılımlar yapmışlatdır.
    Bergama Kralı II. EUMENES döneminde M.Ö.197-159 yılları arasında İskenderiye Kitaplığına karşı bir kitaplık kurmak kararlaştırılmış ve faaliyete geçilmiştir.
    Halen binası tam bilinemeyen kitaplık İskenderiye’den sonra antik dünyada en gelişmiş olanıdır. Bünyesinde 200.000 rulo (scroll) olduğu tahmin edilmektedir.
    Çok geniş okuma salonları olduğu, kitapları rutubetten korumak için ara duvarlar yapıldığı ifade edilmektedir.
    Kral II. Eumenes döneminde başka çok önemli işlerde başarılmıştır. Et kalınlığı fazla (6-7 cm) toprak pişmiş borular ve kurşun borularda (17 cm iç çapında) kente basınç altında borularla su getirilmiştir. Bu uygulamalar Anadolu’da ve dünyada bir ilktir. Bu konuda WEB sitemde doyurucu makaleler yer almaktadır.
    Bilindiği gibi Bergama Krallığı M.Ö. 133 yılında Roma yönetimine katılmıştır. M.Ö. 1 yüzyılda Anadolu’yu yöneten ve Mısır Kraliçesi CLEOPATRA ile aşk ilişkisine giren MARC ANTONIUS tarafından kraliçeye hediye edilmiş ve tüm 200.000 rulo Mısır’da İskenderiye kitaplığına taşınmıştır.
    İskenderiye kitaplığı dünyanın tek kitaplığı durumuna gelmiş ve zenginliğini İskenderiye’nin Araplar tarafından fethine kadar sürdürmüştür. İskenderiye kitaplığı Arapların fethine kadar Bizans yönetimindedir. Hıristiyanlığın ortaya çıkması ile büyük zarar gördüğü de bilinmektedir.
    İskenderiye’yi fetih eden Hazreti Ömer’in komutanı Amir bin As tarafından hamamların fırınları içinde yaktırıldığı kaynaklardan gelmektedir. Bu sonradan büyük polemik konusu olmaktadır. Şimdi yapılan bazı araştırmalar bunun iftira olduğunu kitapların yakılmadığı savunulmaktadır. Gerçeğin ne olduğu daha da araştırılmalıdır.
    Ama hiçbir kitabın bugüne gelmemesi sanırım her şeyi ifade etmektedir.
    Mısır uygarlığında yazılar bir çeşit özel bitki yaprağı olan PAPIRUS’lere yazılırdı. Çivi yazısı kullanan Sümerler Babilller ve Asurlular, Anadolu’da Hititler kil tabletlere yazılarını yazarlardı.
    Bergama krallığı döneminde papirusun Mısır’dan temini güçleşince başka çareler aramışlar. Parşüment (İng parchment- Latince charta pergamena) kullanmaya başlamışlardır. Bergama Kralı kitap okumaya meraklıdır, ruloyu okumayı sevmemiştir., daha kolay açılan bugünkü kitap sayfaları istemiş, Pergamon isminden parcüment ortaya çıkmıştır. Yani Parşümen Pergamon kelimesinden gelmektedir.
    Parşümen daha önce bir ara Mısır’da kullanılmış, M.Ö 6 yüzyıldan itibaren çivi yazısı kulananlar Babilliler, Asurlular, Yahudiler tarafından da kullanılmıştır.
    Örnek olarak kutsal kitap Tevrat bugün de Yahudiler tarafından kutsal kutular içinde rulo şeklinde saklanır.
    Bu şekilde ikisi Anadolu’da üç kitaplığın ibret verici hazin hikeyeleri ortaya konmak istenmiştir. Yazıya Büyük Kral II. Eumenes’in bir portresi eklenmiştir.

    (Bu yazı 19.12.2017 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 29-12-2017

    ORTADOĞUDA TANIŞTIĞIM BİR BİLGE VE İSRAİL VE ÜRDÜN PETRA GEZİSİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir önceki yazımda bir İsviçreli bilgeden halen temas içinde olduğum bir kişiyi tanıtmaya çalışmıştım. Bu defa da gezilerde tanıştığım İsrail’de yaşamış ve bugün hayatta olmayan YEHUDA PELEG’İ (1924-2013) konu edeceğim.
    Ben ilk uluslararası tarihi su toplantısına 2001 yılında İsrail’de Alman Profesör FAHLBUSCH davetlisi olarak katıldım. Kendi masraflarımı kendim ödeyerek Türkiye’den tek katılımcı bendim, Yaklaşık 100 civarında katılımcı arasında Türkiye’den tek olduğum için bana özel bir 300 dolar indirim yaptılar, bunun beni nasıl mutlu ettiğini anlatamam.
    Daha önce Uluslararası Drenaj komisyonu başkanı FHALBUSCH sayesinde yurt dışı toplantılara davet edilmiş ama katılamamış sadece İngilizce bildirilerim toplantı sonuç bildirileri kitabında yayınlanmıştı.
    2001 İsrail toplantısı uluslararası bir toplantıda ilk İngilizce bildiri sunacaktım. Nasıl heyecanlandığımı anlatamam.
    Sonuçta bu toplantı dolayısıyla ilk defa kutsal Kudüs (Jerusalem) görmüştüm. İlginç toplantının bildirileri bir kitap olarak yayınlandı. Ben bunlara girmeyeceğim.
    Web sitemde bu konuda çok geniş açıklamalar bulunmaktadır.
    Bu gezide bir bilge ve tarih konusunda çok bilgili YEHUDA PELEG ile tanıştım. İlk defa bulunduğum farklı bir coğrafyada geziyor ve pek çok bilmediğim konular vardı. Bunlardan bir kısmını hep ona sordum, hep usanmadan cevapladı.
    Daha sonra Efes (Türkiye) ve Ürdün Petra’da gerçekleşen toplantılarda birlikte olduk. Dostluğumuz yılbaşı tebrikleri ile devam etti. Tarihi su yapıları ile ilgili çok önemli kartlar gönderdi. Özellikle Petra kenti hakkında buranın tarihi konusunda çok önemli açıklamaları oldu..
    Yehuda’nın küresel çevresi çok genişti. Buna bir örnek vereceğim. Londra’da yaşayan Alan Edmonds isimli bir arkadaşı Osmanlı Su Terazileri konusunda araştırma yapıyor, rahmetli Kazım Çeçen (1919-1997) ile tanışmış, ama bugün bu konuda bazı soruları var kime başvuruyum diyor. Yehuda’nın cevabı Mehmet Bildirici oluyor.
    Bana Londra’dan yazdı, benden bilgiler istiyor, bu arada bu konunun Türkiye’de çok az incelendiği görüyorum. Edmonds benden bilgi alamayınca tüm bildiklerini benimle paylaşıyor. Bu konuda beni öne çıkarıyor….
    Hazırladığım bu dosya Web 2014 İngilizce 20.1.102 bulunmaktadır.
    2012 yılında İsrail’de yapılan II. Uluslararası su toplantısına yaşının ilerlemesi dolayısıyla katılmıyor. Ben kendisini evinden telefonla arıyorum. Hürmetlerimi sunuyorum.
    Nitekim kısa bir süre sonra 2013 yılında ölüm haberini alıyorum. Hayat arkadaşı ölümünü İsrail dışındaki dostlarına duyuruyor. Yaklaşık 60 kişilik listede Türkiye’den sadece ben MEHMET BİLDİRİCİ var. Ne kadar gururlandığımı anlatamam.
    Evrakları arasında İstanbul Suyolları için Mimar Sinan tarafından çizilmiş bazı krokiler çıkıyor, eşi (hayat arkadaşı) Almanya’da Fahlbush’a başvuruyor. O da Mehmet Bildirici’ye başvurun diyor. Bana yazdı, araştırdım, sonucu kendisine bildirdim. Bana teşekkür etti.
    Sonuç olarak tanıma fırsatı bulduğum bir bilge kişiyi kaybettik….
    Yazımı 2007 yılında geçmiş bir anı ile sonlandıracağım.
    Petra kenti hakikaten dünya harikası, ama WC yani hela yönünden çok ilkel, tuvalet soruyorsun, Arap bir duvar arkasını gösteriyor ve pisst diye işaret ediyor.
    2007 yılında Petra’da Yehuda, eşi, Martin, Maria oturuyoruz. Arkamızda mağaralar var. Eşi oraya doğru yürüyor. Gayri ihtiyari ben de bir görüyüm diye kalkıyorum. Yehuda gitme diyor, evvela dinlemiyorum, ikinci defa gitme diyor. Bende jeton düşüyor, hanım ihtiyacını gidermek için mağaraya gidiyormuş !!!!!!!
    Yazıya Yehuda Peleg ve Petra’da gerçekleşen toplantıdan birer resim eklenmiştir.
    (Bu yazı 13.12.2017 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 29-12-2017

    İLK ÇAĞDA KURULMUŞ KİTAPLIKLAR EFES CELCUS KİTAPLIĞI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İlk çağda büyük uygarlıklar kurulmuştur. Uygarlığın yazılı hafızası ise kitaplar ve kitaplıklardır.
    İlk çağda kurulmuş çok önemli 3 kitaplık İskenderiye (Alexandria-Mısır), Bergama (Pergamon) Krallığında Bergama (İzmir) ve Efes (Selçuk-İzmir) kentlerindedir.
    Dünyanın kurulan ilk 3 kitaplığından ikisinin Anadolu coğrafyasında olması ne kadar gurur vericidir.
    İskenderiye kitaplığı hakkında ki yazımı ileriye bırakarak, bu yazımda Efes kentindeki CELCUS kitaplığından söz edeceğim. Aslında kitaplık Roma döneminde Asya valisi
    Gaius Julius Celsus Polemaeanus adına oğlu tarafından yaptırılmıştırr. Efes kentinin en güzel yapılarından biri olan bu yapı bir anıt mezardır. Zira Vali Celsus’un mezarı bodrum kattadır. Kitaplığın yapımı M.S 135 yılında olup bazı kaynaklarda 117 olarak ta geçer. Yapının Mimarı VITRUOYA olarak bilinir. Adına anıt yapılan Vali Celcus öldüğü zaman 70 yaşında imiş.
    12.000 civarında el yazması (manuscripts) ve rulo (scrools) bulunduğu tahmin ediliyor. Girişte bilgeliği (sophia) temsil eden Athena’nın bir heykeli bulunuyordu.
    Duvarlar rutubeti önlemek için çift olarak yapılmıştır. Gotlar tarafından 3 yüzyılda büyük oranda tahrip edilmiş, ve tüm kitaplar yağmalanmıştır. Gotlar o sırada Avrupa’da yaşayan barbar kavimlerden biridir. Almanların ataları olmaktadır. Efes’e yapılan bu akımda antik dünyanın yedi harikasından biri olan ARTEMİS tapınağı da büyük zarar görmüştür.
    Kitaplık 4 ilke üzerine kurulmuştur.
    Bilgelik (wisdom – Sophia
    Bilgi (knowledge- Epistene)
    Zeka (İntelligence –Annoia)
    Cesaret (Valor- Arete)
    İmparator Hadrianus (2. Yüzyıl) döneminde kitalık içine bir konferans salonu yaptırılmıştır.
    2004 yılında uluslararası tarihi su toplantısı Efes’te yapılmıştı. Katılımcıların büyük çoğunluğu Avrupa ve özellikle Almanya’dan idi. Benimde katıldığım ve bildiri sunduğum bu toplantı, çok güzel geçti ve toplantı sonu pek çok bilgiler ve anılarla ile ayrılmıştım.
    Bu toplantıyı düzenleyen Avusturya Arkeoloji Enstitisi katılımcılara CELCUS Kitaplığı kalıntısı önünde bir unutulmayacak bir kokteyl vermişti.
    Yazıya Celsusu Kitaplığı ve önünde verilen kokteylden bir fotoğrafım eklenmiştir.
    Bu yazı 15.12.2017 yayınlandı


  8. MEHMET BİLDİRİCİ 29-12-2017

    BİLGE DOSTUM MARTIN SCHWARZ VE İSVİÇRE GÜNLERİM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Tarih ve kültüre sevdalı biri olduğumu sanıyorum. Bu bilgi birikimimi gezerek, okuyarak ve bu konuda kariyeri ve bilgisi olan kişilerle sohbetlerden edindiğimi sanıyorum.
    Bu önce Konya’da benden büyüklere yaklaşarak onları dinleyerek başladı, daha sonra yurt dışı tarihi su yapıları toplantılarda böyle bilgelere yanaşarak sürdürdüm.
    Bu yazımda 2004 yılında yapılan Uluslararası tarihi su toplantısında Efes’te tanıştığım Martin Schwarz’ı konu edineceğim. Onunla orada dost olduk. Bu gezi yaklaşık 10 gün sürdü. Efes kentini ve çevredeki dünyaca ünlü kentlerin tarihi su yapıları gezildi. Bu kentler arasında Denizli Laodikya, Priene ve Bergama (Pergamon) antik kentleri vardı.
    Martin 2005 yılında Akyaka’yı görmek istedi. Akyaka’da bir hafta birlikte olduk. Sedir Adası’na, Aydın yolunda halen su altında kalan İncekemer’e gittik, bu gezilerde kendisinden çok yararlandığım incelemelerimiz oldu.
    2006 yılında beni İsviçre’ye davet etti. 10 gün orada kaldım, çok güzel günler geçirdik.
    Martin 1929 doğumlu, Alman kökenli bir İsviçreli, ZÜRİH yakınlarında Mörüken isimli bir köyde oturuyor, Martin’in evi bahçeli, bahçesinde elma, armut gibi ağaçlar var. İlerlemiş yaşına rağmen bahçeye kendisi bakıyor.
    Bahçeli iki katlı bir evi var. Martin çok donanımlı bir makine mühendisi, evinin bodrum katında atölyesi var, emekli günlerinde bazı makine parçaları imal edip satıyor. Martin adeta bir ayaklı kütüphane her konuda çok geniş ve detaylı bilgiye sahip, çok geniş bir kitaplığı var. Ana dili ve mühendislik öğrenimini gördüğü dil Almanca, biz aramızda İngilizce anlaşıyoruz. Günlerce evindeki kitaplarına bir göz attım.
    Önce bana sordu? Nerelere gitmek istersin diye. Ben de yakında varsa bir Roma kentini görmek isterim dedim. VINDONISSA kenti, Roma döneminden kalma imiş, gezdik, gayet bakımlı, Roma döneminden kalma bir su kanalı var, içinden şırıl şırıl su akıyor. Birkaç yapı kalıntısı var, onlardan benim edindiğim izlenim şöyle; Roma Anadolu’ya çok ileri bir uygarlık üzerine gelmiş, özellikle Ege bölgesinde İyonya bölgesini buna örnek verebiliriz. Buradaki yapı sanatı ve estetiği çok ileri, İsviçre’de ki Vindonesia antik kentinde bunu görmek mümkün değil.
    Vindonissa Rhen’in bir kolu olan AARE nehrinin hemen güneyinde. Aare oldukça büyük bir nehir, kenarına indik.
    Vindonissa M.Ö 58 yılında Roma İmparatorluğuna katılmış, 1. yüzyılda Roma Askeri kampı olmuş, o zamanki yaklaşık nüfusu 10.000, bugünkü nüfusu ise 6600
    Arena &Tiyatrosu var, restore ediliyor.
    Vindonissa antik kentinin hemen yakınında Habsburg köyü var Martin’in kızı buradan arsa alıp ev yaptırmış, arsalar çok pahalı imiş, bu köyün özelliği Avusturya’yı yöneten Habsburg Hanedanı bu köyden ortaya çıkmış..

    Eşi ya da birlikte yaşadığı Maria Alman asıllı, çok iyi ve çalışkan bir kadın, ama İngilizce ben de Almanca bilmediğimden onunla konuşamıyorum.
    Martin’in arabası ile Almanya Freiburg kentinde olan su toplantısına katıldık. Bir gece orada otelde kaldık.
    Alp dağlarına çıktık. Ben bu geziyi detaylı anlattım, Web sitem de
    www.mehmetbildirici.com Türkçe 10.1 İsviçre de ulaşmak mümkün
    Martin ile son olarak 2007 yılında Ürdün Petra’da yapılan tarihi su toplantısında birlikte idik. Ama mailleşmelerimiz hep devam ediyor.
    Son olarak 25.11.2017 tarihli mektubundan günlük hayatından ve yaşlanmadan söz ettiği İngilizce bölüme yer verilecektir.
    Dear Mehmet
    We have not heard and read anything from each other for a long time. Months ago I wrote you about my pains. My life was greatly reduced. The doctors didn't find anything. After my search on the Internet I suspected that a lack of vitamin D could be the cause. A blood test confirmed that. And with frequent sitting in the sun I feel much better now. I'm much more active again. I was able to prepare the garden for the winter after I had to grow weeds because of the handicap. On the other side we feel: I get older and older
    İsviçre gezisinden Alp dağlarında ve Freiburg gezisinden iki fotoğraf eklenmiştir.
    Bu yazı 13.12.2017 tarihinde yayınlandı

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 29-12-2017

    BİLGE DOSTUM MARTIN SCHWARZ VE İSVİÇRE GÜNLERİM
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Tarih ve kültüre sevdalı biri olduğumu sanıyorum. Bu bilgi birikimimi gezerek, okuyarak ve bu konuda kariyeri ve bilgisi olan kişilerle sohbetlerden edindiğimi sanıyorum.
    Bu önce Konya’da benden büyüklere yaklaşarak onları dinleyerek başladı, daha sonra yurt dışı tarihi su yapıları toplantılarda böyle bilgelere yanaşarak sürdürdüm.
    Bu yazımda 2004 yılında yapılan Uluslararası tarihi su toplantısında Efes’te tanıştığım Martin Schwarz’ı konu edineceğim. Onunla orada dost olduk. Bu gezi yaklaşık 10 gün sürdü. Efes kentini ve çevredeki dünyaca ünlü kentlerin tarihi su yapıları gezildi. Bu kentler arasında Denizli Laodikya, Priene ve Bergama (Pergamon) antik kentleri vardı.
    Martin 2005 yılında Akyaka’yı görmek istedi. Akyaka’da bir hafta birlikte olduk. Sedir Adası’na, Aydın yolunda halen su altında kalan İncekemer’e gittik, bu gezilerde kendisinden çok yararlandığım incelemelerimiz oldu.
    2006 yılında beni İsviçre’ye davet etti. 10 gün orada kaldım, çok güzel günler geçirdik.
    Martin 1929 doğumlu, Alman kökenli bir İsviçreli, ZÜRİH yakınlarında Mörüken isimli bir köyde oturuyor, Martin’in evi bahçeli, bahçesinde elma, armut gibi ağaçlar var. İlerlemiş yaşına rağmen bahçeye kendisi bakıyor.
    Bahçeli iki katlı bir evi var. Martin çok donanımlı bir makine mühendisi, evinin bodrum katında atölyesi var, emekli günlerinde bazı makine parçaları imal edip satıyor. Martin adeta bir ayaklı kütüphane her konuda çok geniş ve detaylı bilgiye sahip, çok geniş bir kitaplığı var. Ana dili ve mühendislik öğrenimini gördüğü dil Almanca, biz aramızda İngilizce anlaşıyoruz. Günlerce evindeki kitaplarına bir göz attım.
    Önce bana sordu? Nerelere gitmek istersin diye. Ben de yakında varsa bir Roma kentini görmek isterim dedim. VINDONISSA kenti, Roma döneminden kalma imiş, gezdik, gayet bakımlı, Roma döneminden kalma bir su kanalı var, içinden şırıl şırıl su akıyor. Birkaç yapı kalıntısı var, onlardan benim edindiğim izlenim şöyle; Roma Anadolu’ya çok ileri bir uygarlık üzerine gelmiş, özellikle Ege bölgesinde İyonya bölgesini buna örnek verebiliriz. Buradaki yapı sanatı ve estetiği çok ileri, İsviçre’de ki Vindonesia antik kentinde bunu görmek mümkün değil.
    Vindonissa Rhen’in bir kolu olan AARE nehrinin hemen güneyinde. Aare oldukça büyük bir nehir, kenarına indik.
    Vindonissa M.Ö 58 yılında Roma İmparatorluğuna katılmış, 1. yüzyılda Roma Askeri kampı olmuş, o zamanki yaklaşık nüfusu 10.000, bugünkü nüfusu ise 6600
    Arena &Tiyatrosu var, restore ediliyor.
    Vindonissa antik kentinin hemen yakınında Habsburg köyü var Martin’in kızı buradan arsa alıp ev yaptırmış, arsalar çok pahalı imiş, bu köyün özelliği Avusturya’yı yöneten Habsburg Hanedanı bu köyden ortaya çıkmış..

    Eşi ya da birlikte yaşadığı Maria Alman asıllı, çok iyi ve çalışkan bir kadın, ama İngilizce ben de Almanca bilmediğimden onunla konuşamıyorum.
    Martin’in arabası ile Almanya Freiburg kentinde olan su toplantısına katıldık. Bir gece orada otelde kaldık.
    Alp dağlarına çıktık. Ben bu geziyi detaylı anlattım, Web sitem de
    www.mehmetbildirici.com Türkçe 10.1 İsviçre de ulaşmak mümkün
    Martin ile son olarak 2007 yılında Ürdün Petra’da yapılan tarihi su toplantısında birlikte idik. Ama mailleşmelerimiz hep devam ediyor.
    Son olarak 25.11.2017 tarihli mektubundan günlük hayatından ve yaşlanmadan söz ettiği İngilizce bölüme yer verilecektir.
    Dear Mehmet
    We have not heard and read anything from each other for a long time. Months ago I wrote you about my pains. My life was greatly reduced. The doctors didn't find anything. After my search on the Internet I suspected that a lack of vitamin D could be the cause. A blood test confirmed that. And with frequent sitting in the sun I feel much better now. I'm much more active again. I was able to prepare the garden for the winter after I had to grow weeds because of the handicap. On the other side we feel: I get older and older
    İsviçre gezisinden Alp dağlarında ve Freiburg gezisinden iki fotoğraf eklenmiştir.
    Muğla Devrim 12.12.2017 yayınlandı

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 29-12-2017

    2003 YILINDA SELMA SOYSAL’A YAZILMIŞ MEKTUP
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Selma Soysal (1924-2011) İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nde benim Matematik Hocamdır. Zonguldak doğumlu Selma Soysal Türkiye’nin ilk Kadın Matematik Profesörü olup tanınmış yazar ve hukukçu Mümtaz Soysal’ın ablasıdır.
    Çok ilgi çekici mektup kendisine tarafımdan bundan 14 yıl önce yazılmıştır. Siz okuyanlarla paylaşmak istedim

    Sayın Prof. Dr. Selma Soysal İstanbul 24.02.2003
    2. Kısım M1 Blok, Kapı 6, kat 7, D 13 Ataköy-İstanbul

    Değerli Hocam
    Işık aldığım okullarıma (Konya Lisesi + İTÜ İnşaat Fakültesi), hocalarıma ve arkadaşlarıma ilgi duyan biriyim. Bu bağlamda daha önce İTÜ Vakıf dergisinde yayınlanan Mitolojik olayların yer aldığı "Her şey en iyisi içindir" ve "Tarihte büyük kadın matematikçiler" isimli yazılarınızı zevkle okumuştum ve onlar halen arşivimdedir. Bundan bilgi ve bunun ötesinde çok keyif aldım. Daha sonra 10.05.2002 tarihinde İTÜ de yapılan 40.Yıl törenlerinde karşılaştık, bir fotoğraf karesi içinde yer aldık. Bu fotoğrafı bu mektupla sunuyorum. Bu karşılaşmayı da bir şans olarak niteliyorum.
    Beni lisede hocalarım hep tanırdı, hem öğrenci sayısı azdı, hem de matematik derslerinde önde gelen başarılı bir öğrenci idim. Ama üniversite yıllarında hocalarım beni tanımaz. Çünkü o yıllarda öğrenci çok fazla idi. Ayrıca tanıması için dikkat çekecek kadar herkesten üstün olmak, ya da problemli bir öğrenci olmak gerekirdi. Ben ortalarda her iki gruptan da değildim.
    Ben 1991 yılından bu yana araştırmacılığa yöneldim. Tarihi (savaşlardan ziyade bilim ve sanatın içinde bulunduğu uygarlık tarihini) çok seviyordum, bu konuda çok okuyordum, bunu matematik ve inşaat mühendislik formasyonum ile birleştireyim dedim. Karşıma tarihi su yapıları çıktı. Konu ile ilgili halen yayın ve araştırmalarımı sürdürüyorum.
    Bu çalışmalarımda büyük Grek filozofu Eflatun'un "Geometri bilmeyen benim Akademime gelmesin" sözü kulağıma küpe olmuştur. Gerçekten matematik formasyonundan gelmemim çalışmalarıma değişik bir yön verdiğine inanıyorum ve bu sayede ilginç analizlere ulaştığımı sanıyorum.
    Bu düşünce disiplini aldığım insanlar ise matematik ve felsefe hocalarımdır. Konya Lisesi'nde felsefe hocam, yayınları olan Selman Erdem ve matematik hocam İzmir'de yaşayan Şükran Gözen (her ikisi ile görüşür, telefonlaşırım) başta olmak üzere üniversite öğrenimimde siz Prof. Dr. Selma Soysal, ilk yıl Makine Fakültesi'nde Bahri Vedat Alpman'dır. Eğer bu formasyonu alabilmiş isek bunları başta siz olmak üzere sizler verdiniz. Sizde Türkiye'de bir ilksiniz. İlk kadın Matematik Profesörü Selma Soysal’sınız.
    İTÜ Vakıf dergisinde çıkan yazım üzerine, bana telefon ederek uzun uzun konuştunuz. Bu telefonunuzun beni nasıl mutlu ettiğini anlatamam. Ancak sevgili hocam bu telefonunuzda bahsettiğinin kardeşiniz Prof. Mümtaz Soysal'ın sizin için yazdığı 28.12.2002 tarihinde Cumhuriyet gazetesindeki yazıyı temin edemedim.

    Bu arada hafızamdan hiç silinmeyen ve bize çok şey verdiğine inandığım değerli hocam Bahri Vedat Alpman hakkında hiç bilgi sahibi değilim. Bu konuda bana yardımcı olabilirseniz sevinirim. Kızını tanıdığınızı belirtmiştiniz.

    Bu düşünce ve duygularımın kalıcı olmasını istediğim için yazıya döktüm. Bu vesile ile ellerinizden öper, saygılar sunarım.
    Mehmet BİLDİRİCİ
    İnş.Y.Müh (İTÜ 1962) -Araştırmacı-Yazar

    (Mugla Devrim 06.12.2017 yayınlandı)

Toplam 270 yorum bulundu. 51-60 arası listeniyor.