Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    KARAMAN YOLU ÜZERİNDE BULUNAN BAĞ EVİMİZ VE KOMŞULARIMIZ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İnsan yaşlanmaya yüz tutunca gençliğine çocukluğuna dönüyor. Anneannem Emine yaşlandığında "Rüyamda çocukluğumun geçtiği bağ evinde pelit ağaçları üzerinde dolaşıyorum, beni yoruyorlar" demişti.
    Ben de bu yazımda çocukluğumun geçtiği Konya merkezde Karaman Caddesi üzerindeki bağ evindeki yaşantımdan söz edeceğim. Bağ evimiz Konya merkezden yaklaşık 3 km güneydeydi. Karaman yönünde bizim bağa gelmeden ALTIYOL denilen noktaya bugün büyük bir köprülü kavşak yapılmış durumda. Bu kavşağı geçince yola cephe camiin hemen güneyi bizim bağdı. Halen burada NURANİYE KURAN KURSU yer almakta.
    Bağımız yaklaşık 3400 m2 idi. Hem Karaman caddesine ve hem de arkadaki yola da cepheydi.
    1950'li yıllarda anneannem, babam, annem ve biz 2 kardeş yazları bağa göçerdik. Dedem Mehmet Bildirici 1948 yılında vefat etmişti. Biz bağa yazları göçer, kışın şehir evine dönerdik.
    Karaman caddesi sonradan oluşan Karatay ve Meram ilçeleri arasında sınır olmuştur. Evimiz ve bağımız aynı caddede bağ evimiz 2-3 km kadar güneyde idi.
    Şehir evimiz Meram ilçesinde, bağımız Karatay ilçesine dâhildir. Bağımızın yerinde bu gün Nuraniye Kursu yer almaktadır.
    Evimize sokaktan bir kapı ile bir iç avluya girilirdi. Bunun alanı yaklaşık 25-30 m2 idi. Burada yakacaklar (bağdan toplanan odun ve ince dallar) ve ÖRTME bulunur, sadece üzeri kapalı bir yer, yemekler burada pişirilirdi. Avlunun kuzeyinden bir ahıra ve ahır sekisine girilirdi. Ben çocukken ahırda hayvanlarımız yoktu. Dedemin bir eşeği ve iki tekerlekli bir arabası vardı. Ahır içinden 8-10 merdivenle bir odaya çıkılırdı. Bu oda hayvanların nefesinden ısınırdı. Avlunun hemen batısında hem avlu ve giriş kapısını gören ve hem de bahçeyi gören girişi bahçeden küçük bir oda vardı.
    Burası dedemin devamlı oturduğu odaydı. Burada sigara içer vakit geçirirdi, odada resim ve gazete bulundurmazdı, melaikeler giremez diye. Buradan bir de koca oda vardı ama pencereleri tahta ile kapalı hiç işlenmemiş bir oda. Hela bahçede idi. Dıştan oda girişi önünde bir kuyu ve önünde havuzumuz vardı. Ben küçükken kuyudan gözleri bağlı eşek döner kuyudan havuza su çekerdi. Buradan yapılan sebzeler ve ağaçlar sulanırdı. Havuzun yanında ulu bir dut ağacımız vardı. Bağımız dıştan kerpiç duvarlarla çevrili idi. Bağın hemen hemen yarısı üzüm bağı idi. Üzümler o dönemde Meram çayının kışın sel suları ile sulanırdı. Bağ 1-2 m derinliğinde kışın suyla doldurulurdu. Bu yazın üzümler için yeterli idi. Dedem meyveye meraklı idi. Kayısı, erik elma yanında çeşitli aşı armut ağaçları vardı. Şeker armudu, nar armudu, kumpanya armut ..vs. Dedem mahallenin en yaşlısı idi, bayram günleri önce bizim evde toplanılır, sonra öğleye kadar erkekler bayram gezerdi. Kısaca hatırlayabildiğim kadar komşularımdan bahsedeceğim.
    Keşke bunları önceden bir bir yazsaymışım? Hemen güneyimizde evleri bize bitişik İsa Tanrıöver vardı. Babası Hasan, dedemin iyi arkadaşıymış. Biz ona Esa derdik. Bir oğlu Ali Tellal Pazarında halı kilim satardı. En küçük kızları Şerife tam benimle yaşıttı, onunla evcilik oynadığımızı hatırlıyorum, ablaları Münire ve Safu vardı. Esa fakirdi yüklü bir para cezası ödedi kızlarını ilkokula göndermedi.!!!!!!
    Onun güneyinde Eskilli Yahya vardı. Karşımızda en yakın komşumuz Kamila eşi Zekiye Abla çok şen şakrak bir kadın idi. Oğlu Osman benden büyüktü. Görüşürdük Onların güneyinde 3 kardeş Köse Hocalar vardı. Köse Ahmet Efendi, dedemin çok yakın arkadaşı idi. İmamdı. Üç oğlu vardı Mehmet, Ömer Mustafa, Mehmet Abi Esnaf Dernekleri kâtibi idi. Bir kaç defa görüşmüştük. Benim yaşıtım Mustafa Yorgancı ve Akşehir'e yerleşmişti. Ahmet Efendinin oğullarından büyük kızları vardı. Kaç göçe (erkeklerle görüşmemeye) aşırı dikkat ederlerdi. Daha güneyde ağabeyi Ali vardı. Eşi Cemile Ablaydı, kızları vardı. Daha güneyde sokak içinde ağabeyleri Hüseyin Efendi vardı, onun oğulları hep esnaf oldu. Bu kardeşin bağları geniş alanı kaplıyordu. Sanki atadan bölünmüştü.
    Arka sokağımızda Kazancılar vardı, bu sokakta bağımızın girişi yoktu. Oğulları Cavit bizim yaşıttı. Yanında Cenazeler vardı. Aynı ada içinde yaşıtımız Tavukçu Mehmet ve Ahmet vardı. Ahmet daha sonra araba bayii oldu. İki ablası Suudi Arabistan'a baba ve oğula gelin gittiler. Ben oğlu ile Suudi Arabistan'da karşılaştım. Bakkal Mustalli (Mustafa Ali) oğlu Zekai, İbrahim, ilkokul arkadaşım Mehmet Ali Aşık....
    Şimdi dönüp bir değerlendirme yaptığımda bu insanlar uzun uzun yıllar burada yaşadığı, nereden geldikleri konusunda bir şey denilemeyeceği, görülmektedir. İşin en ilginç benim yaşıtlarımdan kaç kişi okudu, Konya Lisesi'ne ve İstanbul'da üniversiteye giden tek kişi benim!!!!!! Peki kızlardan!!!!! hiç yok. Belki bu arkadaşların çocukları okumuştur?
    O zamanlar sokaklarda in cin top oynardı. Şimdi her taraflar apartman olmuş, dükkân olmuş, o günlerden kala kala bu satırlar kaldı. Çocukluk arkadaşım Zekai Mert ile dün ve bugün çekilmiş iki resim konacaktır.
    (Yeni Meram 27.02.2019 yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    KARAMAN YOLU ÜZERİNDE BULUNAN BAĞ EVİMİZ VE KOMŞULARIMIZ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İnsan yaşlanmaya yüz tutunca gençliğine çocukluğuna dönüyor. Anneannem Emine yaşlandığında "Rüyamda çocukluğumun geçtiği bağ evinde pelit ağaçları üzerinde dolaşıyorum, beni yoruyorlar" demişti.
    Ben de bu yazımda çocukluğumun geçtiği Konya merkezde Karaman Caddesi üzerindeki bağ evindeki yaşantımdan söz edeceğim. Bağ evimiz Konya merkezden yaklaşık 3 km güneydeydi. Karaman yönünde bizim bağa gelmeden ALTIYOL denilen noktaya bugün büyük bir köprülü kavşak yapılmış durumda. Bu kavşağı geçince yola cephe camiin hemen güneyi bizim bağdı. Halen burada NURANİYE KURAN KURSU yer almakta.
    Bağımız yaklaşık 3400 m2 idi. Hem Karaman caddesine ve hem de arkadaki yola da cepheydi.
    1950'li yıllarda anneannem, babam, annem ve biz 2 kardeş yazları bağa göçerdik. Dedem Mehmet Bildirici 1948 yılında vefat etmişti. Biz bağa yazları göçer, kışın şehir evine dönerdik.
    Karaman caddesi sonradan oluşan Karatay ve Meram ilçeleri arasında sınır olmuştur. Evimiz ve bağımız aynı caddede bağ evimiz 2-3 km kadar güneyde idi.
    Şehir evimiz Meram ilçesinde, bağımız Karatay ilçesine dâhildir. Bağımızın yerinde bu gün Nuraniye Kursu yer almaktadır.
    Evimize sokaktan bir kapı ile bir iç avluya girilirdi. Bunun alanı yaklaşık 25-30 m2 idi. Burada yakacaklar (bağdan toplanan odun ve ince dallar) ve ÖRTME bulunur, sadece üzeri kapalı bir yer, yemekler burada pişirilirdi. Avlunun kuzeyinden bir ahıra ve ahır sekisine girilirdi. Ben çocukken ahırda hayvanlarımız yoktu. Dedemin bir eşeği ve iki tekerlekli bir arabası vardı. Ahır içinden 8-10 merdivenle bir odaya çıkılırdı. Bu oda hayvanların nefesinden ısınırdı. Avlunun hemen batısında hem avlu ve giriş kapısını gören ve hem de bahçeyi gören girişi bahçeden küçük bir oda vardı.
    Burası dedemin devamlı oturduğu odaydı. Burada sigara içer vakit geçirirdi, odada resim ve gazete bulundurmazdı, melaikeler giremez diye. Buradan bir de koca oda vardı ama pencereleri tahta ile kapalı hiç işlenmemiş bir oda. Hela bahçede idi. Dıştan oda girişi önünde bir kuyu ve önünde havuzumuz vardı. Ben küçükken kuyudan gözleri bağlı eşek döner kuyudan havuza su çekerdi. Buradan yapılan sebzeler ve ağaçlar sulanırdı. Havuzun yanında ulu bir dut ağacımız vardı. Bağımız dıştan kerpiç duvarlarla çevrili idi. Bağın hemen hemen yarısı üzüm bağı idi. Üzümler o dönemde Meram çayının kışın sel suları ile sulanırdı. Bağ 1-2 m derinliğinde kışın suyla doldurulurdu. Bu yazın üzümler için yeterli idi. Dedem meyveye meraklı idi. Kayısı, erik elma yanında çeşitli aşı armut ağaçları vardı. Şeker armudu, nar armudu, kumpanya armut ..vs. Dedem mahallenin en yaşlısı idi, bayram günleri önce bizim evde toplanılır, sonra öğleye kadar erkekler bayram gezerdi. Kısaca hatırlayabildiğim kadar komşularımdan bahsedeceğim.
    Keşke bunları önceden bir bir yazsaymışım? Hemen güneyimizde evleri bize bitişik İsa Tanrıöver vardı. Babası Hasan, dedemin iyi arkadaşıymış. Biz ona Esa derdik. Bir oğlu Ali Tellal Pazarında halı kilim satardı. En küçük kızları Şerife tam benimle yaşıttı, onunla evcilik oynadığımızı hatırlıyorum, ablaları Münire ve Safu vardı. Esa fakirdi yüklü bir para cezası ödedi kızlarını ilkokula göndermedi.!!!!!!
    Onun güneyinde Eskilli Yahya vardı. Karşımızda en yakın komşumuz Kamila eşi Zekiye Abla çok şen şakrak bir kadın idi. Oğlu Osman benden büyüktü. Görüşürdük Onların güneyinde 3 kardeş Köse Hocalar vardı. Köse Ahmet Efendi, dedemin çok yakın arkadaşı idi. İmamdı. Üç oğlu vardı Mehmet, Ömer Mustafa, Mehmet Abi Esnaf Dernekleri kâtibi idi. Bir kaç defa görüşmüştük. Benim yaşıtım Mustafa Yorgancı ve Akşehir'e yerleşmişti. Ahmet Efendinin oğullarından büyük kızları vardı. Kaç göçe (erkeklerle görüşmemeye) aşırı dikkat ederlerdi. Daha güneyde ağabeyi Ali vardı. Eşi Cemile Ablaydı, kızları vardı. Daha güneyde sokak içinde ağabeyleri Hüseyin Efendi vardı, onun oğulları hep esnaf oldu. Bu kardeşin bağları geniş alanı kaplıyordu. Sanki atadan bölünmüştü.
    Arka sokağımızda Kazancılar vardı, bu sokakta bağımızın girişi yoktu. Oğulları Cavit bizim yaşıttı. Yanında Cenazeler vardı. Aynı ada içinde yaşıtımız Tavukçu Mehmet ve Ahmet vardı. Ahmet daha sonra araba bayii oldu. İki ablası Suudi Arabistan'a baba ve oğula gelin gittiler. Ben oğlu ile Suudi Arabistan'da karşılaştım. Bakkal Mustalli (Mustafa Ali) oğlu Zekai, İbrahim, ilkokul arkadaşım Mehmet Ali Aşık....
    Şimdi dönüp bir değerlendirme yaptığımda bu insanlar uzun uzun yıllar burada yaşadığı, nereden geldikleri konusunda bir şey denilemeyeceği, görülmektedir. İşin en ilginç benim yaşıtlarımdan kaç kişi okudu, Konya Lisesi'ne ve İstanbul'da üniversiteye giden tek kişi benim!!!!!! Peki kızlardan!!!!! hiç yok. Belki bu arkadaşların çocukları okumuştur?
    O zamanlar sokaklarda in cin top oynardı. Şimdi her taraflar apartman olmuş, dükkân olmuş, o günlerden kala kala bu satırlar kaldı. Çocukluk arkadaşım Zekai Mert ile dün ve bugün çekilmiş iki resim konacaktır.
    (Yeni Meram 27.02.2019 yayınlandı)

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    CERAMIC GULF- KERME KÖRFEZİ- GÖKOVA KÖRFEZİ ŞİİRİ IV
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bundan önceki yazılarımda eşi Türk ve yazları Akyaka’da yaşamış bulunan İngiliz Kültür adamı ve Şairi Alan Mounfort’un İngilizce olan üç şiirini yayınlamıştım. Benim İngilizcem bunu şiirleştirmeye yeterli olmadığından ayrıca bir şair olmadığımdan şiirleri orijinal dili ile yayınlamıştım. Güzellikleri dünyaca ünlü Gökova Körfezinin çok farklı bir kültür adamının gözünden nasıl görüldüğü çok ilgi uyandırdı. Yorumlar geldi.
    Bunların ilk büyük Şiar İbrahim Ergin’den ben Gökova’yı anlatan bir şairim ben bunları tercüme ettirip bir şair gözü ile Türkçeye kazandırmak isterim dedi. Kitabın aslını benden istedi.
    İkinci destek Sayın Prof. Dr. Şadan Gökovalı’dan oldu. Şairin Akyaka’da komşusu olduğunu Gökova Körfezi şiirinin eşi Aydiz Hanım tarafından özel olarak kendisi için Türkçeye çevrilmiş halini bana gönderdi, Devrim Gazetesinde yayını istedi.
    Aşağıda hiçbir harfine dokunmadan bu şiirin Türkçesine yer verilmiştir. Bu vesile ile Devrim gazetesinde yazılarımı okuyan görüş ve uyarıların bildiren Sayın Mitolog, Prof. Dr. Şadan Gökavı’ya şükranlarımı sunuyorum.
    Ayrıca Şairin eşi, hemşerim Konyalı Aydiz Hanıma da teşekkürü borç bilirim. Kendisinden diğer şiirlerin de Türkçeye kazandırmasını talep ederim. Birkaç yıl önce aramızdan ayrılan rahmetli Alan Mounfort’u saygı ve rahmetle anıyor, onun büyük bir kültür adamı olduğuna inanıyorum.
    CERAMIC GULF- KERME KÖRFEZİ- GÖKOVA KÖRFEZİ
    Kuzeyi hırçın dağlar
    Acımasız, ataerkil !!
    Tırmanılmaz uçurumlar
    Salt yırtıcı kuşlar yuva kurabilir
    Yabanıl, vahşi kuşlar
    Yaşama uygun koşullar yok burada
    Taa yukarılarda köycükler olduğu söylense de
    Mahrumiyet egemendir buralara
    Sert, mozaik yüzeylerde
    Ve birbirine sarılmış dikenler arasında
    Var mı yok mu belirsiz patika
    Ancak kusursuz keçilerin tırmanabildiği
    Kıvrılarak yükselir bulutlara doğru
    Ayakları tırmalayan çalılıklar arasından
    Kocaman bir kaya ki orada
    Yerine getirir kırbaçlamayı
    Rüzgâr güneş ve yağmur ayinlerini
    Izdırap temizlemenin

    Güneydeki görünüm daha kadınsı
    Tepelere kendini sunar
    Ilık kaderine razı bakışlarını birbirine
    Sadece âşıkların yapabileceği gibi
    Yukarıda rüzgârla yıkanmış kaya
    Gururla yükselir
    Burada bir göğüş kucaklaşırken
    Mersin sandal ağacı ve meşelerle
    Kertenkeleler kıpır kıpır
    Çekirgeler vızır vızır

    Aşağılarda perçemleri karışık yamaçlar
    Bataklıkmış gibi çağırır huzuruna
    Yaşamı besleyen yerleri
    Duygularınızı okşayan sözlerle
    Konuksevermiş gibi

    Kim aklından geçirebilirdi Böyle kusursuz planı?
    Türlü mizaç ve mizaç ve güzellemelerin
    Sanat eserini andırır doğanın
    Bilinen karmaşık ustalık
    Ve rastlantı karışımının
    Tüm uzlaştırıcılığıyla?
    İpeksi, dalgalı deniz
    Onun sevecen, duru bakışı
    Katıksız seramik mavisidir
    İznik çinisi

    İnsan çaresiz kabullenmelidir
    Toprakana’yı simge alarak
    Onun ayrışmış, soylanmış
    Gizem ve söylencelerle zengin
    Yabancı ama dostça, zamandan gizlenir
    Yine de onun tarafından yıpratılır
    Ve sürekli sorar ve bitimsiz soruyu
    -Bizim yerimiz neresi ?
    (Muğla Devrim 27.02.2019 yayınlandı

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    İSTANBUL FATİH'TE FATİH CAMİ CİVARINDA BİR GEZİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bilindiği gibi İstanbul Fatih Camii ve cami yanında Fatih Sultan Mehmet'in Türbesi çok tarihi mekândır. Bu yazımda Ocak 2011 yılında yaptığım bir gezide aldığım notları sizlerle paylaşacağım.
    Fatih Sultan Mehmet Türbesi’nin içinde devamlı dua okuyanlar başörtülü kadınlar vardı. Ama Cami yakın dönemde yeniden yapılmış. Türbe’nin batısındaki bulunan mezarlıkta Türk tarihinin önemli kişileri son uykusunda bulunmaktadır. Fatih'in eşi Gülbahar Hatun, son dönemlerden Gazi Osman Paşa, yakın dönemden Pertev Demirhan Paşa ...vs Huzur içinde uyuyorlar. Ben camiin tarihine girmeyeceğim.
    Tümü bunlar mı? Sihirli bir gözlük takıp bir de toprak altında daha önce buraya gömülenlere bakmak istedim.
    İmparator Konstantin, 330 yılında Byzantion kentini başkente yakışan binalarla süslüyor ve kent Konstantinapolis, ikinci Roma başkenti oluyor. Konstantin bir şey daha yapıyor, ölmeden Hıristiyanlığı kabul ediyor, buraya bir kilise yaptırıyor. On iki Apostel (havari) Kilisesi. Kilise yeri o günkü surların dışında, özel dini bir sebebi olmalı.. Ölümünden sonra kilise tamamlanıyor ve Konstantin burada bir Mozole'ye gömülüyor. Muhtemelen İstanbul'un ve dünyanın ilk kilisesi....
    Kilise Jüstinien döneminde yetersiz görülüyor, ya da tahrip oluyor, Jüstinien yeniden yaptırıyor ve kendisi ve İmparatoriçe Thedora için Mozelum (anıt Mezar) yaptırıyor ve buraya gömülüyor....
    1204 yılında Latinler tarafından yağma ediliyor....
    Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u alınca oldukça tahrip olduğu anlaşılan kilise temellerine kadar yıktırılıp cami yapılıyor....
    Şimdi sihirli gözlüğü çıkarıp toprak üzerine çıkalım.
    Bazı yazarlara ve bazı belgelere göre Fatih kendisini Roma İmparatoru gibi görür. İlk Roma İmparatorunun gömüldüğü yere gömülmek istemesi çok anlamlı...
    BEN BU GEZİMDE BÜYÜK İMPARATORLAR
    KONSTANTİN
    JÜSTİNİEN
    FATİH SULTAN MEHMET İÇİN HUŞU İLE SAYGI DURUŞUNDA BULUNDUM.
    HEMDE FATİH'İN TÜRBESİNİN İÇİNDE
    FATİHA DUA EDEN İNSANLAR ARASINDA..
    Düşündüm düşündüm düşündüm....
    Diğerleri içinde bir köşede birer plâket konsa, hatta küçük bir yer olsa ona inanan Hıristiyanlar da onlar için dua etse, hatta bir mum yaksa...
    Ne kaybederiz...
    Bir şey kaybetmez, ÇOK ŞEY KAZANIRIZ DİYE DÜŞÜNÜYORUM
    Avucumuzun içine dünyada eşi olmayan İSTANBUL'U koyan
    üç imparator huzur içinde son uyusunlar diyorum.
    Bu arada aynı gün Fatih semtinde bir anıtı geziyorum
    FATİH'TE KIZTAŞI ANITI
    İMPARATOR MARCIANUS SUTUNU
    Anıt İmparator Marcianus adına 455 yılında dikilmiş, bu güne gelebilmiştir.
    Kaidesinde Zafer tanrıçası NİKE kabartması olduğundan, biz Türkler, KIZTAŞI olarak adlandırmışız.
    Latince kitabesi şöyledir Birinci Yurttaş (İmparator) Marcianus anıtıdır. Tatianus tarafından yaptırılmıştır.
    Fatih Camiini gezdiğim gün burayı da gördüm. Mahalleye tarihi derinlik kazandırmış, Kıztaşı Market, Kıztaşı Berber...vs ne kadar güzel


  5. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    ÇOCUKLUĞUMDA TANIDIĞIM İLK ŞAİR ÖNAL VASIF ÖZTAŞ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Çocukluğum Konya'nın Uluırmak Burhandede Mahallesi’nde geçti. Şimdi Karatay ilçesi Sarı Yakup oldu. İlkokul öncesi ben, Mehmet Bildirici, Avni Öztaş, Türkmenlerin Nail üçümüz arkadaştık. Yıl 1944, 1945. Hep üçümüz oynardık. Ama ben bahsettiğim iki arkadaşımı çok erken yaşlarda kaybettim. Saygıyla anıyorum. Her ikisi de matbaa mesleğini seçmişlerdi.
    Avni’nin ağabeyi Önal Öztaş benden 4 yaş büyüktü. Hâkimiyeti Milliye İlkokulu sonrası amcası Ahmet Öztaş'ın Attar dükkânında çırak olarak işe başlamıştı, 1953 yılında ben Lise Orta son sınıfta iken, dışarıdan Ortaokul bitirme sınavlarına başvurdu, birlikte sınavlara girmiştik, ilk yıl derslerin çoğunu geçmişti, burada bir miktar katkım ve yardımım olduğunu sanıyorum. Ertesi yıl kalan dersleri vermiş, 1958 Konya Lisesi mezunu olduktan sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girmişti. Kaymakam oldu.
    Önal Abi şairdi. Güzel şiirleri vardı. Benim hayatta ilk karşılaştığım şair o idi. Çok kibar ve ince biri idi. Çok genç yaşta aramızdan ayrıldı. Varlığından haberdar olmadığım kızı Reyhan Taşkale ile internet ortamında tanıştık, bana bu güzel çocukluk anılarımı hatırlattı.
    Bugün Karaman Caddesi Meram ve Karatay ilçeleri arasında sınır, bizim ev Çaybaşı sokağının dönüşün kuzeyindeki ikinci ev idi. Şimdi Mesnevi konutları ortak alanı içinde. Taşçılar olarak bilinen Önalların evi Karatay ilçesinde Camiin karşısındaki iki katlı geniş bir evdi. Babamın anlattığına göre burası eskiden Sübyan mektebi imiş.
    Kızına şöyle yazmıştım. Baban ve amcan benim arkadaşım, ayrıca babalarımız ve dedelerimizde arkadaştı.
    Yazıma kızı Reyhan Taşkale’nin 2010 yılında gönderdiği bir şiirine yer vereceğim. Doğuda Türkiye’nin sınırlarını beklerken, kalbi hep geridedir. Değerli arkadaşımı daha çok hizmet beklerken genç yaşta kaybettik.

    SESLENİŞ
    Doğuya gidiyorum güzelim
    Doğuya,
    Aldırmıyorum aşkın varken fırtınaya soğuğa,
    Alev alevsin içimde
    Rüzgârda saçlarının kokusu
    Her halini teneffüs ediyorum.
    Yine de içimde bir boşluk
    Sen yoksun resmin yok
    Olsa ne çıkar
    Konuşamazsın gülemezsin
    Güzelim diyemezsin.
    Burcumuz ne diyor?
    Yine mi can sıkıntısı
    Bak AĞRI da dumanlı başım gibi
    Bu dağlar mı bizi ayıran
    Biz ayrı değil güzelim
    Ben hudut bekçiliğinde
    Senin için buradayım
    Yerimiz ayrı olsun,
    Kalbimiz bir değil mi?
    Benim gibi kaç Mehmedim var.
    Onlar da vuslatın özleminde
    Onlarda bekliyorlar
    Ayşeleri, Fatmaları var benim gibi
    Duyuyor musun? beni
    Yirmi dört sularında
    Sen de uyanık mısın?
    Sende yalnız mısın?
    Sigaram parmaklarımı yaktı
    Seni düşünürken
    Unutamam, unutamazsın burcumuzu
    Elinin sıcaklığı parmaklarımda
    Öpüyorum onları
    Bende kalan son hatıran
    Öpüyorum onları

    (Yeni meram 18.02.2019 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    MUĞLA ULA’LI İLK İNŞAAT YÜKSEK MÜHENDİSİ ŞEVKİ ŞENER (1924-2016)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Fakültesi’nden mezun oldum. Bitirmiş olduğum Fakülteden mezun olan eski mezunlar olan ağabeylerimin kimler olduğu konusunda eski albümlere bakıyor çok ilginç kişilere rastlıyorum.
    Bunlardan çok ilgimi çekenlerden biri İTÜ’den 1949 yılında mezun olan Ulalı Şevki Şener’dir.
    İTÜ Rektörlüğü tarafından 1999 yılında çıkarılan kitapta hayat hikâyesi şöyledir.
    1924 yılında Ula’da doğmuş, Muğla Ortaokulu ve Antalya Lisesi’nden,1949 yılında İTÜ İnşaat Fakültesinden mezun olmuştur. Şevki Şener mezuniyetinden sonra çeşitli resmi kurumlarda ve özellikte Karayolları İzmir Bölgesinde çalışmış. 1978 yılında Karayollarından emekliye ayrılmıştır.
    Emekli olduktan Ankara ve İzmir’de çeşitli Yüksek Okullarda ve İzmir Dokuz Eylül Üniversitesinde mühendislik dersleri vermiştir.
    Ula Cumhuriyet’in başlarında küçük bir kasabadır. Ev tasarımcısı, kültür adamı NAİL ÇAKIRHAN (1910-2008) Ulalıdır. Ayrıca Ulalı olan Şair Yazar ve Folklor adamları biliyorum. Ama Ula’dan çıkan ilk Yüksek İnşaat Mezunu olan da Şevki Şener’dir. Ula’dan çıkan ilk İnşaat Yüksek Mühendisidir.
    Süleyman Demirel İTÜ İnşaat 1948 mezunu, Necmettin Erbakan İTÜ Makine 1948 mezunu, Turgut Özal İTÜ 1950 Elektrik Fakültesi mezunudur. O zamanlar bütün bölümler yatılı ve tümü 50-60 kişi kadardır. Şevki Şener’in bunlarla arkadaş olması çok doğaldır.
    Bu bilgiler resmi kayıtlardan alınmıştır. Ben Ulalı değilim, kendisini tanıma fırsatım olmadı. Onun Ula’sında yaşayan biri olarak aziz anısı önünde saygıyla övünüyorum.
    İnternetten ailesi ve kimliği hakkında şu bilgilere ulaştım.
    Şener’in hayatının büyük kısmı İzmir’de geçmiştir. Ara ara baba ocağını ziyaret edermiş.
    Ailesi Ula Köprübaşı Mahallesinde olup Kara İbrahimlerin Recep Hafızın yedi çocuğundan biridir. Gene Ula ilçesinden Gündüz Hanımla evlenen Şener’in iki kızları vardır.
    2016 yılında 92 yaşında hayatını kaybeden Şevki Şener’e Tanrıdan rahmet dilerim.
    Yedi çocuklu bir ailenin oğlu olarak güç şartlarda, Antalya Lisesini parasız yatılı olarak okumuş ULALI Şevki Şener unutulmamalı, Ula’da hatırlanmalı bir yere ismi verilmelidir. Vasiyeti üzerine annesi yanında toprağa verilmiştir.
    Yeni Koçarlı Cami onun eseriymiş. Yazıya bir fotoğrafı eklenmiştir.

    (Muğla Devrim 22.02.2019 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    GÖKOVA- AKYAKA ARTIK İNGİLİZ DİLİNDE YAZILMIŞ ŞİİRLERDE
    İNGİLİZ ŞAİR VE KÜLTÜR ADAMI ALAN MOUNFORT (1939-?) III
    (Bir önceki yazının devamı)
    Gökova bir doğa harikası şiir yazma hevesi olan birinin buradan etkilenmemiş olması ve şiir yazmamış olması düşünülemez
    Ben bu yazımda gene Akyaka’da evi olan Gökova’ya âşık ve İngilizce şiirler yazan ve şimdi hayatta olmayan dostum Alan Mounfort’tu konu edeceğim.
    Bu defa onun başka bir şiirine yer vereceğim.

    CLEOPATRA'S BEACH- KLEOPATRA PLAJI
    Antony had sand from Egypt transported here to create a more beautiful beach for Cleopatra
    John Freely, The Western Shores of Turkey
    Antony Mısır’da bulunan kumları Kleopatra için çok daha güzel plaj olması için buraya taşıttı.
    John Freely

    Roman soldiers from
    a thousand ships
    their tents flapping like flags
    upon the hillside, some who'd ferries sand
    to make this comely coral beach,
    while others, campaign
    killers, begged
    the surgeon sun cauterize
    their wounds.
    Having sex, for his and
    her camp followers
    became a way of shaking off
    the tensions wrought by war,
    or the fetid ache of heavy labor
    a method of renewal to satisfy
    the concupiscent gaze of stars.
    For Cleopatra, though, her time
    upon the beach turned out to be
    a revelation; something
    could be gained
    for Empire and the Throne
    by the common domestic act
    of straddling his legs, for he
    who brought the sand here
    made the bed
    while she, no stranger to romance
    the moon-drenched water fed,
    politicized the hours
    magicked his sword to candle wax,
    his shield a pillow for her head.
    Little has changed:
    fifty boats a day
    unload their pocket Antonys
    and virtual Cleopatra's
    defectors from
    their northern daily urban wars,
    to solve their sexual crosswords
    on this safe escapest shore

    where history is off-line
    A place of healing then by faith
    or laying on of hands,
    under a clinical sun,
    a man-made goddess
    stands, a democratic vision now
    not even the rough rocks dreamt.
    Muğla’da yapılacak Ulusararası Sempozyumda iyi İngilizce bilen birinin okuması ve Türkçe açıklaması dileğiyle
    (Muğla Devrim 19.02.2019 yayınlandı)
    Haber Pano 20.01.2011

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    GÖKOVA- AKYAKA ARTIK İNGİLİZ DİLİNDE YAZILMIŞ ŞİİRLERDE
    İNGİLİZ ŞAİR VE KÜLTÜR ADAMI ALAN MOUNFORT (1939-?) II
    (Bir önceki yazının devamı)
    Gökova bir doğa harikası şiir yazma hevesi olan birinin buradan etkilenmemiş olması ve şiir yazmamış olması düşünülemez
    Ben bu yazımda gene Akyaka’da evi olan Gökova’ya âşık ve İngilizce şiirler yazan ve şimdi hayatta olmayan dostum Alan Mounfort’tu konu edeceğim.
    Bu defa onun başka bir şiirine yer vereceğim.

    THE WIND- DELİ MEHMET
    Not for nothing is it called mad-
    this racketing wind;
    like the ghosts
    of Timur's army set loose
    to plander, pillage and dispossess
    in a winter of triumph
    and disaffection,
    fourteen hundred and three,
    The busiest wind in history:
    to assault the summits of mountain peaks
    crash down the valleys and slopes,
    surge along unsuspecting shores
    trambling underfoot
    well-tended gardens,
    and exciting the forest to roar.
    A rampart bull-headed,
    bull-bodied wind,
    utterly out of control, with us
    poor victims, barely able to stand
    while all about us whirl
    whips of thorn bush,
    flails of grit
    to confound and discompose.

    Nothing in nature,
    and human nature,
    it seems remains of unresponsive.
    For the wind is alien, other,
    a foreign attack on our senses
    and notion of what is good order;
    defies common courtesies,
    leaving us prone

    to thoughts that are tainted
    with hate and fear
    the clamor for vengeance
    as we all watch
    our handiwork ripped and raped
    for a whim
    while the fool moon glibly stares
    secure in her own authority,
    refusing to accept any blame

    for these bare-faced acts lunacy,
    Night's end, and the winds
    abates, dissolves
    in the earth and water the sprit
    of unconstrained soldiery
    The memory of war is replaced
    by reverberant peace,
    and a lucid dawn
    wrung dry of violence and spoil.

    And we stand in that stillness and marvel
    at what's come to pass;
    for the ghost in the wind
    was power beyond reason, pure force and will
    to destroy and leave us
    distraught at the cost.
    Yet what passed in the night
    was part of us too,
    what remains in a small measure is blest.


    Yazar Deli Mehmet rüzgârının verdiği zararı Timur ordularının 1403 kışını geçirdiği Karia verdiği zararlara benzetiyor. Şairin yorumu
    Alan Mounfort’un 2006 yılında açtığım sergimi oğlu ile ziyaret etmişti.

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 05-03-2019

    GÖKOVA- AKYAKA ARTIK İNGİLİZ DİLİNDE YAZILMIŞ ŞİİRLERDE
    İNGİLİZ ŞAİR VE KÜLTÜR ADAMI ALAN MOUNFORT (1939-?) I
    Gökova bir doğa harikası şiir yazma hevesi olan birinin buradan etkilenmemiş olması ve şiir yazmamış olması düşünülemez. Muğla’dan çıkmış tanıdığım Şair İbrahim Ergin başta olarak pek şaire ilham vermiştir Gökova ve Akyaka.
    Ben bu yazımda bu defa Akyaka’da evi olan Gökova’ya âşık ve İngilizce şiirler yazan ve şimdi hayatta olmayan dostum Alan Mounfort’tu konu edeceğim.
    Elimde kendisinin imzalı olarak hediye ettiği 2006 yılında Londra’da yayınlanmış kitabı var, “CERAMIC GULF- GÖKOVA KÖRFEZİ”
    Kitabı şu cümlelerle imzalamıştı. "With fond memories of a discovery we made together”. Bunun benim için unutulmaz hikâyesi ise şöyle;
    Bir gün yiyecek ve suyumuzu alarak (1996) Akyaka'dan yukarı Kuyucak köyüne doğru orman içinde patikalardan yürüdük. Köye yaklaşırken çok büyük taşlarla yapılmış bir yapı temeli gördük, normal bir yapı temeli değildi, muhtemel bir dini yapıya aitti. Belki bir kurban kesme yeriydi. Güzel de bir gün geçirmiştik.
    Mounfort’un eşi Aydiz Hanım benim Konya’dan hemşerim idi. Konyalı tanınmış bir ailenin kızı idi.
    Alan Mounfort İngiltere’de Birmingham’da doğmuş, Birmingham ve Edinburgh üniversitelerinde eğitimini tamamladı. Uzun yıllar Türkiye, Ethiopia, Burma’da İngilizce öğretmenliği yaptı bu arada Aydiz Hanımla tanışıp evlendi. British Counsel’e atanınca İran, Tayland, Türkiye, kültür ateşesi olarak görev yaptı. Halen hayatta olmayan Alan Londra, San Diego, Gökova-Akyaka’da yaşamını sürdürdü.
    Ben onun şiirlerinden birkaç örnek vereceğim. Akyaka’nın başka bir dilde şiirleşmesi ne kadar güzel ve heyecan verici, Mounfort’un İngilizcesi çok ağır ve ağdalı ben tercüme etmeye cesaret edemedim. Ayrıca arşivlere orijinal dili ile girmesi daha uygun diye düşündüm.

    CERAMIC GULF -KERME KÖRFEZİ
    Northside, mountains-
    stern-faced, patriarchal
    whose unscalable cliffs
    offer retreat
    only to the least social birds
    no habitation here,
    through over peaks
    villages are rumored
    Here privacy prevails
    on surfaces of hard conglomerate
    and knotted thorn
    only a vogue path
    trodden by fearless goats
    wind upwards
    through stinging scrub / to a summit of raw rock
    on which the flagellants /of wind, sun rain
    enact their rituals / of cleansing pain
    To the south, the landscape / seem more feminine
    Hills offer themselves / as lovers might
    each other's warm approving gaze;
    up there, a wind-washed brow /stands proud
    while here, a breast enfolds
    myrtle, arbutus, and oak
    where lizard fidget
    and cicadas drone
    down below
    the tufted tangled scree
    a marshy hinterland invites
    contentment
    places that nurture life
    appealing to our sense
    of what's desirable,
    hospitable
    Who could have dreamt up
    such a clear design
    of balanced moods and dispositions
    more akin to art
    than nature's usual chaotic blend
    of artifice and chance
    mediated by the all-placating sea
    the silk, undulant sea
    whose dear clear gaze
    is pure ceramic blue
    the blue of İznik tiles?
    One cannot help but see
    the landscape emblematically-
    gendered, familial,
    rich in secrets, myth
    alien but not unfriendly
    that hides away from mine
    but yet is worn away by it,
    and ever poses the old question, of where we fit
    (Devam edecek- to be continued)
    (Muğla Devrim 16.02.219 yayınlandı

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 09-02-2019

    KONYA’NIN ÖNDE GELEN AİLELERİNDEN EFSANEVİ MATEMATİK ÖĞRETMENİ
    MUSTAFA ÖZDEN’İN EŞİ VE TÜRKİYE’NİN İLK ELEKTRİK MÜHENDİSİ HAŞİM ŞENSOY’UN YEĞENİ KAMURAN ÖZDEN’İ (1932-2019) KAYBETTİK.
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Konya Lisesi ve Konya Eğitim Enstitüsü Matematik öğretmenlerinden KARAOĞLAN olarak bilinen MUSTAFA ÖZDEN’İN (1923-1974) eşi Kamuran Özden bu ay içinde aramızdan ayrıldı.
    Konya ve Karaman’ın kaybı büyüktür. Mustafa Özden (1923-1974) 1953-1964 yılları arasında Konya Lisesi matematik öğretmenliği yapmış, efsanevi bir öğretmen olarak kabul edilmiştir. Matematiğin güç kavramları olan elips, hiperbol ve parabol’ü ondan öğrenmek çok kolay ve daha ötesi çok zevkti.
    Kamuran Özden eşinin ölümünden tam 44 yıl sonra Konya’da vefat etmiş ve eşinin Gömeç Hatun türbesi yanındaki mezarında onun kucağında toprağa verilmiştir. Kendisine tanrıdan rahmet, ailesine baş sağlığı dilerim, çok sevdiği eşi ile yan yana sonsuza kadar beraberler.
    Karaoğlan ile babam Nazım Bildirici teyze oğullarıydı. O bakımdan Kamuran Özden benim yengemdi.
    Yengemin aile kökeni Karaman Kasaba olup orada Kasabalılar olarak bilinen bir aileden gelir. Konya’da Kasabalı Leyla Hanımın torunudur. Kasaba sonradan Kurtuluş Savaşı Kahramanı Kazım Karabekir Paşa’nın ismini almış ve orada paşanın bir parkta heykeli vardır.
    Kamuran Özden’in dayısı, Almanya’da öğrenim yapmış Elektrik Mühendisi HAŞİM ŞENSOY’DUR. Kendisinin Atatürk tarafında yurt dışına eğitim için gönderildiğini biliyorum. Ama bu sayhada hayatı hakkında daha fazla bilgiye ulaşamadım. Konya Lisesi’nde okurken Avrupa sınavlarını kazandığını sanıyorum. Türkiye’de Elektrik Santrallarının kurulmasında büyük emekleri vardır. Öncü Cumhuriyet çınarlarındandır.
    Bu vesile ile bu büyüğümüzü rahmetle anıyor. Anısı üzerinde saygıyla eğiliyorum.
    Mustafa Özden ben Konya Lisesi’nde okurken benim okuduğum sınıflara gelmedi. Dersleri dışında pek çok öğrenciye de özel dersler verirdi, ben akrabası olarak Matematik derslerinde iyi bir öğrenci idim. Ders almaya ihtiyacım yoktu. Ama bazı akşamlar kitabımı koltuğumun altına alır akşamları bir çayını içer bazı problemleri sorardım. O da kısaca şuradan git diye bir yol gösterirdi. Rahmetli hocam ağabeyim Mustafa Özden hakkında Web Sitesi 2014 Türkçe 3.6 da geniş açıklamalar yer almaktadır.
    Kamuran yenge ile Kabasakal Apartmanında otururken görüşürdük. Arka pencerelerimiz birbirini görüyordu. Bazı akşamlar birbirimize ziyarete giderdik.
    Özden çiftinin Ömür ve Leyla isminde iki kızı Müzik konusunda akademisyen Ömer isimli bir oğlu vardır.
    Yazıya çiftin bir nikâh resmi, benim nişanımdan bir resim ve Cumhuriyet çınarlarından Haşim Şensoy’un bir resmi eklenmiştir.

Toplam 499 yorum bulundu. 51-60 arası listeniyor.