Ziyaretçi Defteri


Mesaj Gönder

  1. MEHMET BİLDİRİCİ 05-05-2021

    ESKİ ETİBANK GENEL MÜDÜR YARDIMCISI GÜRSEL KARACA’YI (1939-2021) KAYBETTİK.
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Türkiye’ye büyük hizmetleri dokunan bir mühendis bürokratlar bir bir gidiyor. 02.03.2021 Tarihinde Gürsel Karaca’yı kaybettiğimizi eşi Sema Karaca’ya telefon ederek öğrendim. Çok üzüldüm, çok sevdiğim ve sevdiğimiz bir sınıf arkadaşımdı.
    Eşi Sema Hanıma ve tek kızı Yonca’ya baş sağlığı dilerim.
    Gürsel Karaca 1939 yılında Konya Beyşehir’de doğdu, ilkokulu Ilgın’da, Orta Okulu Akşehir’de okudu.. Buradan girdiği Konya Lisesi’nden 1957 yılında Fen Kolundan mezun oldu.
    Gürsel İTÜ Maden Fakültesi sınavlarını kazandı 1963 yılında Maden Yüksek Mühendisi olarak İTÜ’den mezun oldu.
    Etibank Genel Müdürlüğünde çalıştı, Genel Müdür Yardımcılığına kadar yükseldi ve emekli oldu.
    Gürsel Karaca yaklaşık son 6 yıldır çeşitli hastalıklarla boğuşuyordu. Ankara’da Pandemi ortamında öldü ve Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi. Ankara’daki arkadaşları cenazede bulunamadılar.
    Gürsel Karaca, Ankaralı Sema Karaca ile evli idi. Sema Karaca Ankara Üniversitesi Arkeoloji Bölümü mezunuydu, ama çalışmadı. Karaca’nın İşletme Mezunu tek kızı var YONCA.
    Çok yakın arkadaşımdı, Teknik Üniversitede bazı temel derslere beraber girmiştik. Aynı Konya Talebe Yurdunda kaldık. Başarılı bir meslek yaşamı vardı.
    Son olarak 2014 yılında Ankara İTÜ Evinde açtığım 8000 yıldan bu yana Tarihi Su Sergisi’nde bir araya gelmiştik.
    Işıklar içinde uyu sevgili arkadaşım
    05.05.2021

  2. MEHMET BİLDİRİCİ 02-05-2021

    KONYA’DA YAZAR, HUKUKÇU SUAT ABANAZIR (1922-2003)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bu yazımda da Konya'nın ileri gelenlerinden Avukat SUAT ABANAZIR'dan (1922-2003) söz edeceğim. Abanazır Konya doğumlu Konya Lisesi ve İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu, Konya'da Avukatlık yanında Konya gazetelerinde yazılar yazmış, 1960-1970’li yıllarda CHP içinde görev yapmış, Konya İl Başkanı olmuştur. Benim araştırmalarıma başladığım 1990'lı yıllarda Yeni Konya'da, başyazardı.
    Yayınlanan "Konya Tarihi Su Yapıları" kitabıma, Kırkambar'da yazdığım yazılara destek verici yorumlar yazmıştır. Bu vesile tanıştık, Bürosuna uğrar uzun sohbetlerimiz olurdu. Tabii Konya ve Konya Tarihi üzerine, Kendisinin eline geçmiş, Konya Ovası Sulaması ile ilgili Kurukafa Mehmet hakkındaki belgeleri sen meraklısın diye bana verdi. Ben onları Yeni Konya'da, ondan aldığımı belirterek “ Konya Ovası ve Kurukafa Mehmet adıyla yayınladım. Kültürlü ve bilgili bir kişi idi. Ölümü Konya için bir kayıp olmuştur.
    21 Şubat 2010 tarihinde yazılmıştır

  3. MEHMET BİLDİRİCİ 02-05-2021

    3400 YAŞINDA GÜR SAÇLI ESMER BİR MISIR KRALİÇESİ TİYE (M.Ö.1398-1338)
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Firavunlar Dönemi Mısır Uygarlığı dünyada Sümer Uygarlığı ile birlikte en eski olanlardır. Mısır’da kurulan bu dönemde ki uygarlık bugün ölüdür. Ancak Batı ve Doğu’da Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta izleri hala canlı olarak görülür. İnsanların öldükten sonra tekrar dirileceği, erkek çocukların sünneti, domuz etinin yenilmemesi gibi inançlar bazılarıdır.
    Dünya’da ilk defa Mısır’da erkekler yanında kadın yöneticilere de rastlanır. Buna en iyi örnek Hatçepsut (M.Ö 1507-1458) Mısır’ı tek başına (M.Ö 1479-1458) yıllarında yönetmiş iyi bir Firavundur. Bunun yanında pek çoğu kocası yanında yer almış kendisine anıtlar yapılmış kadınlar da vardır. Bunlara diğer bir örnek Nefertiti (M.Ö 1370-1340) gösterilebilir.
    Kraliçe Tiye (M.Ö 1398-1338) bunlardan biridir. Tiye babası geniş toprak sahibi bir kişi Yuya, annesi Tjuyu Firavun (Kral) hanedanındandır.
    Tiye Amenhotep III (M.Ö 1401-1351) ile evlidir. Amenhotep III M.Ö 1388-1351 yılları arasında Mısır’ı yönetmiş, döneminde Mısır’da çok gelişmeler olmuş, kendisi Muhteşem, Büyük olarak anılmaktadır.
    Tiye Firavun (Pharaoh) Akhanaton’un annesidir. Akhanaton M.Ö 1353-1335 yılları hüküm sürmüştür. Bu dönem ise Mısır din tarihinde bir devrimdir. Mısır çok tanrılı dini terk etmiş Tek Tanrı inancını esas almıştır. BU DÜNYADA İLK TEK TANRI İNANCININ GÖRÜLMESİDİR. Çok incelenmesi gereken bir konudur. Ölümü M.Ö 1335 yılıdır.
    Tiye Firavun Tutankamon’un (M.Ö 1341-1323) büyük annesidir. Tutankamon M.Ö 1332-1323 yılları arasında hüküm sürmüş, 1922 yılında mezarı bulunduğunda Mısır ve Dünya tarihindeki en önemli arkeolojik buluş kabul edilmiştir.
    (Ben yazılarımda önemli tarihleri vermeye çalışırım ancak bunlar çeşitli kaynaklarda farklı olabilir ama çok önemli oldukları kanısındayım)
    Yakın zamanda Mısır’da Firavunlar çağına ait (Golden City) olarak bir kent ortaya çıkarılmıştır. Bunun Tutankamon mezarının 1922 yılında bulunuşundan sonra ortaya çıkan en önemli Arkeolojik olay olduğu söylenmektedir.
    Bu vesile Mısır’da Firavun dönemi mumyalar sergilenmiştir. Bunlar arasında en dikkati çeken gür saçları ile Kraliçe Tiye’nin mumyasıdır. Mumya 1898 yılında bulunmuştur. Gür saçlarının sebebi Tiye’nin Mısır tarihinde çok etkili kişi olması ve çok özenli mumyalanmasından ileri gelmektedir.
    2010 tarihinde Tiye’nin mumyasından alınan örnekler DNA araştırması ile doğrulanmıştır.
    Yazının ekine Berlin Müzesindeki bir büstü, Uzun saçlı Mumyası, Amenhotep III ile büyük bir anıtı eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 23.04.2021 yayınlandı)

  4. MEHMET BİLDİRİCİ 02-05-2021

    MARMARİS’TEN MUĞLA YOLCULUK, DJOVA’DAN (GÖKOVA) GEÇİŞ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Geçen yazımda Charles Newton tarafından Marmaris’ten Muğla’ya o günkü şartlarda 1855 yılında yaptığı geziyi anlatmaya çalışmıştım. Kısaca Marmaris’i, antik kent Pyhskos’u tanıtmıştım.
    Daha sonra Newton Marmaris’ten kuzeye doğru Muğla’ya doğru yola çıkmış, Akçapınar Azmağı’na kadar gelmiş buradan Gökova Ovasına girmişlerdir. Buradan devam edeceğim.
    Saat 3.30 (Öğleden sonra, Marmaris’ten 9.30 da çıkılmıştı. 6 saat geçmiş.
    Admiralty Chart da (İngiliz Donanması için özel harita) Alüvyon Ovada bir döşeme yol yoldan söz edilmektedir.
    (O tarihlerde Akçapınar köyü ve ağaçlık yol mevcut değil, ama Ova üzerinde Araplar Mezarlığı yanından geçen bir döşeme yol mevcut, bugün de hala mevcut, ovada hiç taş yok, dışarıdan getirilmiş, yaklaşık 30 cm derinliğinde ve 2 m genişliğindedir. Bu antik döşeme yol bugün ki Akyaka-Gökova (Kozlukuyu) yoluna Mezarlık yanında çıkar. Akyaka henüz yok, buradan İnişdibi kalesinin altından Eski İskele’ye gider. Burayı ve Körfezi Djova olarak anıyor MB)
    Yolun ilk bölümü çalılıklarla kaplı bataklık bir alandan geçiyor. Bu bataklıktan geçerken, içinde bir kapı menteşesi gibi çalışan bir büyük taş blok fark ettim. Bu antik bir işçilikti. Saat 17: 30'da Djova'ya vardık. Kıyıda biri konut karantina memuru olmak üzere iki veya üç ev var.
    Djova Limanında ki demirleme iyi, ancak yazın sıtmadan dolayı çok sağlıksız ve çok az sakininin zayıf, hasta bir görünümü var. Burada Limanı saran tepenin kenarında kesilmiş kare bir niş dışında hiçbir antik kalıntı göremedim. Scala'dan (İskele) yarım saat yürüyüş mesafesinde Muğla yolu üzerinde, bataklık ovaya bakan bir Orta Çağ Kalesi (İniş dibi Kalesi) bulunmaktadır. Üzerinde Scala-İskele'ye bakan tarafta muhtemelen bir Akropolü'nün bulunduğu çıkıntı poligonal bir taş örgü görülmektedir. Aşağıdaki yolda vadi boyunca Helenistik dönem duvarlarının izleri görülmektedir.
    Djova'dan ayrılırken, güneye muhteşem bir manzaranın açıldığı zirveden Kale'ye bakan yüksek bir sırtı geçtik. Ufku Likya dağlarının karla kaplı zirveleri ile sınırlanmıştı. (Görülen Likya dağları değil MB) ve orta mesafe, en cesur ve en güzel biçime sahip diğer dağlar görülür. Dolamon'un (Dalaman) kuzeyinde sekiz saat uzaklıkta bir tuzlu su gölü Kugjis (Köyceğiz) görülebiliyordu.
    Bu İnişdibi Kalesini geçtikten sonra yol, ard arda gelen vadiler boyunca kademeli olarak Muğla ovasına iniyor. Bu yerden üç saat uzaklıkta, sağ elimde kayalık bir tepe fark ettim, yüksek tepede bir antik duvar vardı. Yerinde bir Türk köylüsünü sorguladığımda, bana Assar denildiği ve orada duvarlar olduğu söylendi. Sağında bu tepeyi fark ettiğim vadinin adı Kızıl Ağaç (Kızılağaç) Cova ile Muğla arasındaki ülke ancak çok az ekili; Çalılıklarla kaplı yolların ortasında, yolda tek bir köy görünmüyor. Ve bölge çok az nüfusludur.
    (Newton Eski İskele’den İnişdibi Ortaçağ kalesine, buradan Sakar’ı çıkarak Kızıl Ağaç mevkiine geliyor. Burada Büyük Asar kalesinden söz ediyor. Kızılağaç’a çıkına kadar fazla ayrıntıya girmiyor ve sonra ovadan Muğla’ya iniyor. Kızılağaç gelince sağda 1 km uzaklıkta eski kalıntıların bulunduğu bir ören yeri mevcut.)
    Newton Marmaris- Muğla yolu üzerinde hiç köy olmadığından söz etmektedir.
    MUĞLA
    Mughla, dik bir kayanın eteğindeki bir düzlükte kurulu, üzerinde antik bir Akropol olduğu anlaşılan büyük bir Türk kasabasıdır. Bu kaya, kasabanın kuzeydoğusundan yaklaşık yirmi dakika uzakta. Üst kısım neredeyse düzdür, bu nedenle kayanın altından bakıldığında kesik koni görünümü sunar. Muğla hakkında fazla bir ayrıntıdan söz etmemektedir.
    Yazım ekinde Gökova’da bulunan antik yol, Eski İskelede eski bir gümrük Binası, Akçapınar Azmağı üzerindeki yıkık köprü resmi eklenmiştir.
    (Muğla Devrim 19.04.2021 yayınlandı)

  5. MEHMET BİLDİRİCİ 15-04-2021

    CHARLES NEWTON KAZILAR YANINDA KARIA BÖLGESİNDE GEZİLERİ
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Bir önceki yazımda hayatını incelediğim Charles Newton Karia Bölgesinde yaptığı kazılar yanında “Knidus, Halikarnasos’da Keşifler” kitabının ikinci cildinde gördüğü yerler hakkında 1855-1857 yıllarına ait detaylı açıklamalar da bulunmaktadır. Bu yerler arasında Knidos, Halikarnassos (Bodrum) Milas, Muğla, Stratoniceia, Marmaris, Keramos (Ören) yer almaktadır.
    Akyaka’nın konu edildiği Marmaris’ten Muğla’ya Yolculuk benim için en kıymetli ve nadir olanıdır. Buradan başlayacağım, zaman içinde diğerlerine de imkânlar ölçüsünde devam edeceğim.
    Aslında benim bu konuda Devrim Gazetesinde 25.06.1997 tarihinde bir yazım çıkmıştı. Bu yazıda kaynak olarak Peter Benedict’in “Ula an Anatolian town- Ula bir Anadolu İlçesi”nden yararlanmıştım. Charles Newton’un kitabında, kaynağın aslına ulaşmıştım. Çok mutlu oldum konuyu yeniden gündeme getirdim.
    Önce Marmaris gezisini ve arkasından Marmaris’den Muğla’ya yolculuğunu aynen vereceğim.
    Yazımda yer isimlerini onun yazdığı gibi yazacağım, bugünkü durumları hakkında parantez içinde açıklamalar yapılacaktır.
    MARMARİS
    Marmarice köyü, sıtmanın hüküm sürdüğü bataklığın kenarında yer alan bir kaç küçük evden oluşuyor. Liman şu anda harabe halindeki küçük bir Ortaçağ Kalesi tarafından korunmaktadır. Köyün bir milin dörtte üçü kadar kuzeyinde, ovadan aniden yükselen bir tepede antik kent kalıntıları vardır. Marmaris içinde antik kalıntı yoktur. (Bu kent Physkos antik yerleşim). Marmarice'den bu tepeye giden yol, eteğinde bir Rum Kilisesi kalıntılarının bulunduğu bir Türk’e ait bahçeden geçiyor. Bu kalıntılardan tepenin zirvesine, Assar Kalesi (Physkos) olarak adlandırılan ve beton ve kaba taşlarla inşa edilen Ortaçağ Kalesi'ne kadar çalılıklar içinden kıvrıla kıvrıla kayalık geçen bir yol vardır.
    Asar Kalesi körfezin ve çevresinin manzarasına hâkimdir. Tepeden aşağı inerken, güney duvarı, çalılıkların arasından aralıklarla yaklaşık 150 yarda kadar görülebilen Helen dönemi sur duvarını fark ettim. Kuzey tarafında, temel sadece birkaç metreye kadar uzanıyor. Duvar, ortalama bir yarda uzunluğunda kaba yontulmuş bloklardan oluşmaktadır. İki sırası temellerin üzerinde kalmaktadır.
    Bu kalıntıların yanında Büyük taş plakalarla kaplı bir yer altı geçit vardı, burası bir Yunan anıt mezarı olabilir.
    (Marmaris’e ait detay bilgi bundan ibaret, Physkos Marmaris civarında antik yerleşim,
    Beldibi ile Camiavlu arası tepelerde, Marmaris’ten Muğlaya tırmanan yolun sol tarafında kalıyor. Herodot ve Strabo kitaplarında bahseder. MB)



    MARMARİS- MUĞLA YOLCULUĞU
    Marmarice'den Kaptan William Heath Şirketi, "Medusa" eşliğinde bu yolculuğu gerçekleştirdik. (Medusa’nın nasıl bir araç olduğu açıklanmıyor)
    Marmarice'den sabah 9.15'te ayrıldık. Yolumuz neredeyse kuzeye doğru uzanıyordu. Manzara çok güzeldi. Tepenin kenarları çam ağaçları (pitch-pine) ile kaplıdır. Solda iki yüksek tepeyi geçtik, ilki çağrı Guert-Bek (?), ikinci Bel Bashy (Belbaşı).
    10.30'da yüksek bir sırtı geçtik. İnerken alüvyon birikintilerinin oluşturduğu bir vadiye geldik. Burada Dash Han (Taşhan) adında bir Han vardı Helen duvarcılığını fark ettim, kare bloklar gördük.
    (Taşhan bu gün de mevcut, Marmaris-Muğla modern karayolunun üzerinde yaklaşık Marmaris’ten 10 km uzaklıkta, yolcular için yapılmış Han yapılış tarihi bilinmiyor, bazı kaynaklarda yanlış olarak Sarnıç olduğu yazılıdır. MB)
    12.10'da Yelgin (?) denilen yerde eski Altın Sivrisi Kalesi'ni geçtik. (Altınsivri Tepesi Eutenna antik yerleşim yeri (deme) Muğla Marmaris yolunda Karacasöğüt yakınlarında. Sur duvarları, sarnıç kalıntısı kaya mezarlar bulunuyor. Bugün olduğu gibi eskiden de kentler ve köyler vardı, köyler deme olarak bilinirdi.)
    12.30'da Gheli Borla (Gelibolu) deresini geçtik. Doğal kanal yaklaşık 30 yarda genişliğinde ve sığdır. Ancak yağmurlu havalarda dere tüm vadiyi doldurur. Bu geçitte bir köprünün kalıntısı vardır. ( Akçapınar Azmağı üzerindeki yıkık Köprü ?)
    Azçapınar deresi Djova (Gökova) körfezine akar.
    Buradan sonra yol Ovaya inmekte ve Djova’ya (Cova-Akyaka Yeni İskele) devam etmektedir.
    Yazı devam edecektir.
    Yazıya Marmaris’te Arkeolojik Parkta bulunan muhtemelen Physkos’tan gelen yazıtlı kolonlar ve Yol üzerinde Taşhan’ın resmi konacaktır.
    (Muğla Devrim 14.04.2021 yayınlandı)

  6. MEHMET BİLDİRİCİ 15-04-2021

    AKYAKA’DA İLK ARITMA TESİSİNİN YAPILMASI VE ULA KAYMAKAMI NADİ KILINÇARSLAN
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Ben ilk defa Akyaka’yı 1975 yılında gördüm. Tatil için ailecek gittiğimiz Marmaris’ten gelip Akyaka deniz kıyısında piknik yapmıştık. Bu ilk gelişte deniz beni büyülemişti.
    Daha sonra 1977 yılında köy içinde bir arsa aldım. Ben 1985 yılında onu sattıktan sonra üzerine Dedegil Oteli yapıldı. Daha sonra çeşitli isimlerde satıldı ve yeni alanlar yeni isimler verdiler.
    1985 yılında halen içinde oturduğum NERGİS Sokaktaki üç katlı evime sahip oldum.
    Nergis Sokak 1975’li yıllarda yapılaşmaya başlamış, o zaman Belediye olmadığı için yapılar Muğla Bayındırlık Müdürlüğü tarafından yönetiliyor. Projeleri onaylanıyordu. Bugün restoran ve dükkânlarla Akyaka’nın en kalabalık noktası haline gelen ve yaklaşık denize 100 m uzaklıkta bulunan Nergis sokağın en önemli özelliği yeraltı su seviyesinin çok yakın oluşuydu. 60-70 cm altında su vardı. Yapılarda bu göz önüne alınması gerekirken benim meslektaşlarım bunu göz önüne almamış subasman seviyesini çok düşük uygulattırmışlardır. Çok büyük hata işlemişler, bu durum çok önemli evlerin pis su çıkışlarında sorunlar oluşmuştur. Ayrıca alt katlar rutubet ile karşı karşıya kalmıştır.
    Kanalizasyon sorununu sızdırmaz fosseptiklerle çözmeyi amaçlamışlardır. Ama bu mümkün değildir. Zira sızdırmaz fosseptik her gün çok kısa sürede dolmakta, normal fosseptik ise anında yer altı suyu ile dolmaktadır.
    Ben burada bir anımı yer vereceğim. Yıl 1985 orta katı Almanlara kiraya verdik, bu ilk müşterimiz ile sonra uzun yıllar dost olduk. Bahçe kapısının önünde sohbet ediyoruz, yerden ince bir su çıkıyor. Hemen misafirimin farkına varmaması için ayağımı üstüme koydum.. Bizden önceki binayı yapan kişinin yaptırdığı sızdırmaz fosseptik taşıyor.
    İçimden eyvah böyle şey olur mu dedim ama 1985 yapacak bir şey yoktu.
    1986 yılında kıştan Akyaka’ya gittim, çözüm aramaya başladım. Benim evimin arkasına Mehmet Bildirici Sokağa cephe (eski Çağrı) arsayı aldım. Zemin kattaki pis su çıkışlarını 60 cm yükselttim, arka parsele 2 m x 2m boyutunda bir demir tank yaptırdım ve böylece geçici bir çözüme gittim.
    Ama iş bunula bitmiyordu, bahçe girişini yıkıyoruz, su sokağa akıyor, Sokak da akıntı yok, su birikiyor, komşular rahatsız oluyor, hatta sokağa su dökmekten mahkemeye bile verildik, berat ettik.
    Bu yıllarda Ula Kaymakamlığına NADİ KILINÇARLAN atandı, 1986-1989 yıllarında bu görevi sürdürdü. Kaymakam Bey biz Nergis Sokak sakinlerini bir yerde topladı, sizin sorununuza bir çözüm, buna sizlerin de katkısı gerekiyor. Bizlere 6-7 senet imzalattı. Kanalizasyon inşaatı yapıldı. Burada da şöyle bir zorluk vardır. Genelde bu uygulama kuru zeminde yapılır. Döşenen borular yer altı suyu içine döşeniyordu. Boruda delinmekler olunca yer altı suyu dolduruyor ve verimi düşürüyordu. Ama Kaymakam Nadi Kılınçarslan’ın bu başarısı bizi 10 yıl kadar idare etti Bu konuda kendisini hiç unutmuyoruz.
    Yıllar sonra internetten araştırdım hakkında şu bilgilere ulaştım.
    Nadi Kılınçarslan Denizli Acıpayam ilçesinde doğmuş, Yükseköğreniminin ardından Ula Kaymakamı olmuş, bu görevi 1986-1989 yılları arası sürdürmüştür. Ula’da yaptığı en önemli başarısı Akyaka’da Pis su Arıtma Tesisi yaptırmasıdır. Daha sonraki yıllarda Uşak Vali Yardımcısı olarak görmekteyiz. 2013 yılında bu görevden ayrılıp Denizli Belediye Başkanı olmak istemiş, ancak partisi olan C.H.P onu aday göstermemiştir. Bunun üzerine eski görevine dönmüş en son Sinop Vali Yardımcılığı görevini sürdürmüştür.
    Kendisine yaşıyorsa sağlıklı bir ömür diliyorum. Biz Akyakalılar onu unutmadık.
    Yazıma bir resmini ekliyorum
    (Muğla Devrim 09.04.2021 yayınlandı)

  7. MEHMET BİLDİRİCİ 15-04-2021

    SIR CHARLES NEWTON (1816-1894) & KNIDOS VE BODRUM DA
    ARKEOLOJİK KAZILAR
    MEHMET BİLDİRİCİ
    On dokuzuncu yüzyılda Muğla çevresinde çok önemli arkeolojik kazılar ve araştırmalar yapılmıştır. Bunların en başında İngiltere’de British Müzesi mensubu Charles Thomas Newton’un (1816-1894) yaptığı kazı ve araştırmalar gelmektedir.
    Önce Charles Newton’un hayat hikâyesini inceleyelim.
    Newton 1816 yılında İngiltere’de doğmuştur. Eğitimini İngiltere’de yapmış, 1937 yılında mezun olmuştur.
    24 yaşında 1840-1852 yılları arasında Osmanlı Devletinde Midilli (Lesvos) Adasında Konsolos Yardımcısı, olarak göreve başlamış, 1852-1855 arası Ege Calymnos adasında kazılar, yazıt okumaları yapmış, daha sonra Rodos Adasında konsolosluk görevini üstlenmiş. Bütün bu yıllar British Müzesi’ne eserler göndermiş zenginleştirmiştir.
    1856-1857 yıllarında Anadolu antik kentlerinden Cnidos ve Halicarnassos’ta (Bodrum) kazılar yaptı. İlkçağın yedi harikası kabul edilen Bodrum’daki MOUSOLOS anıtının yerini ve kazarak temellerini ortaya çıkardı. Bu Newton’un en büyük başarısıdır. Mousolos anıtının taşları daha sonra Bodrum Kalesi’nin yapımında Avrupalı Şövalyeler tarafından kullanılmış, geriye kalanları yaklaşık 11 yüzyılda depremle yerle bir olmuş, 19 yüzyılda yeri kaybolmuştur.
    Ayrıca Knidos kentinde de önemli kazılar yapmıştır. Kazdığı eseri eseri British Museum’a göndermiştir. Newton 1860 yılında Roma’ya konsolos olarak atanmış daha sonra British Müze’den çağrılmış, Grek ve Latin eserlerinin koruyucusu olarak görevlendirilmiştir.
    1880-1888 yılları arasında Arkeoloji Profesörü olarak üniversite de ders vermiş. 1894 yılında İngiltere’de ölmüştür.
    Arkeoloji konusunda pek çok eseri vardır. Bunlardan en önemlisi 2 cilt olarak
    “A HISTORY OF DISCOVERIES, HALICARNASSUS, CNIDUS, AND BRANDCHIDE”
    “Halikarnassus, (Bodrum), Cnidus (Datça), Brandchide (Didima) da Yapılan Keşiflerin Tarihi”
    Kitap 1863 tarihinde Londra’da basılmış, 158 yıllık antika bir kitap. Yaklaşık 400 sayfa
    Oğlum Prof. Dr. Öztuğ Bildirici sayesine ikinci cildi İnternet üzerinden indirilmiş ve Konya’da tıpkıbasım olarak hazırlanmış ve bana gönderilmiştir. Kendisine teşekkür ediyorum. Kitap akıcı bir İngilizce ile yazılmış, rahat anlıyorum, Bu kitapta sadece Arkeoloji bilgileri bulunmamakta bunların yanında Marmaris, Muğla, Djova (Gökova), Lagina Hecate tapınağı hakkında o günün coğrafyası anlatılmaktadır. Daha sonraki yazılarımda bunlardan bahsedeceğim.
    Charles Newton bence Arkeolojiye büyük hizmet etmiş biridir. Ancak hakkında büyük suçlamalar da bulunmaktadır. Hırsız, kaçakçı, Türkiye’den eserleri kazıp dışarı götürmüş.
    Bu konuda doğruya ulaşabilmek için olayı serinkanlılıkla düşünmeliyiz. Newton bir İngiliz vatandaşıdır. Sir ve Profesör unvanına sahiptir Osmanlı ülkesinde İngiltere’nin Konsolos ve Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Sıradan biri değildir. Götürdüğü eserler satılmamış, müzeye konulmuştur
    Osmanlı yöneticileri ile anlaşma yapmadan bu kazılar yapılabilir mi? 1856 yılında içinde 200 tayfası olan büyük bir İngiliz Gemisi ile Cnidus Limanına yanaşmış, ayrıca yerel halkı da (yaklaşık 100 kişi) yanında çalıştırmıştır. O tarihlerde Osmanlı tahtında Abdülmecit bulunuyordu. Osmanlı Monarji ile yönetiliyordu. Padişahtan habersiz kuş uçar mı?. Devletin izni ile bu araştırma ve kazılar yapılmıştır. Bu kazıları yapan adam Osmanlı toprağında Konsolos, arkeolog, bilim adamı
    Gönül arzu ederdi ki o tarihlerde yeterli okullar olsa kazılar Türk arkeologlar tarafından yapılsa, Devlet Müzelerine konulsaydı.
    Ama o tarihlerde bunlar eski eser sayılmıyordu, koruma altında değildi. Yaklaşık 30-40 yıl sonra Büyük Türk Müzecisi OSMAN HAMDİ tarafından Âsarı Atika (Eski eser) kanunu çıktı. Ve Türkiye’de ilk Müze İstanbul’da faaliyete geçti.
    Anlatılanlara göre Cnidus’ta Newton’un kazıda bulduğu aslan iki tane imiş, biri yükleme sırasında denize düşmüş, diğeri British Museum’da. Götürülmese o da burada kaybolacaktı.
    Bir koruma yasası yoktu, bir köylü veya muhtar antik kentten en güzel tanrıça heykelini köyüne götürür, yakar kireç elde edermiş, basit kerpiç evine badana yaparmış, Tanrıça yanarken gülermiş!!!!!
    Paris Louvre, Berlin Pergamon, Vatikan, Saint Petesburg müzelerini gezebildim. Bu müzeler gördüğüm Anadolu’dan getirilmiş olağan üstü eserleri gezerken buruk bir sevinçle karşıladım, iyi ki götürülmüş veya kaçırılmış, ama kaybolmamış.
    Yazıma üç resim ekleyeceğim. Portresi Kitabının kapağı, Cnidus aslanı ile
    (Muğla Devrim 06.04.2021 yayınlandı)

  8. MEHMET BİLDİRİCİ 15-04-2021

    ATATÜRK TÜRKİYESİNE TÜRKİYE’YE SIĞINAN VE ÜNİVERSİTEYİ TEMELDEN KURAN ALMAN VE ALMAN YAHUDİ ASILLI BİLİM ADAMLARI –IV-son
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk “Hayatta En Hakiki Mürşit (yol gösteren) ilimdir (science) demiş ve bilimi en öne almıştır. Medreselerin bu işlevi yerine getiremeyeceğini anlamış, Üniversite kurulmasını önemsemiştir. 1933 yılında Türkiye’de sadece bir üniversite vardır. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ. Ancak yeterli bilim adamları yoktur.
    Nazilerin iktidar olması Alman ırkı dışındaki bilim adamlarını işten çıkarmış, bu ise Atatürk Türkiye’si için yeni imkânlar doğurmuştur.
    Bu son bölümde diğer bilim adamlarının kısa hayat hikâyelerine devam edilecektir.
    LEO BRAUNER (Viyana 1896- 1974)
    Botanik konusunda uzman, 1933 Almanya’dan kovulmuş, Türkiye’ye sığınmıştır. Türkiye’de botanik konusunda büyük hizmetleri bulunmaktadır.

    ERNST REUTER
    Alman politikacı, Hitler iktidar olmadan Margburg Belediye Başkanıydı. Türkiye’ye sığındı, 1939-1945 yılları arası Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinde “Şehircilik dersleri verdi. Daha sonra Almanya’ya döndü, Berlin Belediye Başkanı oldu.

    Şimdi de benim mezun olduğum Yüksek Mühendislik Mektebi, Bu günün ( İTÜ) hocalık yapanları gözden geçirelim. Bunlar genelde Mimarlar, İnşaat Mühendisi daha azdır. Şunu anlıyorum, Türkiye’de büyük eserler veren Mimarlar vardı, diplomalı değildi ama çok önemli eserleri vücuda getirdiler. Bir örnek olarak Konya Lisesi binasının Mimarı Muzaffer Bey’i örnek verebilirim.
    Ama şunu kabul etmek gerekir ki en büyük boşluk tıp alanında idi. Burada gerçekleştirilen başarılar olağan üstüdür. Türk toplumunda bugün bile az da olsa hala okuma üfleme ve tekke ziyaretleri ile iyileşeceğine inanan insanlar görülebilmektedir.
    İşte bu mimar ve mühendisler şunlardır.

    RUDOLF BELLING Berlin 1886- Münih 1972)
    Berlin'de doğdu, Berlin'de çağdaş mimarlarla iş birliği yapıp onlara heykeller yaptı, Nazilerin iktidara gelmesi ile 1933 yılında Almanya'yı terk etmek zorunda bırakıldı. Türkiye'den gelen çağrıyı kabul etti. 1937 yılından 1954 yılına kadar Güzel Sanatlar Akademisi heykel bölümünü yeniden düzenlemek ve yönetmekle görevlendirildi.
    Aynı zamanda 1950-1966 yılları arasında İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde ders verdi. 1966 yılında Türkiye'den ayrıldı ve Almanya'ya geri döndü. Münih'te öldü. Maçka Taşlık parkındaki İnönü anıtı onun eserdir. Dünya çapında tanınmış heykelci idi.

    GUSTAV OELSNER (Polonya 1879- 1956)
    Mimar Şehir Planlamacı, 1937-1939 yıllarında Yüksek Mühendis mektebinde (İTÜ)
    Hocalık yaptı

    HANS HORNİNGER ( Ölümü 2003)
    Avusturyalıdır. Sadece 1933 Hitler zulmünden gelenler olmadı. Atatürk tarafından yol açılmıştı. Horninger İTÜ ilk Rektörü Tevfik Taylan’ın arkadaşıydı, onun daveti ile geldi 1948-1964 yılları arası görev yaptı
    İTÜ İnşaat ve Makine Fakültelerinde 1948 yılında "Tasarı Geometri ve Teknik Resim" Kürsüsü açıldı ve kürsü başkanlığına Hans Horninger atandı. Önce Almanca anlattığı dersleri, Asaf Günhan tarafından tercüme edildi. Daha sonraları dersleri Türkçe anlattı. Tasarı geometri konusunda Türkçe ders kitabı bulunuyor. 2003 yılında Avusturya Linz kentinde öldü.
    Ben İTÜ de öğrenci iken derslerimize geldi ve dersleri Türkçe anlatıyordu.
    Geniş bilgi www.mehmetbildirici.com Türkçe Web 2015 de bulunmaktadır.

    Clemens SCHLAMAHER
    İTÜ İnşaat Fakültesinde Hidrolik derslerimize geldi. Dersleri Almanca anlatıyor, asistan Türkçeye çeviriyordu. Çok uzun boylu idi. Hakkında daha fazla bilgiye maalesef ulaşamadım

    Atatürk Türkiye’sinde sadece Hitler zulmünden kaçanlara kucak açılmadı. Öbür taraftan Rusya’da rejim değişmiş oradan da gelenler olmuştur. Ayrıca Türk ülkelerinden gelen aydın sığınmacılar da vardır. Bunlara da bir örnek verilecektir

    ZEKİ VELİDİ TOGAN (Rusya 1890-İstanbul 1970)
    Türk Başkurt kökenli, Başkurdistan’ın bağımsızlık önderi, kaybedince 1925 Türkiye’ye geldi. Türk Tarihçisi Türkolog olarak Üniversite öncesi İstanbul Darülfünun da hocalık yaptı, Türk Tarihi konusunda pek çok eseri vardır.

    Son olarak bu olağan üstü etkinlikleri başlatan ve çok kısa bir süre Milli Eğitim Bakanlığı görevinde bulunan Reşit Galip
    REŞİT GALİP (Rodos 1893- Ankara 1934)
    İstanbul Tıbbiye 1911 mezunu, Doktor, 1932-1933 yılları arası kısa süre Milli Eğitim Bakanıdır. Milliyetçi görüşlere sahiptir. Andımız onun zamanda yazılmıştır.
    Bilime hizmet eden Türk, Alman Yahudi Avusturyalı bilim adamları ve onlara destek veren Türk siyaset adamlarının hizmetlerini saygı ile anıyorum. Işıklar içinde uyumalarını diliyorum.
    Yazıma Reşit Galip’in Atatürk ile bir fotoğrafı ve Zeki Velidi Togan resmi eklenmiştir
    (Muğla Devrim 02.04.2021 yayınlandı)

  9. MEHMET BİLDİRİCİ 31-03-2021

    ATATÜRK TÜRKİYESİNE TÜRKİYE’YE SIĞINAN VE ÜNİVERSİTEYİ TEMELDEN KURAN ALMAN VE ALMAN YAHUDİ ASILLI BİLİM ADAMLARI -III
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk “Hayatta En Hakiki Mürşit (yol gösteren) ilimdir (science) demiş ve bilimi en öne almıştır. Medreselerin bu işlevi yerine getiremeyeceğini anlamış, Üniversite kurulmasını önemsemiştir. Nazilerin iktidar olması Alman ırkı dışındaki bilim adamlarını işten çıkarmış, bu ise Atatürk Türkiye’si için yeni imkânlar doğurmuştur.
    Bu bölümde diğer bilim adamlarının kısa hayat hikâyelerine devam edilecektir.
    BRUNO TAUT (1880-İstanbul1938)
    Almanya doğumlu ve Yahudi Kökenlidir. Hitler’in iktidar olması ile ülkesini terk etmiş ve 1936 yılında Türkiye’ye sığınmıştır. Tanınmış Mimar. Ankara Dil Tarih-Coğrafya Fakülte Binası ve pek çok eserin mimarıdır. Güzel Sanatlar Akademisi’nde hocalık yapmıştır. Çok kısa sürede Atatürk’ün katafalkını projelendirmiştir.
    İstanbul’da ölmüş, Edirnekapı Mezarlığına gömülen ilk Hıristiyan’dır.

    CURT COSWİG (Almanya1903-İstanbul1982)
    Yahudi oluşundan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır. 1937-1955 yılları arası hizmet etmiştir. Türkiye’de Zooloji (Hayvan Bilimi) biliminin babası kabul edilmektedir. Türkiye’de Zooloji bilimini kuran kişidir. İstanbul’da ölmüş ve Biyoloji Uzmanı olan eşi Leonore Coswig’in yanına Boğaz’da Aşiyan Mezarlığına gömülmüştür.
    Curt Coswig ile benimde anılarım vardır. Kendisini görmüş değilim, Konya Lisesi’nde Biyoloji öğretmenim Fehime Birekul’un en sevdiği hocası, Fehime Hanım en sevdiği öğrencilerinden biridir. Fehime Hanım Lise yıllarına Coswig’in üniversite de okutulan kitabından bizlere ders anlatırdı. Ben de onun ismini o yıllarda duymuştum. Coswig’in önce eşi Leonore İstanbul’da öldü, Aşiyan mezarlığına öldü, daha sonra kendisi de eşinin yanında toprağa verildi. Coswig ölümü halinde cenazesine katılacaklarının bir liste yapmıştı. Bunlar arasında öğrencisi Fehime Birekul da varmış. Curt Coswig’in öğrencisi Fehime’ye Israil’den gönderdiği bir kartpostalı arşivimde gururla saklamaktayım.

    FRITZ BAADE (1893-1974)
    Alman Siyaset adamı, 1949-1965 arası sosyal Demokrat Parti Milletvekili, Yahudi kökenli, 1944 yılında Türkiye’ye sığındı ve Kırşehir’de kalmak zorunda kaldı, orada onyx taşını işletmesini öğretti, Kırşehir için çok yararlı oldu.

    HUGO BRAUN (Prag1881-1963)
    Çek asıllı, Mikrobiyoloji uzmanı Yahudi olmasından Türkiye’ye sığındı 1933-1949 yılları arasında bu konuda büyük hizmetleri geçti.

    PHILIPP SCHWARTZ (Macaristan 1894-1977)
    1933 yılında Hitler iktidar olunca, 1933 yılında İsviçre’ye iltica etti, Yahudi kökenli ve orada Almanya’dan ayrılan Bilim adamlarına öncülük etti ve bir dernek kurdu. Türkiye ile ilk iletişim kuran ve arkadaşlarını Türkiye’ye gelmesini sağlayan o zamanki bakan Reşit Galip ile görüşen odur. 1933-1952 yılları arasında tıp konusunda büyük hizmetleri oldu, 1952 yılında Türk vatandaşı oldu. Mustafa Kemal Atatürk ile yakınlığı olan bir bilim adamıydı. Tıp konusunda hizmet verdi.

    CLEMENS EMİN BOSCH (1899-İstanbul 1955)
    Eski çağ Nümismatik (madeni para) uzmanı, Bilim adamları arasında tek İslam dinini kabul eden ve EMİN ismini alan bilim adamı. 1955 İstanbul’da öldü.

    HANS GUSTAV GUTERBOCK (1908-2000)
    1936-1948 yılları arasında Türkiye’de bulundu. Yahudi asıllı, Ankara Dil tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Hititoloji konusunda görev yaptı. Hitit Başkenti Çorum’da Hattusas’da kazılarda bulundu. Anadolu’da Hitit Uygarlığı konusunda pek çok eseri vardır. Önce İsveç’e daha sonra Amerika’ya göç etti.

    BENNO LANSBERGER (1890-1968)
    Çekoslovakya doğumlu Yahudi bilim adamı, Eski çağ dilleri olan Sümerce, Asurca uzmanı, Ankara Dil Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin kuruluşunda büyük emekleri vardır. 1933-1948 yılları arasında Türkiye’de kaldı. Sedat Alp ve M. İlmiye Çığ yetiştirdiği öğrencilerinden bazılarıdır. Daha sonra Amerika’ya göç etmiştir.

    O yıllarda yeni yeni Türk bilim kadınları da yetişmektedir. Ancak Almanya’dan Türkiye’ye sığınanlar arasında bilim kadınları da vardır. İşte bunlar;

    ROSA MARIA RÖSSIER (Viyana 1901-İstanbul 1954)
    Bilim kadınlar arasında en önde gelenidir. Türkiye’ye önce 1934 yılında geldi Daha sonra Avusturya’nın Almanya’ya bağlanması üzerine Türkiye’ye sığındı. Pataloji uzmanıydı. Erich Frank ve Philipp Schwartz ile birlikte çalıştı, onlara yardımcı oldu. Genç yaşında İstanbul’da öldü.
    MARIANNE LOQUEUR (1918- 2006)
    Bilim kadını, Bilgisayar bilimleri konusunda çalışmaları oldu

    Bruno Taut ilk köprünün Avrupa yakası çıkışındaki evi ile Philip Schwarz’ın fotoğrafı eklenmiştir.
    Devamı var.

    (Muğla Devrim 31.03.2021 yayınlandı)

  10. MEHMET BİLDİRİCİ 31-03-2021

    ATATÜRK TÜRKİYESİNE TÜRKİYE’YE SIĞINAN VE ÜNİVERSİTEYİ TEMELDEN KURAN ALMAN VE ALMAN YAHUDİ ASILLI BİLİM ADAMLARI -II
    MEHMET BİLDİRİCİ
    Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk “Hayatta En Hakiki Mürşit (yol gösteren) ilimdir (science) demiş ve bilimi en öne almıştır. Medreselerin bu işlevi yerine getiremeyeceğini anlamış, Üniversite kurulmasını önemsemiştir. 1933 yılında Türkiye’de sadece bir üniversite vardır. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ. Ancak yeterli bilim adamları yoktur.
    Nazilerin iktidar olması Alman ırkı dışındaki bilim adamlarını işten çıkarmış, bu ise Atatürk Türkiye’si için imkânlar doğurmuştur.
    Bu yazımda kaldığımız yerden bu bilim adamlarını tanımaya devam edeceğiz.

    FRIEDRICH DESSAUER (Almanya 1881- Frankfurt 1963)
    Yahudi kökenli Katolik, Hitler iktidara gelişi ile Türkiye’ye sığındı. 1933-1937 yılları arası Fizik konusunda, Fizik Tedavi konusunda hizmet etti. 1937 yılında İsviçre’ye döndü ve Almanya’da hayatını kaybetti.

    RUDOLF NISSEN (Polonya1896-İsviçre 1981)
    Tanınmış Doktor, Operatör, Yahudi kökenli. Türkiye’de ücretsiz tedaviler uyguladı. Albert Einestein’ın ameliyatını gerçekleştirdi.

    ERICH FRANK (Berlin 1864-İstanbul 1957)
    Çok ünlü Doktor, İstanbul dışından tedavi için gelirlerdi. 1933-1957 arası Türkiye’de kaldı. İstanbul’da öldü. Almanya’dan ödül verilip çağrılmasına karşı İstanbul’u terk etmedi. Mezarı İstanbul’da Mezar taşı Türkçe ve Tıp dünyası tarafından gerçekleşti. Devlet töreni ile toprağa verildi.

    FRITZ ARNT
    Kimya Konusunda uzman, Türkiye Enstitüsü’nün başına getirildi, bu sektördeki çözelti ve maddelerin ismini Türkçeye kazandırdı. 1935-1955 yılları arasında hizmet verdi. Daha önce 1915-1918 arasında da İstanbul’daydı.

    RİCHARD VON MISSES (Ukrayna 1883-Newyok 1953)
    Bilim adamı, Akışkanlar Mekaniği, Aerodinamik, Havacılık konularında hizmet etti. Ağabey de tanınmış bir bilim adamıdır. Türkiye’de 1933-1938 yıllarında bulundu.


    VON HİPPEL
    Tıp Doktoru, Önemli bir Böbrek hastalığı Von Hippel Lindau (VHL) onun adını taşımaktadır. Tıp konusunda hizmet etti.

    ERWIN FINLAY FROUDLICH (1885-1964)
    Eşi ve anneannesi Yahudi, 1933-1937 tarihlerinde Türkiye’de oldu. Astronom, Gök Bilimci, Albert Einestein ile mektuplaşmıştır. Öğrenimini Türkiye’de yapan ilk okumuş kadınlardan biri olan Ermeni asıllı Paris Pişmiş onun öğrencisidir.

    GERHARD KESSLER (1883-1963)
    Ekonomist ve Politikacı, bir papazın oğlu, Hitler karşıtı bir politikacı, 1933 işine son verildi, bir süre Almanya’da kaçak olarak yaşadı, arkadaşı ve meslektaşı Neumark’ın yardımı ile Türkiye’ye sığındı. Türk hükümeti ağırlığı ile bu kaçak adamı Türkiye’ye getirdi. 1933-1951yılları arası 18 yıl hizmet etti. Almanya’ya döndü. Anılarını yazdı.

    ALFRED KANTOROVİÇ
    Hitler döneminde Yahudi olduğu için Almanya’da toplama kampındaydı. Dünyanın en önde gelen Diş Hekimlerinden biriydi. Kampta ölümü bekliyordu. Atatürk en önde gelen diş hekimini, Alfred Kantorovic’i istedi. Aracı olan ve Atatürk ile iyi ilişkileri olan Phlipp Schwartz mümkün olmadığını kendisinin toplama kampında olduğunu söyledi. Diplomasi yolu ile onu Toplama kampından kurtarıp Türkiye’ye getirtti. Bu çok büyük bir olaydır. Türkiye’de Diş Hekimliğinin temellerini attı.
    İran Şahı dişlerinden rahatsızdı, Atatürk ile haberleşmesinde Türkiye’ye gel dünyanın en iyi diş Hekimi bizde dedi. Şah bir yarı resmi ziyaretle Türkiye’ye geldi, Dişlerini yaptırdı, Memnun döndü.
    Bugün hala çok çok az da olsa Hitler’i savunanlara rastlarız. Elindeki çok değerli bilim adamlarını Alman kökenli olmadıkları için hapse attıran adam, diğer tarafta bilime değer veren onun toplama kampındaki bir bilim adamını dahi kurtaran büyük önder ATATÜRK. Bu farkı çok iyi anlamalıyız. Nitekim Dünyaya gelmiş nadir Bilim Adamı ALBERT EINESTEIN’IN kitapları Almanya’da yakıldı ve kaçabildi, kaçamasa sonu ölümdü.

    JOSEPH LGERSCHEİMER (1879-1965)
    Göz hastalıkları uzmanı, Yahudi asıllı, 1933-1939 yılları arası, Türkiye’de kaldı, Göz hastalıkları konusunda çok önemli hizmetleri oldu.

    ERNST HIRSCH (1902-1985)
    Yahudi kökenli, Hukuk alanında uzman, 1933-1953 yılları arasında Türkiye’de görev yaptı.
    Türkiye’ye sığınan bilim adamları arasında en genci idi. Sığındığında sadece 31 yaşında idi.
    Yazıya Erich Frank’ın İstanbul’daki mezar anıtı eklenmiştir. Devam edecek
    NUR İÇİNDE YAT
    ERICH FRANK 1864-1957
    TÜRK TIBBININ MİNNET VE ŞÜKRANLARIYLA

    (Muğla Devrim 30.03.2021 yayınlandı)

Toplam 283 yorum bulundu. 1-10 arası listeniyor.