Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 11-06-2019

    GÖKOVA MAHALLESİNDE YAŞAMIŞ TARİHE MERAKLI BİR DOST GRANT ROWLEY I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Zaman zaman pek çok yabancı Akyaka’ya yerleşmiş, burada ev sahibi olmuştur. Şüphesiz hepsinin tarihe ve arkeolojiye meraklı olduğu düşünülemez. Akyaka’nın eşsiz doğası ve denizi onları buraya çekmiştir. Benim gibi.
    Ama tarihe meraklı olanlarla temaslarım olmuştur, bunlardan biride Gökova mahallesinde ev sahibi olan İngiliz kökenli Grant Rowley olmuştur. İngiltere’de çok ilginç tarihi araştırmaları bulunmaktadır. Gökova mahallesinde arkadaşlarıyla bir Çevre Platformu oluşturmuş çevre gezileri yapmışlar bunları Gokovacevre sitesine yerleştirmişlerdir. Bu olaylar 2009’lu yıllarda olduğundan bu site kapanmıştır. Grant ile fotoğraf bazında görüşmelerimiz olmuştur. Hatta bu fotoğrafları bir sergide sergilemeyi düşünmüştük. Bu arada Grant Akyaka’da yerli bir ortakla bir Mağaza açmış, yerli ortakları ile olumsuz gelişmeler yaşamış ve her şeyini kaybederek Akyaka’dan ayrılmıştır. Kararımız bunları birlikte değerlendirecektik. Ama bunlar gerçekleşemedi. Ama bu fotoğraflar çevre tarihi konusunda ileri araştırmacılar için çok önemli verilerdi, bunları yayınlanması gerektiği görüşündeyim.
    Bu ilkyazımda üç fotoğraf ekliyorum.
    İlki 2009 yılında çekilmiş birlikte fotoğrafımız
    İkinci fotoğraf Gökova mahallesinde Koruma altındaki bölgede eski bir ev muhtemelen bu köyden Mustafa Yasakçı’ya ait ev
    Mustafa Yasakçı Bu köyde yaşamış bir kişi, ben kendini tanıyamadım, torununu Grant sayesinde tanıdım. Onun evinin duvarında okunmuş İdyma kentine ait kitabe vardır. Bilerek veya bilmeyerek tarihe ışık tutmuş bir kişidir. Saygıyla anıyorum
    Üçüncü resimde Mustafa Yasakçı’nın evinin merdivenleri, Yukarıda Akropolis’ten sökülen taşların bu merdiven de kullanıldığı görülmektedir.
    Devamı var
    (Muğla Devrim 01.05.2019 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    DANİMARKA’DA YAKILIP KÜLLERİ FETHİYE’DE DENİZE SAVRULAN BİR DANİMARKALI JANE ELİSABETH (1952-2019)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Devrim Gazetemizin 23.04.2019 günlü sayısının son sayfasında bir haber çok ilimi çekti. Danimarkalı Jane Elisabeth 14 yıldır tatillerini Fethiye’de geçiriyor, Fethiye’yi çok seviyor. Bu yıl Danimarka’da kanserden ölüyor. Vasiyeti üzerine yakılıyor, küllerinin yarısı memleketinde yarısı ise çok sevdiği Fethiye’de Çalış Plajında birlikte yaşadığı arkadaşı Knud Karlsen tarafından denize serpiliyor ve denize bir demet çiçek atılıyor.
    Fethiye’ye duyduğu bu sevgi ve aşk beni şoke etti, tüylerimi diken diken oldu.
    Ben Danimarka’da yaşamadım ama uzun süreli iki Danimarkalı kız arkadaşım oldu. İlki 1957-1970 yılları arasında pen friend (kalem arkadaşı) KETTY, uzun süre mektup arkadaşım oldu, kendisi ile hiç karşılaşmadık. Danimarka’da müzik eğitimi alıyordu. Ben o zaman müzikten bihaberdim, o bana bu konuda yol gösterdi, zaman içinde üzerimde etkili oldu. Bugün Mozart ve Beethoven’i severek dinliyorsam bunu Ketty’den mektuplarla öğrendim.
    İkincisi Helga o da Danimarkalı 1989 yılında bu yana arkadaşız, tam otuz yıllık. Yazları Akyaka’ya geliyordu. Akyaka’yı çok seviyordu, ailecek misafirimiz oluyordu, özellikle annemi çok seviyor, Türkçe teyze diye hitap ediyordu. Türkçede biliyordu.
    Biz İngilizce konuşuyorduk. Tarihi çok seviyor, Türkiye’de Duygu Asena’ya varıncaya kadar biliyordu. Helga İngilizce, Almanca başta olmak üzere tam 11 dili konuşabiliyordu
    Bunları şunun için anlattım. Bu iki arkadaşlarım sayesinde Danimarkalıları oldukça tanıdığımı sanıyorum. Buna dayanarak bu yıl ölen Danimarkalı Jane Elsabeth’in Fethiye sevgisini yorumlayacağım. Tabii ki bu benim yorumum.
    1.. İlk çağlarda İyonya, Karia ve Likya, bugün Ege, Muğla ve Fethiye kıyıları denizi doğası, güneşli günleri ve ormanları ile Türkiye’de ve dünyada en önde gelmektedir. Bölgenin eşsiz doğası insanları büyülemektedir. Ben de bu duygularla AKYAKA dedim..
    2. Çevre insanı sıcak kanlı ve misafir severdir. Turiste yabancıya sevecendir, Bende bunu Akyaka’da hep hissetmişimdir.
    3. Çevrenin dünya ölçüsünde zengin tarihi büyülemiş olabilir. Düşünün Danimarka’nın tarihi sekiz yüzyılı aşmamaktadır. 16 ve 17nci yüzyıllarda Alman ve Danimarka sarayların da hamam yoktur. Hela olduğu şüphelidir. Ama bugün yaşam koşulları temizlik ve hijyen en ileridedir.
    Ama Fethiye ve çevresi böyle midir? Hamalar vardır, göz kamaştırıcı mermer tapınaklar vardır. Tıp vardır, edebiyat vardır. Bu tarih her yabancıyı ve Avrupalıyı derinden etkilemektedir. Modern insan haklarına ve hukukuna Danimarka’nın kökleri buralardan gelmektedir.
    Bence Jane Elisabeth bütün varlığının yarısını antik Likya’da yarısını Modern Danimarka’ya adamıştır diyorum.
    (Muğla Devrim 29.04.2019 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    AKYAKA’DAN BİR DEĞER KAYDI. ORHAN İSKİT’İ (1924-2018) GEÇEN YIL KAYBETTİK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İlk çağda parlak bir uygarlığın yaşandığı Akyaka (İdyma) çeşitli sebeplerden yaklaşık, yedinci yüzyıldan 1970’li yıllara kadar çok az insanın yaşadığı ıssız bir bölge iken bu tarihlerden sonra, turizmin gelişmesi ile Akyaka pek çok aydın ve sanatçının emeklilik yaşamı için tercih ettiği sakin bir yer durumuna gelmiştir. Pek çok aydın buraya yerleşmiştir. Bunlardan biri de İnşaat Yüksek Mühendisi Orhan İskit’tir.
    Mesleki bir büyüğüm olarak renkli yaşamı çok ilgimi çekti, onu bilmeyen ve henüz daha doğmamış Akyakalılara tanıtmak istedim. Sayın eşi Ressam Nuran İskit bana yardımcı oldu, ana çizgileri o verdi, kendisine teşekkür ederim.
    Orhan İskit 12 Eylül 1924 tarihinde İstanbul’da (?) doğdu. General Hamdi İskit’in oğludur. İstanbul Erkek Lisesi’nden 1941 yılında mezun olduktan sonra, mühendislik öğrenimini İsviçre Zürih “Federal Politeknik” okulunda yapmış buradan 1947 yılında İnşaat Yüksek Mühendisi olmuştur. Ağabeyi de İsviçre mezunudur. Bu kurum İsviçre’de en seçkin mühendisler yetiştiriyordu.
    Almanca, İngilizce ve Fransızca bilmekteydi.
    Mesleki hayatında önemli kilometre taşları şöyle;
    -1947-1950 Bayındırlık Bakanlığı ve T.C Karayollarında Köprüler şefi ve askerlik, Konya Bölgesinde görev yapmış
    -1950-1958 TAMİŞ T.A.Ş. Bölge teknik sorumlusu,
    75 kasaba ve 24 hidroelektrik santral inşaatı
    -1958-1960 “Hazik Ziyal & Orhan İskit Komandit Şirketi İnşaat Müteahhitliği
    -1960-1965 Çarmıklı İnşaat & Petrol Ofisi İnşaat Müdürü
    -1965-1968 PETKİM Petro-Kimya A.Ş. İnşaat Müdürü
    -1968-1972 ANSA Antibiyotik ve İlaç Hammaddeleri Müdürü
    -1972-1975 PAK Gıda Genel Müdürü
    -1975-1982 Libaş A.Ş Yönetim Kurulu üyesi,
    Libya’da Trablus, Bingazi, Fizan’da konut inşaatları
    Altmış sekiz yaşında kendini emekli etmiştir. Ressam Güzel Sanatlar Akademisi mezunu Nuran İskit ile evli ve tek kızı (Nilüfer) vardı. Emeklilik günlerini kışları İstanbul Taksim ve yazları Akyaka’da geçirmiştir.
    Kendini 14 Haziran 2018 günü İstanbul’da kaybettik, İstanbul’da Karaca Ahmet mezarlığında toprağa verilmiştir.
    Orhan İskit’in kaybını benim de üye olduğum Akyaka’da AKSANAT Derneği şu bildiri ile biz üyelerine duyurmuştur.
    “Pırıl pırıl bir beyin, bize yön veren ışık tutan değerimiz, aydınlanmacı, ilerici, çağdaş, sanatçı, gelişmeden, geliştirmekten yana, sahip olduklarını çevresinin, gençliğin gelişimi için paylaşan, kütüphanenin kurulması ve binasının alınmasının öncüsü, zekice esprileri ile bizleri daima gülümseten kişi olarak tanımlamıştır.

    Ben çok yakınında değildim, ama hep toplantı ve kültürel toplantılarda bir arada oldum. Çok değişik bir ülkeden ve kurumdan mezun olduğundan tanımak denk geldikçe kendisine hep sorular sorardım.
    2006 yılında Akyaka’da Nail Çakırhan & Halet Çambel Sanat Evinde açtığım “İdyma’dan Gökova Akyaka sergimi misafirleri Esin Afşar’la ziyaretleri hep gözümün önündedir.
    Akyaka’da yaşaması bizlere gurur kaynağı idi. Geç te olsa Tanrıdan rahmet eşi Nuran Hanım ve ailesine baş sağlığı dilerim.
    (Muğla Devrim 16.04.2019 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    YATAĞAN MÜRSEL SOYUNDAN KONYA’DAKİ TÜM YATAĞANLILARIN ATASI HACI AHMED ÖZDEMİR’İN TORUNU HUKUKÇU VE TÜCCAR CELALETTİN ÖZDEMİR’İ YAKINDA KAYBETTİK
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bugün Konya Meram ilçesinde bulunan Yatağan köylüleri 1400’lü yıllarda (15 yüzyıl) Afganistan Horasan bölgesinden bugün ki Yatağan köyüne yerleşen Ahmet Mürsel’in Yatağan’ın torunlarıdır. Ahmet Mürsel iki kızı ile buraya yerleşmiştir. Osmanlı son dönem salnamelerde (yıllık) ismi Konya’daki ermiş insanlar arasında yer almaktadır.
    Benim büyük büyük dedem Ömer Efendi Konya’ya köyden göç eden ilk kişidir. Konyalı Adeviye isimli bir nenemiz ile evlenmiştir. Onun soyundan gelenler hoca ve müderris olmuşlardır.
    Köyü terk edip Konya’ya yerleşen ikinci kişi önemli değil çok çok çok önemlidir. Bu kişi aşağıda resmi bulunan Hacı Ahmet Özdemir’dir. (1889-1949). Soyadını aldığı gibi mesleği demircidir. Köyünde bozkırlı bir ustadan demirciliği öğrenmiştir.
    Genç yaşta askere alınıyor, üç yıl Yemen ve Mekke’de kalıyor, hac görevini ifa ediyor, köyüne döndüğünde Birinci. Dünya Savaşı devam etmektedir. Çanakkale’ye gönderiliyor, orada yaralanıyor, Gazi oluyor, yürüyerek İstanbul Kasımpaşa Deniz hastanesine ulaşıyor, orada tedavi görüyor.
    1918 yılında köyüne dönüyor bir süre serbest demircilik yapıyor. Kurtuluş Savaşında Konya’dadır. Mustafa Kemal tarafından açılan Nalbant Okulunda görev veriliyor.
    Ahmet Özdemir iki evlidir. İlk eşi Şerife’den çocuğu yoktur. Bu sıralarda ilk eşi ve ailesinin bir kısmını Konya’ya aldırır ve Araplar Mahallesinde bir kira evine kalır.
    Artık serbest olarak Konya’da çalışmaya başlar ilk Atölyesini 1930 yılında daha sonra 1938 yılında Torna Atölyesini kurar. Savaştan kalan makinelerin, Rus makinelerin ticaretini yapar bu hurdalardan “Kuyu tulumbaları” üretir. O yıllarda Konya elektrik vardır, ama henüz kuyularda pompa kullanılmamaktadır. Bu tulumbalar dönen bir hayvanın (eşek) gücünden kuyudan boru içinden tapalarla suyu yukarı çekiyor. Çok para kazanır. Uluırmak Altıyolda’ki bağımızda dedemin de böyle bir tulumbamız vardı.
    Bu işlerden Ahmet Özdemir çok para kazanır. Bütün ailesini Konya’ya aldırır, akrabası Müderris Haşim Efendi’nin oğlu Mehmet Bildirici (1879-1948) evinde bir süre kira ile kalır, en küçük oğlu İbrahim burada dünyaya gelir. (1934)
    Daha sonra aynı mahallede bizim evin karşısında çarşıya doğru bir yerde Harciyeli bir ev yaptırır. Mahallemizdeki tek harciyeli (yabancı misafirlerin kaldığı yer) ev onundu. Zira onun köyden yakınları ve misafirleri eksik olmazdı.
    Hacı Ahmet 7 erkek ve 2 kız dokuz kardeştiler. En büyükleri oydu. Bir yaş küçük kardeşi İbrahim Özdemir(1890-1970) İzmir’e yerleşmiş, oğulları orada zengin olmuşlardı.
    Diğerleri Hüseyin Özdemir (1905-1969) Ali Özdemir (1913-1988) bizim mahalleye yerleşmiş ev sahibi olmuşlardı.
    Ahmet Özdemir sadece kalkınmamış, köyden yakınlarını yanına Konya’ya getirip onların meslek sahibi olmasını sağlamıştır. Bunlar aşağıdaki sayfada görülmektedir.
    Yani Konya’da sanayi kesiminde çalışmış ve çalışmakta olan tümünün babası atası olduğu söylenebilir
    Ahmet Özdemir’in 2 kızı ve üç oğlu olmuştur. Mehmet Yatağanlıoğlu, Mustafa Özdemir, İbrahim Özdemir.
    Kaybettiğimiz Celalettin Özdemir Mustafa Özdemir’in oğludur. Babası da mahalle komşumuzdu. Takma adı da Çavuş’tu. Kendisi ile de iyi görüşürdük.
    Ölen Celalettin Özdemir Böyle bir dedenin torunuydu.
    Kendisine Tanrı’dan rahmet ailesine başsağlığı dilerim.
    Hacı Ahmet Özdemir ve diğer Yatağanlılar hakkında geniş bilgi 1987 hazırlığım “Yatağan Köyü’nün Dünü, Bugünü” kitabımda, web sitemden kolayca ulaşılabilir. Buraya bu kitaptan Hacı Ahmet Özdemir’in remi olan bir sayfa eklenmiştir.

    (Yeni Meram 15.04.2019 yayınlandı)

    Daha önce Yatağan Türbe ve Müzesi 25.02.2019 sayfa 390-391

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    AKYAKA NEREDEN NEREYE GELDİ, ÖNÜMÜZDEKİ 2050 YILINDA NEREDE OLMALI
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Beni kilometrelerce uzaktan, dostlarımı, aydınları, emekli yazar ve profesörleri buraya bağlayan nedir. Dillere destan doğası, denizi, azmağı ormanlarıdır. İlk çağda yaşandığı halde yedince yüzyıldan 1950’li yıllara kadar sıtma hastalığından ötürü bu güzelliğin farkına varamamışlar İdyma kenti terkedilmiş çok az insanın yaşadığı bir ıssız yer haline gelmiştir.
    1950 yıllarından önce İskele Mahallesinde birkaç gümrük memurunun görev yaptığı birkaç deponun bulunduğu bir yerdir. Muğla Marmaris ve Fethiye yolu bugünkü Köy meydanından geçer, buradan ağaçlı (âşıklar yolu) yoldan devam ederdi. Sıtkı Koçman’a ait maden kamyonları da İskeleye maden taşırlardı.
    Akyaka’ya yerleşim bu noktada başladı, Mustafa Akkaya’ya ilk görmez gözleri ile bakkal dükkânı ve fırın açtı…
    Gökova köyüne bağlı Akyaka’nın tahmini nüfusu 50-60 kişi
    Yıl 1966-1968 Sakar yolu genişletildi. İlk araç 1920’lerde İtalyan işgalinde Gökova’ya indi. Yeni yolun açılması her şeyi değiştirdi. Yol kazılarından çıkan topraklar batak şeklinde olan sahile döküldü ilk yapılan sahildeki 4 katlı Kermetur siteleri kuruldu ve sahilde yaşamın başlangıcı oldu.
    Ben bildiğimde elektrik vardı, su şebekesi yoktu, telefon için yıllarca beklemek gerekiyordu.
    1950 öncesi Akyaka sahil yerlerde, parselasyon yapılmaya başladı, Belediye yok, devlet yok, buralarda yaşanması beklenmiyor. Benim evimin olduğu civarlarda parselasyon işine girişen bir kişi de Milli Birlik Komitesi üyesi Cemal Madanoğlu, satılmaz endişesi ile parseller çok küçük tutulmuş, (150-250 m2 iki parsel satın al bir parsel hediye mantığıyla parselasyon yapılmış. Nail Çakırhan evinin civarı köyün ileri gelenlerinden Sarıoğlu’nun doğal bir ileri görüşle parselleri büyük tutmuş (500-600 m2, buraya daha seçkinler yerleşmiş, güzel evler yapılmış.
    1970’li yıllarda Ula’lı Nail Çakırhan sağlık sebeplerinden Akyaka’ya yerleşiyor. Kendine eski Muğla-Ula evlerini örnek alarak bir ev yaptırıyor, yaptırdığı ev 1983 yılında “Ağa Han Mimarlık” ödülünü kazanıyor. Pek çok evin tasarımını yapıyor. Bunların sahipleri tamamen dışarıdan Akyaka’ya yerleşen kişiler. Nail Çakırhan doğal güzelliklerine Mimariyi ekliyor ve Akyaka bambaşka bir konuma geliyor.
    1970’li yıllarda İmar planı yapılıyor, burada eski Ula Kaymakamı ve İller Bankası Müdürü Teoman Ünüsan’ın imar planı ve diğer sorunlarında çok yardımı oluyor.
    Yavaş yavaş yerleşim hızlanıyor bu yıllarda Cumhurbaşkanı Turgut Özal Türkiye’de ilan edilen ilk Koruma bölgesi içinde Akyaka katılıyor.
    Özal döneminde turizm bana göre 1980’li yıllarda turizm patlıyor…
    Gene de belediye olabilmesi için yapılan sayımda 2000’ni aşıyor.
    1992 yılında Akyaka Belediyelik oluyor, İsmail Akkaya ilk Belediye başkanı oluyor.
    Daha sonraki yıllarda Akyaka Belediyesi 2010’lu yıllarda Sakin Kent oluyor….
    Akyaka çok tanınıyor, Pek çok restoran, pansiyon yapılıyor…
    Ama 2017- 2018 yıllarda bayram günleri söylentiye göre 1 milyon kişi Akyaka’ya geliyor, yer bulamıyor, yollarda ormanlarda kalıyor.
    Ben burada kısa bir özet verdim, Akyaka’nın gelişmesi ciddi bir sosyolojik araştırma konusu, sanat etkinliklerine konu olması, bir roman yazılması gerekir. Ben elimden geldiği kadar tarihini ortaya çıkarmayı başardığımı sanıyorum.
    Sonuç olarak incelenirse durum dehşet verici
    1950’ler de 50-60 kişi
    1992 belediye olurken sürekli nüfus 2.000 yazlıkçılarla 8.000 bilemedin 10.000 kişi
    2017 de bayramda gelenler 1.000.000 kişi
    Bu durumda ne yapmalı
    Bana göre bir gelişme planı ya da Master plan mutlaka gerekli
    2020 mevcut kapasitesi belirlenmeli
    2050 yılı için neler yapılmalı ne olmalıdır belirlenmelidir.
    Bu 30 yıl için, doğası, çevre değerleri, jeolojisi, denizleri göz önüne alınmalıdır.
    Adına ne dersek diyelim bu plan mutlaka yurt içinde ve yurt dışından katılacak uzman ve tecrübeli firmalar arasından müsabaka ile belirlenmeli.
    İçine girdiğimiz bu kaostan ancak böyle çıkabileceğimize dünyanın göz bebeği Akyaka’ya koruyacağımıza inanıyorum

    (devrim Gazetesi 10.04.2019 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    ULA BELEDİYE BAŞKANLIĞINA İSMAİL AKKAYA SEÇİLDİ.
    MEHMET BİLDİRİCİ
    31 Mart 2019 yerel seçim sonuçları sonuçlanmış. Ula ilçesinde başkan değişmiş bu defa Akyaka’ya yerleşmiş en eski ailenin çocuğu İsmail Akkaya seçimi kazanmıştır. Kendisini kutluyor, Ula ilçesi ve onun göz bebeği Akyaka’ya özlenen ve herkesi kucaklayan hizmetler sunmasını umuyorum.
    İsmail Akkaya’yı 40 yıldan bu yana tanırım. Kendisi o zamanlar Antalya’da ziraat eğitimi görüyordu. Esas babası Mustafa Akkaya (kör) Akyaka’ya geldiğim 1977 yılında bu tarafa ölüm tarihi olan 1997 yılına kadar çok yakın dostumdu. Zira bu evi almadan önceki arsamın alınmasında (Sonradan yerine eski Dedegil oteli yapıldı) o yardımcı olmuştu. Çok ilginç ve zeki bir kişiydi, kördü ama çok radyo dinler, bütün dünyayı görüyordu. Akyaka’yı bana sevdiren başlıca kişilerden biri oydu. Kendisinden çok çok şey öğrendim, bir örnek vermek isterim. Bir gün kendisine sordum sen bunları nereden öğrendin diye? Ben küçükken çok az görüyordum, küçük bir çocukken ben büyüklerin yanında oturur onların konuşmalarını dinlerdim dedi. Hakikaten anlattığı yerleri, sonra tek tek dolaştım, anlattıkları bunu doğruluyordu.
    1997 yılında kaybettiğimiz Mustafa Akkaya’yı rahmetle anıyorum. Umarım oğlu onun anısını bir hayır kurumu ile yaşatır.
    İsmail Akkaya’nın dedesi Mestan Akkaya benim tespitlerime göre köye ilk yerleşen ailelerden biridir. Mestan’ın babası Mehmet’in Gereme’den (Kemamos-Ören) geldiğini yazın sivrisinekten yaşamayıp Kızılağaç’a çıkarlar, kışın Akyaka’ya inerlermiş.
    Akyaka Belediye olunca ilk Belediye Başkanı İsmail Akkaya olmuştur. Belediye Başkanı kiralık bir odada göreve başlamış, iki dönem görev yapmış, pek çok hizmeti olmuştur. Birkaç örnek vereceğim. Aşırı yağışlarda Dolmuş Durağı önündeki ana cadde bir akar dere haline gelir, her tarafı su basardı. Bu suları ormana çevirdi. Çok güzel bir Belediye Binası yaptı. Maalesef bu bina depo ve İtfaiye olarak kullanıldı.
    Deniz sahilinde kamulaştırma yaparak güzel yürüme bandı yapıldı, Orman Parkı yapıldı. (Dolmuşların karşısında). Ben bazı örnekler verdim, belki hataları da olmuştur. Güzel ve kalıcı olanlar yapılan eserlerdir.
    Büyükşehir Başkanı Osman Gürün’ün çok güzel bir sözü kulağıma küpedir. Muğla’da kırsal üretecek, sahil tüketecektir. Ula’nın sahili Akyaka’dır. Sahile yerleşen Türkiye’nin en seçkin aydınlardır. Onlardan ve mahalli değerlerden yararlanarak onlara kültürel etkinlikler sunulmalıdır. Geçen dönemde takip ettiğimden biliyorum, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün ve Menteşe Belediye Başkanı Bahaddin Gümüş bunu fazlası ile yapmışlardır. Ama geçen dönem Ula’da çok çok az hatta hiç kültürel etkinlik olmamıştır.
    Sonuç olarak önemli olan Ula ve onun dünya çapında ki gözbebeği AKYAKA’da yapılacak, yapılması gereken çok şeyler vardır. Partiler seçimle birlikte dışarıda kalmıştır. Bundan sonra konumuz planlar ve eserler olmalıdır.
    Arkadaşım, baba dostum İsmail Akkaya’nın enerjisi ve deneyimi vardır. Bütün Ula ve Akyakalıları kucaklayarak hizmet edeceğine inanıyor. Bunu bekliyor. Başarılar diliyorum.
    Devrim Gazetesi 09.04.2019 yayınlandı



  7. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    BÜYÜK SELÇUKLU HATUNU MAHPERİ HUNAT’IN GERÇEKLER IŞIĞINDA EFSANEVİ HAYATI (1203-1254?) II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    (Önceden devam)
    Adile Sultan genelde Konya ve batı kentlerde yaşamaktadır, nitekim Isparta Uluborlu’da cami yaptıracaktır. Mahperi Hunat ise Kayseri’de yaşamayı sever.
    Sultan 1237 yılında Mahperi Hunat’ın yanındadır, oğlu ve güvendiği devlet adamlarının desteği ile Alaaddin Keykubat zehirlenir ölür, tahta oldubitti ile ağabey Hıristiyan anneden doğma 2. Gıyaseddin Keyhüsrev 16 yaşında Sultan olur. Baba Alaaddin Keykubat dini törenlerle Konya Alaaddin tepesindeki Türbesine gömülür. Bu olaylarda Konya’da hanı bulunan Sadettin Köpek çok yardımcı olur.
    Yeni Sultan hanedan içinde temizliğe girişir, üvey annesi Adile’yi Ankara Kalesine hapsettirir ve orada boğdurur. Sultan yapılmak istenen İzzettin Kılınçarslan Isparta Uluborlu’da bir Kaleye hapsedilir ve orada hayatını kaybeder. Annesi Adile Sultan burada daha önce bir cami yaptırmıştı. Keyhüsrev baba bir 3 kardeştir, onun akibeti bilinmez.
    Kötü niyeti anlaşılan Sadettin Köpek ortadan kaldırılır. Beyşehir Kubadabad Sarayında boğdurulur. Hunat Hatun Müslüman olmuş Alaaddin Keykubat’ın ölümünden sonra kendini hayır işlerine vermiştir. 1238 yılından başlayarak Kayseri’nin bugün de en büyük Camii olan Hunat Hatun Camii’ni ve kendisi adına özel olarak türbe (kümbet) yaptırır.
    Hunat Hatun köken olarak bir Rum kızı olduğundan babası onu çok serbest olarak yetiştirmiş, cemiyet içine girebilmekte, diğer kadınlardan çok farklıdır. Bunu şöyle açıklamak mümkündür. Camii kendi parası (veya devlet) yaptırırken aynı zamanda inşaatın başına gidebilmekte ve denetlemektedir. Bunu anlatılan şu hikâye açıklamaktadır.
    “Bir denetimde baş usta onun gözü önünde taşı getirmekte yerine koymayıp geri götürmektedir. Yanındakine sebebini sorar. Sultanım usta cenabet olmuş yıkanması gerekmektedir. Sizden Hamam yaptırmanızı ister der. Hemen bir hamam yapımını emreder.
    Sultan Alaaddin Keykubat’ın ölümünden sadece altı yıl sonra Moğol tehlikesi kapıya dayanır. İki ordu Sivas Kösedağ’da karşı karşıya gelir. Sultan ordusunun başındadır. Ama sadece yirmi iki yaşındadır. Askerlikten anlamaz, kumandanlarına güvenmez ve ordu Bayçu Noyan komutasındaki ordu karşısında dayanamaz darmadağın olur.
    Bu Türk tarihindeki en büyük yenilgidir. Ancak Moğollar Selçuklu devletini ortadan kaldırmaz kukla hükümdarlarla yönetmeyi uygun görürler. Bu aslında Moğolların uyguladığı bir taktiktir. Moskova’da ve pek yerlerde bunu uygularlar.
    Anadolu’da Selçuklu devleti kukla hükümdarlarla 1308 yılına kadar yaşayacaktır. Bu dönemde Celalettin Karatay ve Sahip Ata gibi vezirler ön plana çıkacak Moğollar ve Selçuk hükümdarları ile dengeyi sağlayacaklardır.
    II. Gıyaseddin Keyhüsrev evlilik yaşına gelmiştir. Kafkas kızları güzeldir. Mahperi Hunat oğlunu Gürcü Kraliçesi Rosudan’ın kızı Gürcü Hatun ile evlendirecektir. Gürcü Hatun Selçuk sarayında çok sevilecektir.
    1243 yılından sonra kukla hükümdar olduğu üç yıl boyunca etkisiz ülkeyi dolaşmış, sonunda kendini dede memleketi Alanya’da bulmuştur. Bu çok çok düşündürücüdür. II. Gıyaseddin Keyhüsrev yabani hayvanlarla oynamayı severmiş, onlarla oynarken vahşi bir hayvanın ısırması sonucu 1246 yılında anne dedesinin memleketinde ölmüş cenazesi Konya’ya getirilerek Alaaddin Tepesi üzerindeki Türbeye babası yanında toprağa verilmiştir.
    Oğlu önünde ölen Mahperi Hunat daha sonraki hayatı belirsiz, tam bilinmemektedir. Moğollardan kaçmak için Haleb’e gitmek ister ve Tarsus’taki Ermeni devletine sığınır, ama gene Moğollara teslim olur, ne zaman öldüğü tam bilinmemektedir.
    Kayseri’de önceden yaptırdığı (1249) türbesine gömülür.
    Sandukasında kitabesi şöyledir.
    “Bu kabir, dünya ve dinin koruyucusu merhum Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi, namuslu, şehide, takva sahibi, ibadet ehli, dindar, dünyada kadınların sultanı, iffetli, çağının Meryem’i (Hz. Meryem), zamanının Hatice’si (Hz. Muhammed’in eşi), binlerce mal sadaka veren, din ve dünyanın yüz akı, hanımefendi Mahperi Hatun’undur.”
    (Yeni Meram 08.04.2019 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    BÜYÜK SELÇUKLU HATUNU MAHPERİ HUNAT’IN GERÇEKLER IŞIĞINDA EFSANEVİ HAYATI (1203-1254?) I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Sultan Alaaddin Keykubat Başkenti Konya olan Anadolu Selçuklu Devletinin uygarlıkta zirve yaptığı dönemdir. Mahperi Hunat Hatun ise bu dönemde yaşamıştır. Çok karışık olaylar içinde yer almış, politika yapmış, çok büyük hayır işleri yapan bir kişidir. Bu yazımda tamamen tarihe dayalı nasıl yaşadıkları konusunda bir kurgu yaptım. Gerçek olaylar üzerine yapılan kurgu bana ait ve bunlar yıllar yılı okuduklarımın kafamda biriktirdiği tortulardır.
    Anadolu Selçuklu Devletinin en büyük Sultanı Alaaddin Keykubat 33 yaşında (Doğumu 1188) 1220-1221 yılında Alanya (Alaiye-Kolonaros) kalesini kuşatır. Kalenin hâkimi Rum kökenli Kryvat’tır, kaleyi tesliminden sonra Konya civarında bir köye yerleştirilir. İğret, Çamurlu İğret gibi köylerin onun isminden geldiği söylenir. Kryvat’ın çok sevdiği kızı Alaaddin Keykubat ile evlendirilir. Babasının Konya çevresinde bir köyde yaşadığına inanılır.
    Bir ismine Maria olan Maria Despina olan genç kız babasının en sevdiği kızıdır. Yaşı yaklaşık 18 yaşındadır. Başka kardeşleri olup olmadığı bilinmez. Genç ve güzeldir, iyi bir eğitim almış daha serbest büyütülmüştür. Ana dilinin Rumca olduğu ve eğitimi sırasında dil ve gramer bilgisini geliştirmiş, kilise geleneklerini ve duaları da öğrenmiştir. Civardaki Yörüklerden bir miktar Türkçe öğrendiği de sanılır. Maria güzel, sosyal, hırslı bir kızdır.
    İleride sultan olacak Gıyaseddin Keyhüsrev’i 1221 tarihinde doğurduğuna göre kale düşer düşmez Sultanın koynuna girdiği anlaşılmaktadır. Kendisi 18, sultan 33 yaşındadır.
    Evlendirildiği kocası Sultan farklı bir ırktan ve dindendir. Ama ona kraliçelik, sultanlık kapılarını açmakta büyük gelecek vaat etmektedir. Sultan olan eşi Alaaddin kendisinden sadece 15 yaş büyüktür.
    Sultan Alaaddin farklı bir kültürden, İran kültüründen gelmektedir. Esas konuştuğu dil Farsça ve İslamiyet dolayısıyla, Kuranın bazı bölümlerini bilecek kadar Arapça ve eşi gibi Konya’da Türkçede öğrenmiştir. Nitekim ismi de Arapça ve Farsçadan gelmektedir. Alaaddin dinin ulusu, Keykubat ise İran Mitolojisinde İslam öncesi hükümdarlara verilen isimlerdendir.
    Buna rağmen Alaaddin tahta geçmeden önce bir süre Konstantinopolis’te (İstanbul) kalmış orada Rumca öğrendiği düşünülebilir. Ayrıca Selçuklu Sarayında pek çok Rum asıllı gelin ve cariyeler bulunmaktadır.
    Dolayısıyla Despina din ayrılığına rağmen Sultan ile biraz Türkçe biraz Rumca rahat konuşma sağlamaktadır. Konya’da Rumca ana dili olan pek çok kişilerde yaşamaktadır.
    Ayrıca Sultan Alaaddin çok toleranslı düşünen kısmen filozof bir sultandır. Büyük Tasavvuf önderi Mevlana Sultan’ın sık görüştüğü kişidir. Dini taassuptan uzaktır. Maria Despina pazarları Konya’da bulunan kiliselere de gitmiş olmalıdır. Ama İran kültürü ona tamamen yabancıdır. Yavaş yavaş onu da tanımaya çalışmaktadır. Ama en çok İran halıları, İran yemekleri, pilavı ilgisini çekmektedir.
    Selçuklu Sarayına gelin geldikten sonra MAHPERİ (Ay Perisi) ismi verilir. Ama hala Hıristiyan dinini korumakta Maria ismini içinde saklamaktadır.
    Yalnız asla içine sindiremediği bir durumla karşı karşıyadır. Sultan ikinci bir evlilik yapar. İkinci defa Müslüman bir Hükümdarın kızı Adile ile evlidir. Bizans döneminde böyle şey yoktur. Ama sultan karısıdır, sınırsız yetkiye sahiptir. Buna da katlanmak zorundadır.
    Sultana ta Alanya’da iken nur topu gibi oğlan doğurmuştur. Hükümdar ailesinde şimdi artık daha sağlamdır. Oğluna Sultan’ın babasının adı verilir GİYASEDDİN KEYHÜSREV.
    Aile yaşantısı Konya’da Beyşehir kıyısında Sultan’ın yaptırdığı yazları Kubadabad sarayında geçer. Bu saray doğum yeri olan Alaiye ismini alan doğum yeri yolu üzerindedir.
    Ufukta doğuda büyük bir tehlike görülmekte, Moğollar doğuya tamamen hâkim olmakta, İran’da Türkistan’da Moskova’da hatta Çek ülkesinde kendilerine karşı gelen kentleri yakıp yıkmaktadır. Ülkeleri hâkimiyeti altuna almaktadır
    Sultan’ın üzerine aldığı ikinci eş bir Müslüman Emir’in kızıdır. Müslüman geleneklerine göre Emir kızını ikinci eş olarak vermekle sakıncası yoktur. Bu İslam geleneklerinde vardır. Bu eşin ismi ADİLE Sultandır. O da Sultan’a nur topu gibi bir oğlan doğurur, İzzettin Kılınçarslan ismi verilir.
    Baba Aladdin’in ölümümü halinde taht kavgası çıkacağı kaçınılmaz görünmektedir. Mahperi Hunat oğlunu mutlaka Sultan görmek ister. Bunun için Müslüman olması gerekmektedir, öyle de yapar Müslüman olur.
    Devlet erkânı Müslüman bir anneden doğan küçük olan oğlunu tahta görmek isterler. Sultanın vasiyeti de bu yöndedir.
    (Devam edecek)

    Yeni Meram 06.04.2019 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 03-05-2019

    LİKYA’DA TANRIÇA LETO’NUN KENTİ, EFSANESİ VE LATİN ŞAİR OVİDUS
    (M.Ö 43- M.S 17)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İçinde yaşadığımız, Ege, Karia ve Likya antik bölgeleri içinde yaşam çoğu çoğu Mitoloji ile iç içedir. Yani Mitoloji Karya içindedir. Karya’da mitolojiden gelen anlatılanlar vardır.
    Mitoloji eski Yunan’dan gelir. Önemli midir? Bence çok çok önemlidir. İnsanların bir takım Tanrı ve tanrıçalara sığınma ihtiyacından doğmuştur. Doğuda, Norveç’te, eski Türklerde de mitolojiler vardır. Örnek olarak doğuda tanrı ve yaratıcı güçler asla konuşulamaz, karşı çıkılamaz, irdelenemez.
    Mitolojide tanrılar ve tanrıçalar vardır, bunlar kendi aralarında etik olmayan hareket olur. Bir örnek vermek gerekirse Zeus baş tanrıdır. Eşi Hera o da tanrıçadır. Ama Zeus tanrıça karısını aldatır, tanrıça Leto ile ilişki kurar, onu hamile bırakır Leto’dan çocukları olur. Bu yasak ilişkiden doğanlar da tanrı ve tanrıçadır. Yani kutsaldır, APOLLON ve ARTEMİS ki bunlar Yunan Mitolojisinde çok çok önemli tanrı ve tanrıçadır. Adlarına pek çok yerde tapınaklar inşa edilmiş ve tapılmıştır.
    Bu yazımda tanrıça Leto adına kurulan antik dini merkez LETOON kentine ait söylenenlerden söz edilecektir.
    Anne tanrıça LETO çocukları kadar ünlü değildir. Letoon Fethiye-Kaş arasında Fethiye’den yaklaşık 65 km Kaş yönündedir. Likya sınırları içindedir. Başka yerlerde o na ait ünlü tapınaklar pek yoktur.
    Gökova Akyaka kurulmuş antik kent İDYMA’da bulunan yazıtlardan birinde Leto-Afrodit rahiplerinden söz edilir, burada bir tapınak olmalıdır. !!!!
    Leto hakkında anlatılanlar ünlü Latin Şairi Ovidius’un (M.Ö. 43- MS 17) yazdığı Metemorfozlar isimli Grekçe kitabından alınmıştır. İtalya’da doğan Ovidius M.S 8 yılında İmparator Augustus tarafından Roma’dan sürgün edilmiş Romanya’da ölmüştür.
    Çok çok ilginçtir, Roma Belediyesi tam 2000 yıl sonra 2008 yılında Ovidius’un sürgününü iptal etmiştir. !!!!!
    İstanbul Kız Kulesi hakkında anlatılanlar da Ovidius’tan gelmektedir.
    Letoon için efsane ise şöyledir. Zeus’den hamile kalan Leto, ikiz çocukları Apollo ve Artemis’i Ege Denizi’nde Delos adasında doğurur. Sonra Likya’da Xantos nehri (Eşen çayı) boyunca çocukları ile nehir boyu yürür.
    Nehirde bugünkü tapınağın bulunduğu yerde çocuklarını yıkamak ister, yerliler buna karşı çıkınca onları kurbağa şekline sokar.
    Letoon antik kenti boyunca yan yana üç tapınak yer alır. En batıdaki İyon düzenindeki tapınak ana Leto’ya, ortadaki Apollo ve diğeri Artemis’e aittir.
    Bu tapınaklar yanında Likya dilinde, Aramice ve Grekçe yazılı bir yazıt bulunmuştur. Bu yazıt henüz çözülememiş bulunan Likya dilinin okunmasına yardımcı olması beklenmektedir.
    Yazının sonuna Ovidius’tan bir şiir eklenmiştir.

    AŞK SANATI
    Başkasından yakındığında dedi Ovidius
    Elde edilir bir kadın
    Dudaklarında yarı hüzünle göründüğünde
    Ona yaklaşacaksın,
    Elleri böğründe, sızılı yüreğini
    Okşarken görünmez dilekleri
    Ona Gökyüzünün maviliğini
    Anlatacaksın
    Tam açmak istediğinde kendini
    Görünüp
    Kaçmak istediğinde saklanacaksın”

    Yazıya Leto’nun çocukları ile heykelini ve Ovidius’un bir resmi eklenmiştir. Grekçe Ovidius Naxon yazılı
    (Mugla Devrim 04.04.2019 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 26-03-2019

    ARAŞTIRMALARIMI DESTEKLEMİŞ REBAP VİRTİÖZÜ, MÜHENDİS AĞABEYİM
    EDİP SEVİŞ (1912-2011)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Yeni Meramda anısal yazılarıma devam ediyorum. Değerli meslektaşım abilerimle yaşadığım güzellikleri anlatacağım ve onları bir defa daha anacağım. Bu yazımda Rebap Virtüözü değerli İnşaat Mühendisi Edip Seviş’i konu edeceğim.
    Edip Seviş İstanbul Eğrikapı’lı bir ailenin oğludur. Çok küçük yaşlarda Türk Müziğine yönelmiş, önceleri Eyüp Musiki Cemiyetine ve 1928 yılında Atatürk önünde konser veren Üsküdar Musiki Derneğinin en genç üyesidir. Bu konseri çok büyük heyecanla anlatırdı.
    Daha sonra 1950 yılında İnşaat Mühendisliği diplomasını almış, Çeşitli illerde Bayındırlık Müdürlükleri görevlerinde bulunmuş, Müzik ve Mevlana sevgisi onu Konya’ya çekmiş, görevini Konya Bayındırlık Müdürlüğü’ne nakletmiş 1987 yılında buradan emekli olmuş, Mevlana sevgisinden emekliliğini Konya’da geçirmiş, 99 yaşında Mevlana Şeb-i Aruz törenlerinin başladığı gün hayatını kaybetmiştir. Son haftaya kadar akli melekelerini korumuştur.
    Edip Seviş 1954 yılında Mevlana’yı anma törenlerine katılmış, rebap çalmıştır. Kendisi dünya ölçüsünde bir rebap virtüözüydü. Şu sözü çok anlamlıdır. Mühendislik görevi ile hiç yurt dışına çıkmadım, ama rebabımla tüm Avrupa ve Japonya dâhil dünyayı dolaştım.
    Edip Seviş’in kızı Jülide Hanım DSİ 4. Bölge Müdürlüğünde çalışıyordu, onun vasıtası ile tanışmıştık. Bazı akşamlar birlikte olurduk. Ben müzik adamı olmadığımdan konuşmalarımız eski İstanbul günlerine ve mühendislik üzerineydi.
    Yıl 1994 kendi isteğim ve Devlet Su İşleri 4 Bölge Müdürünün teşvik ve destekleri ile DSİ Genel Müdürlüğü tarafından “Konya Tarihi Su Yapıları” isimli kitabım yayınlandı. 1994 yılı DSİ Genel Müdürlüğünün 40. Kuruluş yılıydı. Kuruluş yılı dolayısıyla üç anı kitabı yayınlanmıştı. Öyle ani olmuştu ki ben bile inanamamıştım. Bana çok büyük bir moral vermişti.
    Bu kitabın yayını dolayısıyla pek çok kişi ve kuruluştan tebrikler almıştım. O zamanki Yeni Konya Gazetesinde rahmetli Avukat Suat Abanazır ve arkadaşım Prof. Dr. Saim Sakaoğlu ve Yeni Meram’da köşe yazıları yazan Edip Seviş kitabımı tanıtan yazılar yazdılar. Edip Seviş’in 13.05.1994 tarihinde yazdığı köşe yazısından bir bölümü buraya alıyorum.

    “DSİ Genel Müdürlüğü, kırkıncı yılını idrak etmesi dolayısıyla bazı yayınlar yapmıştır. Bunlardan biri de “Konya Tarihi Su Yapıları” isimli kitaptır.
    Kitap önsözünden de anlaşılacağı veçhile Konya’mızın yetiştirdiği bir kıymetli Yüksek Mühendis olan Mehmet Bildirici Bey tarafından hazırlanmıştır.
    Yine önsözünde kendisini bu işe DSİ IV. Bölgesi’nin deneyimli Müdürü olan Yüksek İnşaat Mühendisi Feyyaz AKALIN Bey teşvik etmiş ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Dışilişkiler Başmüşavir’i İsmet Bozkurt Bey’den ve diğer pek çok arkadaşından ve belediyelerden yardım görmüştür.
    Eser 15 bölümü ihtiva ediyor. Tam 460 büyük kuşe kâğıdına basılmış. Başta Konya ve bütün ilçelerini, Aksaray, Niğde’yi, Silifke’yi kapsıyor. Antik suyollarına ait bilgileri, bu yerlerin bütün tarih boyu su konularını, suyollarını, tesislerini gerçek olarak gözler önüne seriyor.
    Araştırmaya dayanan eserler daima kıymetli olurlar. Çünkü onlar bir hayal mahsulü olmaktan uzaktırlar. Bu eşsiz Anadolu bilgilerini bize sunan Yüksek Mühendis Mehmet Bildirici’ye ve kendisine teşvikçi ve yardımcı olan Devlet Su İşleri IV. Bölge Müdürü Yüksek Mühendis Feyyaz AKALIN Bey’e, yardımcı olan belediyelere ve eşleri Düzay Hanım ve daire arkadaşlarına, kitabı yayınlayan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne teşekkürü bir borç biliyorum.
    Devamını diliyoruz
    Değerli Yeni Meram köşe yazarı daha sonra bana büyük destek olan birkaç yazı daha yazmıştır.
    Kendisi zaman zaman kitabımı okumuş onları tartışmış ve bu olaylar bizi daha yakınlaştırmıştır. Aramızda geçen o kadar güzel anılar var ki bunlardan bir ikisine yer vereceğim. Edip Seviş Latin alfabesinin kabulünde 16 yaşındadır. Eğitiminin bir kısmını eski harflerle yapmıştır. Eski Türkçeyi iyi okuyordu. Bana bu konuda yardımcı oldu, Konya’da özellikle Nakiboğlu İbrahim Efendi tarafından vakfında belirtilen bilinmeyen bir su şebekesi ve çeşmelerini birlikte çıkarmıştık. Asla unutamam.
    İkincisi gene böyle çeşme gezileri için sözleştik. Falan gün sabah 9 da uğra demişti. Tam dokuzda evine uğradım, tam 5 dakika önce, çok sevdiği eşi Münevver Hanım ruhunu teslim etti, uzun zamandır yatalak hasta idi, tabii ki çeşme gezisi iptal oldu.
    Uzun zaman yatalak hasta olduğundan kurtuldu der mi diye düşünmüştüm. Meğerse Edip abim eşini ne çok severmiş onun için o yaşta güzel sevgi şiirlerini Yeni Meram gazetesinde sonraları hep yayınladı.
    Bu arada Edip ve Münevver Seviş’in kızları Julide DSİ de çalışıyordu. Yakından tanıdığım için söylüyorum, çok hayırlı ve iyi bir evlattı. Çok uzun yatalak olan annesine ve 99 yıl yaşayan babasına güller gibi baktı.
    Son olarak da uzun uzun meslek yaşamından konuşurduk. Eski Mühendisti. Ben onu İTÜ 1934-1935 mezunu zannediyordum. Ölümünden sonra Jülide Hanım’dan diplomasının bir fotokopisini istedim. Hiç beklemediğim ve hayret ettiğim bir diploma ile karşılaştım.
    Meğer Edip Seviş’e inşaat Mühendisliği diploması iki yıllık bir kurs sonucu Bayındırlık Bakanlığı tarafından verilmiş. Orta Okuldan mühendislik okuluna alınanı duydum, yurt dışından Almanya, İsviçre’den mezun inşaat mühendisleri biliyorum. Ama gene bunu hayretle karşıladım. Bir örnek olsun diye birlikte bir resmimizle ekliyorum.
    Bir Edip Seviş geldi yaşadı, geçti, güzel izler bıraktı, unutulmamalı diyorum
    Yeni Meram 26.03.2019 yayınlandı

Toplam 517 yorum bulundu. 51-60 arası listeniyor.