Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 09-02-2019

    KONYALI İSTANBUL’DA LÜKS LOKANTA SAHİBİ FAİK GÜRÜZ VE EŞİ AYŞE GÜRİZ (1921-2010)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ayşe Abla Konya Lisesi’nden mezun olduktan sonra tanıdığım bir yakınım idi. Akraba değildi ama ondan da öteydi. 1957 yılında Konya Lisesi'nden mezun olmuş, İstanbul Teknik Üniversitesi'ne girmek istiyordum. Ama henüz İstanbul'u hiç görmemiştim. İstanbul'da misafir edileceğimiz bir yakınımız yoktu. Annem de okumak için oğlunu göndereceği kenti çok merak ediyordu. Ayşe Abla'nın Beyi Faik Gürüz babamın asker arkadaşı ve Konya’dan mahalle komşusu imiş, buna dayanarak misafir olduk. Bu arada annem Nesibe ona bazı hediyeler götürmeyi ihmal etmemişti.
    Trenle Haydarpaşa'ya oradan da ilk defa su üstünde gemi ile Karaköy'e, oradan da bir taksi ile Beyoğlu Ağa Camiin karşısındaki Ayşe Abla'nın evine gittik. İlk defa İstanbul'u bize o gezdirdi. Gerçekten misafir sever bir kişi idi.
    Kısmetmiş 1957 yılında İTÜ sınavlarını kazandım. Üniversite binamız Taşkışla evine yakındı. Yürüme mesafesindeydi. Öğrenciliğim sırasında ara ara hep uğradım. Orada bir aile sıcaklığı gördüm, çocukları ile tanıştım, onların matematik derslerine yardımcı oldum. Orada hazırlanan Konya ev yemeklerini yedim. Yurtta kalan bir öğrenci için bunun önemini anlatmak oldukça zordur.
    Eşi Faik Amca babamın asker arkadaşı, Konya’dan aynı mahalleden komşu imişiz. Her ikisi de askerliğini İstanbul’da yapmışlar. Faik Amca İstanbul’da kalmış bir paşanın özel aşçısı olmuş, hayatı bir roman, bir film niteliğinde feleğin çemberinden geçmiş ve zengin olmuş. Beyoğlu’nda İstanbul’un en değerli yerinde bir kat sahibi değil bir apartman sahibi olmuş, bu kolay bir iş değil. Beş katlı kargır kalın duvarlı bir Ermeni veya Rum binası. Alt katlar Faik Amcanın bir ortağı ile işlettiği İstanbul’un seçkin lokantalarından birisi, üst iki kat mesken, dairelerin önünde geniş bir salon arkalarda yatak odaları, önde İstiklal Caddesini de gören Ağa camiinin tam karşısında şahane bir balkon. Bir katta eşi ile kalıyor üst katta çocukları Aliye anneleri ile kalıyordu.
    Faik Amca okumuş biri değildi. Evin ikinci katında duvarlarda 50 civarında resim tabloları vardı. Ressamlar yerli mi yabancı mı belirleyemedim. İçinde tanınmış ressamların tabloları olabilir. Bu çok ilginç bir durumdu. O zamana kadar akraba evlerinde ailenin sadece baba ve dede fotoğrafları olur bazı evlerde de çerçeveli hat sanatı olan tablolar asılırdı. Ben Konya’da hiçbir ailenin duvarında asılı resim tablosu görmemiştir.
    Yıllar sonra 1996 yılında İstanbul'a tekrar dönünce onu aradım. Beyoğlu Ağa Camiinin karşısındaki apartmanı sattıklarını, Ayşe Abla'nın Ortaköy'de Levazım Sitesi'nden daire aldığını öğrendim. Orada kendisini ziyarete gittim, o da bizi evimizde ziyaret gelirdi. Biraz yaşlanınca ziyaretler azaldı, ama telefon konuşmaları hiç eksilmedi.. 1957 yılından bu yana tanıdığım Ayşe Abla'yı Eylül 2010 da kaybettik. Oğlu birkaç gün sonra telefon etti. Son hastalıklı günlerini kızı Keriman'ın yanında geçirmiş, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilmiş. Nur içinde uyu Ayşe Abla... üç oğlu ve bir kızı vardı.
    Ayşe Ablanın bizi misafir ettiği ev ne oldu? Ağa Camiinin güneyine çok büyük bir Alışveriş Merkezi yapıldı, onların binası yıkılıp bu alış veriş merkezine katıldı. Ama tarihi yapı olduğu için cephesi büyük ticari kompleks içinde korundu.
    Her Beyoğlu’na inişimde caddeden geçerken Ağa Cami önünde durur birkaç dakika seyrettikten sonra yoluma devam ederim.
    Bizim Konya’daki o zaman ki evimiz Karaman Caddesi ile Çaybaşı sokağının kesiştiği yerdeydi. Caddenin batısı Meram ilçesi, doğusu Karatay ilçesidir. Bizim ev Meram ilçesinde kalıyor. Ayşe Ablanın baba evi, bizim evin 4-5 ev kuzeyinde Babası Saad Arapların İbrahim Ağa olarak bilinir. Kardeşi Tenekeci Çoban Mehmet idi. Çok sempatik ve güler yüzlü idi, erken aramızdan ayrıldı. Faik Amcanın baba evi ise Karatay tarafında eski garaja çıkan sokak içindeydi. Bizim evlerin yerinde Mesnevi Konutları yer alıyor.
    Şimdi hepsi yalan oldu, kala kala bu yazılar ve anılar kaldı.

    (Yeni Meram’da yayınlandı)

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 09-02-2019

    KONYA’NIN İLK MİMARLARINDAN VE ESKİ BELEDİYE BAŞKANLARINDAN İBRAHİM AŞÇIGİL (1919-1997)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben Konya 1939 yılında Konya’da doğdum. Konya Lisesi 1957 doğumluyum. Mezun olduğum yılları ve eskileri düşündükçe teknik okullarda büyük bir gelişim olduğunu görüyorum. Bu seviyeye ilk öncü abilerimiz sayesinde geldiğine inanıyorum. Yaşımın seksene geldiği bu günlerde kafamdaki bilgilerim benimle öbür yakaya gitmesini istemediğimden öncü teknik adamları yazmaya kararlıyım.
    İbrahim Aşçıgil Konya toprağından çıkan ilk İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitesi) Mimarlık Fakültesinden 1946 yılında mezun olmuştur. Aşçıgil Yüksek Mühendislik Mektebine girmiş ve İTÜ den mezun olmuştur. Zira Yüksek Mühendislik Mektebi 1945 yılında İTÜ ye dönüşmüştür. Türkiye’de teknik eğitim veren ilk üniversitedir.
    Benim tespitime göre Konyalı olarak İTÜ den Yüksek Mühendis Mimar olan ilk kişidir.
    Aşçıgil 1954-1956 yılları arası Konya Belediye başkanlığına getirilmiştir.
    Aşçıgil 1957 yılından itibaren yakınları ile İnşaat şirketi kurarak Konya’da ve Konya dışında pek çok baraj ve alt yapı inşaatları yüklendiler. Kurdukları Şirket 1983 yılında TİSAN ismini aldı.
    Aşçıgil Şirketi benim ilk çalıştığım iş yeri olup benim ilk patronumdur. 1962 yılında henüz mezun olmadan önce Afyon Çay ilçesinde Baraj inşaatında harita alımı işinde 6 ay çalıştım.
    İşin Müteahhidi İbrahim Aşçıgil ve ortağı Rifat Oturanç idi. Baraj inşaatı henüz başlamamış harita alımı yapılıyordu. Harita işi ile ilgili Rifat Oturanç idi, bir de topoğraf vardı. Rifat Bey her gün arardı.
    İbrahim Aşçıgil, ara ara arardı. Çok güler yüzlü, sempatik, hiç kimseyi kırmayan bir kişi, Ağzından hayır çıkmazdı, ama prensip sahibiydi. Eğer evetlerden bir sonuç çıkmazsa o iş olmazdı.
    İş yeni başlıyordu. İlerisi çok parlaktı. Ben İstanbul’a vurulmuştum, tiyatroya sinemaya gidiyor, İstanbul’un kültür etkinliklerinde yararlanıyordum. Çay’da yaşamak bana bir kuyuya düşmek gibi oldu, çok uzun düşündüm, Çay’dan üzülerek ayrıldım.
    Bu arada İbrahim Aşçıgil Ömer İnönü (1924-2004) ile sınıf arkadaşıydı. Fakülteleri ayrıydı, sanıyorum yurtta beraber kalıyorlardı.
    Bir akşam Beyoğlu’nda bira içiyorlar, sekiz on kişiler biraz gürültülü bir şekilde Gümüşsuyu’nda yurda dönüyorlar. Bunlar normal gençlik halleri
    Bir bekçi çok gürültü yaptıkları için onları karakola götürüyor. Ömer İnönü’nden hiç ses yok.
    Karakolda tek tek hüviyet tespit ediliyor. Sıra Ömer’e gelip adı ve soyadı sorulunca Ömer İnönü diye cevaplıyor. Karakol amiri şaşırıyor, irkiliyor zavallı bekçiyi çağırıyor ona hışımla bağırıyor. Ne biçim adamsın onu bunu, İnönü’yü bilmiyorsun? Sen haddini aşıyorsun diye?
    İbrahim Aşçıgil’in anlattığı bu hikâye beni çok etkiledi. Ben Ömer İnönü’yü hiç görmedim. Efendiliği, alçak gönüllüğü hakkında pek çok şey okudum.
    Ayrıca babasının yurt dışında, Avrupa’da, Amerika’da okutması mümkünken mühendislik öğrenimini İTÜ de yapması ne kadar olumlu.
    Bir şey daha dikkatimi çekti Ömer İnönü İbrahim Aşçıgil’den 5 yaş küçük, Aşçıgil sonradan okumaya yönelmiş gibi geliyor.
    Kimseyi incitmemiş ve ülkeye pek yapı armağan etmiş ağabeyim, patronum Aşçıgil’in manevi huzurunda saygı ile eğiliyorum.
    Yazıya bir resmi eklenmiştir.

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 08-02-2019

    ÖĞRETİSİ DÜNYAYA YAYILAN AZİZ PAUL (M.S 3?-64) II VE İNCİL YAZARI LUKA
    MEHMET BİLDİRİCİ
    (Bir öneki yazının devam)

    Aya Thekla’nın hayatı tam gerçeklerle çakışmaz, mitolojik, mucizevi tarafları vardır. Hakkında daha sonra yazılan bir kitaba dayanmaktadır.
    Ama Aziz Paul’ün Konya gezilerinde bir uyumsuzluk olmadığı kanısındayım. İlk gezide yanında BARNABAS ile birlikte Lystra’ya gelirler Paul zayıf Barnabas iri yarı bir adammış halk tanrılar bizi ziyarete geldi sevinirler ve hemen kurban kesmeye kalkarlar, Paul biz de sizin gibi insanız, sizi gerçek Tanrı dinine davet ediyoruz der.
    Zamanında çok önemli bir kent olan ve İncil’de ismi geçen Lystra (Bugün Konya Hatunsaray) zamanla yok olur, tarihten silinir, uzun araştırmalar sonucu bulunan yazılı taşlara dayanarak yeri 1885 tarihinde tespit edilir. Bununla ilgili yazıt Konya Arkeoloji Müzesi’ndedir.
    Cumhuriyet sonrası Konya’yı ziyaret eden Avrupa ve Amerikalı din adamları ve aydınların ilk sorusu Azizi Paul vaazlarını nerede yaptığıdır. Konyalı aydınlar bilemezler şaşırırlar. İkincisi Lystra (Listra) nerede diye sorarlar ona da cevap veremezler. Güney Afrika’dan bir film çekmeye gelen ekibe onun yerine Glisıra diye başka bir yeri gösterirler.
    Konya tarihi ile ilgili uzun zaman araştırma yapmış biri olarak şunları eklemek isterim. Azizi Paul Konya ziyaretleri ile tarihi bir gerçektir. Ancak o tarihlerde ve tarihlerden bugüne kadar Konya’da bir Yahudi Cemaati yoktur, bir havra veya sinagogları da bulunmamaktadır. Sadece tek tek aileler yaşamış olabilir.
    Buna örnek olarak Listra kentinden kendine katılan Timoty, babası yerli annesi Roma ordusunda görevli bir Yahudi’nin kızıdır.
    Sonuç olarak dünyanın beş kıtasında adına sayısız kilise ve okul açılan bir kişi olan Konya tarihinde yer alması gurur vericidir diye düşünüyorum. İnanç turizminde önemli bir potansiyel olabilir.

    LUKA ( ?- 84)
    Luka Antakya’nın yerlisi ve orada doğmuştur ve doğum tarihi bilinmemektedir. Aziz Paul’ün sonraki din yayma (misyonerlik) gezilerine katılmış, hocası Paul’den yaklaşık 20 yaş gençtir. Yahudi değil Helenistik Grek kültüründen gelmektedir.
    Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. İtalya Padova kentinde ölmüştür. Mezarı oradadır. Mesleği doktor olarak bilinmektedir.
    Dört İncil yazarlarından biridir. Bu yazarlar
    MATTA Ölümü yaklaşık M.S 70
    MARKOS Ölümü yaklaşık 62, (Petrus’un öğrencisi) Petrus, diğer ikinci kişi
    LUKA Ölümü 84, Paul’ün öğrencisi
    YUHANNA

    Burada tarafsız tarihi bir açıklama yapmak istiyorum. Biz Müslümanların kutsal kitabı KURAN ile Hıristiyanları kutsal kitabı İNCİL (BİBLE) birbirinden çok farklıdır.
    Vahiy yolu ile İSLAM Peygamberinin kendisine gelen ayetler, hafızlar tarafından ezberlenmiştir. Peygamberin ölümünden sonra yerine gelen 3. Halife Osman (644-656) zamanında derlenip KURAN olarak belirlenmiştir. Ortada bir yönetim çok küçük olsa da bir devlet vardır.
    Hıristiyanlık da durum şöyledir. Yahudi kökenli Davut soyundan gelme İsa (Jesus) Yahudi inanışında mevcut kurtarıcı (Hristos, Hıristiyan buradan gelir) olduğunu ileri sürmüş, Yahudi Cemaatinin başvuruları karşısında Roma Valisi tarafından çarmıha gerilmiş, sonra tekrar dirildiğine inanılmaktadır. Ancak bunlara ait hiç tarihi bilgiler gelmemekte geleneksel inançlardır. İsa yaşadığı dönemde öğretilerini 12 arkadaşına anlatabilmiş, kendisinin sadece sıradan bir kişi oluşundan dolayı bir belge haline gelememiştir.
    Bu günkü İNCİL bu konuda kesin kanıtların bulunmadığı sadece inanışlara dayanmak kaydıyla İSA, Paul’ün ölümünden sonra M.S 60-80 arasında derlendiği kabul edilebilir.
    O tarihlerde bu dört İncil yazarından ayrı olarak İncil yazarları olduğu bilinmekte bunun sayısının 27 olduğu kabul edilmektedir. Ancak İncil yazımında yukarıdaki dördü esas alınmıştır.
    Kısacası bu yazarlar doğruları araştırıp doğru olduklarına inandıklarını yazmışlardır. Farklı inanışlar arasındaki aykırılıkları ortadan kaldırmak ve daha iyi anlaşmanın yolu tarihi değerlerde birleşmektir diye düşünüyorum.
    Paul’ün zamanın kıyafetleri ile yapılmış resmi

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 08-02-2019

    ANADOLU’DAN ÇIKAN ÖĞRETİSİ DÜNYAYA YAYILAN AZİZ PAUL (M.S 3?-64) I
    MEHMET BİLDİRİCİ
    İlk çağda fikirleri düşünce ve sanatları ile dünyanın her tarafına ışık saçmış batı uygarlığının gelişmesinde yer almış Anadolulu pek çok insan bulunmaktadır. Bunun yanında inanç önderi olmuş çok önemli kişiler de vardır.
    Bu yazımda da Kilikya Bölgesinin (Akdeniz) en önemli kenti olan Tarsus’ta doğmuş olan Saint (Azizi) Paul incelenecektir. Paul Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Tarsus’ta doğmuştur. Doğum tarihi, tam bilinmemekte, çeşitli kaynaklarda çeşitli tarihler verilmektedir. Esas ismi SAUL olarak bilinir. Ailesi çadır yapım işiyle uğraşmaktadır. Paul Anadolu’da doğmuş Yahudi olan tek kişidir.
    Paul aynı zamanda ROMA Vatandaşıdır. O dönemdeki uygulamalara göre Tarsus ve Kudüs Roma yönetimindedir. Ama herkes Roma Vatandaşı değildir. Belirli kişilere imtiyaz olarak verilmektedir. Bu bakımdan çok önemlidir.
    Daha sonra İmparator Caracalla döneminde 217 yılında Roma imparatorluğu sınırları içinde yaşayan herkes Roma vatandaşı sayılmıştır.
    Paul küçük yaşta Kudüs (Jerusalem) kentine öğrenim için gönderilir. İsa ve ilk Hıristiyanlar olan havariler yaşamakta ve topluma seslerini duyurmaya çalışmaktadır. Saul önceleri onlara karşı ve onları takip etmekte engel olmaktadır. Geleneksel inanışlara göre Küdüs’ten, Suriye’deki Şam (Damascus) kentine seyahat ederken gözleri kapanır ve İsa (Jesus) görünür ve neden adamlarına eziyet ettiğini sorar. Sonra ona mucizevi şekilde ona inanır, gözleri açılır tam tersine onun yolunda çalışmaya başlar. Hıristiyanlığın dünyaya yayılması için çalışan İsa’dan sonrası için iki önemli kişiden biri olur. Diğeri de Petrus’tur (M.S. 1-64)
    Hıristiyanlığı yaymak için gezilere çıkar çok ilginçtir. İlk gezisi Anadolu’yadır. Gemi ile Akdeniz’de ki Perge kentine limanına çıkar. Buradan Isparta Yalvaç yakınlarında bulunan Pisidia Antioch kentine gelir. Oraya çadır yapımı için davet edilmiştir.
    Yeni bir inanışını yaymak için konuşmaları hoş karşılanmaz buradan kovulur yürüyerek İconium’a (Konya) gelir burada yeni inanış çağrısı yapar. Konuşmalarını açık pencereden dinleyen Thekla isimli kız ona bağlanır, Iconia’dan da kovalanır. Buradan Lystra’da (Bugün Konya’nın güneyinde Hatunsaray) tanrılar aramızda diye karşılanır, Karaman yakınlarında Derbe’yi ziyaret eder ve güneyden Kudüs’e geri döner. Paul ikinci gezini de aynı kentleri bu defa aksi yönden ziyaret eder.
    Daha sonra Anadolu’dan geçerek, Truva Efes ve Yunanistan’a din yayma gezileri yapar. Bu defa yanında öğrencisi olan 4 İncil yazarından biri olan LUKA da vardır. Sonunda Roma’ya ulaşır ve orada öldürülür.
    Bugün Roma’da Vatikan’daki en büyük kilise olan ve Roma dışındaki Saint Paulus Kilisesinde gömülü olduğuna inanılır. Tabii ki Kilise öldüğü yere çok sonraları yapılmıştır. Çok büyük bir kilisedir. Bu kiliseyi Roma seyahatimde görme şansını yakaladım.
    Konya’da adına 1910 yılında Fransızlar tarafından yapılan ve halen açık olan Kilise dahil dünyanın pek çok yerinde adına sayısız kiliseler yapılmıştır.
    Bunlar çeşitli kitaplarda ve internette yer alan bilgilerdir. Şimdi de Konya ile ilgili incelemelerimi ekleyeceğim.
    Önce şunu belirtmeliyim. İnanca saygı esastır. Yazılarımda hiçbir zaman bir inanç savunuculuğu yapmış değilim. Çeşitli farklı dinlere inanlar farklı düşünebilirler. Din tartışmalarına girmek doğru değildir, saygı esas olmalıdır. Bizim için işin kültür boyutu, inananlarına yaptığı tesirler esastır.
    Aziz Paul Konya için çok tarihi bir kişidir. O zaman Iconium olarak bilinen Konya’nın Hıristiyanlık tarihinde de çok önemli bir yeri vardır. Yaptığı geziler Hıristiyanlığın kutsal kitabı İNCİL de yer alır. İlk yaptığı Anadolu gezisinde Konya yer alır.
    Konya gezisinde kendisine ilk katılan kişiler Konya’dan olmuştur. Vaizlerini dinleyerek ona bağlanan Aya Thekla ki bu dünyada tüm Hıristiyanlar tarafından ilk Azize kabul edilir.
    Oğlum diye adına İncil’de mektup bulunan Lystralı TIMOTY Konya’dan ona katılan ilk Hıristiyanlardır.
    Paul gezileri haritası
    Devam edecektir.
    (Muğla Devrim 05.02.2019 yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 08-02-2019

    İZMİR- URLA YAKINLARINDA KLAZOMENAI KENTİNDEN ÇIKAN FİLOZOF
    ANAXAGORAS ( M.Ö. 500-428)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Anadolu ve dünya tarihinin ilk filozoflarından biridir. İzmir-Urla arasında Klazomenai antik kentinde doğmuştur. Bu kent 12 Ion kentinden biridir. 1980’li yıllarda iki defa Urla’da Yol Su Elektrik (YSE) kampına gitmiştik. O sıralar kentin bu güne gelen kalıntılarını görmüştüm. Çok fazla bir şey yoktu. Geniş kazılar yapılması gerekiyor.
    Ancak yaklaşık M.Ö 500 yıllarında yapılmış ZEYTİNYAĞI İŞLİĞİ çok dikkat çekiciydi. Zeytinyağının bu bölgede bu kadar eski olmasına karşı Orta Anadolu bölgesine gelişi yaklaşık 100-150 yıl idi.
    Anaxagoras M.Ö 500 yılında Klazomenai kentinde doğuyor. Varlıklı bir ailenin çocuğu ilköğrenimini kentinde yapıyor, 1461 yılında 39 yaşında Atina’ya gidiyor, büyük filozoflar Sokrates (M.Ö 469-399) ve Platon (Eflatun) (M.Ö 427-347) daha sahnede değildir, bazı görüşlere göre felsefeyi Atina’ya getiren kişidir. Yönetici Perikles (M.Ö 494-429) ile çok iyi dostluk kurar, ama dine karşı gelmekle suçlanır. Zira o zamanlar Ay ve Güneş tanrı ve tanrıça sayılır.
    Bir örnek vermek gerekirse Bafa gölü yakınındaki Herakleia kentinde Ay Tanrıçası SELENE çoban Edymion’a aşık olur ve her hece onun mağarasına gelir……
    Anaxagoras Ay için bir kaya parçası ve Güneş için Bir Ateş Topudur der. Soruşturmalara uğrar ve tekrar Anadolu toprağına Çanakkale civarında Lamsakos’a (Lapseki) kaçar kalan ömrünü orada geçirir. Lamsakos Agorasına bir heykelinin dikildiği söylenir.
    Servetini bilim uğruna harcadığı söylenir.
    1468 tarihinde yeryüzüne düşen bir göktaşını inceler kızgın bir taş parçası olarak değerlendirir.
    Varlığın temel köklerini tohum olarak adlandırmıştır. Ona göre doğada nitelik bakımımdan ne kadar çeşit varsa o kadar da tohum vardır. Duyularımızla algıladığımız nesnelerde tüm tohumların bulunduğunu ve bu nesnelerin kendilerinde ağır basan tohumun karakterini aldığı, onun adıyla anıldığını söyler. Kendi kendine hareket eden tohumlardan ayrı bir hareket ettirici neden bulunması gerektiği düşünmüştür. Bu nedenle de NOUS (intellect or mind -Türkçe ruh, akıl) olduğunu ileri sürmüştür. Nous tohumların birbiri ile karışması ve birbirinden ayrılmasına neden olan hareket ettirici kuvvettir.
    Anaxagoras hiçten hiçbir şeyin meydana gelmeyeceğini ve hiçbir şeyin hiçliğe gitmeyeceğini düşünür. Dolayısıyla mutlak anlamda bir oluş ve yok oluş yoktur.
    Bu kısa incelemede çok zorlandığımı söyleyebilirim. Ama Türkiye’de çok az bilinen Anaxagoras’ın felsefe tarihinde çok önemli bir yeri ve görüşleri olan bir kişi olduğunu görmüş bulunuyorum. Ancak yazdıklarından çok az parçalar bugüne gelebilmiştir.
    Ben burada sadece yaşam öyküsünü vermeye çalıştım.
    Anaxagoras çok daha fazla incelenmesi gerektiğine inanıyorum.
    (Muğla Devrim 28.01.2019 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 08-02-2019

    GENE ANADOLU’DAN ÇIKAN BİR DEV ADAM DIOGENES LAERTIUS (180-240) YA DA ALANYALI DİYOJEN
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Alanya’nın yaklaşık 25 km kuzeyinde bir antik kent olan LAERTE isimli küçük bir yerde doğmuştur. İsmine doğduğu kentin ismi eklenmiştir.
    Anadolu bilindiği gibi ilk çağda Batı uygarlığını kuran kişilerin bir su kaynağından fışkırır gibi insanların kaynadığı bir yerdir.
    Grekçe Diogenes ismi Türk halkı tarafından DİYOJEN olarak söylenir. Anadolu’dan çıkan başka Diyojen’ler de vardır. Sinoplu Diyojen(M.Ö 404-323), Muğla Antalya sınırında Oionanda’lı Diyojen (II. yüzyıl), üçüncüsü Laerte’li diğer bir deyişle Alanyalı Diyojen’dir.
    Önce yazarın doğum yeri olan Laerte hakkında kısa bilgiler şöyledir.
    Toros dağları üzerinde, Alanya Dim vadisi ağzında yükselen Cebel-i Reis dağının güney eteklerinde, deniz seviyesinden 850 m yükseklikte savunmaya uygun bir coğrafyada kurulmuştur. Alanya’dan yaklaşık 25 kilometre uzaklıktadır. En yakın köy Gözüküçüklü’dür. Antik çağda dağlık Kilikya olarak bilinen bölgenin sınırları içerisinde kalmaktadır. Strabon, Laertes’ten bahsederken kenti, limanı olan ve göğüs biçiminde bir tepe üzerinde kurulmuştur, diye tanımlar. Kentin günümüze kadar gelen önemli kalıntıları; Agora, hamam, sarnıçlar, tiyatro, evler ile İmparator Claudius’a, Apollon’a ve Zeus Megistos’a ait tapınaklardır. Kalıntılar Roma dönemine aittir.
    (Kaynakça: "Laertes", Dünden Bugüne Antalya [II. Cilt], Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2012, Antalya, s. 215-216.)
    Kilikyalı olan Diyojen 10 ciltlik “Filozofların Hayatı” isimli eseri yazmıştır. Roma İmparatorları Septimus Severus ve Carakalla dönemlerinde yaşadığı kabul edilmektedir. Oionanda’li Epikürcü Filozof diğer Diyojen gibi Alanyalı Diyojen’in Epikürcür’cü olduğu sanılmaktadır. Epicuros (M.Ö. 341-270)
    Yazdığı eser felsefe tarihi yönünden fevkalade önemlidir. Zira kendisinden önce yaşamış filozofların eserleri çoğu zaman yoktur. Bazıları ise kaybolmuştur. Bunlar hakkında bilgiler bu Diyojen’in eserlerinden gelmektedir.
    Şu da bilinmelidir. Anadolu’dan çıkan diğer yazarlar gibi Roma döneminde yaşamasına karşı yazı dili Grekçe’dir.
    Tarihteki filozofları iki grupta toplar.
    İonya Okulu (Ionic School)
    İtalya Okulu
    İonyalı filozofları Anaxmander (M.Ö 610-546), Pisagor’dan (Pythagoras) (M.Ö. 570-496) anlatmaya başlar. Sokrates sonrası İonyalı filozofları çeşitli gruplara ayırır.
    Çok önemli olan husus şudur. Kitabının ilk 7 bölümü, İonya okuluna, 3 bölümü diğer İtalya okuluna aittir.
    Burada dikkat edilmesi gereken çok çok önemli nokta şudur. M.Ö yaklaşık 1000 yıllarında Yunan ana karasından Ege kıyılarına ve Rodos adasından Akdeniz kıyılarına göçler olmuştur. Ege kıyılarına gelenler İzmir’in kuzeyinde Aoller, İzmir’in güneyine İonlar, daha güneye Dorlar yerleşmiştir.
    Ama bunlar içinde İonlar Anadolu’da, diğer Grekler arasında, Batı uygarlığı ve Dünya’da en öne gelen uygarlıktır. İonlar 12 kent devletinden oluşan bir birlik kurmuşlardı. Birlik içinde kendi içlerinde kentler bağımsızdı. Bu 12 içinde de en önde olan Efes (Ephesus) ve Milet (Miletos) idi.
    Yazıya yazarın bir resmi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 30.01.2019 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 08-02-2019

    ANADOLU’DAN ÇIKAN ÇOK ÖNEMLİ BİR COĞRAFYACI PASUNIAS (115?-180)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu yazımda da Anadolu’dan çıkan çok önemli bir yazar, tarihçi ve coğrafyacısını konu edeceğim.
    Yazdığı 10 ciltlik bir kitap “Periegesis tes Hellados” “Description of Greece” Türkçe olarak söylemek gerekirse eski Yunanistan’ı anlatıyor.
    Bu kitabı yazmak için Yunanistan, Roma, İtalya ve doğu ülkelerini gezmiştir. Kitap eski dünyayı anlatan eskiden yazılmış çok önemli bir kaynaktır.
    Pasunias eserinde gezdiği yerlerin sadece coğrafyası değil, tarihi, anıtları, gündelik hayat, tapınma gelenekleri, folklor, arkeoloji hakkında, diğer bir deyişle her şey hakkında bilgiler sunmaktadır.
    Kaynaklarda Pasunias’ın doğum yeri Lidya olarak geçmektedir. Bu konuya bir açıklık getirmek gerekir. Lidya devleti onun yaşadığı dönemden yaklaşık 600-700 yıl önce Persler tarafından ortadan kaldırılmıştır. Bu yönden Lidyalılarla hiçbir ilgisi yoktur. O yıllarda Anadolu Roma tarafından yönetilmektedir.
    Pasunias Magnesia ad Siplyum’ da doğmuştur. Burası ise bugün Manisa ilidir. Doğum tarihi tam bilinememektedir. Doğum yeri Manisa’dır.
    Magnesia ad Sipylum Manisa ilinde bir antik kenttir. Spill dağı eteklerindedir. M.S 17 de meydana gelen deprem sonu büyük zarar görmüş. Mitolojide Tantalos ve Niobe efsanesi burada gerçekleşmiş ve AĞLAYAN KAYA olarak bilinir
    Pasunias’ın Magnesia ad Sipylum’da üst sınıfa hitap eden çok iyi bir eğitim aldığı kabul edilmektedir. Kitabını 143 yılında yazmaya başladığı sanılmakta ve en son 176 yılına kadar ki olaylar anlatılmaktadır.
    Pasunias Roma İmparatoru Hadrianus zamanında (117-138) yaşamış, Roma döneminde Anadolu’da doğmasına rağmen bütün diğer yazarlar gibi yazı dili Grekçe’dir. Anadolu’da doğan Roma döneminde yaşayan tüm yazarlar arasında Latince yazan kişi yoktur. Zira İmparator Hadrianus bile bizzat Grekçe’ye çok tutkun bir yöneticidir.
    Burada Pasunias’ı ünlü kitabının bir sayfası ile kendi resmi eklenmiştir.
    Kitabında anlattığı başlıca yerler şöyledir;
    Akdeniz- Mediterranean
    Anadolu- Asia Minör
    Suriye- Syria
    Filistin- Palestine
    Mısır-Egypt
    İtalya- Italy
    Gerçekten Anadolu bir açık hava Müzesi ve üstü toz kaplamış bir kitaplık gibidir. Bizlere bunları gün ışığına çıkarmak düşüyor diyorum.

    (Muğla Devrim 24.01.2019 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 08-02-2019

    MUĞLA ÇOCUĞU, TÜRKİYE’NİN EN ÖNDE GELEN İNŞAAT YÜKSEK MÜHENDİSLERİNDEN ALİ TERZİBAŞOĞLU (MUĞLA 1923)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Genellikle Karia bölgesinde anti çağda yetişmiş pek çok yazar bilim adamı sanatçının hayat hikâyesini araştırıp sizlere sunmaktayım. Bu defa da Muğlalı bir inşaat Yüksek Mühendisi bir büyüğümüzü konu edeceğim Ali Terzibaşoğlu. Muğlalılar onunla ne kadar övünse yeridir. Zira kendisi İTÜ İnşaat Fakültesinden mezun olan Feyzi Akkaya, Süleyman Demirel gibi en önde gelen meslek önderleri arasında gelmektedir.
    Birkaç yıl önce Muğla İnşaat Mühendisleri Odasından telefon numarasını aldım ve Datça’da kendisi ile telefonda görüştük. Kendisinden mesleki anıları hakkında yazı yazmak istediğimi ve mümkünse Muğla’da konuşabilmeyi arzu ettim. Ama mümkün olmadı.
    Bu defa araştırmalarım sırasında hayat hikâyesine İTÜ’nün 223 ve 233 Kuruluş yılı kitaplarında rastladım. Onu burada özetleyeceğim.
    Terzibaşoğlu 1923 yılında Muğla’da doğdu. Ailesi Muğla’da tanınan bir ailedir. Terzibaşoğlu yükseköğrenimini İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesinde sürdürdü ve 1946 yılında buradan mezun oldu.
    Mezuniyetinden sonra 5 yıl İTÜ’de asistanlık ve aralarında DSİ olan çeşitli kurumlarda görev yaptı.
    1957 yılında arasında serbest mühendis olarak Terzibaşoğlu Mühendislik Bürosunu kurdu ve büro 1970 yılında “TMB Terzibaşoğlu Müşavir Mühendislik Limited Şirketine” dönüştü ve Türkiye’deki önde gelen Mühendislik yapılarının proje yapımı, sorumlu kontrolluk hizmetleri konusunda çalışmalarını sürdürdü.
    Bu yapılar barajlar, yüksek televizyon direkleri, yüksek binalar, Metro tesislerine ait geçişler, Boğazici tüp geçitler gibi yapılar sayılabilir.
    1989 yılında İTÜ Senatosu tarafından Fahri doktorluk unvanı ile 1991 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Parlar Vakfı tarafından hizmet verilerek ödüllendirilmiştir.
    Şubat 2006 da İnşaat Mühendisliği Odası (İMO) tarafından Onursal Yetkin Mühendis unvanı verilmiştir.
    Terzibaşoğlu evli 2 çocuk dört torun sahibidir.
    Benim anılarım ise şöyle, 1968’li yıllarda Konya Belediyesine ait Göksu Hidroelektrik Santralı su alım tesislerinde kum taneleri iyi süzülememekte ve Santrala giden ince çökelti, türbinlere zarar vermektedir. Probleme ani ve kalıcı bir çözüm gerekmektedir.
    Olaylar 3 büyük adamı bir araya getirdi. İşletme Müdürü Sırrı Sandıkçı (1924 -2015) İTÜ Elektrik Mühendisi, Kazım Çeçen (1919-1997) İTÜ Hidrolik Hocası ve Müşavir Ali Terzibaşoğlu.(1923)
    Göksu Hidroelektrik Santralı’nın İTÜ Hidrolik Laboratuarında 1:25 ölçekli küçültülmüş modeli yapıldı, hidrolojik çeşitli akımlar verildi, denendi. 1967 yılında İstanbul’da bir hafta süren incelemede ben de bulundum. Mesleki olarak en ilginç anım olarak unutmam mümkün değil. Dinamik su kuvvetlerine maruz betonarme projede Ali Terzibaşoğlu tarafından hazırlandı.
    Ali Terzibaşoğlu bugün 96 yaşında emeklilik yaşamını sürdürmektedir. Kendisine sağlıklı yaşam diliyor. Muğla ve Türkiye böyle başarılı bol eser veren bir mühendise sahip olduğundan dolayı ne kadar övünse azdır diyorum.
    Üstadın bir resmi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 25.01.2019 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 08-02-2019

    SEVGİLİ SINIF ARKADAŞIM AHMET HABİP SANDIKÇI (1938-2018) HAKKINDA
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Çıkan 2018 yılının son günü Konya Lisesi’nden ve İTÜ İnşaat Fakültesi’nden değerli arkadaşım Ahmet Habip Sandıkçı’yı sonsuzluğa uğurladık. Habip doğum yeri olan Karaman’da toprağa verildi.
    Ben kızı ile görüşerek arkadaşım İsmail Uğurlu’nun verdiği bilgileri maili olan arkadaşlara bildirmiştim.
    Habip Sandıkçı çok yakın arkadaşımdı. Konya Lisesi son sınıfta bizim Mümessilimizdi, yoklamaları yapar idareye verirdi.
    Daha sonra İTÜ sınavlarını kazanarak İTÜ ye girdik. O Elektrik Fakültesini ben Makine Fakültesini kazanabilmiştik. İkinci yıl yani 1958 yılında ikinci defa sınavlara girdik ve İnşaat Fakültesinde 4 yıl birlikte olduk.
    Esas birlikteliğimiz Aksaray’da “Konya Talebe Yurdunda” birlikte kalmamızdı. Yurdumuz halen yerinde durur, ara ara gider görürüm. Güzel günlerimiz orada geçti. Akşamları beraber ders çalışır. Bazı akşamlar da masa kurar eğlenirdik.
    Habip çok okuyan bir kişiydi. Büyük Rus romancıları Dostoyevski ve Tolsoy’un kitaplarını ilk defa onun elinde gördüm. Sonra bende okudum.
    Ben arşiv tutan biriyim. Geçen eski defterleri karıştırırken Habip Sandıkçı’ın İTÜ’den mezuniyetimizin 30 yılında 1993 yılında İstanbul Moda’dan bana Konya’ya gönderdiği duygu yüklü bir mektubu ve şiiri elime geçti, onu paylaşmak istiyorum.

    Sevgili Kardeşim Mehmet İstanbul Moda 18.Ocak 1993
    Gönderdiğin yeni yıl kartını aldım. Ben de senin şahsında tüm Bildirici ailesinin yeni yılını kutluyorum.
    Kartı alınca Konya’dan 1963 de askerlik için Hâkimiyeti Milliye İlkokulunun ilerisindeki eski otogardan birlikte otobüse binişimiz ve İzmir’e gidişimizi hatırlarım.
    Biz seninle ne iyi arkadaş idik, Temel Mühendislik, Statik ve Yüksek Matematik de yan yana ne güzel ders çalışırdık. Problemleri matematik olarak kavrayışın ve onları çok sade bir dille anlatışın hiçbir zaman hafızamdan silinmedi.
    Selçuk Üniversitesi’nde kalmalı idin. Seni kaçırmakla Konya’mızın o üniversitesine yazık olmuştur. Bunu en samimi gözlemlerimle söylüyorum.
    Zaman ne çabuk geçiyor, mezuniyetimizden bu yana otuz yıl geçti. Otuzuncu yıl albümünü ve benim burada yayınlanan AĞIT şiirimi beğendin mi?
    Seçkin şahsında Bildirici ailesini selamlar, sizleri Tanrı’ya emanet ederim.

    AĞIT
    Siz ey kurmayları yapı dünyasının
    Gün gelirde yavru kuşlar uçarmış yuvalarında
    Tam otuz yıl var uçup gittiniz
    Mühendishane-i Berri Hümayundan
    Taşkışla’dan
    Taşkışla şimdi hazindir, kimsesizdir
    Terkedilmiştir, sessizdir
    Dün dolaştım koridorlarında
    Geniş loş merdivenlerden çıktım
    Yüksek tavanlarına sinmiş sesleri dinledim
    Bize yarı tanrılığın anahtarlarını veren
    Aziz hocalarımızın her birini düşündüm
    Onlar ki bir sur üfler gibi, sizlere on bin yıllık
    Yapı birikimlerini insanoğlunun

    HABİP SANDIKÇI
    Caferoğlu Mahallesi, Vital Çıkmazı 200
    Moda İstanbul

    Değerli arkadaşım Karaman’da Işıklar içinde uyu, düşün adamısın bol bol da düşün.


    (Konya Lisesi Arkadaşlarıma bir kısım İTÜ 62 arkadaşlarına 24.01.2019 gönderildi)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 08-02-2019

    GEOMETRİ’NİN BABASI EUCLİD (M.Ö. 330-275) VE ÜNLÜ ESERİ ELEMENTLER
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu yazımda da gene Mısır İskenderiye kentinde yaşamış Geometri’nin babası (kurucusu) bir bilginden söz edeceğim. Bilindiği gibi Geometri yer ölçümü anlamına Grekçe bir kelimedir.
    Euclid nerede doğduğu tam bilinmez ve hayatı hakkında bilgiler çok sınırlıdır. Bazı kaynaklar Lübnan’da bir yerde doğduğunu belirtirler. Genç yaşta Atina’ya gider, orada Eflatun’un (Plato) Akademisinde eğitim görür. Ardından Büyük İskender’den sonra Mısır’ı yöneten ve orada kral olan PTOLEMY I onu Mısır’a çağırır.
    Bilindiği gibi İskenderiye Alexandriya) kentinin kuruluşu Büyük İskender tarafından emredilmiştir. Bu yönden M.Ö. 300’lü yıllar İskenderiye kentinin kuruluşunun devam ettiği yıllardır. Burada kurulan PTOLEMY krallığının da merkezi burasıdır. Nil nehrinin Akdeniz’e döküldüğü yerde kurulmuştur.
    İskenderiye kentine yerleşen ve geometrinin kuruluşunu gerçekleştiren Euclid burada 13 ciltlik “ELEMENTLER” Grekçe STOICHEON isimli eserini yazar. İçinde geometri konusu geniş şekilde incelenir. Bu kısa yazıda bunun içeriği anlatmak mümkün değildir. Ama doğrular, üçgenler daireler, koniler her şey içinde vardır.
    Elementler 2000 yıl boyunca geometrinin tek kitabı olacaktır.
    Euclid Atina’da Platon Akademisinde okumasına karşı Anadolu insanı, Thales (Milet), Psagor (Ptegoras) Samos Adası ve Eudoxus (Cnidos) isimli matematikçilerin üzerinde çok etkisi olmuştur.
    Elementlerin Grekçe aslı önce Arapça’ya oradan Latince’ye, 1570 yıllarında ise İngilizceye çevrilmiştir.
    Kendisini İskenderiye’ye çağıran Kral Ptolemy I de Elementleri okumaya çalışmış, bunun biraz kolayı yok mudur diye sormuştur. Cevabı ilginçtir. Krallar için ayrı geometri yazılamaz.
    Euclid Astronomi, Optik hatta müzik konularında da çalışmalar yapmıştır.
    Aşağıdaki şekilde, Euclid tarafından açıklanan Ptegoras (Pisagor) dik üçgenin değişik bir versiyonu görülmektedir.
    Şekilde A noktasından hipotenüse (dik açılı kenarları bileştiren) bir dik çizilerse alttaki dikdörtgen ikiye ayrılı ve ilginç yeni bağıntılar ortaya çıkmaktadır.
    Euclid’in 2300 yıl önce bu derece detaylı bilgiler bilmesi insanı hayrete düşürmektedir.
    Buradan şu sonuçları da çıkarabiliriz. Dünyadaki ilk tam matematikle uğraşan kişinin Pisagor olduğu ve Arapların Avrupa’dan önce Eski Yunan medeniyetini tanımış olmalarıdır, ama dini taassuptan dolayı bunu ileri götürememişlerdir.

Toplam 499 yorum bulundu. 61-70 arası listeniyor.